Ana Sayfa Blog Sayfa 91

Lâmekân elinden misafir geldim

0

Lâmekân elinden misafir geldim
Şu fena mülküne bastım kademe
Nerenin selâmın getirdin dersen
Elest bezminden geldim bu deme

Şu fena mülküne gelip giderken
Sarban olup Hak katarın yederken
Çamurun yoğurup balçık ederken
Arkam ile su taşıdım Âdem’e

Şu fena mülküne gelip gitmeden
Can tohumu derler ekip biçmeden
Makamım kaldırıp tamam etmeden
Arş yüzünden yönüm döndüm kibleme

Kiblem beni ben kiblemi bilüptür
Enbiya evliya ondan gelüptür
Ben bilirim anam benden oluptur
Ol vakitte nikâh kıydım anama

Ben babamı kucağımda uyuttum
Kudret südile emzirdim büyüttüm
Muhkem tutup kalbim evin arattım
Şimdi gelmiş sultan olmuş obama

Ben obam içinde baki can idim
İlim idim nur idim iman idim
Cümle evliyaya ben canan idim
On sekiz bin halkı koydum obama

Ahmed erenlerin izin izleriz
Can evinde cananımız gözleriz
On Iki Imam Şahmerdan’i özleriz
Nurları göründü o dem dideme

Dünya Lideri kime denir

0
Toplam 12 adet çift motorlu, yedi yolcu olan de Havilland DH.89A Dragon Rapide ve askeri versiyonu Dominie, 1936-1947 y?llar aras? D.H.Y.?nda hizmetinde bulundu. Bu tip uçakla D.H.Y.?n?n ilk yurtd??? sefer - ?stanbul Bükre? ? 30 A?ustos, 1937 tarihinde yap?ld?. Bu foto?rafta, Türkiye Cumhurba?kan? Mustafa Kemal Atatürk, Ankara?ya seyahat edecek olan Ba?bakan ?smet ?nönü?yü Ye?ilköy Hava Meydan??ndan 16 Haziran 1936 tarihinde u?urlamaktad?r. (Stuart Kline Ar?ivi)

Kardeşlik Semahı

0

Tarihten bir yaprak YolTv

0

Berlin de AAKM de Yol TV tanıtıldı. Yol Tv Genel Müdürü Hıdır Temel önce sözlü olarak arkasından da 13 dakikalık tanıtım filmi ile izleyenlere Yol TV den kar amacı gütmeden ortaklık payı almalarını ve geriye maddi olarak birşey beklememlerini ama kültürlerinin tanıtımı olarak yansıyacağını anlattı. Bu arada kendisinin her gittiği yerde anlattığı bir öykü ile devam etti. Sayın Temel in anlattığı öykü bir kayanın dibine konmuş ve bu yüzden gün görmesi bu büyük kaya yüzünden engellenen köyün adıda Güngörmez miş. Bu Güngörmez sakinleri köyü gün gören bir yere taşımayı düşünemezler ve bu kayayı başka yere taşıyacak bir derviş ararlarmış. Günlerden birgün üstü başı fakirlik kokan zayıf çelimsiz birisi gelmiş köye .Etrafını çeviren Güngörmez köylüleri sormuşlar

  • Sen Derviş misin?
  • Evet dervişim demiş çelimsiz konuk
  • Peki şu kayayı buradan götürebilirmisin ?
  • Tabii demiş Konuk ama bayağı büyük bir kaya beni biraz besleyin yedirin içirin kuvvetleneyim sorun değil götürürüm.

Köylüleler 40 gün bu çelimsiz konuğu yedirmiş içirmiş bir eli balda bir eli yağda bir dediği iki edilmemiş. İyice semirmiş derviş diye köye gelen konuk. Bu kırk günün sonunda birde öküz kestirmiş onuda yemiş postunu sırtına vurmuş ve kayanın yanına gitmiş. Hafif eğilerek köylülere haydi kayayı sırtıma yükleyin demiş köylüler demiş biz nasıl yükleyelim sen götürecektin.
Derviş diye beslenen konuk demiş
-ben götüreceğimi söyledim ama yüklemek size ait siz yükleyin ben götüreyim

Bunu anlatan Hıdır Temel onu dinleyen canlara öykü ile olan bağlantısınıda söyle kurdu.
Evet değerli canlar siz yükleyin biz götürelim

