Pazartesi, Nisan 6, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 89

Erenler aşkına içeriz demi

0

Erenler aşkına içeriz demi
O dolu bize Yezdan’dan kaldı 
Ehl-i beyt denilen mukaddes gemi 
Peygamber Habib-i zişandan kaldı

Hatice Fatıma pirler anası 
Cenab-ıAali’der erenler hası 
Canlara sunulan zehirin tası 
Nesli pak imam-ı Hasan’dan kaldı

Kerbela çölünde çekmişiz acı 
Kesildi masumlar soyuldu bacı 
Çilenin hırkası şehitlik tacı 
Kerbela’da ölen kurbandan kaldı

Zeynel Abidin’dir devam-ı haydar
Fakirin neslidir İmam-ı Cafer 
Doğruluk madeni en güzel gevher 
İmam Musa Kazım Rıza’dan kaldı

İmam Taki Naki gönlümün piri 
Dergahı yönetir Hasan askeri 
Sabırla beklemek yıllardan beri 
Mehdi-i Sahib-i zamandan kaldı

Akburak Hasan’ım düvazım tamam 
 Dilimde hecedir on iki imam
Ele, bele, dile daim ihtimam
Hacı Bektaş Veli hünkardan kaldı.

Ağlar gezerim cihanda

0

Ağlar gezerim cihanda
Ali diye Ali diye
Yalvarırım Muhammed’e
Ali diye Ali diye

Bektaş-ı Veli’de hal var
Fatma anada bir hayal var
Gece gündüz hakka yalvar
Ali diye Ali diye

Hasan Hüseyin inleşir
Felekler çıkar çığrışır
Sinemde bülbül ötüşür
Ali diye Ali diye

İmam Zeynel semah tutar
Bakır’a Cafer’e yeter
Kumru dost dost diye öter
Ali diye Ali diye

Musa Kazım’a danıştık
İmam Rıza’ya ulaştık
Şahın sevdasına düştük
Ali diye Ali diye

Taki Naki hu dediler
Askeri’ye hü dediler
Mehdi’dir kırklar yediler
Ali diye Ali diye

Kul Himmet’im katar katar
Gevher alır gevher satar
Arş-ı ulakta bir kuş öter
Ali diye Ali diye

BİLGE KAĞAN YASASI(TÖRESİ):

0

En eski Türk Anayasası

  1. Tengri (yaratan) Tektir.
  2. Her kim ki, Tengri’den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.
  3. Bir İl(Ülke), bir Kağan, bir Tengri..
  4. Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki, töreye uya kutlanır. Kim ki, töreye kıya katlanır..
  5. Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.
  6. Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.
  7. Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.
  8. Ana-babaya ve ataya tazim(saygı) duyulacak.
  9. Hısmına sarılacak, komşusunu gözetecek.
  10. Er kişi yalan söylemeyecek.
  11. Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.
  12. Kim ki, bir ırza musallat olursa, canından olacak.
  13. Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.
  14. Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya(cehennem) uçacak.
  15. Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.
  16. Baş kaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.
  17. Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.
  18. Kin ve gururdan uzak olunacak.
  19. Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.
  20. Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.
  21. Kızı isteyen Kağan da olsa, bey de olsa, kız istediğine verilecek.
  22. Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.
  23. Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.
  24. Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.
  25. Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.
  26. Güçlüyken affet, zayıfken sabret.
  27. Yazgına asi olma.
  28. Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.
  29. Herkes adaletle iş görecek.
  30. Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.
  31. Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.
  32. Kağan o dur ki, adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa, İl yok olur. İl olmazsa, budun kul olur.
  33. Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin!
    “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin İlini ve töreni kim bozabilir?”

(Bilge Kağan Yasası ”Töresi”)

Düldül’ün üstünde Şâhım geliyor

0

Düldül’ün üstünde Şâhım geliyor
Çekmiş zülfükârı küfre biliyor
Ardınca Kanber Selmân yürüyor
Zikri ibâdettir Haydar Ali’nin!

Bâb-u ilimdir Vâris-i Nübüvvet
Mürtezâdır hem Şâh-ı Velâyet
Tecelli olundu nice Kerâmet
Zikri ibâdettir Haydar Ali’nin!

