Ana Sayfa Blog

Sen de bencileyin divâne misin

0

Sen de bencileyin divâne misin
Bâğ ile bend olmuş her yanın bülbül
Yoksa ki açılmış gülün goncası
Yetürdün âleme figânın bülbül

On bir ay gözlersin bezm-i gülzârı
Edersin güller ile aşk bâzârı
Rûz u şeb kılarsın ehline zârı
Bilmez misin solar gülşenin bülbül

Emrah bülbül gibi sevme gülleri
Gözünden akıtma kanlı selleri
Güzel olunca eser hazan yelleri
Geçer gülistândan zamanın bülbül

Daha Adem Havva nura ermeden

0

Daha Âdem, Havva nura ermeden 
Biz senle haldaştık devri mekânda
Habil Kabil ile cenge girmeden
Biz senle gardaştık devri mekânda

Melek, şeytan olup Hakk’a küsmeden
Koç inip Nebiye, kurban kesmeden
Firdevsî Âlâ’ya tohum düşmeden
Biz gülde güldaştık devri mekânda

Hakk’ı yansıtırdı nurlu cemalin
Ayetler kokardı her bir kelamın
Ay, Gün lisanıydı kutsî selamın
Biz dilde dildaştık devri mekânda

Zâhirî gözlerde sırken aslımız
Nice masallarla doldu testimiz
Güruhu Naci’den öte neslimiz
Biz Yol’da yoldaştık devri mekânda

Ruhumu ruhuna yeksan eyledin
Evirip, çevirip insan eyledin
Deruni mahlasın ihsan eyledin
Biz sırda sırdaştık devri mekânda…
           Hıdır Çam

Yunus olup çok aradım

0

Yunus olup çok aradım
Nice yoldan yola düştüm
Yerde, gökte aşk taradım
Bir ilahi kora düştüm

Öyle kor ki, yok ataşı
Gönle düşer, yakar taşı
Bin bir derde sokar başı
Nimet bilip zora düştüm

Zorda sürdüm kervanımı
Yele verdim harmanımı
Kendim yazdım fermanımı
Şol cennette hara düştüm

Har içinde yolum seçip
Nice kapı, makam geçip
Sonunda aşk demi içip
Hiç içinde vara düştüm

Hiç içinde buldum varı
Anda dindi yürek harı
Deruni’ydim oldum arı
Boş petekte bala düştüm

Hey erenler bu ne sırdır

0

Hey erenler bu ne sırdır
Hâl içinde hâl gizlendi
Tohum küstü, yere düştü
Dal içinde dal gizlendi

Düşüp yere toprak oldu
Yeşererek yaprak oldu
Çiçeklendi, arı doldu
Bal içinde bal gizlendi

Sahiplenip âdem tattı
Pazarlarda alıp sattı
Kefesine hile kattı
Mal içinde mal gizlendi

Mal mülkiyle köşkler kurdu
“Ben Karun’um” dedi durdu
Boş düşleri hayra yordu
Fal içinde fal gizlendi

Karun düştü topraklara
Tohum oldu aşkı nâra
Geri döndü yapraklara
Al içinde al gizlendi

Deruni’ye sır ayandı
Bir düş gördü, tez uyandı
Kör olanlar üryan sandı
Şal içinde şal gizlendi

Kazak Abdal hakkında

0

Âşık edebiyatının önemli temsilcilerinden Kazak Abdal, 17. yüzyılda yaşadığı söyleniyorsa da şiirlerindeki konu ve üsluba bakacak olursa 16. yüzyılda yaşadığı kuvvetle muhtemeldir. 
Romanya Türklerinden olduğu düşünülür. Söylentilere göre; 
genç iken Deliorman’da Demir Baba onu evlat edinmiştir, 
daha sonra Balım Sultan‘ın müridi olmuş ve ondan el almıştır.

