Bir dağ ben yüceyim dese ne fayda
Ağustos ayında kar olmayınca
Beyhude ömrüm çürütsem ne fayda
İkrârına sadık er olmayınca
.
Evliyâ hizmeti başımın tacı
Cahilin sözleri zehirden acı
Havaya yükselir kavak ağacı
Yaprağı kaç para bâr olmayınca
.
Sır verme cahile saklamak bilmez
Duyar dar gününü ağlamak bilmez
Her odası olan misafir almaz
Sülaleden hânedâr olmayınca
.
Kendin bilmez ile kalkıp oturma
Halın zaya verip fikrin yitirme
Bir meclisin üst başına oturma
Şahsına yaraşır yer olmayınca
.
Dediler Sümmânî yüzün hiç gülmez
Gelenler eğlenmez gidenler gelmez
Taşıma suyunnan değirmen dönmez
Akar sudan bendi var olmayınca.
.
Aşık Sümmani -Narmanlı Hüseyin (1861- 5 Ocak 1915 Erzurum)
Bir dağ ben yüceyim dese ne fayda
Ben bülbül olmuşum dostun gülüne
Ben bülbül olmuşum dostun gülüne
Karganın konduğu daldan bana ne
Aradım özümde buldum Leylâ‘yı
Mecnun‘un gezdiği çölden bana ne.
.
Gönlüme yazılmış cananın adı
Canan imiş aşıkların muradı
Her şeyden üstündür sohbetin tadı
Arının yaptığı baldan bana ne.
.
Uyulur mu ikrarsızın sözüne
Gidilir mi cehaletin izine
Varmak istiyorum aşk denizine
Mandanın yattığı gölden bana ne.
.
Dertli DAİMİ’yim yardır sevdiğim
Gerçek aşıklara Pir‘dir sevdiğim
İkilikte değil birdir sevdiğim
Ben beni bilirsem elden bana ne.
.
Aşık DAİMİ (Aşık İsmail AYDIN)
.
Yaşamı: 1932 – 17 Nisan 1983
Gel derviş, beri gel, yabana gitme;
Gel derviş, beri gel, yabana gitme;
Her ne arıyorsan inan sendedir.
Nefsine beyhude eziyyet etme,
Kâ’be’yse maksûdun, Rahman sendedir.
.
Çöllerde dolaşıp seraba bakma,
Allah Allah deyip havaya bakma,
Tâlib- i Hakk isen kitaba bakma,
Okumak bilirsen Kur’ân sendedir.
.
İlminle bir kılı kırka yararsın,
Gördüğün ru’yâda sâde sen varsın,
Etrafına bakıp kimi ararsın.
Bu tehî kubbeyi kuran sendedir.
.
Kılı kırk yarmağa irfandır deme;
Ona vahşi, bana yabandır deme;
Şuna gerçek, buna yalandır deme;
Birinin aslı yok, yalan sendedir.
.
Ayn ma’nâ verme küfr ile dîne;
Varıp gelme şaşkın, şekk tî yakîne;
Ârifsen âğâh ol sırr-ı mübîne;
Vesvesen küfürdür, îmân sendedir.
.
Gir gönül şehrine, dolaş bir kerre.
Kıyâs et ne imiş güneşle zerre;
Yalnız sen kadirsin hayr ile şerre,
Şerre mail isen Şeytân sendedir…
.
Cilve etsin dersen kemâl ile Hak,
Çıkıp benliğinden bir kendine bak;
“Enelhak” sözünü dilinden bırak,
Lâfa kulak verme, irfan sendedir.
.
Nefsini evvelâ çıkar aradan,
Bir renge boyanma aktan, karadan;
Gönlünde berk urur nuru yaradan.
Zulmette dolaşma, Yezdan sendedir.
.
İşittim babasız bir oğulmuşsun,
Hem cennette doğmuş, hem koğulmuşsun;
Hem kesret istemiş, hem boğulmuşsun,
Allah’ın suçu ne? İsyan sendedir.
.
Gayrıdan arayıp derdine çâre,
Ne varlık verirsin mûr ile mâre?
Cennetten çıktınsa be hey âvâre,
Havva’yı aldatan yılan sendedir.
.