Konuşmacıların çok olması dolayısıyla Yol TV için soracaklarımı orada sorma imkanım olmadı. Fakat sorularımı buradan sormak istiyorum
Sayın Temel,

  1. Yol TV nin bu ana kadar 5009 ortağı olduğunu söylediniz. Bu ortaklar birer hisse senedimi aldılar yoksa birçok hisse senedi de alanlar varmıdır?
  2. Daha ne kadar hisse senedi satmayı düşünüyorsunuz? Sayı bellimidir yoksa Sayın Haydar Küpeliye verdiğiniz cevaptan anladığımız hele para toplansın ona göre harcaması yapılır mantığı ile sınırsızmıdır ?
  3. YOL TV nin aylık en az masrafı ne olacaktır? Bu açık ve net bir şekilde ortaklara bir finanz raporu ile belirtme zorunluluğu yokmudur?
  4. Alevi inancına ait olmayanlar ve hatta ters düşenler de hisse senedi alabilirlermi?
  5. Hisse senedi alıp ortak olanlar şirketin zarar etmesi veya herhangi bir yayından ötürü maddi ve manevi sorumlulukları olacakmı?

Bu sorularımı şimdi sayın Temel in öyküsü ile bende bağlamak istiyorum. Sayın Temel biz taşı yüklemeye hazırız sadece şunu bilmek istiyoruz.
Biz kaç sahte dervişi kaç gün besleyeceğiz? Onu bilirsek belki köyü başka yere taşımak daha ekonomik ve kolay olur.

AAKM de 3 saat süren tartışmaların genel hatları yine aleviliğin islam dışı tanımlanamıyacağı önce AABF binasının borcunun ödenmesi diğer AKM rin de bu borca mal varlıklarıyla kefil olup olmadıkları AABF in yol TV ile ilgili bağının sadece yöneticilerin de orada ortak olmaları ve desteklemeleri dışında bir bağın olmadığı vurgulandı.

Aleviliğin islam içi ve ya dışı tartışmasına girmek istemediğini belirten Hıdır Temel kısa bir örnekle yeni bir tartışmayı başlattı. İnancın kul ile Tanrı arasında olduğu isteyenin kendisini islamın içinde isteyeninde dışında görebileceğini ifade etti. Sayın Temel bu görüşünü bir kahvede bir sohbette Hıdır Temel olarak yapmış olsaydı sorun o düsünce Hıdır Temel i ve onu dinleyenleri bağlardı. Ama AABF ikinci başkanı olarak böyle bir düşünceyi bir alevi kurumunda yapmamalıydı. Aleviler bir dede önünde ikrar vererek alevi olurlar. Kendini Ehli Beyt soyundan geldiğini ifade eden hiçbir dede benim islamityetle hiçbir ilgim yok diyen bir talibin ikrarını alamaz. Alamadığına göre de o insan alevi erkanına kabul edilmemiştir.

Toplantıyı büyük bir dikkat ve sessizlikle dinleyen dedeler Kurulu Başkanı Seyid Ali Dede kısa ve öz konuşmasıyla birçok soruna ve soruya son noktayı koydu.
Ben İslamın tam Özüyüm sünni ıslamın da dışındayım.

Ne kadar anlatsak da bazıları ancak anlayabildiği veya anlamak istediği kadar anlıyor. İnancımızı yaralayan sözlere karşı inancımızı savunmamız tepki ile karşılansada Kerbeladan bu zamana kadar her türlü baskı ve zulüme baş eğmeyen dedelerin canların hala var olduğunu görmek insana umud veriyor. Derviş Doğan Rıza Atac Hasan Eker ve dedeler Kurulu Başkanı Seyid Ali Çiçek dedeye inancımız için gösterdikleri duyarlılıktan ötürü Hakk bildiğim yolun aşkına niyazlarımı sunarım.

