Cumartesi, Mart 14, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 163

Bismillahi nuru Hûda hakkı için

0

Bismillahi nuru Hûda hakkı için
Kalma günahlara elaman mürvet
Elhamdülillah, didar hakkı için
Kalma günahlara elaman mürvet

Rabbil alemin Ali’yel Murteza
Errahmamir rahim çektirme ceza
Hasan, şah Hüseyin lütfeyle bize
Kalma günahlara elaman mürvet

Maliki yevmiddin’de ben ilmi buldum
İmam Zeynel’den bir himmet aldım
Bakır’a Cafer’e tecella kıldım
Kalma günahlara elaman mürvet

İyyake nabüdü Musa ‘i Kazım
İyyake nestain Benim niyazım
İmam Rıza’y a doğrudur özüm
Kalma günahlara elaman mürvet

İhdinas sıratal müstakim Taki
Sıratallezine Ali ‘yel Naki
Yerin göğün arş’m Kürsün direği
Kalma günahlara elaman mürvet

En amte aleyhim geçmeden yetiş
Ecel şerbetini içmeden yetiş
Askeri gam gussa basmadan yetiş
Kalma günahlara elaman mürvet

Gayrıl mağdubi aleyhim bir ismi Şah’a
Veladdallin, amin ver Mehdi maha
Bizler de varınca ulu dergaha
Kalma günahlara elaman mürvet

On dört masumu pak, on iki nazır.
Üçler, beşler, kırklar, yediler hazır
KUL HİMMET’im der ki bizdedir özür.
Kalma günahlara elaman mürvet

Ezel meclisinde kırklar ceminde

0

Ezel meclisinde kırklar ceminde
Muhammed nuruna bezendi Ali
Kırklar ile bile ayin-i cemde
Bu aşkın sırrına özendi Ali

ilmin başı dedi kendin bilesin
Muhammede dedi cem´e gelesin
Meydana getirdi aşkın dolusun
Kırklara şarabı sunandı Ali

Tuba ağacından dört yaprak
Pençei abaya taksim kılarak
Bir hırka ayırdı içinde erhak
Giyindi eğnine donandı Ali

Mansur kabul etti Hakkın darını
Erenlere verdi külli varını
Muhammede verdi Hak didarını
Ol nuruna bulandı boyandı Ali

Hu diyüp birliğe kuruldu erkan
Hakikat sürüldü dem ile devran
Semaa kalktılar cümle aşıkann
Kırk kere meydanı dolandı Ali

Kul Himmet´im eder Hak mahabbete
Dahi yol gider mi birlikten öte
Muhabbetten kaçan eğri sıfata
Lanetullah dedi inledi Ali

Evvel baştan Muhammed‟e selavat

0

Evvel baştan Muhammed‟e selavat
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru
Ecel gelmiş pervaneler yanmaya
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Hasan Hüseyin de Ali‟nin oğlu
Şehitlik yoluna giderler doğru
İmam Zeynel İmam Hüseyin oğlu
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Muhammed Bakır‟dan aldık keremi
Cafer-i Sadık ile sürelim demi
Kâzım Musa yetiş gönlümüz gamı
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

İmam Rıza‟dan ola inayet
Taki‟den, Naki‟den ere hidayet
Ahir nefeste ol Sahip Zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Şah Hatayım eydir gel Pirim aman
Müminin kalbinden çıkmasın iman
Ahir nefeste ol sahibi zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyin‟e doğru.

Eğildimde bir dolu içtim

0

Eğildimde bir dolu içtim gel gel
Pirin elinden elinden
Yandı yürek kebab oldu
Narın elinden elinden

Dostun bahçesinde güller gel gel
Ne bilir halimden eller
Şakıyıp öten bülbüller
Gülün elinden elindn

Dostun bahçesinde gezdim gel gel
Hem okudum hem yazdım
Ben o yardan ayrı gezdim
Elin dilinden dilinden

çayır çimen dom bürüdü gel gel
lale sümbüller yürüdü
dağların karı eridi
yelin elinden eilnden

yine geldi bahar yazlar gel gel
ötüşür turnalar kazlaz
süzülüyor ela gözler
ölüm elinden elinden

gerçeklere ölüm olmaz gel gel
müminlere sorgu olmaz
burda ölen orda ölmez
korkmam ölümden ölümden

tutmuşam pirin elinden gel gel
korkmazam sırat yolundan
sakın Kul Hüseynim sakın
adu dilinden dilinden

Er yolunda bu aleme gelenler

0

Er yolunda bu âleme gelenler
Cümlesi Alî’ye server dediler
Cümle evliyâlar cümle erenler
Binbir ismin birin haydar dediler

