Ana Sayfa Blog

Atatürk sana ne yaptı?

0

“Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?

Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?

Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?

Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; kaMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..

Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.

“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;

“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)

Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.

“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.

Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?

Atatürk’ü sevmiyor!

Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.

Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.

Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.

Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.

Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.

Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.

Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.

Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.

İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.

Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra.

Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.

Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.

Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.

En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar.”

Şebnem Uzunçiçek.

Türkiye Atatürk’ü Allaha , geri kalan her şeyinide Atatürk’e borçludur

0

Seni bize Allah gönderdi

Tarih 30 Ağustos 1968. Afyon Lisesi öğretmeni Sabri Tanrıkut, öğretmen arkadaşlarıyla Dumlupınar’ da yapılan törene katıldı.

Konuşmacılardan birisi kurtuluş savaşımızın süvari kolordu komutanı Fahrettin Altay Paşa’ydı.
Bir albay, Paşa’nın koluna girdi.

Kürsüye çıkmasına yardımcı oldu.Konuşma süresince de elinde bir semsiye ile O’nu güneşten korudu.

Fahrettin Altay Paşa konuşmasına şöyle başladı:

” Bana Mustafa Kemal’i anlatır mısınız? dediler. Ben de memnuniyetle kabul ettim ve geldim.

Ancak anlatımım kısa olacak. Size 26 Ağustos 1922 sabahı taarruz anındaki bir olayı aktaracağım.

Bu şekilde Mustafa Kemal’i anlatmış olacağım.

Paşanın Mustafa Kemal’i nasıl anlatacağını herkes merak etti.
Önündeki bardaktan bir yudum su içti ve konuşmasını, sonradan avukatlığa başlayan Sabri Tanrıkut’un tuttuğu nota göre şöyle sürdürdü:

Planlandığı şekilde 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.00’te başta Mustafa Kemal olmak üzere İsmet Paşa, Fevzi Çakmak, Nurettin Paşa, ben ve diğer komutanlar, ordu karargahı olarak Afyon Kocatepe’deydik.

Plan gereği taarruz, önce top atışlarıyla başladı.
Bu bir baskındı. 20 dakika sürdü.

Ardından ‘Tahrip’ atışları yapıldı. Bu da 10 dakika devam etti Yunan mevzilerindeki makineli
tüfek yuvalan, Yunan topları, tel örgüleri hedef alndı.

Komutanlar olarak bizler de top atışlarının sonucunu görmeye çalışıyor, alt kademelere iletmek üzere Mustafa Kemal’in emrini bekliyorduk.

Sonuçta Yunan mevzilerinde alevlerin yükseldiğini, hedeflerin vurulduğunu, düşmanın mevzilerini terk ederek geri çekilmekte olduğunu gördük.

Mustafa Kemal’e yöneldik. O’nun taarruz ve takip emrini bekliyorduk.
Ne ki gözlerini O, Yunan mevzilerinden ayırmıyor ve geri çekilen Yunan ordusunu izliyordu.

Fevzi Çakmak, sessizliği bozdu. ‘ Haydi Kemal düşman kaçıyor, taarruz emrini ver !’ dedi.
Mustafa Kemal: ‘ Dur Abi !’ diye cevap verdi.

Bir süre sonra Fevzi Çakmak, ‘ Kemal, tarihi bir fırsatı kaçırıyorsun, düşman yeni mevzilerine yerleşecek.

Emrini ver artık !’ diye ısrarda bulundu.
Mustafa Kemal, yine ‘ Dur abi !’ dedi.
Bir süre daha geçti. Fevzi Çakmak bu kez ‘Allah aşkına Kemal, ver şu emri, komutanlar seni bekliyor, yeter artık !’ diye sesini yükseltti.

Mustafa Kemal yine ‘ Dur Abi !’ dediği sırada beklenmedik bir olay meydana geldi.

Yunan ordusunun terk ettiği mevzilerde cehennemi patlamalar başladı.

Mustafa Kemal’in taarruz ve takip emrini geciktirme sebebi anlaşıldı.
Yunan ordusu, geri çekilirken cephe boyunca mevzilere saatli bombalarını yerleştirmiş, askerlerimize tuzak hazırlamışlardı.

Mustafa Kemal’ in öngörüsü, büyük bir felaketi önlemişti.

Taarruzda ısrar eden Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal’e sarıldı. ‘ Seni bize Allah mı gönderdi Kemal ? ‘ dedi.

