Geldik’ti bir zaman, Sarı Saltık’la Asya’dan,
Bir diyarı Rum’a dağıldık Sakarya’dan (Yahya Kemal Beyatlı)
XIII. yüzyılda yani 1200’lü yıllarda yaşamış, muhtemelen 1263 yılında Balkanlar’a yani Rumeli’ye geçen, 1293’de Hakk’a nail olduğuna inanılan, Anadolu’nun ve Rumeli’nin tarihe en derin bir şekilde izler bırakmış ulu erenlerinden birisi de Sarı Saltık’tır.
Onun; Aleviler – Bektaşiler arasındaki yaygın inanca göre; Hacı Bektaş Veli’nin, “biz seni Rumeli’ye (Rum Eli’ne) saldık, orada bizim yolumuzu, erkânımızı süresin, oradakileri gönlünle fethedesin” sözleriyle sırtını sıvazlayıp, “safa nazar kıldıktan”, hayır duada bulunduktan sonra, Anadolu’dan Rumeli’ye aynen kendisinin Anadolu’ya güvercin donunda geldiği gibi, mana gücüyle gönderilen bir barış elçisi olduğuna inanılmaktadır.
Sarı Saltık’la ilgili; Ahmet Yaşar Ocak, Şükrü Haluk Akalın gibi bazı isimlerin bilimsel çalışmalarla ortaya koyduğu bazı gerçekler yanında, menkıbeler içinde, bazen tümüyle uydurma, akıl almaz şekilde başka tarihi şahıslarla ilişkilendirenlere kadar piyasada yüzlerce yazı, birçok da kitap bulunmaktadır.
Nihayetinde her ne kadar tarihsel bazı verilerle de örtüşüp, “alp eren” kimliğinde bir öncü isim olsa da ki, belli bir siyasi eğilime- inanca sahip insanlar Sarı Saltık’tan Balkanlar’ı kılıcıyla Müslümanlaştıran bir savaşçı kahraman Türk mücahidi simgesi çıkarmışlardır, bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir.
Uzmanı olmadığım bir alan ve zaten haddimizi bildiğimiz için, kesin analizlerde bulunacak bir alanda ahkâm kesen birisi gibi davranamayacağımız için, bu konuda da derin konulara giremeyeceğim. (Kendileri masa üstünde her konuyu bilen birileri, benim analiz yapma kabiliyetim olmadığı için, bir yazar olmadığımı da söyleyebilirler, ne gam!)
Bilimsel çalışmalarla onun hem tarihi, hem de çok geniş coğrafyalar üzerinden yapılacak araştırmalarla söylencesel kimliği elbette ortaya konulacaktır.
Yalnız; Alevi – Bektaşi toplumu içinde; “alp – eren” kimliğinden ziyade “sohbet ve muhabbetleriyle”, üstün mahir yetenekleriyle, bir dede, bir baba, bir eren, Hacı Bektaş Veli gibi bir büyük pirden himmet alması dolayısıyla gösterdiği kerametlerle; insanlığın “bin bir donunda’ görünen Sarı Saltık, aynı zamanda bir halk önderi olarak da kabul edilmektedir.
Alevi – Bektaşi düşünce dünyasında O, sıra dışı bir yol ulusu, sadece kendi başına hareket eden, derviş nitelikli bir eren değil, mücadeleci, sürekli hareket eden, devamlı mucizeler (kerametler) göstere göstere binlerce darda olan cana yardımcı olandır. Her ne kadar Hızır’ı zaman zaman çağırsa ya da Hızır onun yardımına ulaşsa da, kendisi yer yer Hızır gibi aynı anda çok uzak diyarlarda müşkül halde bulunanlara ulaşan, dertlere derman olan, zalimin karşısına kılıçla çıkan, yüzerek nice deryaları aşan, yedi başlı ejderhayı yenen, “kafir -küffar” kralın kızını kurtarıp sağ salim krala teslim eden, muhipleriyle, yarenleriyle, dervişleriyle nice nice tekkeler kuran, tam anlamıyla gezgin, Hıristiyan dinini çok çok iyi bilen, dört kutsal kitabı ezbere okuyan, “mantıkdan mana veren”, konuşmaları ve öngörüleriyle halkı ikna eden, halkı kendine hayran eden, kimi yerde çoluğu çocuğuyla döl alıp evlatlarıyla hala hayatta olan, Balkanlar’da tüm hayatını Hakk, halk ve adalet için savaşlarla, mücadelelerle geçiren, hiçbir kılıcın kendisine işlemediği ululardan ulu, gönüllerde yer etmiş bir ölümsüz cengaverdir.
Halktır bu, sevdiğini her daim yaşatır yüzyıllar boyunca, onu zaman zaman kılıktan kılığa sokar ama her daim belleğinin içinde onu çerağları yanan ibadet kürsüsünde baş tacı eder.
İşte Sarı Saltık da nihayetinde her gittiği yerde çerağlarını yakmış, gönüllere ölmez, yenilmez bir er olarak yerleşmiş, kurduğu yoldaki sevgi pınarından bal damlamaya devam eden aynı zamanda bir halk kahramanıdır.
O sonsuz bir muhabbet meydanı kurmuş, “ocak – tekke – dergâh- zaviye” dediğimiz gerçeklikle yaşamını sürdürmüş, en son vasiyeti gereği de “çerağının yanmaya devam ettiği”, yani Hakk nefeslerinin söylenmeye devam ettiği yine kendisinin kurduğu dergâhında, Romanya Babadağ’daki mekanında – makamında sonsuza kadar bir “sır olmuştur”.
Ama o zamana kadar nice nice zalim küffar krallarla savaşmış, kâh cinlere, kâh devlere karşı mücadele vermiştir. Hatta hatta çoğu insanın bilmediği şekliyle tüm Anadolu’da, tüm Balkanlar’da, Arabistan’a, Çin’e, Kırım’a kadar giden istisnasız Alevi – Bektaşi kimlikli en meşhur Türk “masal – menkıbe – inanç önderi – alp / eren” kahramanı olmuştur. Bu bir abartı değildir.
1453’de İstanbul’un Türkler tarafından alınışını yapan Fatih Sultan Mehmet’in bir sefere çıkması dolayısıyla oğlu Şehzade Cem’i Edirne’ye göndermesiyle birlikte belki de onunla ilgili bilgileri daha fazla elde etmemizi sağlayan bir çalışmaya da sahip olmuş olduk. Cem Sultan halkın hafızasında, ruhunda, sözlerinde çok ama çok canlı bir şekilde yaşayan Sarı Saltık Efsanesini derlemesi için yanında bulunan Ebü’l Hayr-ı Rumi isimli bir kişiye bir görev vermiş. O da yedi yılda halk arasında dolaşarak Sarı Saltık anlatılarını, efsanelerini, masallarını, menkıbelerini derleyip toparlamış, sonuçta da; Saltukname isimli ölümsüz bir eser meydana getirmiştir. İşte çok hacimli ve elbette ki farklı anlatıların da karıştığı bu eser Sarı Saltık’ı anlamak için bir veri kaynağı teşkil ediyor. Ama elbette bu bir derleme kitaptır. Nasıl ki, birçok eser sonradan derlendiyse, hatta Alevi- Bektaşi toplumunun öncü isimlerinden Hacı Bektaş Veli adına yazılan Velayetname de, Uzun Firdevs isimli birisi tarafından Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a nail olmasından yaklaşık iki yüz yıl sonra derlenmişse, aynen onun gibi Saltukname de, Sarı Saltık’tun ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra derlenmiştir. Üstelik bu eser muhteva bakımından da çok farklıdır. Geniş coğrafyalar cereyan eden tarihi savaşlar, destanlar, efsaneler, inanç konuları, kahramanlıklar, birbirinden çok kopuk öyküler gibi birçok konunun iç içe geçtiği Saltukname farklı bir kitaptır.
