Cehaletin bilgi diye pazarlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Halkın büyük bölümü, hatta okumuşlar bile, Osmanlı denilince bundan bir millet anlıyor. Ve Osmanlı’yı Türk sanarak onu atalarımız yerine koyuyor.
40 yıldır Osmanlı tarihi, kültürü, sanatı üzerine çalışmalar yapan birisi olarak Osmanlı gerçeğini özetliyorum:
*Osmanlı, bir milletin adı değil, bir ailenin adıdır. “Âl-i Osman” yani Osman oğulları diye bilinen ve Söğüt bölgesinde küçük bir beylik kuran ailedir bu. Bu aile, Türk’tür yani Türk milletin bir parçasıdır.
*Türk töresinin egemen olduğu kuruluş süreci, saray teşkilatı devreye girince yavaş yavaş atılmış; yerine Sünni Şeriat anlayışı hakim olmuştur.
*Osmanlı ailesinden gelen padişahlar, Türk ailelerin de beylik isteğiyle ortaya çıkmalarını önlemek için asla Türk kızlarını eş olarak almamışlardır. Türk korkusu yüzünden, Osmanlı ailesi Türkleri devlet organının dışına atmıştır.
*Türk karşıtlığı Fatih Sultan Mehmet zamanında başlatılmış, torunu olan Yavuz Sultan Selim döneminde ise tam bir Türk düşmanlığına dönmüştür.
*Böylece, devlet örgütündeki Türkler temizlenmişler; kurucu millet Türk, kendi devletinin düşmanı gibi gösterilmiştir.
*Osmanoğlulları, Türkleri kötülemek için onları “Kızılbaş, Rafizi, Işık, Zındık, Mülhid” gibi sıfatlarla yermiştir. Ve Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak bunlar Celali diye kötülenip yüz binlercesi katledilmiştir.
*Bu işler Başkent İstanbul’daki Topkapı Sarayı’ndan yönetilmiştir.
*Topkapı Sarayı, Osmanlı Devleti’ni yöneten kadroların yetiştirildiği yer idi. Buradaki Enderun denilen okuldan yetiştirilenler devletin merkez ve taşra örgütlerini yönetirdi.
*İşte bu okula, Ermeni, Sırp, Bulgar, Macar, Rum, Arnavut vb… Hıristiyan kökenli milletlerin çocukları alınırken yüzyıllar boyunca 1 tane bile Türk çocuğu alınmamıştır.
İşte Osmanlı dediğimiz tabaka, bu Hıristiyan çocuklarından oluşturulan tabakadır.
Şimdi soruyorum: Bunlar bizim atalarımız olabilir mi?
HEPSİ TÜRK DÜŞMANIDIR
Bizim Osmanlıcılar bilmez ama o devletin adı bile Osmanlı değildi ve “Devlet-i Âliyye” idi.
Bu devleti yöneten kadroların temel özelliği Türkleri düşman görmeleri idi. Bunların çevresindeki şairler de aynı kafadaydılar ve efendilerine hoş görünmek için Türklere demediklerini bırakmıyorlardı.
Örneğin Kanuni Sultan Süleyman’nın has şairlerinden Taşlıcalı Yahya, Türkleri “Türk-i ebter” yani soysuz Türk diye aşağılayıp şöyle yazmıştı:
“Bî-namaz idi hem yüzi kare
Düşmayince başı inmezdi yere”
(Okara yüzlü (alçak) adam namaz kılmazdı/Başı kesilip yere toprağa düşmeden de yere değmezdi)
Kendisinden 50 yıl önceki Kadimi mahlaslı saray sekreteri şair daha sertti. Bakın yazdıklarına:
“Türk’ü zannetme ki ola âdem
Türk ile oturma durma bir dem
(…)
Ser-i Etrak’i kesip hiç yime gam
Uktül-üt Türk’e velev kane ebak”
(Türk’ü sakın insan sanma/Onunla asla bir an bile bir araya gelme/Türklerin başını hiç üzülmeden kes/Baban bile olsa Türk’ü katlet.”
İşte, birilerinin atamız/dedemiz diye savunduğu Osmanlı bu…
Yetmedi mi? Size bir de meşhur şair Nefi’den de örnekler verelim. Bakın Türk’ü nasıl aşağılamış:
“O faziletle bak eşek Türk’e
Asrının hâce-i efdali görünür”
(O anlayışla bak eşek Türk’e/Çağının seçkin hocası görünür.)
