Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 16.8.2003’te Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri esnasında Hacıbektaş’ta yaptığı konuşma
“Değerli Konuklar,
Değerli Yurttaşlarım,
Büyük düşün adamı Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı topraklarda, O’nun sevgi ve hoşgörüye dayalı insancıl felsefesinin aydınlık ışığında sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Barışa, dostluğa, sevgiye, kardeşliğe inanan Hacı Bektaş Veli’yi ve O’nun insan sevgisine dayanan evrensel düşüncesini anmak için burada bulunan sizlere saygılarımı, en iyi dileklerimi iletiyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Bir ülkenin gelişmişliği, yalnız bilim ve teknoloji üretmesiyle değil, tarihini ve kültürünü biçimlendiren değerlere sahip çıkmasıyla da ölçülür. Uluslar, çağdaşlık yarışında kültürel zenginlikleri ve bu alanda evrensel uygarlığa yaptıkları katkılarla başarılı olabilirler.
Türk Ulusu, binlerce yıldır oluşan zengin kültürüne ve bu kültürü oluşturan değerlere sahip çıkmış, bunları gelecek kuşaklara aktararak yaşamasını sağlamıştır.
Ahmed Yesevi, Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli gibi düşün adamlarının öğretileriyle yaşatılması, çağları aşarak günümüze ulaşması bunun en güzel örneklerindendir.
İnsancıl düşünceyi temel alan felsefeleriyle Anadolu’nun barış ve gönenç ortamının temellerini atan düşün adamlarımız, Anadolu aydınlanmasını yüzyıllar öncesinde başlatmışlardır. Onların kültürleri ve inançları birarada tutan düşünceleri evrensel nitelik taşımaktadır.
Düşün adamlarımızın, derin insan sevgisinin ürünü olan iletileri, bugün dünyanın en büyük sorunlarından olan şiddetin sona ermesinde ve tüm dünyada barışın, dostluğun, kardeşliğin egemen olmasında etkili olabilecek zenginliğe ve derinliğe sahiptir.
İnsanı temel alan bu barışçı felsefenin dünyaya yayılması uygarlıklar arasındaki çatışma olasılığını azaltacaktır.
Değerli Yurttaşlarım,
Ancak evrensel değerler taşıyan ve kendilerini yenileyebilen düşünceler, canlılık ve etkinliğini yitirmeden çağları aşabilir.
Hacı Bektaş Veli’nin insanı temel alan, sevgi, barış ve hoşgörünün yüceliğini herşeyin üstünde tutan düşünceleri, yenilikçi ve gelişimci nitelikleriyle bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Hacı Bektaş Veli, siyasal ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir ortamda, felsefesini geniş kitlelere ulaştırabilmiş, dile getirdiği sevgi, dostluk, yardımlaşma ve barış gibi evrensel değerler kısa sürede benimsenmiştir.
Anadolu’da Türk dili ve kültürünün korunmasına büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, tüm Anadolu’yu dolaşarak gelenek ve göreneklerimizi özümsemiş, bu zenginlikleri öğretilerinde kullanmış, düşünceleri ve yaşam felsefesiyle gönüllerdeki saygın yerini almıştır.
Bilgi ve bilimin ışığında, doğruluk, dürüstlük ve çalışkanlık üzerine kurulu bir yaşam sürmeyi, eşitliği ve herkesin birbirine hoşgörüyle yaklaşmasını öğütleyen Hacı Bektaş Veli’nin, evrensel iletileri günümüze kadar ulaşmıştır.
Hacı Bektaş Veli’nin, insan sevgisine, hoşgörüye ve barışa dayalı, geniş kitleleri etkileyen düşünceleri, farklı inançların ve grupların odağı durumundaki Anadolu’da toplumsal kimlik ve birliğin oluşmasına ve sürdürülmesine önemli katkı sağlamıştır.
Bilime inanan, insana sevgi duyan, bilgisizliğin yenilmesine büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, “Yolumuz ilim, irfan ve insan sevgisi üzerine kurulmuştur” sözüyle düşüncesinin özünü yalın biçimde anlatmıştır.
Gelecek kuşakların yetiştirilmesinde, yarınlarımızın barışçı sağlam temeller üzerinde biçimlendirilmesinde, Hacı Bektaş Veli, engin dünya görüşüyle yol gösterici olmayı sürdürecektir.
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk önderliğinde evrensel değerleri temel alarak çağdaş uygarlığın güçlü ortağı olma ereğiyle kurulan Cumhuriyet, Türk aydınlanmasının en önemli dönemidir.
Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın fikirleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve çağdaş kimliğinin oluşmasına ve bu aydınlanma hareketinin sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.
Cumhuriyet’le siyasal ve toplumsal ayrıcalıklar ortadan kaldırılarak, yurttaşlar arasında eşitlik ve özgürlük sağlanmış, laik düşünce yaşamın her alanında egemen kılınmıştır.
Türkiye, sahip olduğu farklılıkları eşine az rastlanır bir kültür zenginliğine dönüştürerek, ulusal kaynaşmayı sağlayabilmiştir. Bu, çok az ulusun gerçekleştirebildiği büyük bir başarıdır.
Barış ortamının oluşturulması ve sürekliliğinin sağlanabilmesinin öneminin daha çok anlaşıldığı günümüzde, insana sevgi ve saygı temeline dayalı hoşgörünün yaşam biçimi olarak benimsenmesi zorunludur.
Ancak bunun yardımıyla, farklı düşünce yapıları ve farklı algılama biçimleri birarada yaşayabilecektir.
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Önder Atatürk’ün çağdaş ve dinamik bir yapıyla kurduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir.
Çağdaşlığın, demokrasinin ve hukuk devletinin temeli olan laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve varoluş felsefesinin özü, değiştirilemez niteliğidir.
Laiklik ilkesinin gereği, Devlet’in sosyal, ekonomik, siyasal ya da hukuksal temel düzeni din kurallarına dayandırılamaz. Kutsal din duyguları Devlet işlerine ve politikaya karıştırılamaz.
Temel hak ve özgürlükler, din ve mezhep ayrımı yaratmak ya da bu kavram ve görüşlere dayalı bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz.
