Ana Sayfa Blog Sayfa 142

Doldur, meyhaneci, bir daha doldur

0

Doldur, meyhaneci, bir daha doldur
Doldur, meyhaneci, bir daha doldur
Beş lira borç aldım, paralıyım ben, paralıyım ben
Dolusunu getir, boşunu galdır
Bugün sabahçıyım, buralıyım ben


Dolusunu getir, boşunu galdır
Bugün sabahçıyım, buralıyım ben

Alem zevkten içer bende kederden
Bir yaşımda öksüz kaldım pederden
Yardan ayrılmakta varmış kaderden
Ne kadar talihi karalıyım ben

Yardan ayrılmakta varmış kaderden
Ne kadar talihi karalıyım ben


İçip içip serhoş olmak istiyo’m
Sızıp bir köşede kalmak istiyo’m, kalmak istiyo’m
Yaşamayı değil, ölmek istiyo’m
Bir yârin elinden yaralıyım ben


Yaşamayı değil, ölmek istiyo’m
Bir yârin elinden yaralıyım ben

Aman, meyhaneci, doldur, ver bana
Aman, meyhaneci, doldur, ver bana
Bugün içeceğim ben kana kana, ben kana kana
İsmin kaçırandır, söyle’yim sana
Bütün serhoşların kralıyım ben


İsmin Kaçıran’dır, söyle’yim sana
Bütün serhoşların kralıyım ben

O bir Adamdı

0

70li yılların ortaları..
İzmir’de Güneş Gazetesinde çalışıyorum..
Bir hafta sonu O’nunla birlikte Denizli’de maça gidiyoruz..
Uçağın olmadığı yıllar..
Mecburen karayolu..
Otoban da yok..
4 x 4 de..
4 saat gidiş, 4 saat dönüş..
O arkada, ben önde şöförün yanında..
Yol boyu futbol, gırgır, şamata..
Birara bağırdı..


“Sağa çek abi”
Çektik..
Bir çiçekci dükkanı..
Dışarıda yüzlerce saksıda çeşit çeşit çicek..
İndi..
Çiceklerin hepsine tek tek baktı..
Ama birini uzun uzun inceledi..
Kokladı..
Toprağını yokladı..
Sonra dükkan sahibini çağırdı..
“Bu çicek sulanmamış abi” dedi..
“Bu çiceği sula..Dönüşte bakacağım”
Dükkan sahibinin şaşkın bakışları arasında tekrar yola koyulduk..
Denizli’de maçı izledik.
Gazeteye yorumlarımızı yazdırdık..
Dönüşte yine uğradık çicekciye..
Yine baktı o çiçeğe..
Yine dükkan sahibini çağırdı..
“Sulamışsın abi” dedi..
Sonra sordu..
-Evli misin?
-Evet..
-Al bu parayı, bu akşam karına çicek götür..
-Estağfurullah!.. Olur mu öyle şey abi..
-Olur abi..Ben ne diyorsam sen onu yap..
Zorla bir miktar parayı çicekcinin cebine koydu..
Tekrar yola koyulduk..
Arkaya oturdu..
“Sevdim bu çicekciyi abi” dedi..
*. *. *
Bir saat falan yol aldık, karnımız acıktı..
“Aç ayı oynamaz abi” dedi..
Yol üstü bir salaş meyhanede durduk..
Köfte,piyaz ve rakı..
Demlenirken içeriye bir milli piyangocu girdi..
Baktı piyangocuya..
“Bana onluk bir seri ver abi”dedi,
“Ama param yok,sonra veririm”
Piyangocu “Canın sağolsun kaptan.Senden para isteyen mi oldu?”diye cevap verdi..
Yüzünde bir tebessüm belirdi..
“Seni denedim ben abi”dedi..
Biletleri aldı,parasını ödedi.
Sonra piyangocuyu masaya oturttu..
Hal hatır sordu..
Bir duble rakı ve köfte ikram etti..
Adamı uzun uzun dinledi.
Sonra birden..
“Meyhanede herkese benden birer piyango bileti ver abi”dedi..
Piyangocu biletleri,O da paraları verdi..
Yedik,içtik,güldük..
Karnımız doydu,tekrar yola koyulduk..
Arkaya oturdu..
“Piyangocuyu sevdim abi” dedi..
*. *. *
Sonra uyumaya başladı..
Arabayı aynı zamanda foto muhabirliğimizi yapan Mustafa Yurt sürüyordu.Ben bir yandan Mustafa ile sohbet ederken , bir yandan arkada uyuyan O’nun çicekci ve piyangocuya yaptıklarını düşündüm yolboyu.İzmir’e vardığımızda hala uyuyordu.
Evine bıraktık..
*. *. *
O güzel adamdı…
Adam gibi adamdan öte..
O özel adamdı..
O halkıyla yaşayan, halkıyla sevinen, halkıyla üzülen adamdı..
Kimse korkudan etliye sütlüye karışmazken, O Deniz Gezmişler için imza toplayan adamdı..
O bir kraldı..
Bugünün yaldızlı yıldızlı şeytanlarına örnek ola..

