Koca Çınar Neden Alevilik niye çıkmazda! Pîr Sultan’ın ışığından Günümüz Alevilik Yoluna Bir Bakış:
Pîr Sultan Abdal’ın şiirlerini her okuduğumda, aslında sadece 16. yüzyılın değil, bugünün de acısını duyarım. Onun darağacındaki “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” haykırışı, aslında bugün Alevilik yolunun yaşadığı kimlik bunalımının, iç çekişmelerin ve dağılmanın tam ortasında bir uyarı gibi yankılanıyor. Zira ne yazık ki, Pîr Sultan’ın yaşadığı trajedinin ruhu hâlâ aramızda dolaşıyor. Ama bu kez idam sehpaları değil, tartışmalar, siyasetin gölgesi, özünü kaybetme korkusu ve asimilasyon tehdidi var.
(Not: Lütfen unutmayalım ki Alevilik, bir kültür değildir; kültür onun sadece bir kabuğudur. Alevilik, bir yol, bir inanç, bir hal ve bir durüş biçimidir. Onu bir folklor malzemesine indirgemek, en büyük saygısızlıktır.
HÜKÜMETİN DAYATMALARINA UYMA! )
Alili Alevilik mi, Alisiz mi? Bu Soru Bile Sorunun Ta Kendisi
Günümüz Alevilerinin en çok kan kaybettiği iki noktadan biri, maalesef “Hz. Ali” üzerinden yürütülen anlamsız tartışmadır. Kimi diyor ki: “Alevilik, Hz. Ali’siz olmaz.” Kimi diyor ki: “Alevilik çok eski bir inançtır, Ali sonradan eklemlenmiştir.” Ben ise şunu düşünüyorum: Hz. Ali, bu yolun sembolüdür, adaletin kılıcıdır, ilmin kapısıdır. Ama Alevilik, sadece Hz. Ali’den ibaret değildir. Onun özündeki insan sevgisi, emeğe saygı, hakkı gözetmek, mazlumun yanında olmak… İşte asıl olan budur. Ve İnsani kamil :gerçeğin bir biçimidir.
Pîr Sultan bu üçlüyü o kadar içselleştirmiştir ki, şiirlerinde adeta nefes nefese söyler:
“Allah birdir, Hak Muhammed Ali’dir
Anın ismi cümle âlem doludur
Bu yol, Hak Muhammed Ali yoludur
Gel Muhammed Ali dergâhına gel”
Bir başka nefesinde ise bu üçlünün sırrını şöyle döker:
“Ben gayrı nesne bilmezem
Allah bir, Muhammed Ali
Özümü gayrı salmazam
Allah bir, Muhammed Ali”
Görüldüğü gibi Pîr Sultan için bu üç isim, ayrı ayrı tanrılar değil; aynı hakikatin farklı tecellileridir. O, Ali’siz bir yol tanımaz. Ama Ali’yi de sadece bir isim olarak değil, bir ahlak ve adalet önderi olarak anar. Ali’siz bir Alevilik, gövdesiz bir gövde gibidir. Ama sadece Ali’yi putlaştıran bir Alevilik de ruhsuz bir kabuk. Asıl mesele, Ali’nin temsil ettiği değerleri yaşamaktır.
Hakk ve Hüda Gerçeği: Pîr Sultan’ın Dilinde Tanrı Anlayışı
Pîr Sultan’ın şiirlerinde Allah, çoğunlukla “Hakk” ve “Hüda” isimleriyle anılır. Bu, onun vahdet-i vücut (varlığın birliği) anlayışının bir yansımasıdır. Hakk, sadece gökyüzünde değil; her taşta, her toprakta, her insanın yüreğindedir. Bunu en güzel şöyle haykırır:
“Pîr Sultan Abdal’ım, can göğe ağmaz
Hak’tan emr olmazsa rahmet yağmaz
Şu illerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni”
Bu dizelerdeki “Hak’tan emr olmazsa” ifadesi, onun kaderci bir teslimiyetini değil, her şeyin ilahi bir düzen ve izinle olduğunu bilen bir erdemini gösterir. O, Hakk’ın rızasını her şeyin üstünde tutar.
