Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Gönlümü mekân eyledi

0

Gönlümü mekân eyledi
Dost elçisi kona kona
Bir dem dilim tutar isem
Söyletirler yana yana

Derdim kime söyler isem
Nicesi şerh eyleyeyim
Dosttan gelen âvaz, benim
Yakar içim döne döne

Aceplerim şol kimseyi
Acep gelir hem sözleri
Dervişim, der dâvâ kılar
Yatar uyur kana kana

Akşam olur, gün dolunur
Sabah olur yine doğar
Bu ikisi arasında
Geçer ömrüm dine dine (1)

Ey bîçâre miskin YUNUS
Gafil olma, dur gözün aç (2)
Ecel eli uzun olur
Bir gün erer suna suna (3)

(1) Dine dine: Dinlene dinlene.

(2) Dur: Kalk. Durmak Kalkmak.

(3) Suna suna: Uzana uzana. Sunmak Uzanmak, uzatmak.

ÖZTELLİ Cahit, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Reha Yayıncılık İstanbul,1984

ALTI MAYIS ŞAFAĞINDAN…

0


Her altı mayıs şafağında / buluşmasında Hızır ve İlyas’ı
Uyanışında tam da baharın
Vazgeçer mi bulutlar / Ulucanlar üstünden akmaktan
Toprak / ateş / su / hava / birlikte ağlamaktan
Vazgeçer mi güneş / doğudan / Hasan Dağı doruğundan
Bütün yiğit / bütün mert zamanları kıpkırmızı yakarak doğmaktan

Uyan ey insanoğlu / uyan ey gâfil uykularda uyuyan
Son seferi var / değil insana / karıncaya bile kıymayanların
Onurlu bir yaşam / bağımsız bir vatan için adlarını adayanların
Dünya durdukça susmasın vicdanlar / susmasın tarih
Hesap sorsun / onlara kıyanlardan / o vicdansız parmaklardan
Hesap sorsun / insan katli için hâlâ salyalar akıtanlardan
Filistin’de / Gazze’de / Maraş’ta / Hatay’da
Mazlumların cesetleri üzerinden ticaret yapanlardan
Ve de geride bezirgânın / sömürgenin çarkına secde duranlardan
Hesap sorsun tarih
Adalete / demokrasiye / özgürlüklere / gencecik fidanlara kıyanlardan

Her altı mayıs şafağında yanar kavrulur vicdanlar
Ne müthiş / ne onurlu / ne ulaşılmaz bir cesaretti o
Ne servet istemişlerdi / ne iktidar
Kendi darağacı iskemlesini tekmeleyen güç
Coşkuyla tohumlanır Anadolu toprağından
Özgürlüğün ve insan olmanın külleriyle bereketlenen o memleket bağlarından

Her altı mayıs şafağında / gülümseyerek selam veririm dostlarıma
Umutlarım tazelenir / sabahın kuş sesleri / baharın kır çiçekleri coşar inadından
Ak alınları / Deniz / Hüseyin / Yusuf adlarıyla
Mert ve yiğit / bir rüzgâr kopup gelir
Ankara’dan / bu taptaze seher zamanından…

06 Mayıs, Alper Akçam

varamazsın

0

Endazeyle yol yürüme
Menziline varamazsın
Emeklerin gider güme
Muradına eremezsin

Piyadeysen at bin atlan
Tayyare gibi kanatlan
Batıcı dikene katlan
Yoksa bir gül deremezsin

Yan MİSKİNİ aşka düş yan
Pişmeyince çiğ kalır can
Derindedir inci mercan
Dalmaz isen göremezsin

Kaynak: Oğuzhan Küçük, Mülk-i Sühan – Doğun’nun Ozanı Sadık Miskini – Hayatı-Sanatı-Eserleri -III. Cilt, Sayfa: 153

Dîvâne gönlümüz geçmez güzelden

0

Dîvâne gönlümüz geçmez güzelden
Mihrin yer eyledi tenden, yâ ‘Alî
Benim ârzû-mendim sensin ezelden
Gitmez muhabbetin cândan, yâ ‘Alî

Cân ü dilden sevenlerin cânısın
Âşıklara medhetmenin şânısın
Noksâna kalmayan mürvet kânısın
Geçersin günâhtan kandan, yâ ‘Alî

Müşkülünü halledersin dostuna
Çağıranda imdât eyle düşküne
Kerbelâ’da yatan İmâm aşkına
Şefâ’at umarız senden, yâ ‘Alî