Anadolu’da dervişlik geleneği içinde yetişmiş, tasavvufi bir kimliği olan ve halkla iç içe yaşamıştır. 
“Abdal” sıfatı, onun bir derviş geleneği mensubu olduğunu göstermektedir. Abdallar, Anadolu’da özellikle Bektaşi kültürü ile bağlantılı olarak bilinir. Bu gelenek, hem mistik öğretiyi hem de toplumsal eleştiriyi şiir yoluyla halka aktarmayı amaçlar.

Asıl adı, Ahmet‘tir. 
Fakat, Kazak Abdal adıyla tanınmıştır. Kabri, Denizli’dedir. 
Kazak Abdal’ın eserlerinin incelendiğinde mizahi, eleştirisel 
ve halktan yana bir bakış açısına sahip olduğu aşikardır. 
Kazak Abdal, hem halkın günlük sorunlarını hem de 
yöneticilerin ve din adamlarının ikiyüzlülüğünü hicvetmiştir.

16.yy. Anadolusu ve Sosyal Ortam

Kazak Abdal‘ın yaşadığı 16. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun 
hem siyasi gücünü zirveye taşıdığı hem de toplumsal gerilimlerin yaşandığı bir dönemdir. 
Bu yüzyılda Osmanlı, Kanuni Sultan Süleyman‘ın seferleriyle Avrupa’da güçlü bir imparatorluk olmuş fakat Anadolu’da 
sosyal ve ekonomik sorunlar hissedilmeye başlanmıştır.

16.yüzyıl aynı zamanda, Bektaşilik ve Kalenderilik gibi 
tasavvufi akımların geniş kitlelere ulaştığı bir dönemdir. 
Halk, bu tarikatlar sayesinde hem manevî bir sığınak bulmuş ve baskılara karşı dayanışma içinde olmuşlardır. 
Yüzyılın sonlarına doğru ekonomik sıkıntılar ve vergi yükleri Anadolu insanında huzursuzluk yaratmıştır. Bu ortam, halk ozanlarının eleştirel seslerinin yükselmesine neden olmuştur.

“Eşeği Saldım Çayıra” 
Hikâyesi

Kazak Abdal‘ın en bilinen eserlerinden biri olan 
“Eşeği Saldım Çayıra”, 
halk arasında dilden dile aktarılan ve günümüzde de 
önemini koruyan bir hiciv şiiridir. 

Bu şiirin arka plânında ise köy halkı arasında anlatılagelen 
rivayet şöyledir: 
Kazak Abdal’ın yaşadığı köyde; köylülere sürekli zulmeden, 
onların emeklerini sömüren, kursaklarından geçen bir lokmayı 
zehir eden hayatı köylüye zindan eden bir ağa varmış. 

Köylü, ağadan nefret eder bir kaşık suda boğmak ister. 
Fakat, bırak boğmayı, ağanın korkusundan gözlerinin içine bile bakamazlarmış. Yıllar geçmiş bu böyle devam etmiş. 
Köylüyü ezen, zulmeden ağa gün gelmiş yaşlanmış hasta düşmüş, artık ölümün yaklaştığını hissetmiş tüm köylüleri toplamış.

Herkes, merakla ağanın ne diyeceğini beklerken, Ağa; 
Onlara, yıllardır yaptığı kötülüklerden pişman olduğunu 
ve bunun cezasız kalmaması gerektiğini söylemiş. 
Ardından, tuhaf bir vasiyette bulunmuş. 
“Ben öldüğümde, cesedimi köyün girişindeki büyük ağaca 
asın ki, görenler ibret alsın zulmeden ağa olsa bile sonu böyledir ibret alsın.” 
Köylüler, bu isteği şaşkınlıkla ve içten içe sevinçle karşılamışlar. Günler geçmiş, ağa ölmüş. 
Köylüler de cesedi alıp köyün girişindeki büyük ağaca asmışlar. Köylüler, zalimden kurtulduklarını artık rahat nefes alacaklarını sanırken; işin aslı tam öyle değilmiş. 
Ağanın zulmünden henüz kurtulamamışlar. 
Birkaç gün sonra köye askerler gelmiş. Köyün girişinde ağaca asılı ağayı gören askerler, köylülerin el birliğiyle ağayı öldürdüklerini düşünmüşler. 
Köylüler, ne kadar anlatsalar da; 
“yahu, etmeyin eylemeyin bu ağanın vasiyetidir.” deseler de 
kimseyi inandıramamışlar. 
Sonunda bütün köy halkı suçlu ilan edilmiş, falakadan geçirilmiş 
ve zulüm devam etmiştir.