Türkiye’de bir ocak merkezi olarak Tunceli Hozat’taki türbesinin dışında Anadolu’nun birçok farklı yerinde bu arada bizzat gidip gördüğümüz gibi Babaeski’de, İstanbul Rumelifeneri’nde türbeleri (makamları) bulunan Sarı Saltık’ın Balkanlar’da ise yirmiden fazla yerde türbesi (makamı) vardır.
Şahsen; asıl türbesinin olduğu söylenen Romanya Babadağ’daki, Bulgaristan Varna yakınlarındaki Kaliagra, Makedonya Ohri’deki Sveti Naum Manastırı içindeki, Arnavutluk Kruya kentinde bir dağdaki, Kosova İpek şehri yakınlarında bir köydeki, Bosna Mostar Blagay’daki türbe ve makamlarını gördüğüm Sarı Saltık’ın bunlar dışında da birçok yerde türbesinin (makamını) olduğunu duyduk, okuduk.
İnanışa göre yüz yıl ömür sürüp, sonuçta bu dünyadan göçeceğini anladığında çok sevildiğini bildiği ülke krallarının gelip kendi cenazesini alacağını düşünüp bazıların göre 7, bazıların göre 12, bazılarına göreyse 30 farklı tabut yaptıran, Sarı Saltık son anda da herkesin gönlünü yapmasını bilerek büyük bir ders vermiştir. Sonunda ise; çerağının yandığı yani dergâhının olduğu Romanya Babadağ’da toprak anaya “sır”, inananlara, onu her daim dillerinde, gönüllerinde yaşatanlara ise sonsuza kadar bir kılavuz, bir meşale olmuştur.
Can dostlar; Sarı Saltık ve Sarı Saltıklar bugün de halen yaşamaktadırlar.
Evet, evet o nice nice öncü, ulu, hafızalara, tarihe, kültürümüze derin bir şekilde kazınmış yüzlerce ölümsüz sima gibi Sarı Saltık da hala aramızda yaşamaktadır.
Sevgili dostlar;
Onun çok büyük coğrafyalarda, farklı kültür katmanlarımda, ona inanan her toplumun arasında farklı farklı bir kimlikle yaşaması bir şey ifade etmez.
O, “saz çalınır akşamları cem olur / gönlüm terazisi yıkılır gider” denilen Dersim coğrafyasında, onun soyundan geldiğine inanan, onun adına cemler yürüten, deyişler, düvazlar söyleyen Anadolu Alevi halk toplulukları içinde, onun soyundan geldiğini söyleyen dedelerde, onun adına saz çalan zakirlerde, adak adanan, kurbanlar kesilen, lokmalar sunulan tüm makamlarda, yani Anadolu’nun birçok yerinde halen cap canlı yaşadığı gibi, tüm Balkanlar’da da bugün de yaşamaktadır.
Ama Balkanlar’da yaşayan Sarı Saltık; elbette çok daha farklı bir kültür motifi olarak varlığını sürdürmekte, yerli dinlerin, inançların, efsanelerin de karışımıyla, bir “kültür ve dinler karması” temel bir sembol olarak varlığını devam ettirmektedir.
Elbette zaman zaman; çelik zırhı, miğferi, kılıç veya uzun mızrağıyla yiğit bir atın üstünde, yenilmez bir şövalye, insanları kendi inancına – dinine çağıran ve sürekli vaazlar veren bir misyoner, kiliseler de herkesi derinden etkileyen hatip bir rahip, çocukların gözünde “zalim kral, kont, soylu”lardan zaten halkın olan türlü ganimetleri zorla alıp yine fakir halka dağıtan Robin Hood gibi bir halk kahramanı olarak da yaşamaktadır.
Yine Balkanlar’da Müslüman, Türk veya Arnavut Alevi- Bektaşi, Sünni toplumun gönlünde de Sarı Saltık, İslam’ı en güzel şekilde Hz. Peygamber Efendimizin yaşadığı şekilde, adaletle, kin ve nefreti yok eden, “dört kitabın manasını bilen”, sesli Kuran olup Hıristiyanlar’ı derin bir cezmeye düşürüp onları Müslüman eden bir İslam misyoneri olarak da yaşamaktadır.
Bektaşiler ise; onun bir “baba” olduğuna, meydanlar açtığına, cem yaptığına, tekkelerinde çerağlarını dualadığına, deminde, devranın da, sofrasında tuzu ve muhabbetiyle bir Yol önderi olduğuna inanmaktadırlar.
Sarı Saltık deyince; masallar, efsaneler, menkıbeler, muhabbetler birbirine karışmaktadır.
Sarı Saltık, çok geniş coğrafyalarda; Alevi – Bektaşi Müslüman halk kesiminin gönlünde, Kah Zaloğlu Rüstem, kah İmam Hüseyin’in öcünü alan ölümsüz bir ruh Eba Müslim Horasani / Teberdar, kah Beyazıd-ı Bestami, kah öğütler veren, Koca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerini söyleyen bir Hace, yani ulu bir kişi, kah Dedem Korkut, kah Yunus Emre gibi dilde dilekleri gönülde muratları hâsıl eden bir büyük ozan, bir şaman, bir ermiş kişi olmaktadır.
Kim bilir tarihte yine birilerinin gönlünde; Sarı Saltık aynı zamanda çığlıkları vadilerde yankılanmaya devam eden, inançlarından dolayı diri diri yakılan on binlerce Bogomil’in de öcünü alan, haksızların bağrını ezen, mazlumların yegane umudu, gözlerinin yaşını silen, geleceklerinin ışığı, hanların, ağaların, derebeylerinin korkulu rüyasıdır.
Derbentler yapsa da, Şatolar, Kaleler kursa da; kimse önü alınamaz bir sel gibi, bir ateş gibi, volkan gibi akıp giden Sarı Saltık ve onun gibilerin akışının çağıltısını durduramaz…
Onlar hareket edince; dağlar iniler, vadilerde sesler yankılanır…
Ama ille de, ille de, bir haksızlık yapan varsa, kim olursa olsun, Sarı Saltık/Sarı Saltıklar çağırılır, o tez zamanda yetişir Boz Atlı Hızır gibi, Hızır Aleyhisellam gibi…
Altay Dağları’ndan, Horasan Yurdu’na, Tebriz’deki Ulu Dergâha, Dersim’de Düzgün Baba’dan, Romanya Babadağ’a, Bosna Mostar’da Blagay Buna Irmağı’nın çıktığı gözeye bir kervanımız gider bizim…
S A R I S A L T U K
Günün battığı yerde senin makamlarını gösteren mühür;
çıkıp kendi kalıp ve sûretinden, et ve kemiklerinden
su ve ateş kılığında dalıyorsun bir kökler ormanına
sen bir zamanlar yalnız bozkırlarda dolaşan derviş
yalnızca yaban balı ve çekirge ile beslenmiş
sen kumarbaz fatihin bir yenine gizlediği kupa beyi
sen yetimin kan yerlerinde edeceği dönülmez yemin
sen ömrünü seher yellerine yüklemiş abdal gezgin
“Seni Rum’a saldım. Var git, post ve asa ile,
nam ve şan sahibi ol yedi krallık yerde !”