Kurumları temsil eden yöneticilerimizin sözlerini düğüncelerini ifade ederken aleviliğin ana temellerini kesmeden onlara zarar vermeden topluma yön vermeleri dileğiyle bu yola hizmet eden herkesi kutlar Hakk yanında kimsenin emeğinin zay olmamasını dilerim

25.02.2007

Hey Yezid yanına kalır mı sandın

0

Hey Yezid yanına kalır mı sandın
Nice intikamlar alınsa gerek
Mehdi çıkar ise nicolur hâlin
Heybetli küsleri çalınsa gerek

Gazî Mehdî bir gün Umrum’a çıkar
Yezid kalesinin hem burcun yıkar
On iki İmâm’ın sancağın çeker
Kırmızı taç ile salınsa gerek

Sanma ki Yezidî yanına kalır
Tanrı’nın arslanı Şah oğlu gelir
Derb ile elinden tahtını alır
Harâbende erkân sürülse gerek

Yezid göze almış ol güzel şâhı
Muhammed Ali’dir onun yardağı
Ali’m dünyâya gelirse bir dahi
İşiten Yezidler yerinse gerek

Bir gün dünyânın da sâhibi gelir
On iki İmâm’ın hakkını alır
Yezidler aradan hep telef olur
Mu’minlerin hâli sorulsa gerek

Pîr Ali der Mehdi ciğer yanığı
Kırmızıdır donu yeşil sancağı
Düzelim koşalım bahçeyi bağı
Yezidler aradan sürülse gerek

Her sabah her sabah bir seher yeli

0

Her sabah her sabah bir seher yeli
Ağlar bülbül ağlar güle getirir
Bakmam bu feleğin çürük işine
O da her zahmeti kula getirir

Hü hü canan ya Ali
Ali yar Ali yar hodan Ali yar
Hak bilir ki benim gönlüm sende var

Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma namussuza arsıza
Sabah selamını verme pirsize
Adamın başına bela getirir

Hü hü canan ya Ali
Ali yar Ali yar hodan Ali yar
Hak bilir ki benim gönlüm sende var

Muhip yoldaş olma kalleş yar ile
O yarda durmadı bir ikrar ile
Sakın sohbet etme münkir kör ile
Altının adını pula getirir

Hü hü canan ya Ali
Ali yar Ali yar hodan Ali yar
Hak bilir ki benim gönlüm sende var

Pir sultan abdalım derdim ziyade
Içilir mi yarsız yad ile bade
Yar odur ahirette şefaat ede
Sadık yar insanı yola getirir

Hü hü canan ya Ali
Ali yar Ali yar hodan Ali yar
Hak bilir ki benim gönlüm sende var

Karadeniz Kitabı Yunus Koçak

0
    Karadeniz Anadolu’da dede-talip ağının örülüşünde, devlet idaresinin kanun nizam olarak yürütülmesinde yardımcı olarak yazılmış hicri 726 yılında başlamış h. 940 yılına kadar yaşamış sistemler nizamıdır. Hünkâr Hacı Bektaş Velî zamanında, O’nun isteği doğrultusunda, Osman Bey, Orhan Bey, Murat Han zamanlarında, Kızıl Deli, Resul Balı, Mürsel Balı ve Balım Sultan zamanında (nizamname). Bu erkânname tamamlanmış; Karadeniz adlı esere kaydolunmuştur. Adı neden Karadeniz olmuş? Pek geçerli bilgim yok. Çeşitli rivayetler duymuştum.

             Anadolu’da Osmanoğlu Devleti (Bey ve Padişahları) Osman, Orhan, Y. Bayazıt, Ç. Mehmet, Murat, Fatih Mehmet. “Beyazıt Kızıldeli’den Resulbalı’dan, Mürsel Balı’dan, Balım Sultan’dan ... gibi Çelebilerden referans ala ala ve de  alarak; ülkesini doğudan batıya doğru, güneyden kuzeye doğru tarayarak meydana gelen karelere; her 36 veya 40 km’ye bir dergâh mevcudu, 6679 dergâh kurulmuştur. 19 dergâha dergâhları denetleme görevi verilmişti.