Nice yüz bin yıllar kandilde durdun
Atanın belinden mâdere geldin
Anın içün halkı gümâne saldın
Baş gösterdin bin bir dondan, yâ ‘Alî

Tarîkat içinde Şems ü Kamer’in
Hakîkat içinde zât-ı kemâlin
İstemem Cennet’i göster cemâlin
Kul Himmet göçmezden bundan, yâ ‘Alî

Güfte: Kul Himmet Dede (XVI. ‘asr sonu – XVII. ‘asr başı)
Kaynak: İbrahim Aslanoğlu, Kul Himmet, s. 76

Hâmîş: Sultân Sinemilli Ocağı tâliblerinden Haydar Bayrak ve âilesi, aslen Pazarcık’ın Gökçayır karyesinden olup XX. ‘asrın başlarında Sarız’a hicret etmişlerdir.

[1] Bu dörtlükler dîvân neşirlerinde yer

senin ya Murtaza Ali

0

Merhûm Sarızlı Haydar Bayrak’ın (1920–2005) terennüm ettiği, Mevlâmız Emîrü’l-Mü’minîn İmâm ‘Alî aleyhi’s-selâm medhine nazmedilmiş iki koşma:

Ne hôş yerde makâmın var
Senin, yâ Murtazâ ‘Alî
Kandan gelür a’ceb senin
Kokun, yâ Murtazâ ‘Alî

Kamber kulun, Düldül atın
Kimseye benzemez zâtın
Kerâmetin, mu’cizâtın
Gelir, yâ Murtazâ ‘Alî [1]

Gevher ile dolu şehrin
Aşkın, muhabbetin, mihrin
Etme mahrûm, ver murâdın
Kulun, yâ Murtazâ ‘Alî [1]

Seni seven serden geçti
Hem nâmus u ardan geçti
Dîv işitdi aklı şaştı
Ünün, yâ Murtazâ ‘Alî

Yattığın yer Kerbelâ’dır
Çevresi burc-i kal’adır
Yolun cümleden a’lâdır
Senin, yâ Murtazâ ‘Alî

Sûr çalınsın halk çekilsin
Yezîd meydâna yığılsın
Senin aşkına dökülsün
Kanım, yâ Murtazâ ‘Alî

Hatâ’î’m mürvete kalman
Hak, Muhammed, ‘Alî, Selmân
Seni sevenlere kurbân
Cânım, yâ Murtazâ ‘Alî

Güfte: Şâh İsmâ’îl Hatâ’î es-Safevî (1487-1524)
Kaynak: Sadeddin Nüzhet Ergun, Hatâyî Dîvânı, ss. 104-105

Hakk seni nurundan övmüş yaratmış

0

Hak kendi nûrundan övmüş yaratmış
Pâdişâh eylemiş ilin üstüne
Gördüm cemâlini salâvat virdim
Sokulmuş cefâlar serin üstüne

Vallahî Kurândır senin yüzlerin
Yasîn-i şerîfdir iki gözlerin
İnnâ fetahnâdır senin sözlerin
Vedduhâ inmişdir dilin üstüne

Kirpiklerin üste benler dizilir
İkrârından dönen hakdan üzülür
Ak göğsün üstüne niyet yazılır
Veş-şems inmişdir kavlin üstüne

Alnıma yazıldı böylece yazı
Gelin hep idelim hakka niyâzı
Ayetü’l-Kürsî ile güzel İhlâs’ı
Okuyub gelmişim yolun üstüne

Seyyid Nesîmî’dir şem’in çırâsı
Er-rahmandır iki kaşın arası
Güzel besmele ile Elham sûresi
Elif-lâm inmişdir kaddin üstüne

”İnsan Kainatın Kalbidir”

Hey Yarenler gelin görün

0

Hey yârenler gelin görün
Ben yine oldum divâne
Ne dünüm dün, ne günüm gün
Bir oddurur düştü cana

Bu dünya dönmüş zindana
Koydular bizi zindana
Zindanda gülmek mi olur
Yürüyeyim yana yana

Dünyada dertsiz baş olmaz
Derd’olanın âhı dinmez
Yanar yüreğim söyünmez
Yaram erişmiştir cana

Ben bir garipçe bülbülüm
Gülistana güle geldim
Dilerdim avunam gülem
İnlemem doldu cihana

YUNUS EMREM bu dünyada
Kim güldü ki sen gülesin
Külli hep ağlayı geçti
Kim geldi ise cihana

ÖZTELLİ Cahit, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Reha Yayıncılık İstanbul 1984

Tanrıyla Sohbet

0

Ey benim İlahım! hürmet eylerim,
Hikmetine karşı durulmaz derim!
Bir-kac yobaz için sual sorarım,
Sorduran mı yanar? Soran mı yanar ?

