Perşembe, Ocak 8, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog

Gidenler BEKRİ MUSTAFA’YA SÖYLESİN, Doğu Perinçek Türkiye nin islam temsilcisi olmuş

0

1593-1634 yıllarında Sultanahmet’te doğup-yaşayan, Bekri Mustafa’nın adını,herhalde duymuş olmalısınız…
Onun, kendini genç yaşında “içki”ye verdiğini, “gece-gündüz içtiği” için Bekri namıyla ün yaptığını
Ve 41 yaşında öldüğünü belki bilmezsiniz ama,
Bekri Mustafa’nın “imam” olma hikâyesini herhalde bilirsiniz.
Efendim, hikâye şöyle:
Bekri Mustafa,
yoksul bir mahallede,
“Küçük Ayasofya Camii”nin önünden geçmektedir…
O sırada musallada bir tabut vardır,
Fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur.
Cemaatin, beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu,
Sırtında cübbesiyle oradan geçen
Bekri Mustafa’yı;
“Hoca” zannederek namazı kıldırmasını söylerler.
“Yok, ben hoca değilim” dese de,
Dinlemezler ve zorla öne geçirirler…
Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına
bir şeyler fısıldar.
Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.
Bekri Mustafa gülerek cevaplar:
Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun.
Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa,
Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin.
Onlar durumu anlar. dedim…

İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirilen;
Dünya İslami Uyanış Kurultayı’nda,
Türkiye’yi TEMSİLEN konuşmacı olarak, kim katıldı biliyor musunuz?
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek.

Hakkın kandilinde gizli nihanda

0

Hakkın kandilinde gizli nihanda
La mekan elinde sır idi Ali
Küntü kenzin hep esrarı andadır
Dünya kurulmadan var idi Ali

Feriştahlar kendi nurundan oldu
Sen kimsin diye Cibril’e sordu
Cibril bilemedi kanadı yandı
Ol zaman kandilde nur idi Ali

Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
Kendi anasını kendi doğurdu
(Be) nokta altında bir idi Ali

Adem’in bezminden Şit’e erişti
Müminin evrakı ona karıştı
Ayin oldu Yasin ile görüştü
Evrakı ezelden dür idi Ali

Kur’an’da Ali’dir İncil’de İlyâ
Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
Yoktan var eyledi bu cümle eşya
Devranî kapında kulundur Ali
Aşık Devrani

Uğur Mumcu’yu Saygı ve Özlemle Anıyoruz

0

Uğur Mumcu’yu Saygı ve Özlemle Anıyoruz

Demokrasi, laiklik, düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı uğruna yaşamını adayan gazeteci–yazar Uğur Mumcu, katledilişinin yıl dönümünde İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak anılacaktır.

Defol git benim yurdumdan

0

Defol git benim yurdumdan
Amerika katil katil
Yıllardır bizi bitirdin
Amerika katil katil

Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil katil

Japonya’yı yiyen velet
Dünyadaki tek nedamet
İki yüzlü kahpe millet
Amerika katil katil

Su diye yutturur buzu
Katil düştük kuzu kuzu
Dünyanın en namussuzu
Amerika katil katil

İnsanlıkta ırk sarısı
Küstü dünyanın yarısı
Vietnam’ın pis karısı
Amerika katil katil

Mahzuni şerif uyuma
Gün geldi çattı akşama
Bizden selam Vietnam’a
Amerika katil katil

Söz – Müzik: Aşık Mahzuni Şerif

Ulaşım aracı çıplak tabandı

0

Ulaşım aracı çıplak tabandı
Rızk-ını getiren kara sabandı
Güneşte terliyen anan babandı
Sevgiyle bakardı herkes yüz yüze

Bacanın altında toprak tencere
Sofrayı kurardık tam orta yere
Odalarda ufacık bir pencere
Bir odada otururduk diz dize

Teknede olurdu ekmeklik hamur
Yağmur yağar yollar olurdu çamur
Her kes saygıdeğer herkeste gurur
Saygıyla bakardı her can göz göze

Elektrik yoktu bacada kandil
Yalanı bilmezdi ağızlarda dil
Bayramlarda cepte oyalı mendil
Sevgiyle yaşardı toplum diz dize

Sitem etmek yoktu ah almak yoktu
Karnı aç olanın da gözü toktu
Hak her cana eşit her cana haktı
Yalan yoktu kıymet vardı her söze

Festivâl olurdu harman zamanı
Taneden tınaz ederdik samanı
Huzur tüterdi bacanın dumanı
Şekil sıfat yoktu bakardık öze

Böyle bir geçmişi özlüyorum ben
Şimdiki zamanı gözlüyorum ben
Kaygusuz neler değişti bilmeden
Şimdi ne haldeyiz bir bakın bize

Riza Aksoylu..