Hiç kimse, kişisel ya da politik çıkar sağlama amacıyla dini, din duygularını ya da dince kutsal sayılan değerleri kötüye kullanamaz.
Hiç kimse, dini inanç ve düşüncelerinden ve dini inancının gereklerini yerine getirip getirmemesinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Özenle vurgulamak isterim ki, laiklik, ulusal birliğimizin temel taşıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Tüm uluslararası insan hakları bildirilerinde, insanların, ayrımsız eşitliği kesin biçimde dile getirilmektedir. Tüm insanlar, haklar yönünden eşit ve özgür doğar.
İnsanın, insan olmasından dolayı doğuştan bir değeri ve onuru vardır. Bu onun doğal hakkıdır. Bu hak nedeniyle, herhangi bir niteliğe ya da ölçüye dayanılarak insanlar arasında ayırım yapılamaz.
Demokratik ve laik niteliğini her koşulda koruma başarısını göstermiş, ama aynı zamanda evrensel değerleri de benimsemiş çağdaş Türkiye ülküsü, tüm yurttaşlarımızın ortak amacı olmalıdır.
Bu amacın gerçekleştirilmesi, bugünümüze olduğu kadar, geçmişimize karşı da ortak sorumluluğumuzdur.
Değerli Yurttaşlarım,
Günümüzde temel hak ve özgürlükler konusunda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu kapsamda insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar tüm insanlığı ilgilendiren, bireyleri her türlü baskıya karşı koruyarak özgürlük alanını genişleten uygulamalar olarak evrensel bir boyut kazanmıştır.
Bireyler arası fırsat eşitliğinin sağlanamadığı, inanç özgürlüğü ve sosyal adalet ilkelerinin yaşama geçirilemediği toplumlarda, insan haklarına dayalı demokrasi kültürü oluşturulamaz ve yaşam biçimi olarak benimsenemez.
Demokrasilerde devletin bireye olduğu kadar, bireyin de yaşadığı topluma ve devlete karşı ödev ve sorumlulukları vardır. Bireyin özgürlüklere ve farklılıklara saygı göstermesi, demokrasinin temel niteliklerine sahip çıkması, bu rejimin yaşaması ve güçlenmesinin ön koşuludur.
Demokrasinin var olması için gereken bu anlayış, yüzlerce yıl öncesinde Hacı Bektaş Veli gibi düşün adamlarımızın evrensel iletilerinde yerini bulmuştur.
Ülkemizin, güçlü ve üreten bir ekonomiye kavuşması, demokratikleşmesini tamamlaması, hukuk devleti ilkesinin egemen kılınması, siyasetin toplumun isteklerine yanıt verecek saydam bir yapıya kavuşması, dünyanın gelişmiş ülkeleri arasına girmesi Ulusumuzun en büyük ereğidir.
Türkiye, dinamik ve genç nüfusu, kaynak ve olanaklarıyla bu büyük amaca erişecek güçtedir. Türkiye, çağdaş uygarlık yolunda hızla ilerlemeyi, kalkınarak güçlenmeyi ve gelişmeyi sürdürecektir.
“Bilgi çağı” olarak tanımlanan 21. yüzyılın başlangıcında Yüce Atatürk’ün “Gerçek yol gösterici ilimdir” sözü gibi, Hacı Bektaş Veli’nin “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu” sözleri de yalnızca yaşadıkları zamanları ve geçmişimizi değil, bugünümüzü ve geleceğimizi de aydınlatmaktadır.
Yaşamı, düşünceleri ve dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun insana insan olduğu için değer veren Hacı Bektaş Veli, birlik, kardeşlik, sevgi ve hoşgörü çağrısıyla, farklılıklara karşın huzur içinde birarada yaşamanın yolunu göstermiştir.
Daha güzel yarınlar için, yaşamın her alanında çatışma yerine uzlaşmayı, kavga yerine hoşgörüyü, karanlık yerine aydınlığı seçmeli, Hacı Bektaş Veli’nin belirttiği gibi, geçmişe, bugüne ve geleceğe akılcı bir yaklaşımla bakmayı bilmeliyiz.
Tüm dünyayı Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın insan sevgisine dayanan evrensel iletilerini anlamaya ve tüm farklılıklara karşın barış içinde birarada yaşamaya çağırıyorum.
Barışın temeli olan yüce kavramların öncülüğünü yapan Hacı Bektaş Veli’yi saygıyla anıyor, laikliğin, demokrasinin, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu ve güvencesi olan Ulusuma esenlikler diliyorum.”
Aleviyol, 24.9.2003
Politikadan
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 16.8.2003’te
ALEVÎLİK BİLDİRGESİ
Bu bildirge, Müslümanlığın Türkiye’de yaşayan bir kolu olan Aleviliğin, sorunlarını duyurmayı ve Alevilerin bazı isteklerini kamuoyuna yansıtmayı amaçlıyor.
Aleviler; başka inançlara, “doğru, güzel, kutsal” gözüyle bakarlar. Ama; kendi inançları için de aynı olumlu duygu ve yaklaşımı beklerler… Alevi öğretisinin tanınması, Türkiye için barış ve zenginlik kaynağı olacaktır…
GERÇEKLER
Türkiye’de 20 milyon Alevi yapıyor.
60 milyona ulaşan Türkiye nüfusunun yaklaşık 20 milyonunu, Alevi yoluna mensup Müslümanlar oluşturuyor.
Alevilik de Sünnilik gibi İslam inancının bir koludur. Sünnilik kadar eskidir. Türkiye’de dinsel, siyasal, kültürel, sosyal yönleriyle Alevilik, halkın bir bölümünün yaşama biçimidir. Kültür ve inanç olarak varlığını sürdürmektedir,
Ana kaynak İslamiyet olmakla beraber, Sünni İslam ve Alevi İslam arasında hem öğretide hem de pratik yaşamda belirli farklar vardır.
Sünni halkımız Alevilik hakkında hiçbir şey bilmiyor.
Ülkemizdeki çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlar, Alevilik hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyor. Bu kesimin Alevilik hakkındaki görüşleri, tamamen olumsuz önyargılardan, söylentilerden doğan yakıştırmalardan oluşuyor.
