Yûnus ibn Ya’kûb el-Cufî, mevlâmız İmâm Ca’fer es-Sâdık ‘aleyhi’s-selâma şöyle arz etti: “Sizi ve velâyetinizi tanımak, benim için dünyâdan ve içindeki her şey’den daha değerli bir nîmettir. Allâhu Teâlâ bizlere, sizin velâyetinizi tanıtmakla üzerimize büyük bir minnet bırakıp lütuf etmiştir.”
Yûnus şöyle devâm etti: “Ben böyle söyleyince İmâm ‘aleyhi’s-selâmın çehresinde gazâbın emârelerini gördüm.
İmâm es-Sâdık ‘aleyhi’s-selâm şöyle buyurdu: “Ey Yûnus! Bizim sevgimizi yersiz bir şey’le mukâyese ettin. Dünyâ ve içindeki şey’ nedir ki? Karnını doyurmak ve edeb yerini örtmekten ibârettir. Oysa ki bizim muhabbetimiz ebedî hayâttır.”
Eğribozlu (Εύβοια) da bu şu’ûrla dünyâyı terk etmiş ve kendisinin deyimiyle gurbet elde bî-kes kalmıştır. Âl-i ‘Abâ ‘aleyhimu’s-selâm, kendisinin yegâne yâri ve Onlara duyduğu muhabbet te yegâne azığı olmuştur:
Bugün abdâl olub terk-i sivâyım
Müdâm derd ü belâya mübtelâyım
İrişdüm kenz-i ‘aşka pâdişâyım
Beni sen sanma zâhid gedâyım
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Muhammed ümmetiyim hamdü’lillâh
Ana kul olmuşum cân ile vallâh
Ana kul olmayanlar oldı gümrâh
Okurum dilde virdim “kul hüvallâh”
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Severim cân u dilden Murtazâ’yı
Velâyet ma‘deni cûd u sehâyı
Ben andan gayra kılmam ilticâyı
Anı bilen bilür esrâr-ı “bâ”yı
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Hasan Hulk-i Rızâ bedrü’d-dücâdur
İmânun nûrıdur kalbe ziyâdur
Hakîkat ehline çün reh-nümâdur
Ana cân virmeyen Hak’dan cüdâdur
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Hüseyn-i Kerbelâ’dur nûr-ı Sübhân
Kamu dertlilerün derdine dermân
Sana vasf ideyim ol Şâh’ı ey cân
Degül mi necd-i pâk-i Şâh-ı Merdân
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
İmâm-ı Âbidîn şâh-ı cihândur
Nazîri dirseler geldi yalândur
Anunçün kıble-gâh-ı ‘âşikândur
Mekânı şüphesiz bâğ-ı cinândur
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
İmâm-ı Bâkır kim nesli ‘Alî’dür
Erenler serveri gerçek velîdür
Kamu ‘âlem ânun kemter kulıdur
Bunı inkâr iden bil ki delîdür
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Dilersen mezheb-i Hak Ca’ferî ol
Yolında cân fedâ kıl Hayderî ol
Yüzün sür yirlere hâk-i deri ol
Sen anı sevmeyenlerden berî ol
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
İmâm-ı Kazım bizim sultânımuzdur
Yolında cân u baş kurbânımuzdur
Âşıklar bülbüli gülşânımuzdur
Cihânda bir katre ol ‘ummânımuzdur
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Rızâ’dur menba’-ı ‘ilm-i İlâhî
Hakîkat ehlinün peşt ü penâhı
Meveddet âlemünün pâdişâhı
Degül mi ehl-i ‘aşkun rast-râhı
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Muhammed Takî’dür yâr-ı cânım
Anun çün vasfını söyler zebânım
Menem bülbül çün oldur gülistânım
Çıkubdur göklere zâr u figânım
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Nakî’dür muktedâsı dü cihânun
O’dur hem rehberi rah-ı Hüdâ’nun
Degül mi necd-i pâk Murtazâ’nun
Bu yolda ey gönül vir bâş u cânun
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Hasan’ül-‘Askerî’nün ‘askeriyim
Yolında cân fedâ hâk-i derîyim
Ben anı sevmeyenlerden berîyim
Yezîd’e la‘netün ser-defterîyim
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Muhammed Mehdi-yi sâhib-livâdur
Vücûdı ser-te-ser nûr-ı Hüdâ’dur
Ne denlü vasfını itsem sezâdur
Kapusında nice şâhlar gedâdur
Ne şâhım, ne vazîrim, ne ağâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Bulardur mihteri halk-ı cihânun
Bulardur bihteri kevn ü mekânun
Bulardur rehberi râh-ı Hüdâ’nun
Bulara Sırrî virgil bâş u cânun
Ne şâhım, ne vezîrim, ne gedâyım
Muhibb-i bende-yi Âl-i ‘Abâyım
Eğribozlu Mehmed Emîn Sırrî (d. 1795)
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyü’l-Azîm ve sallallâhu âlâ Muhammedîn ve Âlihi’t-tâhirîn.
Kaynak: İbn Şa’be el-Harrânî, Tuhef’ul Ukûl ‘an Âli’r-Rasûl, s. 379-380 (1984, Kum)
Müseddes: Dîvân-ı Sırrî, 24. Musammat (Neşreden: Sıddık Cansever)
Nakış: Hâtemü’l-enbiyâ Muhammed Mustafâ, İmâm ‘Alî ibn Ebû Tâlib, İmâm Hasan ibn ‘Alî ve İmâm Hüseyin ibn ‘Alî ashâbıyle birlikte, Kaçarlar ekolü, XIX. ‘asr (özel koleksiyon)