Sânın pek âlîdir, ne var pest isen?
Her şeye taparsın put-perest isen?
Bâde-i aşk ‘ile eğer mest isen
Kendine gel âşık, cânân sendedir.
.
Câhil mezâhire Hakk diye bakar,
Her köşebaşında bir kandil yakar,
Bu seyl-i havadis durmayıp akar
İlel-ebed baakî kalan sendedir.
.
Menbaı sendedir feyz-i hayâtın
Gelip giden canlar hep nefehâtın.
Hayretten boğulma, bu kâinatın
Hepsi bir kat redir, umman sendedir.
.
Her şeyin varlığı senin özündür,
Kendini çok gören kendi gözündür,
Bu mülke hükm eden şerrin sözündür
Kalıbın kürsüdür, sultân sendedir.
.
Hey RIZA takat yok, hakkı inkâra
Sen mahrem imişsin didarı yâra
Şimdi agâh oldum sırrı esrara:
Âlemi yaratan vicdan sendedir
.
.
Feylesof Rıza TEVFİK
(Yaşamı 1869 Edirne yakınlarında Cisr (şu anda Bulgaristan içinde yer alan Svilengrad – 31 Aralık 1949 İstanbul)
.
Hem Bektaşi, hem de Mason olan Rıza Tevfik, felsefeye olan ilgisi nedeniyle FEYLESOF RIZA lakabı ile de tanınır.
Babası Arnavut, annesi ise Çerkes kökenlidir. Mülkiyeli babasının desteği ile iyi bir eğitim aldı. İspanyolca ve Fransızca öğrendi.
Gençlik yıllarında İttihatçı olan Rıza Tevfik, bir süre Osmanlı parlamentosunda milletvekilliği, sonra İstanbul Üniversitesi Hocalığı, Osmanlının Danıştay’ı anlamına gelen kurumun (Şura’yı Devlet) başkanlığını ve sonra da Osmanlı Hükümetin’de Eğitim Bakanı oldu.
.
Osmanlı’nın 1. Dünya savaşına karşı çıkanlar arasında yer aldı. Sonra da Osmanı Devleti’nin ÖLÜM FERMANI olan SEVR anlaşmana Osmanlı Delegesi olarak katıldı ve Sevr’i imzalayan ekip içinde yer aldı.
.
Bir ara yayıncılık da yapan Feylesof Rıza, muazzam Tasavvuf bilgisine sahip biri olarak Sevr’i imzalayan ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Paşa‘nın yanında değil, karşısında yer alması dolayısı ile Bektaşiler içinde ciddi olarak eleştirilir.
Kendisinin çok güzel nefesleri vardır ve bunlar Bektaşi’lerin Muhabbet sofralarında da okunur.
.
Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonrası adı, 150 kişilik HAİN’ler listesi içinde yer aldı. Mustafa Kemal Paşa, onun büyük bilgi birikimine sahip olduğunu bildiğinden kendisini af edebileceğini, ancak bunun için Mustafa Kemal Paşa’ya bir ÖZÜR mektubu gönderil AF edilmesini isteyen bir mektup göndermesi şartı ile AF edileceğini bildirdi. Ancak Feylesof Rıza, çok gururlu (kibirli) olduğundan AF dileyen mektubu yazmadı ve 150’lik Hain’ler içinde dahil edildi.
Cumhuriyet’in ilanının 15. Yılı dolayısı ile 1938’de Genel AF ilan edildi ve 150‘likler de böylece Af edilmiş oldular. Feylesof Rıza’da böylece Genel Af sonrası ”Kendi deyimi ile Helalleşmek için” Türkiye’ye geri döndü.
.
Feylesof Rıza, geri döndükten sonar Ulusal Kurtuluş savaşına karşı çıktığı ve Atatürk’e mektup yazıp Af dilemediği için çok pişman olduğunu çevresine söylemiştir.
.
Feylesof Rıza’nın Bektaşilik içinde hangi mevkiye geldiği (Örneğin Derviş, Baba, Halife Baba… gibi) tarafımızdan bilinmiyor. Ancak kendisi aynı zamanda Mason olduğundan 1918’de Osmanlı içinde bulunan Mason cemiyetinin en üst mevkisi olan ‘’Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’’nın büyük üstadı seçilmiştir.