Geçmişte şeriatçı Osmanlı devleti zamanında Alevilere karşı yaratılan iftiralar, bugün de bazı insanlar tarafından gerçek gibi kabul ediliyor. Osmanlı zihniyetini bu çağda yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur…
Diyanet İşleri, İslam’ın sadece Sünni kolunu temsil ediyor.
Türkiye’de çoğunluğu oluşturan Sünni İslam, Türkiye Cumhuriyeti’nde Diyanet işleri Başkanlığı aracılığıyla resmen temsil ediliyor. Devlet okullarında din ve ahlak eğitimi ile; camilerde imamlar vasıtasıyla Sünni İslam yaşıyor ve yaşatılıyor.
Alevi varlığı yok sayılıyor.
Buna karşın, 20 milyonluk Alevi kitlesi resmen yok sayılıyor, görmezlikten geliniyor
Bunun en canlı kanıtı, devlet yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’nin tümünü “Sünni” göstermeye çalışmaları, “Biz Sünniyiz.” demeleridir. Halbuki Türkiye nüfusunun yaklaşık 3’te 1’i Alevidir…
Alevilere karşı olanlarla bir takım yan aydınlar da, “Alevilik öldü!” diyerek Osmanlıcı tavıra destek çıkıyor. Alevi geçinen bazı okumuşlar da kraldan daha fazla kralcı kesilerek bu görüşlere destek veriyor.
Kimileride, Alevi kültürünün canlandırılmasını “gericilik” olarak görüyor. Bunlar, Aleviliği yok sayma tavırlarıdır. Unutulmamalı ki, Alevilik yok olursa, meydan Osmanlı kafalılara kalacaktır…
Türkiye’de Hıristiyanların, Yahudilerin, Süryanilerin bile kendilerine ait ibadethaneleri olduğu halde, Aleviler bundan yoksun bırakılmıştır. Bugün, Alevi kültürünü yaşatacak hiçbir kurum bulunmamaktadır.
inanç ve anlatım özgürlüğü bir insanlık hakkıdır.
insan Haklan Bildirgesi’nin 9. maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası’mn 24. Maddesi, herkese “Vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü” garantisi veriyor. Ülkemizde, cumhuriyetin kurulması ile birlikte Alevilere yönelik resmi devlet baskısı sona ermişse de eskiden gelen sosyal, psikolojik ve siyasal baskı varlığını sürdürmektedir. Aleviler, bu baskılar yüzünden “vicdan, dini inanç ve kanaat” özgürlüğünü kullanamıyorlar. Aleviler, halen Aleviliklerini gizlemek zorunda kalıyorlar.
Aleviler, Atatürk devrimlerini hep desteklediler.
Cumhuriyeti yaratan temel güçlerden birisi de Alevi kitledir. Aleviler, her zaman Atatürk’ün ve onun devrimlerinin yanında olmuşlardır. Fakat, sıkıntıları Cumhuriyet döneminde de bitmemiştir. Alevi kitle; Türkiye’nin modern, demokratik, özgürlükleri tam bir ülke olmasını temel hedef alır. Türkiye’ye gerçek anlamda sahip çıkar.
İSTEKLER
Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir.
Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı’dan gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir.
Aleviler, çekinmeden “Ben, Aleviyim”diyebilmelidir.
Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Buna gerek yoktur.
Çünkü, Alevilik de, her inanç gibi kutsaldır. Bu kesimden insanlar, gerektiğinde, açıkça “Aleviyim” diyebilmelidirler. Bu, onlann doğal insanlık haklarından birisidir.
Sünni aileler, Alevilik hakkındaki düşüncelerini değiştirmelidir.
Türkiye’nin gerçek bir huzur toplumu olabilmesi için, Sünni ve Alevi kitlenin, birbirleri hakkında iyi düşünceler beslemesi gerekir. Aleviler hakkında görmediği şeyleri söyleyerek iftira etme olayına, Sünni aileler izin vermemelidir. Kafalara yerleşmiş olan olumsuz düşünceler atılmalıdır. Her inanç, her kültür, diğerlerine saygı duyarak yaşamalı, yaşatılmalıdır. Avrupa’daki Protestan ve Katolik mezhebinden aileler, bugün, yan yana, dostça, gül gibi yaşayıp gidiyorlar. Türkiye için de aynısı mümkündür.
Aydınlar, Alevi varlığını, insan hakları bağlamında savunmalıdırlar.
Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de, insan haklarını savunmak ve korumak, devletten önce aydınlara düşmektedir. Aydınlar, kendi sorunlarının dışındaki toplumsal sorunlarla ilgilenen toplumun seçkin elemanlarıdır. Bu nedenle, onlar, Alevi varlığına dikkati çekmek ve Alevilere yapılan baskılara karşı tavır almak zorundadırlar. Bugün ülkemizde önemli insan hakları ve demokratik sorunlar bulunduğu gerçektir. Bunların en önemlilerinden birisi de Alevilerin durumudur.
Alevilerin sorunlarını duyurmada önderlik, aydınlara, demokrasiyi isteyen politikacılara işadamlarına ve serbest meslek sahiplerine düşmektedir.
Politik veya maddi çıkar yüzünden Aleviliğini gizleyenlerin de, bu tavırlarını bırakmaları gerekir. Aydınların yanı sıra, belli bir yere gelmiş Alevilerin bu konuda tavır alması zorunludur. Bu konudaki sorumluluğu başkalarına yıkmaya kalkışmak da yanlıştır. Her insanın kendi kimliğini açıkça söyleyebilmesi, insanlık hakkıdır. Bu kimliğin “mezhepçilik” veya “Şovenistlik” ile damgalanması, temel insanlık hakkına saygı duymamaktır.
Not 1 : Türkiye’den gelen bu bildirgeyi Almanya’da dağıtma görevini Batı Berlin Türkiyeli Yurtseverler Birliği üstlenmiştir.
Türk basını, yayınlarında Alevi kültürüne yer vermelidir.
Bugün, Türk toplumunun en seçkin, en demokratik, en laik kafalı insanları, emekçisinden patronuna, basın sektöründe yoğunlaşmıştır.
