Yaptığımız Kabe’dir
Yaptığımız Kabe’dir
Yıktığımız kilise
Şu bizim seyranımız
Bir seyrana benzemez
Süleymanlar içinde
Ali bir Süleyman’dır
Süleymanlar bildiler
Süleyman’a benzemez
Abdesimiz katlanmak
Namazımız sabretmek
Biz bir oruç tutarız
Ramazana benzemez
Kitabımızda kıl var
Dağlar kadar görünür
Bir bir âyet okuruz
Bir Kur`an’a benzemez
Kul Nesimi sen seni
Mânâ bilir söylersin
Biz bir deniz geçeriz
Bir ummana benzemez
AVUSTRALYA’YA SAVAŞ AÇAN İKİ TÜRK ASKERİ
Avustralya Devleti, Çanakkale savaşlarından önce ilk resmi savaşını iki Türk ile yapmıştır.
Yıl 1912, İngilizler Hindistan’ı işgal eder…
Osmanlı Devleti 350 adet denizci levent ile Hindistan’a yardıma gider. Buradaki savaşlarda 40 kadar Türk esir düşer. Savaş bittikten sonra İngilizler, bu 40 Osmanlı esir askerini gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri bir yolunu bulup gemiden kaçarlar.
Esas hikaye bundan sonra başlar…
Abdullah ve Mehmet adındaki bu iki Türk, Avustralya’da kendilerine yeni bir hayat kurarlar. İşleri ve kazançları iyidir ama onların kulağı sürekli Anadolu’da ve memleketlerindedir… Dünya kaynamaktadır… Balkanlar, Ortadoğu ve İngilizlerin işgal ettiği Türk yurtları…
İşte tam bu sırada (1915) Avustralya hükümeti, İngilizlerle birlikte Çanakkale’ye asker çıkarmaya karar verir. Bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşarak, durum değerlendirmesi yaparlar. Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:
“Sayın Avustralya yetkilileri…
Biz iki Türk askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlı’ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Türk askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir “Osmanlı savaş fermanı“dır. Avustralya’ya duyurulur.”
Avustralyalı yetkililer bu mektubu alırlar, okurlar ancak önemsemezler…
İki Osmanlı askeri, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah, Sidney’in 250 km uzağında “whıte rock” denilen bölgede siper alırlar. Avustralyalı yetkililer Çanakkale’ye gönderilmek üzere asker ve silah toplayıp, tren ile buradan limanlara sevk etmektedir. Dondurmacı Abdullah’ın beyaz gömleği vardır, kasap Mehmet’in de kırmızı önlüğü… Gömlek ve önlüğü sökerek 3 hilalli bayrak yaparlar ve bu bayrak ile düşmana savaş açarlar…
İki Türk askeri dönemeçlerde tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.
Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralyalılar, sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektubu anımsarlar. Bizim askerlerimizi yakalamak için bölgeye tren ile 250 kadar asker gönderirler.
Çaresiz kalan Avustralya devleti ilk resmi savaşına girer, karşı tarafta ise yalnızca iki Türk… Tren ile gelen 250 kadar Avustralya askerini pusuya düşüren iki babayigit trene saldırırlar… 60 kadar Avustralya askerini öldürürler… Çok şiddetli çatışmalar sonucunda, iki Anadolu aslanı bu karlı dağlarda şehit düşer…
İki askerimizin mezarı şu anda Sidney’e 250 km uzakta olan “whıte rock” dağlarında bulunmaktadır. Nur içinde yatsınlar…
Bu iki yiğidin hakkını teslim eden Avustralya, o bölgeye “Türk Kayalıkları” adını vermiştir.
Yalancı dünyaya konup göçenler
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi dördünde kimi beşinde
Kimisinin tacı yoktur başında
Kimi altı kimi yedi yaşında
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi bezirgan kimisi hoca
Ecel şerbetini içmek de güç a
Kimi ak sakallı kimi pir koca
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Halk Şiirinden Seçmeler – 100 Temel Eser
adlı kitapta metin şu şekilde aktarılıyor
(Bilge Kültür Sanat, Yayın No: 186, sayfa 89)
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisinin biter üstünde otlar
Kiminin başında sıra serviler
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa karışmış nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus Emre
Yaşam ve Evren..