Bilmez idim dert verer

0

Bilmez idim dert verer
Derdimin dermanları
Gün geler pişman olar
Nefsinin qurbanları

Dünya tahtından salar
Şahları Sultanları
Etibarsız dünyaya
Etibar etmek günahdı..

Belki çok incitmişim
Sevdiğim insanları
Belki çok aldatmışım
Can diyen cananları
Sonunda görmezden gelip
Yaptığım hataları
Bir umudum var
Affedersin sen beni

Bilmezdim dert verir
Derdimin dermanları
Gün gelir pişman olur
Nefsinin kurbanları
Dünya tahtından indirir
Şahları, sultanları
Güvenilmez dünyaya
Güvenmek günahtır
İntihar etmek günahtır

Sensizlik
Sensizlik çok zor
Bu dünyada
Keder yazılmış kaderim
Kalmamıştır takatim
Sevmekti niyetim
Kalbime şahit olmaz
Allah’ımdan başka kimse
Bir seslenir, sessizce bir ses

Sen gideli beri
Sözler anlatır seni
Ruhum ardınca gelir
Gölge gibi izler seni
Âşık yalnız kalır
Her gece gözler seni
Hasretinden
Mahvedersin sen beni

Bilmezdim dert verir
Derdimin dermanları
Gün gelir pişman olur
Nefsinin kurbanları
Dünya tahtından indirir
Şahları, sultanları
Güvenilmez dünyaya
Güvenmek günahtır
İntihar etmek günahtır

Sensizlik
Sensizlik çok zor
Bu dünyada
Keder yazılmış kaderim
Kalmamıştır takatim
Sevmekti niyetim
Kalbime şahit olmaz
Allah’ımdan başka kimse
Bir seslenir, sessizce bir ses

La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar

0

Çün bu çarkı böle kurdu ta ezelden perverdigar
Nokta-i nür-u nübüvvet hakkikat oldu aşikar
Sure-i Taha Yasin’i verdi cebrail yadigar
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar

Methin eder İncil, Tevrat, Kur ‘an ve zebür
Kulhüvallah meclisinde kevser-i ma menhur
Hamdü-lilah nuş edenler aşk ile kıldı zuhur
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar

Şah Hasan Hulki Rıza ol İmam-ı ins ü cin
Hüseyn-i Kerbela’dır nür-ü ayn-ı mü’miminin
Din ile imam çerağıdir İmam Zeynel Abidin
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar

Sevmişem can-ı dilden Bakır ile Ca’er’i
Musa Kazım, Rıza’nın cakeriyim çaları
Şah taki’dir şüphe yok iki cihan serveri
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar

Şah Nak’dir dü çeşmim binası eylemem güman
Kalbimde virdim müdam Askeri Şah-ı Cihan
Feyziya fevzi erişti Mehdi-i Sahip zaman
La Feta illa Ali la seyfe Zülfİkar

Güzellere dil dökerdim

0

Güzellere dil dökerdim,
Nazı kaldıramaz oldum.
Ceylanlar gibi sekerdim,
Dizi kaldıramaz oldum.

Ne dağ derdim ne de dere,
Ulaşırdım her bir yere…
İhtiyarlık çöktü sere,
Sazı kaldıramaz oldum.

Parçalansam lime lime,
“Neden?” sormam tek kelime.
Yeter ki kötü söz deme!
Sözü kaldıramaz oldum.

“Aşk” denilen geldi başa,
Yüreğim yandı ataşa.
Elimde olsa da maşa,
Közü kaldıramaz oldum.

Peşinde gez diyar diyar,
Ömrünü yer vefasız yâr.
Bindebir der bir riyakâr
Yüzü kaldıramaz oldum.

04.01.2026 – (8’li serbest)
Ozan Bindebir

Bugün takkeli iktidarı görünce,

0

Bugün takkeli iktidarı görünce,
Adnan Menderes dönemi daha iyi anlaşılıyor.
Alın size bazı başlıklar.