Buna karşın basınımızda, 20 milyonluk Alevi kitleyle ilgili bilgiye veya habere az rastlanıyor. Alevi kültürünün tanıtılmasına basınımız daha geniş olanaklar sağlamalıdır. İnanıyoruz k: Aleviler üzerindeki baskının kalkması, Türkiye’yi daha demokratik bir yapıya kavuşturacaktır. Bugün basınımızın sorunları ile Alevilerin sorunları birbirine çok yakındır…
TRT, Alevi varlığını da dikkate almalıdır.
Türkiye radyo ve televizyon istasyonları; Alevi kitlenin varlığından habersiz gibi görünüyorlar. Radyo ve televizyonda, Alevi kültürü de yer almalıdır Alevi büyükleri, Alevilerin kutsal günleri, şiiri, müziği, folkloru tanıtılmalıdır
Diyanet işlerinde Aleviler de temsil edilmelidir
Diyanet işleri Başkanlığı (Devlet), 20 milyonluk Alevi kitlenin öğretisini, resmen tanımalı ve bu öğretinin temsilcilerine kendi bünyesinde görevler vermelidir.
Bu ülkede, 20 milyonluk Alevi kitle de devlete vergi veriyor. Tahminen üçte birisi Alevilerden alınan devlet bütçesinden Diyanet işlerine, her yıl yüzlerce milyar lira para aktarılıyor. Laik bir ülkede, Diyanet işlerine para verilmesi, yanlıştır. Eğer devlet, Diyanete para veriyorsa, Alevi kesime de nüfusu oranında para aktarmalıdır. Bu para da Alevi kültürünün yaşatılması ve canlandırılması için harcanmalıdır.
Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçilmelidir.
Diyanet İşleri, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, etkisiz bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına, devletin alet edilmemesini bekliyoruz. Bu uygulamalar derhal durdurulmalıdır. Aleviler, köylerine camı değil okul ve cem evi (kültür evi) istiyorlar…
Din ve ahlak derslerinde Alevi öğretisi de yer almalıdır.
Okullarda, din ve ahlak eğitiminin zorunlu hale getirilmesi sonucu, Alevi kökenli öğrenciler, kendi öğretilerini değil, Sünni Öğretiyi öğrenmektedirler. Bu yetmiyormuş gibi, okullarda Alevilik her fırsatta kötülenerek genç yürekler yaralanmakta, beyinlere düşmanlık tohumları ekilmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının buna mutlaka engel olmasını bekliyoruz…
Bu durum, din ve vicdan hürriyeti ilkelerine uymadığı gibi toplumsal barışı da zedelemektedir. Bunu engellemek için, okullarda isteyen Alevi öğrenciye, Aleviliği öğrenme olanakları yaratılmalıdır. Bunun için, din ve ahlak derslerine Aleviliği tanıtıcı bilgiler eklenmelidir…
Hükümetlerin, Alevilere bakış açısı değişmelidir
Alevilere yönelik olumsuz şartlanmalar, iş başına gelen hükümet üyelerini de etkilemektedir. Bunlar, Aleviliği görmezlikten geliyor, yok sayıyorlar. Bakanlar ve milletvekilleri ’‘Alevi” sözünü ağızlarına almaya korkuyorlar.
Bizim gibi çok kültürlü toplumlarda; hükümetler, bütün inançlara saygı duyacak bir politika izlemek zorundadırlar. Diyanetin; Milli Eğitim Bakanlığının bu açıdan yeni baştan düzenlenmesi, hükümetlerin önünde çok önemli bir görev olarak durmaktadır.
Aleviler, laik devletin güvencesidirler
Alevilik; bütün Ortaçağların sevgi ve sohbete dayalı tek canlı kültürü olarak bugüne dek geldi.
Aleviler; kültürleri gereği, hoşgörülü, bilime saygılı, ilerlemeye açık bir toplumdur. Bağnaz düşünceye karşıdırlar. Laik devletin, şeriat devleti kurma çabalarına karşı korunması için, bugün Alevi varlığı bir güvencedir. Devlet, bu güvenceyi eritmeyi değil, kuvvetlendirmeyi düşünmelidir. Demokratik, laik, çoğulcu güçler, Alevi varlığının netleşmesi için çaba göstermelidir.
Dedelik kurumu, çağdaş anlamda yeniden yapılandırılmalıdır
Dedeler; yüzyıllarca Alevi kesiminin hem öğretmenleri hem din görevlileri hem yargıçları olarak çalıştılar. Bu insanlar; Alevi kültürünü kuşaktan kuşağa aktardılar.
Zamanımızda, camilerden ve okullardan yetişen yüzbinlerce imam, ülkenin her tarafında maaşlı olarak çalıştırılırken dedelik, Aleviliğin baskı altında tutulması sonucu, sıkıntı içindedir. Dedelere; kendilerini geliştirme ve yetiştirme olanakları sağlanmalıdır. Alevi kültürünün yaşatılmasında kendisini yenilemiş, çağdaş kafalı aydın dedelerden yararlanılabilir…
Yurt dışındaki Aleviler için acil programlar şarttır
Bugün; yalnız Federal Almanya’da 350 binle 400 bin arasında Alevi işçimizin bulunduğu sanılıyor. Yurt dışındaki Alevi işçiler; çocuklarına kendi kültürlerini vermek için yoğun istek duyuyorlar. Fakat; onlara Sünni programlardan başka seçenek verilmiyor. Bu da kabul görmüyor. Böylece yeni yetişen gençler; kültürel boşluğa itiliyor. Yurt dışındaki Aleviler için; Alevi kültürünü tanıtıcı programlar; Alevi çocukları için de bu konuda dersler şarttır. Devlet, bu işçiler için, din adamı yollarken Alevilik gerçeğini göz önünde tutmalıdır. Türkiye’de olduğu gibi yurt dışındaki Alevilerede, imamlar aracılığıyla din hizmeti sunmak mümkün değildir. Bu, artık kabul edilmeli ve aydın Alevi dedelerden yararlanılmalıdır.
Alevilik ile bugünkü İran Şiiliğinin ilgisi yoktur.
