Ana Sayfa Blog Sayfa 90

Ta ezelden kandildeki nur idik

0

Ta ezelden kandildeki nur idik
Âlemin şevki ziyasın sevdiğim
Hem ağ yeşil hem kırmızı nur idik
Üstadın rengi boyasın sevdiğim

Gevher[in]den mevc oldu deryaya
Aşk muhabbet bile geldi dünyaya
Ebul-Kâsım’la Muhammed cümleye
Evliyasın enbiyasın sevdiğim

Enbiyanın evliyanın cümlesi
Cümlesinin bendesiyim bendesi
Muhammed cümlesinin ser çeşmesi
Sevdikçe [candan] özgesin sevdiğim

Cebrail geldi Muhammed yanına
Yüz on dört sure in[dir]di şanına
Saki kevser ol[du] canlar canına
İnna hel etâ suresin sevdiğim

Hasan Hüseyin’i severim candan
Zeynel’in sevgisin bırakmam elden
Bâkır’ı Cafer’i cennet gülünden
Kâzım Musa Irıza’sın sevdiğim

Muhammed Takî[’dir] Ali Nakî’dir
Hasan el-Askerî zülfüm bağıdır
Muhammed Mehdî cennet çerağıdır
Murtaza Ali duasın sevdiğim

Gelip kudret kandilinde berk uran
Çıkıp göklere nur olup şevk veren
Yedinci bâbda yedi kez haykıran
Hû diyen heybetli sesin sevdiğim

Kalktı Kabe’den bıraktı sılayı
Ma‘mur etti Bağdad’ı Kerbela’yı
Doksan bin şehid[e] verdi salayı
Şah Necef şehrind’ovasın sevdiğim

Yuyup kendini deveye yükleden
Yine kendi idi devesin yeden
Bu velayetleri Ali’dir eden
Yedeni yükün devesin sevdiğim

Ne bahtlı[dır] erenler visaline
Seri kurban verdim [senin] yoluna
İhsan etmek şu günahkâr kuluna
Bir kez kemterim diyesin sevdiğim

Hakk’ı sevmekmiş müminin âdeti
Zira mümin dur[ur] Hakk’ın rahmeti
Muhabbetin didaradır vahdeti
Sermayemdir durduğunca sevdiğim

Kul Himmet’im sorar isen suali
Hak birdir yakîn komaz evveli
Tesbihimdir Allah Muhammed Ali
Hem kendisin hem hepisin sevdiğim

Ta ezelden kandildeki nur idik

0

Ta ezelden kandildeki nur idik
Âlemin şevki ziyasın sevdiğim
Hem ağ yeşil hem kırmızı nur idik
Üstadın rengi boyasın sevdiğim

Gevher[in]den mevc oldu deryaya
Aşk muhabbet bile geldi dünyaya
Ebul-Kâsım’la Muhammed cümleye
Evliyasın enbiyasın sevdiğim

Enbiyanın evliyanın cümlesi
Cümlesinin bendesiyim bendesi
Muhammed cümlesinin ser çeşmesi
Sevdikçe [candan] özgesin sevdiğim

Cebrail geldi Muhammed yanına
Yüz on dört sure in[dir]di şanına
Saki kevser ol[du] canlar canına
İnna hel etâ suresin sevdiğim

Hasan Hüseyin’i severim candan
Zeynel’in sevgisin bırakmam elden
Bâkır’ı Cafer’i cennet gülünden
Kâzım Musa Irıza’sın sevdiğim

Muhammed Takî[’dir] Ali Nakî’dir
Hasan el-Askerî zülfüm bağıdır
Muhammed Mehdî cennet çerağıdır
Murtaza Ali duasın sevdiğim

Gelip kudret kandilinde berk uran
Çıkıp göklere nur olup şevk veren
Yedinci bâbda yedi kez haykıran
Hû diyen heybetli sesin sevdiğim

Kalktı Kabe’den bıraktı sılayı
Ma‘mur etti Bağdad’ı Kerbela’yı
Doksan bin şehid[e] verdi salayı
Şah Necef şehrind’ovasın sevdiğim

Yuyup kendini deveye yükleden
Yine kendi idi devesin yeden
Bu velayetleri Ali’dir eden
Yedeni yükün devesin sevdiğim

Ne bahtlı[dır] erenler visaline
Seri kurban verdim [senin] yoluna
İhsan etmek şu günahkâr kuluna
Bir kez kemterim diyesin sevdiğim