MetinOktay

Saygı ve rahmetle

2023 DEPREMİ DESTANI (51 Dörtlük)

0

(Acının 2. Yıldönümü…)
-6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş ve Elbistan’da meydana gelen, on ili kapsayan 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki depremde hayatını kaybeden on binlerce insanımızın anısına-

Altı Şubat günü kara geceden
Doğduğuna pişman bir güneş kaldı
Deprem alev alev çıktı bacadan
Binlerce ocakta kor ateş kaldı

Bostana mihrican vurmuşçasına
Memlekete kıran girmişçesine
Son anda fark edip durmuşçasına
Mahşer meydanına bir karış kaldı

Gece Pazarcık’ta faylar kırıldı
Yıllardır gerilen yaylar kırıldı
Şehirler yıkıldı köyler kırıldı
Ne bir açık kapı ne giriş kaldı

Daha ilk depremin gelmeden ardı
Öğleni geçerken bir daha vurdu
İbre yedi nokta altıda durdu
Akrep yelkovana takılmış kaldı

Hayaller kurarken yarın üstüne
Bir de deprem vurdu karın üstüne
Katlandı zor geldi zorun üstüne
Geriye çıkmadık bir savaş kaldı

Binboğa Beydağı kardan bembeyaz
Bir yandan zelzele bir yandan ayaz
Dışarıda soğuk binlerce enkaz
Asırlara bedel bekleyiş kaldı

Semayı örterken ölümden perde
Maraş’tan bir figan koptu seherde
Aklın durup sözün bittiği yerde
Bize dövmek için dertli döş kaldı

Tarihte var m’ola böyle felaket
Duyanlar sandı ki koptu kıyamet
Bir dak’kada çöktü tam on vilayet
Ne kaçacak yollar ne çıkış kaldı

Yılan oldu demir raylar kıvrıldı
Viyadükler çöktü köprü devrildi
Arabalar sağa sola savruldu
Ne tren ne otobüs ne dolmuş kaldı

Devirdi ne varsa ayakta duran
Görkemli evleri eyledi viran
Bir hayalet şehre döndü Elbistan
Ne Afşin ne Göksun ne Maraş kaldı

Ozanlar diyarı Maraş’ın hâli
Gören her yüreği ediyor deli
Karakoç gücenmiş yazmıyor eli
Mahzuni’den acı bir deyiş kaldı

Azrail bir pazar kurmuş kabala
Antep -Sarıkamış, Hatay -Kerbela
Malatya’dan arşa bir acı sela
Kilis’te Allah’a yakarış kaldı

Haritadan sildi Hatay şehrini
Antakya içine atar kahrını
Ağıtlar taşırır Asi nehrini
Önünde ne engel ne yokuş kaldı

İskenderun yandı liman içinde
Kırıkhan ve Defne duman içinde
Umutlar tükendi zaman içinde
Kaldıysa mucize kurtuluş kaldı

Geçmek bilmeyen o yüz saniyede
Nurdağı da battı Islahiye de
Adıyaman Urfa Osmaniye’de
Ne sağlam bir duvar ne de taş kaldı

Elazığ’dan tutun Diyarbakır’a
Yarıldı tarlalar döndü çukura
İşçiden memura toktan fakire
Şehirlerden köye bir yarış kaldı

Acıyla gördü ki bütün Adana
Çürüğün makyajı sıva badana
Malzemeden çalıp inkar edene
Milletçe edilen bir kargış kaldı

İnsanlar kalırken başbaşa Hak’la
Gölbaşı’nın farkı yoktu Nurhak’la
Bazı fotoğraflar kazındı akla
Onlardan şöyle bir derleyiş kaldı

Binalar dikmişler bin bir hileyle
Meğer farkı yokmuş kumdan kaleyle
Yerle yeksan oldu bu zelzeleyle
Ne kolon ne sütun ne kiriş kaldı

Enkaz sahne oyun hayat piyesi
Başlamadan bitmiş aşk hikâyesi
Yerde yırtık düğün davetiyesi
Takılacak altın ve gümüş kaldı

Yavrunun üstüne yıkılmış duvar
Anası ağlıyor oy havar havar
Savaş meydanını andırır civar
Ne sağlam kol bacak ne de baş kaldı

Bir gelin koymuşlar köy konağına
Saçları dökülmüş al yanağına
Gözleri dönerken kan çanağına
Dünyayı o gözle son görüş kaldı

Babası elinden tutmuş kızının
Altında can vermiş ev enkazının
Tarifi mümkün mü böyle sızının
Ne dizde derman ne gözde yaş kaldı

Kesilince yükü çeken kolonlar
Üst üste yapışmış koca salonlar
Bir törenden arda süslü balonlar
Aynı gün kapanan açılış kaldı

Bir çocuk yüzünde yüz yıllık çile
Anlatsa derdini dökse de dile
Terk-i dünya etmiş bütün aile
Ne ana ne bacı ne gardaş kaldı

Herkes korktu nefes alamaz oldu
Evinin yanına gelemez oldu
Koyun kuzusunu bulamaz oldu
Eşini kaybeden nice eş kaldı