Alevilere karşı tavır içinde olanlar, geleneksel iftiralarını sürdürerek, Türkiye Aleviliği ile İran’daki molla düşüncesini aynı paralelde göstermeye çalışıyorlar. Bu yanlıştır. Gerek felsefede gerek uygulamada Anadolu Aleviliği ile bugünkü İran Şiiliğinin bir benzerliği yoktur. Aleviliğin temeli; hoşgörü, insan sevgisi, canlıya saygı, zorbalığa karşı olmaktır. Bugün, Iran mollalarını destekleyenler, onlara benzeyen gericilerdir… Aleviler; bağnaz güçlerin değil, demokratik kitlelerin yanındadırlar. Bu; geçmişte de günümüzde de böyle olmuştur…
SONUÇ
Türkiye, tek değil, birçok kültürün bulunduğu bir toplumdur. Bu durum da ülkemiz için zenginliktir. Değişik kültürlerin kendilerini açık açık ortaya koyması, insanları bireysel planda demokratik, hoşgörülü, insancıl bir kimliğe sokar. Bu da tüm insanlığın istediği bir şeydir.
Temeli insan sevgisi ve barış olan Alevi kültürü, bugün hiç desteklenmiyor. Hükümetlerin, bu insan kültürünü koruması; yaşatması için aydınlarla işbirliğine girmesi şarttır. Siyasetçiler tarafından dile getirilen, “İnançlar ve fikirler üzerindeki baskıların kaldırılması gerektiği” yolundaki açıklamaların sözde kalmamasını diliyoruz.
Bu konuda demokrat aydınlar olarak, tüm Türk halkından destek bekliyoruz…
Yazar Yaşar KEMAL Yazar Aziz NESİN
Gazeteci-Yazar İlhan SELÇUK Sanatçı Zülfü LİVANELİ
Prof.Dr. Berker YAMAN Prof.Dr. Kıvanç ERTOP
Doç .Dr. Çetin YETKİN Gazeteci-Yazar Rıza ZELYUT
Gazeteci-Yazar Seyfettin TURHAN
Gazeteci Musa AĞACIK
Yazar Nejat BİRDOĞAN
Avukat Muharrem Naci ORHAN
Not 2 :Bu bildirgeye 120 aydın ve sanatçı imzalarını atmışlardır. Yerleşmediği için sadece 12 sinin isimleri yazılmıştır.
Bizi temsil etmek zor gelir size
Bizi temsil etmek zor gelir size
Deryanın içinde aza benzersin
Tarzın uymuyor türkülerimize
Çanağı çatlamış saza benzersin
Cemimiz de herkes can ile canan
Aranmaz orada ne ırk ne de kan
Kılavuzu edinirsen kargadan
Hem Türk hem Kürt hem de laza benzersin
Yıllar yılı yerden yere vurdunuz
Sonra da el pençe divan durdunuz
Deniz de boğuldu tüm umudunuz
Siyasette çok ucuza benzersin
Solculuğun ırkçılıkla karışmış
İcraatın yobazlarla barışmış
Bazı sözler çok da haddini aşmış
İstemeden kaçan gaza benzersin
Kızılbaşım Murtezanın askeri
Rehber bildim erenleri pirleri
İkrar verip giremezsen içeri
Zerdüşt kervanında boza benzersin
Bu yolun önderi kin garez gütmez
Başka inançlara hakaret etmez
Kurur toprakların mahsülün bitmez
Baharı görmemiş yaza benzersin
Bayrak benzetilmiş bir parça beze
Biz hala meftunuz o mavi göze
Yobaz sevinmiştir ettiğin söze
Kör karanlıklara koza benzersin
Az söyle az söyle ey yol Sefili
Can incitmemeli insanın dili
Tutamazsan sağlam yerden bir eli
Rüzgârın önünde toza benzersin
Zamanım mı var?

Ölüm ne ki boyum eyeyim bey
Yele savrulacak harmanım mı var
Doğa tanrıdan başka hiç bir şeye
Hesap verilecek zamanım mı var.
Gönül dağları’mı ateşler sarsın
Deli Gönül yeter karara varsın
Varsın sular gidip bulanıp dursun
Bir gün durulacak zamanım mı var.
Yarına zamanı yok susmaların
Konuş ey yüreğim kirinden arın
Sessiz gidişlere kalır mı yarın
Güne sarılacak zamanım mı var.
Bakma bana öyle hep şaşkın şaşkın
Kime selam versem saldırır düşkün
Kendi işim bile başımdan aşkın
Soru sorulacak zamanım mı var.
Yel bir yandan vurur eller bir yandan
Kardeş değilmiyiz biz aynı kandan
Ozan Vurguni yim geçmişim candan
Benim kırılacak zamanım mı var…
Tarikat Abdesti Alınırken Rehberin Talibe Telkin Gülbangı
Tarikat Abdesti Alınırken Rehberin Talibe Telkin Gülbangı
Meydana geçirilmeden istekliye rehberi tarafından yol abdesti ya da tarikat abdesti aldırılır.
Rehber, her bir uzvun yıkanması için su dökerken kimi öğütlerde (telkinlerde) bulunur.
Ellerini yıkatırken;
-Ey talip! Ezelden bu ana gelinceye kadar Tanrı’nın yasak ettiklerine el sürdünse cümlesinden arı olmak için ellerini yıkamak mürşit sünnetidir. Yıka!
Burnunu yıkatırken;
-Ey talip! Elest Bezmi’nden bu ana gelinceye kadar kokladığın iğrenç kokuların giderilmesi için burnuna su vermek mürşit sünnetidir. Yıka!;
Yüzünü yıkatırken;
-Ey talip! Ezelden bu ana kadar yüz kızartıcı işlerin cümlesinden arı ve beri olmak için yüz yıkamak mürşit farzıdır. Yıka!
Kollarını yıkatırken;
-Ey talip! Bu ana gelinceye kadar kol salmış olduğun yasaklarının cümlesinden temizlenmek için kollarını yıkamak mürşit farzıdır. Yıka!
Başını yıkatırken;
-Ey talip! Baş Âbâ’nın en değerlisidir. Gövde insanı taşıyıcı, baş bilip anlayıcıdır. Akıl ve fikir başta gerekir. Bu ana kadar akılsızca yaptığın işlerin ve suçların cümlesinden arı ve beri olmak için başını yıka! Bu da mürşit farzıdır.
