Ana Sayfa Blog

Huride cennette yoktur meylimiz

0

Huride cennette yoktur meylimiz
Cemal arzu eyler gözümüz bizim.
Al-i Muhammed’e düştü gönlümüz
Marifet doludur sözümüz bizim.

Herkes duysun bilsin budur halimiz
Hakkın bahçesinde açar gülümüz
Duvaz İmam okur her dem dilimiz
Pir Sultan’dan gelir özümüz bizim.

Kevser ırmağından içip kanarız
Velayet’e canı kurban sunarız
Aşk elinden nara düştük yanarız
Cehennemi yakar közümüz bizim.

Velayet Aytan

Serime bir sevda geldi

0

Serime bir sevda geldi
Muhammed Ali’den beru
Yandı vücûdum kül oldu
Tâ Kalûbelîden beru

Ali’nin Fatma Kanber’i
Hırka tutunur önleri
Severim On İki İmâm`ı
Atası pîrimden beru

Hasen’le Hüseyn’i sevdim
İkrârım anlara verdim
Kâfirlerin bütün kırdım
Halîl’ür-Rahmân’dan beru

Zeynel Abidin yolları
Açılur gonca gülleri
Bâkır imâmlar serveri
Severim soyundan beru

Muhammed dünyâya geldi
Şu âlem nûr ile doldu
Hâcem İmam-ı Câfer’i
Okuram Kur’an’dan beru

Musâhibim Mûsâ Kâzım
Rızâ’ya bağlıdır özüm
Kolumda şâhinim bazım
Beslerim zamandan beru

Takî’den etek tutmuşam
Nakî sırrına yetmişem
Askerî’den mey içmişem
Sarhoşam zamandan beru

İkrârın bendi boşandı
İndi türâba döşendi
Mehdî’den kılıç kuşandı
Bilürem zamandan beru

Şah Hatâyî’m Hakk’a yalvar
Sevdiğim Ali’dir server
Sorarlarsa bizi erler
Gelürem dîvandan beru

Şah Hatayi

Yer yoğ iken gök yoğ iken tâ ezelden var idim

0

Yer yoğ iken gök yoğ iken tâ ezelden var idim
Gevherin yekdâ nesinden ileru perkâr idim

Gevheri âb eyledim tuttu cihânı serbeser
İns ü cinni arş ü kürsî yaradan Settâr idim

Girdim âdem donuna sırrımı kimse bilmedi
Men o.Beytullah içinde tâ ezelden vâr idim

On sekiz bin âlemi gezmiş idim Cercîs ile
Derya altındaki saçı kızdıran envâr idim

Ol zamanda ben anın sırrın bilirdim ol benim
Anın içün Hak ile hem sırr idim esrar idim

Ey Hüseynî hârici lâm ile bozdu postumu
Gâh Mansur donuna girüp Enelhak dâr idim

Ey Hatâyî Hak’kı bilüb tanımışam bî güman
Anın içün ol yarattı ben ana inkâr idim[1]

Geldik idi dünyaya

0

Geldik idi dünyaya
Biz de zaman içinde
Ömrüm de geldi geçti
Güman, yaman içinde

Ermedim, usanmadım
Öleceğim sanmadım
Gözlerim gerek oldu
Kaldı duman içinde

Var ey ahî, sinleri
Gör’e şu ölenleri
Ciğer büryan olmuş
Yatar, gör kan içinde

YUNUS’layın kemter kul
Değmez Tanrı’ya bir pul
Onun değil bu usûl
Üstat var can içinde

Dünya arsızındır hey hey fırsat pirsizin

0

Dünya arsızındır hey hey fırsat pirsizin
Rağbet yalancının da refah hırsızın
Azap yoksulundur hey hey göçük yersizin
Sararıp da solmak solmak reva mı bize

Dünya arsızındır, fırsat pirsizin
Rağbet yalancının, refah hırsızın
Azap yoksulundur, göçük yersizin
Sefil sergân olmak; bu da mı hayat… 

Boynum eğri, benzim sarı, karnım aç
Kazancım tok, dünya saha, ettim maç
Gömleğim yok, yatağımdır kızgın sac
Budalaca kalmak; bu da mı hayat…

Mazlum Davut Sulari’yi ağlatır
Gelen günler geçen günü aratır
Aradan kalktı mı hürmetle hatır
Sararıp da solmak; bu da mı hayat.

