Ana Sayfa Blog

Karışmam

0

Bu hayattan dersler aldım kendimce
Ben benden mesulüm ele karışmam
Seven sevdiğini sevsin gönlünce
Bülbüle karışmam güle karışmam

Canla savunurum kutsal davamı.
Elin kuyusuna salmam kovamı.
Dere yatağında kurmam yuvamı.
Tedbirimi alır, sele karışmam.

Hak etmeyenlere methiye dizmem.
Kasıtla bilerek kimseyi üzmem.
Dibi görülmeyen sularda yüzmem.
Denize karışmam göle karışmam.

Dostluğu aradım hemen her yerde.
Sabır ile zaman deva her derde.
Çaresizsem yanmak varsa kaderde,
Yanar tükenirim küle karışmam.

Helal kazanç ağırtmaz ki başımı,
Haram katıp zehir etmem aşımı.
Tabii yollarla yapsın işini,
Arının yaptığı bala karışmam.

Yaşanmışlıklardan ibret alırım.
Kutsallarım için kurban olurum.
Ben kendimi tanır haddim bilirim.
Çalmadığım sazda tele karışmam.

Fitneden fesattan kinden bizarım.
Haksızlık görürsem susmam yazarım.
Eğer gücüm yetiyorsa bozarım,
Tuzağa karışmam fele karışmam.

Kimseyi kıskanmam gıpta ederim.
Keşke ben de öyle olsaydım derim.
Öz Türkçe yazarım varsa hünerim,
Uydurukça bozuk dile karışmam..

Ekrem der geçmişim benim dünümdür.
Günahı da sevabı da benimdir.
Hak hakikat hedefimdir yönümdür.
Doğruya gitmeyen yola karışmam.
Ekrem Öztürk

Vay Hıdo zalim Hıdo

0

Vay Hıdo zalim Hıdo
Dünyayı kana saldın
Fesatlığın mührünü
Dedendenmi devaraldın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Mercimeğin taşısın
Kör çıbanın başısın
Dünyanın sahtekarı
Şeytanın kardeşısın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Taş dibinde yatarsın
Ortalığı katarsın
Zalima kuyruk sallar
Mazluma taş atarsın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Maksutum der kaşarsın
Doğru yolu şaşarsın
Kazdığın kuyulara
Bir gün kendin düşersin

Deden geçsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

İNCİNSEN DE İNCİTME………

0

“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
Diyen
Hacı Bektaş Veli,

‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
Diyen
Yunus’u,

‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
Diyen
Hacı Bektaş Veli’si,

‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
Diyen
Pir Sultan Abdal’ı,

‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
Diyen
Veysel’i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
Diyen
Neşet Ertaş’ı,

‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
Diyen
Mahsuni’si,

‘Sana düşman
Bana düşman,
Düşünen insana düşman,
Vatan ki;
Bu insanların evidir, sevgilim
Onlar vatana düşman.’
Diyen
Nazım’ı,

‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
Diyen
Ahmed Arif’i,

‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir Barıştır.’
Diyen
Yaşar Kemal’i
Var…

Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir…
Kardeşçe,…
Ah Aynen Özdemir Asafın dediği gibi ..
Acaba çok yağsa yağmur temizlenirmi bu kirli dünya………

Bu bozuk havanın, kara bulutun

0

Bu bozuk havanın, kara bulutun
Gürlemesi beni düşündürüyor.
Onursuz dururken onurlu zatın
Terlemesi beni düşündürüyor.

Kapatmaz yırtığı çelikten yama;
Demir çarpar, yazık olur hep cama.
Kaypakça bir rüzgar esiyor ama,
Vırlaması beni düşündürüyor.

Hırsız inmez ulu dağda kızaktan,
Soğuk geçmez çaldığı yün kazaktan.
Zalimin kılıcı keskin uzaktan,
Parlaması beni düşündürüyor.

Başta yuva yapmış kalleşin kuşu,
Yarmadık baş koymaz sinsinin taşı.
Fesat yakıp yellediği ataşı
Harlaması beni düşündürüyor.