Seni duyacak halkın ağzından Edirne’den bir şehzade.
ve diyecek: “ Bu kentte otururum padişah olursam !”
Gecenin boş sayfaları senin gecende değil artık.
aynı düşleri görürken o kuş dillerinde konuşanlar.
Bir tabut hazırlanacak öldüğün zamanlar, eğer ölürsen,
Bir tabut verilecek seni dileyen o yedi kral
Özdemir İnce
Sevgili Dostlar;
Sarı Saltık ölmez, durmaz, tükenmez, ölümsüz bir isimdir…
O bir büyük inancın, kültürün, Yolun bir büyük neferidir…
O da nihayetinde Onun gibi nice nice ulularla birlikte anlam kazınır, bir bütünde buluşur…
Bu erenlerin kurduğu Erenler Katarına katılanların yoğrulduğu, var olduğu, bir büyük Yol, bir büyük Öğretidir… Devamlı, devamlı kendini yeniler, ezelden ebede, akıp gider kainat var olduğunca…
Bazı Önemli Alevi – Bektaşi Önderleri – Ozanları
Alevilik – Bektaşilik bu inanç için çok önemli olan, kendi yollarını aydınlatan İnanç Önderlerinden çok etkilenerek oluşmuş Ebu Müslim-i Horasani (ö. 755), Beyazıd-ı Bestami (ö. Yaklaşık 875) Cüneyd-i Bağdadi (ö. 910), Hallacı Mansur (ö. 922), Koca Ahmet Yesevi (ö. 1167), Ebul Vefa (Tacu’l-Arifin Seyyid Ebü’l-Vefa Bağdadi) (ö. 1107), Dede Garkin, Haydariliğin kurucusu Kutbeddin Haydar (ö. 1221), Kalenderiliğin kurucusu Cemalü’d-Din Savi (ö. 1232/33), Şıhabeddin es Sühreverdi (ö. 1234), Baba İlyas (ö. 1240), Baba İshak (ö. 1240), Muhyiddin İbnü’l Arabi (ö. 1241), Ahi Evran (ö. 1261), Hacı Bektaş Veli (ö. 1270), Sarı Saltık (ö. 1293), Barak Baba (ö. 1307), Tabduk Emre, Yunus Emre (1320), Şeyh Edebali (1326), Abdal Musa, Abdal Murad, Abdal Mehmed, Postinpuş Baba, Şeyh Mehmed Küşteri (I. Murat Dönemi (1362/1389), Seyyid Ali Sultan (ö. 1420’ler), İmameddin Nesimi (ö. 1408), Şeyh Bedreddin (ö. 1416), Kaygusuz Abdal (ö. 1444) Hacı Bayramı Veli (ö. 1429), Otman Baba (ö. 1478/79), Akyazılı Sultan, Demir Baba (XV. – XVI. Yüzyıl yıllar), Şah İsmail Hatai (1487- 1524), Pir Sultan Abdal, Kul Himmet (1500’lü yıllar), Gül Baba (ö. 1541), Yemini, Virani (1500 yılların sonu, 1600’lü yıllar) Hubyar Sultan, Şah İsmail, Şah İbrahim Veli gibi aynı zamanda bir kısmı için İslam tasavvufunun da temel taşları diyebileceğimiz insanların görüş ve düşüncelerinden de etkilenerek, onların fikirlerini de benimseyerek inanç ve ibadet sistemlerini oluşturmuşlardır.
Tarihler boyunca dergâhlar, tekkeler, ocaklar, cemevleri Alevi/Bektaşi inancının da hem merkezleri, hem de bu inancın yayıldığı mekânlar olmuşlardır.
Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli’de ocaklar yanmış, kinler- kibirler yok olmuş, gönüller birlenmiş; Anadolu bir harman yeri olmuştur.
İşte sevgili dostlar;
Abdal Musalarla, Mısır’da Kaygusuz Abdallar’la, Baba Mansurlarla, Ağu içenlerle, Kureyş Babalarla, Şahkulu Sultan, Karacaahmet, Eryak Baba, Veli Babalarla, Süceattin Veli’lerle, Sinemiller, Cemal Abdallarla, Seyyid Ali Sultan, Otman Baba, Demir Baba, Ali Koç Baba Sultan, Sersem Ali – Harabati, Hıdır Babalarla, Dikmen Dedelerle, Budapeşte’de Gülbaba’ya kadar binlerce yol ulusunun, pirininin, mürşidinin, ozanının içinde olduğu bitip tükenmeden giden bir büyük hazimeniz bir ulu kervanımız vardır bizi…
Yine Balkanlar’dan bir büyük Alevi – Bektaşi ozanı Virani bizim için söylemiş…
Bir Ulu Şehide tellalığım var
Ben tellalım pazar başım Ali’dir
Eksik alıp artık satsam yine kar
Ben tellalım pazar başım Ali’dir
Irıza malıdır alıp sattığım
Üçler, Beşler, Kırklar Pazar ettiğim
İmam Cafer’den dükkânı tuttuğum
Ben tellalım pazar başım Ali’dir
Virani’yem hem dem Hakk’a yeterim
Tellal oldum şu Âlemi gezerim
Kudretten dükkânım kendi pazarım
Ben tellalım pazar başım Ali’dir
Hakk Muhammed Ali diye sazların çaldığı, deyişlerin söylendiği, bir dostluk kervanıdır bu kervan…
Sonra durmaz, durdurulamaz bu ulu kervan bir yürüyüş eyler; Makedonya Ohri’ye de varır, Arnavutluk Kuruya’ya da çıkar, işte Bosna – Hersek’de Mostar Blagay’a bir dağ eteğindeki gözeden su da içer…
Dağdan dağa, ovadan ovaya, ormandan ormana, su gözelerine oradan da insanlığın doruklarına ulaşır Alevi Bektaşi Yolu’nun Rehberleri…
Sarı Saltık üstüne ne dense azdır.
Yirmi yılda Balkanlar’da en geniş coğrafyalarda türbesini gezdiğim, açıkçası özel olarak sözlü bir derleme yapmasam da, isminin çok ama çok iyi bilindiğini, gönüllerde yer ettiğini gördüğüm Sarı Saltık’ın tarihini, inancını da, kültürünü de onun içinden çıktığı Alevi- Bektaşi toplumunun bir ferdinin yazması gerekir.
Bunu yazacak insanlar çıkarmamak da, bu toplumun affedilmez bir eksiği, bu kurumların ihmal edilmez bir görevleridir.
Muhabbet ehline saygı, sevgi ve aşkla…
Ayhan Aydın
8 Nisan 2020
Rumelifeneri’nde Sarı Saltık
Anadolu ve Rumeli Alevi – Bektaşi kültür dünyasında (evreninde) en önemli sembol isimlerden birisi olan Sarı Saltık’ın gerek Anadolu’da, gerekse de Balkanlar’da (Rumeli)’de birçok yerde türbesi bulunmaktadır.