Bir evdeki sazın kopmuş telleri
Bir bebeğin gece donmuş elleri
Ulaşılmaz karlı köyün yolları
Depremin üstüne kara kış kaldı

Bir köyde asırlık zeytin ağacı
İkiye ayırmış depremin gücü
Zalim felek söyle bu neyin öcü
Ne bir dalda çiçek ne yemiş kaldı

Toprak doyurur mu gözü açları
Onlara güvenmek bütün suçları
Bir kızın yarıktan sarkar saçları
İçerde kara göz kara kaş kaldı

Kurtarılmak için beklerken canlar
Her yandan seferber oldu insanlar
Göçükten biri sağ çıktığı anlar
Her yüzde hüzünlü bir gülüş kaldı

El uzatmak için bir cana daha
Ekipler dağıldı her güzergâha
Askerden polise doktor cerraha
Uykusuz günlerce koşturuş kaldı

Gönüllü insanlar verip el ele
Yardıma koştular heyecan ile
Şikayet etmeden bir tek gün bile
Fedakar ve candan bir duruş kaldı

Kör düğüm olmuşken dertler yumağı
Server’le yetişti gardaş kömeği
Bir maşına vurup yorgan döşeği
Sınırları aşan bir geliş kaldı

Çıkarılsın diye canlı bebekler
Kediler enkazın başını bekler
Yol gösterdi karda cipe köpekler
Yuvası bozulmuş nice kuş kaldı

Üst üste yığıldı cansız bedenler
Asırlık çınarlar taze fidanlar
Arşı ağlatıyor feryat edenler
Semada bir dertli haykırış kaldı

Kendince şanslıydı kefen bulanlar
Ölüsünü olsun teslim alanlar
Bir yanda acıyla saç baş yolanlar
Bir yanda sessizce ağlayış kaldı

Sarıp kefen diye eski bir çula
Cenaze taşındı mobilet ile
Dünyanın kıymeti düştü bir pula
Alacak ne lira ne kuruş kaldı

Kepçeyle dozerle mezar kazdılar
Ölüleri sıra sıra dizdiler
Ad yerine birer sayı yazdılar
Mezar başlarında isim boş kaldı

Tarlalara bir bir cızı çekildi
Açılan cızıya insan ekildi
Başlarına birer tahta çakıldı
Viran evlerinde bir baykuş kaldı

Ölen nüfus elli bini aşıyor
Her dönüme beş yüz mezar düşüyor
Geride kalanlar sanman yaşıyor
Gönüller acıyla hep sarhoş kaldı

Tablo tarif olmaz hiçbir şekilde
Vali de kahroldu halk da vekil de
Korkuyla sarılan bir de akılda
Bir kedi bir köpek arkadaş kaldı

Artçılar sarsarken ardı ardına
Kurtulanlar düştü çadır derdine
Çadır kentler benzer yörük yurduna
Ortak kazanlarda pişen aş kaldı

Şehirler boşaldı kaçarcasına
Kervanla yaylaya göçercesine
Vefasız güzelden geçercesine
Sıra sıra küskün bir gidiş kaldı

Acılar katlandı geçtikçe günler
Başka şehirlere gitti sürgünler
Ağıtla yapıldı toylar düğünler
Ne halay ne türkü söyleyiş kaldı

Sığınacak bir yer ararken fertler
Geçici ev oldu oteller yurtlar
Toplandı üst üste yığıldı dertler
Umudu umuda bağlayış kaldı

Ateş ki yakıyor düştüğü yeri
Elbet bir gün döner bu kervan geri
Ev olmaz insana elin evleri
Şimdi memleketi özleyiş kaldı

Kanuna nizama uymayanların
Aç gözü bir türlü doymayanların
Bu depremde bile aymayanların
Yüzüne topluca tükürüş kaldı

Allah’tan korkmayan arsız tiplere
Sıfatı karanlık nursuz tiplere
Malzemeden çalan hırsız tiplere
Sonucu ölümcül aldanış kaldı

Bilinmez ne zaman ders alınacak
Bilimin kıymeti tam bilinecek
Kader deyip böyle mi ölünecek
Ne millette umut ne barış kaldı

Türk milleti sağken bu memlekette
Bunun da altından kalkar elbette
Liyakati hakim kılıp devlette
Köklerden yeniden diriliş kaldı

Mülkî’den vesika kalsın bu destan
Bu millet kurtulsun acıdan yastan
Türkiye yeniden olsun gülistan
Şimdi yapılacak asıl iş kaldı

Aslan AVŞARBEY (Mülkî)
21.03.2023-Kocaeli

GEREK KALMADI

0

Zır deliye kaldı köyün meydanı
Değneğe, sopaya gerek kalmadı
Bir kuru soğana kırdı gerdanı
Pilava, lepeye gerek kalmadı

Eski köprülerden gelip geçen yok
Ata yurtlarına konup göçen yok
Can biten toprağı ekip biçen yok
Orağa, çapaya gerek kalmadı

