Serbest KürsüAlevilikte Kurban Leyla Akgül

Alevilikte Kurban Leyla Akgül

Alevilikte Kurban

Alevilikte kurban var mı? Bayram var mı diye özelden çok soru soruluyor…
Önce bayram nedir onu düşünmek lazım… Ve bunları yazarken bozulmuş uygulamalarını değil anlamını belirtmek gerekiyor…
Bayram, eşinle, dostunla, hısım akraba, komşun ile kavgasız, dövüşsüz, huzur içinde zaman geçirmek, yediğini, içtiğini, yaşamını rızalık içinde paylaşmaktır… Bundan daha güzel bayram olur mu? Bunu şu an Türkiye’de en iyi yapanlar Alevilerdir diye düşünüyorum. Neden derseniz Alevilikte küskünlük yoktur… O sebeple eğer toplumda dargınlar varsa cemlerden önce mutlaka gönül alınıp, barıştırılır, rızalıkla yaşam devam eder… Rızalık yaşamın özünü oluşturur.

Şimdi birçok arkadaş Alevilikte bayram yok diyorlar… Neden ? Alevilik ağlama merkezi mi? Bunca katliama uğrayan bu toplum, cenazesini kaldırınca yaşama kaldıkları yerden bir daha, bir daha, bir daha başlamışlar… Yoksa en uzun süreyle 100 yılda bir katliama uğrayan toplum bunca şeyi başarabilir miydi? En bilinenleriyle en vahşetli, dehşetli olanlarıyla yazalım… 1240 Babaliler katliamından sonra yeniden başlamışlar… Beylikleri, devletleri geçiyorum Hace Bektaş Veli Dergahını ve başka birçok dergahı kurmuşlar… 1418 Şeyh Bedreddin katliamı olmuş… Şeyh Bedreddin Osmanlı’da 5 yıl kazaskerlik yapmış… Osmanlı’nın en önemli mevkii… Yani demem o ki oturup ağlamamışlar… Bu yok etme 1826 ya kadar kesintisiz sürmüş… Hep yeniden yeniden başlamışlar… Dergahların zenginliği gözler önünde… Hem maddi hem de kültürel olarak… Musiki Alevilerin, resim, hat, minyatür Alevilerin… Çünkü bunlar zaten Sünnilikte yasak…
Yani Alevilik birilerinin demeye çalıştığı gibi ağlama merkezi değil… Yaşamın merkezidir… Yaşamda da her şey mevcuttur…

Matem de bayram da…
Alevilikte kurban özünü Hakk’a teslim etmektir… Yola yoldaş ve kurban olmaktır… Cemlerde 12 hizmetten birinin adı kurban ve lokmadır… Kurban meydana getirilir, tekbirlenir ve sonra tığlanır… Alevilerin tekbiri Sünniliğe hiç benzemez… Cemevinin meydanına getirilen kurban duvazimam ve deyişler eşliğinde tekbirlenir… Bu kurban hizmeti şöyle olmaktadır:
Delil yani çerağ uyandırıldıktan sonra kurban hizmeti başlar. Meydanın kirlenmesini önlemek için meydana büyük bir kilim, muşamba vs. serilerek cemde tığlanacak yani kesilecek kurbanlar meydana getirilir. Kurban sahipleri, tığlanacak kurbanları yüzleri Dede’ye doğru dönmüş bir şekilde, sağ eli ile kurbanın sağ ayağı yüzüne doğru kaldırılarak, sağ ayağının başparmağı ile sol ayağını mühürleyerek dara/duaya dururlar.

Dede, “Bismi Şah Allah Allah. Kurbanı Halil, fermanı celil, tüyü Cebrail, canı İsmail, üzeri âdem.” diyerek cemaatle ve kurban sahipleri ile birlikte tekbir getirir. “Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber. Eşhedü en la ilahe illalah vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd.” diyerek üç defa tekrarlar. Dede devamla, “La feta illa Ali, la feta illa Zülfikar. Ya Allah, ya Muhammet, ya Ali. Pîrimiz, üstadımız Hünkâr Hacı Bektaşi Veli. Diyelim Allah Allah” dediğinde tüm cemaat secdeye varırken “Allah Allah” nidaları cemevini doldurur. Dede, aşağıdaki gülbengi söylerken cemdekiler hep bir ağızdan “Allah Allah!” derler.