Bir kişinin birden çok yerde mezarının bulunması olağan bir durum değildir. Ancak aynı isimli şahsiyetlerin belki ayrı ayrı yerlerde mezarları – türbeleri olabilir. Fakat aynen Yunus Emre’de, Kızıldeli’de, Karacaahmet’te olduğu gibi Sarı Saltık’da da durum farklıdır. Döneminde veya yaşadıkların devrin sonrasında halkın gönlünde ve hafızasında çok derin yerler bırakan ulu şahsiyetlere farklı coğrafyalarda birçok insan topluluğu sahip çıkmıştır – çıkmaktadır. Bir de tarihsel olarak, bir kutlu kişinin farklı yörelere ziyaretleri, farklı bölgelerde konaklamaları- gezmeleri, oralarda kalmaları da onların etkisinin büyük bir alana yayılmasına vesile olmuştur. Yani belli bir türbesi olsa da, kabri bir yerde olsa da, onu kendi yurdunda görmek – göstermek isteyenler tarafından makam mezarlar / makam türbeler de yapılmıştır. Bu durum için en iyi örnek Sarı Saltık’tır. Büyük ihtimalle Romanya Babadağ’da asıl türbesi olmasına rağmen; Bulgaristan Varna – Kaliağra Burnu’nda, Makedonya Ohri Kenti’nde Ohri Gölü yanındaki St. Naum Manastırı içinde, Arnavutluk başkent Tiran’ın 40. Km. kuzeyindeki Kruya Kentinde bir dağda, Kosova İpek Köşk Köyü vd. birkaç yerde, Bosna – Hersek, Mostar Blagay’daki türbe – makamlar en bilinenleridir. (Çok şükür hepsini görme şansına ulaştım.)
Hatta bununla ilgili anlatılan bir menakıp olayı çok iyi açıklamaktadır. Kendisinin bütün Balkanlar’da çok sevildiğini iyi bilen Sarı Saltık ilerleyen yaşında bir gün dervişlerine şöyle bir vasiyette bulunmuştur. “Bir gün bu dünyadan göçersen, yedi tabut yapın, her bir yerden beni sevenler, Sarı Saltık bizimdir, biz onu alıp kendi yurdumuza götüreceğiz, derler. Siz de yedi tabutun hepsini hazırlayın, her gelene de birer tanesini verin, benim gerçek tabutum burada kalsın, der. Hakk baki olur, bir gün Sarı Saltık bu dünyadan göçer. Haber tez ulaşır, Rumeli’nin dört bir tarafından o bölgenin yöneticileri atlarla cenazeye gelir ve Sarı Saltık’ın dediği gibi onu alıp kendi yurtlarına götürmek isterler. Dervişler de her birine ayrı ayrı, gizli olarak bu tabutları verirler. Gelenler emin olmak için tabutları açar onun gül yüzlü cemalini görmek isterler. Her birisi de onu görüp tanıyıp tabutları alıp götürürler, kendi yurtlarında defnedip bir türbe yaparlar. Böylece Sarı Saltık her manada olduğu gibi bu manada da bir mucize gösterir, ne kadar ulu bir zat olduğunu bir kez göstermiş olur. Böylece Balkanlar’da yedi yerde türbesi olmuş, kendisini çok sevenlerin hem gönüllerine, hem topraklarına sırlanmış olur. Bu menakıpname yaygın olarak halen bugün Balkanlar’da Aleviler, Bektaşiler arasında anlatılmaktadır.
Selçuklu Dönemi’nde yaşayan ve Anadolu’dan Rumeli’ye 1263-64 yıllarında geçtiğine inanılan Sarı Saltık ise özellikle Balkanlar’da bugün de etkisi çok ciddi şekilde hissedilen bir alp – eren olarak çok büyük bir saygı, sevgi, hürmetle anılmaktadır.
Bir Kalenderi önderi olarak ve alp – eren kimliğinde, barışın, hoşgörünün, adaletin temsilcisi olarak görülen, yedi başlı ejderhayı yenen yiğit bir kahraman olarak bilinen, Hıristiyan Azizler gibi Hıristiyanlarca da kutsanan, manevi önderliğiyle Rumeli topraklarına mührünü vuran, Balkanlar’da en az yedi yerde türbesi – makamı bulunan Sarı Saltık, bugün halen burada halkın gönlünde capcanlı yaşamaya devam etmektedir.
Rumelifeneri’nde Sarı Saltık…
Bugün ise; belki bazıları için biraz farklı gelse de, ihmalkârlığımın bir eseri olarak, Türkiye’de Tunceli Hozat, Babaeski’de türbelerden sonra, yaşadığım şehirdeki makamına ilk kez gitmenin heyecanını yaşadım. (Sarı Saltık’ın Türkiye’de daha birçok yerde türbesi, türbe – makamı var.)
İki yıldır planlamamıza rağmen bir türlü gidemediğimiz türbeye Haşim Turan canımızın rehberliğinde bugün, ulaşmak kısmet oldu. Şu anda Şahkulu Sultan Dergâhı’nda hizmet yürüten İmam Yılmaz Hocamızla bir büyük sevinci ve mutluluğu yaşadık.
Önerimizi dikkate alan Pir Haber Ajansı’nın çok değerli iki muhabiriyle birlikte sisli bir günde yola koyulduk. Sarıyer’deki Telli Baba’ya uğradıktan sonra menzilimize yöneldik.
Rumelifeneri’nin içinde, zemininde yer alan türbede yatan Sarı Saltık yatırıyla ilgili ayrıntılı bir bilgi yok elimizde.
Yine söylenceler içinde kalmış bir kimlik var karşımızda. Tam da bugünkü gibi bir havada yani, sislerin, pusların olduğu bir havada, dalgalar içinde kıyıya varma sevdasında ve endişesinde olan denizcilerin rehberi olarak, onlara kılavuzluk eden Sarı Saltık’ın, denizcilerin koruyucusu olduğuna inanılıyor. Yani; Sarı Saltık, Horasan’dan gelen bir eren kişi olarak, denizcilere yardım eden bir denizci piri olarak da anılıyor.
Ama aynı zamanda Sarı Saltık, yanındaki yoldaşlarıyla, yarenleriyle Karadeniz’e tam da bu noktadan açılan ve Rumeli’yi fetheden bir alp eren olarak kimlik buluyor.
Daha önce çok sevgili Mahmut Aydın ve Hüseyin Başar Babaların ziyaret ettiğini biliyorum. Onları sevgiyle yâd ediyorum.
Bu makam bugün tümüyle Sünni gelenek ekseninde örtünmüş bir durumda. Seccadeler, tesbihler, Kabe- Hacc resimleri her yeri kaplamış durumda. Belki de ilk kez başında Hakk Muhammed Ali aşkıyla İmam Yılmaz hoca sayesinde çerağlar yandı, dualar edildi.
Pir Haber Ajansı tüm bu erkânları görüntüledi, Haşim Turan, İmam Yılmaz ve benden bazı bilgileri kayıt altına aldı. İsmet Sefer ve diğer basın emekçisi arkadaşımıza şükranlarımız vardır.
Dileğimiz; her yerde yaşadığımız asimilasyonlar karşısında, tekke ve dergâhlarımızın, ocak merkezlerimizin elimizden çıkması karşısında, şaşkın – lal olmuş bir şekilde, sözde bir şey yapamamanın çaresizliği için sağa sola geçici öfke patlamaları yapmak yerine, yapmamız gereken; gerçekten adam gibi ve tam anlamıyla örgütlenmek, değerlerimize sahip çıkmaktır.
Olması gereken; Alevi – Bektaşi kültür evreninde temel şahsiyetlerimizin bir kısmını kaybedip, (Ahi Evran, Yunus Emre gibi) neredeyse uzaktan üzüntüyle seyrederek iç geçirmek yerine, her birisini varlığımız, onurumuz, şerefimiz olarak kabul edip, onları koruyabilme gücünü göstermemizdir.
Siyasi artistler gibi orada burada poz vererek, iki nutuk çekip, sahte bilgece sözlerle buralar kurtarılamaz, birlikler sağlanamaz.