Güzeller yaylada atmıyor turu
Nehirler, dereler akmıyor duru
Pınarlar kaybolmuş çeşmeler kuru
Vanaya, tıpaya gerek kalmadı

Borç, faiz köylünün canına yetmiş
Genç kuşak metropol şehire gitmiş
Dağda odun bitmiş, köyde iş bitmiş
Eşeğe, sıpaya gerek kalmadı

Büyükbaş, küçükbaş ithal edilir
Bizim meralarda tilki güdülür
Ekmek kuyruğuna erken gidilir
Anbara, depoya gerek kalmadı

İneğin, dananın başı çatılmış
Keçinin, oğlağın tozu atılmış
At, eşek, öküzler çoktan satılmış
Şifana, arpaya gerek kalmadı

Utanacak hâle güler arsızlar
Döner akıl verir yüzü nursuzlar
Fatura üstünden soyar hırsızlar
Kilide, kapıya gerek kalmadı

Pek kimse bilmiyor, ne şer, ne câiz?
Hutbeyi takvimden okuyor vâiz
Yüzde ellilerden düşmüyor fâiz
Borsaya, repoya gerek kalmadı

Vergi kaçıranlar yundu paklandı
Sonra birer birer öpüp koklandı
Suçlular övülüp rey’le aklandı
Sabuna, hipoya gerek kalmadı

Beyler sülâlece hüküm sürerler
Sümen altlarından defter dürerler
Koltuktan koltuğa koltuk verirler
Kuruma, yapıya gerek kalmadı

Bir bir kullanılır eldeki kozlar
Bir türlü erimez dağdaki buzlar
Evlenmeye korkar oğlanlar, kızlar
Kolyeye, küpeye gerek kalmadı

Oyunda kuralı kim nasıl koydu?
Anlayın! kim kimin altını oydu?
Anadolu bin yıldır Türklerin yurdu,
Yeni bir ülkeye gerek kalmadı .

Abdurrahim karakoç
28.10.2024

DERDİK ESKİDEN ( K. MARAŞ LÜGATI)

0

Haralnan alırdık bulguru eve
En büyük bineğin adıymış deve
Ekerdik toprağı gelince tava
İletiye salık derdik eskiden

Sehil denir idi yazıya düze
Edep yahışırdı sürmeli göze
Tarardık zülüfü inerdi yüze
Örgülere belik derdik eskiden

Yüz havlusu peşkir, takunya hapap
Dostun, arkadaşın adıdır ahbap
Kılık kıyafetin hepine asbap
Yan geçeye duluk derdik eskiden

Öfkeye hers derik, kızmaya tazir
Köyün kâhyasına denirdi kizir
Haylaz veletlerin adıdır muzur
Dişi ata gölük derdik eskiden

Düven sürer idik yazın kır atla
Tahılları ölçer idik kıratla
Dört işlemi hıfz eylerdik kerratla
Dört urup, bir çelik derdik eskiden

Elbiseye fistan, şalvara tuman
Közde pişirilen pirzola çaman
Hileyle yapılan işlere dümen
Yapışkana sülük derdik eskiden

Sebze ekmek için açılır karık
Çamura çaylağa deriz ki mırık
Kısa boylu güdük, zayıfa arık
Şişmanlara tuluk derdik eskiden

Halbır’ınan buğday bulgur elerdik
Şeşimizi başımıza dolardık
Keçi sütüne teleme çalardık
Ağ keçiye filik derdik eskiden

Tavuğun yattığı pinniğe folluk
İşaret koymanın adıydı bellik
Kundağa belenen toprağa höllük
Hindilere culuk derdik eskiden

Kerevit denirdi tahta sedire
Örme derdik at örklenen kendire
Ağartı denirdi yağa, pendire
Tuz kabına külek derdik eskiden

Bulaşığa çepel yağlıya sifir,
Nikah kıyılırken istenir mihir
İşinin ehline usta ve mahir
Budalaya alık derdik eskiden

Köstebeğe köstü, fermuar cırcır
Eskimişe mitil, yeniye acer
Yollardaki gevşek taşlara mıcır
Geçitlere yolak derdik eskiden

Sarp geçit ahaba, yokuşa yörep
Toz toprak yollara denirdi türap
Eşkimiş pörsümüş tatlara şarap
Düzlüklere dölek derdik eskiden

Dedikodu koğ’du lafın adı şor
Bar’dı bir zamanlar yakadaki kir
Elma kurusu kak, gün kaysısı çir
Sırt yüküne şelek derdik eskiden

Yüklü derdik kunnacıya gebeye
Hala diyen yoktu evvel bibiye
Kuzine der; kömbe pişen sobaya
Kundaklara belek derdik eskiden

At yavrusu kürrük, camızın boduk
Buğday kaynayınca, tazeyken hedik
Sokağın başına denirdi gedik
Mandalara malak derdik eskiden

Para kasasının adı galleydi
Sizin sincap bildiğiniz galliydi
Orta demek iç güvânden halliydi
Bataklığa milek derdik eskiden

Kömür bulamazdık, tezek yakardık
Istarınan halı, kilim dokurduk
Masal bilmez, tekeleme okurduk
Laaleem lek lek derdik eskiden

Laf şor iken, dedikodu koğ idi
Toprak damda çektiğim taş loğ idi
İp eğiren endezemiz iğ idi
Boş laflara lak lak derdik eskiden.