Böylece, Ağa; 
yaşarken köylüye ettiği zulmü, öldükten sonra bile 
cesediyle köylünün başına bela olarak devam ettirmiş. 
Köylüye rahat yüzü göstermemiştir. 

İşte, Kazak Abdal bu olay karşısında derin bir sitem ile 
“Eşeği Saldım Çayıra” şiirini kaleme almışlardır. 

O mısralar, sadece ağayı değil; 
bu düzeni sürdüren, zulme göz yuman herkesi hedef almış.

*

ŞİİR İNCELEMESİ

Şiirin her bir dörtlüğü, yalın gibi görünen dilin ardında 
katmanlı sembolik anlamlar barındırmaktadır. 
En çok bilinen, dört dörtlüğü ele alalım.

Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü rüya hayra
Yoranın da avradını

Birinci dörtlükdeki “eşek” metaforu, hor görülen halkı 
temsil ederken; onu, “çayıra salmak” kendi kaderine 
terk edilmesinin bir simgesi olarak yorumlanabilir. 

Şiir, bu özgürleşme eylemini bile “hayra yoran” 
yani sisteme uygun bir şekilde yorumlaya çalışanlara dahi 
lanet okuyarak, ozanın kopuşu ve meydan okumayı benimser. 
Her türlü iyi niyetli yorumu reddeden bir manifestosudur.

Münkür münafığın soyu
Yaktı harap etti köyü
Ölüsüne bir tas suyu
Dökenin de avradını

İkinci dörtlükte geçen “münkür” (inanmayan, inkar eden) ve “münafık” (ikiyüzlü) kavramları, şiirin hedefini İslami ana akım yorumuna karşı olanları işaret etmektedir. 

“Köyü harap etme” eylemi, 
doğrudan 16. yüzyıldaki Kızılbaş katliamlarına ve yağmalara gönderme yapar. 
“Ölüsüne bir tas suyu dökenin” ifadesi ise, bir küfür ve lanet niteliğindedir. Bu, zulmü gerçekleştirenlere duyulan nefretin, 
onların ölümünden sonra da devam ettiğini ve dini ritüellerin bile bu nefreti dindiremediğini vurgular.

Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezsin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da anasını

Üçüncü dörtlükte geçen ”müfsid” (bozguncu, fesat çıkaran) 
ve ”gammaz” (ispiyoncu, muhbir). 
Bu kişiler, dönemin baskı ortamında otoriteye hizmet eden, 
toplumu içeriden çürüten hainleri temsil eder. 
”Malı vardır da yemezin” ifadesi ise, cimriliği ve dünya düşkünlüğüyle toplumsal ahlakı bozan tiplere bir eleştiridir. 
Kazak Abdal, bu iki tip zalimin cenaze namazını kılan kişiyi lanetleyerek, zalime en son manevi desteği veren kişiyi dahil affetmeyen radikal bir duruş sergiler.

Derince kazın kuyusun
İnim inim inlesin
Kefen diken iğnenin
Dikeninde avradını

Şiirin dördüncü dörtlüğünde geçen “kuyu” ve “inilti” sembolleri, cehennem azabı ve sonsuz ıstırap çağrışımları yapar. 
Lanet, sadece ona değil, onun kefeninin diken iğneyi bile kapsamaktadır. Bu öfkenin ne kadar mutlak olduğunu, zalimle 
en ufak ilişkisi olan herkese yöneldiğini göstermektedir.

