Perşembe, Şubat 26, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog

laikliğe sahip çıkmadık

0

Çok sesi yükseldi başı feslinin,
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.
Oyuncağı ettik kara seslinin,
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

Arapça okuttuk ezanımızı,
Düşman saydık doğru yazanımızı.
Şeriatçı yaktı ozanımızı,
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

“Din Kültürü” vardı, oldu “Din Dersi”
Körpe beyinlerin yıkandı hepsi.
Yüz seksen derece döndük tam tersi,
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

Anayasa yaptık şeriatçıya,
Okullar yaptırdık tarikatçıya.
Değer verdik hain, işbirlikçiye;
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

Kara çarşaf giydi gelinler, kızlar
Kapamış yüzünü, görünmez gözler.
Meclis’e seçildi nice yobazlar;
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

Atatürkçü olmak suç oldu artık,
Yobazla konuşmak güç oldu artık.
Sosyal demokrasi hiç oldu artık;
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

Karanlığa girdik günün ortası,
Bindebir’im söyle kimin hatâsı?
Demokrasimizin tek sigortası;
Lâikliğe sahip çıkamadık biz.

09.02.2001 – Ozan Bindebir

başucundaki kitabı açıkladı: “Cereyanlar”

0

Dört gün önce Özgür Özel, Nefes gazetesine başucundaki kitabı açıkladı: “Cereyanlar” (Tanıl Bora)…
Üç gün önce Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’ndeki başucu kitabını açıkladı: “Cereyanlar” (Tanıl Bora)…
Siyasette “semboller” rastgele seçilmez…
Bu iki açıklama, bireysel okuma tercihinden ziyade, ortak ideoloji koordinatı ilanı mı?
CHP’nin yönelim tartışmalarında hangi düşünsel hattın referans alınmak istendiğinin altı mı çiziliyor?
Tesadüflere pek inanan biri değilim; bu kitabın her iki politikacıya gönderildiğini düşünüyorum!
Asıl araştırılması gereken, bu yönlendirme ağının kimlerden oluştuğu?
Kılıçdaroğlu döneminde belirginleşen ve partinin ideolojik eksenini dönüştüren “liberal” açılım sürekliliği devam mı ettiriliyor?
CHP içindeki bu örgütlü siyasal mekanizmanın kimlerden oluştuğu ortaya konulmadan, CHP’deki ideolojik erozyonun kökü ve yönelimi bilinemez.
CHP içindeki “görünmez el” ortaya çıkarılmadan Kılıçdaroğlu savruluşları sürüp gider.
Benim Kılıçdaroğlu ile meselem hiç kişisel olmadı, ideolojikti. O halde benzer tehlikenin hâlâ olduğunu kavramak için “Cereyanlar” kitabının ne yazdığını bilmeniz şart…
KİTABIN DÜŞMAN LİSTESİ KABARIK
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, “Cereyanlar” kitabını okuyarak ne öğrenecek?
Kitap diyor ki:
-Atatürk emperyalizmle savaşmış değil…
-Atatürk anti emperyalist değil…
-Atatürk tam bağımsızlıkçı değil…
-Cumhuriyet restorasyon, devrim değil …
-Cumhuriyet muhafazakâr, eski düzenden kopuş değil…
-Kemalizm kurucu değer değil…
-Kemalizm bir ideal değil…
-Kemalizm Sevr sendromu üretti…
-Kemalizm kültür acemisi tiyatro dekoru…
-Kemalizm bir heyûla…
-Kemalizmin sol bir havada gösterilmesi hikaye…
-Atatürk sadece Osmanlı subayı, entelektüel değil…
-Atatürk kibirli, seçkin…
-Atatürk pragmatist, çıkar odaklı…
-Atatürk Sosyal Darwinist/ırkçı…
-Atatürk siyasi totaliter, nobran, despot…
-Atatürk istibdat için şiddet taraftarı, eli kanlı…
-Atatürk tapınılan kült…
-Atatürk kültünü büyüten elit subaylar, askeri darbeler…
-Atatürk popüler ikon, kurucu liderliğindeki tarihsel rolü yalnızca sembolik…
-Kemalist çağdaşlık söylemi AKP’lileri, muhafazakarları taşralı, türedi, kavruk, çirkin görüyor…
-Ulusalcı Kemalizm taşkın dalga…
-Neoliberalizm ve emperyalizm karşıtlığı, ksenofobik (yabancı düşmanlığı) ve Batı karşıtı bir milliyetçiliği sımsıkı lehimliyor…
Yazarken insanın içi sıkılıyor. Mesele aslında fazlasıyla açık, uzatmaya gerek yok…
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu “başucu” kitabından bunları öğrenecek!
CHP’nin kurucu iddiası, tarihsel hafızası ve siyasal geleneği elli yıldır sürekli tekrarlanan bu tür ezberci referanslarla hep yeniden inşa edilmek isteniyor.
Kılıçdaroğlu döneminde belirginleşen partideki dönek sol liboş hatta yaslanma eğilimi sürecek mi?
Bakın:
CHP’nin düşünsel pusulası, kendi tarihsel damarlarından beslenmek yerine, dar ezberci neoliberal akademik çevrenin perspektifine teslim edilirse, bu yalnızca yön değişikliği değil, kimlik aşınması anlamına gelir…
ELEŞTİRİ DEĞİL KARALAMA
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun başucundaki kitap “Cereyanlar” (ve benzeri metinlerle temsil edilen Birikim-İletişim) çevresi yıllardır aynı yerden konuşuyor: Devletçilik-kamuculuk eleştirisi, ulus devlet eleştirisi, sol eleştirisi… Sürekli “yanlışlar listesi” çıkarıyor! Ama bu eleştiriler yeni ufuk açmıyor; aynı kavramlar, aynı ton ve aynı mesafe sürekli tekrar ediliyor.
Türk solunun pek çok ismi ve pratik deneyimi de benzer küçültücü dille ele alınıyor. Ve bu yapılırken; metinlerden cümleler sürekli cımbızla çekilip bağlamından koparılıyor. Bütün yerine parça üzerinden hüküm veriliyor…
Elbette eleştiri kıymetli ama yaptıkları sadece karalama, propaganda yapma…
Peki neyin propagandası? Bu “tarikatın” teşhisi var ama net yol haritası hiç olmadı. Amaçları başka:
Sürekli tekrar eden sözde eleştiri yaklaşımı tüm değerleri aşındırıyor. Bu amaçla Birikim-İletişim hattı sürekli eleştiri üreterek; zihinsel üstünlük kurma, kavramlar üzerinden alan daraltma ve siyasal meşruiyeti yeniden tanımlama çabası içinde…
Bu ise tartışma biçimi olmaktan çok, düşünsel hegemonya kurma stratejisi olarak işliyor.
Avrupa’nın parlayan elbiseleri nasıl Tanzimat münevverlerinin gözlerini kamaştırdı ise, bugün de “Cereyanlar” gibi benzer kitaplar aynısını yapıyor. Bazı çevreler etki altına alınıyor… Oysa mesele elbisenin ışıltısı değil, kumaşının nereden geldiği ve kimin biçip diktiği…
Bu fikir hattının beslendiği kaynaklar, referans aldığı teorik merkezler ve meşruiyet aradığı entelektüel çevreler bilinmez değil…
CHP’nin siyasal kimliği, kendi tarihsel birikiminden mi şekillenecek, yoksa dışarıda üretilmiş düşünsel kalıpların cazibesine mi bırakılacak?
Evet, CHP bu süreci Kılıçdaroğlu ile yaşadı. Mesele kişiler değil ideolojik hattır.
Soner Yalçın, 24.02.2026
Odatv.com