Hakk’ı sevmekmiş müminin âdeti
Zira mümin dur[ur] Hakk’ın rahmeti
Muhabbetin didaradır vahdeti
Sermayemdir durduğunca sevdiğim

Kul Himmet’im sorar isen suali
Hak birdir yakîn komaz evveli
Tesbihimdir Allah Muhammed Ali
Hem kendisin hem hepisin sevdiğim

Ezelden divane kıldı aşk beni

0

Ezelden divane kıldı aşk beni
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin
Niçin ta‘n edersin tarik düşmanı
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

İmam Hasan şehrinde duacıyım
Hakikate kadem bastım hacıyım
Hüseynîler güruhundan Nâciyim
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Zeynel Âbidin[’den] Bâkır’a yettik
Cafer-i Sâdık’ın kolunu tuttuk
Küfrü iman ettik can hakka kattık
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Musa-i Kâzım’a erişti irşat
Irıza kuluyuz farz ile sünnet
Münkire teberrâ mümine rahmet
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Hem] Muhammet Takî Ali Nakî’dir
Askerî’den dolu içtim sakidir
Şeyh olmak şah olmak mürşid hakkıdır
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Behey Yezid [ne] ta‘n edersin bana
Erenler severim n’eylerim sana
Gel iman getir de Hakk’ı yakın dene
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Kul Himmet’im güzel yeter imana
Sen ulaştır meni sahip zamana
İradet getirdim [ben] Şah Dehman’a
Hüseynîyim Mevaliyim ne dersin

Nasihatim sana ey deli gönül

0

Nasihatim sana ey deli gönül
Gözedegör erkânını yolunu
Kemlik edenlere sen iylik eyle
Rızasız lokmaya sunma elini

Gelme diyene [sen] varıcı olma
El elden yücedir sen seni görme
Kendini bilmezle oturup durma
Dokunur çarkına döker dolunu

Gerçek er isen [eğer] gediği bekle
Eksiğini kendi özünde yokla
Eğer ârif isen sırrını sakla
Varıp bir nâdâna açma sırrını

Şu yüce dağların yaylasın yayla
İn[ip] ovasında turacın avla
Kul Himmet sözünü başar da söyle
Pehriz ile kullanagör dilini

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

0

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd ider ihsân
Niçin kılmaz bana dermân meni bîmâr[ı] sanmaz mı

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlı akar su
Habîbüm fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gamım pinhân dutardım ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta’n eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Deli gönül sana nasihatim var

0

Deli gönül sana nasihatim var
Yüze gülen dosttan sakın kendini
Gafil olma gözüm gafletten uyan
Yüze gülen dosttan sakın kendini

Ãrif isen sırrın nâdana açma
Olur olmazların bâdesin içme
Düşmandan bir zarar gelirse kaçma
Yüze gülen dosttan sakın kendini

Bir saat barışır onbeş gün küser
Kasdeder kurulu yayına basar
Fırsatın bulunca başını keser
Yüze gülen dosttan sakın kendini

Ey FUZULİ bize Hak’tandır yardım
Doğruluk ederken murada erdim
Sorarsanız pîrimden böyle gördüm
Yüze gülen dosttan sakın kendini

Selam edin sofu canlara bizden

0

Selam edin sofu canlara bizden
Sofular ikrarda durur mu bilmem
Yohsa yol mu danıştın her cahilden
Hak cemalin cemale gelir mi bilmem

Muhabbet canda mı yohsa dilde mi
Günahlar etmişsin Hakk’a perde mi
İkrarsıza ikrar veren yolda mı
Hak kadim ikrara durur mu bilmem

Yer ile gök bir ikrardır aslından
Hiç gönül geçer mi gönül dostundan
Çök otur sevdigim gönül tahtından
Cebrail [de] Hakk’a varır mı bilmem

Gerçek ister can’ortaya atmaya
Hak mürşid ister katarlayıp tutmaya
Sorak ister katarlayıp yedmeye
Yedikleri yere varır mı bilmem

Hocam[dır] Kul Himmet Pir Sultan pirim
Şah Hatayî şah[ım] benim[dir] Ali’m
Ben bir ednâ kulum eyvallah derim
Kırklar katarına katar mı bilmem