“Gider ol Türk-i dûnı kim dahi
Torbasında seferceli görünür”
(Uzaklaştır o aşağılık Türk’ü ki/Torbasında ayvası görünür)
“Türke Hak, çeşme-i idraki haram etmişdir
Eylese her ne kadar sözünü sihr-i helâl”
(Allah, Türk’e akıl çeşmesini haram etmiştir/ İsterse sözünü sihirle bezesin.)
Padişah hocası sayılan tarihçi Sadettin Efendi de Türk’ten söz ederken, “Etrak-ı bî-idrak” yani “akılsız/aptal Türk” demiyor muydu?
MİLLETİN AHLAKINI BOZDULAR
Buna benzer yüzlerce örnek var.
Bu Osmanlı denilen dönme-devşirme takımı, Türk milletinin ahlakını da bozdu. Osmanlı yönetici tabakası, parlak oğlanları yatak odalarına aldılar. Öyle ki kadınla cinsel ilişki aşağılanır oldu. Onlar için övücü şiirler yazdılar; içki meclislerinde bunları oynattılar. Bu zihniyetten beslenenler, günümüzde erkek çocuklarımıza tecavüzün görüldüğü vakıflara arka çıkmıyorlar mı?
Türk milletinin ahlakını bozan bu hastalıklı zihniyeti, “Osmanlıda Oğlancılık” adlı kitabımızda anlattık.
Böyle bir tabakaya Türk milletinin ceddi gözüyle bakanlar ya çok cahildir ya da Türk düşmanıdır.
Rıza Zeylut.
RIZA ZELYUT – Osmanlılar Türklerin atası değildi
Uğur Mumcu anısına Saygıyla
“Haklıdan yana değil, güçlüden
yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
Güç merkezi değiştikçe dönerler,
fırıldak olurlar.
Sürekli güçlünün yanında yer almak
adamı yalaka, dalkavuk yapar.
Çünkü güç dengeleri sürekli değişir.” –
Uğur Mumcu
TERZİ FİKRİ Geçti bu dünyadan…
Türkiye’nin karanlık yılları..
CIA’nın ortadoğu şefi Paul Henze‘nin ABD başkanı Jimmy Carter’a “Bizim oğlanlar yaptı” dediği 80 darbesine daha bir yıl var..
1979 yani..
Karadeniz’in şirin ilçesi Fatsa’da belediye seçimleri yapılacak..
Bağımsız aday Fikri Sönmez farklı şeyler söylüyor..
Herşeyi halkla yapacağım..
Belediyeyi halkla yöneteceğim..
Özellikle gençlerden kendisine büyük destek var..
Diğer partiler rahatsız..
Ankara’nın baskısıyla seçim iki kez erteleniyor..
Sonunda Fikri Sönmez 3096 oyla belediye başkanı oluyor.
CHP’nin oyu 1150..
Adalet Partisi’nin 850..
MHP ve MSP’yi de eklesen, Fikri Sönmez’in yarısı etmiyor..
Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez bir terzi..
O nedenle Terzi Fikri diyorlar…
Devrimci, sosyalist biri..
Seçimden bir gün sonra Fatsa’da halk örgütleri kuruyor.
Halkın direkt yönetime katılmasını sağlıyor..
En önemli sorun çamur..
Halkla bir haftada Fatsa’nın tüm çamurlu yollarını yeniliyor..
Özellikle fındık üreticilerin sorunlarıyla ilgileniyor..
Aracıların, komisyoncuların önünü kesiyor..
Kooperatifleşme çalışmaları yapıyor..
Karaborsacıların üzerine gidiyor..
İlçede ekmek fiyatını fırıncılarla masaya oturan halk örgütleri ortak belirliyor..
Ulaşımı ve suyu ucuzlatıyor..
Fatsa’da küçük bir sosyalist düzen kuruyor..
Yapılanlar karşısında ilçenin CHP, Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi temsilcileri de yönetime tam destek veriyor.
Ancak, Fatsa’nın halkla yönetilmesi Ankara’daki karanlık odaları rahatsız ediyor..
Önce ilçeye mazot göndermiyorlar..
Moskova’dan alsınlar diyorlar..
Gazeteler hergün Fatsa’yı kötülüyor..
Süleyman Demirel Çorum katliamını unutturmak için “Çorum’u bırak Fatsa’ya bak” diyor.
Ülkenin tüm sorunları bitmiş gibi, fındık kadar bir ilçe sürekli manşetlere çıkıyor.
Özellikle Tercüman ve Hürriyet’te..