Müteakiben süngü hücumu ve ileri top atışları emrini aldik. Alt kademelere ilettik. Sonucu biliyorsunuz.

Bana ‘ Mustafa Kemal’i anlat ‘ dediler.

‘ İşte Mustafa Kemal budur !’ “

Dedi ve bir albayın yardımıyla kürsüden indi.

Fahrettin Altay Paşa’dan dinlediği bu olayı ve anıyı, öğretmen, sonradan da avukat olan Sabri Tanrıkut hiç unutmadı. Paşaya 2 metre uzaklıkta dinlediği bu anıyı,
O güne ait fotoğrafları da bizimle paylaştı.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun… Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle, saygıyla anıyoruz.

(*) Gazeteci ve Yazar Saygı Öztürk’ten derlenmiştir

Sanmayın erenler dünden bu güne

0

Sanmayın Erenler Dünden Bu Güne
Biz Nice Bin Kerre Bu Hana Geldik
Hakk Teala Nura Tecelli Kıldı
Ol Nurdan Payımız Aldıkta Geldik

Kandili Kudreti var etti Nurdan
On İki Ervahı Yarattı Sırdan
Lamekan Şehrini kurdu Nurdan
Askı Muhabbeti Cevlana Geldik

Ademe Kavuştuk Cennete Girdik
Havva İle Orda Çok Demler Sürdük
Binasını Yerin Göğün Biz Kurduk
Arzu Kıldık Onu Seyrana Geldik

Hak Buyurdu Buğday, Yemeyin Hey Can
Galebe Eyledi nefs İle Şeytan
Yedikte Buğdayı Eyledik İsyan
Sürüldük Cennetten Cihana Geldik.

Tövbe Kıldık Makbul Oldu Sözümüz
Muhammet Cisminde Açtık Gözümüz
Adem’den Hatem’e Sürdük Yüzümüz
Ol Demde Sureti İnsana Geldik

Muhammet Cisminde Karar Eyledik
Hakk Buyurdu Hak Kelamın Söyledik
İndik Aşkın Deryasını Boyladık
İkrar Verdik Şah-ı Merdana Geldik

Başımıza Vurduk Tacı
Çıktık Seyreyledik Arşı
Miraçta Biz Gördükol Hakkı
Hatemi Aslana Geldik

Fatıma Muhammet Ali
Ezelden Kurdular Yolu
Hasan Hüseyindir Veli
Eşiğine Kurbana Geldik

Zeynelden Bakıra İndik
Sadık’a Göz Gönül Kattık
Kazım’dan Rıza’ya Yettik
Taki Naki Şaha Geldik

Ondört Masum-u Pak Bizim Sırrımız
Oniki Mamurdan Gelir Nurumuz
Kırkların Ceminde Vardır Yerimiz
Uğradık Mektebi İrfana Geldik

Erenlerden Bizde Destur Almışız
Noksaniyem Lamekandan Gelmişiz
Münkirin Gözüne Perde Olmuşuz
Hakikat Sırrını Beyana Geldik

Görenin hali döner

0

Görenin hali döner
Nişansız bî-nişana
Esrittin cümle halkı
Sırf içildi peymâne

Sen bî-sıfat sıfatsın
Bî-nihayet nihansın
Âşıklara devletsin
Meşhur oldun cihana

Sözün işiten kulak
Kendüden gitti andak
Cümle gönüller mutlak
Saddak dedi burhana

Seninle bir dem birlik
Odur cihanda erlik
Senden ayrıksı dirlik
Oldu kamu efsâne

Senin hikmetin ırak
Sensin canlara durak
Sen yandırdığın çırak
Ebedî ömür yana

Hâssül-havâs bâbısın
Aşıklar kitabısın
Mutlak dîdâr kapısın
Göricek mahluk tana

Yer gök kayim durduğu
Denizler mevc vurduğu
Cennet-ü hûr olduğu
Cümle sana bahane

Dahi yer gök yoğ idi
Cümle söz mensûh idi
Aşıklar tapar idi
O bî-nişan Subhâna

Bu göz kendözün görmez
Nişan nişanın vermez
YUNUS’un aklı ermez
Eren oldu dîvâne

Sende başını alıp Gitme

0

Ben suyumu kazandım da içtim
Ekmeğimi böldüm de yedim
Ben suyumu kazandım da içtim
Ekmeğimi böldüm de yedim
Alkışı duydum, ihaneti gördüm
Sesim de oldu, sessizliğim de
Seviştiğim de oldu benim
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi

Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Ne olur
Ne olur

Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Ne olur
Ne olur

Mirac-ı Aşka

0

Dava eteğinden dök taşlarını
Dur ile varılır mirac-ı Âşkâ
Habibine akıt göz yaşlarını
Yâr ile varılır mirac-ı Âşkâ

Bağrı yâra yanık yüreği közlü
Aşikâra ayık gizliye gözlü
Yaşama nişanlı ölüme sözlü
Er ile varılır mirac-ı Âşkâ

Dost isen kemlikten dostunu kolla
Arı kovanını doldur gel balla
Giz nedir, ne bilir cahil cühelâ
Sır ile varılır mirac-ı Âşkâ

Bülbül car eyledi kırmızı gülü
Dervişin lokması Selman keşkülü
Yolun sahipleri çözer müşgülü
Sor ile varılır mirac-ı Âşkâ

Edep-erkân-sükut, lisan bilmeli
İkrârlılar beli best edilmeli
Beşi bir tabutta defnedilmeli
Pir ile varılır mirac-ı Âşkâ

Ocağı yananın bacası tüter
Cem ayn-ül cemdeysen sen sana yeter
Sina’da başlayan Sina’da biter
Tur ile varılır mirac-ı Âşkâ

PERDESİZ yolumuz ateşten gömlek
Gönül şartımızdır rızalı gelmek
Her cana gerekir ölmeden ölmek
Zor ile varılır mirac-ı Âşkâ

                                        Âşk ile 
        4--Haziran--2026--Perşembe   Kamil Gündüz

Hakikat ilminde bir nokta buldum

0

Hakikat ilminde bir nokta buldum
Umm’ül Kur’an o noktada gizlidir
Okudum hecesin zatını bildim
Sırr-ı Süphan o noktada gizlidir

Aslı bir noktadır taht-üs serada
Tecelli gösterir her bir eşya da
Allemel esma da, bay u gedada
Al-i İmran o noktada gizlidir

Sıdkı hatmeyledi cim ile dalı
Üstaza ermiyen bilmez bu hali
Mayası Muhammed, esrarı Ali
Seb-ül mesan o noktada gizlidir

Sıdkı Baba

Alleme âdemel esmâe: (Bakara:31): Âdem’e bütün adları bildirmişti
Ümmül Kuran: Kuran’ın anası, özü esası manasında Fatiha suresine işaret eder
Taht-es serâ (Taha:6)
Bay u Geda: Zengin ve yoksul
Seb‘u’l-mesânî (Zümer:23): Tekrarlanan, iki kattan ibaret olan yedi manasında. Ayrıca insanın yüzündeki yedi deliğe (iki göz çukuru, iki burun deliği, iki kulak deliği ve de ağız)

Gazapizm Heyecanı yok

0

rap

sözlerinden alınganlık gösteriyoruz, başka manada söylenen ve kullanılan. açıkçası diken üstündeyiz..

bir fıkradan da haklı olarak..

açıklamalar yapıyoruz, kınamalar.. bildiriler..

uzmanlıklarına başvuracağımız folklorcular yani halk edebiyatçıları arazi.. ara ki bulasın!

müzikologlar da..

yapay zekaysa iş başında. provokatör.

“yakmak” fiili kötü şeyleri çağrıştırıyor bize. karnesi zayıf bu bağlamda, geçmişte iyi şeyler yaşanmamış, insanlar yakılmış zira..

lakin, İmralı’daki hükümlü, kadın için demediğini bırakmamış.

“kokmak” fiili de kötü, bizim hafızamızda..

Alevilik için de “uydurulmuş” demişti.

sosyal medyada hareket yok. kadın örgütlerinde açıklama – kınama da yok. Aleviler lal..

Montumun cebinde yok kuruş
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um
Bi’ de kafamıza bas vurur ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Hah, kazan kazan yok
Kaybet’cek birimiz, kaçarı yok
Çocuk çok, yatarım yok
Oynayan aç ayı yok
Olmayan façası yok
Kurtaran paçayı yok
Gelecek için bi’ hedefin yok
Yarının yok

Temel güvenin yok
İllegal, legal düzenin yok
Para kesesi yok
Bekleme, rüzgârın esesi yok
Her şey boş yere, tasarı yok
Bak büyüdüğün sokakta masalın yok
Hah, kollarından öte saranın yok
Dirisin ya da ölü, Araf’ı yok