Hasen-ı Basrî evlâdı durur
Cehri turûka bidâyet olur
Ânı sevmeyen tamuyu bulur
Zikri ibâdettir Haydar Ali’nin!

Dervişoğlu vurgun hilâl kaşına
Gözlerini sürsün Necef taşına
Kurban olsun Hüseyinin başına
Zikri ibâdettir Haydar Ali’nin!

Yar aşkıyla melul mahsun gezerdim

0

Yar aşkıyla melul mahsun gezerdim
Gülşen bahçasına düştü yolumuz
Şekerler içinde şerbet ezerdim
Ayrılık elinden müşkül halımız

Horasan elleri gezdim bir zaman
Nergiz göllerinde yüzdüm bir zaman
Şehriban şehrinde tozdum bir zaman
Şimdi kırılmıştır kanadımız kolumuz

Tecelli teberra bir olmuş iken
Evliya enbiya sır olmuş iken
“Haşimi” yar ile yar olmuş iken
Şimdi ağyar ile geçer günümüz…

Mekteb-i irfan’da el verdim ere.

0

Mekteb-i irfan’da el verdim ere.
Okudum elif’i bir hesap çıktı,
Üç huruf bir nokta geldi bir yere,
Onu hesap ettim dört kitap çıktı.

Mürşid-i Kâmil’den dersimi aldım,
Men-aref sırrına erdim uyandım,
Şu fani Dünya’yı bir kapı sandım,
Meğer tekmil imiş dört kapı çıktı.

Gerçeği bir nurdan yarattı mabud,
Oniki kapıdır adem’de mevcud,
Sabri der olmuşum ispat-ı vücud,
Haydar kapısından bir cevap çıktı.

Enel Hak” dedik de çekildik dara, 

0

Enel Hak” dedik de çekildik dara, 
Edep erkan bize doğru yol oldu. 
Sorgucular geldi sual sormaya, 
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu.

Kıldan köprü kurmuş, gel de geç deyi, 
Pirim bana dolu verdi iç deyi. 
Arkamdan bir el vurdu uç deyi, 
Üstüne uğradım tozlu yol oldu.

Bir kapı açıldı, içeri girdim, 
Bir ayak üstünde bin saat durdum.
Mizan terazisin ben orda gördüm, 
Eridi kemiğim, ilik hall’oldu.

Dara durdu meleklerin hepisi, 
Ona secde kıldı mümin tapusu. 
Karşımda açıldı cennet kapısı, 
Hakk’ın emri ile bize gel oldu.

Pir Sultan’ım der ki: Şahların şahı, 
Yüzüne nur doğmuş Ali’nin mahı. 
Ben pirimi gördüm, dönmem bir dahi, 
Durağımız ab-ı Kevser göl oldu.

Evvel Allah, dedim; açtım gözümü

0

Evvel Allah, dedim; açtım gözümü
Gözüme Muhammed Ali göründü
Eğildim turaba sürdüm yüzümü
Ol güzel Allah’ın yolu göründü

Üçler çiçeklenmiş, yediler sırdan
Allah, Muhammed’i yarattı nurdan
Kırklar güruhuna vardık ezelden
Yedinci kapının şarı göründü

Ayetül-kürsü okur müminin dili
Aynel arştan gelir onun gıdası
Yeşil asa tutar Hızır’ın eli
Elinde asası nebi göründü

Karanlıktır bu dünyanın ötesi
Söylerim sözümün var mı hatası
Hasan ile Hüseyin’in atası
Tanrın’ın aslanı Ali göründü

Derviş Ali’m der ki ey bağrı taşlı
Mümin kullarının gözleri yaşlı
Nice erler gördüm erbahar başlı
Er bahar başının şarı göründü

Hey erenler benim yüzüm yerdedir

0

Hey erenler benim yüzüm yerdedir
Yüzüm yerde ise özüm Dârdadır
İkrar nerde ise iman ordadır
Bin kanım var bir mürüvvet erenler