.
Bir şiir kitabı da yayınlanan Şair’in Kabri İstanbul / Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı’ndadır.
.
Fakirin Notu:
Gönül istedi ki bu büyük felsefi birimikime sahip bir Bektaşi olarak, bu hatalara düşmüş olmasaydı.
Kaynak Linki = https://www.datca-haber.com/makale/resadiye-irmagi-tahir-bey-agidi-1265
Vali bize bakmıyor Sen yetiş İsmet paşa
1939 Erzincan Depreminde yıkılan alevi köylerine yardım geç gelince, yöre halkı bir ağıtla İsmet Paşadan yardım isterler.
Reşadiye ırmağı
Geliyor taşa taşa
Vali bize bakmıyor
Sen yetiş İsmet paşa
Reşadiye çeşmesi
Köprüden mi bozuldu?
Tahir Bey’in kolları
Enkazdan mı ezildi?
Saat geldi sekize
Karar verdik dokuza
Hiç böyle görülmüş mü?
Bir evde beş cenaze
Çifte kumrular konmuş
Tahir Bey’in konağına
İngiliz çivisi batmış
Aydının yanağına.
Reşadiye ırmağı
Geldi doldu bazara
Tahir Bey’le oğlunu
oğluynan babasını
Bir goydular mezara
Reşadiye Erzincan
Sallandı beşik gibi
Yıkıldı başımıza da
Evlerimiz çul gibi.
Reşadiye önünde
Selvi boylu kavaklar
Meleşiyor guzular da,
Işımıyor(hiç olmuyor) sabahlar
Kemal’im İstanbul’da
Ablasının yanında
Mektup yazın Kemal’a
Biz gırıldık burada…
.
Sözlerinin Evren Seçkal’a ait olduğu iddia edilen ağıdı derleyen Salih Turhan’dır.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
BU ŞİİR BİRİNCİ OLDU / 24 Şubat 1946 : Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “Parti Sanat Mükâfatı” adıyla düzenlediği yarışmada Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” şiiriyle birinci oldu.
.
ŞİİR AŞAĞIDADIR.
.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
*
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
*
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
*
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
*
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
*
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Sakalın uzatmış dizine kadar,
Sakalın uzatmış dizine kadar,
Şeytan ile gezer,Yarab’sız hacı.
On bin dönüm toprak, kırkta motor var,
Yavan ekmek yiyor, şarapsız hacı.
Gösterişli altını var dişinde,
Kâbe’den mal çalar her gidişin de,
Tekelerden süt sağmanın peşinde,
İnsanlıktan uzak turab sız hacı.
Cin çıkartır yumurtanın içinden,
Yamalık’lı pantol düşer kıçın’dan,
Üç yıl yattı çıktı taciz suçundan,
Gözü maymunlukta serapsız hacı.
Hanımına kara çarşaf giydirir,
Akşam sabah sakalını sevdirir,
Zekat vermez haram malın övdürür,
Yadigara kızar çorapsız hacı .
Ozan Garip YADİGAR
Bıktık iğrenç cennet masallarından,
Her türlü uyduruk yalanlarından,
Yaz kış pis pis kokan sakallarından
Kılından medet umar suratsız hacı
Fırsat elde iken bir amel kazan
Fırsat elde iken bir amel kazan
Gül cemalin bir gün solsa gerektir
Zevkine aldanıp tapma dünyaya
Dünya malı burda kalsa gerektir
Cahil bildiğinden hiç geri kalmaz
Bin nasihat etsen bir pula almaz
Kişi etiği yanına kalmaz
Kişi etiğini bulsa gerektir
Bir gün hak divanına varılır
Ruzi mahşer günü sual sorulur
Günahın tartılır mizan kurulur
Haklı hakkın anda olsa gerektir
Bana böyle geldi mevladan hitap
Dil tutulur oldem verilmez cevap
Kimine lütf olur kimine azap
Cennet ile cehennem olsa gerektir
GENÇ ABDALIM hakka yakın olanlar
İtikadı bütün sadık olanlar
Hakikatta hakka yakın olanlar
Divanda Şefaat olsa gerektir
Kemal Bey’e mektubumdur
“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olaylar büyük bir hızla gelişti ve size yeni bir mektup yazmak zorunda kaldım.
