Ufacık bir harkın dalgası olmaz
Varıp ummanlara karışmadıkça
Bu dertli gönlüme çare bulunmaz
Gerçek bir dost ile buluşmadıkça
Virane bağların gülleri bitmez
Bahar gelmeyince bülbüller ötmez
Bu aşkın sevdası serimden gitmez
O yar benim ile konuşmadıkça
Kurumuş ağacın gölgesi olmaz
Dökülür yaprağı dalından kalmaz
Tembel olan insan hiç menzil almaz
Arı gibi konup çalışmadıkça
Garip Bektaş gönül derdim bitmiyor
Zalim ayrılığa gücüm yetmiyor
Cahile nasihat versem tutmuyor
Varıp bir kamile danışmadıkça
Ne Güzel
Hakikat bağından derdiğim çiçek
Kokusu ne güzel gülü ne güzel
Kırkların ceminde gördüğüm gerçek
Sakisi ne güzel hali ne güzel
Gördüm cümle canlar semah dönüyor
Gök yüzünden nurlar yere iniyor
Bütün gönüllerde kandil yanıyor
Erkanı ne güzel yolu ne güzel
Pirler oturmuşlar kendi postuna
Hakka niyaz ettim niyaz üstüne
Herkes yalvarıyor gönül dostuna
Lisanı ne güzel dili ne güzel
Sevgi oldu bu gönlümün gıdası
Her güzelin çekilir mi edası
Beni hoş eyledi aşkın badesi
Şerbeti ne güzel balı ne güzel
Garip Bektaş gonca gülü derince
Muhabbet sevgisi kalbe girince
Hakkın cemalini kulda görünce
Yaradan ne güzel kulu ne güzel
Biçersin Gönül
Bu dünya dediğin çepersiz bostan
Sen de ektiğini biçersin gönül
Acılar çeksen de düşmandan dosttan
Bir gün şu alemden göçersin gönül
Kayıp olur gider şöhretin şanın
Kesilir yarandan akan hicranın
Senden ayrı kalır canın cananın
Kanatsız kuş olur uçarsın gönül
Vakit saat gelip tamam olunca
Mevla’nın verdiği süre dolunca
Can alıcı melek sana gelince
Bu gerçekten nasıl kaçarsın gönül
Hayal olur gider gördüğün düşün
Kesilir dünyada ekmeğin aşın
Mezar merteğine değince başın
Gafletten gözünü açarsın gönül
Garip Bektaş der ki var oldum yoktan
Bütün kerameti bilirim Hakk’tan
Belki akşam gelir belki şafaktan
Ecel şerbetini içersin gönül
Bir Daha İçem
Şarabın çok güzel beni mest etti
Doldur meyhaneci bir daha içem
Bu gönlümü kainata dost etti
Doldur meyhaneci bir daha içem
Gerçek pir eliyle ellenmiş olsun
Muhabbet demiyle demlenmiş olsun
Aşkın mayasıyla yıllanmış olsun
Doldur meyhaneci bir daha içem
Bu dertli gönlümün bulunmaz eşi
Zaten ben olmuşum aşkın sarhoşu
Getir dolusunu götür şu boşu
Doldur meyhaneci bir daha içem
İçip kendi alemime dalayım
Kendi vicdanımda Hakk’ı bulayım
Sen bana darılma kurban olayım
Doldur meyhaneci bir daha içem
Ettiğin hizmetin başımın tacı
Muhabbettir şu gönlümün ilacı
Bu Garip Bektaş’ı görme yabancı
Doldur meyhaneci bir daha içem
İstemem
Günah defterinden sildim ismimi
Bir daha günaha girmek istemem
Yaradan aşkına yaktım cismimi
Kimsenin gönlünü kırmak istemem
Ne tekke isterim ne de Mekke’yi
Yüce yaradana döndüm kıbleyi
İnsanı Hak bildim ettim secdeyi
Boşuna kendimi yormak istemem
Ben gönlümü sevgi ile süsledim
Bütün canlılara sevgi besledim
Gece gündüz Yaradanı sesledim
Başka gönüllere girmek istemem
Ne gavur ayırdım ne de Müslüman
İnsanlık içinde din ile iman
İkilik yapmaya bulamam zaman
İnsanları ayni görmek isterim
Yaradan yaratmış cümle insanı
Her birine vermiş başka lisanı
İnsanlar bulmuşlar ilmi irfanı
Başkasına hesap vermek isterim
Garip Bektaş gerçekleri söylerim
Ben de bu dünyadan gönül eylerim
Bu dünyada malı mülkü neylerim
Boşuna menzile varmak isterim