“Komünistler Fatsa’yı ele geçirdi..”
“Devlet Fatsa’da yok..”
“Dinsizler dini yasakladı..”
“Halk mahkemeleri kuruldu.”
Öyle akıl almaz, öyle gerçek dışı şeyler yazılıyor ki..
Sonunda Fatsa’nın, CHP, AP ve MSP örgütleri bile isyan ediyor.
“Biz burada huzur içinde yaşıyoruz.Burada komünist iktidar yok, kan yok, halk var.”
Fatsa kaymakamı bile önce valiye, sonra Ankara’ya mesaj geçiyor.
“İlçede bir sorun yok”
Ama hemen görevden alıyorlar..
Sonra bir köşe yazarı çıkıyor ortaya..
Oktay Ekşi..
O günlerde Hürriyet’in başyazarı..
10 Temmuz 1980’de şöyle diyor köşesinde..
“Fatsa bir nifak merkezi..Tehlikeli bir õrnek..Eğer Fatsa’nın başı ezilmezse cumhuriyet elden gidecek..Ordu Fatsa’ya hemen el koymalı”
..Ve 12 Temmuz 1980’de ordu Fatsa’ya el koyuyor..
Silahlı Kuvvetler 12 Eylül’ün ilk provasını Fatsa’da yapıyor..
Terzi Fikri görevden alınıyor..
Yüzlerce insanla birlikte cezaevine konuyor..
İşkence tezgahlarında sabahlıyorlar..
.,Ve Kenan Evren “Fatsa’da taş taş üstünde bırakmadık” diyor..
Netekim!..
4 Mayıs 1985 Cezaevinde ağır işkencelere dayanamayan Terzi Fikri öldü..
Cenaze namazını yarıda kestiler.
Komünistti dediler cenazesini yıkamadılar..
Dinsiz bu adam dediler, salasını okumadılar..
Öylesine gömüldü..
Terzi Fikri ve binlerce Fatsalı..
Fatsa’yı “Sınırsız ve duvarsız bir kardeş sofrası” gibi açmışlardı..
Kısa sürdü..
9 aylık rüya kanla bitti..
Ama Terzi Fikri’nin şu sözleri hiç unutulmadı.
“Ben ne yaptıysam, halkım için halkımla yaptım”
Yüreklerini betimsiz sevdalarla dolduranlara ölümün hükmü yoktur..
Terzi Fikri için de ölümün hükmü yoktu..
Ve Can Baba’nın Terzi Fikri üzerine yazmış olduğu sözler;
“Her seçim döneminde
Göğünü yitirmiş bir ay gibi Karadeniz’e düşerim
Ilık bir düş vaktine dönüşür Fatsa
Gözlerimin tuzu Karadeniz’e
Karadeniz gözlerime dolar
Ağzım dilim dudaklarım arar
Ben Fikri’yi ararım.
Terzi Fikri öyle bir giysi dikti ki Fatsa’ya
O Gürcü öyle bir gürledi ki arkadaşlarıyla.
Noktalar, noktalı virgüller, askeri operasyonlar.
Kimseler çıkaramaz Fatsa’nın sırtından
Emek hakkının sımsıcak çıplaklığını..! “
Gidenler BEKRİ MUSTAFA’YA SÖYLESİN, Doğu Perinçek Türkiye nin islam temsilcisi olmuş
1593-1634 yıllarında Sultanahmet’te doğup-yaşayan, Bekri Mustafa’nın adını,herhalde duymuş olmalısınız…
Onun, kendini genç yaşında “içki”ye verdiğini, “gece-gündüz içtiği” için Bekri namıyla ün yaptığını
Ve 41 yaşında öldüğünü belki bilmezsiniz ama,
Bekri Mustafa’nın “imam” olma hikâyesini herhalde bilirsiniz.
Efendim, hikâye şöyle:
Bekri Mustafa,
yoksul bir mahallede,
“Küçük Ayasofya Camii”nin önünden geçmektedir…
O sırada musallada bir tabut vardır,
Fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur.
Cemaatin, beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu,
Sırtında cübbesiyle oradan geçen
Bekri Mustafa’yı;
“Hoca” zannederek namazı kıldırmasını söylerler.
“Yok, ben hoca değilim” dese de,
Dinlemezler ve zorla öne geçirirler…
Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına
bir şeyler fısıldar.
Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.
Bekri Mustafa gülerek cevaplar:
Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun.
Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa,
Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin.