Ben garip bir kulum meraktır ancak,
Çulsuz ekmeğini neye banacak?
Bu millet şaşırmış kime kanacak,
Kandıran mı yanar? Kulun mu yanar?

Minbere çıkarak fetva okuyor,
Dini söylemlerle fitne sokuyor,
Milleti yoldular yoksul kokuyor!
Yolduran mı yanar? Yolan mı yanar?

Nifak tohumunda kahin oldular,
Vatan-ı sömürüp safi yoldular
Yoksul vatandaşı küffar kıldılar,
Kıldıran mı yanar? Kılan mı yanar?

Sanki ellerine senet verdiler,
Cennet’te şarab’a helal dediler!
Gılman’a huri’yi bir bir serdiler,
Daldıran mı yanar? Dalan mı yanar?

Sevap mı reva mı? takke serinde!
Vebali örtemez kemer belinde,
Ahlakı devşirmez nefsi seflinde,
Olduran mı yanar? Olan mı yanar?

Haşa ilâha’da rüşvet geçer mi?
Yasayı çiğnemiş kulu seçer mi?
Haksız bir kazanca, kapı açar mı?
Çaldıran mı? Yanar, Çalan mı yanar?

Her türlü haramın ağına banan
Günah aklamayı tövbeyle sanan
O halde ben değil onlardır yanan
Solduran mı yanar ? Solan mı yanar ?

Ben canlı nesnel’im evrende olan
Nesneler göçecek hakikat kalan
Hakikat yutarak kul hakkı alan
Aldıran mı yanar? Alan mı yanar?

Turgay Parlakyıldız

Hoştur eğer yürür isem aşk oduna yana yana

0

Hoştur eğer yürür isem aşk oduna yana yana,
Pes yanmadan nice olam, çün aşk odu düştü cana.

Canım aşkın külhanıdır, tartınmadan vur odunu,
Kamış suyu şeker olur, od bırakacak külhana.

Her nesne ki çiğ olacak, od olmayınca pişmez o,
Benim dirliğim çiğ idi, aşk odu oldu bahane.

Bu işler tamam olacak, halvet olur maşuk ile,
Maşuk yüzün gören kişi gerek yana ve tükene.

Devlet olur o kişiye yanar ise aşk oduna,
Acı tütünü çıkacak aydın olursa bu hane.

O dost ile pazarımız filan vaktden beri değil,
Sever idik maşukayı henüz gelmeden cihana.

Razıyım o aşk oduna, günde bin kez yanar isem,
Gör nice can feda kılar şemi önünde pervane.

Aşka nice yanar isem dahi şirin gelir bana,
Canım feda olsun beni bu aşk oduna atana.

Aşk sultanı Taptuk durur, Yunus geda bu kapıda,
Gedalara lütfeylemek hem kaidedir sultana.

Yunus Emre

(Şiirin aslı)

Hoşdur eger yürürisem ‘ışk odına yana yana
Pes yanmadın nite olam çün ‘ışk odı düşdi câna

Cânum ‘ışkun külhânıdur tartınmadın ur odını
Kamış suyı şeker olur od bıragıcak külhâna

Her nesne ki çig olıcak od olmayınca bişmez ol
Benüm dirligüm çigidi ‘ışk odı oldı bahâne

Bu işler tamâm olıcak halvet olur ma‘şûkıla
Ma‘şûk yüzin gören kişi gerek yana vü dükene

Devlet durur ol kişiye yanarısa ‘ışk odına
Acı tütüni çıkıcak aydın olısar bu hâne

Ol dostıla bâzârumuz fülân vaktdan berü degül
Severidük ma‘şûkayı henüz gelmedin cihâna

Râzîyam ol oda ben günde bin kez yanarısam
Gör niçe cân fidâ kılur şem‘i öninde pervâne

‘Işka neçe yanarısam dahı şîrîn gelür bana
Cânum fidî olsun beni bu ‘ışk odına atana

‘Işk sultânı Tapduk durur Yûnus gedâ bu kapuda
Gedâlara lutf eylemek hem kâ’idedür sultâna