Kapımın önünde polisler var
Elinde silahla komiser var
Üstümde, başımda kan izi var
Önümde kocaman valizler var
Bana tepeler, denizler dar
Bi’ de sırtımda keneler var
Yarım kalır o şarkılar
Bur’da panda yok, develer var

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Artık gerçeğin farkında herkes
Kimse doymuyo’ yerken
Hayat en sayko mektep
Yanacak kafan gençken
Olacaklar hep elzem, depresyon gettoya kısmet
Ve de kaygıya saplanmış herkes mi zorlayan?
Üstelik yaşama sevincine el koyan denge

Ve umutların er geç ölür
Bi’ de bakarsın her şey sönük
Suça en yakın eksen görür
Hızlı yaşayan erken ölür
Biz yakarsak söndüremezler
Geri döndüremezler
Bizi heyecanlandıramıyorsa bi’ şeyler
Artık öldüremez de

Ah, herkes delirmiş
Hiç etkinlikler etik değil
Hep biz pisliklere itildik
Bizi bitirmiş ilişki
Ki bilemezdik ne işti?
Daha dur hele, ne içtik?
Tüm bilincini yitirmiş
Şehir kurtları tedirgin

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki (yok)

Bu hayatın heyecanı meyecanı yok (yok)

Gazapizm – Heyecanı Yok [official video music]

Kaşlarında Mim Duası Yazılı

0

Kaşlarında Mim Duası Yazılı
Sana medet yola mürvet ya Ali
Bilirim günahım hadden aşmıştır
Sana medet yola mürvet ya Ali

Elestü deminden hak bildik yolu
Korkarım solduram ol gonca gülü
Nice bir ağlattın bu edna kulu
Sana medet yola mürvet ya Ali

Kalmadı baharım yetişti yazım
Yalvarı yalvarı kalmadı yüzüm
Yetişti kervanım sırlandı izim
Sana medet yola mürvet ya Ali

Feriştehler ile hubca görüştüm
Arş yüzünden meleklerle karıştım
Şükür ol dem didarına eriştim
Sana medet yola mürvet ya Ali

Pir Sultan Abdal’ım bahar yaz için
Kırkların eylediği sema saz için
Hasan’la Hüseyin ah-u suziyçin
Sana medet yola mürvet ya Ali

Pir Sultan Abdal

Gitti bu kış zulmeti, geldi bahar yaz ile

0

Gitti bu kış zulmeti, geldi bahar yaz ile
Yeni nebatlar bitti, mevc vurdu hep naz ile

Yine mergizar oldu, uş yine gülzar oldu
Ter nağme düzer oldu, musikide saz ile

Kim görmüştür baykuşun gülistana girdiğin
Leylekler zikredermiş bir lâtif âvaz ile

Ya nice saklar isen dürdane gevher olmaz
Keklik keklikler ile, hemişe bâz bâz ile

El kuşu elden ele, gül kuşu gülden güle
Baykuş virane sever, şahinler pervaz ile

Nerde ki bir gövde var, akbaba orda üşer
Duduları kafeste beslerler şeker ile

Her şahsa kendi tüşün, kendiye tüş eyledi
Sadıklar ikrar ile, sofular namaz ile

Cahil münafık, münkir, cümle aklına şakir
Aşıklar dîdâr sever, ârifler niyaz ile

Dervişlik dedikleri dilde haber değildir
Hak ile Hak olana orda menzil düzüle

Ben dervişim diyenler, yalan dâvâ kılanlar
Yarın Hak dîdârını görmeyecek göz ile

İlm-ü amel ne fayda bir gönül yıktın ise
Arif gönül yaptığı beraber Hicaz ile

Uğrular uğru ile, doğrular doğru ile
Yalan yalanı sever, gammazlar gammaz ile

Kimi dükkânda bakar, kimisi hoşluk sever
Kimi bir pula muhtaç, kimisi can bâz ile

Ulu divan kurula, orda kulluk sorula
Bin tekebbür varmaya bir garip nevâz ile

Kula nasip değicek sultan elden alamaz
Zülkarneyn’i neyledi, ya Hızr-u İlyas ile

Görmez misin Edhem’i, tac-u tahtı terk etti
Hak katında hâs oldu, bir eski palas ile