Aşkım Ekonomi

0

“Ekonomi fena hasta” dediler,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?
Bir tek çaresi var; “Nas’ta” dediler,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Diplomasız doktor yapmış analiz:
“Enflasyon netice, sebebi faiz”
Yetkin ekonomist şu bizim Vaiz,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Kimisi yükseltti, kimi düşürdü.
Kimisi köpürttü, kimi şişirdi.
Dolar ensemizde boza pişirdi,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Dostlar para salmış; ödeme peşin…
Artık cukka sağlam, kırmızı meşin.
Galiba aynı gün düştü ateşin,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Kimisi diyor ki “çok para bastır!”
Kimine helâldir, kimine Nas’tır?
Dünyada tek model; bu bize hastır,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Ekonomi bile dine bağlandı,
Elimiz kolumuz yine bağlandı,
Senin hastalığın Cin’e bağlandı,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Dolar göstergeli şimdi liramız,
Nedense hiç Nas’a girmez kiramız.
Cebimizde erir gider paramız,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Paramızı alev alev yakarken,
Koca ülke aval aval bakarken,
Çetelere senin kanın akarken,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

Bindebir bu yükü ben taşıyamam,
Sen beni boşasan ben boşayamam,
Sen iyi olmazsan ben yaşayamam,
Nas’oldun bitanem, iyileştin mi?

03.01.2022
Ozan Bindebir

Bedreddin Cömert anısına saygıyla

0

Karıncalara bile söz dinletemediniz
Kaynaşıp durdular
Evinizin bahçesinde
Gece gündüz demediler
Bir karanlıkla taşıdılar.

Mutluluk kıldan ince
Aşınmamak
Kadınca inanmak gökyüzüne

Ama gün gelir
Bir karınca
Lime lime eder dudaklarımızı.

Sonsuz bir güvendir içimizde
Bir ağrı gibi mutluluk.

Acun istediğince geniş
Yaşamak güçlüğünce
Dur deyin, dur deyin ölüme.
*
AKŞAM KUŞLAR ve YALNIZLIĞA DAİR
kopuk bir özgürlük gibiyken akşam
üsküdarımsı bir eskilikten kuşlar geçer
konarlar çan durakları içinde
en güzel şarkıların tellerine
mışıl mışıl denizlerden kopar ilk çığlık
kurdeşen gibi gidişmeye başlar dağların tabanı
ve yine kuşlar
en son dairelerinde
görünmeyen bir yalnızlığa resim yaparlar

kopuk bir özgürlük gibiyken akşam
yanaşamamak en yakın istasyona
dalıp gitmek
gitmek bilmeden ölümün masmavi anlamını
ellerin titremesi
haşhaş çiçekleriyle donatırken gemileri

takmaya çalışırken tavşanların boynuna
en güzel akşamları
en güzel geceleri
ayaklarımızın ıslanması
neresine otursak zamanın
çatlamamız kaşınan bir yara hazzında

kopuk bir özgürlük gibiyken akşam
üsküdarımsı bir eskilikten kuşlar geçer
konarlar çan durakları içinde
en güzel şarkıların tellerine
ve yine kuşlar
en son dairelerinde
görünmeyen bir yalnızlığa resim yaparlar
*
HOŞ GELDİN
bu sarı kesin değil
uğurlamadık daha yağmuru
belki bir gece belki bu gece
şaşar mı hiç yumrukta köpüklenen haykırı
hoş geldin yağmur sonu
*
TUTKUSUZ TUTKUYA ÖZGÜ
bir çoğul başlıyor ansızın
her şeye karşın yaşatmak hızı bir şeyleri
bölmekse de bir çizgiyi yanılarak
yaşıyor yine dağılmak
akılalmaz özgürlüğünde çiçeklerin
*
ESKİ BİR ŞİİRDEN YANKILAR
çevrem bir balıkçı teknesi değin dardı
ekmek kavgasında ölünür mü bilmiyordum
bir avuç insanlarım vardı esenliğimi adadığım

tümümüzün öyküsü böyle başladı
ılık mevsimlere takılmıştı suçsuz sözlerimiz
zaman giysi değiştiren ağaçlarla anlamlıydı
bir bomba patlasa örneğin şu dağın ardında
görüşmeler yapılsa silahsızlanmaya dair
bize göre değildi

eşkıya taşları yatardı kıyrık yollarda
altı ay mıh olurdu içimizde kış
sesten gayri her şeyi tutsak eder o dağlar
katı yürekli birer korsandık hepimiz
korkunç bir buyruktu o

biz görgüsüz çocuklar
soluğu kesilmiş tazıları andırıyorduk yollarda
ah ne tükenmez yağmurdu koca kentler
bilseniz bir tutam gürültü ne umuttu
görenler dağ kokuyor bunlar dedi

bir çığlıktı bizim marşımız
bilinçsizliğe yaratılan ilk senfoniydi
artmamıştık
dilimizde serseri bir ekvator
bozulmuştuk iyiden iyiye
*
TARİHİN AKIŞI
Ufkun kıyısındaydım
Orda bulutlar konuşuyor
Orda düşlerin elleri-ayakları var
Ve denizkızları denizi baştan çıkarıyor