Yunus Emre

Ben dost ile dost olmuşum

0

Ben dost ile dost olmuşum
Kimseler dost olmaz bana
Münkirler bakıp gülüşür
Selâm dahi vermez bana

Ben dost ile dost olayım
Canımı fedâ kılayım
Ölmezden evvel öleyim
Dünya baki kalmaz bana

Terk eyledim cümle işi
Hak yoluna kodum başı
Dost yüzünü göreliden
Sabr-ü karar olmaz bana

Ben âşık-ı biçâreyim
Baştan ayağa yareyim
Ben bir deli dîvâneyim
Akıl da yâr olmaz bana

Aşk odu yaktı canımı
Kimseler bilmez halimi
Seçemem soldan sağımı
Gayret-ü ar olmaz bana

Sanmanız beni deliyim
Dost bahçesi bülbülüyüm
Mevlâ’nın kemter kuluyum
Kimse bahâ vermez bana

Ey bîçâre âşık, kimden
Korkar senin canın acep
Korktuğun da dost olıcak
Havf ile kâr olmaz bana

Bülbül oluban öterim
Dâyim oturup ağlarım
Dahi kime yalvarayım
Hemen derman sensin bana

Bülbül oluban öterim
Dost bahçesinde biterim
Gül alırım, gül satarım
Bağ-u bağban olmaz bana

Miskin YUNUS nice diyem
Fânî cihanı terk idem
Yana yana Hakka gidem
Perde hicab olmaz bana

ÖZTELLİ Cahit, Yunus Emre, Reha Yayıncılık, İstanbul 1984

Alevilik, Malya’da başı kesilen Türkmen’dir.

0

Alevilik bu toprakların gerçek ve birincil kimliğidir. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen kişi ya kördür ya da nankördür. Alevilik bir mezhep, tarikat yahut din olmanın ötesinde büyük bir kimliktir, benliktir, özdür.

Alevilik, Malya’da başı kesilen Türkmen’dir.

Alevilik, Kuyucu Murat’ın boğduğu üç yaşındaki masumdur.

Alevilik, sehpada Bedrettin, darağacında Pir Sultan’dır.

Alevilik, Hacı Bektaş’ta bilgelik, Şeyh Celal’de başkaldırıdır.

Alevilik, Amasya Kalesinde Baba İlyas, şeriat mahkemesinde Hamdullah Çelebi’dir.

Alevilik, Muharrem’de acı, Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da dinmeyen sancıdır.

Alevilik, Hakk’a söylenen deyiş ve halkı birleyiştir.

Alevilik, kara kışta ak düş, sıcak yazda başkaldıran sazdır.

Alevilik, çekilen gülbenk, Hak aşkına niyazdır.

Ve Alevilik…

Kıldan ince, kılıçtan keskince bir yoldur.

Unutmayın, sel gider, kum kalır!

Bir gün dağılır kasvet,

Çerağ uyanır, mum kalır.

Aleviliğim giderse,

Bilmem, geriye nem kalır?

CEMİL KILIÇ

Yazın sonu kıştır gönül

0

Her taşın altında çıkma
Bu ne biçim hırstır gönül
Nefse uyup hatır yıkma
Yazın sonu kıştır gönül

Cümle canı dengin eyle
Yerin, yurdun engin eyle
Yüreğini zengin eyle
Ötesi boş düştür gönül

Niyaz eyle Hakk aşkına
Uzak kal yoldan düşküne
Aldanma saray, köşküne
Gördüklerin süstür gönül

Yazmıyorsa aşkı şayet
Bir masaldır onca ayet
Ne sitem et ne şikâyet
Hama pişmek hoştur gönül

Hürmet eyle, söze eğil
Deruni çok sırra ehil
Sitemleri sana değil
Kendisine küstür gönül

YOL (Enel Hakk)

Hıdır Çam (Deruni)

CUMHURİYET GAZETESİ VE ALEVİLER

0


BAŞYAZI – 29 NİSAN 2026


Cumhuriyet gazetesinin temel ilkeleri ;7 Mayıs 1924 tarihinde yayımlanan ilk sayısında, kurucumuz Yunus Nadi tarafından belirlenmiştir.


Cumhuriyet; ırk, dil, din, mezhep ve inançlara saygılı ve eşit mesafededir.


Türkiye’de Alevi toplumu bir gerçektir ve Türk toplumsal ve siyasal yaşamında çok önemli bir konumu vardır.