Her devlette olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da tacirlerin-tüccarların ticaret mallarını ürettikleri malları uzak şehirlere, yakın şehirlere komşu devletlere pazarlamasında ticaret malının taşındığı kervanların mutlaka yol emniyeti bakımından konaklamak han ve dinlenme yeri olarak dergâhların daha güvenilir yer olduğunu düşünerek kalkınmanın en önemli işini kervanların kolayca gideceği yere varması için dergâhların ehemmiyeti böyle düşünülmüş hesaplanmıştır. Her dergah Her gün, Doğuya, Batıya, Güneye, Kuzeye,Tığlı taberli dervişlerden en az iki derviş yola çıkarır. Öbür dergâhın dervişleri ile Cankurtaran mevkiinde buluşur dergâhına geri gelir. Yoldaki ticaret taşıyan kervana yol gösterir. Kevranlarda dergâh, han, hangâh, zaviye gibi dinlenme yerine güvenilir şekilde konaklar, kalkar. Konakladığı yerde ücret karşılığı hizmetler vardır: Yular, sicim, kolan, semer, eyer, nal, nalbant yem-yiyecek vs. vs.
Hükümetin yardımı da vardır. Dergâhın güvencesini temininde dergâh pirinin dervişlerinin selahiyetini pekiştirmek korumak; haramileri yakalamak, cezalarını vermek gibi garantisine güvendirmek.
Bu dergâhlar; arazi olarak otlak, sulak, yaylak, yataklık su ırmak vadilerine göre, valiliklere, sancaklara, mutasarrıflıklara, kaymakamlıklara. nahiyelere bağlı[dır]. (Mümerrin nas, devlet arazisidir.) Arazilerin dergâhların kullanacakları yerler ile, köylülerin, konar-göçerlerin kullanacakları yerler taksim edilmiştir. Alınacak vergilerde mükelleflere yalan söylememeleri için mallarının mahsullerinin (ürünlerinin) elde edildiğinde; pîrlerin, rehberlerin mürşitleri etkisi devlet adamlarından daha önemli olduğuna hiç şüphe etmemişlerdir.
Vakfı bulunan dergâhlara ayrıca Mümerrin Nas olan arazi üzerinde yerleşim birimi köy olsun, konar-göçer olsun bunların vergilerinin taşeron usulü, müzayede ile dergâhlar veya tarikat sultanlarına vergi toplanırdı.
Tplanmasında dergâh mensuplarının devlete çok büyük ölçüde faydaları olmaktadırlar. Toplanan verginin % 37 dergâhın hakkıdır. Toplanan verginin % 63’ü ise defterdarlığa, mal müdürlüğüne, vergi dairelerine teslim edilir, Padişahın hazinesine giderdi.
. El Ele, El Hakka düzeni kurulmuştur. Genelde talipler, Rehber ocağına Pîr Ocağına, Mürşit ocağına bağlılık vardır. Direkt Hacı Bektaş Velî ocağına bağlı talip yoktur.
Hacı Bektaş Velî’den el alan 36 bin halifeden Velayetname bahsediyorsa da kayıtlarda bu sayı yoktur.
Hacı Bektaş Velî’ye direkt bağlı 19 mürşit ocağı vardır; her mürşit ocağına bağlı19 pîr ocağı vardır. Her Pir ocağına bağlı 40 rehber ocağı vardır.
6679 ocak Osmanlı evkaf umum müdürlüğünde görevleri ihdas edilmiş; İslâm-ı Şeri’a Vekâleti Nazırlığı yerleşimi tamamlamıştır.

7777 veya daha fazla olan tüm ocak Dedelerinin Hünkâr Hacı Bektaş Velî ocağına bağlı oldukları tartışma götürmez.

ANADOLU’DA DEDELİĞİ, KARADENİZ ŞÖYLE YAZIYOR:
Hacı Bektaş Velî Anadolu’ya gelmeden [önce] kimin talibi, kimin dedesi olduğu bilinmiyordu. Her dede her talip üstünde tasarrufunu kullanmak istiyordu. Talipler bu durumdan memnun değilidi. Dedeler de memnun değilidi. Erken davranan av alır gibi, bazı dedeler talipleri bezdirirlerdi. Yine de avını alamayan dedeler daha çok dert yanıyorlardı.