Biliyorsunuz, ben bu köşede arada sırada birilerine mektup yazarım. Bugün sıra sizde!
Kemal Bey, CHP’nin 13 yıl boyunca genel başkanı olarak görev yaptınız. Sonunda, günün birinde, yapılan son kurultayda bu unvanı kaptırdınız ve genel başkanlığı Özgür Özel’e devretmek zorunda kaldınız.
O günden beri sesiniz soluğunuz pek çıkmıyor.
Arada sırada zorunlu kaldıkça bazı açıklamalar yapmakla yetiniyorsunuz ama bunlar pek yeterli olmuyor.
Özgür Özel genel başkan olduktan sonra ne yapar, başarılı olur mu soruları CHP’li olsun veya olmasın milyonlarca insanımızın aklındaydı.
Zaman bize gösterdi, başarılı olduğunu gördük.
Partiyi genel merkez binasından çıkardı ve araziye girdi. Son aylarda memleketin dört bir yanında düzenlediği 52 miting müthişti. Uyanan kitleler o mitinglere aktı.
Ancak siz de biliyorsunuz, iktidarın bütün amacı CHP’yi yargı sopasını kullanarak bile olsa ele geçirmekti…
Ve Türkiye’de ne yazık ki bu tezgâh kuruldu.
Üzülerek söylüyorum, sizin partideki ekibiniz bu işin başını çekti.
Tayyipgiller İstanbul Büyükşehir’i kaybedince nasıl hazımsızlık sergilediyse, ekibiniz de aynı şeyi yaptı. Amaç yargıya şikayet dilekçeleri verip başta İstanbul olmak üzere il kongrelerinin iptal edilmesini sağlamaktı.
Bu olayın ilk sonucu birkaç gün önce patladı ve İstanbul il kongresi tek hakimden oluşan bir asliye hukuk mahkemesi tarafından iptal edildi…
Ve sizin has adamınız olan Gürsel Tekin CHP’nin İstanbul il başkanı olarak atandı! Böyle olacağını siz önceden biliyordunuz.
Bu nasıl iştir Kemal Bey?
Peki ama bütün bu gariplikler sergilenirken siz ne yapıyordunuz, niçin ağzınızı açıp da konuşmadınız?
Ama iş bu kadarla bitmiyor, dahası da var…
Mahkemeye bu doğrultuda karar alınsın diye başvurup dava açanların tamamı da sizin adamınızdı.
İktidara yürüyen partinizin üzerinde bu oyunlar oynanırken, CHP’nin önü yargı kararlarıyla kesilmek istenirken büyük bir sessizliğe gömüldünüz.
Gürsel Tekin’in kayyumluğa jet hızıyla atanacağını kendisiyle birlikte Adalet Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve o kararı veren mahkemenin hakimi gibi siz de biliyordunuz.
Mahkeme bu kararı adli tatilin bittiği günün hemen ertesinde, yani bir gün sonra aldı.
Sakın ola ki hiç kimseye “Ben bu göreve Gürsel Tekin’in atanacağını bilmiyordum” demeyin, mahcup olursunuz.
Biliyordunuz beyefendi, biliyor ve umuyordunuz…
Gözünüz aydın, umudunuz şimdilik gerçekleşti! Size yakıştı mı?
15 Eylül günü Ankara’da bir duruşma daha olacak. Bu kez karar CHP kurultayının iptali konusunda verilecek.
O konunun davacıları da partideki sizin adamlarınız…
Sayın Kemal Bey, yaklaşık 13 yıl boyunca, (2010-2023 arasında) CHP genel başkanlığı görevinde bulundunuz.
Bazen olumlu işler yaptınız, bazen de doğal olarak hata ve eksikleriniz oldu. Bunlar gayet normaldir, her siyasetçi zaman zaman övülür veya eleştirilir.
Çok merak ediyorum, partideki adamlarınızın yarattığı şu son olaylar size yakıştı mı? Yakında belki parti binalarına polis girecek ve yargı kararını gerekçe gösterecek ve kayyum atanan Gürsel Tekin’i masasına oturtacak.
