Düşünsene.
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazeteden okuyorsun: Yunanlılar Ege’yi geçmiş. Uzakta, diyorsun. Bize kadar gelmezler. Ordu durdurur.
İki gün sonra bakıyorsun: Komşu şehirdeler.
Birkaç gün sonra gazete çıkmıyor.
Çevre köylerden haberler geliyor. Baskın. Yangın.
Bekliyorsun.
Sabah.
Akşam.
Tekrar sabah.
Belki bizim köye gelmezler.
Sonra köyden silah sesleri başlıyor.
Eşini, kızını, oğlunu kilere saklıyorsun. Kapının mandalını çekiyorsun. Bu sesi en son sen duydun. Silahını alıp pencereye geçiyorsun.
Evin önünde 30 kişi.
Basıyorsun tetiğe.
Bir düşman iniyor.
Bir daha.
Bir daha.
Mermin bitiyor.
Dalıyorlar içeri.

Dipçikle suratını eğip büküyorlar. Yerde yatıyorsun. Tek dileğin şu: Beni vurup gitsinler. Ailemi bulmasınlar.
Buluyorlar.
Üç asker gülüşerek eşini sürüklüyor ahıra.
Diğer üçü kızını bahçeye çıkarıyor.
Biri oğluna işaret ediyor: “Büyüdüğünde intikam alır. Öldürün.”
Ellerin bağlı.
Bir şey yapamıyorsun.
Tam o anda köyde yeniden silah sesleri.
Ama bu sefer çığlıklar düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri girmiş köye.
Beş Mehmetçik evin arkasına koşuyor — oğlanı kurtarıyorlar.
Dördü ahıra dalıyor — son anda yetişiyorlar.
Diğerleri bahçeye — kıza da bir şey olmuyor.
O asker senin canını kurtardı.

Namusunu kurtardı.
O çocuğu kurtardı.
Şimdi sor bakalım o askere:
Oruç tutuyor musun?
Namaz kılıyor musun?
Hangi partilisin?
Mezhebin nedir?
O noktadan sonra bunların senin için önemi var mı?
Bizi birleştiren din değildi, mezhep değildi, parti değildi.
Bizi birleştiren şey şuydu:
Aynı toprak.
Aynı tehlike.
Aynı çığlık.
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden.

Anadolu’yu vatan yapan,
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyen,
bu toprakları bize bırakan
önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve
kahraman silah arkadaşlarını
saygıyla, minnetle anıyorum.
Allah rahmet eylesin.