Yol önderimizin en yücesini

0

Yol önderimizin en yücesini
Eyvallah diyerek anmaya geldim
Safi deyişlerin, her hecesini
Canlar sofrasında banmaya geldim

Arınıp ben benden, cümle günahtan
Bir ulu ozandan bir koca şahtan
Gönüller fethetmiş, kutlu dergâhtan
Feyzalarak pişip, yanmaya geldim

Erdebil ilinde, bir Türkmen boyu
İmam-ı Cafer’e uzanır soyu
İlim ırmağında çağlayan suyu
Damla damla içip, kanmaya geldim

Her dem itikatla pir ocağına
Dönerek yüzümü şah sancağına
Erenler bağının dört ağacına
Kırk kanat çırparak konmaya geldim

Yoz oğlu yobazlar, ne derse desin
Nasihatname’yi dünya dinlesin
Deh-name, Divan’dan duyarak sesin
Hürmetimi Şah’a sunmaya geldim

Bilge cengaverin tezi Hak’tanmış
Mukaddes gayreti, özü Hak’tanmış
Anadolu’daki izi Hak’tanmış
İzini sürüp de onmaya geldim

Hürdemi hepimiz fani bedeniz
Hak’tan geldik yine Hakk’a gideniz
Hatayi cihanda bir derya deniz
Gerçeğin deminde yunmaya geldim

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

0

Hemen Mevla ile sana dayandım
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey
Yoktur senden gayrı kolum kanadım
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Yüce yüce tepesinden yol aşan
Gitmez oldu gönlümüzden endişen
Mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Hep sınadım Osmanlı’nın alını
Bulamadım hergiz gönlüm alanı
Anıcağız sevdiğimin hâlini
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Köroğlu der tepelerden bakarım
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Bunca yıldır hasretini çekerim
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Bu nasıl bir akıl,nasıl ihanet

0

Bu nasıl bir akıl,nasıl ihanet
Baştaydın ayağa,düştün akılsız
Vicdanlar affetmez, okurlar lanet
Kızarmaz mı yüzün, pişkin akılsız

Bunca yıl çalışıp verdiğin emek
Zaten biliniyor, inkar ne demek
Demokratik yarış ,haktır istemek
Had,hududu aştın, taşkın akılsız

Doğru dürüst diye bel bağlamıştık
Aynı duygu ile öz dağlamıştık
Beraber gülmüştük, bir ağlamıştık
Niye yanlış yaptın şaşkın akılsız

Çok şaşırttın gerçekmisin,yalan mı
Esrarengiz, projemi,plan mı
Sarhoşluktan yıkılan mı, yılan mı
Afyon mu içtin sen ne içtin akılsız

Yapışmış koltuğa kalkmam diyorsun
Bunca yıl oturdun, ne istiyorsun
Birde başkasına söz ediyorsun
Altına mı yaptın dışkın akılsız

Berbat oldun,çamurlara battın ya
Dosta bühtan ettin, adam sattın ya
Şeytanla bir oldun,hile kattın ya
Nerde senin ALİ aşkın akılsız

Bahtuni’ der kamil insan olsaydın
Yine gözde gönüllerde kalsaydın
Baş üstünde yine yerin bulsaydın
Niye yoldan saptın düşkün akılsız

Bahattin Çetin Bahtuni

Düşünsene Turgut Özakman

0

Düşünsene.
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazeteden okuyorsun: Yunanlılar Ege’yi geçmiş. Uzakta, diyorsun. Bize kadar gelmezler. Ordu durdurur.
İki gün sonra bakıyorsun: Komşu şehirdeler.
Birkaç gün sonra gazete çıkmıyor.
Çevre köylerden haberler geliyor. Baskın. Yangın.
Bekliyorsun.

