Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Yağmur ile yağdım yel ile esdim

0

Yağmur ile yağdım yel ile esdim
Yanmış yüreğime kar bulamadım
İndim bahçeleri seyran eyledim
Hiçbir el değmemiş nar bulamadım

İndim bahçeleri seyran eyledim
Hiçbir el değmemiş nar bulamadım

Şimdi bahçelerde nar mı bulunur
Şimdi her yiğitte ar mı bulunur
İkrarına sahip er mi bulunur
İkrarına sahip er bulamadım

İkrarına sahip er mi bulunur
İkrarına sahip er bulamadım

Sakın sırrın verme yüze gülene
Bahçedeki gülün gider talana
Bu dünya fanidir kendin bilene
Gönül konduracak dal bulamadım

Bu dünya fanidir kendin bilene
Gönül konduracak dal bulamadım

Erleri eri sınar münafık münkirin
Yüreğimden çıkmaz ateşin narın
Külli beyan ettiler Ali’nin sırrın
Gizli sır içinde sır bulamadım

Külli beyan ettiler Ali’nin sırrın
Gizli sır içinde sır bulamadım

Abdal Pir Sultan’ım olmuşum nazır
Eyvallah serimiz meydanda hazır
Binbir ismi vardır birisi Hızır
Dost senden ala er bulamadım

Binbir ismi vardır birisi Hızır
Dost senden ala er bulamadım

Beynimizdeki Tel Örgüler..

0

Beynimizdeki Tel Örgüler..
Bahar yelini
Yüreğe iliştiren gençlik
Emeğin potasında
Harmanlanıp dökülürken
Sanayilerde,
Dişliler arasına…
Ömre ziyan bir yaşam dayatılır
Alınterini pazarlayan insana
Ki zordur çaresiz insanın görmesi
Hangi akla sığar bilmem
İnsanın insan sömürmesi….
Can’suyunun
“kan” olduğu topraklarda,
Gündüzü hoyratça kullananlar bilir
Geceyi bekleyen
kelebek ömrü kadar olurmuş
çocuklarının da ömrü…
Gönül ile akıl arasına sıkışmış
Beynimizdeki parmaklıklar
Mesafeler konmuş
Düşleri ve kendi arasına
Meridyenler kadar uzaktı
Bütün emekçiler kendilerine..
Belkide ömre ziyan yaşamdı,
Üretene dayatılan tüm bunlar
Ve ya kader algısını aşmak
Kim bilir;
Gayrı geleceği tel örgülerden.!
Sökmek kadar zordu yaşamak…
Abdullah Oral….

Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

0

Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

Meyhâneyi seyretdim uşşâka metâf olmuş
Teklîf ü tekellüfden sükkânı muâf olmuş
Bir neş’e gelip meclis bî-havf u hilâf olmuş
Gam sohbeti yâd olmaz meşrebleri sâf olmuş
Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

Ey dil sen o dildâre lâyık mı değilsin ya
Da’vâ-yı muhabbetde sâdık mı değilsin ya
Özrü nedir Azrâ’nın Vâmık mı değilsin ya
Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin ya
Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

Mahzûn idi bir gün dil meyhâne‐i ma’nâda
İnkâra döşenmişdim efkâr düşüp yâda
Bir pîr gelip nâgâh pend etdi ‘alelâde
Al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

Bir bâde çek efzûn kap meclisde zeber‐dest ol
Atma ayağın taşra meyhânede pâ‐best ol
Alçağa akar sular pây‐i huma düş mest ol
Pür-cûş olayım dersen Gâlib gibi sermest ol
Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

Şeyh Galip

Günümüz Türkçesi

Kendi tedbirini, planını bırak; hüküm ve takdir Allah’ındır.
Sen hakikatte yoksun; o benlik iddiaların tamamen kuruntu ve zandır.

Aşkı ansızın bul; bu değerli hediye onu bulabilenindir.
Dünya var olalı beri bu devran, gönlü saf ve neşeli olanlarındır.

Âşıkta kederin ne işi var? Gam, dünya halkınındır.
Kadehi elden bırakma; bu söz, pîr-i mugânın sözüdür.

​Meyhaneyi seyrettim; âşıkların etrafında döndüğü bir tavaf yeri olmuş.

Orada oturanlar, zoraki nezaket ve gösterişten muaf tutulmuştur.
Meclise öyle bir neşe gelmiş ki korku ve aykırılık yok olmuş.

Gam sohbeti anılmaz olmuş; hepsinin meşrebi tertemiz olmuştur.
Âşıkta kederin ne işi var? Gam, dünya halkınındır.