Neden gözü doymaz, yarap, şu beyin?
Helal midir sarkan yağı göbeğin?
Çıkar beşiğinde açgöz bebeğin,
Zırlaması beni düşündürüyor.

Fil kayıkla gezer gölün üstünde,
Balıklar dolaşır çölün üstünde.
Soğuk demir sönmüş külün üstünde,
Narlaması beni düşündürüyor.

Kanun, yasa ayrı ayrı bölgede;
Cahil de şaşırmış, kalmış bilge de.
Adalet uykuda yatar gölgede,
Horlaması beni düşündürüyor.

Çalan koştu tapınağa, mabede;
Çıkar için din uğrunda arbede.
Sinsi, şeytan taşlayarak Kâbe’de
Turlaması beni düşündürüyor.

Harun’um, maksadım ayırmak değil;
Amacım kimseyi kayırmak değil.
İş, nankör köpeği doyurmak değil,
Hırlaması beni düşündürüyor.

AŞIK Harun Ustaoğlu

Dost dünyadan vazgeç, gel peygambere

0

Dost dünyadan vazgeç, gel peygambere
Bu dünya fanidir, ecel sondadır.
İkrarını tam et, git ver Haydere, git ver Haydere,
Ali Hakk’ın eli, dest post ondadır.

Hasan yeşil giymiş, gelir Batından,
Hüseynim kırmızı, özdür zatından,
Bir selam söylesen, Hakk’ın katından,
Turnam açmış kolun, gelir yoldadır.

Üç çerağ yakın, batından olsun,
Zeynel yağı, Bâkır fitili olsun,
Cafer nuru aşkın ışığı olsun,
Farkeyle sıratı, sırrı bundadır.

Musa Kazım dursun, senle duaya,
Ali Rıza ile gel Horasan’a,
Taki Naki ile ersen Hüda’ya,
Muhammed ül Emin, bil ki candadır.

Hasan ül Askeri, gül açmış bekler,
Mehdi mağarada ekmiş çiçekler,
Söylensin niyazlar, olsun dilekler,
Hatice Fatıma, kandil nurdadır.

Turna olsam uçsam, dönsem semahı,
Al haberi Hakk’tan kul ol üç mahı,
Aliyer Mürteza erenler şahı,
Selman ile Kamber daim nurdadır.

Hace Bektaş özdür, yolun başıdır.
Pir Sultan, Nesimi, Hallac yaşıdır.
Döndüğün semahta köşe taşıdır,
İsmiyok dediğin, dilin ondadır.

hâli değişti

0

Artık hiçbir yerde yok eski düzen
Hem şehir hem köyün hali değişti
Dostlar kanka oldu yeğen de kuzen
Şimdiki gençlerin dili değişti

Dürüsttüler vardı güzel yanları
Arıyoruz güzel o insanları
Şirke, küfre dalan Müslümanları
Görünce şeytanın rolü değişti

Boşuna bekledik yıllardan beri
İnsanlık daha da gidiyor geri
Yine yük taşıyor ahırda yeri
Eşek aynı eşek çulu değişti

Etiket değişir saat arası
Alış veriş tatil evin kirası
Hep dövizle, geçmez Türk’ün lirası
Çarşının pazarın pulu değişti

Eşe dosta mektup yazmıyor kalem
Dillerden çıkmıyor bir tatlı kelam
Aileyi yıktı şu sanal âlem
Evlisi bekarı dulu değişti

Hasreti düşünme evde oturup
Kendini kandırma boş hayal kurup
Arıya verince şekerli şurup
Kovanın peteğin balı değişti

Garip Hasreti (Filat YAZICI)

Mert ağlasın, namert olan utansın

0

Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz
Dost ağlasın zâlim felek utansın
Kıyamette kavuşmak var biliriz
Dost ağlasın kahpe felek utansın


Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz
Geçit vermez sağımızla solumuz
Kalır gayrı bizim burda ölümüz
Mert ağlasın namert olan utansın