16 Haziran 1950- DP iktidarının ilk icraatı, Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasını sağladı.
5 Temmuz 1950- Radyodan dini program yayın yasağı kaldırıldı.
3 Aralık 1950- Arap harfleriyle eğitim yapan dershanelere izin verildi.
8 Ağustos 1951- Hükümet, Halk Evleri’ne el koydu.
9 Ekim 1951- Devlet iç borçları 2 milyar 565 milyon liraya yükseldi.
4 Kasım 1951 – İlkokulların ders programlarına din dersi konuldu.
5 Haziran 1952 – Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki kişinin Türk vatandaşı olması gerekir. Bu ilke ilk kez ABD’den uçakla gönderilen Athenagoras’ın Türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. Başbakan Menderes Athenagoras’ı ziyaret etti.
8 Ekim 1952 – Balıkesir’e giden CHP lideri İnönü’yü Vali kent dışında karşılayarak, kente girmemesini, girerse olaylar çıkabileceğini ve kendisinin sorumluluk almayacağını belirtti. İnönü gezisinden vazgeçti.
24 Aralık 1952 – Anayasada bulunan Türkçe kelimler yerine Osmanlıca kelimeler kullandı. Bakanlık yerine Vekalet kullanılmaya başlandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın adı “Erkan-ı Harbiye-yi Umumi Reisliği” şeklinde değiştirildi ).
21 Ocak 1953 – Petrollerimizin işletilmesiyle ilgili ilk anlaşma bir ABD şirketiyle yapıldı.
21 Temmuz 1953 – Profesörlerin politika ile uğraşmalarını yasaklayan kanun kabul edildi.
27 Ocak 1954 – Köy Enstitüleri kapatıldı.
7 Mart 1954 – Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan ve MaxBall adlı bir yabancının hazırladığı Petrol Yasası Meclis’te kabul edildi.
8 Mart 1954 – Basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten Basın Kanunu kabul edildi. Hakaret suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.
2 Mayıs 1954 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI.
Oyların %57,6’sını alan Demokrat Parti 503 sandalye kazanırken, %35,4 oy alan CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi.
++
30 Mayıs 1954 – Osman Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı.
14 Haziran 1954- Seçimlerde CHP’ye oy veren Malatya ceza amacıyla bölünerek Adıyaman ili kuruldu.
21 Haziran 1954- Demokrat Parti kendi kadrolarını kurmak için devlette tasfiyeye yöneldi.
7 Ağustos 1954- Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, Adnan Menderes’e hakaret ettiği için tutuklandı.
18 Ağustos 1954- Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu gazetede çıkan bir yazıdan dolayı 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar.
23 Eylül 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam, İbrahim Cüceoğlu hapis cezası aldılar.
1 Aralık 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Hükümetin hakaret ettiği gerekçesiyle. 26 ay hapse mahkûm edildi ve 79 yaşında hapse girdi.
8 Nisan 1955 – Döviz bulunamadığı için kahve ithalatı yapılamadı. İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.
20 Mayıs 1955 – Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek tutuklandı.
23 Haziran 1955 – Hükümete muhalif Akis Dergisi’nin yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek “Hükümetin nüfuzunu kıracak neşriyat yapması ve bu suçu işlemekte devam etmesi ihtimalinin bulunması” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
20 Temmuz 1955 – Polis CHP Isparta İl Kongresini dağıttı. Kasım Gülek kürsüden indirildi.
5 Ağustos 1955 – Karadeniz gezisine çıkmış olan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklanarak İstanbul’a getirildi ve bir gün hapiste kaldı.
5 Eylül 1955 – Ekspres Gazetesi’nde Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi yayınlandı.
6 Eylül 1955 – Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda Rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü.
7 Eylül 1955 – Hükümet bu olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, onlardan da kurtulmak amacıyla olayları komünistler tezgahladı söylemiyle İdam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Besirci, Hasan İzzettin Dinamo da bulunuyordu.
16 Eylül 1955 – Sabah Postası gazetesi kapatıldı yazı işleri müdürü Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.
19 Eylül 1955 – Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz kapatıldı.
15 Ekim 1955 – ISPAT HAKKI KALDIRILDI. Siyasiler hakkında bir iddia ileri sürenler hakaret suçuyla yargılanıp mahkûm olmaktaydılar. Yargılanan kişinin ispat hakkı kaldırıldı.
8 Şubat 1956 – Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6’ya indirildi.
2 Mart 1956 -Cumhurbaşkanına hakaretten gazeteci Şinasi Nahit Berker 1 yıl hapse mahkûm oldu
8 Nisan 1956 – Başbakan Adnan Menderes , muhalefeti, “SİYASİ SAPIKLIK, SAHTE İHTİLALCİLİK, İNKARCILIK, ADİ VE ALÇAK İFTİRACILIK, SAHTE HÜRRİYETÇİLİK VE TEDHİŞÇİLİK”LE SUÇLADI.
31 Mayıs 1956 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Adım adım mutlakıyete gidiyoruz ” dedi.
14 Haziran 1956 – CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM’nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa’da ikamete mahkûm oldu.