Sabah.
Akşam.
Tekrar sabah.
Belki bizim köye gelmezler.
Sonra köyden silah sesleri başlıyor.
Eşini, kızını, oğlunu kilere saklıyorsun. Kapının mandalını çekiyorsun. Bu sesi en son sen duydun. Silahını alıp pencereye geçiyorsun.

Evin önünde 30 kişi.
Basıyorsun tetiğe.
Bir düşman iniyor.
Bir daha.
Bir daha.
Mermin bitiyor.
Dalıyorlar içeri.

Dipçikle suratını eğip büküyorlar. Yerde yatıyorsun. Tek dileğin şu: Beni vurup gitsinler. Ailemi bulmasınlar.
Buluyorlar.
Üç asker gülüşerek eşini sürüklüyor ahıra.
Diğer üçü kızını bahçeye çıkarıyor.

Biri oğluna işaret ediyor: “Büyüdüğünde intikam alır. Öldürün.”
Ellerin bağlı.
Bir şey yapamıyorsun.
Tam o anda köyde yeniden silah sesleri.
Ama bu sefer çığlıklar düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri girmiş köye.

Beş Mehmetçik evin arkasına koşuyor — oğlanı kurtarıyorlar.
Dördü ahıra dalıyor — son anda yetişiyorlar.
Diğerleri bahçeye — kıza da bir şey olmuyor.
O asker senin canını kurtardı.

Namusunu kurtardı.
O çocuğu kurtardı.
Şimdi sor bakalım o askere:
Oruç tutuyor musun?
Namaz kılıyor musun?
Hangi partilisin?
Mezhebin nedir?
O noktadan sonra bunların senin için önemi var mı?
Bizi birleştiren din değildi, mezhep değildi, parti değildi.

Bizi birleştiren şey şuydu:
Aynı toprak.
Aynı tehlike.
Aynı çığlık.
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden.

Anadolu’yu vatan yapan,
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyen,
bu toprakları bize bırakan
önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve
kahraman silah arkadaşlarını
saygıyla, minnetle anıyorum.
Allah rahmet eylesin.

Halk Ozanları susmuyor, hala umut var

0

On üç seçim kaybetmişken
On dördü mü kazanacan
Kendini rezil etmişken
Zafere mi uzanacan

İnat ettin çok direttin
Umutlan tekmelettin
Aday iken Ekmeleddin
Zafere mi uzanacan

Pusula misal pusula
Mühürsüzken zıt usûle
Şimdi kasıla kasıla
Zafere mi uzanacan

Sorumluluk almayarak
Kendinde suç bulmayarak
Halk içinde olmayarak
Zafere mi uzanacan

Muhtaç kalıp muhannete
Araç olup ihanete
Göz yumarak melanete
Zafere mi uzanacan

Yumruk yediğin gırtlakla
Buluştun hırsız hortlakla
Bir de butlan-ı mutlakla
Zafere mi uzanacan

Halka hasımlık ederek
Hırsla husumet güderek
Hak olana zıt giderek
Zafere mi uzanacan

Ne mahpusa ziyaretin
Ne yetki ne velayetin
Yokken hiç bir dirayetin
Zafere mi uzanacan

Arkandayken milyon milyon
Kazanmadın bir madalyon
Şimdi yerlerdeyken vizyon
Zafere mi uzanacan

Hürdemi bu tiyatroyla
Otur koltukta puroyla
Lâkin lakabın Piro’yla
Zafere mi uzanacan

Bu son barutunuzdu.Attınız ve 14. defa kaybettiniz.

0

1986 yılından bu yana profesyonel gazeteci olarak siyaseti izliyorum.
Hayatım boyunca bu kadar sinsi bir siyasi konuşma görmedim.


Bir yıldan fazladır, tartışmalı iddianamelerle içerde yatan yüzlerce partili arkadaşını böyle üç cümlede müebbete mahkûm eden bir egoizme tanık olmadım.
Milyonlarca vatandaşa böyle geri zekâlı muamelesi yapan bir siyasetçi de görmedim.


