Ana Sayfa Blog Sayfa 71

Yıllar önce açılmıştı aramız

0

Yıllar önce açılmıştı aramız
Yine bugün hatırıma sen geldin
Kabuk tutmuş, küllenmişti yaramız
Yine bugün hatırıma sen geldin.

Ne bir mektup ne bir haber bekledim
Sır diyerek sevgimizi sakladım
Şöyle geçen yıllarımı yokladım
Yine bugün hatırıma sen geldin

Yaşım yüz olsa da, ister yüz elli
Gönlüm unutmamış seni temelli
Hasretin içimde çıkmıyor belli
Yine bugün hatırıma sen geldin.

Ayrılık treni gelip geçerken
Sevda dağlarını delip geçerken
Herkes kendisine bir yar seçerken
Yine bugün hatırıma sen geldin.

Garip Bektaş der ki: hayalde düşte
Akıldı bırakmadı bu sevda başta
Dört mevsim içinde baharda kışta
Yine bugün hatırıma sen geldin

Gül diyerek diken diktin bağıma

0

Gül diyerek diken diktin bağıma
Gözün aydın dünya beni bitirdin
Zamansız kar yağdı gönül dağıma
Gözün aydın dünya beni bitirdin

Kalbime bir yara açtın derinden
Yüreğimi söküp aldın yerinden
Hangi seven vefa gördü yarinden
Gözün aydın dünya beni bitirdin

Ömrümün boyunca çektirdin acı
Açtığın yaranın yoktun ilacı
Yıkıldı gönlümün tahtıyla tacı
Gözün aydın dünya beni bitirdin

Yorgun düştü bu gönlümün kervanı
Geldi çattı ayrılığın zamanı
Bir gün sürdürmedin demi devranı
Gözün aydın dünya beni bitirdin

Bu Garip Bektaş’la dalganı geçtin
Çile çekmek için hep beni seçtin
Sen benim başıma çok işler açtın
Gözün aydın dünya beni bitirdi

Eğer gerçekleri görmek istersen

0

Eğer gerçekleri görmek istersen
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye
Muhabbet demine girmek istersen
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Orada kurulsun bir ulu divan
Gerçekten görülsün sevilen seven
Varını yoğunu bu yola veren
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Şeriattan tarikata geçelim
Hakikatten marifeti seçelim
Pir elinden dolu bade içelim
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Keramet ehlinin ol kerem kani
Biz bizden alalım ilmi irfanı
Sevgide bulalım dini imanı
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Atalım kalplerden kini nefreti
İnsana verelim sevgi hürmeti
Kendinde ara bul her hakikati
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Hiç bir canı incitmeden kırmadan
Kendi kusurunu kendin görmeden
Boş boşuna bu bedeni yormadan
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

Garip Bektaş hak çağırır dilimiz
Ezelden ikrara bağlı belimiz
Erenler yoludur gerçek yolumuz
Gel gidelim Hacı Bektaş Veli’ye

İnsanlar oynuyor köşe kapmaca

0

İnsanlar oynuyor köşe kapmaca
Sakın ha bunlara aldanma gönül
Bunlar şeytandan da daha şeytanca
Sakın ha bunlara aldanma gönül

Karası içinde hiç bilemezsin
Şeytanı aldatır sen anlamazsın
Başın derde girer iflah olmazsın
Sakın ha bunlara aldanma gönül

Dost diyerek tuzak kurar dostuna
Mazlumca bürünür kuzu postuna
Sonra aç kurtları salar üstüne
Sakın ha bunlara aldanma gönül

Çıkar için aklı baştan şaşınca
Düşmanla dost olur işi dişince
Nolur kararını verme peşince
Sakın ha bunlara aldanma gönül

Düşün Garip Bektaş her şeyi düşün
Düşersen olmuyor candan yoldaşın
İster bacın olsun ister kardaşın
Sakın ha bunlara aldanma gönüm

Hakikat bağından derdiğim çiçek

0

Hakikat bağından derdiğim çiçek
Kokusu ne güzel gülü ne güzel
Kırkların ceminde gördüğüm gerçek
Sakisi ne güzel hali ne güzel

Gördüm cümle canlar semah dönüyor
Gök yüzünden nurlar yere iniyor
Bütün gönüllerde kandil yanıyor
Erkanı ne güzel yolu ne güzel