Dert bizde, derman ellerimizde ve örgütlü toplum olmaktan geçmektedir.
Erenler Katarında, Hakk Muhammed Ali Kervanında, Alevi Bektaşi Yolu’nda, Gerçeğe Hizmet Edenlere; Eyvallah Dostlar, Eyvallah…
Not: Sarı Saltık’la ilgili özellikle, onun yaşadığı dönemin tarihi arka planıyla ilgili, çok değerli bilim insanı, tarihçi Ahmet Yaşar Ocak’ın kitabını herkese tavsiye ederim. Birinci baskısı Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan eserin üçüncü baskısı Kitap Yayınevi tarafından çıkarılmıştır.
Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, Popüler İslamın Balkalar’daki Destani Öncüsü, 13. Yüzyıl, Güncellenmiş ve Genişletilmiş 3. Baskısı, Kitap Yayınevi, 2016, İstanbul, 200 Sayfa
Ayhan Aydın
Rumelihisarüstü- Sarıyer
28 Mart 2018, Çarşamba
Sarı Saltuk (Saltık) Hakkında Bazı Bilgiler
Sarı Saltuk’la İlgili Ahmet Yaşar Ocak’ın Eserinden Alıntılar…
… Sarı Saltık’ın içinde bulunduğu, Dobruca’ya göç eden aşiretin, Babailer isyanına katıldığını bildiğimiz Çepni boyu olduğu, Fuat Köprülü, Z. Velidi Togan ve Faruk Sümer gibi bazı tarihçilerce çok muhtemel görülmektedir. Bu mümkündür; çünkü isyanda çok faal bir rol oynayan bu boyun, isyanın bastırılması ve Selçuklu kuvvetlerinin takibatı sebebiyle merkezden uzak mıntıkalara çekilmesi çok normaldir… (Sayfa: 66)
… İşte ancak böyle bir sosyal-dini statü ve otorite sahibi olarak Sarı Saltık, II. İzzettin Keykavus’un yolladığı haber üzerine, Karesi (Balıkesir) yöresindeki on oniki bin kişilik kendi aşiretini almış ve Konstantinopolis boğazından geçirerek Bizans imparatoru VIII. Mihail’in kendilerine tahsis ettiği Dobruca steplerine götürmüş ve yerleştirmiş olabilir. Sıradan bir dervişin böyle bir işi başarabilmesi, göç gibi önemli bir olay konusunda büyük bir Türkmen aşiretine sözünü geçirme ihtimalinin çok zayıf olması itibariyle, imkansıza yakın derecede zordur. Böyle önemli bir işi ancak o aşiretin iç inde çok yüksek bir nüfusu olan biri, kısaca lider konumuna sahip birisi becerebilir. Bu sebeple biz, Sarı Saltık’ın yalnız bir şeyh değil, aynı zamanda aşiret reisi olması gerektiğini düşünüyoruz. (Sayfa: 67-68)
….
Şu halde bu anlatılanları bir arada değerlendirdiğimiz zaman, Sarı Saltık ve aşiretinin Dobruca’ya yerleşmesinden çok daha eski tarihlerde, Dobruca ve havalisinde Hıristiyanlığın, Ortodoksluğa mensup yönetici ve yüksek tabaka hariç olmak üzere, büyük çoğunluğuyla Bogomiller’den oluşan heterodoks bir toplumsal ve dini taban teşkil ettiğini; Sarı Saltık zamanında artık mevcut olmasalar da, Müslüman kolonilerinin muhtemelen İsmaililer’den meydana gelen bir İslam heterodoksisi oluşturduğunu, İsmaili tesirler ağırlıklı bu teterodoksiyi Sarı Saltık’la gelen Türkmenler’in pekiştirdiğini tahmin edebiliriz. Her ne kadar Balkanlar’daki bu karmaşık dini zeminin analizi konusunda bugün için bazı problemlerin çözülmesine ve bu sebeple daha detaylı araştırmalara ihtiyaç varsa da, çizmeye çalıştığımız bu kaba taslak yapı profili dahi, Sarı Saltık ve kolonisinin nasıl bir dini zemine geldiğini göstermeye bir parça da olsa yetecektir.
İşte Sarı Saltık ve kolonisi, bu heterodoks zemine Anadolu Türkmenleri’nin Babai isyanından çıkmış yeni heterodoks İslam anlayışını taşıdı. Bugün onun kısmen Bulgaristan, kısmen de Romanya topraklarında kalmış eski faaliyet alanlarında Bektaşilik ve Alevilik gibi, artık biribiri içine geçmiş iki heterodoks İslami toplumun mevcudiyeti bir tesadüfün değil, böyle bir tarihsel arkaplanın Osmanlı fetihleri ile devamından başka bir şey değildir. Bu iki zümrede bugün de canlılığını koruyan hulul ve tensüh merkezli heteredoks İslam inançlarının temeli, Bogomilizm’den Müslümanlığa geçen Hıristiyanlarca, İsmaili hakıyyeleriyle, Sarı Saltık ve aşiretiyle 1263/64’lerde buralarda atıldı ve XVI. Yüzyılda da Safavi propagandasıyla gelişti. Günümüzde Romanya Bektaşileri ile Deliorman Alevileri’nin kökeni büyük bir ihtimalle işte bu şekilde oluşmuş olmalıdır. (Sayfa: 98-99)
… Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz sanıyoruz: Bugün artık Sarı Saltık’ın gerçekte Alevilik ve Bektaşilik ile bir ilgisinin bulunmadığını söylemenin, bu çevre mensuplarınca hiçbir kıymeti yoktur. Sebebi ise gayet açıktır: Bugün Balkanlar’da çok güçlü bir şekilde, kendinden sonraki bütün evliyadan daha canlı olarak yaşayan Sarı Saltık kültü, bütünüyle Bektaşiliğin ve Aleviliğin damgasını taşır. Başka bir deyişle, ona öldükten sonra ölümsüzlük kazandıran bunlar olmuştur. Bu sebeple bugün halkın hafızasında yaşayan Sarı Saltık Bektaşidir, Alevidir. Halk arasında dolaşan menkabeleri da bunu göstermiyor mu? (Sayfa: 124)
Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, Popüler İslam’ın Balkanlardaki Destani Öncüsü, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2002, Ankara
Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, RUMELİ’DE SARI SALTUK’UN İZLERİ VE OHRİ’DEKİ SVETİ NAUM / SARI SALTUK ZİYARETGÂHI yazısından alıntı.
…
Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi esnasında gazalara katılan, kahra¬man¬lığı ve velayeti ile daha yaşarken efsane¬vî bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır [1]. Hayatı etrafında oluşan menkıbelere diğer gazi ve velilerin menkıbe¬le¬ri de karışmıştır. Bu sebeple Sarı Saltuk’un gerçek hayatı ile ilgili bilgileri elde etmek son derece güçleşmiştir. Tarihî kaynaklarda yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler Sarı Saltuk’un gerçek hayatını ortaya koyacak nitelikte değildir. Gerçek hayat ile menkıbevî hayat birbirine karışmıştır. Üstelik tarihî kaynakların Sarı Saltuk hakkında verdikleri bu bilgilerin bazan birbiriyle çeliştiği de görülmektedir.