Onlar durumu anlar. dedim…

İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirilen;
Dünya İslami Uyanış Kurultayı’nda,
Türkiye’yi TEMSİLEN konuşmacı olarak, kim katıldı biliyor musunuz?
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek.
Hakkın kandilinde gizli nihanda
Hakkın kandilinde gizli nihanda
La mekan elinde sır idi Ali
Küntü kenzin hep esrarı andadır
Dünya kurulmadan var idi Ali
Feriştahlar kendi nurundan oldu
Sen kimsin diye Cibril’e sordu
Cibril bilemedi kanadı yandı
Ol zaman kandilde nur idi Ali
Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
Kendi anasını kendi doğurdu
(Be) nokta altında bir idi Ali
Adem’in bezminden Şit’e erişti
Müminin evrakı ona karıştı
Ayin oldu Yasin ile görüştü
Evrakı ezelden dür idi Ali
Kur’an’da Ali’dir İncil’de İlyâ
Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
Yoktan var eyledi bu cümle eşya
Devranî kapında kulundur Ali
Aşık Devrani
Uğur Mumcu’yu Saygı ve Özlemle Anıyoruz
Uğur Mumcu’yu Saygı ve Özlemle Anıyoruz
Demokrasi, laiklik, düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı uğruna yaşamını adayan gazeteci–yazar Uğur Mumcu, katledilişinin yıl dönümünde İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak anılacaktır.
Defol git benim yurdumdan
Defol git benim yurdumdan
Amerika katil katil
Yıllardır bizi bitirdin
Amerika katil katil
Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil katil
Japonya’yı yiyen velet
Dünyadaki tek nedamet
İki yüzlü kahpe millet
Amerika katil katil
Su diye yutturur buzu
Katil düştük kuzu kuzu
Dünyanın en namussuzu
Amerika katil katil
İnsanlıkta ırk sarısı
Küstü dünyanın yarısı
Vietnam’ın pis karısı
Amerika katil katil
Mahzuni şerif uyuma
Gün geldi çattı akşama
Bizden selam Vietnam’a
Amerika katil katil
Söz – Müzik: Aşık Mahzuni Şerif
Ulaşım aracı çıplak tabandı
Ulaşım aracı çıplak tabandı
Rızk-ını getiren kara sabandı
Güneşte terliyen anan babandı
Sevgiyle bakardı herkes yüz yüze
Bacanın altında toprak tencere
Sofrayı kurardık tam orta yere
Odalarda ufacık bir pencere
Bir odada otururduk diz dize
Teknede olurdu ekmeklik hamur
Yağmur yağar yollar olurdu çamur
Her kes saygıdeğer herkeste gurur
Saygıyla bakardı her can göz göze
Elektrik yoktu bacada kandil
Yalanı bilmezdi ağızlarda dil
Bayramlarda cepte oyalı mendil
Sevgiyle yaşardı toplum diz dize
Sitem etmek yoktu ah almak yoktu
Karnı aç olanın da gözü toktu
Hak her cana eşit her cana haktı
Yalan yoktu kıymet vardı her söze
Festivâl olurdu harman zamanı
Taneden tınaz ederdik samanı
Huzur tüterdi bacanın dumanı
Şekil sıfat yoktu bakardık öze
Böyle bir geçmişi özlüyorum ben
Şimdiki zamanı gözlüyorum ben
Kaygusuz neler değişti bilmeden
Şimdi ne haldeyiz bir bakın bize
Riza Aksoylu..
Bilmez idim dert verer
Bilmez idim dert verer
Derdimin dermanları
Gün geler pişman olar
Nefsinin qurbanları
Dünya tahtından salar
Şahları Sultanları
Etibarsız dünyaya
Etibar etmek günahdı..