Kemal Bey, yarattığınız şu tablo her şeyden önce CHP’ye zarar veriyor. Varsayalım “Sizin ekip” bu süreçte başarı elde etti. Sonucunda siz yine genel başkan olacaksınız.
Mektubuma son verirken size birkaç soru daha sorayım bari!..
Genel Başkanlığınız döneminde bir tek seçim bile kazanamadınız. Yeniden genel başkan olursanız halka ne gibi inandırıcı vaatlerde bulunacaksınız?
CHP’yi uzun yıllar sonra birinci parti yapan Özgür Özel’in koltuğuna hangi başarılarınız ve ilkelerinizle oturacaksınız?
Son cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yüzde bir bile oyu olmayan partilere CHP kontenjanından 31 milletvekili armağan ettiniz. Sonra bunlar birer ikişer AKP’ye tüydü. Pişmanlık duyuyor musunuz?
Son sorum Kemal Bey, yarattığınız şu inanılmaz ‘yargı olayının’ aslında partinize değil de AKP’ye hizmet olduğunun farkında mısınız?
İktidar medyası nasıl oldu da şimdi size övgüler yağdırma yarışına girdi?
“Bay Kemal” idiniz şimdi “Sayın Kılıçdaroğlu” oldunuz.
Umarım günün birinde ortaya çıkıp konuşur ve birtakım sorulara yanıt verme zahmetine katlanırsınız.
En derin saygılarımla, en derin kaygılarımla efendim.
Sıradan vatandaş Emin.”
Emin Çölaşan – 05 Eylül 2025
Siz Emevi biz Haşimi
Siz Emevi biz Haşimi
Siz bir yana biz bir yana
Siz kazibi, biz salibi
Siz bir yana biz bir yana
Severiz nur i Cemali
Çok şükür bulduk kemali
Siz Süfyani biz Mevali
Siz bir yana biz bir yana
Severiz şah Kalenderi
Olduk Ehl-i Beyt Askeri
Siz Azmi biz Caferi
Siz bir yana biz bir yana
Hem Ehl-i Beyti kemisli
Hadisidir Ali nesli
Bulduk asıllardan aslı
Siz bir yana biz bir yana
Eriştik zatlardan zata
Kailiz savın ü salata
Girdik tariki necata
Siz bir yana biz bir yana
Sevmişiz nesl-i Hünkarı
Bulmuşuz nur-i izharı
Siz inkari, biz ikrarı
Siz bir yana biz bir yana
Pir elinden giydik tacı
Boyladık Bahr-i emvacı
Hamdülillah olduk naci
Siz bir yana biz bir yana
Kabul eyledik imanı
Terk ettik zann-ü gümam
Biz Hüseyni, siz Süfyani
Siz bir yana biz bir yana
Boynumuzda teslim taşı
Er yolunda verdik başı
Siz Mervani, biz Bektaşi
Siz bir yana biz bir yana
Bir ikrarda olduk kavi
Keşfoldu bize semavi
Siz Yezidi, biz Alevi
Siz bir yana biz bir yana
Allemeni sırrın duyduk
Canı Hak yoluna koyduk
Vaktin imanıma uyduk
Siz bir yana biz bir yana
Sıdkı der buldum kemili
Nuş ettik ab-i zülali
Siz hayali, biz cemali
Siz bir yana biz bir yana
Yürü bre yalan dünya
Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine misal
Seni eken biçer bir gün
Ağalar içmesi hoştur
O da züğürtlere güçtür
Can kafeste duran kuştur
Elbet uçar gider bir gün
Aşıklar der ki n’olacak
Bu dünya mamur olacak
Haleb’i Osmanlı alacak
Dağı taşa katar bir gün
Yerimi serin bucağa
Suyumu koyun ocağa
Kafamı alin kucağa
Garip anam ağlar bir gün
Yer yüzünde yeşil yaprak
Yer altında kefen yırtmak
Yastığımız kara toprak
O da bizi atar bir gün
Bindirirler cansız ata
İndirirler tuta tuta
Var dünyadan yol ahrete
Yelgin gider salın bir gün
Karac’oğlan der nasıma
Çok işler gelir başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün
İçmişem sarhoşum bugün
İçmişem sarhoşum bugün
Tutamam dilim vallahi
Yarim ile hoşum bugün
Unuttum ölüm vallahi