“Hüda” ise onun dilinde hem bir yakarış hem de bir sığınaktır. En dokunaklı şiirlerinden birinde şöyle seslenir:
“Gam elinden benim zülfü siyahım
Peykân değdi sinem yaralandı gel
Hüdâ hakkı için ağlatma beni *
Bugün sevda candan aralandı gel”
“Hüda hakkı için” demek, en büyük yemin, en derin yakarıştır. Çünkü Hüda, onun için adaletin en yüce merciidir. Dünya zulmünde Hüda’ya sığınır, çünkü bilir ki gerçek adalet oradadır.
Bir başka nefesinde ise Hakk aşkını şöyle tarif eder:
“Aşk ile yürüdük sen pire geldik
Muhammed cemalin seyrana geldik
Muhabbet narına yanmaya geldik
*Zatını görmeye meydana geldik” *
İşte bu, Pîr Sultan’ın Hakk inancının özetidir: Bu dünyaya geliş amacı, Hakk’ın zatını görmek, O’nun cemalini müşahede etmektir. Ve bu uğurda yanmaya, muhabbet ateşinde kavrulmaya razıdır.
Anadolu Alevilik Yolu: İki Devlet Arasında Sıkışıp Telef Olan Kadim Bir Çınar
Bence şudur: Anadolu Alevilik yolu, ne tamamen Şii’dir ne de sunni : DİNİ : O, bu toprakların binlerce yıllık kadim inançlarıyla yoğrulmuş, Hacı Bektaş-ı Veli’nin “eline, diline beline sahip ol” düsturuyla şekillenmiş, özgün ve bağımsız bir yoldur. Ama tarih bize acı bir gerçeği gösteriyor: Osmanlı’nın kılıcı ile Safevi’nin propagandası arasında kalan bu yol, asıl özgünlüğünü kaybetti.uzun dönem erezyona uğradı, hayat ise budadı!
Osmanlı, Alevileri “Kızılbaş” diye katlederken, Safevi de onları kendi siyasi emellerine alet etti. Sonuç mu? Ortada kalan, hem kan kaybeden hem de özünü unutmaya başlayan bir inanç. Pîr Sultan işte tam da bu girdabın içinde, bir ozan olarak hem sevdi hem de bedel ödedi. Onun şiirlerindeki “Şah” sevgisi, aslında bir iktidar sevgisi değil, Hakk’ın yeryüzündeki bir tecellisine duyulan aşktı. Ama siyaset, bu aşkı bile zehirledi.
Bugün Ne Oluyor? Dağılan Çınarın Parçaları
Bugün Alevilik yoluna baktığımda, koca bir çınarın dallarının birbirine sürtündüğünü, köklerinin ise kurumaya yüz tuttuğunu görüyorum. İşte yaşadığımız sorunlar:
· Siyasete İtilmişlik: Alevilik, bir inanç yolu olmaktan çıkmış, zaman zaman bir siyasi lobiye, zaman zaman bir popülizm malzemesine dönüşmüştür.
· İnancın Bölünmesi: Cemevi üstündeki cami gölgesi, içerden asimilasyon dedelerin yetkisi, siyasetin etkisi,ocakların statüsü derken, inanç pratikleri bile parçalanmıştır.
· Devletin Tek Tiplilik Asimilasyonu: Ne yazık ki devletin resmî ideolojisi, uzun yıllar “herkesi aynı kalıpta eritme” politikası güttü. Bu, Alevilerin kendine özgü kimliğini korumasını neredeyse imkânsız hale getirdi.
· Kurumların Dağınıklığı ve İç Tartışmalar: Onlarca dernek, vakıf, kültür merkezi… Her biri farklı bir ses, farklı bir yorum. Ortak bir akıl yürütemeyince, iç çekişmeler inancın kendisini yıpratıyor.bir şey de gün yüzüne çıkmıyor sağlıklı.
Pîr Sultan’ın yaşadığı dönemde Aleviler “iki ateş arasında” kalmıştı. Şimdi ise “binlerce ateşin” ortasındalar. Ama ne yazık ki yangını söndürecek ortak bir su damlası bile yok. İç iletişim ve koordinasyon da eksik , ortak bağ yok.