Nurgul Kaynar Yuce
Kültür Bakanlığı Halk Şâiri

Bırak beni konuşayım

0

Bırak Beni Konuşayım
Bende Bir İnsan Oğluyum
Bir Başım Bir Beynim Vardır
Bırak Beni Konuşayım
Düşüneyim, Danışayım

Beni Zindana Koyup Ağlama
Böyle Bulanıp Çağlama
Yazık Kolumu Bağlama
Bırak Beni Konuşayım
Düşüneyim, Danışayım

Senin Dilin Benim Dilim
Yakışmaz İnsana Zulüm
İnsanım Hayvan Değilim
Bırak Beni Konuşayım
Konuştukça Düşüneyim

Ya Sen Niçin Düşünürsün
Düşündükçe Boşanırsın
Halk Demeye Üşenirsin
Bırak Beni Konuşayım
Hep Gerçeğe Ulaşayım

Düşünen Cahil Olamaz
Cahil Kendini Bilemez
Can Gider Fikir Ölmez
Bırak Beni Konuşayım
Cahilliği Biz Yenelim

Mahzuni Halk İçin Ölsün
Ben Giderim Dostlar Kalsın
Koltuk Saray Sizin Olsun
Bırak Beni Konuşayım
İnsan Gibi Yaşayayım
Yaşadıkça Düşüneyim

Atatürk düşmanı bir babanın oğluyum!..’

0

Atatürk düşmanı bir babanın oğluyum!..’
Uğur Dündar
Yayınlanma: 27 Ekim 2016
Maalesef babam (Allah rahmet etsin) ve çevresi Atatürk düşmanıydı.Ben büyük önder Atatürk’e ilişkin akıl almaz sığ ve adi hikayeler dinleyerek büyüdüm. On iki yaşımdan itibaren de Atatürk’e karşı yapılan bu haksızlıkla mücadele ettim. Burası çok ilginç değil mi?
Böylesine yoğun Atatürk düşmanlığına rağmen nasıl oldu da karşı duruşuma izin verdiler.İşte bu konuyu yazma nedenim de budur. Ayrıntıya babamın nasıl biri olduğunu anlatarak gireyim.
Hani belgesellerde duyduğumuz nesli tükenme ifadesi var ya, işte babam tam da öyle nadir bulunacak dürüst bir insandı. Asla, ama asla yalan söylemezdi…


Atatürk düşmanlığının en önemli nedeni, onun yaptığı devrimlerin içerisinde, dindeki Kuran dışılıkların düzelmesi için yaptığı uygulamalardır. Tabii bu devrimler yüzlerce yıllık geçmişi olan ve dinden nemalanan şeyhleri, hocaları harekete geçirmiş! Atatürk’ü milletin gözünden düşürmek, ona düşman etmek için akıl almaz iftiralar uydurup gizlice yaymışlar, milletin inanç hassasiyetini kullanarak, kışkırtmışlar. Bunun için Kuran’ı da alet etmekten çekinmemişler!..* * *
Yirmili yaşlardaydım. O zamanlar babam ve arkadaşları sık sık bizde toplanırlardı. Yine böyle bir toplantıda konu Atatürk’e geldiğinde her zamanki gibi ona Deccal (Kıyamette ortaya çıkacak, yalancı ve kötü yaratılışlı kimse) diye hitap ettiler. Ben bunu duyunca zorunlu olarak itiraz ettim:
“Bakın!”diye söze başladım
“Savaşta bile insanca düşünen, esir aldığı askerlere “Üzülmeyin savaşta olur böyle şeyler” diyen, ölen düşman askerlerinin ailelerini “Çocuklarınız bize emanet” diye teselli eden, “Yunan bayrağını bir milletin simgesidir” diye çiğnemeyen asil, erdemli ve yüksek bir karakterle savaş kazanmış bir komutana Deccal diyemezsiniz. Bunu diyen ya bu geçeği bilmeyen cahildir ya da iyi karakterli değildir”dedim.


Babamın arkadaşlarından birisi sözümü keserek “
Bir dakika! Savaşı o kazanmadı ki! Allah ordularını gönderdi onlar vasıtasıyla zafere ulaştık”dedi! Arkasından da
“Esir alınan birçok Yunan subayı, bizi Mustafa Kemal’in askerleri yenmedi, biz gökten inen yeşil bereli askerlere yenildik demişler”diye devam etti! Bu anlatılana delil olarak da bana, Allah’ın savaşta inananları desteklemek için ordular gönderdiğine ilişkin ayetler okudu…
Ben de gökten inen askerlerolayının gerçek olup olmadığına hiç girmeden
“Kuran’da yazıyorsa doğrudur hacı abi”dedim
“Ancak, bu ayetlere ve senin anlattıklarına göre, Allah’ın Atatürk’ü desteklemek için ordularını gönderdiğini siz kendi ağzınızla itiraf ediyorsunuz” deyince, birbirlerine baktılar! Zira hiç beklemedikleri bir cevaptı.
Sonra o kişi ayağa kalkıp
“Hayır, asla öyle değil” diyerek devam etti
“Ordumuz, imamlarla, hocalarla doluydu ve abdestinde namazında askerlerden oluşmuştu, Allah onlara yardım için ordularını gönderdi, Atatürk için değil”dedi!..