Dağdan tahta getirenin
Mezarına götürenin
Talkını bitirenin
İmâmın da avradını

Beşinci dörtlük, cenaze sürecindeki tüm ritüelistik eylemleri ve 
bu eylemeleri gerçekleştirenleri hedef alır. 
”Dağdan tahta getiren” mezar ve tabut için malzeme getirenin, cenazeyi taşıyanın ve özelikle ”Talkını bitiren”, islami gelenekte ölünün sorguya hazırlanması için telkin okuyan kişi lanetlenir 
yani dördüncü dörtlükte ki imâm. 
Bu zulmün sona ermesi için atılan adımlara karşı duran 
dini otoritenin açıkça reddediğini ve en ağır şekilde 
eleştirildiğini gösterir.

Kazak Abdal lütfeyledi
Yaktı köyü mahfeyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını

Bu son dörtlük, ozanın şiirinin sorumluluğunu üstlendiği 
ve meydan okumasını açıkça ifade edildiği kısımdır. 
Şiirin anlamını sorgulayacak her türlü otoriteye karşı 
en sert dille cevap vermesi, ozanın tartışmaya kapalı 
radikal duruşunu ortaya koyar.

Kazak Abdal‘ın Eşeği Saldım Çayıra şiiri; 
Arif Sağ, Rahmi Saltuk, Ruhi Su, Erkan Oğur, Cem Karaca, Kıraç gibi sanatçılar tarafından seslendirilerek modern kültüre taşınmıştır. 

KAYNAKÇA:
Berken Ataşçı. “söylentidergi.com (http://xn--sylentidergi-4ib.com/)”, Edebiyat, Ekim 2025.

Alay, Okan. “Yergi, İroni ve Mizahla İlintili Kavramlara Dair Bir Değerlendirme”. Türk Dili 68. 792 (2018): 30-36.

Çakır, Emine. “Kazak Abdal”. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Türk Edebiyatı Araştırmaları Merkezi. Web. Erişim Tarihi: 5 Ekim 2025.

Yıldırım, Rıza. “Abdallar, Akıncılar, Bektaşilik ve Ehl-i Beyt Sevgisi: Yemini’nin Muhiti ve Meşrebi Üzerine Notlar
”. Belleten 75. 272 (2011):51-86

Atatürk sana ne yaptı?

0

“Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?

Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?

Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?

Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; kaMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..

Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.

“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;

“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)

Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.

“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.

Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?

Atatürk’ü sevmiyor!

Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.

Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.

Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.

Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.

Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.

Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.

Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.

Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.

İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.

Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra.

Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.

Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.

Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.

En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar.”

Şebnem Uzunçiçek.

Türkiye Atatürk’ü Allaha , geri kalan her şeyinide Atatürk’e borçludur

0

Seni bize Allah gönderdi

Tarih 30 Ağustos 1968. Afyon Lisesi öğretmeni Sabri Tanrıkut, öğretmen arkadaşlarıyla Dumlupınar’ da yapılan törene katıldı.

Konuşmacılardan birisi kurtuluş savaşımızın süvari kolordu komutanı Fahrettin Altay Paşa’ydı.
Bir albay, Paşa’nın koluna girdi.

Kürsüye çıkmasına yardımcı oldu.Konuşma süresince de elinde bir semsiye ile O’nu güneşten korudu.

Fahrettin Altay Paşa konuşmasına şöyle başladı:

” Bana Mustafa Kemal’i anlatır mısınız? dediler. Ben de memnuniyetle kabul ettim ve geldim.

Ancak anlatımım kısa olacak. Size 26 Ağustos 1922 sabahı taarruz anındaki bir olayı aktaracağım.

Bu şekilde Mustafa Kemal’i anlatmış olacağım.

Paşanın Mustafa Kemal’i nasıl anlatacağını herkes merak etti.
Önündeki bardaktan bir yudum su içti ve konuşmasını, sonradan avukatlığa başlayan Sabri Tanrıkut’un tuttuğu nota göre şöyle sürdürdü:

Planlandığı şekilde 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.00’te başta Mustafa Kemal olmak üzere İsmet Paşa, Fevzi Çakmak, Nurettin Paşa, ben ve diğer komutanlar, ordu karargahı olarak Afyon Kocatepe’deydik.