Bir direniş mirası ise hala umut yaratıyor:
Pîr Sultan’ın Direniş Mirası: Bugünün Alevilik Yoluna Yansıyan Dev Dalga
Pîr Sultan Abdal’ı yalnızca bir şair, bir derviş olarak görmek, onun bize bıraktığı en büyük hazineyi göz ardı etmek olur. Çünkü Pîr Sultan, aynı zamanda bir direniş abidesidir. Onun idam sehpasında sergilediği duruş, yüzyıllar boyunca Alevilik yolunun en temel taşlarından biri haline gelmiştir. Bugün Alevi topluluklarının “Hakikatçi” olarak anılmasının, zulüm karşısında susmamasının, boyun eğmek yerine “dönmezem” diyebilmesinin arkasında, Pîr Sultan’ın o yanık nefesi vardır.
Onun en bilinen direniş şiirinde şöyle haykırır:
“Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”
Bu dört dize, sadece bir şiir değil; aynı zamanda bir yol haritasıdır. Pîr Sultan burada, tüm baskılara, tehditlere, hatta ölüme rağmen inandığı yoldan vazgeçmeyeceğini ilan eder. Bu, Alevilik yolunun temelindeki “mertlik” ve “duruluk” anlayışının en saf halidir.
Bir başka nefesinde ise direnişini daha da keskinleştirir:
“Eğer benim canım od’a yanarsa
Külüm göğe savrulup uçarsa
Kanım yerde yüzük gibi saçılsa
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”
Pîr Sultan burada adeta şöyle der: “Yaksalar da, savursalar da, kanımı yere saçsalar da, asla dönmeyeceğim.” İşte bu ruh, onun Alevilik yoluna bıraktığı en büyük mirastır. Bu miras, nesiller boyunca dedelerin dilinde, âşıkların sazında, ocakların sohbetinde yaşatılmıştır.
Pîr Sultan’ın direniş mirasının günümüze etkisi nedir?
- Kimlik ve Özgüven: Onun direnişi,
Alevilere “Kimliğimden utanmama, inancımı gizlememe “cesaretini vermiştir. Asırlarca süren baskılara rağmen Alevilik yolunun bugün hâlâ dimdik ayakta olmasının en büyük sebeplerinden biri, Pîr Sultan gibi şehitlerin açtığı yoldur. - Hakikat Arayışı: Onun “Hak’tan emr olmazsa rahmet yağmaz” anlayışı, günümüz Aleviliğinde “Hakikatçi” çizginin temelini oluşturur. Aleviler, kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı çıkmayı, Pîr Sultan’ın bu duruşundan öğrenmiştir.
- Toplumsal Hafıza ve Dirençlilik:
Her yıl anma törenlerinde, cemlerde, deyişlerde Pîr Sultan’ın adı anıldıkça, topluluk kendi direniş hikâyesini yeniden hatırlar. Bu, kolektif hafızayı canlı tutar ve topluluğu dış baskılara karşı daha dirençli kılar. - Siyaset ve İnanç Ayrımı:
Pîr Sultan’ın trajedisi, siyasetin inanç üzerinden nasıl tuzak kurabileceğini gösteren en acı örnektir. Bugün Aleviler, onun yaşadıklarından ders çıkararak, inançlarını siyasetin malzemesi ve kurbanı yapmamaya daha özenli davranırlar. Ne yazık ki bu ders her zaman kalıcı olmasa da, Pîr Sultan’ın adı her hatırlandığında bu uyarı yeniden canlanır.
Pîr Sultan’ın bu mirası, bir kızının ağzından dökülen şu sözlerde daha da derinleşir:
“Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda güzde
Koç babam astılar kanlı Sivas’ta
Darağacı ağlar Pir Sultan deyi”
“Darağacı ağlar” ifadesi, ne kadar büyük bir direnişin simgesidir. Darağacının bile ağladığı bir yerde, Alevilik yolunun bugün hâlâ yaşıyor olması, Pîr Sultan’ın mirasının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Çözüm: Farklılık İçinde Gönül ve Sevgi Birliği, Esnek ve Özgür İnanç
Pîr Sultan’ın yaşadığı gibi bir trajedinin bir daha yaşanmaması için, çok net adımlar atmamız gerektiğine inanıyorum. Bunlar, ne Sünni ne de Şii etkisinde bir bağımsızlık, ne tamamen geçmişte kalmış bir gelenekçilik ne de özünü unutan bir modernizm olmalı.
