Pazar, Ağustos 31, 2025
No menu items!
Kültür & SanatGüzel YazılarCumhuriyet yedi büyük savaşın ardından kurulmuştur;

Cumhuriyet yedi büyük savaşın ardından kurulmuştur;

Değerli Konuklar:
-Ben Cumhuriyetle yaşıtım.Size anlatacaklarım yalnız duyup işittiklerim, okuyup öğrendiklerim değil,
Aynı zamanda kendi hayat hikâyem olacaktır….
-Cumhuriyet yedi(7) büyük savaşın ardından kurulmuştur;
1856 Kırım,
1877 Osmanlı Rus,
1892 Yunan,
1911 Trablus,
1912 Balkan,
1914-18 Birinci Dünya Savaşı,
Ve nihayet,
1920-22 Kurtuluş Savaşı….

Bu savaşlardan yalnız sonuncusu zaferle bitmiştir. Ama bu zafer vatandaştan yalnız canını ve kanını istememiştir. Vatandaştan atını, arabasını, çorabını, kağnısını, keten bezini, pencere demirini alarak bu savaş kazanılmıştır.

  • Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdiğimiz bugün bile bilmiyoruz.
    Ama kardeşlerini bu savaşa kurban veren,
    Avşar kadını biliyor ve parmağını Alamana uzatıyor:

“Mektup saldım da varmadı,
Tel vurdum aynı gelmedi,
Alamanya harbeylesin,
Gayri gardaşım kalmadı…”

Savaş yılları Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisini tümden harap etmiş, ekin tarlada çürümüş;
Toprak tohumsuz, evler erkeksiz kalmıştır. Kağnıya ve sabana koşulacak hayvan, çiftin sapına yapışacak erkek yokluğunda çifte, hayvan yerine kadınlar koşulmuştur.
Bu çöküşün en gerçekçi destanını, hem şehrim Şarkışlalı Serdari yazmıştır.
Bu uzun destandan dörtlükler veriyorum:

“Tahsildar da çıkmış köyleri gezer,
Elinde kamçısı fakiri ezer,
Yorganı döşeği mezatta gezer.
Hasırdan serilir çulumuz bizim…

Evlat da babanın sözün tutmuyor,
Açım diye çift sürmeye gitmiyor,
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor,
Başımıza bela dölümüz bizim.

Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim…”

Savaş yılları, Türkaydınlarının en yiğit, en idealist, en eğitimlilerini ölüme sürmüş, onlar geri gelmemiştir…

Birinci Dünya Savaşı’nın felaket tablolarından birini unutamıyorum.
Bu tabloda Tarsus tren istasyonunda bir kadın görünür.
Ordu, Kanal bozgunundan dönmektedir. Çul çaput içinde, hasta perişan, vagonlarda çuvallar gibi istif edilmiş, bir asker döküntüsü.
Ak saçlı bir ana, yazması omuzuna düşmüş, saçları darmadağın, bir vagondan ötekine koşarak feryat ediyor:
“ Mehmed’imi gördünüz mü?
Mehmed’im nerede? Mehmed’imi gördünüz mü?”
Falih Rıfkı ATAY diyor ki:
“Ana biz senin Mehmed’ini kumarda kaybettik.”
-Türkiye Cumhuriyeti’nin talihsizliği çökmüş bir ekonomi ve harabeye dönmüş bir memleket üzerine kurulmasıdır. Büyüklüğü de bundandır.
16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılan Bandırma Vapuru bu çöküşü tersine çevirecek bir umudu taşıyordu.

Bu umudun adı Mustafa Kemal Paşa’dır. Üçüncü ordu müfettişliğine tayin edilen paşa İstanbul’dan ayrılıyordu.
Yanında 12 kişiden oluşan Erkan-ı Harbiye’sinden başka kimse yoktu. Karadeniz’in azgın dalgaları ile sarsılan Bandırma vapurunda Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarına şunları söylüyordu:
“ Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız maddedir!

BunlarHürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar.
Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz;
Biz ideal ve iman götürüyoruz!….
Bu küçük grup 19 Mayıs 1919’da Samsun’açıkınca bir şarkı söylüyorlardı:

“Güneş ufuktan şimdi doğar yürüyelim arkadaşlar…”

O tarihlerde ; ufuktan güneşin doğacağına dair hiçbir işaret yoktur.
Tersine memleket bir zifiri karanlıktır.