Yoldan çıktım ise yola getirin
Kırılmış dalların şurda bitirin
Pişirip kotarıp bezme getirin
Aman mürvet günahkarım erenler

Pir Sultanım eydür sözün hatasın
Kadir mevlam bilir bunun hatasın
Var bir amel kazan hakka yetesin
Aman mürvet günahkarım erenler

Açıldı cennet kapısı

0

Açıldı cennet kapısı
Lal-ü gevherdir yapısı
Kıldan incedir köprüsü
Geçebilirsen gel beru

Canımız melek canıdır
Tenimiz Selman tenidir
İçilen aslan sütüdür
İçebilirsen gel beri

Ben hocama kul olmuşum
Üstadtan öğüt almışım
Ben kanadın bağlamışım
Uçabilirsen gel beri

Ben has bahçenin gülüyüm
Ayn-i cemin bülbülüyüm
Kırk kapının kilidiyim
Açabilirsen gel beru

Pir Sultan’ım Haydar heman
Dağları bürüdü duman
İşte İncil işte Kur’an
Seçebilirsen gel beru

Muhammed Ali den kurulu yoldur

0

Muhammed Ali den kurulu yoldur
Evvel rehberinden kaçana lanet
Evvel ikrar verip sonra dönene
Yapıştığı elden kaçana lanet

Erenler bu yolda hazırdır hazır
Muhasip levnini defterden kazır
Gerekse eylesin bin kerre özür
Onlar ile yiyip içene lanet

Aklını beğenip ikrarın koyup
Kalkıp havalanıp nefsine uyup
Teberra gömleğin eğnine geyip
Azrail yurduna göçene lanet

İblis gibi eller aybına bakıp
İmanın terk edip dininden çıkıp
Eliyle boynuna ilmiğin takıp
Gıybet edip sırrı açana lanet

Beğenmeyip erenlerin sözünü
Benlik yurduna kondurmuş özünü
Hak kapıdan döndürmüştür yüzünü
Azrail donunu geyene lanet

Arifler böyle dediler uluya
Azrail neylesin kalbi doluya
Teberra okundu yanlış biliye
Kendi bilisine uçana lanet

Hatayi,m der bir veliyim yoluyla
Sultanın sohbeti her dem kuluyla
Gönülde kibr olup soğuk dil ile
Özün muhabbetten geçene lanet

Bu dert ki Canan’dan gele, dermandır bana

0

Bir dert ki canandan gele, dermandır bana
Başım gözüm üste gelmiş, mihmandır bana.

Mihman dedim, bu dert bana, mihmandan öte
Yârdan gelen her ne varsa, ihsandır bana.

Canım, cismim yâr yoluna fedadır benim
Ben bir canım, can verenim canandır bana.

Sultandan kula ne gelse kul kabul eyler,
Ben kuluyum, nâzlı yârim sultandır bana.

Ne hûri var, ne gülistan âşık gönlümde
Olduğu yer yarin bağ-ı cinandır bana.

Yârdan bir dem ayrı kalmak zulümden beter
Yârin olmadığı her yer, virandır bana.

Bu canım yâr ile bir an düşmesin ayrı
Yârsız geçen her bir demim, ziyandır bana

Velayet yâr hakikati cahile pinhan
Ben aşığım bu hakikat, ayandır bana.

Velayet Aytan

Yok olmuş gidişi bozuk düzeni

0

Yok olmuş gidişi bozuk düzeni
Zeka ile sezdi Mustafa Kemal
Saray da köşkler de fetva yazanı
Düşünerek çözdü Mustafa Kemal

Gün geldi ordunun geçti başına
Samsun da başladı en ilk işine
Anadolu’nun toprağına taşına
Derin mevzi kazdı Mustafa Kemal

İlk genelge Amasya da okundu
Mertlik kisvetini giydi takındı
Hemen çevresine baktı bakındı
Oyunları bozdu Mustafa Kemal

Erzurum Sivas’a start verildi
Yavaş yavaş hedefine varıldı
Yüce Cumhuriyete bile erildi
Hürriyeti yazdı Mustafa Kemal