13 Ağustos 1956 – Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.
28 Eylül 1956 – PARSIZLIKTAN MALİYE, İSTANBUL’DA HAZİNEYE AİT 10 BİN ARSA VE 500 BİNAYI SATIŞA ÇIKARDI.
11 Mayıs 1957 – Gazeteci Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkûm oldular.
19 Mayıs 1957 – Kayseri’de halka yaptığı açıklamada Menderes, DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde 15.000 YENİ CAMİ İNŞA ETTİK dedi.
2 Temmuz 1957 – CMP Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.
6 Temmuz 1957 – Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.
20 Ekim 1957 – Menderes Adana’da yaptığı seçim konuşmasında “İSTANBUL’U İKİNCİ BİR MEKKE, EYÜP SULTAN CAMİİNİ DE İKİNCİ BİR KÂBE YAPACAĞIZ” DEDİ.
27 Ekim 1957 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI.
Oyların % 47,9’unu alan DP 424, % 41,1’ini alan CHP: 178. Toplam 610 milletvekili seçildi.
++
27 Ekim 1957 – Seçim sonuçları tartışmalara neden olmuş. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler üzerine kentin üstünde askeri uçaklar uçuruldu.
29 Ekim 1957 – Seçim günü Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.
1 Kasım 1957 – Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.
10 Mart 1958 – DEMOKRAT PARTİ ÖRGÜTLERİNİN RAMAZAN AYI BOYUNCA CAMİLERDE DÜZENLEDİĞİ MEVLİTLERİN PROPAGANDA AMACIYLA DEVLET RADYOSUNDAN NAKLEN YAYINI UYGULAMASI BAŞLATILDI.
30 Nisan 1958 – Et sıkıntısını gidermek için Yeni Zelanda’dan koyun eti dışalımı yapıldı.
19 Temmuz 1958 – Nükleer silah taşıyan ABD uçakları İncirlik üssüne indi.
2 Ağustos 1958- IMF önerisiyle, Cumhuriyet tarihinin en yüksek orandaki devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Devalüasyon oranı yüzde 221 oldu.
4 Ağustos 1958 – IMF’den ilk borç alındı. IMF Türkiye’ye 250 milyon dolar kredi verdi.
6 Eylül 1958 – Başbakan Adnan Menderes, “İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…” diyerek muhalefeti tehdit etti.
7 Eylül 1958 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” diyerek başbakana cevap verdi.
21 Eylül 1958 – Başbakan Menderes, CHP’nin parti olmadığını, İsmet İnönü’nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi
22 Eylül 1958 – İnönü, “Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti genel başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde cevap verdi.
12 Ekim 1958 – Başbakan Adnan Menderes yurttaşlara muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir “ Vatan Cephesi “kurmaları çağrısında bulundu. Vatan Cephesine katılanların ismi saatlerce radyolarda okunurdu.
19 Ekim 1958 – Başbakan Menderes, Said-i Nursî’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı. Menderes Risale-i Nurların ilk kez serbestçe basılması için talimat vermiş ve kâğıt tahsisi yaptı.
30 Kasım 1958 – DP hükümeti Adalet Bakanı Esat Budakoğlu açıkladı.İlk sekiz yıllık hükümet dönemi içerisinde 811 gazeteciye toplam 57 yıl hapis cezası verilmiş olduğunu açıkladı.
20 Şubat 1959 – Uçak kazasından kurtulmuş olması nedeniyle taraftarları arasında adeta EVLİYA MERTEBSİNDE kabul edilen Menderes Eyüp Sultan’a gitti, yanında büyük bir kalabalıkla türbede dua etti, dağıtılmak üzere resimler çektirdi.
2 Mart 1959 – Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Eyüp Sultan Cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi.
30 Nisan 1959 – İsmet İnönü’nün Uşak gezisinde olaylar çıktı. İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi. Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Polis, halkı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullandı.
7 Kasım 1959 – CMP lideri Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkûm oldu.
23 Ekim 1960- DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINDA OKUMA YAZMA BİLENLER YÜZDE 41’DEN YÜZDE 39’A DÜŞTÜ.
5 Ocak 1960 – Mersin’e gitmekte olan Menderes’in önüne Tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan Ali Bayat adlı bir şahıs çıktı ve BACAKLARININ ARASINA SIKIŞTIRMIŞ OLDUĞU BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUĞU GÖSTEREREK “UÇAK KAZASINDAN KURTULDUĞUNUZ İÇİN OĞLUMU SİZE KURBAN EDECEĞİM” dedi, son anda engellendi.
5 Ocak 1960- Said-i Nursî’nin doğu illeri valilerine yazdığı bir mektup yazdı. Şark bölgesinde komünistliği 60 bin Nursî sayesinde önlemekteyim. Nasıl ki Arapça ezan okutturduk ve bu sayede Müslümanları Demokrat Parti cephesinde topladığımız malumunuzdur. Şimdi de dağıttığımız bu Risale-i Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız.
12 Nisan 1960- DP Grubu yayımladığı bildiri ile CHP’yi silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçladı.
18 Nisan 1960- CHP’nin orduyla birlikte hareket ettiği ve bir ihtilal peşinde olduğunu düşünen Demokrat Parti, bu iddiaları araştırması için Tahkikat Komisyonu kurdu.
27 Nisan 1960 – Meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli Tahkikat Komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi.
++
On yıllık dönemin taranması tam bir günümü aldı.
Benzerliği gördünüz ise paylaşın….
Turan Akıncı
5 Ocak 2025