TAPU KADOSTRO GENEL MÜDÜRÜ HACI BEKÜTAŞ VELİ
Dedeleri ve talipleri tefrik ederek “Felan ocak felan yerde felan aşirettin üstünde, demini yomunu oynatacaksın, felan yerdeki sınırı geçmeyeceksin, felan yerde yerleşmiş olan aşiretler de felan ocağın talibidir” diye tapu sicil tescilini yapmıştır.
Konar-göçerlere de “Felan sancaktan felan mutasarrıflığa kadar ilçeleriyle felan ocağa bağlı kalacaklardır. Felan ocak dedeleri de şu taifelere bakacaklardır, demini yomunu ordaki konar göçerlerin üstünde tasarrufu olacaktır” buyurmuştur.
Hünkâr’ın vefatından sonra Anadolu’ya gelen konar-göçer Türk aşiretlerinin pîri Yağmuroğluları, Tozluoğluları’dır. Genelde Hünkâr’ın dergâhına bağlıdır. Dolayısıyla Kızıldeli talipleridir diye kabul edilmektedirler. Hz.Pirin “demini yomunu oynatacaksın” deyimi şudur: Oraların tarım, ticaret, hayvan ve ürün vergilerini alacaksın demektir. Padişahın muhatabı da Dergâhın başındaki köylüyle konar-göçerle ilgilenen vergiyi toplayan dergâhın başını muhatap alırdı.
Devlette bu taksimatın karışıklığa sebep olmaması için konar-göçerleri zabtiye marifetiyle tayin olunan Sancakbeyi mıntıkasında tutmakta görev vermiştir. Konar-göçerlerin otlak, sulak, yaylak, geçici olarak göçerliğini tanzim etmiştir. O tefrik edilen göç yollarının konaklamaların dışına mani olunmaktadır. Devlet de hayvan vergisini, yün, yapağı, yağ, peynir vergisini böylece kolay alabilmektedir. Obalarda hayvansal vergi kaçağından şüphelenen veya kaçıranlar, talibleri bağlı olduğu pîr, rehber, mürşidine edebine göre bildirilir.yaptırım uygulanır gerekirse düşkün edilir. Düşkün olan otlakta, sulakta, yaylakta, hayvanının ürününü büyük şehre pazara göndermede çok kötü duruma düşer. Bütün obalarada bu duruma çok dikkat ederlerdi.
Padişahın sarayda tutturduğu vakıflara ait defterler ve aşiretlerin vergi defterleri ve il defterdarlarının örnekleri elimde, kütüphanemde bulunan 5 ciltlik vergi kitabından örneklerden. Biraz da olsa Hasan Dede ve Öğretisi adlı eserimizde, s. 165 – 175. sayfalarında bilgi vermiştik.
H. 923-924 yılında Yavuz Sultan Selim, Mısır el-Ezher Medresesinde görevli Sünni müderrislerinden Batınîlik düşmanı olduğu bilinen 2000 (iki bin) müderris İstanbul’a getirmiştir. Bunlar sarayda devlet erkânının teşkiletlanmasını Firavûn Bizans idaresi şeklini ve medreselerde tedrisatı Sünni-Hanefi, Arapçı mezheb üzere yürütülmesini yerleştirmişlerdir.
Köylülerin ve konar-göçerlerin defterdarlara, mal müdürlerine teslim edilmek üzere dergâhın pîrine rehberine teslim ettiği verginin cinsleri Şöyledir: Çiftlik hassa, Şair (arpa) Otlak, Çayır maktu, Yozyatak, kışlık yaylak, yün yapağı, peynir, mümerrid (düz taş duvarlı bina), çadırlı yerleşim yarı konar-göçerler için, Anilgalle. (Zahire mahsülü, çeç, agnâm (koyunlar), su sığırı, kara sığır, Asyap (uygun ortalama vergi) Bedii havamaarrus(düzensiz olarak alınanlar) Resmi bennak (kazanç vergisi) semeni (tereyağ), öşür, Elisi (odun kömüründen alınan) hınta (buğday)
Konar-göçerlerde köylerde hayvan vergisi, yün, yapağı, peynir, arazi gibi elde edilen ürünlerin vergisini hiç yalan söylemeden bağlı oldukları dergâhın rehberine teslim ederler. Dergâh % 37’sini kendi med sarfında alıkor. % 63’ünü mali defterdara (padişah hazinesine) teslim edilmek üzere verirlerken.
Şehir Bâtınî inanışta olanlarda Ahi kolu deniliyor. Ahi üreticilerde Çırak, Kalfa, Usta, Ahibabalar eliyle pazarlamacı esnafa teslim ederler. Paraya çeviren Esnaf hiç hile ve yalan söylemeden alınterini verir. Tahakkuk ettirilen verginin % 63’ünü Mali Mal Müdürlüğüne, Defterdarlara teslim ederlerdi. % 37’si AhiBabalarda zaruri ihtiyaç için bloke edilir.
Mısır’dan gelen ithal Sünni Arapçı (müderris) ulemalar padişahlara akıl hocalığı yaparak aşiretleri, konar-göçerleri, ahibabaları sık sık sürgün ve iskan ederek Hacı Bektaş Velî’nin Rum erenlerinin ve ilk Osmanoğlu devletinin temelden kurduğu düzeni yıkmaya h. 933 yılında başlamışlardır..
Karadeniz adlı eser güzel şekilde tutulmuştur. Hangi ocağın dedesi hangi ili, sancak, ilçe, hangi köyde ikamet ediyor? Hangi Ocakzade hangi aşirete hangi köylere konar-göçerlere aniden baskın yapılarak gasbla, haramilikle, yamacılıkla, akla hayale gelmedik iftiralarla suçlayarak bulundukları yerden uzak yerlere sürgün edilirler, ayrı ayrı yerlere iskan edilirler. (Bak: Aşiret Sürgünleri, Padişah Fermanları adlı eser bu bilgileri teyit etmektedir.)