Topladı heyeti meclis kuruldu
Her yerde düşmana darbe vuruldu
Yurt sevenler Atam diye sarıldı
Bütün yurdu gezdi Mustafa Kemal

Kurdu sanayiyi döndürdü çarkı
Cinsiyet arası kaldırdı farkı
Ne bir din gözetti ne de bir ırkı
Evrensel bir özdü Mustafa Kemal

Kaldırdı kavuğu cücübbeyi fesi
Okuttu Türkçeyi yükseltti sesi
Dünya şaşıp kaldı bu neyin nesi
Fikir ile ezdi Mustafa Kemal

Kötü emelleri yıkıp ta gitti
Cehaleti kökten söküp te gitti
Çağdaş filizleri dikip te gitti
İlkeleri dizdi Mustafa Kemal

SİNEMİ Atamdan nasihat aldık
Bütün özgürlüğü onunla bulduk
Bağlandık yoluna muvaffak olduk
Ölmez bir yol çizdi Mustafa Kemal

Bir softa dinimi sordu

0

Bir softa dinimi sordu
Dedim sevgi dinim benim
Şaşırdı düşündü durdu
Dedi kitabın yok senin

Dedim canlı kitabım ben
Dedi sefil bir kulsun sen
Dedim sureti hak benim
Dedi deli olmuşsun sen

Dedi ki kıblen ne yanın
Dedim dostun cemalidir
Dedi ya bu kâbe nedir
Dedim Adem’in gönlüdür

Dedi söyle abdest nedir
Dedim gönülü yıkamak
Dedi ki ya bu su nedir
Dedim teni yıkar ancak

Dedi içtiğin dem nedir
Dedim cennetteki şarap
Dedi haram değilmidir
Dedim bana iç diyor rab

Dedi ki ya oruç nedir
Dedim nefsi aç bırakmak
Dedi ama sen yiyorsun
Nefsi mide sanma ahmak

Dedi orucu ne bozar
Dedim kul hakkını yemek
Dedi bu Kuran’da yazar
Dedim Adem kur’an demek

Vefai böyle bu haller
Ceme girmiş bizim eller
Hakka çıkar bütün yollar
Dedi budur doğru gerçek

Hz. Ali ve Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Kendi Cenazesini Taşıması

0

Bu söylenceyi ilk olarak Dedem Seyit Deli Mehmet’ten duymuştum. Kaynaklara baktım Anadolu Aleviliği Bektaşiliğinde Halk arasında yaygın bir yazı-resim
İmam Ali’nin kendi cenazesini taşıyan devenin yularını kendinin
çekmesi temsil eden levhaların olduğunu gördüm.

‘Vilayetnamelere ve menakıpnamelere göre İmam Ali bir gün oğulları
İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i yanına çağırır ve şöyle der: ‘Yarın sabah
bir Pir gelecek, bu pirin arkasında bir deve üzerinde bir tabut
bulunacak. Bu Pir beni Amcaoğlu Muhammed Mustafa’nın yanına
götürecek.’ Bu sözleri söyledikten sonra gözlerini yumar ve dünyasını
değiştirir. İmam Hasan ve İmam Hüseyin Pir’i beklerler. Bir vakit
sonra bir Pir gerçekten kocaman bir deve ile gelir. İmam Hasan ve İmam
Hüseyin Pir’in getirdiği

Kefenle İmam Ali’nin cenaze erkanını yaparlar ve tabutu deveye
yüklerler, Pir deve ile yoluna gider. İmam Hasan çevredeki muhiplerin
babanı bir yüzü kapalı bir Arap götürüyor sen izin veriyorsun
söylemlerine dayanamaz babası İmam Ali’nin tüm uyarına rağmen bir an
gaflete düşer ve Arab’ın nikabını kaldırır Pir onlara güler bir yüzle
bakar. Bir bakarlar ki İmam Hasan ve İmam Hüseyin İmam Ali dirilmiş ve
kendi tabutunu çeken bir Arap deveci olmuş, buna çok şaşırır ve göz
yaşlarını tutamazlar ona doğru birden diğer muhiplerde koşarken Arap
ve deve tabutla birlikte ortadan kaybolur. İmam Ali göğe çekilmiştir.
Bu sahne de hasret ve sevinç gözyaşları birbirine karışır.[1]