Berlin de Hızır Cemi ve Lokması

0

Yoğun bir katılım ile Hızır Cemimizi yaptık, lokmalarımızı paylaştık. Cem esnasında hem alevilik hakkında, hem Hızır hakkında kısa kısa bilgiler sunduk. Ülkemizin çeşitli yerlerinden gelen vatandaşlarımızın ve Türkiye Cumhuriyeti Berlin Başkonsolosu sayın İlker Okan Şanlı ve Ataşe Ebru Çölgeçen’inde katıldığı Hızır Cemi barış, sevgi bereket dilekleri ile sürdürüldü.

Birçok sivil toplum kurumlarının başkanlık düzeyinde katıldığı Cemde alevi inançlı vatandaşlarımızın yanında alevilik hakkında bilgi edinmek isteyen diğer inançlara ait canlarda katıldı, kurban ve lokma paylaşımınında bulundular.

Alevi inancını anlatmak bazen çok basit, bazen de çok zordur. Bu nedenle Alevilerde cem yürütme biçimleri farklılık gösterebilir. Aleviler buna “Yol bir, sürek binbir” derler.

Berlin’de yaşayan Aleviler de ibadetlerini farklı şekillerde sürdürmektedir. Bir bölümü cemevi bünyesinde, bir bölümü ise kendi imkânlarıyla kiraladıkları salonlarda ve dernek lokallerinde cemlerini yürütmektedir.

Alevilik inancında cemevleri ibadethane olarak kabul edilir. Ancak cemevlerinde farklı siyasi görüşlere sahip yöneticiler bulunabilmekte ve bu durum yönetim anlayışlarına da yansıyabilmektedir.

100 bini aşkın Alevi nüfusunun bulunduğu Berlin’de farklılıkların olması doğaldır. Berlin Alevileri bir değil, her semtte bir cemevine sahip olmalıdır.

Gayrıdır her milletten, bu bizim milletimiz,

0

Gayrıdır her milletten, bu bizim milletimiz,
Hiç dinde bulunmadı, din ve diyanetimiz.