Masalın gerçek olduğu yerdeydim
Orada ay, güneşe ışık sunuyor
Orada müzik günlük ekmektir
Ve çocuk çiçeklere öğüt sorar

Orada erkek ve kadın tek bir
Varlıktır, orada kılıçlar ve kurşunlar
Sapana dönüşmüştür
Orada söz ve eylem tek bir şeydir.

(Türkiye Yazıları, Sayı:52-53, Temmuz-Ağustos 1981, s.35-36)

BEDRETTİN CÖMERT KİMDİR?

(1940-1978), Vezirköprü’de doğdu. Roma Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. 1972’da Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim görevliliğine atandı. İlk şiirleri Varlıkdergisi’nde yayınlandı. “Giotto ve San Francesco Geleneği” konusundaki tezi ile Sanat Tarihi doktoru oldu. Yoğun bir yazı ve çeviri etkinliğinin içinde bulunan Cömert, 1960’lı ve 70’li yıllarda dönemin belli başlı dergilerinde ürünleriyle yer aldı. Forum başta olmak üzere, Yansıma,Gelecek, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Yeni Ortam dergilerinde şiirleri yayımlandı. 1970’den itibaren şiir yayınlamaktan vazgeçerek, eleştiri çalışmalarına ağırlık verdi. Önemli çeviriler yaptı. Gombrich’in ünlü kitabı Sanatın Öyküsü’nün çevirisiyle 1977 Çeviri Ödülü’nü kazandı. Kalmasın Ellerim Sizlerden Uzak adlı şiir kitabı ise 1979 yılında yayımlandı. Daha sonra Giotto’nun Sanatı, Croce’nin Estetiği, Mitoloji ve İkonografi ve Eleştiriye Beş Kala isimli kitapları yayımlandı. 11 Temmuz 1978 Salı günü, sabah saat 08.45’de Ankara Gaziosmanpaşa, Karagöz Sokak’taki evinden çıkan Cömert mavi renkli Volkswagen arabasına doğru yürüdü. İki adım arkasından İtalyan asıllı karısı Maria onu takip ediyordu. Arabalarına binip motoru çalıştırdılar. Yolun ilerisinde kırmızı renkli bir Simca’da 3 kişi bekliyordu. Cömert çiftinin arabası hareket edince kırmızı Simca da hareket etti. Volkswagen’in yolunu kesen Simca’dan iki kişi dışarı çıkıp araca ateş açtılar. Çapraz ateş sonucu Cömert olay yerinde öldü. Karısı Maria ağır yaralandı.
11 temmuz 1978 günü sabah sekiz otuzda, en verimli çağında demokrasi düşmanı katiller tarafından otomobili içinde kurşunlanarak katledildi.
Anısına saygıyla…

Aleviler ve Dilleri İsmail Engin

0

elbette ki, ibadet Alevilikte anadilde oluyor. önemli belirleyici bir özellik bu.. yaygın olarak Türkçe, Kürtçe, Arapça, Balkan dilleri…

şimdilerde bir de buna Avrupa dilleri eklendi. Almanca, İngilizce…

herkes kendini ve etnisite açısından aidiyetini önemsiyor.

“72 millete bir gözle bakarız” ifadesi sadece söylemden ibaret, esasen de güncel değil.

Türkler, Araplara ve Kürtlere; Kürdler, Türklere ve Araplara; Araplar, Türklere ve Kürtlere … mesafeli.

hepsi kuşkusuz anadilini önemsiyor: asimile olmak istemiyorlar. biliyorlar ki, asimilasyon dille taşınıyor.

ve buna rağmen ve oysa Avrupa’da gönüllü olarak kendi dillerini terk ederek kampanyalarla Alevilik din derslerini ülkelerin resmi dillerinde yürütüyorlar. haklarını bu şekilde talep ediyorlar. bu talep emin olun Avrupa’da değişik ülkelerde yaşayan Aleviler tarafından yadırganmıyor, büyük bir memnuniyetle destekleniyor. yürürlüğe girmesi gururla bir hakkın kazanılması şeklinde – dernek seçim kampanyalarında dahi – vurgulanıyor.