Aşk yağmuru damlası gönül göğünden damlar
Sevgi yeli getirir yağmuru ayaz ile

YUNUS imdi gam yeme, nidem, ne kılam deme
Gelir kişi başına ezelden ne yazıla

Derviş olan kişiler acep nice dirile

0

Derviş olan kişiler acep nice dirile
Yok takazası budur bir ola her bir ile

İkilik eylemeye, hiç yalan söylemeye
Âlem bulanır ise bulanmadan durula

Acep öyle kim ola, bulanmadan durula
Öylelik ister isen yoldaş olgıl er ile

Erile yoldaş olan key olası gönülden
Âlem yoldaş olurdu olur ise dil ile

Dilden nesne gelemez, su ile gönül yunmaz
Gerçeğin gelenleri yederler bir kıl ile

Dün-ü günün çekerler o kıl üzülsün deyi
Ömrün anda berkitmiş yedilir bir kıl ile

İnce sanman ol kılı, güzaf sanman bu yolu
Erenler geçti geldi, herbiri bir hal ile

Her kim hâli hallendi, ol bey oldu kullandı
YUNUS sen kul olugör, bey söyleşir kul ile

Üryan geldim gene üryan giderim

0

Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var ?
Azrail gelmiş de can talep eder.
Benim can vermeğe dermanım mı var ?

Dirilirler dirilirler gelirler.
Huzur-ı mahşerde divan dururlar.
Harami var diye korku verirler.
Benim ipek yüklü kervanım mı var ?

Er isen erliğin meydana getir.
Kadir Mevlâ’m noksanımı sen yetir.
Bana derler gam yükünü sen götür.
Benim yük götürür dermanım mı var ?

Karac’oğlan der ki, ismim öğerler.
Ağı oldu yediğimiz şekerler.
Güzel sever diye isnad ederler.
Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var ?

Karacaoğlan

CHP Çevrecik Beldesi Belediye Başkanlığını kazandı

0

600 e yakın taşıma seçmenin taşındığı Çevrecik Beldesinde, yapılan göstermelik asfalt, dağıtılan hediyeler geleceğe yönelik boş ama göz alıcı vaadlere rağmen AKP seçimi kazanamadı. CHP adayı Nazım Demirkol 70 oy farkıyla seçimi kazandı.

Çevrecik Beldesinin büyük çınarı sevincini şapkasını göğe atarak belirtti.

Umarız ki bir Türkiye seciminde bütün şapkalar göklere atılır.

için dışın murdar iken

0

İçin dışın murdar iken
Dost neylesin senin ile
Gönlün gözün nefs-ü heva
Aşk neylesin senin ile

Zakir ile yoldaş olup
Sâdıklara yâr olmadın
Olmaz yere verdin gönül
Dost neylesin senin ile

Dünya gözün rûşen edip
Gönül gözün kör eyledin
Zulmet dolucak gönlüne
Nur neylesin senin ile

Gerçek ere derviş gerek
Doldu cihan dâvâ ile
Duydun ise aslın işin
Kal neylesin senin ile (1)

Dervişliği sanma hemen
Olur sûret düzmek ile (2)
Dilde ise senin işin
Hal neylesin senin ile (3)

YUNUS EMRE hoş dert ile
Merdâne sür devranını
Hemrâh isen dost yoluna (4)
Ar neylesin senin ile (5)

(1) Kal: Söz (1 ince söylenir).

(2) Süret düzmek: Kılık kıyafet yapmak, düzmek.

(3) Hal: İç coşkunluğu.

(4) Hemrah: Yol arkadaşı, aynı yolu tutan

(5) Ar: Utanma, utanma hail.

Âşık oldum erene ermek ile

0

Âşık oldum erene ermek ile
Hakk’ı buldum ben eri görmek ile

Ere erdim, erde buldum maksûdum
Bulamadım taşradan sormak ile

Ne yere baktım ise er oturur
Gönlün aldım, yüz yere sürmek ile

Hak’tan imiş canlara cümle nasib
Olmaz imiş Kâbe’ye varmak ile

Eşiğindir Kâbe bilirsen senin
Bulamadım yol çekip armak ile (1)

Beni gören bir pula saymaz idi
Şimdi gören gösterir parmak ile

Bir göl idim, kıldı erenler nazar
Deniz oldum dört yana ırmak ile

Geldi ün YUNUS deyü, durdum uru
Gözüm açtım, kulağım burmak ile

(1) Armak, vezin için böyle yazılmıştır. Doğrusu «aramaktır.
Vezni: Failâtün Failâtün Failün.
Öztelli Cahit, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul 1984