Sad-hezâr esselâm o nesl-i pâke
Esrâr-ı murtezâ sığmaz idrâke
Bir kez müştesini vurunca hâke
Erhâm semellâhu ekber dediler

Alevîyim Hüseynîyim Hayderî
Olsa idim kanberinin kanberi
Şah Takî Bâ Nâki Mehdî Askerî
Dertli yollarında kemter dediler

Server: öncü, başı çeken, lider, önder;

Haydar: Hz. Ali’nin lakaplarından biri, kelime ve sözlük olarak arslan anlamına;

Sad hezär: yüz bin;

Sad hezär esseläm: yüzbinlerce selam olsun;

Nesl-i päk: temiz soy, temiz soylu, soyu temiz;

Esrär-i murtaza: Hz. Ali’nin sırları

idräk: kavram, kavram gücü;

Mufta: yumrugu güçlendiren bir demir araç; yumruk;

Hak: toprak;

Erhäm semalläh: allah’m merhamet ve yüceligine telmik; Ekber: en biiyük;

Alevi, Hüseyni, Haydari: Hz. Ali yolunda tutulmuş yollar, açılmış mezheb ve tarikatlar ve bunlara inanıp bağlananlara verilen adlar,

Kanber: ev adamı, Hz. Ali’nin, kendisine ç0k bağlı kölesinin adı; Kanberi’nin kanberi: Kamberin kölesi;

Taki, Naki, Mehdi, Askeri: alevilik inancinin biiyüklerinden oniki imamların dördü:

Kemter (kemter) ç0k mütevazi, ç0k değersiz, (onların yanında)

Daha anamdan doğmadan

0

Daha anamdan doğmadan
Neden ben ihtiyar oldum
Yedi yaşıma değmeden
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Ey doktor bana acıma
Elin vurma ilacıma
Ak düştü siyah saçıma
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Adımı dillere yaydın
Söz verdin de geri caydın
Ey sevgili gözün aydın
Neden ben ihtiyar oldum

Mahzuni Şerif bilmeden
Yorulur bu yola giden
Yetmiş yaşlı çocuğum ben
Neden ben ihtiyar oldum

Bu yolun yolcusu olayım dersen

0

Bu yolun yolcusu olayım dersen
Elde iki karpuz tutmalı değil
derviş olup şalvar giyeyim dersen
Gahi giyip gahi atmalı değil

Nadan bahçesinde gonca gül olmaz
Kamil ile yoldaş olan yorulmaz
iki mahluk vardır Hakka kul olmaz
Mağrurluk düşmanlık etmeli değil

Mağrurlar orada olurlar yalan
Kibr imiş yorulup yollarda. kalan
Eğer yolcu isen köprüyü dolan
Gözgöre çamura batmalı değil

Koyun kuzusuna nasil meledi
Malının kulağın kimler enedi .
Bülbül öttüğü dalda tünedi
Her çalı başında ötmeli değil

Sah Hatayi imam Cafer muhbiri
Yaranıdır Hakkın VeyseL Karani
Hakkın haznesinden gelen güheri
Müşteri olmayana satmalı değil.

Düşündüm düşündüm fikir eyledim

0

Düşündüm düşündüm fikir eyledim
Duman şu dağlara ne güzel uymuş
Şükrolsun bizi yaratan mevlaya
Din iman islama ne güzel uymuş

Ulu camilere sererler hali
Ben deli değildim sen ettin deli
Allahın Arslanı Hazreti Ali
Zülfikar düldüle ne güzel uymuş

Başına çekinmiş çevreli cember
Ağzında kokuyor miskili Anber
Beytullahı yaptıran Halil Peygamber
Beytullah o zata ne güzel uymuş

Kafirlerde cağırırlar Isaya
Itibar ederler elindeki asaya
Incil Isaya Tevrat Musaya Zebur Davuda
Kuran Muhammede ne güzel uymuş

Karacoğlan der eyleme minnet
Müslümana lazim farz ile Sünnet
Kafire cehennem mümine Cennet
Lanet kör şeytana ne güzel uymuş

KALANLARA SELAM OLSUN

0

Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir asân vechile
Yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyacağın kefenimiz
Saranlara selam olsun

Selâ verile kastımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun

Dünyaya gelenler gider
Hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun

Ötme bülbül ötme şen değil bağım

0

Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana

Deryada bölünmüş sellere döndüm
Vakitsiz açılan güllere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana

Haberim duyarsın peyikler ile
Yaramı sararsın şehitler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana

Pir Sultan Abdal´ım doldum eksildim
Yemekten içmekten sudan kesildim
Hakkı pek sevdiğim için asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana

KUL NESİMİ

0


17’nci yüzyılda Anadolu’da yaşamış tekke şairi. Alevi-Beştaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır. yaşadığı yer ile doğum ölüm yılları ve tarihleri konusunda bilgi yok. Şirleri Hurufilik, Caferilik ve Haydariliğe olan ilgisini yansıtır. Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullandı. Nefesleri Bektaşi ve Alevi’ler arasında çok tutulur. Bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Azeri asıllı Hurufi şair Nesimi ile uzunca sür süre karıştırıldı. Ama ikisinin ayrı şairler olduğunu ilk kez Cahit Öztelli ortaya çıkardı (Pir Sultan’ın Dostları-1984).
YÂR BENİMDİR KİME NE

Ben yitirdim, ben ararim yâr benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gah giderim medreseye ders okurum Hak için
Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine
Saki doldur ben içerim günah benim kime ne
Ben mekamet gömleğini deldim, taktım eğnime
Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne

Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna
Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa
Gah inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne
Nesimi’ye sordular, yârin ile hoş musun
Hoş olayım hoş olmayım o yâr benim kime ne

SORMA MEZHEBİMİZİ

Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bağında hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Bizlerden bekleme zühd ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
Tevalla olmaktır bize alamet
Sanma ki sağımız solumuz vardır

Ey zahit surete tapma hakkı bul
Şah-ı velayete olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz Ali’miz vardır

Nesimi esrarı faş etme sakın
Ne bilsin ham ervah likasın hakkın
Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın
Bizim Hak katında elimiz vardır

BEN MELAMET HIRKASINI

Ben melamet hırkasını
Kendim giydim eğnime
Ar ü namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Haydar Haydar taşa çaldım kime ne
Sofular haram demişler
Aşkımın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne
Haydar Haydar günah benim kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni
Haydar Haydar seyreder alem beni
Gah giderim medreseye
Ders okurum Hak için
Gah giderim meygedeye
Dem çekerim aşk için
Haydar Haydar dem çekerim aşk için
Nesimi’yi sorsalar kim
Yarin ile hoş musun
Hoş olam ya olmayayım
O yar benim kime ne
Haydar Haydar o yar benim kime ne

Edip HARABİ

0

1853’te İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmet Edip. Harabî mahlasıdır. Bazı şiirlerinde Edib mahlasını da kullanır. Bahriye Birlik katibi olan Harabi’nin yaşamı İstanbul ve Rumeli’de geçti. 17 yaşında Bektaşiliği seçti. Yaşamını yitirdiği 1917’ye kadar bu yolun sadık bir bendesi ve savaşçısı oldu. Tasavvuf ve tasavvuf ustalarının eserleriyle yakından ilgilendi. Hece ve aruzla yazdı. Divanında bu iki ölçünün kullanıldığı şiirler vardır.
EY VAİZ BİZE VA’Z EDEMEZSİN SEN

Ey vaiz sen bize va’z edemezsin
Çünkü her bir ilmin deryasıyız biz
Bizim yurdumuza hiç gidemezsin
Hakikat Kaf’inin Anka’sıyız biz

Haberdar olaydın şirri süphandan
Feragat ederdin küfr-ü imandan
Birşey anlamadın sen magzi Kur’an’dan
Kuran’ın esrar-ü manasıyız biz

Biz tertip eyledik Kabe-kavseyn’i
Kurbu ev ednada kurduk ayini
Fehm eyleyemezsin sen o mabeyni
Mirac’in Leyletel esrarıyız biz

Tur’da biz Musa’yi irşad eyledik
İsa’yi çarmıhtan azad eyledik
Çıkardık göklere imdat eyledik
Bunların sebebi ihyasıyız biz

Kafü-nun dan daha nişan yok iken
Bu görüp bildiğin cihan yok iken
Hakka sığınacak mekan yok iken
Bizde gizlenmişti amasıyız biz

İbrahim’e narı gülzar eyledik
Tecri mintahtihel’enhar eyledik
Yok iken Harâbi biz var eyledik
Bu kevn ü mekanın hûdasıyız biz

AZMİ

0


Doğum tarihi bilinmiyor. Ölümü 1582 İstanbul. Defterdar Pir Ahmet Çelebi’nin oğlu. Medrese öğrenimi gördü. Müderrislik yaptı. Son dönemlerinde Şehzade Mehmet’in (III. Mehmed) hocası oldu. Hüseyin Vaiz’in Ahlak-ı Muhsunî adlı eserini Enisü’l-Arifîn adıyla Türkçe’ye çevirdi. Merâtibü’l-Ahlak adlı bir kitabı daha var.
YERİ GÖĞÜ İNS Ü CİNNİ YARATTIN