Ayaklarını yıkatırken;
-Ey talip! Ezelden bu ana değin Tanrı rızasına uymayan günah ve suça götürür yerlere vardın ise cümlesinden arı ve beri olmak için ayağını yıka!. Bu da mürşit farzıdır, telkinlerini yapar.
Yol abdesti bittikten sonra silinmesi için omzundaki havluyu istekliye verirken;
-Ey talip! Adını andığımız organlarını yıkamaktan maksat, ezelden bu ana gelinceye kadar işlemiş olduğun işlemiş olduğun günahlardan, yapmış olduğun hatalardan silinip pak olmak içindir. Sil!
Ey talip! Adını andığımız organlarını yıkayıp temizlemekten maksat, bu uzuvların ile yapılmış suç ve başkaldırmaların var ise seni ve oralarını bunlardan temizlemek içindir. Bu abdest Yol erkânındandır. Allah, eyvallah… Hû dost!, der.
Ak meleğim göç eylemiş yurdundan
Ak meleğim göç eylemiş yurdundan
Havalanmış minnet etsem iner mi
Can çıkmazsa o kurtulmaz bu tenden
Alev almış ateş dahi söner mi
Dertli olanlara elbet zar gelir
Geniş dünya tek başına dar gelir
Ellere yaz bahar bana kış gelir
Ben yanarım eller beni kınar mı
Metini’yem daha giymem alları
Viran olsun Çamşıhı’nın elleri
Sele verem dağı taşı çölleri
Aklı olan bu dünyaya kanar mı
Bugün dardadır başım
Bugün dardadır başım
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Bozulmuş yolum yoldaşım
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Evsiz yurtsuzun eşisin
Yetim yoksulun düşüsün
Erenlerin en başısın
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Doğru çalışan ustaya
Haber getiren postaya
Yatakta yatan hastaya
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Karda kışta kalanlara
Hak için düşmüş yollara
Dermanı yok yaralara
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Talip ayrılmış pirinden
Dünya zalimin şerrinden
Sallanıyor yer yerinden
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Devalarda belalarda
Yangınlarda kazalarda
Mapustaki cezalarda
Yetiş ya Hızır ya Hızır
İşbilen savcı hakime
Çaresiz öksüz yetime
Erenlerin himmetine
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Hak yoluna düşenlere
Pire niyaz edenlere
Enel Hakkı diyenlere
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Sığındım senin şanına
Sen yardım eyle kuluna
Gariplerin imdadına
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Mahmut kurban dır adına
Gel bir çare bul derdine
Sen yardım eyle düşküne
Yetiş ya Hızır ya Hızır
Meluli den
Dünya şerir ile şakinin oldu
Ne sevgi, ne saygı, insanlık öldü
Meydan ğurur ile kibire kaldı
Hep aslanım diyor, kedi kalmadı
Hal ehli kalmadı halinden bile
Kesildi kervanlar gitmiyor yola
Ne bir Mecnun kaldı, ne de bir Leyi
Ne aşık, ne maşuk, adı kalmadı
Arttıkça artıyor, gam geçmez oldu
Gerçeği yalanı halk seçmez oldu
Bahçeler virane, gül açmaz oldu
Bülbüllerin hoş feryadı kalmadı
Geçti o muhabbet günleri geçti
Çekildi aradan kâmiller göçtü
Şimdi söz cahilin eline geçti
Kargalar şakıyor, dudu1 kalmadı
Melûlim buradan tek durma yürü
Yüklet göçün sende hiç durma yürü
Ayal3, evlat diye bakmadan geri
Bozuldu dünyanın tadı kalmadı
Hey ahmak dünyadan bekleme vefa
Hiç kimseye baki değil bu cife1
Helal çalışmaktır kul’a vazife
Helal çalış haram katma işine
Çalınıp çırpınıp durmazsın bir an
Bulasın dünyadan şöhret ile şan
Hiçtir âkibeti hepisi yalan
Bir misaldir uykudaki düşüne
Aldanma zevkine fanidir fani –
Senden önce gelip geçenler hani
Onları düşün de boşver cihanı
Mezar taşı dikilmeden başına
Hevaî hevesle ömrün geçirme
Sakın bu fırsatı elden kaçırma
Ecel zehrin aziz ruha içirme
Ölüm okun vurma ruhun kuşuna
Cehli bırak kâmillere danış sen
Mağrur olma turaplığa alış sen
Sahavet ol cömertlere karış sen
Tamah olma yaranma eşine
Doyulmaz dünyanın şirin nazına
Aklın varsa dönüp bakma yüzüne
Yanakları benzer peri kızına
Sevdikçe seversin gider hoşuna
Melûlim bu cezbe2 ile sevişme
Nefse uyup doğru yolundan şaşma
Dikkat et burada tuzağa düşme
Dost acınır düşman güler leşine
Bilmem delimiyim, bilmem divane
Neden uyamıyom ben bu zamana
Sanki dünya teslim olmuş şeytana
Bilen yok ki söz nedir ikrar nedir
Bir dost bulunmaz ki derdinden bile
Seninle ağlaya seninle güle
Hak dostluğun kimse almaz bir pula
Bilen yok ki dostluk nedir yar nedir
Tanrı mı emretti pula tapmayı?