Padişahım Çok Yaşa

0

Toplanmışız saraya
Padişahım çok yaşa(!)
Ak demişiz karaya
Padişahım çok yaşa(!)

Bir sürüye kat bizi
Koyun gibi güt bizi
Uçurumdan at bizi
Padişahım çok yaşa(!)

Vurgun soygun talana
Alkışlarız çalana
Kanarız her yalana
Padişahım çok yaşa(!)

Bir sala bindir bizi
Yarıda indir bizi
Allah de kandır bizi
Padişahım çok yaşa(!)

Sırtını ver kasaya
Elini vur masaya
Ne gerek var yasaya
Padişahım çok yaşa(!)

Paramız pulumuz yok
Kim demiş yolumuz yok
Ağzımız dilimiz yok
Padişahım çok yaşa(!)

Bir bildiğin var deriz
Ardın sıra meleriz
Sen iste biz ölürüz
Padişahım çok yaşa(!)

Ozan Erhan dert çoktur
Lâkin anlayan yoktur
Deveye diken haktır
Padişahım çok yaşa(!)


Ozan Erhan Çerkezoğlu

Durum kötüydü. İç ihanet dahada kötüydü…

0

Mustafa Kemal bozulan orduyu yeniden düzene sokmak için geri çekmişti…

Kemal Paşa.Hatif adlı Türkçe gazeteye göz atarken, bir ara,durakladı…Serinkanlılığını korumaya çalışarak gazetede kendisi için yazılan şiiri yeniden okudu…

“‘Düştü mü kemal paşam, düştü mü,.

Boynuzlu külahın.?.İran’a mı,Turan’a mı, Afgan’a mı niyetin?..

Al git bütün adamlarını..Defol! Git.!..Ervahına(ruhlarına) , ecdadına (soyuna??? ) lanet!’”

..Mustafa Kemal Paşa, gazeteyi bir süre elinde tuttuktan sonra, basın işleriyle görevli memura uzattı. Acı bir,gülümsemeyle: ‘Bunu saklayınız’ dedi…Hatif gazetesi, Yunanlar Eskişehir’i aldıktan sonra Eskişehir’de yayımlanmaya başlamıştı. Gazeteyi çıkaran, devletin resmi yayınlarını basmak için kurulmuş olan İl Matbaası Müdürü.Hüsnü Yusuf adında bir devlet memuruydu..Mustafa Kemal’i lanetleyen bu şiiri de.Hüsnü Yusuf yazmıştı..‘’Yunana kaptırılan topraklarda yeni ihanetler yeşeriyordu…” (s. 353).

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yunan yenilince Hüsnü Yusuf Trakya’ya kaçmıştı… Mustafa Kemal, Yusuf’un da “150”liklerin listesine konulmasını isteyen arkadaşlarına aynen şunları söylemişti:”O, benim şahsıma hücum etmiştir. Vatan meselesi değildir..!Düşmanlık ikimizin arasındadır. Bu sebeple onu hainler listesine koymanız gerekmez.!.’’’
(Enver Behnan Şapolyon’un “Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönü ile Basın” kitabından.)