Cumhuriyet gazetesi, yayın yaşamı boyunca Alevilerin görünür olmalarına, sorunlarını dile getirmelerine sayfalarını açmıştır. Türkiye’deki ilk Alevi dizisi “HÜ DOST”, 1963 yılında, Fikret Otyam’ın kaleminden, yazı dizisi olarak Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı.


Gazetemiz; 1961’deki İbrahim Elmalı, 1966 Ortaca, 1969 Elbistan olayları ile 1969 Tunceli’de Pir Sultan Abdal oyununun iptali nedeniyle çıkan olaylardan Maraş, Çorum, Malatya katliamlarına değin tüm gelişmeleri, yalnızca muhabirlerle değil, en kıdemli yazarları ile izlemiş, zaman zaman Alevi-Bektaşilerle ilgili dizilere yer vermiştir.


1990’larda; önce Sivas, ardından Gazi katliamları ve Tunceli’de yakılan köyleri yine gazetemiz günlerce dizi şeklinde yayımlayarak kamuoyunu aydınlatmıştır.
Olaylarla ilgili davalarda kanıt olarak sunulan fotoğraf ve belgeler de gazetemizin yayımlarından alınmıştır.


Bu yayın çizgisi nedeniyle; Alevilerin en saygın ödülü olan Hacıbektaş Dostluk ve Barış Ödülü’ne Cumhuriyet gazetesinin dört yazarı uygun görülmüştür.


Gazetemizde haber ve yorumlarda, Alevilere ya da herhangi bir din, ırk, mezhep grubuna yönelik ayrımcı, ötekileştirici dil kullanmak, ilkelerimizle kesinlikle bağdaşmaz.


Son günlerde kurumsal olmayan, tümüyle bireysel bir hata ve yanlışlıktan ötürü Cumhuriyet gazetesinin Alevilere dönük tarihsel içtenliğinin yok sayılması adil değildir ve bizi derinden üzmüştür. Yapılan bireysel bir hatanın yön değiştirerek kurumsal kimliğimizi hedef alan bir kampanyaya dönüştürülmesi asla kabul edilemez.


Bu konudaki yargıyı; “İNCİNSEN DE İNCİTME” diyen Alevilerin ve değerli okurlarımızın engin vicdanına emanet ediyoruz.


Cumhuriyet gazetesi; 102 yıllık tarihinde olduğu gibi Cummhuriyet değerlerine ve laiklik ilkesine bağlı kalarak, din ve mezhep ayrımı gözetmeden, çağdaş toplumun ve çoğulcu demokrasinin sesi olmayı sürdürecektir.


Cumhuriyet son kaledir ve Aydınlanma Devrimlerini, savunma görevini boyun eğmeden yerine getirmeye devam edecektir.

Ey aşıklar ey aşıklar

0

Ey âşıklar, ey âşıklar
Aşk mezheb-ü dindir bana
Gördü gözüm dost yüzünü
Yas kamu düğündür bana

Ey padişah, ey padişah
Uş ben beni verdim sana
Genc-ü hazinem kamusu
Sensin benim önden sona

Evvel dahi bu akıl-u can
Senin ile asl-ı mekân
Ahir yine sensin mekân
Uş varuram senden yana

Senden sana varır yolum
Senden seni söyler dilim
İlle sana ermez elim
Bu hikmete kaldım tana

Artık bana ben demeyem
Kimseneye sen demeyem
Bu kul, o sultan demeyem
Varurem senden yana

Dost aşka ulaşalıdan
Dünya ahıret bir oldu
Ezel-ü ebed sorarsan
Dün ile bu gündür bana

Artık bize yas olmaya
Hiç gönlümüz pas olmaya
Zira Hak’tan gelen âvâz
Savulmaz düğündür bana

Ben aşkından ayrılmayam
Dergâhından ırılmayam
Eğer benden gider isem
Senin ile varam bana

Ol dost beni viribidi
Var dünyayı bir gör dedi
Geldim, gördüm hoş ârayiş
Seni seven kalmaz ana

Kullarına vâdeyledi
Yarın uçmak verem dedi
Ol dostların sevindiği
Yarınım bu gündür bana

Bu âhile, bu zârile
Bu hikmeti kim ne bile
Bilse dahi gelmez dile
Tuttum yüzüm senden yana

Sensin bana can-u cihan
Sensin bana genc-i nihan
Sendendürür assı ziyan
Ne işe gele benden bana

YUNUS sana tuttu yüzün
Unuttu cümle kendözün
Cümle sana söyler sözün
Söz söyleten sensin bana