Alevilik bir “gelenek” değil. bir dini inanç. dini inanca dair oluşturduğu geleneği – gelenekleri var. doğal olarak dini inançla ilintilendiren kültüre ve felsefeye – felsefelere sahipler.

her inanç gibi kendilerini binlerce – siz buna 100 binlerce deyin, fark etmez – yılla ilişkilendiren “kadim”liğe sahip olduğunu savunuyorlar. benzer şekilde Sünni – İslamiyette bu 120 bin peygambere kadar çıkabiliyor..

herbiri kendi yaşadığını, “yerel geleneklerini” “genel Aleviliğe” mal ediyor ve bunu Aleviliğin bizatihi kendisi olarak görüyor. başkasının süreğini kabul etmekte zorlanıyor ve kolayca “yoldan çıkmış” olarak niteliyor. örneğin Hubyar’da tevhid; Dersim Alevilerince pek anlaşılabilir değil. keza, ayinde dem alınması da..

Dersim Dedeleri Tahtacı Alevilerine cem yürütüyor… Tahtacılar Cemde dem alıyor; Dersim’den gelen Dede bunu Cemde yasaklıyor..

fazla uzatmadan : buyrun size Kürtçe bir “Şehidi Kerbela”.

  • kadimliğinden vazgeçtim, o Kerbela “hangi Kerbela?” –

ve “Ehlibeytin Şam’a sürgünü”, “Hz. Ali ve Hayber Kalesi”…

“Alevilikte Cem” Kürtçe var tabii ki, niçin olmasın?…

[Erdal Erzincan da diğer Canlar gibi kendi görüşünü beyan etmiş. katılıp katılmamak ayrı birşey..]