Avşar eli yaylasına göçmedik
Aşın yeyip suların içmedik
Tenhalarda kendimizden geçmedik
Can ağlasın hayın felek utansın


Dadaloğlu’m yine coştu çağladı
Ak üstüne karaları bağladı
Firkat odu yüreciğim dağladı
Ben ölem de Çapanoğlu utansın

Gökten uçan telli turnam

0

Gökten uçan telli turnam
Bizim beyler yerinde mi
Türlü tevri cenge giren
Demirc’oğlum yerinde mi

Suratı aslan suratlı
Görmedim öyle heybetli
Yedi çift camız kuvvetli
Demirc’oğlum yerinde mi

Belindedir altın divit
Cihana verirdi öğüt
Sözü merttir kendi yiğit
Demirc’oğlum yerinde mi

At yürütür eşkin eşkin
Zor düşmanı eyler şaşkın
Kendi yiğit özü pişkin
Demirc’oğlum yerinde mi

Yalan koç Köroğlu yalan
Ülkelere verdim talan
Dar günümde yoldaş olan
Demirc’oğlum yerinde mi

Gönülden gönüle yol gider derler

0

Gönülden gönüle yol gider derler
Onu sürmeğe bir hoşça can gerek
Doğru söyle yiğit işin doğrusun
Hilebaz olamaz yiğit bön gerek

Buna kılıç derler aralar açar
Püskürür meydana al kanlar saçar
Bazı kötüler de öğünür geçer
Yiğit batman döğer gözde hor gerek

Yüksek kayalarda şahin olamaz
Kısır katırlar da kulun kunlamaz
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
Nider kuru ağaç bize din gerek

Dadaloğlu der ki belim bükülür
Gözümün gevheri yere dökülür
Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır
Koç yiğide emmi dayı il gerek

Ben burda durur değilim

0

Ben burda durur değilim
Dost katına varmayınca
Gussadan gönlüm açılmaz
Dostun yüzün görmeyince

Yâre ben Eyyub değilim
Bunca derde sabredeyim
Şu denli dert ile yanam
Tâ derman ele girince

Yâre ben Yakub değilim
Ağlamaktan kör olası
Ağlamak bana yaraşır
Tâ Yusuf’umu bulunca

Yâre ben Yusuf değilim
Ki bezirgâna kul olam
Şu denli kulluk eyleyim
Tâ Mısr’a sultan olunca

Abdürrazzak’ı gör netti
Palas geydi, hınzır güttü
Dinin imanın terk etti
Tâ mâşuk ele girince

Ey bana ta’na vuranlar
Bu aşka haram diyenler
Ey YUNUS, fâsık olmak yeğ
Aşksız müslüman olunca

Yolculuğum geldi çattı

0

Yolculuğum geldi çattı
Hoşça kalın can dostlarım
Akşam oldu, güneş battı
Hoşça kalın can dostlarım

Can kanadım hazır oldu
Bedenimin gülü soldu
Üç nefeslik vadem doldu
Hoşça kalın can dostlarım

Haber verin dört bir yana
Yol göründü meçhül hana
Bir rızalık yeter bana
Hoşça kalın can dostlarım

Can, ebedi demin içti
Devri daim donu biçti
Bir yel gibi esti geçti
Hoşça kalın can dostlarım

Hakk yoluna adım attım
Özde doğup, gözde battım
Hakikatı şimdi tattım
Hoşça kalın can dostlarım

Anlamı yok hiçbir şeyin
Üryan konup, göçtü deyin
Gönülleri incitmeyin
Hoşça kalın can dostlarım

Sırlanırken cansız kafes
Üç beş anı, bir de nefes
Ardım sıra çınlasın ses
Hoşça kalın can dostlarım

Ağlayıp yas tutman sakın
Baş taşıma nişan takın
Hakk aşkına çırağ yakın
Hoşça kalın can dostlarım

Emanettir yavrularım
Bağım, bahçem, öte yarım
Şükür bitti ahu zarım
Hoşça kalın can dostlarım