Gülümseyerek dinledikten sonra
“Size bunları Allah söyletiyor hocam çünkü bilmeden Atatürk’ü övüyorsunuz”dedim.
Şaşkınlığı artmıştı.
“Hayatta o kafiri övmem”diye cevap verdi. “Beni sabırla dinleyin açıklayayım dedim.
“Bildiğiniz gibi Atatürk, bahsettiğiniz o imanlı orduyu dışarıdan getirmedi. Onlar Osmanlı askerleriydi. Öyle değil mi?..”Başlarıyla tasdik ettiler.

  • “Osmanlı, aynı imanlı askerlerle girdiği savaşların çoğunu kaybetti. Osmanlı askerleri de abdest alıyor, namaz kılıyor ve tekbir getirerek savaşıyorlardı ama yenildiler. Sonunda Osmanlı yıkılma noktasına geldi. Yoksa o askerler imansız mıydı” diye sordum. “Olur mu hiç, elbette imanlıydılar”diye cevap verdiler.
  • “Madem öyle Allah o savaşlara neden ordularını göndermedi de savaşları kaybettiler?..”* * *
    Hiçbiri cevap veremeyince devam ettim:
  • “Çünkü, Allah yalnızca imanlı olanlara değil aynı zamanda haklı olana, hak edene ve daha da önemlisi, galip gelmesini istediklerine yardım eder. Onun için eğer Allah Osmanlı’nın bekasını isteseydi, Osmanlı yıkılmazdı.
    Kısacası okuduğunuz ayetler ve anlattıklarınızdan çıkan sonuç şu: Abdestinde, namazında ve de tekbir getirerek savaşan bir ordu, Osmanlı’nın bekası için mücadele edince Allah yardım etmedi yenildiler ve sonları geldi. Fakat aynı imanlı askerler bu kez Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için savaşınca Allah yardım etti ve mucize ötesi bir sonuçla galip geldiler. Demek ki Allah Osmanlı’nın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını istedi”dedim.
    Kısa bir sessizlikten sonra babam söze girdi.
    “Aslında söylediklerin doğru olabilir. Zaten Atatürk savaşırken iyi idi. Ama sonradan şımardı ve dine düşman olup kafir oldu”dedi!..

“Yapma baba” diye başladım.
“Atatürk İslam dinini bilime emanet etmek için 1924’te imam hatip okullarını kurdu, Diyanet İşlerini kurdu. Daha sonra millet okuduğunu anlayarak inancını sürdürebilsin diyerek Kuran’ın Türkçe mealini hazırlattı. Kuran’ı anlayarak okumak Allah’ın emridir. Düşünsenize, hiç din düşmanı, kafir olan biri öncelikle bunları yapar mı?Hem de çok güçlü olduğu bir zamanda..
. Bu konuda bir türlü göremediğiniz şey şu; Atatürk, dine değil, Kuran’ın da lanetlediği dini menfaat için kullananlara, yobazlığa ve hurafelere savaş açtı” dedim.Daha sonra işim gereği aralarından ayrılırken
“Son bir şey daha söyleyeyim”dedim
“Sizin söylediğinize göre bir kimse okul, hastane cami gibi hayırlı eserler bırakırsa öldükten sonra da o kişinin amel defteri kapanmaz, o eserler durdukça onun defterine sevap yazılır öyle değil mi?”diye sordum “
Evet”dedi babam.
“Peygamberimizin hadisidir…”* * *

  • “O zaman bu hadise göre; Afyon’a kadar gelmiş düşmanı yenip, bu topraklarda bize özgür bir vatan olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa eden başta Atatürk olmak üzere onun arkadaşlarının da amel defterleri açıktır.Bu durumda yapılan her okulda, hastanede, camide, her okunan ezanda, özgürce yapılan ibadetlerde, Atatürk ve arkadaşlarının defterlerine sevap yazılıyor.
    Ayrıca farkında değilsiniz ama siz de özgürce kıldığınız her namazda yaptığınız her ibadette nefret ettiğiniz, Deccal dediğiniz Atatürk’ün defterine sevap gönderiyorsunuz bilesiniz. Ben Atatürk’ü Allah’ın gönderdiğine ve desteklediğine inanıyorum.Çünkü büyük imkansızlıklar içinde savaşmışlar. Kazmayla, kürekle dünyanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı kazanmak mümkün değildir. Zaten böyle bir zaferin tarihte başka bir örneği yoktur.
    O zaman siz Allah’ın desteklediği birine düşmanlık ediyorsunuz demektir. Bunu bir düşünseniz iyi olur.”dedim
    “Ayrıca şunu da unutmayın, Allah nankörleri sevmez!..”* * *
    Sevgili okurlarım, bu satırları deniz ve su ressamı olarak bilinen
    Mustafa Günen’in
    guncelhaberajansi.com adlı haber sitesindeki yazısında okudum.
    Günen, özetlediğim yazısını
    “Atatürk karşıtlarının çoğu bu fikre özgür düşünceleriyle ulaşmış değillerdir. Dolayısıyla bu konudaki gerçekleri anlatmak pek işe yaramaz! Çünkü sorun onların neye inandıklarında değil, neden inandıklarındadır”diye bitirmiş.
    Neden inandıklarını düşünmek ise, Cumhuriyet Bayramı öncesinde hepimize ev ödevi olsun!..