Belki çok incitmişim
Sevdiğim insanları
Belki çok aldatmışım
Can diyen cananları
Sonunda görmezden gelip
Yaptığım hataları
Bir umudum var
Affedersin sen beni
Bilmezdim dert verir
Derdimin dermanları
Gün gelir pişman olur
Nefsinin kurbanları
Dünya tahtından indirir
Şahları, sultanları
Güvenilmez dünyaya
Güvenmek günahtır
İntihar etmek günahtır
Sensizlik
Sensizlik çok zor
Bu dünyada
Keder yazılmış kaderim
Kalmamıştır takatim
Sevmekti niyetim
Kalbime şahit olmaz
Allah’ımdan başka kimse
Bir seslenir, sessizce bir ses
Sen gideli beri
Sözler anlatır seni
Ruhum ardınca gelir
Gölge gibi izler seni
Âşık yalnız kalır
Her gece gözler seni
Hasretinden
Mahvedersin sen beni
Bilmezdim dert verir
Derdimin dermanları
Gün gelir pişman olur
Nefsinin kurbanları
Dünya tahtından indirir
Şahları, sultanları
Güvenilmez dünyaya
Güvenmek günahtır
İntihar etmek günahtır
Sensizlik
Sensizlik çok zor
Bu dünyada
Keder yazılmış kaderim
Kalmamıştır takatim
Sevmekti niyetim
Kalbime şahit olmaz
Allah’ımdan başka kimse
Bir seslenir, sessizce bir ses
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar
Çün bu çarkı böle kurdu ta ezelden perverdigar
Nokta-i nür-u nübüvvet hakkikat oldu aşikar
Sure-i Taha Yasin’i verdi cebrail yadigar
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar
Methin eder İncil, Tevrat, Kur ‘an ve zebür
Kulhüvallah meclisinde kevser-i ma menhur
Hamdü-lilah nuş edenler aşk ile kıldı zuhur
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar
Şah Hasan Hulki Rıza ol İmam-ı ins ü cin
Hüseyn-i Kerbela’dır nür-ü ayn-ı mü’miminin
Din ile imam çerağıdir İmam Zeynel Abidin
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar
Sevmişem can-ı dilden Bakır ile Ca’er’i
Musa Kazım, Rıza’nın cakeriyim çaları
Şah taki’dir şüphe yok iki cihan serveri
La Feta illa Ali la seyfe illa Zülfİkar
Şah Nak’dir dü çeşmim binası eylemem güman
Kalbimde virdim müdam Askeri Şah-ı Cihan
Feyziya fevzi erişti Mehdi-i Sahip zaman
La Feta illa Ali la seyfe Zülfİkar
Güzellere dil dökerdim
Güzellere dil dökerdim,
Nazı kaldıramaz oldum.
Ceylanlar gibi sekerdim,
Dizi kaldıramaz oldum.
Ne dağ derdim ne de dere,
Ulaşırdım her bir yere…
İhtiyarlık çöktü sere,
Sazı kaldıramaz oldum.
Parçalansam lime lime,
“Neden?” sormam tek kelime.
Yeter ki kötü söz deme!
Sözü kaldıramaz oldum.
“Aşk” denilen geldi başa,
Yüreğim yandı ataşa.
Elimde olsa da maşa,
Közü kaldıramaz oldum.
Peşinde gez diyar diyar,
Ömrünü yer vefasız yâr.
Bindebir der bir riyakâr
Yüzü kaldıramaz oldum.
04.01.2026 – (8’li serbest)
Ozan Bindebir
Bugün takkeli iktidarı görünce,
Bugün takkeli iktidarı görünce,
Adnan Menderes dönemi daha iyi anlaşılıyor.
Alın size bazı başlıklar.
16 Haziran 1950- DP iktidarının ilk icraatı, Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasını sağladı.
5 Temmuz 1950- Radyodan dini program yayın yasağı kaldırıldı.
3 Aralık 1950- Arap harfleriyle eğitim yapan dershanelere izin verildi.
8 Ağustos 1951- Hükümet, Halk Evleri’ne el koydu.
9 Ekim 1951- Devlet iç borçları 2 milyar 565 milyon liraya yükseldi.
4 Kasım 1951 – İlkokulların ders programlarına din dersi konuldu.
5 Haziran 1952 – Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki kişinin Türk vatandaşı olması gerekir. Bu ilke ilk kez ABD’den uçakla gönderilen Athenagoras’ın Türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. Başbakan Menderes Athenagoras’ı ziyaret etti.
8 Ekim 1952 – Balıkesir’e giden CHP lideri İnönü’yü Vali kent dışında karşılayarak, kente girmemesini, girerse olaylar çıkabileceğini ve kendisinin sorumluluk almayacağını belirtti. İnönü gezisinden vazgeçti.
24 Aralık 1952 – Anayasada bulunan Türkçe kelimler yerine Osmanlıca kelimeler kullandı. Bakanlık yerine Vekalet kullanılmaya başlandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın adı “Erkan-ı Harbiye-yi Umumi Reisliği” şeklinde değiştirildi ).