Dünya tümden boş geliyor
Yarim bana hoş geliyor
Her sevdikçe coş geliyor
Severem yarim vallahi
Helal bana yar lokması
Hac’c-ı kabem meyhanesi
Kelp rakibin ürümesi
Kesemez yolum vallahi
Varsın yar bana darılsın
Kolum boynuna sarılsın
Çözülen kollar kırılsın
Çözemem kolum vallahi
Girsem koynuna gömleksiz
Uyusa da sevsem sessiz
Uyansa dese edepsiz
Çekemem elim vallahi
Latife cok hayasızam
cok yüzsüzem çok arsızam
ar namustan habersizem
Çalaram sazım vallahi
bade-i lebinden nuş eden aşık
bade-i lebinden nuş eden aşık
ne gezer mescitte, meyhaneler var
onun için kimseyle etmez ilişik
nasibini almış divaneler var
aşık olan aşk od’una alışır
sadık olan erenlere karışır
meyhaneden çıkar gelir ulaşır
hakka vasıl olan mestaneler var
Hakkı gel sırrını eyleme zahir
öyle bir yol tut ki olasın mahir
harabat ehline hor bakma şakir
defineye malik viraneler var…
Ervah -ı ezelde evvelki safta,
Ervah -ı ezelde evvelki safta,
Elest hitabında ben Belâ dedim.
Koyma beni anasırda» gılâfta,
Canım cemâline müptela! dedim.
Ruhlar aşk meyinden oldu mestane,
Kimi küfre daldı kimi imana,
Saf be saf olarak durduk divana,
Münkirler lâ dedi, ben illâ dedim
Ne çare, Kün emri zuhura geldi,
Eşya ve mahlukat hep zahir oldu,
Her ruh kendisini bir yolda buldu,
îman ve ikrarı ben sana dedim
Dertli çok hikmetten irşad olmadı,
Sensiz mahşer yeri küşad olmadı,
Çok nebiye vardım imdad olmadı,
Şefaat kânısın Mustafa! dedim.
Yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı
Yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı
Ömür denen şu zamanın çoğu gitti azı kaldı
Yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı
Ömür denen şu zamanın çoğu gitti azı kaldı
Çalışmadan yiyenlerin, derimizi giyenlerin
Nice benim diyenlerin ne izi ne tozu kaldı
Çalışmadan yiyenlerin, derimizi giyenlerin
Nice benim diyenlerin ne izi ne tozu kaldı
Çürük ökçe, yırtık taban, kurdu kuşu ettik çoban
Gariban daha gariban, ne çulu ne bezi kaldı
Çürük ökçe, yırtık taban, kurdu kuşu ettik çoban
Gariban daha gariban, ne çulu ne bezi kaldı
Bizden geçinen kalleşler, döner geri bizi taşlar
Sıvıştı yaren yoldaşlar ne sözü ne özü kaldı
Bizden geçinen kalleşler, döner geri bizi taşlar
Sıvıştı yaren yoldaşlar ne sözü ne özü kaldı
Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar
Kurudu çaylar ırmaklar, Serçeşme’nin gözü kaldı
Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar
Kurudu çaylar ırmaklar, Serçeşme’nin gözü kaldı
Dertli Divani’nin varı, canandır canın öz yarı
Geçti bu devrin baharı, ne yazı ne güzü kaldı
Dertli Divani’nin varı, canandır canın öz yarı
Geçti bu devrin baharı, ne yazı ne güzü kald
Kara çadır is mi tutar
Kara çadır is mi tutar
Martin tüfek pas mı tutar
Ağlayalım anam bacım
Elin kızı yas mı tutar
Gitme Yemen’e Yemen’e
Yemen sıcak dayanaman
Tan borusu er vurulur
Sen küçüksün uyanaman
Yemen yolu çukurdandır
Karavana bakırdandır
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakirdendir
Gitme Yemen’e Yemen’e
Karışı’n toza dumana
Mektubunu sal kardaşım
Bacını koyma gümana
Tarlalarda biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Şol Yemen’de can verenler
Biri Memet biri Memiş
