         Karadeniz’de kayıtlıdır. Türkmenler (Oğuz boyları) her boy aşiret yalan söylemezler,  haram yemezler. Birisi, öbürü için kötülük düşünmez. Vergisini saklamadan, kaçırmadan bağlı olduğu birime tam olarak zorluk çıkarmadan teslim eder. Her sene görgüde-sorguda seccadeye çıkar, kelle keser. (Başını secdeye koyup kasem eder) yalan söylemeyeceğini beyan eder. Bu görgüyü musahibi ile tüm tanıyanları huzurunda, herkese duyurmuştur. Saklaması yalan söylemesi mümkün olmayan bu bâtınî inançlı, böyle bir tebaa devlet eliyle yıkılmıştır. 

Devlet eliyle Hacıbektaş Dergâhı tahrip edilmeye başladıktan sonra dergâhta bulunan mukaddes bilinen her şey yakılmış yıkılmıştır. Karadeniz adlı geniş hacimli eserin ne kadarı kalmışsa . Hicri 945 yılından sonraki tarihlerde bâtınî inanışlı bir fedai ekip tarafından Erdebil dergâhına kaçırılmıştır. Osmanoğlu devleti ulemalarının eline geçmemiştir. Dergâhı tahrip eden devlet kuvvetlerinin asıl görevi; Çelebi Kalender’i katletmektir. Karadeniz’i alıp İstanbul’a götürmek değildir.
Hacıbektaş Dergâhı Çelebisinin isyan yapacağı, ayaklanacağı şüphesi üzerine h. 943 yılında, Halife padişahın emriyle İstanbul’dan Sadrazam Makbul İbrahim Paşa ve Beyler Beyi Behram Paşa 30 bin kişilik kuvvetle yola çıkarılarak gönderilmiştir. Dergâh darmadağın edilmiş, Çelebi Kalender İdam edilmiş. Karadeniz ne kadar hacimdedir? Ne kadarı Erdebil dergâhına kaçırılmıştır? Kimse bilmemektedir.
(Zamanımız 2005 yılında Tahran Üniversitesinde Mohammad Hoseyin Düzgün adında bir profesör, Erdebil Dergâhından ne kadar hacimde Karadeniz elde edebilmişse, elde ettiğini Kara Mecmua adıyla Farsçaya tercüme ederek Farsça olarak bastırmaya başlamıştır. 173 sayfa kadar bir fasikül elde etmiş bulunuyorum. Bildiğim Karadeniz’le hiç ilgisi yoktur . Elimde Karadeniz’den fasiküller vardır. Şeyh Safi Buyruğu değildir. Her ocakta İmam Cafer Buyruğu adıyla, Şeyh Safi Buyruğu bulunmaktadır. Mohammed Hoseyin Düzgün beyin elindeki Kara Mecmua olabilir de. Çünkü Karadeniz’in Erdebil dergâhına kaçırıldığı bilinmektedir. Ama bu Şeyh Safi’nin yazdığı kısımdır. Anadolu’da Osmanlı Devleti hükümet erkânı ile Hacı Bektaş Dergâhının müşterek yazdığı, yazdırdığı Karadeniz nerededir; Tahran’da ele almışlar mı almamışlar mı bilemiyoruz. Karadeniz Kara Mecmua adıyla basılmaya başlamış mıdır?

        Elimdeki Erdebil Dergâhı şeyhi Anadolu’da Aleviler arasında. 