Hayalsiz yaşanmaz bu güzel dünya,
Çocuk gülüşünde saklıdır evren..
Sınıfsız toplumda emektir künye
Gülen bebeklerin şeklidir evren..
İnanmayın asla galipten sese,
Cahilin elinden düşmüyor asa
Bunu bilir, asla etmeyiz tasa
Gönüle sevdayla, eklidir evren…
İnsanı Kamile bağlı özümüz
Huri, kılman, değil hak’da gözümüz
Dört kitap’dan öte döner yüzümüz
Halk için bilmin, aklıdır evren..

İnsanda İbadet hanedir nefis
Suyu abdest tutmaz özü kirli pis
Kirlendikce büyür içindeki kis
Özde hakka döner çarklıdır evren…
Hakk’ı kendisinden ayrı görmeyen
Hak ile Halk olup gönül kırmayan
İnsandan gayrıya secde durmayan
Bulutları sevda yüklüdür evren…
Vurguni, enelhak, insanın varı
Alınteri, emek zemzem pınarı,
Hakka yanar özde sevdanın narı.
Hakikat bilimde saklıdır evren..
Abdullah Oral..
Vücudum etseler lime
Vücudum etseler lime
Az gelir o Hüseyine
Biat edersem Yezide
Bana lanet bana lanet
Allah bana haber verse
Yezit de suç yoktur dese
Ben böyle istedim dese
Ona lanet ona lanet
Yezit beni kral kılsa
Kainat emrime verse
Cennetim de senin dese
Girer isem bana lanet
Allah bir Muhammet Ali
Bir’enbiya biri veli
Hüseyin aşkına deli
Olmaz isem bana lanet
Feyzullah der Allah birdir
İki diyen daim kördür
Yezide lanet bir nurdur
Doğmaz ise ona lanet
Feyzullah Çınar
SÖYLE
Ankara’daki beylerden biri vatandaşa diyor ki: ”Kuru ekmek yiyorsan karnın toktur.” Peki soruyorum o büyüğümüze: Sen bu vatana hangi hizmetlerinden dolayı ödül aldın da her gün kahvaltıda havyar yiyorsun? Söyle…
Ayakların çatlak, ellerin nasır,
Terini toprağa kattın mı, söyle?
Başında ot yastık, altında hasır,
Üzerin yorgansız yattın mı, söyle?
Hiç gezdin mi dağı, taşı ,ovanı?
Kuşlar gibi terk ettin mi yuvanı?
Boz ekmeğe dürüp acı sovanı,
Bal diye zehiri yuttun mu, söyle?
Zarın var mı baharında, kışında?
Yağan karlar buz tuttu mu başında?
Ummana daldın mı yedi yaşında?
Gece karanlıkta yittin mi, söyle?
Kanlı zincir iz etti mi parmağa?
Terini döktün mü Kızılırmak’a?
Benim gibi gerildin mi çarmıha?
Canını bir pula sattın mı, söyle?
Boşa mı büküldü yoksulun beli?
Üstümüzden gitmez beylerin eli,
Benim çektiğimi bilemen deli!
Çamura, çaylağa battın mı, söyle?
Madem ki sen gönüllerde pazarsın;
Neleri okudun, neyi yazarsın?
Duran Baba tembel diye kızarsın,
Kendi emeğini tarttın mı, söyle?
Duran Tamer
Etliye Sütlüye Karışmak ya da Karışamamak Şenol Çelep
2025 Türkiye’sinden bir vatandaş notu… Gündelik hayat, siyaset ve ekonomi üçgeninde sıkışan gerçekler.
“Aman evladım, etliye sütlüye karışma. Siyasete bulaşma. Sana mı kaldı koca koca adamlara laf yetiştirmek? Etin ne, budun ne? Otur oturduğun yerde…”
Yıllardır kulağımıza fısıldanan bu nasihatla büyüdük. Korkutuldular, suskunlaştırıldılar; biz de öyle öğrendik.