Sarı Saltuk’un destanî şahsiyeti ile ilgili bilgileri çeşitli menakıb-nâmelerde [2] ve velayet-nâmelerde [3] bulabilirsek de hiç şüphesiz bu konuda en önemli kaynak, doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı eserdir. Ebül¬hayr-ı Rûmî adındaki bir yazar Cem Sultan’ın emri üzerine Anadolu ve Rumeli’yi adım adım dolaşarak Sarı Saltuk’a ait menkıbeleri toplamış ve üç ciltlik bir eser haline getirmiştir. Eser tahminen 1480 yılında tamamlanmıştır [4].
Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un asıl adı Şerif Hızır’dır [5]. Babasının adı Seyyid Hasan’dır. Şerif Hızır, üç yaşındayken babasız kalır. Şerif’in yetiştirilme¬si işini Seravil adındaki bir lala üstlenir [6]. Kısa sürede ata binmeyi, ok atmayı, kılıç kul¬lan¬mayı öğrenen Şerif Hızır, Türk destanlarındaki alp tipinin önemli bir örneğini teşkil eder.
Şerif Hızır’ın Saltuk adını alışı ise bir geleneğe dayanmaktadır. Bu gelenek, kişinin gösterdiği kahramanlık sonucu ad almasıdır. Dede Korkut Kitabı’nda örnekle¬ri¬ni gördüğümüz ad alma-ad verme olaylarının [7] benzerleri Saltuk-nâme’de de yer almak¬¬tadır. Kahramanımıza Saltuk adını, savaşta yendiği Alyon adlı bir düşmanı vermiştir. Müslüman olan Alyon’a da Saltuk, İlyas adını verir [8]. Bu ad verme olayı dışında eserde geçen diğer ad verme olayları Saltuk’a yenilerek Müslüman olan kişilere Saltuk tarafından bir Türk adı verilmesi ile ilgilidir [9].
Sarı Saltuk, bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere sa¬hip¬¬tir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korkunun zerresi bile yoktur. Tek başına düş¬man içine yanar od gibi girmekte, düşman kalelerini fethetmektedir. Aman dile¬yen düşmanına karşı ise merhametlidir. Saltuk-nâme’de, yiğitte bulunması gereken özel¬lik¬ler ok atmak, yazı yazmak, suda yüzmek ve yiğitçe gezmek olarak sırala¬nır¬ken, Sarı Sal-tuk’un bu dört hünerde mahir olduğu özellikle belirtilir.
… Dobruca bölgesinin Romanya’da kalan kısmında Babadağ olarak anılan küçük bir kasabada Sarı Saltuk türbesi vardır [50]. Burada yatan kişinin gerçekten de Sarı Saltuk olduğuna dair kaynakların bulunduğuna yukarıda değinmiştik. Kuzey Dobruca’daki 9.000 nüfuslu bu kasabanın güney kısmındaki Maçin sokağında Sarı Saltuk türbesi ve bu türbenin karşısında da yaz kış akan Baba Pınarı bulunmaktadır. Türbe yakın zamanda bir onarımdan geçirilmiştir. Ancak, bu onarım sırasında türbenin tarihî yapısı kısmen kaybolmuştur. Türbe, bugün de kasabadaki ve çevredeki Türkler tarafından ziyaret edilmektedir. Türbeyle Vedat Tairoğlu adlı Babadağlı bir Türk ilgilenmektedir. Babadağ’ın yaşlıları, eskiden bu türbenin yanında bir bina daha bulunduğunu söylüyorlar. Arif Reyip’in dedesinden dinlediğine göre bu bina eskiden tekke olarak kullanılıyormuş[51]. Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’de büyük bir hayranlıkla anlattığı bu türbe ve tekkeden bugün sadece üzeri kapalı bir mezar kalmıştır. Kasabanın en yaşlı kadını Sıdıka Emriye Hanım eskiden beri türbenin ziyaret edildiğini, kadınların adaklar adadığını anlatıyor. Çocukluğunda türbe ziyaretinin büyük bir tören şeklinde yapıldığını, Hıristiyanların da türbeyi ziyaret ettiğini[52] belirtiyor[53]. Günümüzde ise Hıristiyanlar artık bu türbeyi ziyaret etmiyor. Kasabadaki bir başka ziyaretgâh olan Koyun Baba’yı Müslümanların yanı sıra Hıristiyanlar da ziyaret etmektedir. Sarı Saltuk türbesini ziyaret eden kadınlar dileklerinin olması için türbede dualar okumakta, mum yakmaktadır. Eve döndükle¬rin¬de koku çıkarma olarak adlandırdıkları kızgın yağda hamur kızartma işini yapmaktadır[54]. Anadolu’da lokma dökme olarak adlandırılan bu geleneğin Babadağ’da koku çıkarma olarak adlandırılması dikkat çekicidir. Kokunun ve tütsünün eski Türk inancı içerisinde, özellikle nazardan, büyüden ve tehlikelerden korunmakta önemli bir yeri olduğu bilinmektedir[55]. Bu hamurlar daha sonra hayır için üç veya yedi eve dağıtılmaktadır. Bunlar da Türk inanç sistemi içerisinde yeri olan sayılardır.
…
Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, RUMELİ’DE SARI SALTUK’UN İZLERİ VE OHRİ’DEKİ SVETİ NAUM / SARI SALTUK ZİYARETGÂHI, ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ, ( http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/6.php)
Machıel Kıel’in Makalesinden Alıntı…
… Tarihî kaynaklara göre Sarı Saltuk, Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar irşad faaliyetlerini sürdürmek amacıyla çeşitli tekke ve zâviyeler açmıştır. Dobruca’daki Sarı Saltuk, Kaligra’daki Sultan (Yılan) Tekkesi, kendisinin bizzat açtığı ve faaliyette bulunduğu tekkeler olarak bilinmektedir. Sarı Saltuk’un adına ölümünden sonra açılan tekkeler Babaeski’deki Eski Baba Tekkesi ile Kütahya Şeyhlü’deki Sarı Selcük Tekkesi’dir. Sarı Saltuk uğradığı yerlerde önemli hizmetlerde bulunduğundan adına makam-türbeler oluşturulmuştur. Saltuknâme’ye göre başlıcaları Kalliakra (Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Blagay (Hersek), Ohri (Makedonya), Kruya (Akçahisar / Arnavutluk), Rumelifeneri (İstanbul), Babaeski (Edirne), Bor (Niğde), Diyarbakır, Tunceli ve İznik gibi merkezlerde olmak üzere Sarı Saltuk’un pek çok türbesi bulunmaktadır. Babadağı’ndaki zâviye 1484’te II. Bayezid’in emriyle külliyeye dönüştürülmüş ve etrafında yeni bir şehir olarak Babadağı kurulmuştur. Buradaki zâviye XVIII ve XIX. yüzyıllardaki Rus istilâlarında yok olmuş, 1828’den sonra yaptırılan tek kubbeli basit türbe binası zaman zaman onarılarak korunmuş, son olarak Türk iş adamları tarafından restore ettirilip 26 Ekim 2007’de ziyarete açılmıştır.
Önceleri hıristiyanların da ziyaret ettiği türbe halen hem ziyaretgâh hem önemli tarihî bir mekân olarak korunmaktadır.
