13 NİSAN 1920 – 1. Düzce Ayaklanması başladı.
Birinci Düzce – Bolu – Hendek İsyanı (13 Nisan – 31 Mayıs 1920)
Millî Mücadele döneminde isyanların bir kısmı özellikle İstanbul – Ankara istikameti üzerinde meydana gelmiştir. Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi ve Ankara’da bir güç unsuru olarak ortaya çıkması özellikle İstanbul Hükümeti ve İngilizler’i son derece rahatsız etmiştir. Bu sebeple İstanbul Hükümeti ve İngilizler tarafından desteklenen isyanlar Düzce, Adapazarı, Hendek, Bolu gibi İstanbul – Ankara güzergâhı üzerinde yoğunlaşmıştır. Hem İstanbul hem de Ankara yönetimi bu bölge üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesi vermişlerdir.
Düzce’de 1919 yılının son aylarında bir asayişsizlik problemi göze çarpmaktaydı. Sürgün cezasına çarptırılan 4 suçlunun yolda kaçırılması, Düzce’deki yargıcın ve bölük komutanının eşkıyalar tarafından öldürülmesi Düzce’deki güvensizlik ortamının belirtileridir. Düzce’de Mahmut Nedim Bey’in komutası altında kurulan birlik bu probleme bir nebze çare oldu. Ancak Mahmut Nedim Bey’in hem Ankara hem İstanbul ile iyi geçinmeye çalışması ve özellikle İstanbul’dan gelen gazetelerin Düzce’de yayılma alanı bulması, zaten padişaha eğilimli halkı iyice İstanbul’a meylediyordu. Düzce ve civarında gelişen bu isyanlar meclisin açıldığı günlere de tesadüf etmişti. Ali Fuat Paşa’ya göre Hendek ve Düzce isyanları milli egemenliğe karşı olan ayaklanmalar içinde en önemlisidir. Düzce, işte bu şartlar altında Millî Mücadele döneminde önemli ve etkili sayılan bir ayaklanma hareketine ev sahipliği yapmıştır.
Düzce’de Ömerefendi adlı köyde toplanan isyancılar Süvari Yüzbaşı Avni’yi bulundukları bölgeye çağırdılar ancak Yüzbaşı gitmeyince isyancılar karargâhı basarak müfreze komutanını esir aldılar. Sayıları artan isyancılar Düzce’ye girip, idari ve askeri binalara hâkim oldular ve bu görevleri kendi üzerlerine aldılar. Bu avantajlarını kullanarak Bolu Mutasarrıfını Düzce’ye çağırarak, halka telkinlerde bulunması isteğinde bulundular. Mutasarrıfın Düzce’ye gelmesi üzerine onu aldatmak suretiyle Bolu mutasarrıfını da ele geçirdiler. 14 Nisan 1920’de Beypazarı’nda da bir ayaklanma baş gösterdi. İsyancılar, Ankara’yı tanımayacaklarını ve Padişah’a sadık olduklarını ve “Halk ve Padişah nerede ise, biz de oradayız.” diyerek cephanelikleri yağmalayıp ilçede yönetimi ele geçirdiler. 18 Nisan’da Bolu, 20 Nisan’da Gerede isyancılar tarafından ele geçirildi. Mustafa Kemal de 18-19 Nisan’da bu olaylar ile ilgili şu yorumu yapmıştır:
“Düşmanlarımızın memleketimizde iç savaş çıkarma girişimi, başarıya ulaşmak üzeredir. Anzavur, Düzce olayları, İstanbul’un ve İngilizlerin pek ciddi ve kapsamlı bir biçimde bu işe sarıldıklarını göstermekte ve İzmit ve Adapazarı yönlerinde de el altından önemli girişimlerde bulundukları anlaşılmaktadır, İstanbul’a yakın Türk ve Çerkez bölgeleri teşvik ve aldatmaya pek elverişlidir. Bu akımın önüne geçilmezse, bu fenalığın Sivas Çerkez bölgesine bulaşmasını da düşünmek gerekir. İngilizler, Hilafet makamının gücünü de pek etkin bir biçimde kullanmakta ve paraca önemli özverilerde bulunmaktadırlar.”
Mustafa Kemal, meclisteki konuşmasında da Düzceli Safer Bey, Vehap Bey, Kamil Bey ve Rifat Bey isimli kişilerin isyan ettiğini ancak bu kişilerin İstanbul’dan para alarak harekete geçtiklerini ifade etmiştir.
Düzce ve Bolu’da olan biten karşısında Ankara yönetimi, Bolu’daki dağ geçitlerini tutmak, Geyve’den, Adapazarı’ndan, İstanbul’dan, Kastamonu, Aydın ve Çorum’dan isyan mahalline asker sevk etmek yoluna başvurdu. Ayrıca Çerkes Ethem’e de bu bölgeye intikal etmesi emredildi. Neticede Salihli ve Balıkesir Kuva-yı Milliye’sinin oluşturduğu Çerkes Ethem ve müfrezesi, iki tabur düzenli ordu birliğinden müteşekkil Binbaşı Nazım Bey müfrezesi, iki tabur piyadeden müteşekkil Yarbay Arif müfrezesi, üç yüz kişiden müteşekkil Binbaşı Çolak İbrahim müfrezesi isyan mıntıkasına gönderilmişlerdir. Bu kararlarda bir görüş ayrılığı yaşanmıştır. Zira Ali Fuat Paşa, ordu birliklerinin isyanlar karşısında kullanılmamasını, onun yerine milli müfrezelerin bu isyan hareketlerini bastırma hususunda görev yapması fikrini savunmuştur. İsmet Bey ise düzenli birliklerin kullanılması fikrini savunmuştur.
