Pazartesi, Mart 23, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 143

ŞEKER, İRAN, İNGİLİZLER ve MOLLALAR

0

Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyordu…
İngilizler, İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar…
Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurdular…
İngilizler Mollaların vereceği FETVA karşılığında, kazancın 10 % ‘nu teklif ettiler…
Mollalar bu teklifi kabul ettiler…
İran’da Cuma namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyor olup, bir Cuma hutbesinde Mollalar şu VAAZI verdiler…
“Siz Allah’ın nimeti olan HURMA ve ÜZÜMÜ nasıl olur da çaya katarsınız..?
Bundan böyle çaya şeker katacaksınız…
Bu VAAZDAN sonra İran’lılar çaya şeker katmaya başladılar…
İşler yoluna girince, İngiliz’ler, Mollalara verdikleri % 10 payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başladılar…
Bunun üzerine Mollalar ilk Cuma hutbesinde ikinci bir FETVA daha verdiler…
“Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir.” Dediler…
Bu FETVA üzerine İran’lılar, evlerindeki şekerleri sokaklara döktüler…
Bu durum üzerine İngiliz firmaları, mecburen Mollalarla yeniden masaya oturmak zorunda kaldı…
Fakat Mollalar bu sefer, İngiliz firmalarından % 20 pay istediler…
Eee… Dinsizin hakkından sahte ve uydurma Muaviye İslam inançlı sahtekar imanlı (!) gelir(miş)…
İngiliz’ler çaresiz kabul ettiler…
Bunun üzerine Mollalar, ilk Cuma hutbesinde bu seferde şu FETVAYI verdiler…
“Biz size çaya şeker katmayın
dedik ama sokaklara dökün de demedik…
Şekerleri sokaklara dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve böylece gâvur icadı şekere boy abdesti aldırarak içeceksiniz” dediler…
Tabii ki bu FETVA İran halkı tarafından hemen yaşama geçirildi…
Dinin cahil insanları aldatmak, yönlendirmek, onları sömürmek açısından ne kadar etkili olduğunu gösteren bir örnektir…
Bu İran’da gerçekleşen yaşanmışlık…
Prof. #YaşarNuriÖztürk

SIKINTI ÜRETKEN YAPAR

0


Meksika’da çölde yetişen bir tür kaktüs var.
Bu kaktüsün yapraklarında ipeksi bir iplik var ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılı
Bir gün bir iş adamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir.
Büyük bir fabrika yapar.
Kaktüsleri orada daha çok daha bol yapraklı yapmak için her türlü fedakarlığı yaparlar, kaktüsleri bol vitaminler ve zenginleştirilmiş gıdalar gübrelerle beslerler.
Çabaları sonuç verir, daha iri ve yaprakları daha büyük ağaçlar elde ederler.
Sıra yaprakların içindeki iplikleri toplamaya gelir. İlginç bir olayla karşılaşırlar; hemen hemen tüm kaktüslerde bu iplikler kaybolmuş!
Yapraklar daha iri olmuş ama içlerindeki iplikler kaybolmuş.
Buna bir türlü anlam veremezler ve iş adamı büyük bir zararla fabrikayı kapatmak zorunda kalır, ama olayı sebebini öğrenmek ister ve bu merak sorunun peşini bıraktırmaz.
Sonuçta Amerikalı bir bitki biyoloğu ile anlaşır.
Bitki biyoloğu çöle gider, bu tür kaktüslerden birinin yanında çadır kurar ve bir-iki ay kaktüsü gözlemler, inceler ve sonuçta bir rapor yazar.
Raporda şu ifade yer alır:
“…bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır.
Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirmekle bu yeteneğinden etmişsinizdir…. “
Çocuk yetiştirirken, eğer ona kötülük yapmak istiyorsanız her istediğini verin.
Eğer iyilik yapmak istiyorsanız, bırakın sorunlarını kendisi çözsün.
Elmas aslında bir kömürdür. Yer altında en çok baskıya maruz kalan kömürler Elmas olarak yeryüzüne çıkarılır.

Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi

0

Ektiğimiz nimetleri biçerken
Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi
Üzerinde yürüyüpde geçerken
Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi

Hile baz değiliz öze karışıp
Ünümüz yok yiğit ile yarışıp
Kin tutmayız düşman ile barışıp
Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi

Güneşin sevgisi cana can verir
Kar yağıp üşütür baharda erir
Doğaya güzellik bereket serir
Biz Toprağı sevdik Toprak da bizi

Dört mevsimde sırla güzellik dolduk
Hava Toprak Su’da Ateş can bulduk
Âdem sıfatında mihmane olduk
Biz Toprağı sevdik Toprak da bizi

Doğadan hep canlı varlıklar gezdi
İnsan oğlu bilim ilim’i çizdi
Kâtipler kalemle kâğıda yazdı
Biz Toprağı sevdik Toprak da bizi

Kadın Ana Toprak gibi üretir
Canlı kalmamıza nimet türetir
Gören gözler ayna gibi suret-tir
Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi

Dört kapıyı geçip aklandımız da
Edeple erkânda paklandımız da
Sır olup koynuna saklandımız da
Biz Toprağı sevdik, Toprak da bizi

KUL ÖKSÜZ sabanla çifti sürüyor
Aş eyleyip meydanlara seriyor
Yaşam nimetini Topak veriyor
Biz Toprağı sevdik Toprak da bizi

Âşık Mustafa Öksüz

Kapitalzm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir

0

” Kapitalizm sade falan ve filan milletin düşmanı değildir.
Bilakis bütün Dünya’nın, bütün Milletlerin müşterek düşmanıdır.
Milletleri birbirine düşüren kuvvet o, kardeş kanları döktüren fesatlar ondan, dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi, özetle bütün Dünya’yı inleten zulmün yegane zalimi odur …
Bankalar, sendikalar onun en kuvvetli silahlarıdır. Ve bütün milletleri bilhassa bu silahlarla mağlup eder. Rejiler, Düyunu Umumiye’ler kapitülasyonlar, şimendiferler, limanlar, gemiler, bankalar, ticaret evleri, bütün bu müesseseler, kapitalizmin bizi mahvetmek için senelerdir kullandığı iblisane bir makinanın parçalarıdır.
Sadece bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makina devam ettikçe sadece biz değil, bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insan felaketten felakete yuvarlanacaktır.
Zenginlerimizi dolandıran o, fakirlerimizi soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri şeytan gibi birer birer iknaya çalışan, bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvele bizim, sonrada bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım.
Türkler, bu hakikati anlayınız, anlamayanlar varsa da onlarada anlayanlar öğretsinler. “
Mustafa Kemal Atatürk