Kalliakra’da Sarı Saltuk’a ait bir zâviyenin varlığı, XVI ve XVII. yüzyıl kaynaklarında temellükâtı ve dervişlerinin isimleri zikredilmek suretiyle belirtilmektedir. Kaynaklar o dönemde Sarı Saltuk’un hâtırasının yaşadığını gösterse de zâviye bugün mevcut değildir. Kruya, Ohri ve Blagay’da bulunan türbeleri yanı başlarındaki yapılarla hâlâ birer ziyaretgâhtır. Arnavutluk’un Kruya kasabasındaki (Akçahisar) Sarısaltuk tepesinde bir mağaranın içinde basamaklarla inilen tekkedeki türbe 975’te (1567-68) veya daha geç yapılmış olmalıdır. Ohri’de Sveti (Aziz) Naum Manastırı’ndaki şapelde yer alan türbe hıristiyanların Slav asıllı hıristiyan bir azize, müslümanların ise Sarı Saltuk’a ait kabul ettikleri bir yerdir. Kosova’da Dragaş’a yakın Plava köyünde, Jur köyünde, Virmica-Dragaş kavşağının sağında, Paştrik dağının tepesinde, Yakova – İpek arasındaki Pirlepe köyünde Sarı Saltuk makamları vardır. Bunlardan İpek’te bulunan ve her yıl 2 Ağustos’ta büyük kutlamalar yapılan türbe sarılık hastalığına yakalananların ziyaret ettiği bir mekândır.
….
Machıel Kıel KAYNAK: Bu metin Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’nden alınmıştır. (İslam Ansiklopedisi, Cilt: 36; sayfa: 147)
Balıkesir Üniversitesi’nden Aydın Ayhan’ın Makalesinden Alıntı…
Rumeli’nin Türkler tarafından fethinden sonra Kazdağı Türkmenlerinin bir kısmının Yakup Ece önderliğinde yeniden Rumeli’ne geçerek pirlerinin başlatmış olduğu mukaddes vazifeyi sürdürmek için serhat boylarına dağılıp belki de daha sonra “akıncı gaziler” teşkilatlarının çekirdeğini teşkil ettiler.[80]
Tarih içinde gerek Rumeli’nde gerekse Anadolu’da Alevi inançlı bazı gruplara “Işıkçılar Cemaati” dendiği kaydedilmektedir. “Işıkçı” diye anılan gruplar arasında Sarı Saltık Baba’ya bağlıların da olduğu, ya da o devirlerde “Rafizi”, “Kızılbaş” veya “Alevi” olarak adlandırılan bütün gruplara Rumeli ve Anadolu’da “Işıkçılar” deniliyordu.[81] bazı Osmanlı kaynaklarında “ışıklık” Bektaşî-Alevî toplumu içinde bir tarikat mertebesi olarak da kabul edilmekteydi.[82]
“Işıklar”ın “Devlet-i Alîye’nin birçok yerinde tekkeler, dergâhlar açtıkları,[83] sık sık Sünni inançlı devlet yönetimi ve halkla inanç, adet, ibadet şekilleri bakımından ters düştükleri, şikâyet edildikleri, tekke ve dergâhlarının devamlı teftiş edilip cezalandırıldıklarını, bayramlarda, belkide nevrûz ve kandillerde de kös, küdüm, dümbelek, nekkâre ve saz çalarak dolaştıklarını ve bunların bu davranışlarının[84] ve hattâ kurdukları vakıflarının bile engellendiğini görüyoruz.[85]
“Işık” kelimesi anlam olarak 13.asır Türkçesi ile “ışk” o zamandan kalan bütün metinlerde aşk anlamındadır.[86] (Bu konuda rahmetli Bedri Noyan Dedebaba ile aramızda aramızda bir fikir ayrılığı oluşmuştu. Bedri Noyan Dedebaba, akşam olunca bütün Bektaşi dergâhlarında “çerağ uyandırılır” Bunun için bunlara “Işıkçılar” denilmiştir, diyordu. Oysa akşamları, bütün dergâhlarda, hankâhlarda, zaviyelerde, tekkelerde, türbelerde ışık uyandırılır. Sultan Bayezid buraları feth ederken, geçtiği her yer Hıristiyan diyarı idi. Ama bence “Işkçı” tabiri, Sultan buraya gelince, kendileri gibi Türkçe konuşan dervişlere rastlamış, onlara kim olduklarını sorduğunda: “Biz ışk ehliyiz, Sultanım.” Diye cevap vermelerinden kaynaklanmaktadır.
“Saru Saltuk Baba” Balkan Türkleri ve Müslümanlığı arasında bu güne kadar yaşayagelmiştir. Sarıu Saltuk Baba’nın Hakk’a yürümesinden en az iki yüz elli sene sonra kaleme alınan “Otman Baba Velâyetnamesi’nde bile Sarı Saltuk Baba’nın kendisinde “hulûl” ettiği iddiasındadır.[87]
“Işıklar” aleyhine verilmiş 1558 ve daha sonraki yıllarda birçok hüküm varsa da gerek Kaligra’daki Sarı Saltık Dede ve gerekse Varna’daki Akyazılı Baba tekkelerinin bütün suçlamalara rağmen kapatılmasına dair bir teşebbüs yoktur.[88]
Verilen emir ve hükümler buralarda şarap yapan, tekkelerde saz çalan, namaz ve Sünni inancı ile alay eden kişilerin cezalandırılmaları, men edilmeleri yönündedir.
Rumeli’nde Dobruca ve Deliormanlar bölgesinde bugün bile Alevî inançlı Işıklara, Abdallara ve Sofulara ait köyler bulunmaktadır.[89]
1643 de buralara gelen Evliya Çelebi[90] oralarda anlatılan efsaneyi, “Kelegra Sultan Tekkesi ve kalesi” başlığıyla Sarı Saltık Tekkesini uzun uzun anlatmıştır.[91] Tekkeyi ziyaret eden Evliya Çelebi burada şeyhin; ağaç kılıcı, sapanı, def ve kudümü, sancağı ve bayraklarının hala durduğunu, dervişlerinin Ehlisünnet akidesine bağlı ilim ve fazilet ehli olduğunu kaydetmektedir.
Bölge Osmanlılar tarafından ilk defa Yıldırım Bayazid Han tarafından feth edilmiştir. Daha sonra buradaki kale, belki de “Fetret Devri”nde elden çıkmış, 2. Bayazid devrinde yeniden Türklerin eline geçmiştir.[92] Zamanla kale harap olmuş, sık sık Kazaklar tarafından baskına uğradığından 4. Murad Han’ın emriyle Özi Muhafızı Koca Kenan Paşa tarafından yeniden güçlü bir şekilde inşa ettirilmiştir.
1967 ve 1971’de buraları gezen Michael Kiel, buradaki eserlerin “93 harbi”nde harap edildiği ve şimdi çok kötü durumda olduğunu yazmaktadır.
Sarı Saltık Gazi, çevredeki Hıristiyanlardan da çok hürmet görmüş ve benimsenmiştir. Özellikle Ortadoks Bulgar halk tarafından bir aziz gibi; Sveti Nikola (Aziz Nikola), Aziz Spyridon, Aziz Naum diye kabul görmüştür.[93] Hatta Aziz Georgios, Aziz Elias, daha sonraları Aziz Simeon ve Kara Koncolos yerine de konulmuştur.[94]
Sarı Saltık Baba (Dede, Gazi) Türk-İslam âleminde derin izler bırakmış, özellikle Rumeli’ndeki Müslümanlar üzerinde ve Alevi-Bektaşi inancı çevresinde hürmet gösterilen, saygı ile anılan bir yol önderi olmuştur. Baba’nın manevi şahsiyeti o kadar derindir ki sıkıntılı zamanlarda imdada çağrılanlardan olmuştur. Bu inanç çerçevesinde Rumeli’ni İslamlaştıran, her zaman menkıbelerde anılan bir “Alperen”dir.