Ayrılalı
Hasretin çıkmaz içimden
Veysel senden ayrılalı
Beyazlar çıktı saçımdan
Veysel senden ayrılalı
Yaram derdinden kanıyor
Gerçekten içim yanıyor
Günbegün ferim sönüyor
Veysel senden ayrılalı
Belli değil bahar yazım
Hep ağlarım gülmez yüzüm
Pas tuttu mızrabım sazım
Veysel senden ayrılalı
Garip Bektaş dertli oldum
Hem sarardım hem soldum
Keder ile elem doldum
Veysel senden ayrılalı
Gidemem
Yağan yağmur akan seller
Nazlı yare ben gidemem
Serin serin esen yeller
Nazlı yare ben gidemem
Çok hasretlik var serimden
Ayrı kaldım vatanımdan
Uzak düştüm öz yarimden
Dağlar engel ben gidemem
Kaldım zalim gurbet elde
Sıla ismi düşmez dilde
Gece gündüz hayalimde
Gönül ister ben gidemem
Bu hasretlik gitmez serde
Kaldım uzak bir diyarda
Yar sılada ben gurbette
Çöller engel ben gidemem
Garip Bektaş hasret kaldım
Elim keder ile doldum
Şu beylere esir oldum
Geçti zaman ben gidemem
Kızarım
Şu yalan dünyada üzgünüm dostlar
Tilkinin yaptığı poza kızarım
Aslanın yurduna çakallar dolmuş
Çakala verilen koza kızarım
Aslanı vurmuşlar yarası derin
Tilki çakallardan almış aferin
Zamane kimlere kalmıştır görün
Tilkiye yem olan kaza kızarım
Kargalar kendini bülbül sanıyor
Has bahçe içinde güle konuyor
Böyle haksızlığa içim yanıyor
Vakitsiz bahara yaza kızarım
Aşkı bilmeyenden aşık mı olur
Sanma Garip Bektaş bu böyle kalır
Elbet bir gün sıra bize de gelir
Çirkinin yaptığı naza kızarım
Kim Var Ederdi – (Sitem)
Fazla gururlanma yüce Allah’ım
Ben olmasam seni kim var ederdi
Sen beni yarattın çıkarın için
Seni kim gönlüne dost yar ederdi
Dünya kainatın tadı olmazdı
Nimetinden kimse gıda almazdı
Canlıların ismi dilde kalmazdı
Senin pazarında kim kar ederdi
Ben senin ismini eyledim hece
Ne fark eder idi gündüzle gece
Ben seni severim canımdan yüce
Kim utanç duyardı kim ar ederdi
Kim şükür ederdi nimetlerine
On sekiz bin alem devletlerine
Kim vakıf olurdu kıymetlerine
Kim ağlardı sana kim zar ederdi
Garip Bektaş canım senin canındır
Beni ozan yapan yüce şanındır
Damarımda kanım senin kanındır
Kim kalpte saklardı kim sır ederdi
Eder Seni
Gönül düşer isen vefasız yare
Halinden anlamaz çark eder seni
Her gördüğün güzel sana yar olmaz
Gider uzaklardan fark eder seni
Boşuna düşersin dilden dillere
Bir gün gazel düşer gonca güllere
Akar göz yaşların döner sellere
Gider derelerden har eder seni
Artık çiçek açmaz olur bağında
Hiç kar eksik olmaz senin dağında
Kahrolup gidersin gençlik çağında
Çileden çileye gark eder seni
Başından eksilmez aşkın belası
Çekilir mi zalimlerin çilesi
Belli olmaz insanların hilesi
Ayaklar altında berk eder seni
Şu Garip Bektaş’ı boşa yorarsın
Bilmem ne yitirdin sen ne ararsın
Her seher yelinden haber sorarsın
Gider yadellere terk eder seni
Zalim İkiliği Kaldıramadım (Madencinin Türküsü)
Yıllarca uğraştım devri alemde
Zalim ikiliği kaldıramadım
Hedef aldım bir domuzu vurmaya
Tutmadı nişanım öldüremedim
Harap etmiş bizim güzel bahçeyi
Zimmete geçirmiş bütün akçayı
Sırtımızda döndü beyler köşeyi
Derdimi kimseye bildiremedim
Dağların altından maden çıkardım
Metresiz arşınsız kuyuya vardım
Grizu patladı canımdan oldum
Yetim yavruları güldüremedim
İsmim ameledir kendim madenci
Yıllarca olmuşum vatana bekçi