Bu dinde diyanette, dünya ve ahirette,
Yetmiş iki millette, ayrıdır ayatımız.

Zahir suya banmadan, el ayak deprenmeden,
Baş sücuda ermeden, kılınır taatımız.

Ne Kabe, ne de mescit, ne rüku, ne de sücut,
Hakk ile daim becit olur münacatımız.

Ne Kabe’ye varalım, ger mescide girelim,
Gerek suya yunalım, biledir illetimiz.

Su ne kadar arıta, kötüyse huyun bile,
Meğer bizi pak ede Hakk’tan inayetimiz

Kimin sırrın kim bile, akıl ermez bu hale,
Yarın orda bell’ola, müslüman mürtedimiz.

Yunus canın yenile ki dostluğun anıla
Aşk ile dinler isen bilesin kudretimiz.

49 Sayfada Bir Kez Anılmak, Hiç Konuşulmamak – “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”nda Aleviler:

0

49 Sayfada Bir Kez Anılmak, Hiç Konuşulmamak – “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”nda Aleviler:

18 Şubat 2026 tarihli “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”, ekleri hariç 49, ekleriyle birlikte 107 sayfa.

Başlığındaki iddia büyük:

Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi!

Metnin satır aralarına bakıldığındaysa, bu iddialı çerçevenin Türkiye’nin inançsal ve kültürel çoğulluğunu ne ölçüde kapsadığı ciddi bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Raporda “Alevi” sözcüğü, ekler hariç bölümde yalnızca bir kez geçiyor. O da “Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku” başlığı altında, 28. sayfada:

“Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir.”

Bu ifade, Alevileri bir özne olarak değil; Türk, Kürt, Arap gibi etnik kimliklerle aynı düzlemde, fakat inanç kimliği olarak anmakla birlikte, Alevilerin tarihsel deneyimlerine, taleplerine, hak arayışlarına ya da kamusal alandaki yapısal sorunlarına dair tek değerlendirme içermiyor.

49 sayfalık ana metinde Alevilik, bir toplumsal-siyasal başlık olarak ele alınmıyor.

Ekler bölümünde de durum farklı değil.

Emek Partisi milletvekili İskender Bayhan’ın konuşmasında; “Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle…” [s. 100] ifadesi geçiyor. Bu atıf, toplumsal eğilimleri tarif ederken Alevileri de anan kapsayıcı bir dil içeriyor. Fakat bu, komisyonun kendi tespitinden ziyade, bir muhalefet temsilcisinin değerlendirmesi olarak eklerde yer alıyor.

Benzer şekilde, Demokratik Sol Parti Başkanı Önder Aksakal’ın konuşmasında “Dersim” vurgusu dikkat çekiyor : “İngiliz tertibi ispatlanmış olan Dersim isyanları” [s. 92] ifadesiyle yapılan, Alevi toplumsal hafızasına dair bir tartışmayı içermeyen, tartışmalı tarihsel çerçeve içinde.

“Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” raporunda Alevilerin yalnızca bir kez, o da genel bir sıralama içinde anılması; eklerde ise dolaylı biçimde geçmesi, dikkat çekici bir eksiklik.

Türkiye’de milyonlarca yurttaşı ilgilendiren bir inanç topluluğunun, ne tarihsel mağduriyetleriyle ne kurumsal talepleriyle ilgili beklentileriyle ele alınmaması, “kardeşlik hukuku” söylemiyle çelişen ve fakat siyasal bir tercih olarak görünen bir tablo ortaya koyuyor. | @ismailenginhd

Kerbela

0

Kerbela

Mübarek soyunu hiçe saydılar
Kızgın çölde suya hasret koydular
Can Hüseyin sana nasıl kıydılar
Akıla izana sığmaz Kerbela

Canların yandığı yerdir orası
Asırlar geçse de kanar yarası
Ne evveli vardır ne de sonrası
Olduğu zamana sığmaz Kerbela

Çağrılan davete icabet etti
Mızraklar göğsüne isabet etti
Münafık zümreler ihanet etti
İnanca imana sığmaz kerbela

Göz önünde katlettiler neslini
Dinmedi Zalimin nefreti kini
Kan revan ettiler can Hüseyini
Vallahi vicdana sığmaz Kerbela

Semayı titretti dökülen kanlar
Resulü zişan’ın gülüydü onlar
Acısı o kadar büyük ki Canlar
Koskoca cihana sığmaz Kerbela

Çok çetin görülür bunun hesabı
Nasıl verecekler Hakka cevabı
Mahşer günü sizler tadın azabı
Ölçüye mizana sığmaz Kerbela

Coşkun Arslan

Basın Açıklamamız

0

İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak laiklik, eşitlik ve bilimsel eğitim ilkelerinin korunmasının toplumsal birlik ve barış için hayati olduğuna inanıyoruz.

Bu konuda vakfımızın görüşünü içeren basın açıklamamızı kamuoyunun dikkatine sunarız.