Kadehi elden bırakma; bu söz, pîr-i mugânın sözüdür.
​Ey gönül! Sen o sevgiliye layık değil misin?

Sevgi davasında sadık değil misin?
Azrâ’nın mazereti nedir; sen Vâmık değil misin?

Bu gam sende ne gezer; yoksa âşık değil misin?
Âşıkta kederin ne işi var? Gam, dünya halkınındır.

Kadehi elden bırakma; bu söz, pîr-i mugânın sözüdür.
​Bir gün mana meyhanesinde gönül mahzundu.

Aklıma türlü düşünceler düşmüş, karamsarlığa kapılmıştım.
Aniden bir pir gelip dolaysızca nasihat etti:

“Ele bir kadeh al; derdi, gamı rüzgara ver, savur!”
Âşıkta kederin ne işi var? Gam, dünya halkınındır.

Kadehi elden bırakma; bu söz, pîr-i mugânın sözüdür.
​Bir kadeh fazla iç; mecliste üstün ve mahir ol.

Ayağını dışarı atma; meyhanede kal, oraya bağlan.
Sular alçağa akar; sen de küpün dibine varıp sarhoş ol.

Coşup taşmak istersen Galib gibi aşk sarhoşu ol!
Âşıkta kederin ne işi var? Gam, dünya halkınındır.
Kadehi elden bırakma; bu söz, pîr-i mugânın sözüdür.

Gel Gönül Giyme Hırkayı

0

Gel Gönül Giyme Hırkayı
Fakirlerin üstü olmaz
Bir meydanda mey olmaysa
O meydanın mesti olmaz

Yeşil olmaz yanan kömür
Gevher vermez kara demir
Yüzbin defa etsin çamur
Derya kumu testi olmaz

Veli’m derki derdim yüzdür
Bu mihnetler bize azdır
Ululardan kalma sözdür
Düşenlerin dostu olmaz

“format atmak” Dr. İsmail Engin

0
Screenshot

“format atmak”
gündemdeki bu deyim, son zamanlarda siyaset ve Aleviler söz konusu olduğunda sıkça kullanılıyor. doğrusunu söylemek gerekirse, tuttum bu deyimi.
lâkin, onunla birlikte iki şeyi daha yan yana koymak gerekiyor:
aldatma, hile, kurnazlık, strateji, mücadele ve iktidarı anlatan “Truva Atı” deyimini…
ve direnmenin, hakikatin, inancın ve zulme karşı duruşun simgesi “Pir Sultan Abdal” imgesini…
Homeros’un İlyada’sındaki Truva Atı anlatısında insanlar aldatılarak, tahta at kentin içine alınır. onun içine gizlenenler, içeriden müdahale ederek Troya’nın düşmesini sağlar.
Pir Sultan Abdal anlatısında tam tersi bir durum vardır: Ozan, sözünden ve inancından vazgeçmez; söylediğinin arkasında durur ve bunun bedelini ödemeyi göze alır.
biri gizlenmiş bir gücün, diğeri saklanmayan bir sözün temsilidir ve | veya “Truva Atı”, içeriden kuşatmanın; “Pir Sultan Abdal” teslim olmamanın simgesidir.


güncel tartışmaların kökleri, 2003’e kadar uzanıyor. tartışmanın önemli taraflarından biri, “Kendal Doğan” müstear ismiyle yazıyor ve bugünün siyaseti için adeta belirlenmiş bir “format atıyordu”.
dünden beri DEM Parti’nin hedefinde, atılan bu formata itiraz eden, ona dur demeyi deneyen “Müslüm Doğan” [ve arkadaşları] bulunuyor.


Müslüm Doğan’ın kim olduğunu da hatırlamak gerekiyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin eski başkanıdır. Halkların Demokratik Partisi’nin kuruluşunda yer almış, ilk dönem Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmış, bu partiden TBMM’nin 25. ve 26. dönemlerinde milletvekiliği görevini üstlenmiştir.
keza, AK Partili Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan 63. Türkiye Hükûmeti’nde, yani “seçim hükûmeti”nde, HDP kontenjanından Kalkınma Bakanlığı görevini yürütmüştür.