Plan gereği taarruz, önce top atışlarıyla başladı.
Bu bir baskındı. 20 dakika sürdü.

Ardından ‘Tahrip’ atışları yapıldı. Bu da 10 dakika devam etti Yunan mevzilerindeki makineli
tüfek yuvalan, Yunan topları, tel örgüleri hedef alndı.

Komutanlar olarak bizler de top atışlarının sonucunu görmeye çalışıyor, alt kademelere iletmek üzere Mustafa Kemal’in emrini bekliyorduk.

Sonuçta Yunan mevzilerinde alevlerin yükseldiğini, hedeflerin vurulduğunu, düşmanın mevzilerini terk ederek geri çekilmekte olduğunu gördük.

Mustafa Kemal’e yöneldik. O’nun taarruz ve takip emrini bekliyorduk.
Ne ki gözlerini O, Yunan mevzilerinden ayırmıyor ve geri çekilen Yunan ordusunu izliyordu.

Fevzi Çakmak, sessizliği bozdu. ‘ Haydi Kemal düşman kaçıyor, taarruz emrini ver !’ dedi.
Mustafa Kemal: ‘ Dur Abi !’ diye cevap verdi.

Bir süre sonra Fevzi Çakmak, ‘ Kemal, tarihi bir fırsatı kaçırıyorsun, düşman yeni mevzilerine yerleşecek.

Emrini ver artık !’ diye ısrarda bulundu.
Mustafa Kemal, yine ‘ Dur abi !’ dedi.
Bir süre daha geçti. Fevzi Çakmak bu kez ‘Allah aşkına Kemal, ver şu emri, komutanlar seni bekliyor, yeter artık !’ diye sesini yükseltti.

Mustafa Kemal yine ‘ Dur Abi !’ dediği sırada beklenmedik bir olay meydana geldi.

Yunan ordusunun terk ettiği mevzilerde cehennemi patlamalar başladı.

Mustafa Kemal’in taarruz ve takip emrini geciktirme sebebi anlaşıldı.
Yunan ordusu, geri çekilirken cephe boyunca mevzilere saatli bombalarını yerleştirmiş, askerlerimize tuzak hazırlamışlardı.

Mustafa Kemal’ in öngörüsü, büyük bir felaketi önlemişti.

Taarruzda ısrar eden Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal’e sarıldı. ‘ Seni bize Allah mı gönderdi Kemal ? ‘ dedi.

Müteakiben süngü hücumu ve ileri top atışları emrini aldik. Alt kademelere ilettik. Sonucu biliyorsunuz.

Bana ‘ Mustafa Kemal’i anlat ‘ dediler.

‘ İşte Mustafa Kemal budur !’ “

Dedi ve bir albayın yardımıyla kürsüden indi.

Fahrettin Altay Paşa’dan dinlediği bu olayı ve anıyı, öğretmen, sonradan da avukat olan Sabri Tanrıkut hiç unutmadı. Paşaya 2 metre uzaklıkta dinlediği bu anıyı,
O güne ait fotoğrafları da bizimle paylaştı.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun… Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle, saygıyla anıyoruz.

(*) Gazeteci ve Yazar Saygı Öztürk’ten derlenmiştir

Sanmayın erenler dünden bu güne

0

Sanmayın Erenler Dünden Bu Güne
Biz Nice Bin Kerre Bu Hana Geldik
Hakk Teala Nura Tecelli Kıldı
Ol Nurdan Payımız Aldıkta Geldik

Kandili Kudreti var etti Nurdan
On İki Ervahı Yarattı Sırdan
Lamekan Şehrini kurdu Nurdan
Askı Muhabbeti Cevlana Geldik

Ademe Kavuştuk Cennete Girdik
Havva İle Orda Çok Demler Sürdük
Binasını Yerin Göğün Biz Kurduk
Arzu Kıldık Onu Seyrana Geldik

Hak Buyurdu Buğday, Yemeyin Hey Can
Galebe Eyledi nefs İle Şeytan
Yedikte Buğdayı Eyledik İsyan
Sürüldük Cennetten Cihana Geldik.