Güzel Sözler

0
  • Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır. (Bernard Shaw)
  • Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır. (Plato)
  • Altın ateşle, kadın altınla, erkek de kadınla erir…..PİTAGOR
  • Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner. (Alexander Everett)
  • Bilgi büyük adamı alçak gönüllü yapar, normal adamı şaşırtır, küçük adamı ise kibirlendirir. BRIGITTE
  • Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık. (Terry)
  • Bilgiyle dirilenler ölmez.  (Hz. Ali)
  • Bir çivi yüzünden bir nal,bir nal yüzünden bir at,bir at yüzünden de bir atlı gidiverir…..FRANKLİN
  • Bir gemiyi iki reis batırır. TÜRK ATASÖZÜ
  • Bir şeye ait herşeyi öğrenin; herşeye dair bir şeyler bilin. (var dyke)
  • Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur. SOKRATES
  • Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.         (francis bacon)
  • Bugün, hayatınızın geri kalanının ilk günüdür. (1970’lerin Bir Duvar Yazısı)
  • Çok keyifli anınızda kimseye bir şey vaad etmeyin .Çok öfkeli anınızda kimseye yanıt vermeyin…..ÇİN ATASÖZÜ
  • Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak ta  kalamaz. (oliver cromwell)
  • Durgun su solucan yetiştirir.          (dünya atasözü)
  • Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa ,      bugün  yeterli  değilsiniz demektir.            (earle wilson)
  • Dünyayı seller bassın ördeğe vız gelir…..ATASÖZÜ
  • Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden  düşünmek tehlikelidir. (Konfüçyüs)
  • Düşünmeden öğrenmek faydasızdır, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir                   (confuclus)
  • Elmas nasıl yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşmaz…….CONFİCİUS
  • En güçlü hafıza bile en zayıf mürekkepten solgundur. (Meçhul)
  • Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar    (emile raux)
  • Erkek karısını bir buketle şaşırtabilir.Bir kutu çikolatayla mutlu eder.Bir altın kolye ile de şüpheye düşürür……SAM EWİNG
  • Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz….KONFÜÇYÜS
  • Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil,aranan kişi olmaya da bağlıdır….FOSTER WOOD
  • Ey yaşam senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir….SENECA
  • Gençken bilgi ağacını dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.        (chesterfield)
  • Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur.   (peter f.drucker)
  • Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır. NIETZSCHE
  • Güzel yüz aynaya aşıktır…..MEVLANA
  • Hakikaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.     (necm:39)
  • Hava soğuduğunda gölge veren ağaçları unutursun…JAPON ATASÖZÜ
  • Hayat geç kalanları hiç affetmez….GORBACHOV
  • Hayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler;  onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar. (Seneca)
  • Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez.   (montaıgne)
  • Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil… CLAVDIUS
  • Her münakaşanın temelinde birisinin cahilliği  yatar.  (Louis D. Brandeis)
  • Herkesi bir defa, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz.Ama herkesi her zaman aldatamazsınız…….ABRAHAM LİNCOLN
  • Herşeyin anahtarı sabırdır. Civcivi,yumurtaları kuluçkaya yatırarak elde edersiniz, kırarak  değil.    (arnold closow)
  • Hırs, bir sandalın yelkenini şişiren rüzgara benzer; fazlası gemiyi batırır, azı da gemiyi  olduğu yerde tutar.  (Woltaire)
  • Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır.       (j.keth moorhead)
  • Hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz….W.SHAKSPEARE
  • Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızlı çarpma. Geri dönmek isteyebilirsin. (Don Herold)
  • İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde  konuşmak. (Sadi)
  • İnsan ne kadar yükselirse, gönlü o kadar alçalmalıdır. CICERO
  • İnsanlar ancak hayalleriyle yaşar ve biraz yaşamaya başlayınca tüm hayallerini kaybederler…..VOLTAİRE
  • İnsanlar yanlış yapabilirler , yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar. F.Von KOTZEBUE
  • İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler….KONFÜÇYÜS
  • İşlemeyen demiri kendi pası mahveder.  İnsanı tembelliğe alışması mahveder. (hint atasözü)
  • İyiliğin bilgisine sahip olmayana      bütün diğer bilgiler zarar verir         (montaigne)
  • Kaplumbağa başını çıkarıp, önünü görmeden ilerlemez…Kaplumbağayı küçümseme……ANONİM
  • Karanlık geceleri ben uykusuz geçirirken, sen sabaha kadar uyuyorsun.   Ondan sonra da bana yetişmek istiyorsun. Ne gezer          (zemahşeri)
  • Kendine hakim olan başkalarına da hakim olur.  (Konfüçyüs)
  • Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler. (R. Hull)
  • Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan yeni okyanuslar keşfedemez               (andre gide)
  • Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası, dostunun yüz karası, düşmanının maskarası.        (m.akif ersoy)
  • Komşunu sev ama bahçe duvarını yıkma. (G. Herbert)
  • Kum üstünde şaton olacağına taş üstünde kulüben olsun….ANONİM
  • Kurbağayı koltuğa oturtsan,o yine çamura atlar….ARTHUR MİLLER
  • Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük is gelmeyenlerdir. EFLATUN
  • Metodu olan topal, metotsuz koşandan daha çabuk ilerler.    (francis bacon)
  • Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır. BYRON
  • Ne kadar bilirsen bil,anlatabildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır….MEVLANA
  • Okumadan geçen üç günden sonra konuşma tadını kaybeder. (çin atasözü)
  • Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz.     (çin atasözü)
  • Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir. RUFFINI
  • Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir.   Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz.   (farabi)
  • Önemli olan yere düşüp düşmemen değil, tekrar  ayağa kalkıp kalkmamandır. (Vince Lombardini)
  • Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır. (Emerson)
  • Sabahleyin kaybedeceğin bir saatin bütün gün zararını çekersin.  (william whately)
  • Savasın iyisi, barısın kötüsü yoktur. BENJAMIN FRANKLIN
  • Taş da yumurtanın üstüne düşse,yumurta da taşın üstüne düşse,olan yine yumurtaya olur….RUM ATASÖZÜ
  • Tüm uzmanların aynı görüşte olmaları, hepsinin yanılmaları anlamına da gelebilir. B.RUSSEL
  • Türkler her şeyini feda eder, ama istiklalini asla. LLOYD GEORGE
  • Türkler öldürülebilir, fakat yenilgiye uğratılamazlar. NAPELEON
  • Üç şey sürekli kalmaz;     ticaretsiz mal,   tekrarsız bilgi,     cesaretsiz iktidar.      (ş.sadi)
  • Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. (Konfüçyüs)
  • Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir. (J. Jenkins)
  • Yapabileceğin kadar söz ver.Sonra söz verdiğinden fazlasını yap….ANONİM
  • Yarın sabah,ne sevdiğiniz kişilerin yüzleri ne de kendi yüzünüz aynı olacaktır….LEO BUSCAGLİA
  • Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.    (goethe)
  • Yaşamak için yemelisin,yemek için yaşamamalısın…….ÇİÇERO
  • Yaşamın uzunluğu değil, nasıl yaşanıldığı önemlidir. M.L.KING
  • Yıpranmak paslanmaktan iyidir.  (bishop cumberland)
  • Yiğitlik intikam almak değil, tahammül etmektir. SHAEKESPEARE
  • Zamanın değerini yapacak işi olan bilir     (atasözü)
  • Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır…… GİOVİO

