Biz, Susturulmuş gecelerin çocuklarıyız.
Karanlığın içinde büyüdük,
Yoksulluğun, baskının, adaletsizliğin gölgesinde yürüdük.
Ama hiçbir zaman umudu terk etmedik.
Çünkü biliriz:
En uzun gece bile sabaha yenilir.
Omuzlarımızda yılların yorgunluğu,
Yüreğimizde halkın acıları vardır.
Ama aynı zamanda
Irmaklar gibi çoğalan
bir direnme isteği taşırız içimizde.
Biz,
Korkunun memleket olmasına razı değiliz.
İnsanların susturulduğu,
Çocukların aç bırakıldığı,
Emekçinin ezildiği,
Düşüncenin zincire vurulduğu
bir düzeni kabul etmiyoruz.
Biz,
Göğe başını kaldırabilen insanların
dünyasını istiyoruz.
Öyle bir dünya ki;
Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin,
Hiçbir anne gözyaşını saklamak zorunda kalmasın,
Hiçbir emekçi alın terinin karşılığını dilenmesin.
Bizim özlemimiz yalnızca güzel günlere değil, İnsanca bir yaşamadadır.
Nazım Hikmet’in memleket sevdasını,
Mansur Hallac’ın boyun eğmeyen inancını, Nesimi’nin ateşten geçen hakikatini Yüreğimizde taşıyoruz.
Çünkü insan,
Ancak kardeşçe yaşarsa insandır.
Biz biliyoruz:
Karanlık kendiliğinden gitmez.
Aydınlık,
Onu yürüyerek kuranların ellerinde büyür.
Bu yüzden;
Yırtık ayakkabılarla da olsa
yürümeye devam edeceğiz.
Küllerin içinden yeniden filiz vereceğiz.
Ovalara, meydanlara, sokaklara umut taşıyacağız.
Bir gün,
Bu topraklarda korku değil kardeşlik büyüyecek.
Bir gün,
Bu memleketin göğünde özgürlük türküleri yankılanacak.
Ve o gün geldiğinde,
İnsan insanın yarası değil,
Yoldaşı olacak.
Bizim adımız tek başına bir kişi değil;
Bizim adımız halktır.
Bizim adımız umuttur.
Bizim adımız kardeşliktir.
Ve biz,
Güzel günlere olan özlemimizi
Mutlaka gerçeğe dönüştüreceğiz…
Abdullah Oral.