İşte benim önerilerim: - Ne Sünni, Ne Şii(DİNİ) ; Bağımsız ve Özgün Anadolu Alevilik Yolu
Alevilik, kendini tanımlarken dışarıdaki hiçbir merkeze (Ne Kerbela’ya ne Medine’ye ne de Tahran’a) endeksli olmamalıdır. Onun referansı, Hacı Bektaş’ın özgün yoludur; Yunus’un dilidir; Pîr Sultan’ın nefesidir. Bu yolda “Hakikatçi” bir çizgi şarttır. Yani doğru neyse, insan için faydalı neyse, adalet neyi gerektiriyorsa, odur Alevilik. - Farklılık İçinde Gönül ve Sevgi Birliği
Alevilik, tek tipçi bir inanç değildir. Farklı yorumlar, farklı pratikler olabilir. Önemli olan, bu farklılıkların bir kavga sebebi değil, zenginlik kaynağı olduğunu bilmektir. Pîr Sultan’ın dediği gibi:
“Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz”
Farklılık içinde gönül birliği, işte budur. Kimse kimsenin inancını yargılamaz, kimse kimseyi dışlamaz. Çünkü sevgi, bütün farklılıkları kucaklayan tek şeydir. - Esnek, Özgün, Özgür Düşünüp İnanmanın Faydası
Alevilik, baskıcı bir dogma değildir. Aksine, sorgulayan, düşünen, özgür iradesiyle yoluna devam eden bir inançtır. Esneklik, onun en büyük gücüdür. Çünkü hayat değişir, koşullar değişir, ama özdeki sevgi, adalet ve rızalık hep aynı kalır.
Özgür düşünüp inanmak demek, bir dedenin sözünü eleştirmeden kabul etmemek, kendi aklını ve kalbini kullanmak demektir. Pîr Sultan’ın
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır”
dediği gibi, asıl ilim, insanın kendini bilmesidir. Ve kendini bilen, özgürce inanır.
Bu esnek ve özgür yapı, Aleviliği diğer katı inanç sistemlerinden ayırır. Kimse “şöyle inanacaksın, böyle yapacaksın” dayatması altında ezilmez. Herkes, Hacı Bektaş’ın “Neyi ararsan kendinde ara” çağrısıyla, kendi yolunu bulur. - Rızalık Şehri ve Kolektif Rızalık
Aleviliğin temel kavramı “rızalık”tır. Bu sadece bireysel bir hal değil, toplumsal bir sözleşmedir. “Rızalık şehri” dediğim şey, herkesin birbirine karşı sorumlu olduğu, kimsenin ötekileştirilmediği, kararların ortak akıl ve gönül birliğiyle alındığı bir yerdir. Kolektif rızalık, dedelerin, ocakların, toplulukların yeniden işlevsel ama çağdaş bir işleyişle buluşmasıdır. - Ocak Sistemi Yeniden Ama Hayatın İçinde
Ocak sistemi, Aleviliğin hafızasıdır. Bugün bu ocakların çoğu işlevsiz hale geldi. Oysa ocaklar, sadece soy bağı değil; aynı zamanda bir irfan, bir terbiye, bir dayanışma ağıdır. Bu sistem, modern ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmeli; dedeler sadece ritüel yöneten değil, aynı zamanda rehberlik eden, arabuluculuk yapan, toplumsal sorunlara çözüm üreten kişiler olmalıdır. - Devlete Düşen: Tek Tiplilik Değil, Çoğulculuk
Devlet, artık asimile eden tek tiplilikten vazgeçmelidir. Cemevleri resmi ibadethane olarak tanınmalı, Alevi dedeleri Diyanet karşısında eşit haklara sahip olmalı, okullarda Alevi kültürü ve inancı seçmeli ders olarak okutulmalıdır, din dersi de seçmeli olmalıdır.. Bu, bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Pîr Sultan’ın Ruhu Bize Ne Fısıldıyor?