Osmanoğlu Devletiyle çok büyük kopmuş uçurumlar bulunmaktadır. Olayları hiç bilememektedirler diye dert yanmaktadır. Dergâh Kalender İsyanı diye bir şey kabul edilmemektedir. Anlatımında derler ki: Aynı sene Baba Zünnun İyanı bastırılarak Türk aşiretleri kılıçtan geçirilmiştir. Yine hemen sonra Celali Ayaklanması diye aşiretler hallaç pamuğu gibi atılarak en büyük katliam yapılmıştır. Aşiretlerin Kalender’in etrafında toplanması mümkün olamaz. Yedi haneli bir Karahüyük köyünde 30 bin kişilik orduyu bozguna uğratacak kalabalık toplanamaz. Olayı anlatmak için uydurulan yalana bakın. Karaçayır denilen yer şimdiki Çayır bucağıdır. Orada böyle bir isyanı bastırma olayı olmamıştır. İkinci yer Karaçayır, Hacıbektaş ilçesi yakınındaki Karabacak karyesi [köyü] olsa bile aşiretlere lojistik destek oralarda bulmak mümkün olamaz. Yiyeceklerini, yatacaklarını ayaklanmaya hazırlanacak avadanlık gerekcelerin temin edilmesi mümkün olamaz.
Ayaklanmada öldürülenlerin mezarları, kemikleri nere gitmiştir?
Osmanlı padişah fermanlarının içinde pek çok ayaklanma ile haramilik, yol kesmeler ile yalandan suçlanarak katledilenleri biliyoruz. Bunların arasında h. 943 yılında Kalender Çelebi de aynı öyle, yalancı ayaklanmalar bahanesiyle, katledilmişlerdir. Aniden dergâhı basan müfreze işi bitirmiştir. 30 bin kişilik Osmanlı ordusunu yola çıkmadığını, bozguna uğratmadığını, takviye kuvvet olarak makbul İbrahim Paşa’nın yola çıkıp savaşmadığını, Safevi Devleti İstanbul sefiri yalanlamaktadır. diye Erdebil dergâhı şeyhi Dergâh-ı Âliye muhib olan müminlere adlı makalesinde yazmaktadır.

Bu bilgiler Kankal Dışlık köylü Polis şefi silah arkadaşım Ali Rıza Arısoy
Babası Hasan Fehmi Kusuri’den kalan makale yazısını tercüme etmem için bana vermişlerdir. Kendileri Hakk’ın rahmetine yürümüşlerdir.
Polis şefi silah arkadaşımdan Fakire verdikleri eserlerin içinde başka bir makaleden birkaç paragraf örnek olarak:
Osmanoğlu Devletinde Siyasi Değişiklik – Hicri 928-936 senelerde olmuştur. Dedelere taliblere bâtınî görüşe düşmanlık almış yürümüş. Düşünülmüş, düşünülmüş, dede-talip ilişkilerini darmadağın etmek için. Hicri 940 tarihinde Halife padişah K[anûnî] Sultan Süleyman ile başlamış başlatılan. Sürgün sürerek başka başka memleketlere iskan yapma padişah fermanları başlatılmıştır. Her ocakzade dedenin talibi en az yirmi ilçeye, yirmi beş ilçeye sürgün sürülmüş; gittiği yerden bir yere daha sürgün edilmiş. Talipler sürgün edilince Dedeler yerinde bırakılmamış ki. Dedeler de çok çok sürgün fermanı ile ecdadının yatırı olan yerden uzak yerlere sürgün olmuşlar. Karadeniz kitabındaki kanun, nizam-nameler, umdeler, muallakta kalmıştır.
Bu sürgün sürme işe (h. 940’dan h.1178’e kadar) devam etmiş. Padişah fermanları Fakire intikal etmiş. Kütüphanesinde 245 adet ferman mevcuttur. 238 sene devam etmiştir. 18 padişah imzalı frmanı vardır. Son olarak III. Mustafa zamanında 1178 tarihli sürgün fermanı bulunmaktadır. Kütüpanemdeki fermanlara artı olarak Anadolu’da Türk Aşiretleri Sürgünü adlı yazılarda zamanımızda bulunmaktadır. Teyit için araştıranlar bulabilirler.

Yunus Koçak
Emekli Emniyet Müdürü.
Yazım ve noktalama, Yunus Koçak erenlerimin desturuyla fakir tarafından düzeltilmeye çalışıldı, (Ö.Savaşçı.)

Hayat, c.1, nr. 1, 2 Kanun-i evvel, 1926, s. 2

Duymadan düşünmek yok dinimizde;

0

Ziya Gökalp’in aziz ruhuna –

Duymadan düşünmek yok dinimizde;
Biz kalb adamıyız, gönül eriyiz.
İnsanız, insanlık esastır bizde;
Ne ciniz, ne melek, ne de periyiz!