Kızılbaş mı karabaş mı?

0

Nurcunun nişanın takan
Kızılbaş mı karabaş mı?
Memlekete nifak sokan
Kızılbaş mı karabaş mı?

Madem günah imiş sazlar
Çalsın sizin davulbazlar
Çember sakallı yobazlar
Kızılbaş mı karabaş mı?

Gerici takkesin giyen
Olmadık herzeler yiyen
Atatürk’e gavur diyen
Kızılbaş mı karabaş mı?

İzmir menemen’de esen
İsyan bayrağını asan
Teğmen kubilay’i kesen
Kızılbaş mı karabaş mı?

Ölme pir sultan’ım yaşa
Yandı sivas baştan başa
Eli kanlı hızır paşa
Kızılbaş mı karabaş mı?

Kerbela’nın susuz çölü
Eser durur bir sam yeli
Ehlibeyte kıyan deli
Kızılbaş mı karabaş mı?

Muaviye hinoğluhin
Oğlu yezit ondan hain
İbni mülcem denen lain
Kızılbaş mı karabaş mı?

Aşık yener öter dalda
Gönlüm yurtseverlik solda
Dönmez hak bildiği yolda
Kızılbaş mı karabaş mı?

Aşık Yener (1928 – 2009)

İlmin deryasına, saldım gemimi

0

İlmin deryasına, saldım gemimi
Bir ulu ummana, sürüyorum ben
Erenler Şahından, aldım demimi
Manâ âlemini, görüyorum ben

Kılıcı hapsettim, çıkartmam kında
Boşa dolaşmışım, Yemen de Çin de
Anladım ki bütün, meziyet bende
Gönüller harcını, karıyorum ben

Her gönül bir Kâbe, onu fark ettim
Değişti görüşüm, dönüp çark ettim
Benliği taşlara, vurup gark ettim
özüm türap yerde, yürüyorum ben

Karardı güneşim, yıldızım ayım
ömrüm çekti oku, gerildi yayım
Kesildi kısmetim, tükendi payım
Böyle günden güne, eriyorum ben

Ruhum bu bedende, emanet durur
Aklım hükmederse, ayağım yürür
Can çıkınca ceset, üç günde çürür
Beyhude kendimi, yoruyorum ben

SİNEMİ’ yim zehir, ben de bal oldu
Bura da rol bitti, görev hâl-oldu
Yücelerin yücesinden gel oldu
Huzuru mahşere, varıyorum ben