Tövbe Kıldık Makbul Oldu Sözümüz
Muhammet Cisminde Açtık Gözümüz
Adem’den Hatem’e Sürdük Yüzümüz
Ol Demde Sureti İnsana Geldik

Muhammet Cisminde Karar Eyledik
Hakk Buyurdu Hak Kelamın Söyledik
İndik Aşkın Deryasını Boyladık
İkrar Verdik Şah-ı Merdana Geldik

Başımıza Vurduk Tacı
Çıktık Seyreyledik Arşı
Miraçta Biz Gördükol Hakkı
Hatemi Aslana Geldik

Fatıma Muhammet Ali
Ezelden Kurdular Yolu
Hasan Hüseyindir Veli
Eşiğine Kurbana Geldik

Zeynelden Bakıra İndik
Sadık’a Göz Gönül Kattık
Kazım’dan Rıza’ya Yettik
Taki Naki Şaha Geldik

Ondört Masum-u Pak Bizim Sırrımız
Oniki Mamurdan Gelir Nurumuz
Kırkların Ceminde Vardır Yerimiz
Uğradık Mektebi İrfana Geldik

Erenlerden Bizde Destur Almışız
Noksaniyem Lamekandan Gelmişiz
Münkirin Gözüne Perde Olmuşuz
Hakikat Sırrını Beyana Geldik

Görenin hali döner

0

Görenin hali döner
Nişansız bî-nişana
Esrittin cümle halkı
Sırf içildi peymâne

Sen bî-sıfat sıfatsın
Bî-nihayet nihansın
Âşıklara devletsin
Meşhur oldun cihana

Sözün işiten kulak
Kendüden gitti andak
Cümle gönüller mutlak
Saddak dedi burhana

Seninle bir dem birlik
Odur cihanda erlik
Senden ayrıksı dirlik
Oldu kamu efsâne

Senin hikmetin ırak
Sensin canlara durak
Sen yandırdığın çırak
Ebedî ömür yana

Hâssül-havâs bâbısın
Aşıklar kitabısın
Mutlak dîdâr kapısın
Göricek mahluk tana

Yer gök kayim durduğu
Denizler mevc vurduğu
Cennet-ü hûr olduğu
Cümle sana bahane

Dahi yer gök yoğ idi
Cümle söz mensûh idi
Aşıklar tapar idi
O bî-nişan Subhâna

Bu göz kendözün görmez
Nişan nişanın vermez
YUNUS’un aklı ermez
Eren oldu dîvâne

Sende başını alıp Gitme

0

Ben suyumu kazandım da içtim
Ekmeğimi böldüm de yedim
Ben suyumu kazandım da içtim
Ekmeğimi böldüm de yedim
Alkışı duydum, ihaneti gördüm
Sesim de oldu, sessizliğim de
Seviştiğim de oldu benim
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi

Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Ne olur
Ne olur

Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar
Sen de başını alıp gitme ne olur, ne olur tut ellerimi
Ne olur
Ne olur

Mirac-ı Aşka

0

Dava eteğinden dök taşlarını
Dur ile varılır mirac-ı Âşkâ
Habibine akıt göz yaşlarını
Yâr ile varılır mirac-ı Âşkâ

Bağrı yâra yanık yüreği közlü
Aşikâra ayık gizliye gözlü
Yaşama nişanlı ölüme sözlü
Er ile varılır mirac-ı Âşkâ

Dost isen kemlikten dostunu kolla
Arı kovanını doldur gel balla
Giz nedir, ne bilir cahil cühelâ
Sır ile varılır mirac-ı Âşkâ

Bülbül car eyledi kırmızı gülü
Dervişin lokması Selman keşkülü
Yolun sahipleri çözer müşgülü
Sor ile varılır mirac-ı Âşkâ

Edep-erkân-sükut, lisan bilmeli
İkrârlılar beli best edilmeli
Beşi bir tabutta defnedilmeli
Pir ile varılır mirac-ı Âşkâ

