BENİ PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİNDEN NİÇİN İHRAÇ ETTİLER?
GÜNLERDİR, YURDUN, DÜNYANIN HER YERİNDEN MERAK EDİP SORUYORSUNUZ.
ANLATMAYA ÇALIŞAYIM
Sevgili okuyucularım, öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, akrabalarım, Yol’da beraber yürüdüğümüz Canlarım
Böyle bir yazıyı kaleme alacağımı hiç aklımdan geçirmezdim. Sizler denli şaşkınım.
Aynı gün iki ayrı ‘ifadeye çağrı’ yazısı aldım…. Biri; “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine imza attığım için Ankara Savcısının Soruşturması, Kovuşturması ile ilgili, öbürü ise; aynı gün, bir kaç saat sonra, PTT görevlisinin imza karşılığı, evimin kapısında bana teslim ettiği; PSAKD Genel Merkezi’nden gelen, sıkı sıkı zımbalanmış, ‘ifadeni ver’ yazısı.
Kaderin cilvesi işte.
İki ayrı Makam, iki ayrı ifadeye çağrı. Tarih: 27.11.2025
Olay şöyle başlıyor: MYK Genel Sekreteri olan kişi, PSAKD GYK’sına benim hakkımda; “bir an önce adım atılması” istemiyle bir şikayet dilekçesi yazıyor. Bu yazıda, kısaca; “medya paylaşımında bulundu”, “kamuya açıklama yaptı”, “TV programlarında konuştu”, “… derneğin kurumsal yapısına… Genel Başkanımıza… Yönetim Kurulu üyelerine… Hakaret etti, mesnetsiz suçlamalarda, aşağılayıcı söylemlerde bulundu.”diyor. Tarih: 27. 10.2025
Ben bu kadar kötü işler yapmışım. İyi de; bir tane de “İŞTE ÖRNEĞİ” demez mi bir Genel Sekreter?…
Kendi mi yazdı, bir başkas mı dikte etti bunu bilmiyorum.
Üstelik örgütümüzdeki geçmişi de sadece on yıl öncesine dayanıyor. Yani Sivas Madımak Katliamından 23 yıl sonra.
Yaşı ise, Emekli Öğretmen.
Öbür şikayetçi ise; Mali Sekreter.
Bu kişi hem semah öğretmeni, hem de Semah Hizmetlisi. Büyük bir Aşure Hizmeti sırasında, 10 bin kişi izleyici iken, komşu camiden gelen Ezan Sesi an’ında Semahın durdurulmasına “gık”ı çıkmayan biri.
Bu durumun ne denli ACI olduğunu Genel Başkan’a söylediğimde ilginç bir savunma yaptı: “Başkanım ya… Dün Karşıyaka’da Sivas Şehitlerimizi ziyarete gittik, gördük ki; 24 saat Kuran okunuyor…’
Başkan böyle olunca?…
Anımsanacaktır; 2025 Eylül-Ekim aylarında; “Alevi’nin HAİNİ olur mu tartışması yaşanmıştı.
Merdan Yanardağ; “Her toplum kesimi gibi” vurgusunu özellikle belirtmesine karşın, bizimkiler ısrarla üstüne gidiyorlardı. Bu tartışmaya ben de o platform üzerinde katıldım. Yararı, zamanı olmayan, trollerin köpürttüğü bir tartışma dedim.
Konu güncelliğini yitirdi gitti. Ama bu Sayman arkadaş sürdürdü. Mikrofona geçip dedi ki: “Merdan Yanardağ Aleviler için ne yapmış ki”
Sonraki günlerde de Merdan Bey tutuklandı. Ben de bu kez; biraz şaka, biraz eleştiri, biraz laf atma kebilinden; “Küpeli sevinmiştir.” dedim.
” Vaay… sen nasıl bana ‘küpeli’ dersin diye, cinsiyet konusu yaparak şikayetçi oldu. O da, üyesi olduğu GYK’ya Dilekçe verdi.
Şaşı, kekeme, aksak değildi ki… Kulağına Pir Sultan Abdal simgesini küpe boyutunda taktığı için ‘küpeli’ dedim.
GYK bunu da İHRAÇ gerekçelerinden biri saydı.
ASIL NEDENE GELİNCE:
Bu arkadaşlar ne yazık ki; tarih bilincinden yoksunlar. Aleviliği bilmiyorlar. Derneğimizi tanımıyorlar. Kent koşullarında, sistemin onca saldırıları karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aleviliğin inanç boyutunu, insan ve doğa yorumunu, doğuşunu, yüzyıllar boyunca yaşananları, kendine özgü bir dili olduğununu, felsefesini, amacını, yürüyüş hattını, dostlarını, özellikle bağımsızlığını, genç kuşaklara nasıl aktarılacağını bilmiyorlar.
Her kademesinde yıllarca mücadele etmiş bir (kabul ederlerse) abileri olarak; kongrelerde, danışma kurullarında, uygun her ortamda anlarttım, yazdım. Romanlarımda, öykülerimde konu yapım. Özellikle siyasi partilerle ilişkileri örnekleriyle sundum. O sıcak “muhabbetlerini” hep merak eder olduk.
Başaramadım, başaramadık.
Her eleştiriyi, her eleştireni “hain” sandılar.
Ülkemizde DEMOKRASİ ARARKEN, kendi örgütümüzdekini yaraladılar.
Son Genel Kurul, 17’ncisi olarak, 19-20 Nisan 2025 tarihinde yapıldı. Öncekı 16 sına da katıldım. Hepsinde iki liste oldu. Ne kavga oldu, ne gürültü. Bir liste öbüründen biraz daha fazla oy aldı, kardeşçe kucaklaşıldı. Pir Sultan Kazandı, denildi.
Ama bu 17’si böyle olmadı.
Olanları kısaca anlatayım. Divanda yaşanan bir olumsuzluk çözülemeyince; 652 delegeden 176’sı salonu terk etti. Terk edenleri zaman zaman posta oturan ANA’mız videoya çekti.
Başka bir DEDE’miz de Amigoluk yaptı.
BALIK BAŞTAN GÜZELLEŞİR ya…
Bunlar olacak şey mi Allah aşkına! Bu ne ya?…
Genel Başkan, kendi Genel Kurul’unda KORUMA bulundurur mu peşinde?
Kongre sonrası, bir genel değerlindirme yapıp, kırgınları, küskünleri davet edip, gelin şu işi bir konuşalım deyip
ortamı yumuşatmaz mı? Ali Balkız’ı disipline verip ihraç etmek varken…
Bunlar gelip geçer, su akar yatağını bulur. Sel gider, kum kalır. Evlatlarını, kardeşlerini, anne babalarını Sivas Cehenneminde bırakanlar unutmaz.
Alevilik içeriden dışarıdan onca engelleri aşıp nasıl bugüne geldiyse; Haydut Trump Dünyamızı ateşe atmazsa… Bir de; şu popülist yanımız, şişkin egomuz, narsist yapımız, medya merakımız, “beğeni” yanımız kangrene dönüşmezse… Medya tutkumuz bizi teslim almazsa…
Ney miş? “Görünür olmalı”ymışız.
Uzattım.
Bir de, Son Söz olsun:
ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OLMAYI, içselleştirmiş, yaşam iksiri haline getirmiş olanları çoğaltmalıyız.
Bir Alevi Kurumunu, Alevi bir CAN gibi yönetmeliyiz.
Ali Balkız