Hızır Paşa bizi berdar etmeden

0

Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar şaha gidelim
Yıkılın kaleler dosta gidelim

Kalenin kapısıtaşdan demirden
Yanlarım çürüdü yaşdan yağmurdan
Bir kimsem yoktur ki dostu cağırtam
Açılın kapılar şaha gidelim
Yıkılın kaleler dosta gidelim

Çıkarım bakarım kale başına
Mümin Müslümanlar gider işine
Bir ben mi düşmüşem can telaşına
Açılın kapılar şaha gidelim
Yıkılın kaleler dosta gidelim

Abdal Pir Sultan’ım hey Hızır Paşa
Bizi hasret koydun kavim kardaşa
Yazılan mı gelir sağ olan başa
Açılın kapılar şaha gidelim
Yıkılın kaleler dosta gidelim

Açığım yok kapalım yok dünyada

0

Açığım yok kapalım yok dünyada
Ne ise ahvalim görsünler beni
Hiç kimseye vebalim yok dünyada
Ister sevip ister dövsünler beni

Allah kul yaratmış biride benim
Kimden kaldı bana imanım dinim
Ne şeytan tanırım ne de peri cin
Konuşan insanım görsünler beni

Okudum kuranı edep erkanlı
Yaptığım secdenin kiblesi canlı
Gerdeksiz gecede bir delikanli
Ölü bir geline versinler beni

Akarsu´yum boşa güldükten sonra
Azrail yok imiş öldükten sonra
Gönül tahtım harap olduktan sonra
Boş kuru hasıra sarsınlar beni

Lâmekân ilinde bi nişan iken

0

Lâmekân ilinde bi nişan iken
Zuhur etti beni bir kân içinde
Üçyüz altmış altı nehirden gelen
Özüm katre etti umman içinde

Bir zaman ummanda cansız yatırdı
Can ceset verip el ayağım bitirdi,
Nokta olup kalbim içre oturdu
Rızkımı bitirdi ol kan içinde

Tekmil vücut içre saldı cihane
Nefsi verdi iki babdan âyene
Gözünde nur oldu baktım cihâne
Bencileyin yüz bin ver han içinde

Bir zaman maderden şir emdim kandım
Tez vakit andan dahi usandım
Diş bitirip abi nana dayandım
Vücudum beslerdim devran içinde

On beşine yetip buldum kemalim
Nefse uyup isyan bahrına daldım
Vesveseyle bile otuz’a geldim
Hemen gezer idim güman içinde

Çok ilim okudum aklım yetmedi
Cahd eyledim kimse elim tutmadı
Çok âmel kazandım fayda etmedi
Hor zelil gezerdim zindan içinde

Mani ilmi ledünden dersimi aldım
Okuyup fehm ettim sırrını bildim
Hakikat şehrini arz edip geldim
Kâmile yetiştim irfan içinde

İbtida nefsimden okuttu beni
Nunkundan diriltti bu ölmüş teni
Merhamet eyledi ol gönlü gani
Katre olup gezdim umman içinde

Rabbimi öğrendim cümlenin canı
Küfür deryasında buldum imânı
Derde düştüm çok ara’dım dermanı
Tabibe eriştim bir an içinde

Derdimin dermanı yine dert oldu
Şahı merdan zübanımda vird oldu
İkrarımız birdir ceset dört oldu
Mansur gibi gezdim meydan içinde

Adalet sultanı yek nazar kıldı
Üç yüz altmış altı burcumu aldı
Aduları sürdü kendisi kaldı,
Vücudum taht oldu sultan içinde

Gönlümün evinde kalmadı kara
Aşkı muhabbetle geldim didare
Dilimi eyledim sed hazer pare
Evsafın okunur kur’an içinde

Bülbül oldum gülü vasf eder dilim
Mahluk fark eylemez halim ehvalin
Gülşen bahçesine uğradı yolun
Bağı cennet huri gılman içinde

Bir köşede Hak kelâmın söylerler
Bir köşede raksı sema ederler
Muhabbet rahine doğru giderler
Lehmeke lehmi olmuş bir can içinde

Muhabbet bağında bir kubbe gördüm
Adem sıfatında aslını sordum
Aslı kainattır zatını bildim
Aleme can olan cihan içinde