Çünkü artık biliyoruz:
Bir “hık” desen hak, bir “guguk” desen hukuk sanılıyor.
“Adalet” desen… vay haline.
Hele bu sözleri topluca söylersen, Silivri’de oyun havası senin için başlıyor demektir.
Ama artık mesele sadece sembollerle değil, doğrudan soframıza, cüzdanımıza, yaşamımıza dokunan gerçeklerle karşımızda.
🥩 Et Gerçekten Et, Süt de Gerçekten Süt…
- Sütün kilosu: 40 TL
- Et fiyatları: Kasapta değil, kuyumcuda gibiyiz. 1000 TL’den başlayıp tırmanıyor.
- Asgari ücret: 22.000 TL
- Emekli maaşı: 16.800 TL
- Yeni atanmış bir öğretmen: 45.000 TL maaş alıyor, ama yarısı kiraya gidiyor…
Hayat pahalılığı yalnız mutfağı değil, tüm yaşamı etkiliyor.
Elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, ekmek, soğan, yol parası…
Eskiden kemer sıkardık, şimdi kredi kartı koleksiyonu ile ayakta kalmaya çalışıyoruz.

🖼️ “Büyük Fotoğraf” Dedikleri…
“Küçük fotoğrafa değil, büyük fotoğrafa bak.” derler ya…
İşte büyük fotoğraf:
- Avrupa’da en yüksek enflasyon bizde.
- Dünya genelinde en çok çalışma süresi sıralamasında ilk 10’dayız.
- Emekli maaşı en düşük olan ülkelerden biriyiz.
- Asgari ücrette en alt sıralarda yarışıyoruz.
“Türkiye Yüzyılı” diyorlar. Gerçekten de öyle…
Ama galiba “en kötüler” listesinde rekorlara koşuyoruz.
Cezaevlerinde nüfus artışıyla da liderliğe doğru ilerliyoruz.
İçeridekilerin sayısının dışarıdakileri geçeceği dünya birinciliği çok yakın.
🤐 Karışmak mı, Karışmamak mı?
Mesele artık “karışmak cesaret ister” değil.
Karışmasan da hayat sana karışıyor.
Fiyatlar, yasaklar, krizler seni buluyor.
Belki de tam şimdi zamanı:
Suskunluğu değil, sözü büyütmenin.
Korkuyu değil, iradeyi konuşmanın.
📍 Mimaroba, Büyükçekmece
📅 18 Temmuz 2025
Siyasal İslam ve Totaliter Rejimler Sine-i Millet Ali Sönmez
Tarih boyunca farklı ideolojilerle iktidara gelen rejimler, halk desteğini sağladıktan sonra ortaklaşan yöntemlerle gücü tek elde toplamış, muhalefeti bastırmış ve sistemlerini uzun vadeli kılmaya çalışmışlardır.
Bugün Nazi Almanya’sı (1933–1945), İran İslam Cumhuriyeti (1979–günümüz) ve Türkiye’de AKP iktidarının (2002–günümüz) otoriterleşme süreçlerini kıyaslamak istiyorum.
Farklı tarihsel, kültürel ve ideolojik zeminlerden gelen bu üç rejimin, otoriter araçları nasıl benzer şekilde kullandıkları, ama aynı zamanda hangi noktalarda farklılaştıkları baktığımızda hepsinin İktidara Geliş Halkın İradesiyle Başlıyor.
Nazi Almanya’sında Hitler demokratik yollarla iktidara geldikten sonra olağanüstü hâl ve yetki Yasası ile tek adam yönetimine geçiyor.
İran’da ise 1979 devrimi sonrasında din adamları yönetime egemen oldu. İlk olarak onlara destek veren solcuları daha sonraları liberalleri daha sonra onlara karşı gelen herkesi bertaraf ettiler.
Türkiye’de AKP seçimle iktidara gelip, zamanla sistemi değiştirerek Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni kurdu.
Muhalefeti Bastırma Yöntemleri
Her üç rejim de muhalif partileri kapatmak, yargı süreçleriyle bastırmak, medya aracılığıyla itibarsızlaştırmak gibi benzer yöntemleri kullandı. Türkiye’de HDP, CHP ve geçmişte yol arkadaşları olan FETÖ ile ilişkili kişi ve kurumlara karşı sistemli operasyonlar uygulandı.
Seçim, Seçmen ve İrade Meselesi
Nazi Almanya’sında seçimler zamanla tamamen kaldırıldı. İran’da seçimler yapılmakta ama adaylar rejime bağlı merciler tarafından belirleniyor, yani kendiler çalıp kendileri oynuyorlar.
Türkiye’de seçimler sürüyor ancak medya ve yargı dengesizliği, muhalefete baskı, seçilmiş başkanların görevden alınması gibi uygulamalar seçmen iradesini gölgeliyor.
Buna ek olarak muhalefet partilerinin biri tutuklanırken aman bana ne o zaten HDP’li gibi bir diğerini ötekileştirmesi muhalefetin arasında büyük çelişki yaratarak bir türlü birlik sağlayamıyorlar.
İdeoloji ve Devlet Bütünleşmesi
Nazi Almanya’sı faşist-ırkçı ideoloji devletle bütünleştirirken, İran’da dinî kurallar devletin temeline yerleştirildi yani şeri hükümler asıl kılındı.
Türkiye’de ise siyasal İslam ve Türk-İslam sentezi eğitimi, diyaneti ve kamu politikalarını etkileyecek şekilde yaygınlaştırılmaya başlandı farklı inanç biçimler olmak üzere hepsi İslam’ın içine çekilmeye başlandı.
Eğitim sistemini işlevsiz hale getirdiler. Propaganda araçları olarak Medya ve Toplumun Şekillendirilmesi Goebbels’in Almanya’sında medya tamamen propaganda aracına dönüştürüldü.
İran’da devlet televizyonu ve dini sansür etkili kılındı, Türkiye’de de medya büyük ölçüde iktidar yanlısı sermayeye devredildi; muhalif basın ya susturuldu ya da marjinalleştirildi.
Sonuç olarak Farklı Ama Benzer Nazi Almanya’sı, İran ve Türkiye’deki AKP iktidarı, farklı ideolojilere dayansa da benzer araçlarla muhalefeti bastırmış, toplum dönüştürmüş ve gücü merkezileştirmiştir.
Türkiye henüz totaliter ya da teokratik bir rejim olmasa da otoriter yönetim pratiklerinin birçok belirtisi mevcuttur.
Propaganda Karşılaştırması Goebbels ve Erdoğan
Goebbels’in Nazi Almanya’sı propaganda teknikleri ile Erdoğan dönemindeki propaganda yöntemlerinin karşılaştırmalı analiz edersek birbirine çok benzerlik görürüz.
Ayrıca son dönemde tutuklanan. Gazeteciler ve belediye başkanlarına baktığımızda Goebbels’in Propaganda Doktrini Büyük yalan tekniği Medya tekeli ve sansür Düşman yaratma (Yahudiler, komünistler vs.) Lider kültü (Führercilik)
Erdoğan Dönemi Propaganda Teknikleri Dış güç algısı (faiz lobisi, Batı yapıyor) Düşmanlaştırma (HDP, Gezi, Aleviler, Sisi, İsrail, işine gelmeyene FETÖ’cü o günün şartlarına göre ne gerektiriyorsa onu uygulamak vb.) Medya kontrolü (%90 iktidar yanlısı) Diğerleridir tutuklanma korkusuyla sesini çıkaramaması.