Benden evvel babam dedem nöbetçi
Arada engeli kaldıramadım
Garip Bektaş dert çekmeye alıştım
Hep dertliler kervanına karıştım
Yıllar yılı ağalara çalıştım
Akan gözyaşımı dindiremedim
GARİP BEKTAŞ’IN
“GİDİYORUM” KİTABINDAN ŞİİRLER
HOŞÇA KAL DÜNYA
Yordu beni iniş yokuş yolların
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
Derdime dert kattı dertli kulların
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
Tükendi dört mevsim yaşamak fani
Yüzüme gülerek aldattın beni
Şurda görünüyor bak yolun sonu
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
Helal eyle tuzun ekmeğin yedim
Bazen sinirlendim kahpesin dedim
Seni kırmak değil asıl muradım
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
Çile defterini dertle doldurdum
Aradaki engelleri kaldırdım
Son arzumu nazlı yare bildirdim
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
Daha durduraman Garip Bektaş’ı
Ben sana bıraktım doluyu boşu
Son gediğe indi ömür güneşi
İşte gidiyorum hoşça kal dünya
UNUTTUM
Gaflet uykusundan uyandı gönlüm
Bundan önce hallarımı unuttum
Yanardağ misali yandı bu gönlüm
Ateş söndü küllerimi unuttum
Dünya parsellenmiş ırklar ayrılmış
Parça parça kıtalara bölünmüş
İnsanoğlu diye bir adem gelmiş
Konuştuğum dillerimi unuttum
Varlık dağlarını çoktan delmişim
Bazen yaşamışım bazen ölmüşüm
Bu faniye nice gidip gelmişim
Yürüdüğüm yollarımı unuttum
Aşk meyinden içip sarhoş olmuşum
Garip Bektaş Ummanlara dalmışım
Ben benden habersiz çoktan ölmüşüm
Umanımı göllerimi unuttum
TAŞIRDIN BENİ
Şikâyettim Hakk’a kula değil ki
Bir zalim sevdaya düşürdü beni
Can dostum dururken ele değil ki
Aşılmaz dağlardan aşırdı beni
Mecbur etti beni vefasız yara
Yaktı bu sinemi ateşe nara
Hallaç Mansur gibi düşürdü dara
Sevda kazanında pişirdi beni
Çok hayaller kurdum gerçek olmadı
Artık bu gönlümde umut kalmadı
Gönlüm sevdi ama murat almadı
Gerçek hedefimden şaşırttı beni
Doğmaz bu gönlümün sevda güneşli
Yıllardır dinmedi gözümün yaşı
Bak ne hale koydun Garip Bektaş’ı
Deryadan deryaya taşırdın beni
OTURDUM
Dünya bir bahçedir bende bahçıvan
Suladım yeşerdi güller bitirdim
Emrime verildi bu koca cihan
Bunca mahlûkata kısmet yetirdim
Vicdan terazimle hep doğru tarttım
Hakk’ı Hakk eyledim birlik yarattım
Bütün kainata bir tohum attım
Bir uçtan bir uca aldım götürdüm
Çırak oldum usta oldum çalıştım
Tabiatın sırlarına alıştım
Allah ile bu mekânda buluştum
Arş-ı Kürş-ü bir araya getirdim
Sakladım sırrımı etmedim beyan
Hiçbir mahlukata vermedim ziyan
İşte bu sevdaya olmuşum giryan
Bu bedeni çok gaflete yatırdın
Nice sırlar işva ettim dilimde
Hayrı şerri ben işledim elimde
Garip Bektaş oldum kendi halimde
Şimdi çıktım seyrangaha oturdum
GÜL OLSUN
Bülbüle hoş gelir kendi yuvası
İster diken olsun iste gül olsun
Hür yaşamak onun gerçek davası
İster sahra olsun ister çöl
Tutsaklık hiç gitmez onun hoşuna
Altın kafes yapsan boşu boşuna
Gider konar bir çalının başına
İster yaprak olsun ister dal olsun
Gönül bahçesinde gül ile buluşur
Muhabbet sevgisi orda oluşur
Kendi lisanıyla söyler konuşur
İster figan olsun ister lal olsun
Akmasın bülbülün gözünün yaşı
Hür gezip dolaşsın dağ ile taşı
Boşuna üzmeyin Garip Bektaş’ı
İster yaren olsun ister el olsun