21 Ocak 1953 – Petrollerimizin işletilmesiyle ilgili ilk anlaşma bir ABD şirketiyle yapıldı.
21 Temmuz 1953 – Profesörlerin politika ile uğraşmalarını yasaklayan kanun kabul edildi.
27 Ocak 1954 – Köy Enstitüleri kapatıldı.
7 Mart 1954 – Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan ve MaxBall adlı bir yabancının hazırladığı Petrol Yasası Meclis’te kabul edildi.
8 Mart 1954 – Basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten Basın Kanunu kabul edildi. Hakaret suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.
2 Mayıs 1954 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI.
Oyların %57,6’sını alan Demokrat Parti 503 sandalye kazanırken, %35,4 oy alan CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi.
++
30 Mayıs 1954 – Osman Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı.
14 Haziran 1954- Seçimlerde CHP’ye oy veren Malatya ceza amacıyla bölünerek Adıyaman ili kuruldu.
21 Haziran 1954- Demokrat Parti kendi kadrolarını kurmak için devlette tasfiyeye yöneldi.
7 Ağustos 1954- Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, Adnan Menderes’e hakaret ettiği için tutuklandı.
18 Ağustos 1954- Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu gazetede çıkan bir yazıdan dolayı 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar.
23 Eylül 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam, İbrahim Cüceoğlu hapis cezası aldılar.
1 Aralık 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Hükümetin hakaret ettiği gerekçesiyle. 26 ay hapse mahkûm edildi ve 79 yaşında hapse girdi.
8 Nisan 1955 – Döviz bulunamadığı için kahve ithalatı yapılamadı. İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.
20 Mayıs 1955 – Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek tutuklandı.
23 Haziran 1955 – Hükümete muhalif Akis Dergisi’nin yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek “Hükümetin nüfuzunu kıracak neşriyat yapması ve bu suçu işlemekte devam etmesi ihtimalinin bulunması” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
20 Temmuz 1955 – Polis CHP Isparta İl Kongresini dağıttı. Kasım Gülek kürsüden indirildi.
5 Ağustos 1955 – Karadeniz gezisine çıkmış olan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklanarak İstanbul’a getirildi ve bir gün hapiste kaldı.
5 Eylül 1955 – Ekspres Gazetesi’nde Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi yayınlandı.
6 Eylül 1955 – Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda Rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü.
7 Eylül 1955 – Hükümet bu olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, onlardan da kurtulmak amacıyla olayları komünistler tezgahladı söylemiyle İdam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Besirci, Hasan İzzettin Dinamo da bulunuyordu.
16 Eylül 1955 – Sabah Postası gazetesi kapatıldı yazı işleri müdürü Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.
19 Eylül 1955 – Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz kapatıldı.
15 Ekim 1955 – ISPAT HAKKI KALDIRILDI. Siyasiler hakkında bir iddia ileri sürenler hakaret suçuyla yargılanıp mahkûm olmaktaydılar. Yargılanan kişinin ispat hakkı kaldırıldı.
8 Şubat 1956 – Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6’ya indirildi.
2 Mart 1956 -Cumhurbaşkanına hakaretten gazeteci Şinasi Nahit Berker 1 yıl hapse mahkûm oldu
8 Nisan 1956 – Başbakan Adnan Menderes , muhalefeti, “SİYASİ SAPIKLIK, SAHTE İHTİLALCİLİK, İNKARCILIK, ADİ VE ALÇAK İFTİRACILIK, SAHTE HÜRRİYETÇİLİK VE TEDHİŞÇİLİK”LE SUÇLADI.
31 Mayıs 1956 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Adım adım mutlakıyete gidiyoruz ” dedi.
14 Haziran 1956 – CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM’nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa’da ikamete mahkûm oldu.
13 Ağustos 1956 – Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.
28 Eylül 1956 – PARSIZLIKTAN MALİYE, İSTANBUL’DA HAZİNEYE AİT 10 BİN ARSA VE 500 BİNAYI SATIŞA ÇIKARDI.
11 Mayıs 1957 – Gazeteci Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkûm oldular.
19 Mayıs 1957 – Kayseri’de halka yaptığı açıklamada Menderes, DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde 15.000 YENİ CAMİ İNŞA ETTİK dedi.
2 Temmuz 1957 – CMP Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.
6 Temmuz 1957 – Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.
20 Ekim 1957 – Menderes Adana’da yaptığı seçim konuşmasında “İSTANBUL’U İKİNCİ BİR MEKKE, EYÜP SULTAN CAMİİNİ DE İKİNCİ BİR KÂBE YAPACAĞIZ” DEDİ.