Ekonomik krizlerin bahane kılınması Lider kültü (Reis, dava adamı) Dünya lideri Benzer Taktikler Her iki rejimde de büyük yalanların tekrarı, liderleştirme, tek sesli medya ve toplumsal korku araçları ortak taktiklerdir.
Farklar

Nazi Almanya’sı: totaliter, tek parti, kitlesel şiddet Türkiye’ye baktığımızda seçimli otoriter oyların manipülasyonu, yargı ve medya baskısı, muhalefeti kendi istediği doğrultuda dizayn etmek bunu yaparken muhalefet içerisinde destek almak başlıca taktiklerinden bazıları.
Tutuklanan Gazeteciler
2010–2025 arasında yüzlerce gazeteci soruşturuldu, tutuklandı ya da meslekten men edildi. Bazıları yıllarca tutuklu kaldı. Örneğin Ahmet Şık, Can Dündar, Barış Pehlivan, Müyesser Yıldız, Sedef Kabaş gibi isimler hakkında uzun süreli yargılamalar yapıldı.
Tutuklanan Belediye Başkanları
HDP’li yüzlerce belediye başkanı 2016 sonrası görevden alındı, yerlerine kayyum atandı. 2024 sonrası sıra CHP’li bazı büyükşehir belediye başkanları hakkında da ‘ihale’, ‘yolsuzluk’ iddialarıyla soruşturmalar ve gözaltılar başlatıldı. HDP’liler tutuklanırken onlara arka çıkmayan CHP sıra kendilerine geldiğinde medet beklemeye başladı.
Nazi Almanya’sından bir örnek daha vermek istiyorum O dönemin Berlin Emniyet müdür yardımcısı Yahudi asıllı işinde başarılı Bernhard Weiss sahte evraklarla troller tarafından halka yanlış bilgi vererek görevini yapamaz hale getirdiler, Yahudi olduğu için Nazilerin hedefindeydi, Naziler iktidara gelince Tutuklanmaktan son anda kurtulup Fransa’ya oradan da İngiltere’ye göç etmek zorunda kalmıştır.
Her iki sistem de propagandayı iktidarı sürdürme aracı olarak kullanmıştır. Goebbels ideolojik totaliter sistemi, Erdoğan ise seçimli otoriter bir rejim içinde benzer propaganda yöntemlerini Zamanla geliştirmiştir.
Bugün itibarıyla Halk TV, Sözcü TV daha nice basın organı kapatılıyor, bu gidiş hiç hoş bir gidiş olarak görülmüyor, bu gidişin bir çaresi var Muhalefet birlik olup ya ( sine i Millete) dönmek ve korkusuzca alanlara inmekten geçer.
Ali Sönmez
ha-ber.com
Yezit hep Yezitti Ali Sönmez
Yıl 1514 Çaldıran Savaşı Müslüman Sünni Osmanlı; Şiia Safavi Devletiyle savaşa girdi. Tabi o dönemde Milliyet kavramından önce İnançsal farklılıklar ön plandaydı. Memlüklüler, Dulkadiroğulları, Erzincan beyliği vs. vardı.
Safavi Devletini lideri Şah İsmail döneminin en popüler liderlerinden biriydi, fakat Yavuz Sultan Selim İslam ümmetinin lideri olmak istiyordu, o döneme kadar Anadolu’da farklı etnik kökende yaşayan ırklar şimdiki gibi kullanılmaya çok elverişliydi.
Yavuz Sultan Selimin Araplarla anlaşması sonucu Halifeliğin kendisine verileceği yalınız onun halife kabul görebilmesi için önündeki engellerin kaldırılması gerekiyordu.
Engellerden en önemlisi Kızılbaş dergahlarıydı, zaten Kızılbaşlar ne kadar biraz siialara yakın bir tutum alsalar da en aşağılık bir topluluk olarak görülüyor.

En ağır vergileri veriyorlardı, Yavuz Sultan Selim döneminde (özellikle 1514 Çaldıran Savaşı sonrası) Kızılbaşlar, devlet için hem siyasî hem de dinî bir tehdit olarak görülüyordu.