Derviş Muhammed Yemini İmam Ali’den söz ettiği Faziletname’sinde
(925/1519) hikaye şöyle anlatılmaktadır;

Buyurdı ol gün ol mîr-i mu’azzam
Emîrü’l-mü’minîn şâh-ı mukaddem

Bekâya rıhlet iderven bu gice
Resûl yanına giderven bu gice

Seher vaktinde bir pîr ire nâgâh
Yidüp bir deveyi tutup gele râh

Kefen getüriser hem bana tâbût
Ne dirse yâ Hasen anun sözin tut

Beni ol ala gide söylemen siz
O pîr-ile geleci eylemen siz[2]

Gerçekten de İmam Ali Hakka yürüdükten sonra yüzü örtülü Arap bir
deveci çıkagelir;

Seher vakti iricek geldi bir pîr
Salavât vir diyeyim n’oldu bir bir

Deveyi kodı vü virdi selâmı
Dahı eylemedi hergiz kelâmı

Götürdi hazret-i şâhı yerinden
Ziyâ virürdi nûr alnı derinden

Kefen sardı koyup tâbûta turdı
Deve arkasında kaldurup urdı

Nikâbı vardı yüzinde anun
Aluban gitdi cismin Murtazânun

Devesin yetdi gitdi dutdı râhı
Çün alup gitdi ol zıll-ı ilâhı[3]

Olay bir esrarengizlikte devam eder. Bir süre sonra İmam Hasan ve İmam
Hüseyin Arap Deveciye kim olduğunu öğrenmek için hamle yaparlar;

Haber virgil bize i pîr-i hikmet
Bize hem söyle kimsin it mürüvvet

Hemân ol dem nikâb›n pîr giderdi
Yüzinün nûrı rûşen şule virdi

Nazar kıldı imâmlar gördiler şâh
Yine gendüzidür zi kudretullâh

Emîrü’l-mü’minîn şâh-ı vilâyet
Götüren cismin ol ‘ayn-ı hidâyet

Heman gendüsidür gayrı degildür
Ezelki cismidür ayrı degildür[4]

Böylece kendi cenazesi kendi götürenin İmam Ali olduğunu anladılar ve
müsaade edip çekildiler.

Alevi Bektaşi edebiyatında sadece bu eser değil birçok eserde benzer
nefeslerde örnekler bulunmaktadır. 17. Yüzyıl Bektaşi Tekkesi
şairlerinden Kul Hasan’a ait olduğu söylenen nefeste;

Aslan olup yol üstünde oturan
Selman idi ana nerkis getiren
Kendi cenazesin kendi götüren
Hünkâr Hacı Bektaş Ali kendidir[5]

Nefesin geri kalan İmam Ali’nin kerametleri sıralanmaktadır. Hünkar
Hacı Bektaş Veli olarak tekrar dünyaya geldiği belirtilmektedir.[6]
Pir Sultan’a atfedilen nefes ise aşağıdadır;

Hayali gönlümde yadigâr kalan,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.
Darı geç üstünde namazın kılan,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Ali’dir cümle dillerde söylenen,
Kispetini krallardan bürünen,
Cebrail’e nur içinde görünen,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Aslan olup yol üstünde oturan,
Selman’a destinde nergis getiren,
Kendi cenazesin kendi götüren,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Yer gök arasına nizamlar kuran,
Ak kağıt üstüne yazılar yazan,
Engür şerbetini Kırklar’a ezen,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Terkisine Muaviye bindiren,
Hamza Pehlivan’a deve gönderen,
Yezit’in gözüne perde indiren,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Pir Sultan’ım der ki: Ummana dalan,
Yezit’in kalbini gümana salan,
Bin saatlik yolu kuşlukta alan,
Allah bir Muhammet Ali’dir Ali.