27 Ekim 1957 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI.
Oyların % 47,9’unu alan DP 424, % 41,1’ini alan CHP: 178. Toplam 610 milletvekili seçildi.
++
27 Ekim 1957 – Seçim sonuçları tartışmalara neden olmuş. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler üzerine kentin üstünde askeri uçaklar uçuruldu.
29 Ekim 1957 – Seçim günü Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.
1 Kasım 1957 – Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.
10 Mart 1958 – DEMOKRAT PARTİ ÖRGÜTLERİNİN RAMAZAN AYI BOYUNCA CAMİLERDE DÜZENLEDİĞİ MEVLİTLERİN PROPAGANDA AMACIYLA DEVLET RADYOSUNDAN NAKLEN YAYINI UYGULAMASI BAŞLATILDI.
30 Nisan 1958 – Et sıkıntısını gidermek için Yeni Zelanda’dan koyun eti dışalımı yapıldı.
19 Temmuz 1958 – Nükleer silah taşıyan ABD uçakları İncirlik üssüne indi.
2 Ağustos 1958- IMF önerisiyle, Cumhuriyet tarihinin en yüksek orandaki devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Devalüasyon oranı yüzde 221 oldu.
4 Ağustos 1958 – IMF’den ilk borç alındı. IMF Türkiye’ye 250 milyon dolar kredi verdi.
6 Eylül 1958 – Başbakan Adnan Menderes, “İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…” diyerek muhalefeti tehdit etti.
7 Eylül 1958 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” diyerek başbakana cevap verdi.
21 Eylül 1958 – Başbakan Menderes, CHP’nin parti olmadığını, İsmet İnönü’nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi
22 Eylül 1958 – İnönü, “Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti genel başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde cevap verdi.
12 Ekim 1958 – Başbakan Adnan Menderes yurttaşlara muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir “ Vatan Cephesi “kurmaları çağrısında bulundu. Vatan Cephesine katılanların ismi saatlerce radyolarda okunurdu.
19 Ekim 1958 – Başbakan Menderes, Said-i Nursî’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı. Menderes Risale-i Nurların ilk kez serbestçe basılması için talimat vermiş ve kâğıt tahsisi yaptı.
30 Kasım 1958 – DP hükümeti Adalet Bakanı Esat Budakoğlu açıkladı.İlk sekiz yıllık hükümet dönemi içerisinde 811 gazeteciye toplam 57 yıl hapis cezası verilmiş olduğunu açıkladı.
20 Şubat 1959 – Uçak kazasından kurtulmuş olması nedeniyle taraftarları arasında adeta EVLİYA MERTEBSİNDE kabul edilen Menderes Eyüp Sultan’a gitti, yanında büyük bir kalabalıkla türbede dua etti, dağıtılmak üzere resimler çektirdi.
2 Mart 1959 – Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Eyüp Sultan Cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi.
30 Nisan 1959 – İsmet İnönü’nün Uşak gezisinde olaylar çıktı. İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi. Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Polis, halkı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullandı.
7 Kasım 1959 – CMP lideri Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkûm oldu.
23 Ekim 1960- DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINDA OKUMA YAZMA BİLENLER YÜZDE 41’DEN YÜZDE 39’A DÜŞTÜ.
5 Ocak 1960 – Mersin’e gitmekte olan Menderes’in önüne Tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan Ali Bayat adlı bir şahıs çıktı ve BACAKLARININ ARASINA SIKIŞTIRMIŞ OLDUĞU BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUĞU GÖSTEREREK “UÇAK KAZASINDAN KURTULDUĞUNUZ İÇİN OĞLUMU SİZE KURBAN EDECEĞİM” dedi, son anda engellendi.
5 Ocak 1960- Said-i Nursî’nin doğu illeri valilerine yazdığı bir mektup yazdı. Şark bölgesinde komünistliği 60 bin Nursî sayesinde önlemekteyim. Nasıl ki Arapça ezan okutturduk ve bu sayede Müslümanları Demokrat Parti cephesinde topladığımız malumunuzdur. Şimdi de dağıttığımız bu Risale-i Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız.
12 Nisan 1960- DP Grubu yayımladığı bildiri ile CHP’yi silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçladı.
18 Nisan 1960- CHP’nin orduyla birlikte hareket ettiği ve bir ihtilal peşinde olduğunu düşünen Demokrat Parti, bu iddiaları araştırması için Tahkikat Komisyonu kurdu.
27 Nisan 1960 – Meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli Tahkikat Komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi.
++
On yıllık dönemin taranması tam bir günümü aldı.