Dede, “Allah Allah. Akşamlar hayır ola, hayırlar feth ola, şerler def ola. Münkirler mat, münafıklar berbat ola. Müminler şad ola, Hak Muhammed Ali yardımcımız ola. On İki İmam, On Dört Masumu Pak, On Yedi Kemerbest katarından, didarlarından ayırmaya. Pîrimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaşi Veli, yardımcımız ola. Cenabı Hak münkir, münafık şerrinden, zararından, tuzağından uzak eyleye. Dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, borçlarımıza eda nasip ve müyesser eyleye. Gökten hayırlı rahmetler, yerden hayırlı bereketler ihsan eyleye. Namerde muhtaç eylemeye. Kurbanlarımızı dergah-ı izzetinde kabul eyleye; lokmalarımıza sevap yazıla. Kazaları, afetleri, belaları defetmiş ola. Dil bizden, nefes Hünkâr’dan ola. Nur-ı Nebi, Kerem-i Ali, Gülbank-ı Evliya, Hünkâr Hacı Bektaşı Veli. Gerçekler demine hü.”der.
Böylece kurban tekbirlenmiş olur ve bu hizmetin tamamlanması için Dede, Aşığa destur verir. Âşık kurban hakkında üç düvazimam söyler. Ben aşağıda örnek olsun diye iki tanesini yazdım.

Cebrail kanadın batırdı nura
On İki İmama inen kurbanım
Serim Mansur gibi asılı dâra
On İki İmama inen kurbanım

Cebrail delili sırda sırdaşım
Hakk’a teslim oldu şu garip başım
İsmail’e inen koça kardeşim
On İki İmama inen kurbanım

Muhammed Ali’nin yoluna vardım
Hasan Hüseyin’in darına durdum
Zeynel Abidin’le zindana girdim
On iki imama inen kurbanım

Bakır, Cafer ile erkâna yattım
Kazım, Musa, Rıza göz gönül kattım
Taki’yle Naki’yle dergâha yettim
On iki imama inen kurbanım

Hasan Al’Asker’le kılıç kuşandım
Günde yüz bin kere doldum boşaldım
Mehdi ile mağaraya sır oldum
On iki imama inen kurbanım

Sadık günahkârım söyler bu hali
Gah yeşil giyerim gahı da alı
Arş aladan gelir kurbanın yolu
On iki imama inen kurbanım

  • * *
    Akıl ermez Yaradan’ın sırrına
    Muhammed Ali’ye indi bu kurban
    Kurban olam kudretinin nuruna
    Hasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmam Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bakır’ın dostunda idim
Cafer’in Sadık’ın postunda idim
Musa Kazım Rıza’ya indi bu kurban

Muhammed Taki’nin nurunda idim
Ali’yyün Naki’nin sırrında idim
Hasan’ül Asker’in darında idim
Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban

Aslı Şah-ı Merdan Gürûh-u Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban talibin borcu
Pir-i hakikate indi bu kurban

Tarikattan hakikate ereler
Cenneti alaya hülle sereler
Muhammed Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban

Şah Hatayi’m erebilir mi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkan
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mümin müslümlere indi bu kurban

Bu esnada kesilecek kurbanın mutlaka bir işaret vermesi beklenir… İşaret vermeyen kurban tığlanmaz… Şimdi bu hizmetin olduğu yerde kurban yok kurban bayramı yok demek biraz abes değil mi? Neymiş efendim Aleviler asimile olmuş da ondan kurban girmiş Aleviliğe…

Pir Sultan Abdal,
Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Sizde Şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Pir Sultan Abdal’ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri verilmez
Gözüm Şah yolundan Şah’tan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Diyor. Şimdi bunu diyen bir insan zorla mı kurban tığlamış… Bazı arkadaşlar nerden bileceksin kurban tığladığını diyeceklerdir… Aleviler senede bir defa görümden/sorumdan geçer… Görümden/sorumdan geçen kişiye namazın kabul olsun derler. Çünkü cemlerde halka namazı vardır ve bu namaz Sünniliğin namazına benzemez… Bu halka namazı, yaşamı ve rızalığı düzenleyen bir namazdır… Bu görümden sorumdan geçme yani halka namazı şöyle olmaktadır…