Ona 13 seçimde oy veren vatandaşlarına, onu genel başkanlıkta bu kadar uzun süre tutan partili arkadaşlarına bu kadar geri zekâlı muamelesi yapmış bir genel başkan çıkmadı.


Ne CHP’de ne de başka bir partide, ihtirası yüzünden kendini, kendi iradesi ile bu kadar aşağılara indiren bir siyasi figüre rastladım.


İnsanlar iki türlü yaşlanırlarmış. Ya bilgeleşerek ya da habisleşerek…


Hayatım boyunca ikisini de gördüm de; bu kadar hezimetten sonra, hâlâ, bu kadar habisleşen bir siyaset emeklisini hiç görmedim…


Sinsi; ama, niyetini saklayamayan bir konuşma…


Konuşmayı kim hazırladıysa, dünya sinsilik ve habislik tarihine bir baş eser kazandırdığından emin olmalı.


•Sinsi!
diyorum ama; zannetmeyin ki, zeki bir belâgat…
Kötü niyetini saklayamayacak kadar da beceriksiz…


Arkadaki niyet ve ihtiras her tarafından sarkıyor, sırıtıyor, akıyor…


Güya; CHP’li seçmene sesleniyor.
Yuttuk mu o bakışları ve belâgati?


Taammüden hazırlanmış bir tuzak ve onun üzerinde sarkan elbise gibi duran demode bir belâgat…


Nasıl da kendinden emin!…Nasıl da dürüstmüş gibi bir eda, bir hâl, bir tavır…


Ama; hiçbiri sahici değil, hepsi miş gibi…
Lime lime sarkıyor…


Güya; CHP’ye oy veren insanlara sesleniyor…
Dürüstlük, temizlik, arınma…
Ne hoş kelimeler değil mi?
Ama; bir dakika!…


Sayın 13 seçim kaybetmiş eski genel başkan; siz bizi geri zekâlı zannedebilirsiniz, ama; biz sizin zannettiğiniz kadar saf ve aptal değiliz.
Üstelik 13 kere hüsrana uğratılmış insanlarız biz!…


2017 referandumunda, daha sandıklar kapanmadan, sizin suskunluğunuzla değiştirilmiş bir rejimde yaşayan vatandaşlarız…


Artık yutmuyoruz o şehvetli belâgati.


Siyasetin s harfinden nasibini almış biri; asıl adresin kimler olduğunu anlar.
Çünkü sırıtıyor…


O nedenle; siyasetin s harfinden nasibini almış herhangi bir vatandaş, bu sinsi ve beceriksiz konuşmanın asıl muhatabının kendileri olmadığını anında anlamıştır…


Üstelik; asıl adresin neresi, kimler olduğu öyle besbelli öyle sırıtıyor ki!…


Biri; CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına dava açmış Silivri savcı ve hakimleri, öteki de CHP’ye kurultay davası açan savcı ve hakimler.


Ne diyor o iki adrese?


Silivri savcı ve hakimlerine, •İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atmakta haklısınız.
Ortada adaletsiz bir durum yok!
Sonuna kadar gidin!
diyor…


Ya kurultay savcı ve hakimlerine?
•Siz çıkarın mutlak butlan kararını, ben partinin başına geçmeye hazırım…


Aynen böyle diyor, halkın yüzde 50’sine hayatının en büyük düş kırıklığını yaşatmış emekli siyasetçi…


Karşımızda inanılmaz bir karakter var…


13 kere seçim kaybetmiş…

  1. kere de kaybetmeye azmetmiş…

Üstelik; toplumun yüzde 50’sine, belki de hayatlarının en büyük siyasi hayal kırıklığını yaşatmış bir siyasetçi…


Sokağa bile çıkamıyor ama; bir YouTuber olarak, ofisinin bir köşesinden düğmeye basıyor.
Belli ki; kendi kendine sefer görev emri çıkarmış.
CHP’yi bölecek ve bir seçim daha kaybettirecek.


Henüz savunmasını bile yapmamış partili arkadaşlarına suç etiketi yapıştırıyor.