Bazı nefeslerde ise daha fazla ayrıntıya girilmekte cenazenin deve ile
kaldırıldığı söylenmektedir. Şah Hatayi mahlasıyla yazan Şah İsmail
Safevi(1487-1524) şöyle söylemektedir;

Mürebbînin musahibin aşkına
Gönlüme gözüme düşen Ali’dir
Yüreğim yaralı yaralar başlı
Ezelden seven sevişen Ali’dir

Ali’dir dünyâya edâyı veren
Ali’dir sofiye sevdâyı veren
Ali’dir Yezid’e gavgayı veren
Hakk’a vâsıl olan merdan Ali’dir

Mihr-i yâr’ı divlerin savaşında
Kendine bend etti on beş yaşında
Üç yüz yıldan sonra yedi yaşında
İfrît’in bendini çözen Ali’dir

Yedinci felekte arslan görünen
Hâtemin ağzına veren sır eden
Gelüb kırklar ile cemde bulunan
Cümlesine serdâr olan Ali’dir

Ali’dir cesedin kendisi yuyan
Yuyup kefeniyle tabuta koyan
Ali’dir devesin kendisi yeden
Hakk ile Hakk olan Arslan Ali’dir

Yâ Allah dedi de Düldül’e bindi
İşâret edince gün geri döndü
Yetmiş bin kâfir de hep dîne geldi
Öğlenin vaktinde eren Ali’dir

Yıldırım gibidir Zülfikar yüzü
İmam Hüseyin’dir Ali’nin sözü
Zülfikar çekicek Necef denizi
Hikmetle kaynayub coşan Ali’dir

Şah Hatâyı’m eydür derd ile âhı
Diline vird etti ol Ganî Şâhı
Lâmekân ilinin hem pâdişâhı
Mü’minlere Yezdan olan Ali’dir[7]

Yine 17.yüzyılda yaşamış olan Pir Sultan Abdal’ın nefesinde;

Gafil olman hey erenler
Gelen Murtaza Ali’dir
Yezid’e batın kılıcın
Çalan Murtaza Ali’dir

Alçağa tutmuş yüzünü
Hakk’a bağlamış özünü
Kırklar ile bir üzümü
Yiyen Murtaza Ali’dir

Turnaya vermiş sesin
Aşıklar tutsun yasını
Hem önünce devesini
Yeden Murtaza Ali’dir

Ali’dir Allah’ın dostu
Hü dedi Zülfikar kesti
Selman’a sünbüllü desti
Veren Murtaza Ali’dir

Gülün bağlar deste deste
Bağlar da gönderir dosta
Mihmandan bir dolu iste
Sunan Murtaza Ali’dir

Derildi çıktı havaya
İndi döşendi ovaya
Güvercin donda kayaya
Konan Murtaza Ali’dir

Gülün bağlar baka baka
Bağlar da gönderir Hakk’a
Ejderhayı iki şakka
Bölen Murtaza Ali’dir

Dost bağında kızıl alma
Gül rengi sararıp solma
Pir Sultan’ım gafil olma
Gelen Murtaza Ali’dir[8]

Ve

Agâh olun hey erenler,
Gelen Murtaza Ali’dir.
Ahdine sadık duranlar,
Gelen Murtaza Ali’dir.

Turnaya vermis sesini,
Melekler tutar yasını.
Klrklar ile yer üzümü,
Yiyen Murtaza Ali’dir.

Toprağa vermis yüzünü,
Kan ile yumus özünü.
Hep binip devesini,
Seken Murtaza Ali’dir.

Ali çeker kılıcını,
Düldül çeker köçünü,
Muhammet’in miracını,
Gören Murtaza Ali’dir.

Ali Fatima’nın yari,
Aslklar çeker zarı.
Yezitler Zülfikar’ı,
Çeken Murtaza Ali’dir.