Pirler oturmuşlar kendi postuna
Hakka niyaz ettim niyaz üstüne
Herkes yalvarıyor gönül dostuna
Lisanı ne güzel dili ne güzel

Sevgi oldu bu gönlümün gıdası
Her güzelin çekilir mi edası
Beni hoş eyledi aşkın badesi
Şerbeti ne güzel balı ne güzel

Garip Bektaş gonca gülü derince
Muhabbet sevgisi kalbe girince
Hakkın cemalini kulda girince
Yaradan ne güzel kulu ne güzel

Ozanımız Erzurum’un ilimizin Aşkale ilçesinin eski ismi Şoik yeni ismi Özler olan köyünde dünyaya gözünü açmış. Bu değerli Ozanımız babası Mehmet Ali Ağa, anası Ballı hanımdır. Ozan Garip Bektaş’ın daha önce yayınlanmış olduğu Geldim – Gördüm – Gezdim isimli üç şiir kitabı vardır.
Ozan Garip Bektaş 1952 yılında köyünden ayrılmak zorunda kalır ve her Anadolu genci gibi o da İstanbul’a gelir. Ozan Garip Bektaş bir türlü doğru dürüst iş bulamaz, çektiği çilelerden sonra askerlik çağının geçtiğinin farkında bile olmaz. Bir gün gider askerlik şubesine müracaat eder. 1963 yılında İzmir Bornova 57. Topçu Tugay’ında asker olur.
1965 yılında terhis olduktan sonra tekrar İstanbul’a döner ve bir müddet seyyar işlerde çalıştıktan sonra 976 yılında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nde kadrolu işçi olarak işe giren ozan, bu iş yerinden 1999 yılında emekli olur. Bu zaman içinde yine güzel şiir yazmasını devam ettiren ozanımız, Yazdım isimli dördüncü kitabını tamamlar.
Çağımızın en verimli ozanlarından biri olan Aşık Garip Bektaş’ın ellinin üzerinde kasetlere okunmuş eseri vardır. Gidiyorum isimli dördüncü kitabını hazırlamaktadır.
Garip Bektaş, 26 Mayıs 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı…

Ali’yi sevmektir suçumuz bizim

0

Yüklenmiş yükünü dost diyarına
Gider Kerbela’ya göçümüz bizim
Dosta kavuşmaya az kaldı zaman
Hasretlik doldurur içimiz bizim

Yol oğluyuz, yol arkânı biliriz
Hakka ikrar verdik sadık kalırız
Neslimiz Muhammed ordan geliriz
Ali’yi sevmektir suçumuz bizim

İmam Hasan ‘a zehir içirdiler
İmam Hüseyin’i kana boyadılar
Zeynelabidin zindana koydular
Genç yaşta ağarır saçımız bizim

Bakır’la kazanda kaynar tenimiz
imam Cafer ile yol erkânımız
Musayı Kazım’a kurban canımız
Her zaman kurbanlık koçumuz bizim

Taki , Naki Şah Asker’im ağladı
İmam Rıza ciğerimi dağladı
Şahı Merdan onikiye bağladı
Yas tutmayanımız kaçımız bizim

Ol Şahlar Şahına bağlıdır başımız
Mehdi Muhammed’dir zafer güneşim
Yüklenmiş yükünü Garip Bektaş’ım
Başımızda kızıl tacımız bizim

Hasreti bize bıraktın bu özlem senin

0

Hasreti bize bıraktın bu özlem senin
Umudu güze bıraktın bu hazan senin
Tabipsiz derdime turnam dertler bağladın
Garip garip ötme turnam bu çağlar senin 2
 
Gitme turnam sarı turnam bu dağlar senin
Gitme benim telli turnam bu bağlar senin
Yüreğim yaralı turnam bu ağlar senin
 
Ulu dağlar yüce dağlar bu yollar senin
Yanık yanık sesin gelir bu diller senin
Turnaların diyarına bir selam götür
Geçip gideceğin turnam bu yollar senin
Göçüp gideceğin turnam bu yollar senin
 
Gitme turnam sarı turnam bu dağlar senin
Gitme benim telli turnam bu bağlar senin
Yüreğim yaralı turnam bu ağlar senin

Asker ettiler beni, kıdemli çavuş

0

Asker ettiler beni, kıdemli çavuş
Gurbet çöllerinde oldum bir baykuş
Anadan, babadan, yardan bir haber yokmuş
Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru

Güverteye çıktım, uzandım yattım
Komutan gelince selama kalktım
Anayı, babayı, yârı sılaya attım
Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru

Evimizin önü duttur geçilmez
Bağımızda gazel sıktır seçilmez
Bir ben ölmeyinen ordu bozulmaz
Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru

Gül yüzlü sevdiğim nemden incindin

0

Gül yüzlü sevdiğim nemden incindin
Araya söz katan eldir efendim
Kul oldum kapına mürvete geldim
Göster cemalini güldür efendim

Dostun hünerleri gerçekler canı
Muhammet Ali’yle açtık dükkanı
Bahası biçilmez gerçek sultanı
O da bu asırda kuldur efendim

Kulun işi her an günah işlemek
Adettir fidanı kesip aşlamak
Bir mürvete yüz bin kan bağışlamak
Ta ezelden kadim yoldur efendim

Gün yüzlü gündeşim nemden incindin
Araya söz gatar eldir efendim
Ben kulunum hak-i payına geldim
Aradan noktayı kaldır efendim

Dost dostu bir pula satarım böyle
Sailere meyil katarım böyle
Kusurlusun diye atar mı böyle
Kul kusurdan hali değil efendim

Hayal mayal gelir dostun cefası
Budur aşıkların mekanı hası
Aşığın maşuka cevr-ü cefası
Böyle cevr etmekten öldür efendim

Kulun işi daim günah işlemek
Adettir fidanı kesip aşlamak
Bir mürvete yüz bin kan bağışlamak
Ta ezelden kadim yoldur efendim

Gam ile geçirdim şurda üç günü
Senin şanın kaldırmaktır düşkünü
Ben bir divaneyim ölüm şaşkını
Göster didarını güldür efendim

Pir Mehmet’im ilm-i zatın bilenler
Mecnun olur dost cemalin görenler
Kusur mu gözetir sultan olanlar
Bazı kusur işler kuldur efendim

yer yoğ iken gök yoğ iken ta ezelden var idim

0

Yer yoğ iken gök yoğ iken ta ezelden var idim
Gevherin yek danesinden ileru pergar idim
(Yer ve göğün varolmasından önce ben vardım
Tek cevher tanesinden çıkmış dönen bir pergel idim.)

 
Gevheri ab eyledim tuttu cihanı serbeser
İns ü cinni arş ü kürsi yaradan Settar idim
(Bu cevheri su eyledim, evreni baştan başa kapladı
Cinleri ve insanı,yeri ve göğü yaratan ben idim)

 
Girdim Adem donuna sırrımı kimse bilmedi
Men o Beytullah içinde ta ezelden var idim
( Adem kılığına girdim ama sırrını kimse öğrenmedi
Zaten ben o Tanrının evinde çok önceden beri oturuyordum)

 
Ol zamandan ben anın sırrını bilirdim ol benim
Anın için Hak ile hem sır idim esrar idim
( İşte o zamandan beri onun (Tanrının) sırrını biliyordum ki , o benim
Bu nedenle Hak ile sır içinde sır idim)

 
Ey Hatayi Hakkı bilüb tanımışam bigüman
Anın içün ol yarattı ben ana inkar idim
( Ey Hatayi kuşkusuz Hakkı bilmiş, tanımışım
Bunun için onun yarattığını ben inkar ettim)

Şah Hatai

Mânâ eri bu yolda melül olası değil,

0

Mânâ eri bu yolda melül olası değil,
Mânâ duyan gönüller hergiz ölesi değil.

Ten fânidir, can ölmez, gidenler gine gelmez,
Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.

Gevhersiz gönüllere yüz bin yol eder isen,
Hak’tan nasip olmasa nasip alası değil.

Sakıngıl yârin gönül sırçadır sımayasın,
Sırça sındıktan sonra bütün olası değil.

Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen,
Bin yıl orda durursa kendi dolası değil.

Şu Hızır ile İlyas âb-ı hayat içtiler,
Bu birkaç gün içinde bunlar ölesi değil.

Yarattı Hak dünyayı Peygamber dostluğuna,
Dünyaya gelen gider, bâki kalası değil.

Yunus gözün görürken yarağın eyle bugün,
Gelmedi anda varan, geri gelesi değil.