Gözünü öyle ihtirası bürümüş ki; hukukun en basit ilkesi olan masumiyet karinesini bile unutmuş!…
İhtirası o kadar büyük ki; partisinin seçilmiş başkanlarına yapılanları meşrulaştırmak için, neredeyse, bir siyasi itirafçıdan bile ağır ruh haline girmiş.


Partili arkadaşları hakkında, henüz Silivri hakimleri bile kararını vermeden, o kararını vermiş, cezasını kesmiş, infaza gidiyor.


Kemal Bey; destekçilerinizle birlikte, o koltuğu gasp edebilirsiniz.
Hatta partiyi de bölebilirsiniz.
Ama; bilin ki, CHP’ye oy veren insanları bölemeyeceksiniz…


Özgür Özel; önce kurultayda sizi yendi, sonra sandıkta iktidarı yendi
O koltukta artık, sizin 13 hezimetinizden sonra, partiye ilk seçim zaferini kazandıran genç bir siyasetçi oturuyor.
Yılmak, durmak, dinlenmek bilmiyor…
Önce kurultay sandığında sizi yendi.
Sonra seçim sandığından birinci çıktı.


Şimdi; halkın da desteği ile, siyasi dalavere meydanında, sizi bir kere daha yenecektir ve siz de muhteris bir ihtiyar olarak evinize döneceksiniz…


2023’te, Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sandığında, sizi yenmişti.
Bu defa; hüsrana uğrattığınız size oy vermiş insanlar sizi yenecekler ve hayatınızın sonuna kadar sizi bir yapayalnızlık evine gönderecekler.


Bu son barutunuzdu.
Attınız ve 14. defa kaybettiniz.
ERTUĞRUL ÖZKÖK

Allah Allah din gaziler

0

Allah Allah din gaziler
Gaziler deyin şah menem
Karşu gelün secde kılun
Gaziler deyin şah menem

Uçmakta tuti kuşuyam
Ağır leşker er başıyam
Men sufiler yoldaşıyam
Gaziler deyin şah menem

Ne yerd’ekersen biterim
Handa çağırsan yeterim
Sufiler elin dutarım
Gaziler deyin şah menem

Mansur ile darda idim
Halil ile narda idim
Musa ile Tur’da idim
Gaziler deyin şah menem

Tahkıyk ile şahı tanun
Nevruz edin şaha yetün
Hey gaziler secde kılun
Gaziler deyin şah menem

Kırmızı taclu boz atlu
Ağır leşkeri nisbetlü
Yusuf Peygamber sıfatlu
Gaziler deyin şah menem

Hatai’yem al atluyam
Sözü şekerden datluyam
Murtaza Ali zatluyam
Gaziler deyin şah menem

Âdem oldum geldim Âdem içine

0

Âdem oldum geldim Âdem içine
Nasîb olmaz dürlü candan içeru
Zenbûr olub kândan kâna geçerken
Bir kâna uğradım kândan içeru

Kardaş gel erkâna bu erkân değil
Oynatma atını bu meydân değil
Süleyman’dan esen Süleyman değil
Süleyman var Süleyman’dan içeru

İrfân meclisinde irfân almışam
Lâ’l-i Bedahşan’dan mercân almışam
Bin cânı verüben bir cân almışam
Ol cânı saklaram candan içeru

Hatâyî Sultân’ın nutkunu hakla
Ne dileğin varsa kendinde yokla
Mürşidin pendini iyice sakla
Damardan ilikten kandan içeru

Gün gelir…

0

Gün gelir…
Hırsızlar zengin…
Metresler eş…
Serseriler adam olur…
Odundan kapı, taştan saray olur…
Gün gelir…
Kezbanlar destan…
Onları destan yapanlar mestan olur…
Gün gelir…
Çivisi çıkar dünyanın…
Konuşamayanlar hatip…
Şifa veremeyenler tabip…
Yazamayanlar kâtip olur…
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
işler ters döner
Aldatan, bir gün sadakat için…
Çalan, bir gün adalet için…
Döven, bir gün şefkat için yalvarır…
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur….
Şâha da fazla güvenme…
Gün gelir mat olur.
İnsan yaratıcısına bile nankör iken
Sana vefalı mı olur?
Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur…
Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.
Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur…
Hayaller kaybolur…
Ümitler yok olur…
Hayat bazen
Boş olur, saçma olur,
Çekilmez olur, yalan olur…
Gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur…
Ve
Öyle bir gün gelir ki:
Hayat biter son olur…
Gün artık gelmez olur…

Ömer Hayyam

Hayat ilginç.
Gün gelir, iç oğlanlar, padişah olur…
Hırsızlar zengin,
Metresler eş,
Eşekler adam olur.