bugün, başka bir çelişkiyle karşı karşıyayız :
Çaldıran üzerinden Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî arasındaki “Yavuz’u hilâfete taşıyan yol kardeşliği” reddedilirken, “varsayılan” Sey Rıza ile Şeyh Said arasındaki “musahiplik” görmezden geliniyor.
ve tarih, günün siyasî ihtiyaçlarına göre seçilip ayıklanabilecek bir depo olarak kullanılıyor.
bir tarafın tarihsel ilişkilerini reddederken, diğer tarafınkileri romantize etmek; ve üstelik bunu Alevilik, Kürdlük ve siyaset üzerinden yeniden kurmak, ciddi bir stratejik tutarsızlık yaratıyor.
ve lâkin, İmralı ve siyasî paydaşları, tam da bu bağlamda 2025’ten beri stratejik bir hata yaptılar.
oysa, Baydemir döneminde, örneğin 2-3 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı”nda önemli bir mesafe alınmış, farklı toplumsal bellekler arasında bir temas zemini oluşturulmuş, ihtiyaç duyulan format atılmıştı.
şimdi, o zeminin üzerine yeni bir “format” çekilmeye çalışılıyor.
fakat, her format tutmuyor; bellek bilgisayardaki dosya gibi silinemiyor.
ve Pir Sultan Abdal anlatısındaki öykü, yeniden karşımıza çıkıyor:
“Truva Atı” içeriye girmenin; “Pir Sultan Abdal” teslim olmamanın simgesi olarak bir kez daha beliriyor. | @ismailenginhd [2.9.2026]

Kalksak bu yerlerden hicret eylesek

0

Kalksak bu yerlerden hicret eylesek
yarene yoldaşa mihnet eylesek
yari arzulayip niyet eylesek
hele yolum bir ormana düşüpdü

ormandan çikani çekerler dara
n’olur pirim beni bu yerde ara
önümüze çikti balki buhara
benim yolum bir diyara düşüptü

oturur oturur kendin överler
huzuru mahşerde boyun eğerler
birgün olur gelip kapin döğerler
eğer dövmüş isen el kapisini

elli gündür bu dağlari aşali
altmiş gündür yar peşine düşeli
eğlen yiğit odalari döşeli
yari bulamazdi bilmem kaç gündür

elli gündür altmiş gündür yüz gündür
siyah zülfün mah yüzüne düşsündür
açma tabip yarelerim azgindir
yarem merhem tutmaz bilmem kaç gündür

kadir mevlam senin hikmetin çoktur
bir kul gördüm mermer taştan içeru
kalbi kirip gönül yikici olma
birgün olur yandirirlar yara yardan içeru

asla bu meslekte elin olmazsa
bülbüle münasip gülün olmazsa
davayinan sultan olsan ne fayda
lokman’inan mihman olsan ne fayda

balki buhara : belh ve buhara kentleri..”önümüze çıktı balkı buhara” şeklinde geçen sözler; “önümüze çikti belhi buhara” şeklinde olmalıdır.
Mahşer : kıyamet zamanı
zülüf : saç
mah : ay
lokman : her türlü derdin çaresini bulduğuna inanılan efsanevi hekim
mihman : misafir
hicret : göç
tabip : tabib : tebib : hekim, doktor

Sabahtan uğradım ben bir figana

0

Sabahtan uğradım ben bir figana
Bülbül ağlar ağlar güle getirir
Bakın şu feleğin çürük işine
Her bir cefasını kula getirir

Depreştirme benim dertlerim tamam
Muhabbet şirindir vermiyor aman
Üstümüzde dönen çarh ile devran
Felek bizi halden hale getirir

Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma namussuza arsıza
Sabah selamını verme pirsize
Adamın başına bela getirir

Muhib yoldaş olma kalleş yar ile
O yar da durmadı bir ikrar ile
Sakın sohbet etme münkir kör ile
Altının adını pula getirir

Pir Sultan Abdal’ım sözlerim haktır
Hak demeyenlerin yalanı çoktur
Cehennem yerinde dal odun yoktur
Herkes ateşini bile götürür

Pir Sultan Abdal

Pîr Kaygusuz Abdal

0

Hak buyırdı Cebrâil’e var didi
Âdem’i cennet içinden sür didi

Geldi Cebrail Âdem’e söyledi
Hak buyrugunu âyân eyledi

Cebrâil didi, çıkgit Uçmag’dan Âdem
Tanrı’nın buyrugu budur iş bu dem

Nice ki söyledi Âdem gitmedi
Cebrâil’in sözüni işitmedi

Türk dilin Tanrı buyurdu Cebrâil
Türk dilince söylegil dur git dedi

Türk dilince Cebrail ‘hey dur’ dedi
Durugel Uçmag’ın terkin ur didi

•••

“Biz dillerde Türk dilin bilürüz, gün dogıcak ‘irte oldı’ dirüz, tolanıcak ‘gice oldı’ dirüz. Su’nun geldügünden yana ‘yukarı’ dirüz, gitdügünden yana ‘aşagı’ dirüz. Türk dilünce heman bu kadar bilürüz”

•••

“Ey derviş ‘mî-dânî mî-dânî’ dir durursun.
Sen hiç Türkîce bilmez misin?”