İşinize, dişinize sahip çıkın

0

Biraz Tebessüm
Bir zamanlar
Kayseri’ye bir
Yahudi gelmiş……!?!
Adı da Moiz’miş….!
Ticaret yapmak için
çarşı’da bir dükkân tutmuş…..!!!
Komşularına sormuş……;
“-Bu çarşıda en çok
kimden çekinmeliyim…..?!”
diye….!
Tüccarlardan biri,
birkaç dükkân ötesini gösteri….;
“-Bak…!
Orada bir İhsan Ağa var,
ona git. Lakin
onun yanına desturla yanaş…
demişler….!!!
Moiz,
İhsan Ağa’nın yanına gitmiş….!
Dükkânın içi ise,
bomboş…!!???
Moiz…;
“- Ne iş yaparsın İhsan Ağa….?!”
“- Her şeyi alıp satarım….!!!”
“- O da ne demek…!!??”
“- Mesela, kabul edersen
senin dişlerini satın alırım……?!”
“- Olur mu öyle şey…..!?”
“- Neden olmasın…..!!??
-Dişlerine 10 altın veririm…..!?
-Ömrünün sonuna kadar
ağzında kalsın…..!?!
-Öldükten sonra da
benim olsun…!”
Moiz içinden….;
“-Bu saf adama mı
kurnaz diyorlar’….!!!???”
diye gülmüş….!!
“-İyi ki bu Kayseri’ye gelmişim…
-Çok güzel paralar kazanırım diye içinden geçirmiş ve….;
“-Kabul,
ver 10 altını….!!???”
demiş
Aradan birkaç gün geçmiş……!!
İhsan Ağa yanında iki-üç kişiyle Moiz’in dükkânına gelmiş…..;
“-Dişlerine müşteri çıktı……!!!
-Malı görmek istiyorlar…..!!?
-Aç ağzını da görsünler malı….?!” demiş….!!!
Moiz…..;
“-Hani dişlerim ölünceye
kadar benimdi…..????!!!”
diye kızmış….!!
İhsan Ağa…….;
“-Canım ölümünden
sonra teslim etmek
üzere satacağım……?!?!”
demiş…..!!!
Müşteriler Moiz’in dişlerine
12 altın vermişler…..!
İhsan Ağa
az bulup reddetmiş……!!!!!
Ertesi gün İhsan Ağa
bir başka müşteri grubuyla
yine Moiz’in dükkânına damlamış…..!?!
Yine dişleri muayene,
yine pazarlık,
müşteriler 15 altına çıkmış…..!?!
İhsan Ağa yine reddetmiş……!
Üçüncü gün başka müşteri,
dördüncü,
beşinci gün derken……!!!?
Sonunda Moiz patlamış……;
“-Beni hayvan pazarında
dişleri kontrol edilen
eşek durumuna düşürdün…..!!!
Al şu 10 altınını…..!!!???” demiş….!!
İhsan Ağa gülmüş…..;
“Olur mu ……!?
-Bu dişler 20 altını gördü…..!!
-30 altından aşağısına
geri vermem…..!!!”
Moiz çaresiz……;
Her gün ağzını kontrol ettirmektense
30 altın vermeyi
kabul etmiş……!!!
İhsan Ağa gülmüş…..;
“-Gördün mü…..!?!?
-Ben sana her şeyi alıp satarım dediğimde inanmamıştın…..!?!..“
———-
İşinize,
dişinize sahip çıkın
Alıntıdır

Akıl hastanesinde yatan birinin yazdığı çarpıcı şiir

0

GİDİYORUM!
Benim olan ne varsa, doldurdum ceplerime.
Ağzımda bir kaç kelime küfür!
Aklımda yine sen,
Gidiyorum.
Beceremediğim evlatlığımı,
Başaramadığım iş hayatımı,
Ümidi kestiğim yarınlarımı, ceplerime doldurdum,
Gidiyorum.
Bitmek bilmeyen sağlık problemlerimi,
Stresten kopardığım, tırnaklarımın kenarında duran etleri,
Sıkmaktan kırılan birkaç dişimi, çantama doldurdum,
Gidiyorum.
Üstesinden gelemediğim akrabalık ilişkilerimi,
Neresinden tutarsam tutayım, Elimde kalan karı-koca hikayesini,
Anne – baba olamanın sorumluluk yüklerini, heybeme doldurdum,
Gidiyorum.
Biri bitmeden diğerini tutuşturduğum, izmaritlerimi,
Hatıra olsun diye sakladığım bir kaç şiirimi,
Cüzdanımda taşıdığım sevdiğim insanların, resimlerini çöpe attım,
Gidiyorum.
Parça parça olmuş ümitlerimi,
Irzına geçilen hayallerimi,
Yarın her şey düzelir diye kendime ettiğim telkinleri cüzdanıma koydum,
Gidiyorum.
Aklımın sokaklarında dolaşan mutlu veletleri,
Yüreğime yatmış mışıl mışıl uyuyan sevdiğimi,
Yüzüme gülüp arkamdan söven bir kaç kişiyi, zihnimde öldürdüm,
Gidiyorum.
Çağırınca gelmeyen Azrail’i,
Herkese güneşi gösterirken, bana kar yağdıran Mikail’i,
Sûr’a üflemeyi unutan İsrafil’i, Allah’a şikayet ettim,
Gidiyorum.
Hastane koridorlarında attığım voltaları,
Bana da şiir yazsana diye başımın etini yiyen Gamze ablayı,
Sen artık iyileşmezsin diyen tüm doktorları, sırtıma yükledim,
Gidiyorum.