Odundan kapı, taştan saray olur…
Gün gelir, kezbanlar destan,
Onları destan yapanlar, mestan olur.
Gün gelir, hadsizlik özgüven,
Saygı yalan, sevgi ise dolan olur…
Gün gelir, çivisi çıkar dünyanın.


Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar katip olur…
Ama yine öyle bir gün gelir ki …
Verenler alır, gidenler uslanır, dönenler yalvarır…
Merdiveni koşarak çıkanların, gün gelir ayağı takılır.
Sevgisini vermeyen, gün gelir kimsesiz kalır.


Aldatan bir gün sadakat için, çalan bir gün adalet için, döven bir gün şefkat için yalvarır.
Piyon deyip geçme,
Gün gelir şah olur.
Şaha da fazla güvenme.
Gün gelir mat olur…
Öyle bir gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur..

Nilgün Bodur

Siz kimi kandırıyorsunuz?

0

Siz kimi kandırıyorsunuz?
Halkın kimi istediği belli, parti tabanının kimi istediği belli, delegenin kimi istediği belli… Sonrasında yapılmış olağanüstü kurultayda neredeyse tüm delegelerin silme oyunu alıp seçilmiş bir yönetim varken iki buçuk yıl önceki bir kongrede kanıtlanamamış iddiaları gerekçe yapıp ülkenin yasal seçim kurulları tarafından onaylanmış bir yönetimi bir iki yargı bezirgânı eliyle alıp artık istenilmeyen, itibarını kaybetmiş başka birine veriyorsunuz. Bunun adına da demokrasi diyorsunuz. Hiç utanmadan da millet iradesi adına, demokrasi adına nutuklar atıyorsunuz.
Kirli siyaset kadar nefret ettiğim bir şey yoktur… Ondan daha kötüsü, adı sanı büyük koskoca adamların hiç utanmadan bu oyunun içinde rol olmaları, yüzsüzlüklerini, arsızlıklarını kendilerine ve çevrelerine kabul ettirebilmeleridir; onların insana yakışmayan o ruh halleridir.
Yazıklar olsun bu oyunu oynayanlara, yazıklar olsun hiç hak etmediği yerlere birçok dalavere ile gelmiş politika ve yargı bezirgânlarına, yazıklar olsun onlara oyuncak olan koltuk ve makam hırslılarına.
Yazıklar olsun hâlâ daha bu kötülükleri bir marifetmiş gibi alkışlayanlara…
Bu ülkenin şanlı tarihine, bu cefakâr halkın onuruna, insanlığına, dostluk, dayanışma ve kardeşlik duygularına hiç yakışmıyorsunuz.
Bu milleti soygun, sömürü, yoksulluk batağında tuttuğunuz yetmiyor, elindeki tüm iradesini, insanlık hakkını da elinden alıp kendinize ömürler boyu sürecek saltanatlar kurmaya, tüm itiraz seslerini susturmaya çalışıyorsunuz.
Kendi çocuklarınıza, kendi gelecek kuşaklarınıza da kötülük ediyor, bütün dünyanın gözü önünde rezil rüsvaya çeviriyorsunuz. Yazıklar olsun size…
Sanmayın ki sonsuza kadar yanacak o yalancı mumlarınız, sanmayın ki, bu kara düzen, bu soytarılıklar sizin yanınıza kâr kalacak…
Karartmayın içinizi dostlar. İçimizdeki, iyilik, güzellik ve adalet duygusunu söndüremeyecekler.
“Geldikleri gibi gidecekler!”
Gününüz aydın olsun…
22 Mayıs 2026, Alper Akçam