Ne Olmuştu?
Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat’ta 81 ile gönderdiği ve ramazan ayı boyunca “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenlenmesini öngören yazısı toplumun birçok kesimi tarafından eleştirildi.

Gazi Arslan

Hayırlı Cumalardan çıkıp insan yaktılar

0

Cumamı hayırlı cumartesimi
Pazarmı hayırlı pazartesimi
Nesini ayırın günün nesini
Allahını her günü aynı değilmi

Ayrımcılık sizde sünnetmi farzmı
Hangisini seven oğulmu kızmı
Birinin aklı çok birinin azmı
İkiside evlat yavru değilmi

Çözemedim bu nasıl bir bilmece
Kim kimden üstündür kim kimden yüce
Uzundan ayrımı kısa ve cüce
Hepsini yaratan Tanrı değilmi

Ayrımcık bizi böler bitiri
Yokmu sende Yaradanın hatırı
Yunus sevmiş Yaradandan ötürü
Ne dersin sözleri doğru değilmi

Alaattin Ercan

Üşür kelimeler / dilim buz tutar

0

Üşür kelimeler / dilim buz tutar
Yalanlar üstüne konuşurken
Ve gerçeği savunurken / yanar yüreğim / karanlık bir çağın örümcek ağlarında
Kelimeler / tümceler / defterler kucak açar bana
Adını ve hayat kavgamı andığımda
Sakin bir limanda dalgalar kumsalı okşar
Ay ışığı durgun sularda saçlarını tarar
Güneş önce benim içimde doğar / aşk için / adalet kavgası için
Emek ve insan sevgisi için konuştuğumda
Doğruya doğru
Selam olsun yoksulumu / üretenimi insan yerine koymuş
Dinine / diline bakmadan
Toprağını kullanana beytülmal kılmış Kayı Boyu gâzilere
Yazıklar olsun
İktidar için devşirmelerle / haremlerle bir olup
Kendi kurucu boyuna kılıç çekmiş saltanat ve hilafete
Selam olsun
Köylü bu milletin efendisidir demiş / kadınımı baş tacı etmiş Cumhuriyet’e
Selam olsun doğruyu kıble / kardeşliği / paylaşmayı / dayanışmayı hak bilenlere
Selam olsun dişle tırnakla onur ve özgürlük için savaşmış atalara / dedelere
Selam olsun / yoksuldan / mazlumdan yana cefa çekmiş devrimcilere
Gün aydın olsun doğru bildiği yoldan dönmeyenlere…
20 Şubat, Alper Akçam

DÜVAZLAR DA VE GÜLBENKLER DE Hz. ALİ

0

Konu başlığımız olan Düvazlar ve Gülbenkler de kavramının ötesinde Düş’ler de, Umut’larda, Feryatlarda, Dem’ler de, Şiirlerde ve Beddualarda da Hz. Ali deyimine kısaca değinmek istiyoruz.
Hz. Ali, Alevi / Bektaşi inancının içine hem çok yönlü, hem de derinlemesine girmiştir. Onun kadar bu inancı etkileyen belki de hiç bir veri yoktur. Onlar güzel olan her şeyde onu görmüş, güzel olan her şeyi ona benzetmiştir.
İçtenlikle söylenmesinin ötesinde bu ilgi ve sevgi toplumda sınırsız bir kabul gördüğünden her ozanın söylediğini, kendi söylemiş gibi nesilden nesile, dilden dile aktarmış, bazen kısmen yenilemiş, bazen de ozanın yerine kendi ismini anarak ona sahip çıkmıştır.

Teslim Abdal bir şiirinde

Mürvetim var Hak Muhammed Ali’ye
Daha sizden gayrı kimim var benim
Hızır ile Hacı Bektaş Veli’ye
Daha sizden gayrı kimim var benim
.
Diyerek kendisi ile Hak Muhammed Ali arasında ki sevgiye ve yakınlığa vurgu yapıyor.
.
İlhamî Abdal ise bu sevgiyi turnaya yaktığı bir deyişte dile getiriyor.

İki turnam gelir başı cigalı
Eğlen turnam eğlen Ali misin sen
Birisi Muhammed birisi Ali
Eğlen turnam eğlen Ali misin sen
Yoksa Hacı Bektaş Veli misin sen
.
Ünlü Bektaşi Dede Babalardan Hilmi Dede ise bir beyitinde Hak Muhammed Ali yoluna bağlılığını

Bende-i Ali Abâyız
Biz Hüseynilerdeniz

diyerek dile getiriyor.
.
Hz. Ali’ye bende olmanın hem ödül, hem de umut olduğunu söyleyen Kul Himmet Üstadım ise,

Müminler bu yola türap olursa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
Darda, bunda, zulumatta kamırsa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
.
Güzel olan her şeyin ve sevginin yanında, Mürşit ve Rehber gördüğü Hz. Ali’ye sadakatin, ona tam ikrar vermekle olacağının önemine Şah Hatayii şöyle dikkat çekiyor.