Cennetteki kızıl elma,
Gül benzi sararıp solma.
Pir Sultan’ım gafil olma,
Gelen Murtaza Ali’dir.[9]

Bütün bu nefesler aynı menkıbeyi işaret etmektedir. Hikayeyi en
ayrıntılı biçimde anlatan nefes ise 19. Yüzyıl Bektaşi şairlerinden
Mir’ati’nin şu şiirinde bahsedilmektedir;

Nefsaniyet edip bir alay mel’un
Ahd-i Peygamber’i k›ld›lar ma.bun
Abdurrahman ibn-i Mulcem doktu hun
Gör neye uğradı Hakk’ın aslanı

Namaz kılmak icin mescide vardı
Mülcem oğlu anın vaktin aradı
Namaz kılar iken ol Şah oturdu
Bilmedi ol mel’un yediği nanı

Mecruh oldu çünkü Şah-ı Vilayet
Ol vakit nuşetti cam-ı şehadet
Hasan’la Huseyn’e kıldı vasiyet
Bir deveci gelir gözetin anı

Dedi gelecektir bunda bir Arap
Elinde bir deve yüzünde nikap
İster cenazemi etmeyin cevap
Deyip ol Huda’ya tapşırdı canı

Ehl-i Beyt içine düştü bir figan
Hasan’la Hüseyin ettiler nalân
Gasledip namazın kıldılar heman
İrişti bir Arap deve sarvanı

Yükletti tabutu deve üstüne
Çekerek destile aldı destine
O Şah emanetin verdi dostuna
Hasan’la Hüseyn’e düştü hicranı

Hasan’la Hüseyn’e düştü endişe
Dediler değiliz kail bu işe
Düştüler peşine hem koşa kofşa
Tuttular deveyi ol beden canı

Deveci nikaba uzattı eli
Kaldırdı nikabı bir nur-ı celi
Gördüler deveci kendidir Ali
Ol vakit bildiler sırr-ı Şıranı[10]

İmam Ali eceliyle Hakka Yürümemiş İbni Mülcem tarafından mescitte
salat ederken şehit edilmiştir. Bilindiği gibi İmam Ali 40/661, İmam
Hasan 50/669, İmam Hüseyin ise 61/680 yıllarında katledilmişlerdir.
Bütün nefeslerden anlaşıldığı gibi başkaları için efsane gözüken bu
hadise Alevi Bektaşi toplumu için çok önemli gerçeklerdir.

İmam Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin özdeşleştirilmesine Alevi Bektaşi
edebiyatında rastlanmaktadır. Belki bunun bir tezahürü olarak,
Abdülbaki Gölpınarlı’nın II. Beyazıd dönemi şairlerinden Bursalı
Firdevsi-i Rumi’ye atfettiği ve 1481-1501 arasında yazılmış olduğu
tahmin ettiği [11] Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi’nde olayın çok
benzeri Hacı Bektaş-ı Veli’nin cenazesi hakkında anlatılmaktadır;

Hakk’a cân ısmarlay›nca Hazretüm
Halvetümde örtübeni meyyitüm
Kapumı muhkem kıluben taşra çıkun
Çille Tağı cânibine siz bakun

Bir boz atlu geliser ‘âlî cenâb
Tonı yeşil yüzine tutar nikab

Def’a atdan inüben kazu koya
Üstüme girüp Yâsîn okuya

Atdan inüb viricek sana selâm
Sen ‘aleyk al idüben ‘izzet kirâm[12]

Hünkar Hacı Bektaş Veli menkıbesinde deveci yerine Anadolu Aleviliği
için önemli olan Bozatlı Hızır yani İmam Ali figürü hikayeye de yer
almıştır. Hacı Bektaş Veli hayata gözlerini yumup dünyasını
değiştirdikten sonra beklenen Bozatlı çıkagelir:

Çille Tağı cânibinden bir civân
Zâhir oldı gün gibi ol bî-gümân

Tonı yeşil atı boz ‘âlî cenâb
Elde yeşlil gönderi yüzde nikab

Hızır sandı anı halk-ı cihân
Karşu vardı cümle erler pîr ü cevân[13]

Hünkar Hacı Bektaş Veli müridlerinden Sarı İsmail atlının kim olduğunu
öğrenmek ister, böylece hikaye nihayete erer,