Yerli Köfteci

0

Devrilip gidiyorum işte

0

Devrilip gidiyorum işte
Geride kaldın sen…
Aşınmış sevdalar gibi
Yıpranmış postallar gibi
Lime-lime, yarasız
Geride kaldın sen…


Kaprislerinle, nazlarınla
Bakışlarınla, sözlerinle
Tutulmayan vaatler gibi
Harcanmış saatler gibi
Tek başına, kararsız
Geride kaldın sen…


Buraya kadarmış güzelim
Boynumda bıraktığın diş izi
Bitmez sandığın aşk denizi
Buraya kadarmış.
Vedalaşmak isterdim oysa
Klasik bir film öyküsü gibi
Ellerini tutup usulca
Son bir kez öpmek isterdim
Kendimi mazur gösterip
Masum ve mağrur bir duruşla
Her şeyi kadere yıkmak isterdim.
Ne gerek var oysa
Yürümeyen birtakım şeylerin
Nedenlerini tartışmaktansa
Asla yürümeyeceğini anlayıp
Bunu hiç konuşmamak
Daha bir yiğitçe değil mi?
Süzülüp gidiyorum işte


Bela olmadan
Yoluna çıkmadan
Hesap filan sormadan
İncitmeden, acıtmadan…
Bir bileti yırtar gibi
Bir kabuğu atar gibi
Sıyrılıp gidiyorum işte


Geride kaldın sen…
Bir tren penceresinden
Akıp giden bozkırın
Ortasında bir kuru ağaç gibi
Geride kaldın sen…

Yusuf Hayaloğlu

En zeki öğrencilerin tıp ve mühendisliği tercih etmesi doğru mu?

0

En zeki öğrencilerin tıp ve mühendisliği tercih etmesi doğru mu?
İngiltere’nin Sana Büyükelçisi Jane Marriot’un, İngiliz avam kamarasına sunduğu Arap dünyasında eğitim konulu rapor…
İngilizler, stratejileriyle bir zamanlar üstünde güneş batmayan bir imparatorluk kurmuştu.
Günümüzde ise bu imparatorluk, küresel şirketler eliyle devam ediyor. Hatta bir teoriye göre İngiltere aklı ABD üzerinden yine de egemenliğine devam ediyor.

İşte stratejileriyle ünlü İngiltere’nin bir büyükelçici olan Jane Marriot’un, İngiliz avam kamarasına sunduğu Arap dünyasında eğitim konulu rapor…

“En zeki öğrenciler tıp ve mühendisliğe gidiyorlar.
İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümlere giderek birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar.
Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak birinci ve ikinci derece mezunlara hükmediyorlar.
Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisata tahakküm ederek, onları mevkilerinden indirip, isterlerse öldürüyorlar.
Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler parlamentoya seçiliyor, kabile şeyhlerini kullanarak herkesin onlara itaat etmesini sağlıyorlar.”

Bu rapor Arap dünyasına yönelik ve arap halklarının sosyolojisi gözönünde bulundurularak yazılmış.

Ancak ülkemizde de durum farklı mı?

Sürüye dahil olma, birey ol

0

Herkes gibi düşünme toptan
Meraktır insanı insan yapan
Sorgula ne varsa göze çarpan
Sürüye dahil olma, birey ol

Öncelikle inan ilim ve bilime
Çünkü dinlerin temeli hile
Kanma softaya vur bir sille
Sürüye dahil olma birey ol.