Keşkülle asâyı çölde bıraktık;
Külâhı, hırkayı çiviye taktık;
Dillerde marifet kandili yaktık;
Bu ince işlerin hünerveriyiz…

Mücerret değiliz, ailemiz var,
Başımızdan aşkın gailemiz var,
Bin kârvan tutacak kafilemiz var,
Varlık diyârının seferberiyiz.

Biz hakka âşığız, isteğimiz hak,
Doyurmaz ahirette saadet ummak,
Dileriz dünyada kurulsun “uçmak”;
Bu yolun ümmetsiz peygamberiyiz!

Mâbudu göklerden gönle indirdik,
Hâlıkla mahlûku biz sevindirdik,
Gözlerde çağlayan yaşı dindirdik,
Biz zemzem değiliz, alın teriyiz.

Devrin güneşleri garptan doğmada,
Tan yerinde yanan ateş soğmada,
Şarkı karanlıklar ezip boğmada,
O meş’um gecenin biz seheriyiz!

Fark ettik nihayet aç ile toku,
Anladık en sonra var ile yoku,
Bırak o kitapları, gel bizi oku!
Bizler ki hilkatin son eseriyiz…

Gönlümüz kılıçtır, tenimiz kını;
Orada saklarız vatan aşkını;
Ülkeler fetheder sevgi akını;
Sanmayın bu yolda bizler geriyiz!

Okuyup okutmak işimiz bizim;
Haram lokma kesmez dişimiz bizim,
Her yerde bulunmaz eşimiz bizim,
Biz yeni hayatın erenleriyiz…

Hasan Âli Yücel
( 1897 – 1961 )

Gül bittiği yeri bilirim dersin

0

Gül bittiği yeri bilirim dersin
Bilir misin benlik şeytana düştü
Cevahir madinin bulurum dersin
Cevahir bulanlar ummana düştü

Ben Aliyi gördüm mahbup çağında
Selmanm çiğninde yolun sağında
Cennetten içeri firdevs bağında
Bülbül figan eyler gülşana düştü

Selmanın çiğninde bir oğlan geldi
Destur Şahım dedi elini aldı
Muhammed terini gül ile sildi
Ol zaman kokusu insana düştü

Muhammedi gören canlar ağladı
Sel sel oldu çeşmim yaşı çağladı
Cebrail Habibin belin bağladı
Kırkların ceminde erkâna düştü

Kırklar geldi her çiçekten derdiler
Koklayuben yüzlerine sürdüler
Her destesin bir güzele verdiler
Gül Muhammed nerkis Selmana düştü

Cennetin kapusun Kırklar açtılar
Tohumunu yeryüzüne saçtılar
Bir üzümü engûr edüp içtiler
Size mescit bize meyhane düştü

Kul Himmet üstadım dilek diledi
Seyyah olub şu âlemi eledi
Arafat dağında bir koç meledi
İsmail önünce kurbana düştü

Efendim almış züğürtlük

0

Efendim almış züğürtlük
Kaşa beni göze beni
Sürükler yıl çepte dörtlük
Yaz bahar kış güze beni

Dedim züğürtlük Çelebi
Nedir ezdiğin sebebi
Ben değilim yoğurt gibi
Yağım çıka üze beni

Ateş belli yakışından
Künlük belli kokuşundan
Müflisliğin yokuşundan
Kurtar çıkar düze beni

Dedi dinlemem ben çene
Bakalım beş yüze bine
Al da nişangahı dene
Çeşmin süze süze beni

Değil şimdi ara ile
Padişahlık para ile
Sikke ile tuğra ile
Muhtaç sanma söze beni

Seyrani’ye şöyle böyle
Ne suçu var ise söyle
Şanına düşeni eyle
Ayna etme yüze beni

Daha anamdan doğmadan

0

Daha anamdan doğmadan
Neden ben ihtiyar oldum
Yedi yaşıma değmeden
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Ey doktor bana acıma
Elin vurma ilacıma
Ak düştü siyah saçıma
İhtiyar oldum, ihtiyar oldum

Adımı dillere yaydın
Söz verdin de geri caydın
Ey sevgili gözün aydın
Neden ben ihtiyar oldum

Mahzuni Şerif bilmeden
Yorulur bu yola giden
Yetmiş yaşlı çocuğum ben
Neden ben ihtiyar oldum