Osmanlılar, Safevîler’le aynı mezhebi paylaşan Kızılbaşları, isyancı ve Safevî ajanı potansiyeli taşıyan unsurlar olarak değerlendirdi. Bu nedenle, Koçhisar Savaşı sonrası bölgedeki Kızılbaş aşiretlerine karşı da benzer bir yaklaşım sergilendi.
Dede-Kargın (Koçhisar) Sonrası Katliam İddiaları Mardin ve çevresi, o dönemde Kızılbaş inancı taşıyan bazı Türkmen aşiretlerinin yaşadığı bir bölgeydi.
Safevîlerle iş birliği yaptığı düşünülen yerel halktan bazı grupların bu savaş sonrası katliam veya sürgünle karşılaştığına dair dolaylı tarihî belgeler ve aşiret anlatımları mevcuttur.
Kürt beyleriyle Osmanlı ittifak yapmış, bu da Kızılbaşların daha yalnız kalmasına ve hedef alınmasına neden olmuştur.
İdris-i Bitlisî gibi dönemin Osmanlı yanlısı tarihçileri, bu tür temizlikleri meşru göstermeye çalışmış, Kızılbaşları “fitne ehli” olarak nitelemiştir.
Bazı modern tarihçiler (örneğin Fuat Köprülü, Ahmet Yaşar Ocak), Yavuz dönemi uygulamalarında 40.000 civarında Kızılbaş’ın öldürüldüğünü veya sürgün edildiğini söyler. Bu sayıların tamamı Koçhisar’a ait değildir, ama bu savaş da bu sürecin bir parçasıdır.
Ancak inanç temelli bir ayrımcılığın olduğu ve Kızılbaşların ağır bedeller ödediği tarihsel bir gerçektir. TBMM başkanı dün Gabar`dan bahsederken 40000 ila 120000 civarındaki Alevi Kızılbaş katliamını övercesine mayasını ortaya koymuştur, zihniyetleri hiç değişmedi ve değişmeyecek. Dün gerici yobaz dinci anlayışa sahip olan o anlayış itibarıyla açıkça itibarıyla açıkça ittifakı savunarak bunu da gururla anlatıyor.
Katliamsız bir Dünya dileğiyle
ha-ber.com
Ela Gözlerini sevdiğim dilber
Ela gözlerini sevdiğim dilber
Gönlüm sana düştü düştü halim nic’olur, halim nic’olur
Bu sevdayı verme kullar başına
Müptelalık bir beladır güç olur
Bu sevdayı verme kullar başına
Müptelalık bir beladır güç olur
Beni ağlatma ki sen de gülesin
Beni ağlatma ki sen de gülesin
Muradına maksuduna eresin, canan eresin
Korkarım yad ele meyil veresin
Meyil verme altın adın tunç olur
Korkarım yad ele meyil veresin
Meyil verme altın adın tunç olur
Gevheri’yem yandım yandım nar-ı fırkattan
Gevheri’yem yandım yandım nar-e fırkattan
Dostumun hasreti çıkmaz yürekten, çıkmaz yürekten
Bir zaman ben seni diledim haktan
Verir ama korkarım ki geç olur
Bir zaman ben seni diledim haktan
Verir ama korkarım ki geç olur
Kerbelada Uçan Dertli Turnalar
Kerbela’da Uçan Dertli Turnalar
Bakır Hüseyin’e Yarelendi mi
Zalim Yezitlerin Kanlı Eliyle
Mübarek Bedeni Parelendi mi

Hüsey’n’e Değdikçe Hançerler Oklar
Arşa Direk Oldu Ah U Firgatlar
Perişan Olmuştur Masum -u Paklar
Evlad-I Aliler zarelendi mi
Derviş Kemal Der Ki Unutma Dünü
Canlar Kerbela’ya Çevirmiş Yönü
Muharrem Ayında Aşure Günü
Muhammet Ümmeti Karelendi mi