-Adana Fransızlar,
Urfa, Maraş, Antep İngilizler tarafından işgal edilmiş,
Başkent İstanbul itilaf devletleri ’nin işgalinde,
Antalya ve Konya’da İtalyan birlikleri bulunuyor.
Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri var.
15 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri İzmir’e çıkmış;
Batı Anadolu’nun verimli topraklarından memleketin kalbine doğru İlerlemekte…
Dahası var;
Cumhuriyet, memleketin en önemli gelir kaynaklarını yabacı şirketlerin elinde bulmuştur.
Demiryolları, limanlar, önemli tarım ve ticaret alanları, bayındırlık tesisleri, gümrük ve maliye gelirleri büyük batılı şirketlerin elindedir.
Türkiye Cumhuriyeti bu şirketleri birer birer satın almıştır…
-İzmir-Aydın demiryolu
2 milyon İngiliz pounduna satın alınınca öğretmenimiz ödev vermişti, sevincimizi dile getirmeliydik.
Ortaokul öğrencisi idim, ödevimin başlığı “Demir yolumuz, bağımsızlık yolumuz” idi.
Tütün rejisi 4 milyon Frank’a satın alınınca, bu sefer ayınkacılar bayram etmişti. Ayınkacı tütün yetiştirici demektir.

Köylümüz yetiştirdiği tütünü eşeğine yükleyip, pazara indiremezdi. Tütün ille de bir yabancı tekele, bu tekelin biçtiği fiyattan satılacaktı. İndirse kaçakçı sayılıyor, ya hapse atılıyor veya tütün kokuları ile çatışıyor ve vuruluyordu.

Bir ayınkacı türküsü şöyle der:

“Hacılar köyüne bastığım oldu,
Tütünümün dengi yastığım oldu,
Aman dostlar bakın benim çareme,
Tütünün tozunu basın yareme…”

Cumhuriyet savaşlardan çıkıp da ekonomik gelişmesine odaklanınca 1930 “Dünya Ekonomik Buhranı” patlak verir.

Buhranın Türkiye’ye etkisi, tarım ürünleri ve meyveyle sınırlı olan dış satımı vurması olur. Buğdayın kilosu 15 kuruştan 3 kuruşa düşer. Köylü gelirinin bu kadar düştüğünü gören Mustafa Kemal ATATÜRK, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne şöyle bir teklifte bulunur:

“Bizim maaşlarımızla halkın geliri arasında büyük bir fark ortaya çıktı. Bu Cumhuriyet idaremize yakışmaz. Benim maaşım dâhil milletvekili maaşlarını yüzde elli azaltalım.”Teklif kabul edilir.

Cumhuriyet ilan edilince memlekette yatırıma harcanacak sermaye ve ekonomik hayatı idare edecek eğitilmiş insan yoktur. Bu nedenle Cumhuriyet ekonomik kalkınmayı devlet eliyle yapmaya karar vermiştir.
Devlet sermayesi ile iki banka Etibank ve Sümerbank kurulmuş, vatandaştan birikimlerini bankaya yatırmaları istenmiştir. Devletine güvenen vatandaş da elinde avucunda ne varsa bankalara yatırdı…
Ben çamurdan yaptığım kumbarama her hafta babamın verdiği yüz paraları biriktirir, bankaya yatırırdım.
Bu ekonomik kalkınma hamlesini bir “yerli malı seferberliği” izlemiştir. Biz bayramlarda ziyaretçilerimize şeker ve çikolata yerine incir ve fındık ikram ettik.
ÇayıKaz Ova’nınkızıl üzümü ile içtik. Çünkü şeker dışardan satın alınıyordu…
Cumhuriyet yurdun doğusuyla batısını, güney ve kuzeyini demiryolları ile birleştirmek istemiştir.Bu bir milli savunma sorunu idi.

Atatürk diyor ki;

“700 kilometre demir yolumuz var, bir kilometresi bile bizim değil.”1932 yılında ilk tren Gemerek’e ulaştığında ben istasyonda idim. Halkın tabiri ile kara treni alkışlar ve yaşa var ol sesleri ile karşılamıştık. Hoş bir fıkra var. İlk tren Erzurum’a varınca Belediye Başkanı nutuk veriyor; “Vatandaşlar, Cumhuriyet fabrikalar yaptı. Sanmam ki kâr edeler vallahi de zarar edirler, billahi de zarar edirler. Otobüsler aldı, yollar düzenledi, sanmam ki kâr ederler. Bunlar hep sizin içindir. Cumhuriyet ayağınıza kadar tren getirdi bundan sonra iki ayda gittiğimiz İstanbul’a üç günde varacağız.”

O vakit bir vatandaş sorar:
“Peki biz 57 gün ne yapacağız…?”

Değerli dinleyicilerim;

Ben 1929 yılından itibaren Cumhuriyetle beraber iyili kötülü olayların içinde çalkalandım. Size söyleyeceklerimin bir kısmına ben tanık oldum. Bunların arasında beni çok etkileyen bir olay var. Mustafa Kemal ATATÜRK 1937 yılında Sivas Lisesi’nde benim bulunduğum sınıfa geldi. ATATÜRK adı etrafında oluşan efsanenin etkisindeyiz. Gözleri o kadar kuvvetli imiş ki gözlerine bakan çarpılırmış. İlkin korka korka gözlerine bakıyoruz. Çarpılmadığımızı görünce o mavi gözlere 45 dakika doya doya baktık. Dersimiz Hendese idi.(Yani Geometri)

ATATÜRK, dişçinin kızı Saadet’i tahtaya kaldırdı. Geçen derste müselleslerin nasıl eşit sayılacağını okumuştuk. Saadet bunun için tahtaya iki müselles çizdi. Biz o vakit üçgene, müselles derdik. Saadet müsellesin kenarlarına alfa, beta ve gamma harflerini koydu. Atatürk’ünbirden kaşları çatıldı ve Saadet’e “Neden Yunan harfleri kullandığını” sordu. Saadet, “hocamız böyle yazdı, ben de onun için kullanıyorum” deyiverdi. Matematik hocamız müdür Ömer Bey sınıfta idi. Atatürk, aynı soruyu ona sorunca Ömer Bey, topu Bakanlığa attı. Bakanlık bir kitap göndermişti, onda bu harfler kullanılmıştı. Atatürk kitabı istedi o sayfayı buldu ve yırtıp yere attı. Sonra gidip parmakları ile Yunan harflerini sildi yerine “ABC” yazdı.

Bize;

“Arkadaşlar Türk Alfabesi matematik terimlerini de ifade etmeye yeterlidir.” dedi. Aradan bir hafta geçmeden ABC’li yeni kitabımız” geldi. Atatürk dilin sadeleşmesine ve halkın, aydınların dilini anlamasına çok önem verirdi…

Halkçılık onun inanışında kuru bir slogan değildi. Halkın arasına karışmaktan çok hoşlanırdı.

Bir gece Atatürk kayıp, polis ve jandarma seferber olmuş her tarafı aramış taramışlar. Atatürk yok. Sabaha yakın onu Samanpazarı’ nda bir kahvede halka karışmış zeybek oynarken bulmuşlar…

Prof. Dr. İlhan BAŞGÖZ

Not: Bu konuşma Şikago Başkonsolosluğunda düzenlenen törende Sayın Başgöz tarafından yapılacakken rahatsızlanması nedeniyle Başkonsolos Umut Acar tarafından izleyenlere okunmuştur…

( Mehmet Kındap paylaşımından aktarılmıştır.)

Esenlikler dilerim…

İLGİLİ YAZILAR
İstanbul Cemevi

Bizi Takip edin

12,971BeğenenlerBeğen
38TakipçilerTakip Et

ŞİİR

Alevilik Takvimi

Alevilik Takvimi 2024-2025-2026

2024 13 – 15 ŞUBAT 2024HIZIR ORUCU 21 MART 2024HZ ALİ ‘NİN DOĞUMU NEVRUZ BAYRAMI(21 Mart 598) 31 MART 2024HZ ALİ ‘NİN ŞAHADETİ GÜNÜ(21 Ramazan 40 Hicri) 05/06...