Kamer Genç gibi Osman Bölükbaşı gibi vekilleri arıyor insan

0

Osman Bölükbaşı bir gün Mecliste, Parmağı ile MENDERES’i işaret ederek ;
“Dünyadaki tüm ticari faaliyetleri araştırıp inceledim, DİN TİCARETİNDEN DAHA KÂRLI BİR SEKTÖR, GÖRMEDİM, BUNU EN İYİ BAŞARANLARDAN BİRİSİ DE, SENSİN; DİN TÜCCARI MENDERES” deyince, Demokrat partililer BÖLÜKBAŞI’nın üzerine yürür, kendisine sonra, 3 oturuma, katılmama cezası verilir.

BÖLÜKBAŞI’dan kurtulmak, hapse atmak için, Milletvekili Seçildiği KIRŞEHİR il statüsünden çıkartılıp, ilçe yapılır.
BÖLÜKBAŞI’nın böylece, vekilliği düşürülüp, Komünizm propagandası yapmaktan dosya hazırlanıp, hapse atarlar…!

Bir sonra ki seçimde BÖLÜKBAŞI, Ceza evinden, Bağımsız Aday olur ve oyların %90’nını alıp, yeniden milletvekili olup, hapisten çıkar…!

Ve ilk oturumda, MENDERES’in gözünün içine baka baka;
“TÜRK MİLLETİ SEN GİBİ, AMERİKAN UŞAĞI, DİN TÜCCARI HAİNLERİN SURATINA HER DAİM, ŞAMARI BÖYLE İNDİRİR” der…!

Ben işte bugün o;
ONURLU, Duruşu sergileyen ülkem insanını özlüyorum….!!!

hakikat rafına gideyim dersen

0

Hakikat rahına gideyim dersen,
Günahların ele al da gel beri.
Bir kâmile yoldaş olayım dersen,
Hırsı nefsi tamah sal da gel beri.

Varıp bir kâmilden öğren nefsini,
Nefsini bildinse bildin Rabb’ini,
Varlıktan geçipte yok et kendini,
Şeriatta edep al da gel geri.

Tarikat dediğin bir ince yoldur,
Girmek diler isen nefsini öldür,
Zikr-i tesbih ile kalbini doldur,
Aşk-ı ilâhide al da gel beri.

Ma’rifete girmek dilerse canın,
Mansur meydanıdır al gel urganın,
Suret uğrusundan sakla imanın,
Herkesin dilinden bil de gel beri.

Hakikat ummandır dalabilirsen,
Bir ulu şehirdir ehlin bulursan,
İptida bir sadıka yoldaş olursan,
Bir işini koyma dal da gel geri.

Sağ’dan müsahip tut sırrını söyle,
Yârini yâr edip birliği boyla,
Mürebbini bulup hem delîl eyle,
Sadık pirden himmet al da gel geri.

Bir kâmil mürşide özünü yetir,
Dört kapı kırk makam yerine getir,
Dört canı bir edip birliğe otur,
Bahr-i muhabbete dal da gel beri.

Bahr-i muhabbete dalan âşıkan,
Muhabbetten kaçan olur perişan,
Dergâh-ı Âli’den isterler nişan
Yükün la’l gevherden al da gel beri.

Yükünü Mısır’dan Bağdat’a ilet,
Yemen illerinde müşteri gözet,
Mülkün sahibiyle hesabın düzelt,
Beklemeye bekçi bul da gel beri.

Bir oda yap çar duvarını bir et,
Rüzigâr girmesin ma’mur abad et,
Kapusun sır kilidiyle bünyad et,
Beklemeye bekçi bul da gel beri.

Metaın açarak müşteri gözle,
Sadık sofilerin izini izle,
Hain haramiden metaın gizle,
Cevahir sarrafın bul da gel beri.

O mal kıymetlidir her can alamaz,
Can baha vermeyen mâlik olamaz,
Kâmile ermeyen kemâl bulamaz,
Bir gerçekten himmet al da gel beri.