Mürşide rehbere eyle itaat
Zahirde batında gözle sadakat
Muhammed Ali’den kaldı emanet
Bağçe donanınca güller alına
.
Onu sevmenin, gönülden bağlanmanın bir bedel gerektirdiğini, sevgisini ifade edenin etkin ve yetkin Ehli Beyt düşmanlarının gazabına uğrayıp eza ve cefa göreceğini vurgulayan Pir Sultan Abdal bir beyitinde

Fetva vermiş koca başlı Kör Müftü
Şah diyenin dilin keseyim deyü
Satır yaptırmış Allah’ın laneti
Ali’yi seveni keseyim deyü

Diyerek ifade ediyor. Ancak Ehli Beyt ve Hz. Ali sevgisinin böyle cezalarla sona erdirilemeyeceğini de hemen şu şiirinde ekliyor.

Ahiri katlime ferman yazılsa
Çıksam teneşire tabut düzülse
Kefenim biçilse mezar kazılsa
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan .
.
Pir Sultan Abdal, Hz. Ali sevgisinden vaz geçmek şöyle dursun, ona büsbütün daha yürekten bağlanmanın gereğini ise hem özlem, hem de bu yasağı koyana başkaldırıya dönüştürmek için yazdığı sayısız deyişlerinin birinde

Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne
Can boyanmak ister Ali müşkine
Pirim Ali On İki’imam aşkına
Açılın kapılar Şah’a gidelim

demektedir. Hatta bu coşku ateşi ile tüm Anadolu’ya, Türkmen boylarına, Ali bendelerine çağrıdan da geri durmayarak Ali sevgisine karşı herkesi başkaldırıya davet edip artık beklemeye tahammülünün kalmadığını,

Kızılırmak gibi bendinden boşan
Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen
Düldül eğerlendi Zülfikar kuşan
Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

Diyerek böyle dile getirir.
Ve bu kavgada Hz. Ali’nin sadece bu dünyada değil, sorgu gününde de onu yanlız bırakmayacağını vurgular.

Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu.
.
Hz. Ali sevgisi ve ona bağlılığı, onu sevenlere öyle bir coşku ve umut vermiştir ki, Kul Himmet Üstadım bir şiirinde,

Pîr bugün bize geldi
Gülleri taze geldi
Önü sıra kamberle
Ali Murtaza geldi.

Sözleri ile telavvuz etmektedir. Bu şiirlerin önemli bir kısmı Cemler de Düvaz olarak da hep birlikte katılımcılar tarafından huşu içinde okunmakta, ayinde dua ve feryat sesleri bir birine karışmaktadır.
Ehli Beyt’e, dolayısı ile Hz. Ali’ye yapılan haksızlıkların da işlendiği düvazların birinde Seyyid Nesimî,

Yezidlerde buğz ittiler Ali’ye
Hacı Bektaş Balım Sultan Velî’ye
Yolumuz uğradı Kızıldeli’ye
Ah senin dertlerin derman Hüseyin

Diyerek dile getirilmektedir.
.
Alevi / Bektaşiler de Hz. Ali sevgisi onu çağrıştıran diğer isimlerle de dile getirilmektedir.

Kul Himmet Üstadım’ız
Onda yoktur yadımız
Şah-ı Merdan aşkına
Hak vere muradımız.

Beyitinde Tarikat kapısında ki anlamı yiğitler yiğidi, bilgeler bilgesi Hz. Ali anlamına gelen Şahi Merdan deyimi ile Kul Himmet Üstadım onu telaffuz etmektedir. Derviş Kemal ise Döne döne ve tekrar savaşan Hz. Ali anlamına gelen Haydar-ı Kerrar deyimi ile onu anmakta, ve rızalığın, gönüllülüğün onda olacağına dikkat çekmektedir.
.
Derviş Kemal dilim dilim
Rıza lokması yiyelim
Hep birlikte Hüü diyelim
Haydar-ı Kerrar aşkıyla.
.
Elbette Hz. Ali yanlız başına anılmaz. O yaratan Yüce Allahın sevgili kuludur ve Peygamber Hz. Muhammed ile birlikte anılacaktır. Alevilik, Semavi dinlere de aynı Allah tarafından indirildiğinden hareketle biz Kalü Bela’dan (Ezelden beri) bu yana inanırız diyerek diğer kudsiyetlerle birlikte onu anarlar. Bunu Derviş Kemal bir şiirinde şöyle açıklıyor.