Yas tutmayın göçtüm diye
Hakk yolunda göç hediye
Kulak verin Deruni’ye
Hoşça kalın can dostlarım

Bana senden ayrı dildâr gerekmez

0

Bana senden ayrı dildâr gerekmez
Bir hâne bir halvet bir de sen gerek
Bezm-i muhabbette ağyâr gerekmez
Bir sâki bir bâde bir de sen gerek

Kaşın kavs-i kuzah gözlerin hûnhâr
Melek-zâde misin ey peri ruhsâr
Bu kadar letâfet çünki sende var
Beyaz gerdânına bir de ben gerek

Emrâhî fedâdır uğruna cânlar
Bu yolda cân verdi gedâlar hânlar
Yâr yârine kavuşacak zamânlar
Zamâne bir hoşca gönül şen gerek

Gider idim ben yol sıra

0

Gider idim ben yol sıra
Yavlak uzamış bir ağaç
Böyle lâtif, böyle şirin
Gönlüm eydür birkaç sır aç

Böyl’uzamak ne ma’nidir (1)
Çünkü bu dünya fânidir
Bu fodulluk nişanıdır
Gel beri miskinliğe geç

Böyle lâtif bezenüben
Böyle şirin düzenüben
Gönül Hakk’a özenüben
Dilek nedir, neye muhtaç

Ağaç karır, devrân döner
Kuş budağa bir kez konar
Dahi sana kuş konmamış
Ne güvercin, ne hod dürraç

Bir gün sana zevâl ere
Yüce kaddin ine yere
Budakların oda gire
Kaynaya kazan, kıza saç

YUNUS imdi sen bir nice
Eksikliğin yüz bin onca
Kuru ağca yol sorunca
Teferrücle yoluna geç

Silifke Tekir Çiftliği..Atatürk

0

..13 MAYIS 1926.. Atatürk’ün, Tekir köyüne giderek kurmaya çalıştığı çiftlikte incelemeler yapması..Silifke Tekir Çiftliği..Atatürk bir Mersin seyahatinde çevresindekilere bir aralık tarımdan bahsedildi, dedi ki:“Ben bir çiftlik almak istiyorum ve bu çiftlikte.Türk milletine örnek çiftçiliğin ne olduğunu göstermek istiyorum, var mı böyle bir yer”.Yaşlı insanlardan bu işten anlayan bazı kişiler hep birden “Var paşam, Silifke civarında bir çiftlik var, toprağı çok verimli, orada çiftçiliğin her branşı yapılabilir. Vergi borcu dolayısı ile Hazine tarafından satılmaktadır. Burayı alırsanız bizde çok memnun oluruz” dediler.Atatürk çiftliği gördü ve almaya karara verdi. Açık artırma ile satışa çıkarılan çiftliğin satışına Atatürk adına Sadık Taşucu girdi ve satın aldı..Atatürk’ün amacı bu bakımsız çiftliğin en kısa zamanda çevreye örnek bir işletme haline getirmekti.Hemen çiftliğin düzenlenmesine girişildi. Modern bir çiftliğe gerekli personel makine tohum ilaç gönderilmeye başlandı. O bölgede hiç rastlanmayan damı kiremit örtülü binalar yapıldı. Damızlık atlar, inekler, koyunlar ve kümes hayvanları için ahırlar yapıldı. Kanallar açıldı.Çeşitli ağaçlar dikildi. Kısa zamanda ders alınacak bir çiftlik görüntüsü oluşturuldu. İşi gücü o zamana kadar olmayan kahve köşelerinde oturan köylüler iş güç, para sahibi oldular..Çevreye damızlık hayvanlar, kaliteli tohumlar dağıtıldı.