Ocağı yananın bacası tüter
Cem ayn-ül cemdeysen sen sana yeter
Sina’da başlayan Sina’da biter
Tur ile varılır mirac-ı Âşkâ

PERDESİZ yolumuz ateşten gömlek
Gönül şartımızdır rızalı gelmek
Her cana gerekir ölmeden ölmek
Zor ile varılır mirac-ı Âşkâ

                                        Âşk ile 
        4--Haziran--2026--Perşembe   Kamil Gündüz

Hakikat ilminde bir nokta buldum

0

Hakikat ilminde bir nokta buldum
Umm’ül Kur’an o noktada gizlidir
Okudum hecesin zatını bildim
Sırr-ı Süphan o noktada gizlidir

Aslı bir noktadır taht-üs serada
Tecelli gösterir her bir eşya da
Allemel esma da, bay u gedada
Al-i İmran o noktada gizlidir

Sıdkı hatmeyledi cim ile dalı
Üstaza ermiyen bilmez bu hali
Mayası Muhammed, esrarı Ali
Seb-ül mesan o noktada gizlidir

Sıdkı Baba

Alleme âdemel esmâe: (Bakara:31): Âdem’e bütün adları bildirmişti
Ümmül Kuran: Kuran’ın anası, özü esası manasında Fatiha suresine işaret eder
Taht-es serâ (Taha:6)
Bay u Geda: Zengin ve yoksul
Seb‘u’l-mesânî (Zümer:23): Tekrarlanan, iki kattan ibaret olan yedi manasında. Ayrıca insanın yüzündeki yedi deliğe (iki göz çukuru, iki burun deliği, iki kulak deliği ve de ağız)

Gazapizm Heyecanı yok

0

rap

sözlerinden alınganlık gösteriyoruz, başka manada söylenen ve kullanılan. açıkçası diken üstündeyiz..

bir fıkradan da haklı olarak..

açıklamalar yapıyoruz, kınamalar.. bildiriler..

uzmanlıklarına başvuracağımız folklorcular yani halk edebiyatçıları arazi.. ara ki bulasın!

müzikologlar da..

yapay zekaysa iş başında. provokatör.

“yakmak” fiili kötü şeyleri çağrıştırıyor bize. karnesi zayıf bu bağlamda, geçmişte iyi şeyler yaşanmamış, insanlar yakılmış zira..

lakin, İmralı’daki hükümlü, kadın için demediğini bırakmamış.

“kokmak” fiili de kötü, bizim hafızamızda..

Alevilik için de “uydurulmuş” demişti.

sosyal medyada hareket yok. kadın örgütlerinde açıklama – kınama da yok. Aleviler lal..

Montumun cebinde yok kuruş
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um
Bi’ de kafamıza bas vurur ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Hah, kazan kazan yok
Kaybet’cek birimiz, kaçarı yok
Çocuk çok, yatarım yok
Oynayan aç ayı yok
Olmayan façası yok
Kurtaran paçayı yok
Gelecek için bi’ hedefin yok
Yarının yok

Temel güvenin yok
İllegal, legal düzenin yok
Para kesesi yok
Bekleme, rüzgârın esesi yok
Her şey boş yere, tasarı yok
Bak büyüdüğün sokakta masalın yok
Hah, kollarından öte saranın yok
Dirisin ya da ölü, Araf’ı yok

Kapımın önünde polisler var
Elinde silahla komiser var
Üstümde, başımda kan izi var
Önümde kocaman valizler var
Bana tepeler, denizler dar
Bi’ de sırtımda keneler var
Yarım kalır o şarkılar
Bur’da panda yok, develer var

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Artık gerçeğin farkında herkes
Kimse doymuyo’ yerken
Hayat en sayko mektep
Yanacak kafan gençken
Olacaklar hep elzem, depresyon gettoya kısmet
Ve de kaygıya saplanmış herkes mi zorlayan?
Üstelik yaşama sevincine el koyan denge