Muhammed’le Şahı Merdan,
Zebur, Tevrat, İncil, Kur’an,
Akıl, mantık, ilim, irfan
Vardır bizim yolumuzda.
.
Ehli Beyt ve Hz. Ali sevgisi Alevilerde adeta bir yaşam nedeni, bir varoluş sebebidir. Bu sevgi uğruna çekilen her cefa katlanarak daha içten Hz. Ali sevgisine dönüşüyor, daha fazla yaşam sevincine dönüşüyor. Hz. Ali’ye sevgi ve bağlılık içeren milyonlarca şiire, düvaza, beyite rağmen her eli kalem tutan, her saz çalan, her okuyan ve yazan bu anlamda ona bir şeyler daha eklemiş, kendinden bir şeyler daha katmıştır.

Bir ömür boyunca horlandım, ancak,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.
Çile çekip hayli zorlandım, ancak,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.

Şah’ı sevdim diye hakir gördüler,
Ak alnıma kara leke sürdüler,
Kimi zındık, kimi dinsiz dediler,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.

Nice iftiraya maruz kalmışım,
Yüreğimden derin yara almışım,
Çaresizlik girdabına dalmışım,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.

Ali’yi seveni suçlu saydılar,
Bu nedenle nice cana kıydılar,
Bizim başımıza cennet koydular,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.

Derviş Kemal bu aşk beni bezdirdi,
Yaşam boyu dert gönlümü yüzdürdü,
Yıllar yılı yobazlara ezdirdi,
Buna rağmen seviyorum Ali’yi.
.
Görülüyorki Hz. Ali sevgisi ekonominin Arz-Talep dengesinin dışında bir işlev görmektedir. Bu piyasada Hz. Ali sevgine olan talep tüm bu kadar veriye rağmen yeterliliğe ulaşmamış, doyum göstermemiştir.
Yetmemiş insanlar temsili resimlerini yüreğine bastırmış.
Yetmemiş insanlar onu çağrıştıran Zülfikâr kolyeleri ile boyunlarını süslemiş.
Yetmemiş evine, odasına, el aletine işlemiş veya ona boyamış.
Yetmemiş oğluna, torununa ismini vermiş, kendisi ile bütünleştirmiş,
Yetmemiş onu çağrıştıran Haydar, Bin Ali, Hasan Ali gibi isimleri evlatlarına takmış,
Yetmemiş dualarına, gülbenklerine taşımış,
Yetmemiş mezar taşlarına kazımış,
Yetmemiş…. Yetmemiş…. Yetmemiş…..
Zaten Hz. Ali sevgisi onu sevenlere yetmez. Onlar bunun üstüne Ehli Beyt sevgisini de eklemişler.
Yetmemiş Hz. Ali’nin çocuklarının acısını da paylaşmışlar.
.
Tarihte hiç bir örneği bulunamaz ki Kerbela Vakası kadar derin, Kerbela Vakası kadar içten, Kerbela Vakası kadar uzun süreli bir anma, bir yas tutulmuş olsun.
Alevi / Bektaşi insan Kerbela vakasını öyle sahiplenmiş ve onu yaşamının öyle bir yerine oturtturmuş ki Muharrem ayında sadece oruç tutmuyor, bir de yas çekiyor.
Alevi / Bektaşi can Muharrem de karalar bağlar.
Muharrem de eşi ile, kızı ile, tornu ile onun feryat ve figanını işler, Ya Hüseyin diğerek yürekleri dağlar, Ah- Vah ederek feryat ve figan eyler.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında su içmediği gibi, hayvanına eza etmemek için onu bile çifte koşmaz.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında eşi ile aynı yastığa baş koymaz.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında kokular sürünmez, traş bile olunmaz.
Bunun adı Ehli Beyt sevgisidir.
Bunun adı Hz. Ali sevgidir.
Bu öyle derin bir sevgidir ki babasının yasını 40 gün tutan Alevi / Bektaşi can, Kerbela yasını 1400 senedir tutmakta, o aşkı ve sevgiyi ailesinden fazla onlara göstermektedir.
.
Kul Himmet üstadım bir beyitinde

Yalvarırım Muhammed’e Ali deyü Ali deyü
Ağlar gezerim dünyada Ali deyü Ali deyü.

Sözleri ile bunu çok daha iyi açıklamaktadır.
Aşık Hüdai de bir şiirinde Ehli Beyt ve Hz. Ali bağını şöyle anlatmaktadır.

Ehli-Beyt’e düşman Ali’ye düşman
Muhammed’i sevdim dese yalandır
Pirim Hacı Bektaş Veli’ye düşman
Muhammed’i sevdim dese yalandır

Ali’yi seveni öldürüp asan
Kerbela’da İmam Hüseyin’i kesen
Resul’un soyuna kasteden süfyan
Muhammed’i sevdim dese yalandır.