Cemde görüm/sorum yapılacağı zaman meydana bir post serilir. Görümden/sorumdan geçecek olan musahip kardeşler yanlarında rehber olmak üzere eşleri ile birlikte bellerine kemerbest bağlayarak, ayakları yalın olarak posta çıkarlar. Yaşı büyük olan kardeş postun dört köşesine niyaz ettikten sonra postun alt tarafında sağda ayakta bulunan Rehber’in ayağına niyaz edip ayağa kalkar. Talip, Rehber’in ayağına niyaz ederken Rehber eğilerek ayağına niyaz eden talibin yüzünü tutar. Ayağa niyaz edilmesiyle insanoğlundaki kibrin kırılması amaçlanır. Talip ayağa kalkınca sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağının üzerine gelecek şekilde kollar yana salınmış bir vaziyette Dede’nin karşısında dâra durur. Musahip kardeşi ve eşleri de postun dört köşesine, Rehbere, büyük olan musahip kardeşe sırasıyla niyaz ederler. Niyazı bitiren kardeşinin yanında ayağını aynı şekilde mühürleyerek durur ve eşleri de sırayla niyaz ederek dâra dururlar.

Dâra duran talipler “El bağlayıp geldim evliya erkânına, çok şükür yine durdum pirimin divanına, günahım çoktur sığındım erenlerin lütfuna ihsanına. El-aman, el-aman, el-aman. Özüm dârda, yüzüm yerde, erenlerin huzurunda, Muhammed Ali’nin yolunda, İmam Hüseyin’in dârında, Nesimi gibi yüzülürüm, Mansur gibi asılırım, ne hakkımdan kaçarım, ne hakkımdan geçerim. Hakkı olan kardeşler hakkını talep etsin” der.

Dede, görümden/sorumdan geçen taliplere “Aşk Ola Sofu” der. Talipler secdeye kapanırlar.
Talipler secdede iken Dede “İndiğin Hak kapısı, durduğun Mansur dârı, gördüğün Hak didarı, Hak cesedine can verdi, kalbine iman verdi. Can talip, dil mürşit. Erenler meydanında ne gördün, neye geldin” diye sorar.
Görümden/sorumdan geçen talipler secdeden kalkmadan “Hak gördüm, Hakk’a geldim” diye cevap verir.
Dede “Hak gördüğün başlar ağrımasın. Baş kaldır, beyan eyle, dilli başlısın, şirk ile itaat, hile ile ibadet olmaz, özüne sındı sal (özünü yokla), bu meydanda yalan söylenmez, doğru gez, dost gönlünü incitme, yazıda, yabanda, yolda, yolakta ağlattığın varsa güldür, boşalttığın varsa doldur, yıktığın varsa yap, sakladığın varsa senin, sağ erenlerin.”
Bunun üzerine görgüsü/sorgusu yapılan talipler, dâra kalkıp, ayaklarını mühürlerler ve suçları varsa söylerler, yoksa “Allah Eyvallah” derler.

Dede “Erenler meydanında, pir huzurunda mürşidine teslim oldun mu? Hak Muhammed Ali, On İki İmam ve Ehlibeyt soyuna iman-ı ikrar ettin mi? İmam Cafer-i Sadık’ın içtihadı üzere Hak dediğimizi Hak bilip, batıl dediğimizi batıl bildin mi? Muhammed Ali’nin ve Ehlibeyt’inin sevdiğini sevip tevella, sevmediğini sevmeyip teberra ettin mi? Evvel kapı şeriat hak mı? Tarikat hak mı? Pir, mürşit, musahip rehber hak mı? On iki yas, matem hak mı? Kırk sekiz hafta hak mı? Tarik tercüman hak mı? Yol hak mı? Konu komşu hakkı hak mı? Dört kapı kırk makam hak mı? Yıl kurbanı hak mı? Büyüğünü bilmek hak mı? Suret-i Hak’tan görünüp dünya menfaatine gözünü kamaştıracak münafıkların sözlerine aldanıp erenler yolundan uzaklaşırsan mahşer günü yüzün kara olsun mu?” şeklinde sorular sorar.

Talipler her soruya “Hak” diye cevap verir.
Dede bu defa taliplere “Hak ile yolunan yol sürücü müsün?”
Talipler “Allah eyvallah” der.
Dede de “Allah eyvallah” dediğinde talipler “ikrar iman” der.
Dede “Geldik durduk Ali’nin divanına, geldiğiniz hac ola durduğunuz miraç ola. Muharrem hak mı dedim hak dediniz. Muharrem orucu tutuyor musunuz?” diye sorar.
Talipler bu sorulara kendilerine uygun olan cevabı doğru olarak verirler.