Noksani’ yem arzum hakikât rah’a,
Bir gerçek yüzünden yetir dergâha,
Bir niyazım vardır gül yüzlü Şah’a
Lütf ide diyemi sen de gel beri
Âşık Noksani

Federal Almanya Parlamento binasında bir ilk Hızır Cemi

0

Bundestag’da Hızır Cemi ve LokmasıFederal Alman Meclisi eski milletvekili Özcan Mutlu’nun girişimiyle Meclis binası Bundestag’da “Hızır Cemi ve Lokması” gerçekleştirildi. Bundestag’da farklı inançların toplandığı “İbadet Odası”nda (“Andachtsraum im Reichstagsgebäude”) düzenlenen “Hızır Cemi ve Lokması”na Çorum Derneği, Sivas Derneği ve Tokat Derneği üyeleri iştirak etti.. Sembolik olarak her dernekten 12’şer üye, Bundestag’daki ibadete katıldı. 12 Cem yürütme hizmetlilerinin katıldığı “Hızır Cemi”nde “Hızır Lokmaları” paylaşıldı, deyişler söylenildi ve semah dönüldü.

Mecnunum Leylamı gördüm

0

Mecnunum Leylamı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandım ki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

Kul Velim der ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Zülüflerin kemend etmiş
Yar boynuma taktı geçti

Gönül Beytullahtır, Yıkma – Aşık Seyrani

0

Allah’ın emrine mutîyim dersen
Rasul’ün emrine itaat eyle
Helal haram demez bulduğun yersen
Müminlik sözünden feragat eyle.

Zahm-ı aşka gelip merhem sarmaya
Ferhad olup bir gün bağrın yarmaya
Kudretin yok ise Beyt’e varmaya
Gönül Beytullah’tır ziyaret eyle.

Kulun rızkın verir Hazret-i Bârî
Açılan gülleri incitmez hârı
Kötülük değildir er kişi kârı
Kemlik edenlere inayet eyle.

Kalbini geniş tut sıkma Seyrânî
Rızâ-yı Bârî’den çıkma Seyrânî
Gönül Beytullah’tır yıkma Seyrânî
Elinden gelirse imaret eyle.

Aşık Seyrânî (d. 1807 / ö. 1866)

Mutî: İtaatkâr, itaat eden.
Feragat eyle: Vazgeç.
Zahm-ı aşk: Aşk yarası.
Beyt: Kâbe.
Hazret-i Bârî: Allah Tealâ.
Hâr: Diken.
Kemlik edenlere inayet eyle: Kötülük yapanlara iyilikle karşılık ver.
Rıza-yı Bârî: Allah’ın rızası.
İmaret eyle: Mamur kıl, bayındır yap.

Şu dünyânın evvelini sorarsan

0

Şu dünyânın evvelini sorarsan
Var mıdır Muhammed Ali’den gayrı
Sen bu yolun sahibini ararsan
Var mıdır Muhammed Ali’den gayrı

Muhammed mürşidim Ali rehberim
Vicdan deryâsında lâ’lü gevherim
İnanmazsan işte oku defterim
Var mıdır Muhammed Ali’den gayrı

Bu yoldan ötesi yoktur varılmaz
Su bulanmayınca gölge durulmaz
Gözlerime Hak’dan özge görünmez
Var mıdır Muhammed Ali’den gayrı

Ezelden böyledir bu yolda âdet
Okunur dillerde Allahussamed
Rehberim Ali’dir pirim Muhammed
Var mıdır Muhammed Ali’den gayrı

Muhammed Ali’dir kırkların başı
Bunu bilmeyenin güç olur işi
Verdi bu yolda SIRRI canla başı
Var mıdır bu yolda Ali’den gayrı

İlim dergâhının kapısını açan

0

İlim dergâhının kapısını açan
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim
Güvercin donunda semaya uçan
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim

Felsefeni rehber kıldım kendime
Hiçbir hile düşünmedim kendime
Nevşehir’in Hacıbektaş yurduna
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim

Divanına sazım çalmaya geldim
Ben pirime mihman olmaya geldim
Ağlayan özümde gülmeye geldim
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim

Kırkların ceminde kazan kaynıyor
Lokmanı tadan insan doymuyor
Suyunu zemzem misali içen kanmıyor
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim

Gönlümden inmiyor Hünkâr’ın dağı
Aşkınla yanıyor yüreğim bağı
Murtaza Yalçın’ın, bu son durağı
Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim

Bizim cemimize kolay girilmez

0

Bizim cemimize kolay girilmez
Nefsine uyarak azmışsan gelme
Bu cemde kimseye ödün verilmez
insanlık yolundan yozmuşsan gelme

Ummanlar dururken dalma göllere
Yolundan yozup da düşme dillere
Çıkarın uğruna şayet ellere
iftira kuyusu kazmışsan gelme

İnsanlık yolunda bir unvan kazan
Mutluluk bulur mu şuurunu bozan
ister bir âşık ol, istersen ozan
Gerçeğe aykırı yazmışsan gelme

Duvara secdeye eyleme meyil
Adem ’in önünde hürmetle eğil
Mevlana misali bin kere değil
Tövbeni bir kere bozmuşsan gelme

Derviş Kemal der ki kulak ver bana
Ben tavır koymuşum gerçekten yana
Doğruyu güzeli söylerim sana
Bu gerçek sözlere kızmışsan gelme