Hizmet itdün yirüme kıldun kerem
Diye bi’llâh kimsin aç yüzin görem

Böyle didi Sarı İsmâ’îl pes
Tutdı sözin saçdı ol nefes

Çekdi atı başın ol ‘âlî cenâb
El urub giderdi yüzinden nikab

Bildi İsmâ’îl anı niçe er turur
Hacı Bektaş Hazret server durur

Otuz üç yıl hizmet itdügi er durur
Hacı Bektaş Hazret Hünkâr durur

Bilüp öpdi ayağına sürdi yüz
Didi nedür sırr-ı esrâr-ı rumûz

Şöyle nice görevüz erdür Hazretün
Kendü elünle pâk kıldun meyyitün

Bu ne kuvvet ne velâyet nice sırr
Kim muhibbün idemez kalbi fikir[14]

Bu anlatılan menkıbeler başkaları için efsane olabilir. Anadolu Alevi
Bektaşi Kızılbaşlarında çok önemli bir imgedir.


[1] Aksel, Turklerde Dini Resimler, s. 100. Ayrıca bkz. John Kingsley
Birge, The Bektashi Order of Dervishes (London: Luzac & Co.; Hartford,
CT: Hartford Seminary Press, 1937), s. 139 ve 237.

[2] Dervîş Muhammed Yemînî, Fazîlet-Nâme, haz. Yusuf Tepeli (Ankara:
Türk Dil Kurumu Yayınları, 2002), s. 582–583. Fazîletnâme’de eserin
telif değil çeviri olduğu belirtildiğine göre konu daha eskiye
gidiyor, en az bir başka yerde de anlatılıyor olmalıdır.

[3] Yemini Faziletname s.583

[4] Yemini Faziletname s.584

[5] Sadettin Nuzhet Ergun, Bektaşi Şairleri (İstanbul: Devlet
Matbaası, 1930), s. 19; Cahit Oztelli (der.), Bektaşi Gülleri:
Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi (y.y.: Milliyet Yayınları, 1973), s.
107; İsmail Ozmen (der.), Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi (Ankara
T.C. Kültür Bakanlığı 1998), c. 3, s. 85. Benzer bir şiir de Pir
Sultan Abdal’a atfedilmektedir. Bkz. Pir Sultan Abdal, Bütün Şiirleri,
haz. Cahit Öztelli (y.y.: Milliyet Yayınları, 1971), s. 93.

[6] Tenasuh konusunda Ahmet Yaşar Ocak Bektaşi Menakıbnamelerinde
İslam Öncesi İnanç Motifleri İstanbul Enderun Kitabevi 1983 s.133-146

[7] Öztelli, Bektaşi Gülleri, s.21; Özmen Alevi Bektaşi Şiirleri
Antolojisi c.2 s.138

[8] Öztelli, Bektaşî Gülleri, s. 26; Pir Sultan Abdal. Bütün Şiirleri,
s. 105; Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, c. 2, s. 236. Benzer
bir Şiir Hatâyî’ye de atfedilmektedir. Bkz. Hatâyî Divanı: Şah İsmail
Safevî, Edebî Hayatı ve Nefesleri, der. Sadeddin Nüzhet Ergun
İstanbul: Maarif Kitaphanesi, 1946), s. 112-113; Özmen, Alevi-Bektaşi
şiirleri Antolojisi, c. 2, s. 172.

[9] Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri, s. 106; Özmen, Alevi-Bektaşi
Şiirleri Antolojisi, c. 2, s. 237.

[10] Sadettin Nüzhet, Bektaşii Şairleri, s. 268-269; Özmen,
Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, c. 4, s. 350.

[11] Manakıb-ı Hacı Bektaş-i Veli: “Vilayet-Name”, haz. Abdülbaki
Gölpınarlı İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1958), s. xxv.

[12] Hünkâr Hacı Bektaş Velî Velâyetnâmesi, haz. Hamiye Duran ve
Dursun Gümüşoğlu (Ankara: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı
Bektaşi Veli Araştırma Merkezi Yayınları, 2010), s. 854-855.

[13] Hünkâr Hacı Bektaş Velî Velâyetnâmesi, s. 868-869.

[14] Hünkâr Hacı Bektaş Velî Velâyetnâmesi, s. 874-877