Hakkı koyup batıl yola sapmayı
Kâr sayarlar üç beş kuruş kapmayı
Bilen yok ki zarar nedir kâr nedir
Birbirine kuzu kurban keserler
Doğrusun söylesen sana küserler
Enel hak diyeni hemen asarlar
Bilen yok ki Mansur nedir dar nedir
Melûlim yazmakla bitmez bu dertler
Çekildi arada cömertler mertler
Meydanda dolaman namussuz kurtlar
Bilen yok ki namus nedir ar nedir
Yalvaralım şahım güzel Hüseyne
Bağışlasın bizi temiz soyuna
Geçiyor günümüz ah-u vah ile
Bağlı ayağımız elimiz bizim
Acı halimize ya şah-ı Merdan
Mesken olmuş bize karanlık zindan
Bahçeler tamirsiz güller perişan
Sararıp soluyor gülümüz bizim
Varamadık yolda kaldı göçümüz
Hasret ateşiyle yanar içimiz
Affet varsa günahımız suçumuz
Sarpa düştü çıkmaz yolumuz bizim
Sonu yok bitmedi bu namert savaş
Uzadı geceler doğmadı güneş
Sen elini uzat ya Hacı Bek taş
Yok başka tutacak dalımız bizim
Melûliyim yol gözetir gözümüz
Kavruluyor ciğerimiz özümüz
Kimselere geçmez oldu sözümüz
Sana malum olsun halimiz bizim
Yalan yanlış, karma karış söyleyen
Derviş olmuş halkı toplar başına
Merkep ile koşup yarış eyleyen
Seğirdiyor arap atın peşine
Kâmil kelâmının kalktı kıymeti
Doğru söze yok kimsenin rağbeti
Adet edinmişler kovu ğaybeti
Gönülleri dönmüş mermer taşına
Takınmış boynuna şeytan gibi tok
Arpa saman yerler karınları tok
Hakikat sırrından haberleri yok
Her mecliste söylüyorlar coşuna
Çerçi gibi gezip boncuk satanlar
Helâl haram birbirine katanlar
Köpek gibi harıl gürül çatanlar
Başka isim takmasınlar boşuna
Yardakça göz yumup başın sallayan
Kör kötürüm bulup gözün külleyen
Rast gelen köpeği tutup yallayan
Sofra serdim diyor yar ve eşine
Kerkes gibi kokmuş leşe dönenler
Karga gibi her necise konanlar
Sarı gebe gibi fare yiyenler
Söyletsen beğenmez şahin kuşuna
Halk içinde adın koymuş hanedan
Zevk alıyor tamah ile zinadan
Bed huyları hep toplamış dünyadan
Sorsan huyu gider kendi hoşuna
Melûlim bu zamanın şeyhi dervişi
Lut kavmini geçmiş feyl-i fahişi
Tarihler yazmamış böyle gidişi
Hep düşmüşler nefslerinin peşine
Bir para destanı söyleyim size
Mürşit oldu para hem rehber bize
Düşürmez Allahı hiç aklımıza
Sevdirir kendini cazu bu para
Bu paranın vardır gizli hikmeti
Kime geçse artar şanı şöhreti
Merkep olsa herkes eder hörmeti
Söyletir adını hemen bu para
Ne cilve var hele şu tek kuruşta
Ayırır insanı yarende eşte
Dolaşır seninle hayalda düşte
Girdi gönülere çıkmaz bu para
Yüzparada nice işler uydurur
Beş kuruşta çok hatırlar saydırır
Onkuruşta aklı baştan kaydırır
Düşürür sevdaya çoğun bu para
Yirmibeşlik sözü geçiyor taşa
Vanm liran varsa sen oldun paşa
Hiç paran yok ise yorulma boşa
Sevgi saygı herşey oldu bu para
Banknot peygamber zaman kuluna
Metili düştü şu alemin diline
Onpara harcamaz Allah yoluna
îmanın yerini aldı bu para
Meluli altını saymaz bir pula
Allah oldu şimdi görünmez kula
Hükümetti cihanı hep aldı ele
Çoklara tapınak oldu bu para
Devrimiz uğursuz geldi
Kadın erkek Pirsiz oldu
Zengin fakir hırsız oldu
Helal kazanç, helal kâr yok
Allah sözü yok aradan
Söz konusu hep paradan
Ne peygamber ne yaradan
Hepsi inkâr, hiçbiri yok
Cemiyetler olmuş viran
Ne yol kalmış, ne bir erkân
Fitne fesat olmuş insan
Haktan haya, hicap, ar yok
Zor bulunur hakikatli
Az bulunur marifetli
Var mı bir hüsn-i niyetli?
Yüzde değil, binde bir yok
Melûliyim şaşakaldım
Geçti bahar kışa kaldım
Yalınız tek başa kaldım
Gönül eğleyecek yer yok
Gönül güzel sevmek kolaydır sanma
Güler yüze şirin dile inanma
Her güzelin dostluğuna güvenme
Çıkar yoldan gider yabana bir gün
« *
imanı olmayan ikrar mı güder?
Ne Allahtan korkar ne haya eder
Çevirir dümeni tersine gider
Seni de uğratır ziyana bir gün
Taşa ekme o kıymetli daneyi
Ne bilsin kıymetin ahmak enayi
Emek çekip yaptırdığın binayı
Yıkar da döndürür virana bir gün
Cahilin tiryakı zehirden acı
Giydirse başına cevahir tacı
Helalinden kazandığın kazancı
Yağmalar da verir talana bir gün
Melûlim öl kâmil ile mert ile
Sen ayrılma ölürsen de dert ile
Yoldaş olma koyun başlı kurt ile
Yırtar postun çıkar meydana bir gün
menim toyuğum ağ idi balam
menim toyuğum ağ idi balam
derisi dolu yağ idi balam
düne bu vakit sağ idi balam
sen yasasan toyuğu çalan
oy ohlanasan toyuğu çalan
neçe ki ben meni yandırdın
sen yanasan toyuğu çalan
oy ohlanasan toyuğu çalan
menim toyuğum çil çildi
kanatları da tel tel idi
toyuğ değil bir fil idi
sen yanasan toyuğu çalan
oyuhlanasan toyuğu çalan
neçe ki meni yandırdın
sen yanasan toyuğu çalan
oyuhlanasan toyuğu çalan
zübeyde hala çıhdı cama
bahtı sağa bahtı sola
toyuğu tutup attı dama
sen yanasan toyuğu çalan
oyuhlanasan toyuğu çalan
neçe ki meni yandırdın
sen yanasan toyuğu çalan
oyuhlanasan toyuğu çalan”
Urum ellerine bir can gönderdim
Urum ellerine bir can gönderdim