Kendi yönünü kendin tayin et
İşin aslı ordadır onu fark et
Yanlışı gördüğün anda çark et
Sürüye dahil olma, birey ol.

Hak insandır insan’sa hakk
Manasını doğru anla avanak
Her fikre lütfen eleştiriyle bak
Sürüye dahil olma, birey ol.

Sabri der, olma der be der
Karış her şeye eyle keder
Deme,bilmem elalem ne der
Sürüye dahil olma, birey ol.

GEÇER BİR GÜN

0

Kim dünyada baki kalmış
Bu devran da geçer bir gün
Bir bakarsın mühlet dolmuş
Can bedenden uçar bir gün

Dünya aşkıyla yananlar
Allı rengine kananlar
Kendini sultan sananlar
Bir top bezle göçer bir gün

Ne koysa da bohçasına
Fayda etmez başkasına
Herkes kendi bahçesine
Ektiğini biçer bir gün

Kuraldır eskiden beri
Karışsa da harman yeri
Bir yel eser daneleri
Samanından seçer bir gün

Felek bahtı karartsa da
Buğday benzi sarartsa da
Bir kapıyı kapatsa da
Bir kapıyı açar bir gün

Hakkın olmadığı yerde
Zulüm yağar perde perde
Zulmedenler aynı derde
Kendi olur düçar bir gün

Atıp bütün servetini
Makamını şöhretini
Mülkî ecel şerbetini
Bir dikişte içer bir gün

Aslan AVŞARBEY (Mülkî)
09.10.2023-Sakarya

KSANTOS (XSANTOS) YAZITI

0

KSANTOS (XSANTOS) YAZITI
Fethiye -Kaş karayolu üstündeki Kınık köyünde yer alır. Bu duvar yazısında, hepimizin alacağı dersler vardır.


Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş, sükûnette huzur bulunduğunu unutma.
*
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
*
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.
Bağışla ve unut.
Ama kimseye teslim olma.
*
İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
*
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
*
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
*
İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; yaşamındaki dayanağın odur.
Seveceğin bir işi seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni yaşamlar başlatmış olacaksın.
*
OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN VE GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.
*
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.
*
Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir.
O bahçeye lâyık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
*
Kaybetmeyi ahlâksız bir kazanca yeğle.
İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
*
Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda yenik düşmek bile utku sayılır.
*
Bu dünyada bırakacağın en büyük kalıt (miras) dürüstlüktür.
*
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
*
Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir…
*
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları?
Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
ÖYLE BİR ÖMÜR GEÇİR Kİ, HERKES AĞLASIN ÖLDÜĞÜNDE, SEN MUTLULUKLA GÜLÜMSE.
*
Sabırlı, sevecen, erdemli ol.
Başında sonunda bütün servetin sensin.
*
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın dünya, yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.
*
XSANTOS İ.Ö. IX.yy.

CAN BULUR

0

Bir sevda yaşanır yalan dünyada
Hep gizlenir açıklanmaz sır olur
Can dayanmaz acısına yananda
Göz göze gelende yürek yol bulur

Bir gülüşü neşe katar canıma
Bir sevdaki işledi ta kanıma
Değişmem telini dünya malına
Bir sözünde yürek sanki can bulur

Gamyemem yoluna korum başımı
Sen üzülme gülüm yıkma kaşını
Uğruna döktüğüm o göz yaşımı
Bir bent vursam dolar dolar göl olur

Beklerken yaşlı ihtiyar olsam
Dünyada sadece bir günüm kalsa
Senin için allah canımı alsa
Ölüm yolu benim için gül olur

Boşnakoğlu heder perişan canı
Umutsuzluk deli eder insanı
Sana kavuşmanın hayali anı
O an kollarında bilki can bulur