Güç ve Hukuk : AB’nin Venezuela Tavrı Dr. İsmail Engin

0

Güç ve Hukuk : AB’nin Venezuela Tavrı
ABD’nin Venezuela’ya yönelik doğrudan askeri müdahalesi, uluslararası düzenin hangi eksende ilerlediğini bir kez daha gözler önüne seriyor: Hukuk geri çekiliyor, güç konuşuyor.
Washington’un attığı adım, yalnızca Caracas’taki iktidar dengesini değil, küresel sistemin kırılgan normlarını da yerinden oynatıyor.
AB, askeri eylemin yarattığı duruma “gerginliğin tırmanmasını önlemek ve barışçıl bir çözüm sağlamak” için ilgili “tüm aktörlere” çağrıda bulunuyor; BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin – ABD’ye örtük bir göndermeyle – “uluslararası hukuku ve BM Şartı ilkelerini” savunmak için “özel bir sorumluluğu” olduğunu hatırlatıyor.
Aynı zamanda, Venezuela rejiminin “şu anda koşulsuz olarak tutuklu bulunan tüm siyasi mahkumları” serbest bırakmasını talep ediyor.
Buna karşın, Avrupa Birliği’nin verdiği tepki, kurumsal zayıflığını ve stratejik bölünmüşlüğünü ortaya koyuyor. AB, uluslararası hukuk ve BM Şartı’na atıf yapsa da, ABD’yi açıkça karşısına almaktan kaçınarak fiilen pasif bir pozisyon alıyor.
Çekingenliğin temel nedeni, AB içinde ortak bir dış politika iradesinin hâlâ oluşmamasından kaynaklanıyor.
Macaristan’ın dışarıda kalması sembolik olsa da asıl sorun, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya gibi kilit ülkelerin ABD’ye karşı ne kadar ileri gidilebileceği konusunda uzlaşamamasında yatıyor.
Açıklama, ilkeli bir duruştan çok “diplomatik denge arayışı”nı yansıtıyor.
AB açıklamasında organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığı vurgusunun yer alması, Washington’ın müdahalesine “dolaylı bir meşruiyet alanı” açıyor. Bu durum, AB’nin normatif güç iddiasıyla çelişiyor ve hukukun üstünlüğü söylemini zayıflatıyor. Bir yandan egemenlik ve toprak bütünlüğü savunulurken, diğer yandan askeri zorlamaya kapı aralanıyor.
Venezuela cephesinde ise Delcy Rodríguez’in uzlaşmacı tonu, rejimin önceliğinin iç meşruiyetten çok dış baskıyı azaltmak olduğunu gösteriyor. Yaklaşım, Chavismo’nun geleneksel anti-emperyalist söyleminden bilinçli bir kopuşa işaret ediyor. Ancak yumuşama, ABD’nin sert ve taleplerini dayatan tutumu karşısında kırılgan görünüyor.
Bu arada Donald Trump, Air Force One’dan yaptığı açıklamada, tehditkar tonunu koruyarak, yeni lidere “İstediğimiz her şeye erişim istiyoruz; petrole ve ülkeyi yeniden inşa etmek için gerekli diğer şeylere, yollara ve köprüleri yeniden inşa etmek için gerekenlere erişim istiyoruz” diyor ve ekliyor: “Eğer [yeni yetkililer] düzgün davranmazlarsa, ikinci bir saldırı olacak”.
Trump’ın “kontrol bizde” söylemi, müdahalenin yalnızca Maduro’nun devrilmesiyle sınırlı olmadığını; Venezuela’nın enerji kaynakları ve yeniden yapılandırılması üzerinde uzun vadeli bir nüfuz hedeflendiğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda, demokrasi ve güvenlik söylemi, jeopolitik ve ekonomik çıkarların örtüsü haline geliyor.
Kriz, AB’nin küresel bir aktör olarak inandırıcılığını sorgulatırken, ABD’nin güç temelli dış politikasının yeni bir örneğini sunuyor. Uluslararası hukuksa, büyük güçlerin iradesine bağlı olarak esneyen bir çerçeveye indirgeniyor.

Sırada hangi ülke var?