Ve umutların er geç ölür
Bi’ de bakarsın her şey sönük
Suça en yakın eksen görür
Hızlı yaşayan erken ölür
Biz yakarsak söndüremezler
Geri döndüremezler
Bizi heyecanlandıramıyorsa bi’ şeyler
Artık öldüremez de

Ah, herkes delirmiş
Hiç etkinlikler etik değil
Hep biz pisliklere itildik
Bizi bitirmiş ilişki
Ki bilemezdik ne işti?
Daha dur hele, ne içtik?
Tüm bilincini yitirmiş
Şehir kurtları tedirgin

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki
Full depo Taunus’um (yok)
Bi’ de kafamıza bas vurur, ama yine yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok
Bu hayatın heyecanı meyecanı yok, yok

Montumun cebinde yok kuruş (yok)
Zıplıyor herkes, kanguru sanki (yok)

Bu hayatın heyecanı meyecanı yok (yok)

Gazapizm – Heyecanı Yok [official video music]

Kaşlarında Mim Duası Yazılı

0

Kaşlarında Mim Duası Yazılı
Sana medet yola mürvet ya Ali
Bilirim günahım hadden aşmıştır
Sana medet yola mürvet ya Ali

Elestü deminden hak bildik yolu
Korkarım solduram ol gonca gülü
Nice bir ağlattın bu edna kulu
Sana medet yola mürvet ya Ali

Kalmadı baharım yetişti yazım
Yalvarı yalvarı kalmadı yüzüm
Yetişti kervanım sırlandı izim
Sana medet yola mürvet ya Ali

Feriştehler ile hubca görüştüm
Arş yüzünden meleklerle karıştım
Şükür ol dem didarına eriştim
Sana medet yola mürvet ya Ali

Pir Sultan Abdal’ım bahar yaz için
Kırkların eylediği sema saz için
Hasan’la Hüseyin ah-u suziyçin
Sana medet yola mürvet ya Ali

Pir Sultan Abdal

Gitti bu kış zulmeti, geldi bahar yaz ile

0

Gitti bu kış zulmeti, geldi bahar yaz ile
Yeni nebatlar bitti, mevc vurdu hep naz ile

Yine mergizar oldu, uş yine gülzar oldu
Ter nağme düzer oldu, musikide saz ile

Kim görmüştür baykuşun gülistana girdiğin
Leylekler zikredermiş bir lâtif âvaz ile

Ya nice saklar isen dürdane gevher olmaz
Keklik keklikler ile, hemişe bâz bâz ile

El kuşu elden ele, gül kuşu gülden güle
Baykuş virane sever, şahinler pervaz ile

Nerde ki bir gövde var, akbaba orda üşer
Duduları kafeste beslerler şeker ile

Her şahsa kendi tüşün, kendiye tüş eyledi
Sadıklar ikrar ile, sofular namaz ile

Cahil münafık, münkir, cümle aklına şakir
Aşıklar dîdâr sever, ârifler niyaz ile

Dervişlik dedikleri dilde haber değildir
Hak ile Hak olana orda menzil düzüle

Ben dervişim diyenler, yalan dâvâ kılanlar
Yarın Hak dîdârını görmeyecek göz ile

İlm-ü amel ne fayda bir gönül yıktın ise
Arif gönül yaptığı beraber Hicaz ile

Uğrular uğru ile, doğrular doğru ile
Yalan yalanı sever, gammazlar gammaz ile

Kimi dükkânda bakar, kimisi hoşluk sever
Kimi bir pula muhtaç, kimisi can bâz ile

Ulu divan kurula, orda kulluk sorula
Bin tekebbür varmaya bir garip nevâz ile

Kula nasip değicek sultan elden alamaz
Zülkarneyn’i neyledi, ya Hızr-u İlyas ile

Görmez misin Edhem’i, tac-u tahtı terk etti
Hak katında hâs oldu, bir eski palas ile

Aşk yağmuru damlası gönül göğünden damlar
Sevgi yeli getirir yağmuru ayaz ile

YUNUS imdi gam yeme, nidem, ne kılam deme
Gelir kişi başına ezelden ne yazıla