Yeri göğü ins ü cinni yarattın
Sen ey mimar başı eyvancı mısın
Ayı burcu günü çarhı var ettin
Ey mekan sahibi rahşancı mısın

Denizleri yarattın sen kapaksız
Suları yürüttün elsiz ayaksız
Yerleri temelsiz göğü direksiz
Durdurursun acep iskancı mısın

Kullanırsin kanatsızca rüzgarı
Kürekle mi yaptın sen bu dağları
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verub can alırsın sen cancı mısın

Sekiz cennet yaptın sen Adem içün
Adın büyük bağışla anın suçun
Adem’i çıkardın cennetten niçün
Buğday nene lazım harmancı mısın

Bir iken bin ettin kendi adını
Görmedim senin gibi iş üstadını
Yaşardirsin kurudursun odunu
Sen bahçevan mısın ormanci mısın

Cibril’e perde altından söylerdin
İnub Beytullah’a kendin dinlerdin
Bu ateşi cehennemi neylerdin
Hamamın mı vardır külhancı mısın

Hafaya çekilüb safaya durdun
Aklı ermezlerin aklını urdun
Kıldan ince köprü yaptın da kurdun
Akar suyun mu var bostancı mısın

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın
Evvel bahara karşı güzü yaptın
Mizanı iki göz terazi yaptın
Bakkal mısın yoksa dükkancı mısın

Kazanlarda katranların kaynarmış
Yer altında balıkların oynarmış
On bu dünya kadar ejderhan varmış
Şerbet mi satarsin yılancı mısın

Esirci misin koydun cehenneme Arab
Hoca mısın okur yazarsın kitab
Aslın katib midir görürsün hisab
İhtisabın mı var yoksa hancı mısın

Yüzbin tamun olsa korkmam birinden
Rahman ismi nâzil değil mi senden
Gaffâr-uz-zünûbum demedin mi sen
Affet günahımı yalancı mısın

Şanına düşer mi noksan görürsün
Her gönülde oturursun yürürsün
Bunca canı alıp gene verirsin
Götürüp getiren kervancı mısın

Bilirsin ben kulum sen sultanımsın
Kalbde zikrim dilde tercemanımsın
Sen benim canımda can mihmanımsın
Gönlümün yârisin yabancı mısın

Beni delil eyler kendin söylersin
İçinden Azmi’yi pazar eylersin
Yücelerden yüce seyran eylersin
İşin seyran kendin seyrancı mısın

AŞIK VEYSEL

0


25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldi. 21 Mart 1973’te yine Sivrialan’da yaşamını yitirdi. Çocukken çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetti. Saz çalmayı öğrendi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanlarından etkilenerek türkü yorumu ve sazda ustalaştı. İki kez evlendi. 7 çocuğu oldu. Anadolu’yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirdi. Köy Enstitüleri’nde saz ve halk türküleri dersleri verdi. Ölüm nedeni akciğer kanseri. En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ

Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandir yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikri başka başk’olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa

BU ALEMİ GÖREN SENSİN

Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar’attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allahın oğlu demiş
Meryam Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin

Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var
Ne acayip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acayip sır da senin

KAZAK ABDAL

0


15’inci yüzyıl sonu ile 16’ncı yüzyıl başlarında yaşadığı sanılıyor. Asıl adı Ahmed. Yaşamıyla ilgili fazla bir bilgi yok. Taşlamalarıyla ünlü bir Bektaşi şairi. Bazı kaynaklarda Romanya Türkleri’nden olduğu ve sakalını tıraş ettiği için “Kazak” mahlasını aldığı yazılır. Şiirlerindeki yergiler zaman zaman küfür düzeyine varır. Zahid denilen softalarla, medreselileri sert biçimde eleştirir.

Eşeği saldım çayıra,
Otlaya kamın doyura
Gördüğü düşü hayıra.
Yoranın da anasını

Münkir münafıkın huyu,
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu,
Dökenin de anasını

Dağdan tahta indirenin,
Iskatına oturanın
Mezarına götürenin,
İmamın da anasını

Derince kazın kuyusun,
İnim inim inlesin
Kefenin diken iğnesin,
Dikenin de anasını

Müfsidin bir de gammazın,
Malı vardır da yemezin
İkisin meyit namazın,
Kılanın da anasını

Kazak Abdal nutkeyledi,
Cümle halkı ta’neyledi
Sorarlarsa kim söyledi,
Soranın da anasını