0

Naim Babüroğlu
Güncelleme: 05 Ocak 2026
“Sana ait olan, bana aittir”
İran Şah’ı Rıza Pehlevi, Ocak 1979’da ülkeyi terk etti.
Ayetullah Humeyni, 1 Şubat 1979’da İran’a döndü.
★★★
Kasım 1979’da Ayetullah yanlısı bir grup öğrenci, Tahran’da ABD Büyükelçiliğini işgal etti.
53 elçilik görevlisi rehin alındı.
Rehineleri kurtarmak için Nisan 1980’de, CIA tarafından “Desert One” operasyonu yapıldı.
Operasyonda sekiz komandoyu taşıyan helikopter, alandaki bir nakliye uçağına çarptı ve içindekilerle birlikte parçalandı.
Bu operasyonu, ABD’nin en ünlü özel kuvvet unsuru, “DELTA FORCE” yapmıştı.
★★★
Rehineler, ABD Başkanı Carter’ın iktidarının sonuna kadar tam 144 gün tutuklu kaldı.
Carter’ın Başkanlığı Ronald Reagan’a devrettiği ve Beyaz Saray’dan ayrıldığı saatte serbest bırakıldı.
Bu zamanlama, tamamen ABD’yi küçük düşürmeye yönelik siyasi bir mesajdı.
ABD ve “DELTA FORCE”, bu başarısız operasyonu ve hezimeti hiç unutmadı.
★★★
Gel zaman, git zaman…
ABD “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”, Trump’ın imzasıyla 4 Aralık 2025’te yayımlandı.
1823 Monroe Doktrini’nin, Trump Doktrini’ne uyarlanışı belgesi…
★★★
2025 Stratejik Belge’de, ABD’nin birinci önceliği:
Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin, Batı yarımkürede (Kuzey ve Güney Amerika) konuşlanmasını ve bölgenin ekonomik kaynaklarına erişmesini engellemek.
Belgede; Venezuela, İran ve Kuzey Kore “haydut” ülke olarak adlandırılıyor.
Bu belge, 4 Aralık 2025’te yayımlandı.
Ve bir ay sonra, 3 Ocak 2026’da Venezuela Devlet başkanı Maduro evinden alındı.
★★★
Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülke.
Doğal gaz rezervinde altıncı veya sekizinci sırada.
Zengin altın, demir, boksit, elmas rezervine sahip bir coğrafya.
Ayrıca, modern teknoloji için gerekli olan nadir toprak elementleri açısından zengin bir ülke.
★★★
Bitmedi…
Su kaynaklarının ve büyük nehirlerin yer aldığı bir coğrafya.
Gıda krizi ve su savaşlarının yaşanacağı bir dünyada, ABD’nin her yönüyle iştahını kabartan bir ülkedir Venezuela…
★★★
Daha 24 saat geçmeden, 3 Ocak 2025’te düzenlenen Maduro operasyonunun ayrıntıları su yüzüne çıkmaya başladı.
Güvenilir kaynaklara göre…
ABD Başkanı Trump, Maduro’ya 23 Aralık 2025’te telefon etti.
“Görevi bırakıp, Türkiye’ye gidebilirsin”, dedi.
Maduro, teklifi reddetti.
Ve Trump 25 Aralık 2025’te operasyon için düğmeye bastı.
Eğer doğruysa, başka bir ülke değil de, neden Türkiye dedi?..
★★★
Operasyonun hazırlıkları, beş ay önce Ağustos 2025’te başladı.
Trump, CIA’yı yetkilendirdi.
CIA, Venezuela’da beş ay çalıştı.
Maduro, altı yedi değişik yerde kalıyordu.
Yakalandığı ev bunlardan biriydi ve askeri kışladaydı.
★★★
“DELTA FORCE”, 1980’de İran’da yaşadığı felaketle tekrar yüzleşmek istemiyordu.
Kaldığı evin maketi oluşturuldu.
Ve sürekli eğitim, provalar yapıldı.
★★★
Trump, 25 Aralık 2025’te, operasyon kararını imzaladı.
Hava koşulları uygun olmadığından, operasyon ertelendi.
Maduro’nun hareketleri, yakınları tarafından CIA’ya bildiriliyordu.
3 Ocak 2025 gecesi Maduro’nun kaldığı ev belirlendi.
Ve operasyon başladı.
★★★
Hava kuvvetleriyle, Venezuela’nın hava savunma sistemi etkisizleştirildi.
Siber saldırıyla, Venezuela başkentinin elektrikleri kesildi.
“DELTA FORCE”, helikopterlerle başkent Karakas yakınlarında, çok iyi korunan askeri kışlaya indi.
Maduro ve eşini, kaldıkları evde, çelik duvarlarla korunan güvenli odaya tam girmek üzereyken yakaladı.
Bekleyen helikopterle, planlandığı gibi ABD savaş gemisine götürüldü.
Sonunda, New York’a cezaevine getirildi.
1980’de İran’da hezimete uğrayan “DELTA FORCE”, 45 yıl sonra Venezuela’da tarihi bir başarıya imza atmış oldu.
★★★
Chavez’in Mart 2013’teki vefatından sonra, Maduro Devlet Başkanı seçilmişti.
Uyguladığı politikalarla, ülkede ekonomik çöküş başladı.
29 milyon nüfuslu Venezuela’dan, Maduro döneminde yaklaşık 8 milyon insan ülke dışına göç etti. Ülkenin neredeyse yüzde 30’u…
Seçimlerde şeffaflık ortadan kalktı, muhalefet ve çok sayıda ülke seçimleri tanımadı.
Halk yoksullaştı, hayat pahalılığı zirveye tırmandı.
★★★
Halkın büyük bir bölümünün istemediği bir Maduro…
İşte ABD, Venezuela’nın bu sosyolojik yapısından faydalandı.
Maduro’nun ordusunun ve yakınlarının işbirliğiyle operasyon düzenledi.
Ve adeta, ülke kendi devlet başkanını teslim etti.
★★★
Trump bir taşla birkaç kuş vurdu.
Jeopolitik güç mücadelesinde, ABD’nin karar verici aktör olduğunu gösterdi.
ABD iç kamuoyunda, Epstein skandalı ve benzer nedenlerle zayıflayan gücünü toparladı.
Ve en önemlisi ABD, dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip Venezuela’nın kaynaklarına çöktü.
★★★
“Dünya düzeni” kalmadı…
Yeni “Trump Doktrini” devrede…
“Bana ait olan bana aittir, sana ait olansa yine bana aittir…”
★★★
Peki, sıra hangi ülkede?
İran, Kolombiya ve Küba…
★★★
Ama…
İsrail ve ABD’nin hedefleri gereği…
Ortadoğu’da, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren yeni bir devletin de işaret fişeği atıldı.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi içine alan “Kürt Devleti”.
Yani SEVR…
Umarım, Türkiye farkındadır…