  • Pîr Kaygusuz Abdal •

•••

[Mî-Dânî: farsça, biliyorum demek]

Harâba kul olduk bezm-i adem’de

0

Harâba kul olduk bezm-i adem’de
Åbad olsak da bir olmasak da bir
Düştük çare nedir dâma âlemde
Azad olsak da bir olmasak da bir

Aşk oduna yanmış ciğer-kebabız
Hicr ile giryânız dide pür-âbız
Yapılmış yıkılmış hâne-harâbız
Bünyâd olsak da bir olmasak da bir

Biz Şirin elinden aşk meyin içtik
Hak ile bâtılı fark edip seçtik
Varlık dağlarını deldik de geçtik
Ferhad olsak da bir olmasak da bir

Ey Dertli âlemde biz şâh-ı diliz
Hak’tan hakikatten âgâh-ı diliz
Tarîk-i esråra ervah-ı diliz
İrşad olsak da bir olmasak da bir

  1. Harab: “Harâbat” yerine. Çok zaman meyhane anla-mında kullanılır. Tasavvuf edebiyatında “Vahdet” yani bir-lik, tek olma, yalnızlık; kavuşma anlamlarıma kullanıldığı gibi bazan tekke anlamına da kullanılır. Burada bunlardan hangisi kullanılsa anlam yanlış olmaz. Bezm-i adem: yokluk meclisi, toplantısı. Tasavvufa göre bu âlem yokluk âlemidir. Bu inanışa göre “Bezm-i âdem” dünya, kâinat anlamına da gelir. Äbad: şen, bayındır, mamur. Dâm: tuzak. Azad: kurtulma, hür olma.
  2. Hicr: ayrılık. Giryân: ağlayıcı. Dide pürâb: gözün yaşla dolması, çok ağlama. Hâne-harab: evi yıkılmış. Bünyad: temel. Bünyad olmak: temel kurmak; yeniden yapmak.
  3. Şirin: Ferhad ile Şirin adındaki hikâyenin kadın kah-ramanı. Burada sevgili. Mey: içki. Hak: doğru. Bâtıl: yanlış, hakkın zıddı. Ferhåd: Şirin’in âşıkı.
  4. Şahı dil: Gönül padişahı. Āgâh-ı dil: gönül halinden anlama. Tarik-ı esrar: gizlilik yolu. Ervah-ı dil: gönül ruhları gibi bir anlama gelen bu tamlamaya “gönülden bağlanma” gibi bir anlam verilmek istenmiş. Dertli ve diğer halk şairlerinde böyle yanlış kullanılan epeyce kelime ve tamlama vardır.

ÖZTELLİ Cahit, Dertli ve Seyrani Varlık Yayınları İstanbul 1964

Hâlime rahmeyle Varlık Sahibi

0

Hâlime rahmeyle Varlık Sahibi
Yolumu yolsuzdan sen uzak eyle
Çâresiz dertlere dermân verici
Dar günde kuluna sen imdat eyle.

Senin mücrimlere vardır rahmetin
Kusur işleyene verme zahmetin
Sonsuz affa sahip Resûl Ahmet’in
Hatırı hakkına gel imdat eyle.

Kullar bîçâredir, Eyüp değildir
Yusuf’un sabrına sahip değildir
Hızır’ın ilmine vâkıf değildir
Mûsâ hatırına gel imdat eyle.

Bir çıkmaza girdim, ağlar gezerim
Muhannet elinden gayet bîzârım
Düşmüşüm bir aşka, okur-yazarım
Ledün ilmin için gel imdat eyle.

Yol’dan uzak kaldım zâhir âlemde
Ağlamaktan yaş kalmadı didemde
Yakarırım Ehl-i Beyt’e her demde
Edebî kuluna gel imdat eyle.