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Bakmaz mısın kebabı oldum kavruldum
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Kerem eyle aşırasın belleri
Çok gezdirmeyesin gurbet elleri
Gariptir bilmezem uzak yoları
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Cem-i kuşlar konar yerli yerince
Hasbuhâl ederler dilli dilince
Yâd eller değmesin zülf-i telince
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Ahmed’im çekmiştir Mansur dârını
Hakk’a teslim etti cümle varını
Hıdır arzuluyu hûb cemâlini
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Bir söz geldi söyleyeyim dilime
Bakmaz mısın fırgatıma zarıma
Bir yaralı geldi düştü koluma
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Sevdüğümdür Allah-Muhammed-Ali
Zülfünün teline bend etti beni
Efendim sultanım canımın canı
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Sevdüğümdür Hacı Bektaş-ı Velî
Tavafa eriyi hep cümle varı
Ahmed’in makamı cümleden ulu
Yâ Ali sen gönder senden isterim
Derviş Muhammed’im Hünkâr’ın canı
Pervane olmuşum yandırma beni
Şah Sultan derdinden delidir deli
Yâ Ali sen gönder senden isterim
ŞAH SULTAN
Hanemin neşesi gönlüm ışığı
Hanemin neşesi gönlüm ışığı
Halimi sormaya yâr sefa geldin
Sofra bereketi ballar kaşığı
Alıpta sunmaya var sefa geldin
Ruhumun aynası gönlüm şişesi
Çırpınır kâlbim oldun neşesi
Bunalan haneye daim gelesi
Lokmansın yarayı sar sefa geldin
Lokmanı bulunca yara mı kalır
Arif olan arif derdini tanır
Hızır’dır misafir dua edin gelir
Ali misin yoksa er sefa geldin
Er gelince çağlar durmuyor pınar
Orada bir dem var ki içenler kanar
Harakete geçer kuruyan damar
Yoluna kurbanım pir sefa geldin
Pir olur mu müşkülünü dermeyen
Ermi olur hâl ehlinden bilmeyen
Misafir midir kapusundan girmeyen
Mesrur’un halini gör sefa geldin
OZAN MESRUR
Ol insan dediğin yüce varlığın
Ol insan dediğin yüce varlığın
Gönül kâbesini görmeden olmaz
İlâhi kudrettir Hakk’ın bildiği
Ta ezelden ikrar vermeden olmaz
Kâbe meskendir insan-ı kâmile
Dört kapudan içeri er doğru yola
Hakk’ın huzuruna varılsa bile
Hikmetin sırrına ermeden olmaz
Mürşidi kâmilin er didarına
İmanla erilir Hakk’ın sırrına
Muhammet Mustafa’nın ilim şehrine
Ali kapusuna varmadan olmaz
Dört kitap hikmeti Ali’de vardır
İman et bu yola kabunu doldur
Aç cennet kapusu iyi ameldir
Ehl-i Beyt’e meyil vermeden olmaz
BATTAL’IM sevgidir huzura ermek
Kişiye özgüdür can gözü görmek
Hepsinin başıdır Ali Muhammet
Beş esmaya secde etmeden olmaz
Battal DALKILIÇ
Ta ezelden meyil verdik bu sırra
Ta ezelden meyil verdik bu sırra
Mayası Hak’dandır boyandık nura
Arşdan yüz dört kitab inince yere
Kur’an Muhammed’e inen Ali’dir
Ali’m Zülfikar’ı ele alınca
Şeriatı tarikatta bulunca
Kudüs-Şerif cami’ine girince
Temcid ezanı okuyan Ali’dir
Şems ü Kamer zuhur etti cihane
Sofu yoktur tuttuğu iş bahane
Yarın varılınca ulu divane
Divanda suçunu soran Ali’dir
Kim getürdü muvafık/ cemine
La’net olsun ol Yezid’in şanına
Taliblik etmedi kerem Kanına
Yezid’i dergahdan süren Ali’dir
Dergaha akıyor pınarın başı
Alnında yıldızı tuğradır başı
İmam Hasan on iki imamlar başı
Güneş Hüseyn dersin veren Ali’dir
İmam Zeynal kalbimizde salavat
Şah imam Bakır’dan bulduk mahabbet
Ca’fer’i görünce artıyor firkat
Serimi sevdaya salan Ali’dir
Kazım-ı Musa Rıza’ya varalım
Tâki Naki Asker i’yi görelim
On iki imamlara yüzler sürelim
İmamları candan seven Ali’dir
Hasan Askeri’nin açıldı bahtı
Doksan bin erle kıla hücceti
Menşurun sahibi Muhammed Mehdi
Kıyamda yarasın saran Ali’dir
İsa peygamberim Şam’a girince
Yer ve gök titredi Ali gelince
Ali’m Zülfikar’ı ele alınca
Yezid’i bölük bölük eden Ali’dir
Gel hey Derviş Ali’m Hızır üstadım
Muhammed Ali’den vardır küşadım
Yedi derya gibi artar feryadım
İçüp serçeşmeden kanan Ali’dir
Ta ezelden yarin yüzüne bakıp
Ta ezelden yarin yüzüne bakıp
Cemâli didar-ı gören ağlar mı
Yetişip mürşidin eteğin tutup
Özünden benliği ıran ağlar mı
Ali’ye Muhammed geldi bürhana
Hatice Fatıma o ehli cana
Birleyip özünü ulu meydana
Anlayıp zatını bilen ağlar mı
Sahip zaman yakın yola gelirse
Hasan’la Hüseynin hakkın alırsa
Erenler deminden her ne gelirse
Ere erip Hakk-ı gören ağlar mı
Zeynel Abidin’in yüzünü görüp
Muhammed Bâkır’ın sırrına erip
Ca’feri Sadık’ın darına durup
Burada ikrarın veren ağlar mı
Musa – yi Kâzım’ın Turuna uçup
İmamı Rıza’nın yurduna göçüp
Küfür köprüsünü ileri geçüp
İman deryasına dalan ağlar mı
Tâki, Naki, Askeri’yi dost bilen
Hak Muhammed ile Mehdi’dir gelen
Her daim Kırkların cem’inde olan
Muhabbet tadını duyan ağlar mı
Teslim Abdal daim yüksek uçar mı
Erenlere teslim olan kaçar mı
Dört kapudan kırk makamdan geçer mi
Bir olup birliğe yeten ağlar mı
