Muhammet’tir tacı şemsiyle kamer
Ali’yul Murtaza belinde kemer
İki kulağında şebberi şübber
Hasanla Hüseyin iznan içinde

Bir gözünde Zeynel Aba nur olmuş
Bir gözünde İmam Bakır sır olmuş
Bir yüzünde İmam Cafer durr olmuş
Bir gözünde Kazım nuran içinde

Burnundan ağzından Rıza dem vurdu
Bir elinden Taki cihanı kurdu
Bir elinde Naki divane vardı
Cennet kapısında rızvan içinde

Hasan Aleskari’ kuvvet ayağı
Muhammet mehdidir kudret ayağı
Kubbeden zuhurdur cennetin bağı
Bir fidan bitip tir cinan içinde

Fidan kemalini buldu cennette
Sivi ahmer oldu sırrı vahdette
Arz eyliyen okur ilmi hikmette
Arz etmiyen kaldı güman içinde

On iki imamdan zuhura gelen
Çarde’yi masumu paki hak bilen
Yolunda ser verip bendesi olan
Sultan olur iki cihan içinde

Gülşen bahçesinde gezdim bir zaman
Gördüm ki kurulmuş bir ulu divan
Muhammet Mustafa ol şiri Yezdan
Mürşidi Kâmil var meydan içinde

Hakikat babında danışık olup
Muhammet’le Ali lisana gelip
Bahaneden bir nokta da yanılıp
Mürşid dare dikti meydan içinde

Ol zaman havadan bir top nur indi
Mürşidi kâmilin dizine kondu
Minnetçi olup bile dare durdu
Nur nura karıştı nuran içinde

Minnet kabul olup dardan indiler
Ağızların temannaya sundular,
Yerli yerine gediğine kondular,
Tercüman dilerler erkân içinde

Cebrail emroldu gülşen bağına
Tercüman getir ki niyaz dağıla
Himmetleşip girdi yolun sağına
Kendi özün buldu cinan içinde

Gülşan bahçesinde bir fidan gördü
Arasında sivi ahmeri buldu
Desturu şah deyip eline aldı,
Sağ elinde geldi bir an içinde

Cebrail öz hizmetine yer aldı,
Sivi ahmeri ol Resule sundu
Himmeti dileyip çar pare kıldı
Dört zat olup geldi zaman içinde

Fatimetüzzehra’dır Ali’nin yari
Beline kuşandı hem Zülfikarı
Düldül ata binip kırdı küffarı
Kamber önü sıra meydan içinde

Her pare içinde üçer nokta var
On iki noktadır birbirine yar
Yüzüne müştaktır şemsiyle kamer
Daim gelir gider cihan içinde

Bunlardır âlemin nizamın veren
Kaadili kudrete asılıp duran
Ezel yerin göğün binasın kuran
Âdemi var eden isyan içinde

Âdemin tevbesin kabul eyliyen
Âdemde mevcut bilmeyip söyliyen
Halkı yetmiş iki millet eyliyen
Cümlesi vird eder züban içinde

Yüzyirmi dört bin nebiler nuru
Evliyanın kavli sırrı ikrarı
Her taraftan gösteren nuru envarı
Sıfatı âdemde her can içinde

Mahluk ile her bir dilden söyliyen
Güruhu Naciden karar eyliyen
Hakikat bahrına dalıp boylıyan
Muhabbet bağında gülşan içinde

Noksanî’nin cesedinde can olan
Gönüller tahtında hem sultan olan
Eşidip gösteren hem dilde gelen
Evsafın okurum fur’kan içinde

Noksani

La mekan ilinden geldim cihana,

0

La mekan ilinden geldim cihana,
Arar iken ehli cana eriştim.
Elden ele kabdan kaba süzüldüm,
Katarlandım doğru raha eriştim.

Bir gerçeğin eleğinde elendim,
Beli dedim belisine belendim,
Arşı kürsü yaradandan dilendim,
Adem olup erkanına eriştim.

İhlas kemendini aldım elime,
Marifette bir yol geçti önüme,
Hakikatte su bağlandı gölüme,
Katre idim bir ummana eriştim.

Yolcu oldum cenan bula göz aldım,
Üstad olup gerçeklerden söz aldım,
Hey gaziler geç eriştim tez aldım,
Canım arz ettiği cana eriştim.

Virani sözleri gevherler piri,
Dost elinden içtim abı kevseri,
Evliya Enbiya Hakkın Mürseli,
Yüz sürüben Şahı Merdana eriştim.
Virani