Askeri birliklerin sevk edilmesine ilaveten Hüsrev (Gerede) Bey’in başkanlığında bir nasihat heyeti de bölgeye gönderildi. İsyancılar tarafından tutsak edilen Hüsrev Bey, anılarında isyancıların kendilerine olan davranışlarını aktarmaktadır. Öyle ki isyancılar ile karşılaştıklarında Hüsrev Bey, hiçbir şey yapmamasına rağmen onu taş yağmuruna tutmuşlar ve yaralandığı için tedavi edilmesine izin vermemişlerdir. Yolda bir süre mola verildiğinde “Bu kâfirlere su vermeyin.” şeklinde ifadeler kullanan isyancıların milli harekete nasıl baktıkları net bir şekilde görülebilir. Hüsrev Bey ve heyetinin esir tutulduğu hapishane önünde her gün milli kuvvetlerin mağlup olması adına dua edilmesi de ilginçtir. Ayrıca, Hüsrev Bey heyetinden başka Adapazarı’ndan da Sait ve Kazım Beylerden oluşan bir nasihat kurulu isyan bölgesine gönderilmişti. Sait ve Kazım Bey isyancılar tarafından öldürülmüşlerdir. Bu olaylar durumun vahametini göstermekteydi.
Artık isyana nihayet vermek için Yarbay Mahmut, Mustafa Kemal’in emriyle bölgeye gelmişti. Bir aldatmaca neticesinde barış yapmak istiyormuş gibi görünen isyancılara inanan Yarbay Mahmut, kan dökülmesini de istemediği için onlarla uzlaşmaya çalıştı. Ancak isyancılar bu hareketleriyle erlerin silah ve cephanelerine el koydular ve Yarbay Mahmut da şehit edildi. Bu ayaklanmalar devam ederken demiryolu hattı üzerinde bulunan ve “Anadolu’nun kapısı” sayılan Geyve civarında hâkimiyet kurmak mühim bir mesele oldu. Çünkü Geyve kaybedilseydi isyanın Bilecik ve Eskişehir’e sıçrama ihtimali doğacaktı. İsyanı bastırmak adına Binbaşı Çolak İbrahim 19 Nisan’da Geyve’ye geldi. Taraklı’da isyancıları mağlup etti. Oradan Mudurnu’ya geçti ve burada kuvvetinin sayısını artırdı. Mudurnu’da isyancılar karşısında zor duruma düşmesine rağmen destek kuvvetlerin gelmesi sayesinde bir kez daha isyancıları mağlup etti. Çolak İbrahim, Mudurnu’dan hareket ederek 28 Mayıs’ta Düzce’ye ulaştı.
Bu sıralarda Beypazarı’nda isyan devam etmekteydi. 25 Nisan’da Yarbay Arif, Beypazarı’nı isyancılardan kurtardı. 1 gün sonra Nallıhan’a doğru yürüdü ancak isyancıların oradan kaçtıklarını duyunca Çarşamba köyünde bulunan isyancıları etkisiz hale getirdi. Böylece Nallıhan civarındaki isyan hareketini de bastırmış olan Yarbay Arif, Bolu istikametine yürüdü. Bölgenin önde gelen isimlerinin af dilemesi ve Yarbay Arif’in müfrezesinin yetersiz olması sebebiyle milli kuvvetler Bolu’ya girmediler. Bu kararda Düzce’deki isyancıların Bolu’ya doğru harekete geçecekleri haberinin alınmış olması da etkili oldu. Nitekim 2-3 Mayıs’ta bu hareket gerçekleşti. Bolu’yu savunmakla görevli birliği mağlup eden isyancılar şehre hâkim oldular. 4 Mayıs’ta isyancılar şehrin dışındaki Yarbay Arif müfrezesine saldırdılar ve sayıca üstün olmaları sayesinde müfrezeyi geri çekilmeye zorladılar. Yarbay Arif ve müfrezesi Kızılcahamam’a çekildiler. Bu sırada Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa’yı ve Konya Ereğli’deki tümeni de Ankara’ya çağırdı. 11-12 Mayıs gecesi ise Yarbay Arif, bir suikast sonucunda şehit oldu. Bu suikast, Yarbay Arif çadırında uyurken, gecenin karanlığından faydalanan birisi tarafından gerçekleştirildi. Yarbay Arif’in şehit olmasıyla birlikte müfrezesini teşkil eden Karakeçililer köylerine dönmek için müsaade istemişler, uzun uğraşlar sonucu kalmaları için ikna edilmişlerdir.