Genç Abdal’la Hacı Bektaş geldiler
Sar Saltığı Rumeli’ne saldılar
Şükrolsun dertlere derman oldular
Tavafın kabuldür abdal dediler. [95]
Yönümü döndürdüm Sarı Sultan’a
Ali muratları vere sabahtan
Yüzümü süreyim Seyit Battal’a
Mahlûkun Zülfikâr yolu sabahtan. [96]
Aydın Ayhan, Turan Jeopolitiği’den. http://turanjeopolitigi.com/…/116-babadag-ile-ilgili…
Neval Konuk’un çalışmasından…
Günümüzde türbe ve restorasyonda yapılan müdahaleler
Restorasyonu yapılan Sarı Saltuk Türbe binasının Sarı Saltuk’un ölümünden uzak olmayan bir zamandan kalmış olabileceği gibi, Rus istilasından sonra yapılmış olabileceği tahmin ediliyor. Yapı, kare planlı olup, içten tromp geçişli – kubbe ile örtülüdür. Türbenin önünde, iki tarafı duvarlı ve yaklaşık 3. M. Derinliğinde bir sundurma bulunmaktadır. Restorasyon esnasında, esas mekân örtü sistemi ile sundurmanın üst örtüsü alaturka kiremitle tamamen yenilenmiştir. Kubbenin ortasında da bir âlem konulmuştur. Türbe, içten içe 4.83X4.83 m. Ölçülerindedir. Duvar kalındığı, 0.96 m.dir. Türbenin dış cephesi tamamen sıvanarak, moloz taş duvar örgüsü kapatılmıştır. İç kısmında ise, pencerelere kadar olan duvarların alt kısmı ile üstlerde de tromplar moloz taş örgüsüyle bırakılmış, diğer yerler sıvanarak kapatılmıştır. Bu moloz taşlı olan kısımların derzleri ise, harçla yenilenmiştir.
…
Türbenin bahçesinde hicri 1050 (miladi 1640-41) tarihinde vefat eden İbrahim Çelebi’nin mezarı ile bir mezar taşı içinde, avlunun kuzey –batı köşesinin karşısında kabirler düzenlenmiştir.
… Restorasyon; Nihayetinde 27 Haziran 2006’da başlayıp, Haziran 2007’de tamamlanan restorasyon, toplam 65.500 AVRO’ya mal olmuştur. Ertan ve Erkan Demirhan kardeşler 28.500 AVRO, TİKA 27.000 AVPO, T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı 10.000 AVRO vererek, restorasyonun finansmanın sağlamışlardır.
Romanya Babadağ Sarı Saltuk Türbesi Restorasyonu, Hazırlayan: Neval Konuk, Sarıyıldız Basımevi, Siteler, 2007, Ankara
Sarı Saltık’la İlgili Birkaç Kitap ve Makale
- Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, Popüler İslam’ın Balkanlardaki Destani Öncüsü, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2002, Ankara
- Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, RUMELİ’DE SARI SALTUK’UN İZLERİ VE OHRİ’DEKİ SVETİ NAUM / SARI SALTUK ZİYARETGÂHI, ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ, ( http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/6.php)
- Machıel Kıel KAYNAK: Bu metin Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’nden alınmıştır. (İslam Ansiklopedisi, Cilt: 36; sayfa: 147)
- Aydın Ayhan, http://turanjeopolitigi.com/…/116-babadag-ile-ilgili…
- Neval Konuk, Hazırlayan, Romanya Babadağ Sarı Saltuk Türbesi Restorasyonu, Sarıyıldız Basımevi, Siteler, 2007, Ankara
Romanya gezisini tamamlayıp Türkiye’ye dönünce internet üzerinden bir araştırmaya girince 2015’de Romanya’da bir sempozyum daha yapılacağını öğrenmiş oldum.
Davet
BİRİNCİ DUYURU
Değerli Araştırmacılar,
Bilgi, iletişim ve teknoloji çağı olarak adlandırabileceğimiz günümüz dünyası hızlı bir değişim ve gelişim göstermektedir. Ancak bu gelişmelerin ışığında millî ve manevî değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması da bir o kadar zorunluluktur. Geçmişinden, kültüründen ve köklerinden uzaklaşan, kopan milletler tarih sayfasından silinmeye mahkumdurlar.
Türkler ve Türk tarihi için en az Anadolu ve Orta Asya kadar önemli bir coğrafya da Balkanlardır. Tarihî belgelere bakıldığında sanılanın aksine, Türklerin Balkanlara komşu bir millet değil, doğrudan doğruya 1640 yıldan beri Balkanların yerlisi olan bir millet olduğu anlaşılmaktadır.
Balkanların Türkleşmesi ve İslamlaşmasında pek çok insanın katkısı olmuştur. Bu amaç uğrunda üstlendiği görevle özellikle Sarı Saltuk Gazi ismi öne çıkmaktadır. Bu Türkmen dervişinin Balkanlara gidişinin birtakım sosyal, kültürel ve bilimsel etkinliklerle anılması, Sarı Saltuk Gazi’nin ve onun menkıbevi hayatını konu alan Saltuknâme’nin kültür tarihimiz açısından öneminin yeni bilgi, belge ve araştırmalar ışığında gün yüzüne çıkarılıp kamuoyuna duyurulması ve sonuç itibariyle böylesi etkinliklerle arzulanan Balkan barışına katkı sağlanması, Balkan ülkeleriyle dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin artırılması bir gereklilik arz etmektedir.
Bu ve benzeri gerekçelerle Trakya Üniversitesi, Yunus Emre Enstitüsü, Türk Dil Kurumu ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) iş birliğinde, 6-9 Mayıs 2015 tarihinde Bosna Hersek’in Saraybosna şehrinde II. ULUSLARARASI SARI SALTUK GAZİ SEMPOZYUMU” düzenlemek istiyoruz.
Bu sebeple ,“Sarı Saltuk”, “Sarı Saltuk ve Balkanlar” genel başlıkları çerçevesinde çalışmalar yürüten değerli araştırmacıları bu bilimsel etkinliğe bildirileri ile katılmaya davet ediyoruz.
Doç. Dr. Rıdvan CANIM Prof. Dr. Yener YÖRÜK
TÜ Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Trakya Üniversitesi Rektörü
S A R I S A L T U K
Günün battığı yerde senin makamlarını gösteren mühür;
çıkıp kendi kalıp ve sûretinden, et ve kemiklerinden
su ve ateş kılığında dalıyorsun bir kökler ormanına
sen bir zamanlar yalnız bozkırlarda dolaşan derviş
yalnızca yaban balı ve çekirge ile beslenmiş
sen kumarbaz fatihin bir yenine gizlediği kupa beyi
sen yetimin kan yerlerinde edeceği dönülmez yemin
sen ömrünü seher yellerine yüklemiş abdal gezgin
“Seni Rum’a saldım. Var git, post ve asa ile,
nam ve şan sahibi ol yedi krallık yerde !”
Seni duyacak halkın ağzından Edirne’den bir şehzade.
ve diyecek: “ Bu kentte otururum padişah olursam !”
Gecenin boş sayfaları senin gecende değil artık.
aynı düşleri görürken o kuş dillerinde konuşanlar.
Bir tabut hazırlanacak öldüğün zamanlar, eğer ölürsen,
Bir tabut verilecek seni dileyen o yedi kral
Özdemir İnce
Arnavutluk Kruya Kenti’ndeki ziyaret makamı yanında bulunan Sarı Saltık heykeli. (Fotoğraf: Ayhan Aydın)