Dede, cemde bulunanlara hitaben “Erenler, bu mihman, Nesimi gibi yüzülürüm, Mansur gibi asılırım, Hakk’ı olan canlar hakkını talep etsin” diyor. Erenler bu canları nice bilirsiniz? Bu canlardan razı mısınız? Eğer sizin bu candan bir şikâyetiniz yoksa duran oturan boynuna, oturan duranın boynuna bu candan şikâyetiniz olmadığına dair mümine mâna, aşığa nişan” verin diyerek halktan helallik ister.

Cemde bulunanların meydandaki taliplerden bir şikâyeti yok ise herkes birbirinin yani yanındakinin omzuna ya da oturduğu yere niyaz ederek veya yüksek sesle “razıyız” diyerek helallik verir. Dede topluma razı olup olmadıklarını üç kere sorar. Şikâyet var ise meydana çıkılır ve o sorun toplum önünde mutlaka düzeltilir. Görgüye/sorguya çıkanlar cemden önce anlaşmazlıkları çözüp, helalleştiği için genelde orada bulunanlar “razı olduklarını” belirtirler.

Rızalık alınınca dardaki talipler ellerini dizlerinin üzerine koyarak rükuya eğilirler. Dede “Bismi Şah. Allah Allah. Dârın divanın kabul ola, isteğini dileğini Hak Muhammed Ali vere, On İki İmam katarından ayırmaya, namazın niyazın Hak katında kabul ola. Dil bizden, kerem Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’den ola. Gerçeğe hü” diyerek dua eder.

Dardaki talipler yere niyaz edip kalkarlar ve kişinin görümü/sorumu biter. Bu musahipli bütün canlar için tekrarlanır. Buna geleneksel inançta “Halka namazı” denir. Alevilikte abdest ise Pir elinde ikrar vermeye denir. Yani kalbinden kini, kibiri, arıtmaya… Bu aslında bir Kamil insan olma eğitimidir… Aynı zamanda mahkemedir… Yaşamı rızalık üzerine kurmadır…
Aleviler arasında söylenen bizim abdestimiz alınmış, namazımız kılınmış söyleminin esası budur… Zaten Pir Sultan Abdal da “Alınmış abdestim aldırırlarsa / Kılınmış namazım kıldırırlarsa” diyerek bunu ifade etmekte ve Osmanlı’nın kendisine dayattığı abdest al, namaz kıl vs söylemlere itiraz etmektedir. Sadece itiraz etmemekte “Siz de Şah diyeni öldürürlerse / Ben de bu yayladan Şah’a giderim” diyerek tavrını ortaya koymaktadır. Şimdi bu Pir Sultan Abdal’a kim neyi zorla yaptırabilir…

Bazı arkadaşlar da Aleviler kurban kesmez, çevreyi kirletmez, ekolojik dengeyi gözetir diyorlar… Aslında ne söylediklerini kendi kulakları duymuyor ya da dünyadan bir haberler… Bunu söyleyenlere birkaç şey hatırlatmak gerekir… Öncelikle her şeyi kendi mecrasında değerlendirmezsek bir arpa boyu yol alamayız… Aleviler ya da diğer toplumlar son 20-30 yıl önce ekolojik denge söylemini biliyorlar mıydı? Yoksa inançları gereği bütün doğayı kutsuyorlar mıydı? Mesela ağaç keserken ondan izin almak, kurban keserken izin almak inançlarının gereği miydi? Bu arkadaşlar Alevilerde odun ihtiyacı yok mu diyecekler… Sadece Alevilerde değil Sünnilerde de köy yaşamını incelesinler tuvaletler önceden neredeymiş… Bilmeyenler de Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar romanını okusun…

Aslında Alevilikte kurban hariç et için hayvan kesilmez… O sebeple kendileri de dahil her şey yol için kurbandır. Bu sebeple Aleviler cem yapıyoruz demezler kurban yapıyoruz derler… Yaşları büyük olanlar bu söylediğimi daha iyi anlarlar… Alevilerin kurbanları şunlardır:

a. Abdal Musa Kurbanı: Toplumda herkesin katılımıyla kesilen kurbandır.
b. Musahip Kurbanı: Musahip kardeş olmak isteyen canlar tarafından cem ayininde kesilen kurbandır.
c. Düşkün Kaldırma Kurbanı: Cemde düşkünlüğü kaldırılan kişi tarafından kesilen kurbandır.
d. Muharrem Kurbanı: Muharrem ayının bitiminde on beş gün oruç tutanlar tarafından kesilen kurbandır.
e. Görgü Kurbanı: Yola giren bir Alevî’nin ilk giriş töreninde kesmesi gereken kurbandır.
f. Yıl Kurbanı: Senede bir görümden/sorumdan geçen her Alevi’nin “Baş okutmak” olarak da bilinen, cemlerde kesilen bu kurbandır.
g. Dar Kurbanı: Ölen bir Alevî’nin ardından yakınları tarafından kesilen kurbandır.