Abdal Mûsa Sultan gazaba geldi

0

Abdal Mûsa Sultan gazaba geldi
Fetheden Urûmu yareden medet
Cihan harap oldu insan az kaldı
Gene ferman senin el’aman medet

Biz de sever idik Alinin soyun
Bizler de anarız Hasan ü Hüseyn
Verdik Zeynel’aba zindanda payın
Bakır’ı zindanda vareden medet

Yetiş imam Câfer ol elden bizi
Her dem arzumendiz isteriz sizi
Zülfikarı attı tuttu denizi
Necef deryasını kurudan medet

Mürşidim Kâzım Rızaya varalım
Derdimize derman anda görelim
Nakî Takî Askerîye erelim
Mehdi mağarada sırreden medet

Hüseyn Gazi Sultan bellidir cansın
Ricam kabul eyle müşkülüm kansın
Hüseynî ovanın gözcüsü sensin
Ayırma koyunu sürüden medet

İmdat senden kaldı Urûmun eri
Gaip erenleri Horasan piri
Muallâkta tuttu babı Hayberi
Cenkte Muhammede careden medet

Balım Sultan gerçek sırrı Alisin
Müminlerin kardaşısın kulusun
Pirim Hacı Bektaş Şahı Velisin
Cansız duvarları yürüden medet

Kul Hüseyn’im der ki gönle değmeyin
Giderip yükünü alıp yığmayın
Sırlarınız gönlünüzde saklayın
Müminin kalbinde yereden mede

Emperyalist düzenini,

0

Emperyalist düzenini,
Yıkmayınca kurtuluş yok.
Reddeyleyip bütün dini,
Çıkmayınca kurtuluş yok.

Yönü bozuk mihrapları,
Yüzü gizler nikapları,
Bütün kutsal kitapları,
Yakmayınca kurtuluş yok.

Fark mıdır dil, din, ırk, deri?
Hiç döner mi tarih geri?
Tüm insanlık hep ileri,
Bakmayınca kurtuluş yok.

İnsanlar aç, benzi soluk
Yeryüzünden kalksın kulluk.
Meydanlara oluk oluk
Akmayınca kurtuluş yok.

Aldırmadan engellere,
Şu suratı döngellere…
Faşistleri çengellere,
Takmayınca kurtuluş yok.

Bıçak bulmuş kemiğini,
Hüzün sarmış mimiğini…
Kompradorun imiğini,
Sıkmayınca kurtuluş yok.

Her tarafta bir şer mihrak,
Ne özgürlük kalmış, ne hak…
Bu Dünyaya bir tek bayrak,
Dikmeyince kurtuluş yok.

Bindebir’im bu inancım,
Sosyalizme gebe sancım.
Beyinlerde bir kıvılcım,
Çakmayınca kurtuluş yok.

10.01.2015
Ozan Bindebir

Açıklama: (TDK Sözlük)
Mihrap: Umut bağlanan yer.
Nikap: Yüz örtüsü, peçe.
Komprador: Uzak Doğu ülkelerinde yabancı ortaklıklar hesabına iş sözleşmesi yapan yerli aracı.
Döngel: Muşmula.
Mihrak: Odak.

Aldanma cahilin kuru lafına

0

Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır..
Hükmetse dunyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır..

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Vız vız eden her sineğin bal’olmaz
Peteksiz arının balı yalandır..

İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşlediği amel hali yalandır..

Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır.

Aşık Veysel Şatıroğlu

Felsefemiz

0

Hayal cennetine minnetimiz yok,
Dostun cemalini cennet biliriz.
Uyduruk farzımız, sünnetimiz yok;
Sevgiyi farz, aşkı sünnet biliriz.

Hiç kulak vermeyiz gaipten sese,
Cahilin düştüğü korku, vesvese…
Bunu bilir, bunu deriz herkese;
Böylesi inancı cinnet biliriz.

Huride, kılmanda yoktur gözümüz;
Kendi yârimizle birdir özümüz.
Dört kitabın özü; bizim sözümüz…
Erdemi en yüce kıymet biliriz.

İbadethanedir; can kafesimiz…
O abdest dediğin; temiz nefsimiz.
Biz bilimden, fenden aldık dersimiz;
Bilgiyi en büyük servet biliriz.

Hakk’ı kendimizden görmedik ayrı,
Hak ile Hak olduk biz bundan gayrı.
Bir insanın varsa topluma hayrı;
Bunu insanlığa hizmet biliriz.

Mazlumun gözyaşı; Zemzem Pınarı,
Vicdan azabıdır; cehennem narı.
Vicdanı olmayan bilmez bunları;
Vicdanın sesini Kudret biliriz.

Bindebir’im sözler kalkınca şaha,
Dilim kolay kolay susmaz bir daha.
Öyle söz vardır ki biçilmez paha;
Kâmilin sözünü ziynet biliriz.

22.11.2016 – (6+5)
Ozan Bindebir