Şah Hatayii, Cemlerde Düvaz olarak okunan bir deyişinde

Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu

demektedir.
.
Bu örnekte görüldüğü gibi Alevi Bektaşilerde ona bağlılığın ötesinde, darda kalınınca kurtarıcının da Hz. Ali olduğu vurgulanmaktadır.
.
Tevazusundan dolayı Mudala İsmail mahlasını kullanan ve Hz. Ali sevgisini güzel gördüğü her şeyde bulan, ayrıca darda kalanın kurtarıcısı olarak da gören bir ozanımız bir beyitinde

Hakk’ın bin bir ismi Ali görünür.
Budala İsmail umudum Balım
Boğazım zincirde nic’olur halim
Mürvet hey erenler gayrete gelin
Yedi iklim bekçisi Ali gel yetiş.

Diyerek benzeri bir örnek verir.
Hz. Ali’ye olan sevgi dualarında, bereket sofralarında, 40 yemeklerinde, cenaze merasimlerinde de görülür.
Bism-i Şah Allah Allah…
Allah ulu sofra dolu. Geldi Ali sofrası. Gitti gönüllerin gamı yası. Bereket-i Halil İbrahim. Şahidi Cebrail olsun.
Nuh-u Nebi Kerem-i Ali. Gülbengi Hacı Bektaþ-i Veli. Artsın eksilmesin. Taşsın dökülmesin. Yiyene helal, kotarıp getirene, pişirip yedirene delil olsun. Kazaya-belaya kalkan, her iki dünyada güzel mekan. Bütün hizmet edenlerden Hakk razı olsun. Biz yedik içtik helal olsun. Geriden yenisi gelsin, tekneniz hep dolu olsun. Mümin canlar þad, münafıklar berbad olsun. Şah-ı Merdan Ali, dost ehlini her zaman görsün- gözetsin. İsteyene devlet, dileyene hayırlı evlat, her yuvaya acısı olmayan, tuzu az tatlı geçim versin. Gülen göze gözyaşı gelmesin, ocağı sönmesin. Haram olan kalsın, helal olan aka aka coşa taşa gelsin. Şah versin Şah versin Şah versin.
Ya Allah ya Muhammed ya Ali Dost…

Aynı şekilde Hz. Ali sevgisi ve inancı Gülbenlerinde de yer edinmiştir.

Bism-i Şah Allah Allah…
Dolumuz dolu ola. Yolumuz kaim (her zaman var olsun anlamında) ola. Bizim içeceğimiz dolu Şah-ı Merdan, Şirr-i Yezdan, İmam Aliy-yel Mürteza’nın dolusu ola. Şah Ali’m bizleri yeninden yakasından, üçlerin, beşlerin, yedilerin, onikilerin, kırkların katarından didarından ayırmaya. Her daim görüp gözete. Yolumuzu Yol’suza, Pir’size, arsıza düşürmeye. Gerçeğin demine, erenlerin evliyaların ve enbiyaların keremine, gerçeğe yalnızca gerçeğe Hüü…
Allah Hüü ya Ali Dost… Aşk ile…

Şah-ı Merdan Dolusu alan canlara nur-iman olsun. Gittiği yer gam kasavet görmesin. Allah Hüü Dost Eyvallah.

Onu sevenler bu sevgilerini hayallerine, rüyalarına, düşlerine de taşırlar.

Rüya âlemine daldım uykuyla
Ben gerçeği gördüm deli dediler
Allah’tan bir ayet inmiş vahiyle
Hak Muhammet hakk’ın kulu dediler

Bir kapıdan girdim pirler oturmuş
Oniki İmam da hizmet yetirmiş
Sanki yüzlerini nura batırmış
İşte Şah-ı Merdan Ali dediler

Bu hayallerini, Hz. Ali ile bütünleştirenlerden olan Derviş Himmet bir şiirinde duygularını dile getirirken

Ben Derviş Himmet’im derdim bir tümen
Denizlerin taş–i lali bir semen
Şah Necef iklimi Hindistan Yemen
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler.

Diyerek onunla bir arada olmanın özlemlerini yansıtır.
Genç Abdal sevgisini bir yakarış ile sunarken,

Dergahına geldim niyaz eyledim.
Medet Allâh, Yâ Muhammed, Yâ Ali.
Aşkın kitabından avaz eyledim.
Medet Allâh, Yâ Muhammed, Yâ Ali.

Sivas/ Madımak’ta katledilen Muhlis Akarsu ise ona sevgisini, cennet ve huri istemem sen benim ol yeter dizeleri ile dile getirir.

Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim

Ozan Turabi evrenin kuruluşunda Hz. Ali’yi görmektedir

Adem, huri şu dünyaya gelmeden
Muhammed Ali’nin nurun gördün mü
Hak nasibin almış kudret eliyle
Hünkar Hacı Bektaş Piri gördün mü.

Teslim Abdal ise Hz. Ali her dem anmak gerktiğine dair öğüt vermektedir.

Vefasız bu yola basamaz kadem
Fehmeyle bu sözü adem ol Adem
Zikreyle Muhammet Ali’yi her dem
Der Büryani vuslat olduk canana.