Alevilikte aslolan insanın yola kurban olmasıdır. O sebeple gönül kalsın yol kalmasın denir. Yola girmek için dünyevi her şeyden arınmak gerekir. Yani ölmeden ölmek… Bunun için de erkandan geçilir. Bu başka bir konu olduğu için yazmadım…
Şimdi bütün bunların Aleviliğe sonradan girmesi mümkün olabilir mi? Bu kadar ritüel, bu ritüellerin anlamı, amacı zorla yapılsa toplum tarafından böyle kusursuz uygulanabilir mi?
Bazıları da şöyle diyor: Alevilikte kurbanı kesip buzluğa doldurmak yoktur… Alevilikte de Sünnilikte de böyle bir şey eskiden mümkün değildi. Şehirleşme ve bozulma birçok şeyi değiştirmiştir. Yani yine her şeyi kendi mecrasında değerlendirmek gerek… Benim çocukluğumda dedemin evinde otuz kişi vardı… Yani aileler büyüktü… Ve Alevilikte koç hariç bir şey kurban edilmezdi… Şimdi otuz kişiye ve gelen misafire bir koç yeter mi? Annelerimiz, ninelerimiz becerikli kadınlar yani Bacıyan-ı Rum bu Anadolu kadını yoktan var etmeyi bilmiş. 3-4 gün o eti herkese yetirmiş… Ayrıca bir şey daha söyleyim ki bizim büyüklerimiz Kurban bizim şeker Sünnilerin derlerdi… Çünkü o zamanlar ramazan Şeker Bayramı olarak kutlanıyordu ki bizimkiler Şeker’e Yezit’in Hüseyin’i katletmesi sebebiyle hiç itibar etmiyorlardı…

Benim çocukluğumda kurban günler öncesinden alınır, bakılır ve sevilirdi… Kurbana emek verilirdi… Kurban edileceği gün süslenir… Elma yedirilir şu içirilirdi… Gözleri bir tülbent ya da mendil ile bağlanırdı… Sonra bahçeye ya da kurbanın tığlanacağı yere bir kuyu kazılır… Alevilikteki kurban duası ile seve seve izin alarak özür dileyerek kurban tığlanırdı… Kurbanı tığlayan kişinin kimse ile dargın olmaması gerekir zira rızalık önemlidir… Çoğu defa tanık olmuşumdur ki kurban daha duası/tekbiri bitmeden gözünde bir damla yaş ile başını kuyunun kenarına koyardı… O zaman biz anlamasak da aile büyükleri ağlardı… Kurbanın kanı, sakatatları vs hiçbir yeri çöpe atılmaz… Başı, ayakları, karnı ve bağırsakları temizlenip yenirdi… Yenmeyecek yerleri, kemikler ve kanlar o kazılan kuyuya gömülür… herhangi bir hayvanın yemesine engel olunurdu. Kuyunun üzeri kapatıldığında orada kurban tığlandığı anlaşılmazdı… Kurbandan bir parça ayrılıp hemen mutfağa gönderilir koca bir kazanla et kavrulur ve bütün aile, komşular çocuk, çoluk, büyük küçük herkes bir sofrada yerdi… Bu aynı zamanda birlik ve beraberliği pekiştirir, Alevilikte küslük olmaz kırgınları bir araya getirirdi…

Yani dostlar zorlama yorumlarla Aleviliği oraya buraya çekilmesi mümkün değil… Bunu yapanlar Aleviliği sorup öğrenmedikleri gibi kafalarında bir dünya yaratmışlar onu bütün Alevilere hakim kılmaya çalışıyorlar… Her anınız bayram olsun dostlarım…

İLGİLİ YAZILAR

Kütüphane

Yazarlar

Çizginin Gücü

ŞİİR

Alevilik Takvimi

Alevilik Takvimi 2025-2026

2025 11 – 13 ŞUBAT 2025HIZIR ORUCU 21 MART 2025HZ ALİ ‘NİN DOĞUMU NEVRUZ BAYRAMI(21 Mart 598) 21 MART 2025HZ ALİ ‘NİN ŞAHADETİ GÜNÜ(21 Ramazan 40 Hicri) 05/06...