Gülbang Örneği

0

gök ata’yı kendimize adem eyledik
yer ana’yı kendimize havva eyledik
ol bir zerre suyu sır eyledik
o sırrı üfleyip insan eyledik

ol insanı kendimize kıble eyledik
sevgiyi din eyledik
muhabbeti meze
şarabı kevser eyledik

Halil ibrahim’i sofra eyledik
ol sofraya ismail’i kurban eyledik
İlyas’ı deryaya gark eyledik
Yunus’u balığa yem eyledik

Yusuf’u mısır’a sultan eyledik
Musa’yı firavun’a çoban eyledik
isa’yı arşullah’a bekçi eyledik

Muhammed’i gün
Ali’yi ay eyledik
adını kendimize ad eyledik

haksıza boyun eğmeyen Hüseyin’i imam eyledik
enel hak mansur’u dar eyledik
ol kapıda İlyas’ı baba
Bektaş’ı hünkar-ı Veli eyledik

ol Bektaş’ı ser çeşmede
kabe görmeden hacı eyledik
tebrizi’yi Şems eyledik
Yunus’u dil eyledik

Abdal Musa’yı cem eyledik
ol cemde Karaca Ahmet’i gözcü eyledik
Fazlı’yı hançer eyledik
Nesimi’nin derisini eynimize libas eyledik

yarın yanağından gayrı her yerde
Bedreddin’i kendimize şeyh eyledik
Şah Haydar’ı başımıza kızıl taç eyledik

Pir Sultan Abdal’ı kendimize pir eyledik
sazını cemimize bülbül eyledik
Fuzuli’yi gül eyledik
Hatayi’yi söz eyledik

Kul Himmet’i üstat eyledik
Virani’yi,Yemini’yi ol üstada eş eyledik
tüm bunları sırlayıp bir erkan eyledik
ol erkana serimizi koyup talip eyledik
hakkı gönül evimize mihman eyledik

haber saldık peyikler ile
semah tuttuk geyikler ile
avaz kıldık turnalar ile
unutulmasın diye ovalara, dağlara, taşlara, ırmaklara
adımızı ad eyledik

boyumuz boysun,
soyumuz soysun diye
kamber’i kılavuz
hızır’ı yoldaş eyledik

sıratı yol
acıyı bal eyledik
geldik bugüne!
aşkınız daim olsun canlar,hu…

DESTUR-U PİR,
Bismişah; Ya Hakk, korkumuzu kerbela’da bıraktık, niyetler hayrola, hayırlar fethola, 14 masumu pak, on iki kadimi nur, kadimden bu yana kutsal muharrem orucumuza, hazır, nazır ve Hızır ola.
Aklımızda delilin aydınlığı, yüreğimizde sevginin çerağı uyanmış ola. Dinimiz sevgi, kâbemiz kâmil insan, hakikat makamında kabul ve makbul ola!

Masumlar ve mazlumlar abad ola, zalimler ve “zihni yezid” olanlar berbad ola.
Gerçek erenler, âşıklar, sadıklar, yol sahipleri, insan-ı kâmiller, arifler, hikmet erleri Hak ve Hakikat Yol’undan ayırmaya.

Boz atlı Hızır; Yol’umuzu yolsuza, arsıza, hırsıza, namussuza, nursuza ve pirsize düşürmeye.
Oruçlar, nefsimize sahip, kinden, kibirden, fesattan beri olmaya delil ola. Bir olmamıza, iri olmamıza, diri olmamıza, her devirde zalime biat etmeden dik ve onurlu durmamıza vesile ola!

İnsan-ı Kâmil yolundan, Hakk erenlerin izinden, gerçeklerin katarından, didarından ayırmaya, bizlere kuvvet, kudret ve sabır vere.

73 millete aynı nazardan bakanlardan eyleye,
dil, din, ırk, kök, soy, kadın-erkek ayırımı yapanların şerrinden koruya, sevgiyi din edinenlerden, “iyilerden” eyleye.

İnsanı, doğayı, can taşıyan her şeyi kutsal gören, kurdun kuşun ve tüm canların haklarını gözetenlerden eyleye.

Kamil insanı Hakk ve Hakikat yolundan, ayırmaya.
Adaleti, eşitliği ve özgürlüğü yüreğine alan ve kul hakkı, insan hakkı ve yetim hakkı yemeyenlerden eyleye.

Eline-diline-beline,
aşına-işine-eşine,
gözüne-sözüne-özüne
sahip olanlardan eyleye.

Korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail, özümüzü, yüzümüzü ak, ve başımızı dik eyleye.
Üçler, beşler, yediler, on dört masum-u paklar, ve kırkların irfanından, erenlerin ve ikrarından ayırmaya. Bildiğimize mürşid, bilmediğimize talip, dosta ve Yol’a turap eyleye.
Boz atlı Hızır her daim darda kalanın, zorda kalanın yoldaşı ola. Çocuklarımızı zalimin zulmünden, cahilin ve yobazın şerrinden koruya.

Dil bizden, nefes, Hallac-ı Mansur’dan, Seyyid Nesimi’den, Serçeşmemiz- Pirimiz- Üstadımız Hünkar Hace Bektaş Veli’den, Piri Sani Abdal Musa’dan, Rumeli’nin Piri Kızıl Deli Sultan’dan, Erdebil Piri Şah Hatai’den, Pir Sultan’dan, Dersim’in Piri düzgün Baba’dan, Mürşidim Mansur Baba’dan, Munzur Baba’dan, Ağuiçen ve Dedekargın Ocağı ve gerçek erenlerden ola.
Gerçeğe Hü !

Hasanım ağu içti lebi sükker ah çeker

0

Hasanım ağu içti lebi sükker ah çeker
Hüseyin attan düştü kime şikar ah çeker
Nerde kalmış acaba bak Zülfigar ah çeker
Ali’nin onbir oğlu yerde yatar ah çeker
Fatma ana ciğeri sızlar sızlar ah çeker

Hüseyin attan düştü sahra ı kerbelaya
Cibril gurban haber ver sultanı en biyaya
Yektir Ali, tektir Ali, şahtır Ali
Ali Ali cansın Ali, Ali Ali yar Ali

Medine dağlarında susamla sümbül ağlar
Dağlar inim iniler sular serhoş sel ağlar
Cümle guşlar figanda bak dertli bülbül ağlar
Viranede bayguşlar hu çeker yıl yıl ağlar

Kerbela gulak ver sahra ağlar çöl ağlar
Nalet olsun Yezide şah u geda gul ağlar
Ey Mürteza gel yetiş binekte Düldül ağlar
Hasanım ağu içmiş gözyaşları sel ağlar

Kerbela imdat ister göze dinler yol ağlar
Hüseyin atdan düştü sahra ı kerbelaya
Cibril gurban haber ver sultanı en biyaya
Yektir Ali, tektir Ali, şahtır Ali
Ali Ali cansın Ali, Ali Ali yar Ali

İncecikten bir kar yağar,

0

İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif diye.
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif diye.

Elif’in uğru nakışlı,
Yavru balaban bakışlı.
Yayla çiçeği kokuşlu,
Kokar Elif, Elif diye.

Elif kaşlarını çatar,
Gamzesi sineme batar.
Ak elleri kalem tutar,
Yazar Elif, Elif diye.

Evlerinin önü çardak,
Elif’in elinde bardak.
Sanki yeşil başlı ördek,
Yüzer Elif, Elif diye.

Karac’oğlan, eğmelerin,
Gönül sevmez değmelerin.
İliklenmiş düğümelerin,
Çözer Elif, Elif diye.
Karacaoğlan

Evvel benem ahir benem,

0

Evvel benem ahir benem,
Canlara can olan benem,
Azıp yolda kalmışlara,
Hazır medet eden benem.

Bir karara tuttum karar,
Benim sırrıma kim erer,
Gözsüz beni nerde görer,
Gönüllere giren benem,

Kün deminde nazar eden,
Bir nazarda dünya düzen,
Kudretinden han döşeyip,
Aşka bünyad olan benem.

Düz döşedim bu yerleri,
Baskı kodum bu dağları,
Sayvan gerdim bu gökleri,
Yeri sonra düren benem.

Halk içinde dirlik düzen,
Dört kitabı doğru yazan,
Ak üstüne kara dizen,
Ol yazdığı Kur’an benem.

Dost ile birliğe yeten
Buyruğu ne ise tutan,
Mülk eyleyip dünya düzen,
O bahçıvan hemen benem.

Ben bu yere buyuracak,
Yeryüzüne gün vuracak,
Ulu deniz mevc urucak,
Gemiye yol bulan benem.

Diller damaklar şaşıran,
Aşk kazanın taşıran,
Hamza’yı Kaf’tan aşıran,
O ağulu yılan benem.

Yunus değil bunu diyen,
Kendiliğidir söyleyen
Mutlak kâfir inanmayan,
Evvel ahir zaman benem.
Yunus Emre