Tarımla ilgili bilgi almak isteyenlere dersler verildi..Almanya’dan çiftliğin ihtiyacı olan büyük makineler, traktör biçer-döver, vinçler getirildi. Bu makinelerin karaya çıkarılması için Taş Ucu’na iskele yapıldı. Kıbrıs Adası’ndan erken yetişen ve hastalığa tutulmayan bir cins buğday tohumu getirtti, çiftlikte üreterek tüm çevreye dağıttırdı. Kıbrıs ve Sakız adalarından turfanda yetişen türden çok miktarda bakla tohumu satın aldırdı ve özenle üretilen baklalar ülkenin her yanına dağıtıldı..Çeltik ekilmeye başlandı. Çeltik konusunda büyük başarı elde edildi. İtalya’dan, İran’dan ve Irak’tan getirilen tohumlar içinde en uygunu İtalya’dan gelen tohumlar idi.Şimdilerde bile Çukurova’nın hemen her yerinde ekilen çeltikler Silifke Çiftliği’nden dağıtılmıştır..Çiftlikte Sığırcılık Şubesi 1929’da Suriye’nin Halep kentinden satın alınan inek ve boğalarla, koyunculuk şubesi 1930 yılında Rus hükümetinin Atatürk’e hediye ettiği karagül ırkı koç ve kuzularla kuruldu.Rusların Silifke’ye yolladıkları bu karagül koyunları astragan denilen kürklerin yapıldığı cinstendi.Silifke Çiftliği’nde özenle yetiştirildiler elde edilen deriler kürk yapmak üzere Ankara’ya gönderildi ve büyük gelir elde edildi..Ayrıca çiftliğin ana kanaları üzerinde 6 adet beton köprü, 1 karakol binası, büyük bir ilkokul, çiftlik müdürlük lojmanı, iki memur evi, makine hangarları, tamirhane, akaryakıt deposu, fırın, mutfak, yemekhane, iki ambar ve Susanoğlu koyunda büyük bir ihracat ambarı yapıldı. Avşar Köyü yakınında büyük bir okaliptüs örnek ormanı yapıldı. Toros Dağları’nda modern mandıralar kuruldu..İlk tarım kredi kooperatifi ni kurdurdu.Tekir Çiftliğinin bir başka özelliği de Atatürk’ün ilk kez Tekir Köyü çevresindeki köylülerin katılımı ile ilk Tarım Kredi Kooperatifi’ni kurmuş olmasıdır. Atatürk 1936 yılında merkezi Tekir Çiftliği olmak üzere 10 köyden 36 üreticinin kurucu üye olduğu bir kooperatif kurmuştur. Atatürk’ün başvurusu şöyledir.Silifke Ziraat Bankası’na,Merkezi Tekir Çiftliği olmak ve Arkarası, Persenti, Avşar, Karadereli, Tekir, Tekir koyuncu, Türkmenli, Türkmenaşağı, Tozara köylerini de ihtiva etmek üzere bölgemizde 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununa uygun bir tarım kredi kooperatifi kurmak istiyoruz..Gereğinin yapılmasını dileriz.”..30.06.1936..Mustafa Kemal Atatürk ve 36 kurucu üye..Görüldüğü gibi, Atatürk kooperatifleri desteklemekle kalmamış, kendisi de Silifke Taşucu’nda Tekir Çiftliği’nde kurulan Türkiye’nin ilk tarım kredi kooperatifi olan Tekir Kooperatifi’ne 1 no’lu kurucu ortak olmuştur. Kooperatifin kuruluş tarihi olan 30 Haziran günü kurulan,Türkiye’de uzun süre“Koperatifçilik Bayramı” olarak kutlanmıştır.

TarihteBugünx

Dinle sana bir nasihat edeyim

0

Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan, gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Anı yad ellere açıcı olma

Mecliste ârif ol kelâmı dinle
El iki söylerse, sen birin söyle
Elinden geldikçe sen eylik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik gelmez
Sen eyilik et de o zayi olmaz
Darılıp da başa kakıcı olma

El âriftir, yokla kendi kendini
Dağıdırlar duzağını, fendini
Alçaklarda otur, gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma

Muradım nasihat bunda söylemek
Size lâyık olan onu dinlemek
Sev seni seveni, zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karac’oğlan söyler sözün, başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma