“Can ü gönülden İslâm Sultanı’ nabî’at eyledik, ilhadları zahir olan Kızılbaşlar’dan teberri eyledik. Kızılbaşlar’ın neşrettiği dalalet ve bid’atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafiî mezhebini icra eyledik.
İslâm Sultanı’nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık.
Cihada gayret gösterdik ve İslâm Padişahı’nın yollarını bekledik.
Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz.
Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır.
Sadece İslâm Sultanı’na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zalimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz.
Sizin inayetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız.
Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiretler tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah’ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz.
Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir.
Sünnetullah bizde böyle câri olmuştur.
İdrisi Bitlisi, Mevlana Hüsameddin Ali-ülBitlisi’nin oğludur.
Bitlis’te 1452 veya 1457 yılında doğduğu 1520’de öldüğü tahmin edilmektedir.
Akkoyunlu Devleti’nde Uzun Hasan’ın oğlu Yakup Bey’in Hükümdarlığı döneminde sarayda divan katibi olarak görev yapmıştır.
Osmanlı Sultanı II. Bayezıd’ın Memluklulara karşı kazandığı başarı üzerine, Akkoyunlu Hükümdarı Yakup Bey adına tebrik mektubu yazar.
II. Bayezıd tebrik mektubunu beğenmesi üzerine İdris Bitlisi’yi sarayına davet eder.
II. Bayezit , İdrisi Bitlisi’ye sarayda önemli görevler verir. II. Bayezit döneminde Osmanlı imparatorluğunun hanifi mezhebini devletin resmi dini (Mezhebi) olarak kabul eder.
Anadolu da bulunan Türk ve Alevi halk Hanifi mezhebinden hoşlanmazlar.
İran’da kurulu bulunan Alevi Türk Safevî devleti ile sıkı ilişkilere girerler.
Safevi devletinin Anadolu’daki siyasi faaliyetlerinden rahatsız olan İdrisi Bitlisi rahatsızlığını II. Bayezıd’a bildirir, ancak sonuç alamaz.
Osmanlı Sultanı II. Bayezıd, oğlu Yavuz Sultan Selim tarafından 1512 yılında tahtan indirilmesi ve Yavuz Sultan Selim’in padişah olması ile İdrisi Bitlisi tekrar harekete geçer.
Yavuz Sultan Selim’i 1514 yılında doğu seferine ikna eder.
İdrisi Bitlisi 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında yapılan savaşta kürt’lere derebeylik vermek şartı ile Yavuz Sultan Selim’i destekler.
Bu savaşta Kürt’lerin desteğini alan Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’i yenerek, Safevi ordusunu İran’ın içlerine kadar kovalar ve Anadolu da ki Kızılbaş Alevileri öldürür.
Bu savaştan sonra Kürt’ler derebeylik statüsünü kazanırlar.
Yavuz Sultan Selim mükafat olarak İdrisiBitlisi’ye Osmanlı İmparatorluğunun en yüksek rütbesi olan Kazasker rütbesi ile ödüllendirir. Ayrıca doğu illerinin yönetimini İdrisiBitlisi’ye bırakır.
İdrisi Bitlisi, Yavuz Sultan Selim’den aldığı yetki ile 25 Kürt aşiretini bir araya getirir.
Padişah Diyarbakır bölgesine beyler beyi olarak Bıyıklı Mehmet Ağa’yı tayin eder.
Böylece Anadolu’da bulunan Alevi ve Kızılbaşları kılıçtan geçirme kararını işleme koyarlar.
Artık Doğu Anadolu’da Alevi ve Türk katliamının önünde bir engel kalmaz. İdrisi Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet ağa işbirliği ile katliam devam eder. Dağların erişilmez yerlerine çekilen Türk ve Alevilerin dışında kalan, 40 bini aşkın Alevi ve Türk kılıçtan geçirilir.(Talkankatliam’ında olduğu gibi)
Kürtlerin gözünde Yavuz Sultan Selim, ikinci İdris-i Bitlisî iken, Türklerin gözünde İdris-i Bitlisî, ikinci Yavuz Sultan Selim’dir.
Öyle ki; hangisini anarsanız anın, birini diğerinden ayırt edemezsiniz, tarih buna izin vermez, zaman buna izin vermez, iş ve eylemleri buna izin vermez.
Aynı idealin, ‘İslâm birliğinin Ehli Sünnet ve’l Cemaat anlayışı çerçevesinde, bu ikili, ölümlerini bile bu ittihadla süslemişlerdir.
‘İslâm Birliği İttihadı’ için akınlar düzenlemekle birlikte, gerek tedrisat sahasında, gerekse askerî, siyasî ve ekonomik çerçevede faaliyetlere girişen bu ikili, kısa süre içerisinde ideallerini gerçekleştirmiş, hatta gerçekleştirmekle kalmayıp, yüzlerce yıllık bir tarihî birlikteliğe de imza atmışlardır.
Her ikisi’de alevi kızılbaş katliamlarında tarih, sahifelerine kazınmıştır.
Anadolu da bulunan Alevi ve Türkler hayatta kalabilmek için asimile olmayı kabul ederler.
Baskı gören bu halkın bir kısmı Hanifi mezhebine geçer bir kısmı ise Kürt aşiterleri ile yakın ilişki kurarak Kürt’leşirler, bir kısmıda dostluk kurmak, kirve olmak; kız alıp, kız vermek sureti ile hayatta kalmanın yollarını ararlar.
Anadolu’da yaşayan çok sayıda insanlarla konuşulduğunda 200-300 yıl önce dedelerinin veya dedelerinin dedesinin Alevi olduklarını ifade ederler.
Bir kısmının ise atalarının Türk olduğunu, Türk geleneklerini yaşattıklarını, şimdi ise farklı etnik kimliğe sahip olduklarını görmek mümkün.
İDRİSİ BİTLİSÎ’DEN YAVUZ SULTAN SELİM’E MEKTUP!
İLGİLİ YAZILAR