Benzerliği gördünüz ise paylaşın….
Turan Akıncı
5 Ocak 2025
Padişahım Çok Yaşa
Toplanmışız saraya
Padişahım çok yaşa(!)
Ak demişiz karaya
Padişahım çok yaşa(!)
Bir sürüye kat bizi
Koyun gibi güt bizi
Uçurumdan at bizi
Padişahım çok yaşa(!)
Vurgun soygun talana
Alkışlarız çalana
Kanarız her yalana
Padişahım çok yaşa(!)
Bir sala bindir bizi
Yarıda indir bizi
Allah de kandır bizi
Padişahım çok yaşa(!)
Sırtını ver kasaya
Elini vur masaya
Ne gerek var yasaya
Padişahım çok yaşa(!)
Paramız pulumuz yok
Kim demiş yolumuz yok
Ağzımız dilimiz yok
Padişahım çok yaşa(!)
Bir bildiğin var deriz
Ardın sıra meleriz
Sen iste biz ölürüz
Padişahım çok yaşa(!)
Ozan Erhan dert çoktur
Lâkin anlayan yoktur
Deveye diken haktır
Padişahım çok yaşa(!)
Ozan Erhan Çerkezoğlu
Durum kötüydü. İç ihanet dahada kötüydü…
Mustafa Kemal bozulan orduyu yeniden düzene sokmak için geri çekmişti…
Kemal Paşa.Hatif adlı Türkçe gazeteye göz atarken, bir ara,durakladı…Serinkanlılığını korumaya çalışarak gazetede kendisi için yazılan şiiri yeniden okudu…
“‘Düştü mü kemal paşam, düştü mü,.
Boynuzlu külahın.?.İran’a mı,Turan’a mı, Afgan’a mı niyetin?..
Al git bütün adamlarını..Defol! Git.!..Ervahına(ruhlarına) , ecdadına (soyuna??? ) lanet!’”
..Mustafa Kemal Paşa, gazeteyi bir süre elinde tuttuktan sonra, basın işleriyle görevli memura uzattı. Acı bir,gülümsemeyle: ‘Bunu saklayınız’ dedi…Hatif gazetesi, Yunanlar Eskişehir’i aldıktan sonra Eskişehir’de yayımlanmaya başlamıştı. Gazeteyi çıkaran, devletin resmi yayınlarını basmak için kurulmuş olan İl Matbaası Müdürü.Hüsnü Yusuf adında bir devlet memuruydu..Mustafa Kemal’i lanetleyen bu şiiri de.Hüsnü Yusuf yazmıştı..‘’Yunana kaptırılan topraklarda yeni ihanetler yeşeriyordu…” (s. 353).
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yunan yenilince Hüsnü Yusuf Trakya’ya kaçmıştı… Mustafa Kemal, Yusuf’un da “150”liklerin listesine konulmasını isteyen arkadaşlarına aynen şunları söylemişti:”O, benim şahsıma hücum etmiştir. Vatan meselesi değildir..!Düşmanlık ikimizin arasındadır. Bu sebeple onu hainler listesine koymanız gerekmez.!.’’’
(Enver Behnan Şapolyon’un “Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönü ile Basın” kitabından.)
Kızılbaş mı karabaş mı?
Nurcunun nişanın takan
Kızılbaş mı karabaş mı?
Memlekete nifak sokan
Kızılbaş mı karabaş mı?
Madem günah imiş sazlar
Çalsın sizin davulbazlar
Çember sakallı yobazlar
Kızılbaş mı karabaş mı?
Gerici takkesin giyen
Olmadık herzeler yiyen
Atatürk’e gavur diyen
Kızılbaş mı karabaş mı?
İzmir menemen’de esen
İsyan bayrağını asan
Teğmen kubilay’i kesen
Kızılbaş mı karabaş mı?
Ölme pir sultan’ım yaşa
Yandı sivas baştan başa
Eli kanlı hızır paşa
Kızılbaş mı karabaş mı?
Kerbela’nın susuz çölü
Eser durur bir sam yeli
Ehlibeyte kıyan deli
Kızılbaş mı karabaş mı?
Muaviye hinoğluhin
Oğlu yezit ondan hain
İbni mülcem denen lain
Kızılbaş mı karabaş mı?
Aşık yener öter dalda
Gönlüm yurtseverlik solda
Dönmez hak bildiği yolda
Kızılbaş mı karabaş mı?
Aşık Yener (1928 – 2009)
