Sıtkı Baba ise Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi dönüşü Gadirhum’da Hz. Ali için söylediği ‚’’Ali’nin kanı benim kanım, Ali’nin canı benim canım, Her kim ki Ali’yi severse beni sever…) hadisine gönderme yaparak onların bir can olduğunu vurgulayarak anıyor.

Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nur’a düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmi (?) de bire düş oldum.

Kısacası Hz. Ali anlatılmakla bitmez. Onun Erdemleri, gönüllere taht kuran sevgisi, doruklara varan çoşkulara da sığmaz. Alevi / Bektaşilik Hz. Ali sevgisi ile beslenir, onunla gürleşir, onunla akar, onunla çağlar, onunla kendini ifade eder.
Sözümüzü Pir Sultan Abdal’ın bir deyişi ile bitirelim.

Pir Sultan Abdalım şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Aliye Saydılar bizi.
.
(Kazim Balaban / Viyana)

Cumhuriyet Devri Türk Resminde Alevi-Bektaşi İkonografisinin İşlenişi

0

İnanç sistemlerinin ve sanatın birbirlerini etkileme ve şekillendirme
meselesi insanlık tarihinin en fazla kafa yorduğu konuların başında gelmektedir.

Dini ritüellerin mi sanat faaliyetlerini etkilediği yoksa sanatın mı dini vecibelerin yerine
getirilmesi için gereken figüratif silsileyi yarattığı hemen her dönem tartışılmış ve
araştırılmaya değer görülmüştür. Bizim bu çalışmamızda, bahsi geçen konuya dair
belli başlı açıklamalarda bulunulmuş ve çeşitli devletler bazında kültür-sanat
faaliyetlerinin ve dini perspektifin birbirlerini nasıl etkiledikleri çeşitli örneklerle
açıklanmaya çalışılmıştır.
Anadolu toprakları üzerinde doğmuş, şekillenmiş ve yayılmış olan AleviBektaşi inanç sisteminin tarihsel sürecini, ritüellerini ve görsel kültür dünyamızdaki
yerini açıklık getirmeye uğraştığımız bu çalışmamızda; safiyane, bir inanç sisteminin
tanımlanması meselesini aşmış, daha ziyade Anadolu kültürel tarihine, dini
mahiyetlere ve Osmanlı kültür-sanat faaliyetlerine dair hasbelkader bir yorum
getirilmeye çalışılmıştır.

sorarlar bir gün sorarlar

0

sorarlar bir gün sorarlar
bu tozun / bu dumanın hesabını sorarlar
bu yalanın / bu talanın / bu akrebin / bu yelkovanın zamanını sorarlar
yaraya basılan tuzun / ipe asılan oğulun / karalar bağlamış dulun
sokak ortasında kanlar içinde kalmış kadının
hesabını sorarlar
sanmasın kimse ki / yatsıdan sonra da yanar bu mum
yine sokaklarda / yine meydanlarda
bağıra bağıra adalet ve özgürlük isteriz gülüm
ak kâğıt üstüne düşer gün ışığı / sular durulur bir gün
dikilir aklın söküğü / baş tacı edilir ekmeğin helali / yoksulun yedi yaması
ellerdeki nasırlar çiçek açar / temiz vicdanları okşar bereketli bulutlar
dünyanın en lezzetli çeçiliyle övünür analar / cicalar / neneler / bibiler
tulumlar şişer yaylalarda / bişiler / mafişler / keteler pişer
gökten üç elma düşer / boyun eğmeyenlere / insanı insan diye bilenlere
bedelsiz ve beklentisiz / gönül verenlere
özlemler biter bir gün / özlemler biter…
17 Şubat, Alper Akçam

Şişli meydanı’nda üç kız
biri Çiğdem biri Nergis

vuruldular güpegündüz
sorarlar bir gün sorarlar…

sabahın bir sahibi var
sorarlar bir gün sorarlar…

biter bu dertler acılar
sararlar bir gün sararlar

bindokuzyüzyetmişyedi
unutulmaz yılın adı

bir mayıs bayramı idi
beşyüzbin emekçi vardık

Taksim meydanı’na girdik
öyle bir İstanbul gördük

söz-müzik: ruhi su

Yürük Ali’nin adını Hazreti Ali koydular

0

Şu Dalama’dan geçtin mi
Soğuk sular içtin mi
Efelerin içinde
Yürük Ali’yi seçtin mi
Hey gidinin efesi
Efelerin efesi

Şu Dalama’nın çeşmesi
Ne hoş olur içmesi
Yürük Ali’yi sorarsan
Efelerin seçmesi
Hey gidinin efesi
Efelerin efesi

Cepkeninin kolları
Parıldıyor pulları
Yürük de Ali geliyor
Açıl Aydın yolları
Hey gidinin efesi
Efelerin efesi

Aydın Dağı’n oydular
Çalıya da martin koydular
Yürük Ali’nin adını
Hazreti Ali koydular
Hey gidinin efesi
Efelerin efesi