Pîr Sultan, aslında bize şunu söylüyor: “Yolunuzu kaybetmeyin. Ne korku sizi sustursun, ne siyaset sizi bölsün, ne de geçmişin acıları sizi felç etsin.” Onun
“Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz”
çağrısı, bugün her zamankinden daha hayati. Çünkü sevgi ve rızalık olmadan, bu yol yürünmez.
Pîr Sultan’ın Ardından Bir Kızının Ağıdı
Bu topraklarda acı, nesilden nesile devredilir. Pîr Sultan’ın bedeni asıldıktan sonra, geriye bir de kızı Sanem kalmıştır. Rivayet odur ki o da babasının sazını eline almış, yanmış ve ağıt yakmıştır. Onun dilinden dökülen bu sözler, aslında bir babanın değil, bütün bir yolun feryadıdır:
Dün gece dün gece seyrim içinde
Seyrim ağlar ağlar Pir Sultan deyi
Gündüz hayalimde, gece düşümde
Düş de ağlar, ağlar Pir Sultan deyi
Uzundu, usuldu dedemin boyu
Yıldız’dır yaylası, Banaz’dır köyü
Yaz bahar ayında bulanır suyu
Sular da ağlaşır Pir Sultan deyi
Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda güzde
Koç babam astılar kanlı Sivas’ta
Darağacı ağlar Pir Sultan deyi
Kemendimi attım dara dolaştı
Kafirlerin eli kana bulaştı
Koyun geldi, kuzuları meleşti
Koçlar da ağlaşır Pir Sultan deyi
Pir Sultan Abdal’ım ey yüce Gani
Daim yediğimiz kudretin hanı
Hakka teslim etti ol şirin canı
Dostlar da ağlaşır Pir Sultan deyi
Bu ağıt, Pîr Sultan’ın sadece bir baba değil, aynı zamanda bir “koç” ve bir “pir” olarak toplumsal hafızadaki yerini gözler önüne serer; kızının “Koç babam astılar” diye haykırışı, onun bir lider, bir rehber olarak kaybedilişinin yarattığı derin yankıyı duyurur. Aynı ağıtta “Darağacı ağlar” ve “Koçlar da ağlaşır” mısralarıyla doğanın ve topluluğun bu acıya ortak edilmesi, Alevi yolundaki kolektif hafızanın ve rızalık temelli dayanışmanın en güçlü göstergelerinden biridir.
Son Söz
Alevilik yolu, koca bir çınardır. Dalları farklı rüzgarlarda sallansa da kökleri Hacı Bektaş’ın “Olgun insan” idealindedir. Pîr Sultan’ın direniş mirası, bu çınarın en sağlam dallarından biridir. Onu kurtaracak olan, ne geçmişe özlemle bakmak ne de gelecekten korkmaktır. Onu kurtaracak olan, özüne sahip çıkarak, çağın dilini konuşmak; bağımsız, hakikatçi, rızalık temelli, esnek ve özgür bir yol inşa etmektir.
Pîr Sultan, bedeniyle asıldı belki ama ruhuyla asla. Onun “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen sesi, bugün de aynı yolda yürüyenlerin yüreğinde yankılanıyor. Onun kızı Sanem’in ağıdında akan yaşlar, bugün de aynı yolda yürüyenlerin gözlerinde parıldıyor. Biz de onun gibi dimdik durabiliriz. Yeter ki bölünmeyelim, yeter ki sevgiyi ve rızalığı elden bırakmayalım.
Bu yol, insan-ı kamil yoludur. Ve bu yol, hâlâ yürünmeyi bekliyor. 💕🙂🙏🏻
Sevgi, sağlık ve rızalık ile
Geçmişten günümüze yansıyan ışık daim olsun! Pir sultan direnişi , ışığı ve HAKK DOĞA İNSAN VE ŞAH sevgisi daim olsun!
Özkan Ataç : YOL TALİBİ

