Ana Sayfa Blog Sayfa 87

Geldim şu alemi ıslah edeyim

0

Geldim şu alemi ıslah edeyim
Serimi meydanda gördüm sonradan
Zaman mahlukuna özümü verdim
Sermayemden zarar gördüm sonradan

Geldi bizim ile sevdi sevişti
Al kadehle kadeh doldurdu içti
Sadık yarim diye yeminler içti
Özü çürük imiş duyduk sonradan

Şu zalimin kara kara yüzleri
Yaramıza yaramadı tuzlan
İki dinli bed cahilin sözleri
Durdukça kar etti cana sonradan

Noksani kuluna bir kar edeyim
On İki İmam dergahına gideyim
Özü çürük şu midceni nideyim
İblis talip olmaz duyduk sonradan

Gelin canlar bir olalım

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyn’in kanın alalım
Tevekkeltü taalallah

Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim
Tevekkeltü taalallah

Açalım kızıl sancağı
Geçsin Yezid’lerin çağı
Elimizde aş bıçağı
Tevekkeltü taalallah

Mervan soyunu vuralım
Hüseyn’in kanın soralım
Padişahın öldürelim
Tevekkeltü taalallah

Pir Sultan’ım geldi cuşa
Münkirlerin aklı şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taalallah

Kenevir neden yasaklandı?

0

Bizim köyümüzde herkes tarlasının bir kôşesine, genelliklede en verimsiz yerine eskiden kenevir ekerdi. Ayrıca fasulye tarlalarında aralara tek tek kenevir tohumu atılırdı ki, bu kenevirler çok iri ve heybetli olurlardı. Hasat zamanı toplanan kenevirler evlerin saçaklarında kurutulurken serçeler için büyük ziyafet olurdu. Ürünleri alınan kenevir sapları bağ bağ yapılır ve o iş için ayarlanmış bataklık havuzlarına gömülürlerdi. Burada bir ay kadar bataklık içerisinde tutulan kenevir bağları çıkarıldıktan sonra zayıf sonbahar güneşi altında tekrar kurutulmaya bırakılırdı. Kuruyan saplar ev önlerinde serilir ve kızlı erkekli türküler eşliğinde dövülerek lifleri çıkarılırdı. Ben, köyümüzde tek bir kez bile olsun bu güzel bitkinin kötü maksatla kullanıldığını duymadım. 1978 yılında köye gelen jandarmalar kenevir ekiminin yasaklandığını ve herkesin ektikleri kenevirleri sökmeleri gerektiğini, yoksa yasal işleme maruz kalacaklarını söylediler. Şaşkın köyümüz insanı üzgün üzgün biçare söktüler. Anlamamışlardı bile nedenini. Hala gözümün önündedir o güzel insanların biribirlerine şaşkın şaşkın sordukları halleri: “Bir daha hiç kendir ekemeyecekmiyiz?” “Biz bundan sonra çulu çuvalı neden yapacağız?” “Cedenesiz hedik, kavurga olurmu?”…
Alıntı.

Dünyanın En Önemli Üretim Bitkisiyken Yasaklanan Kenevir Hakkında 16 Çok İlginç Bilgi..

Kenevirin faydaları.

  1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.
  2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaça eş kağıt üretilebilir.
  3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.
  4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda…
  5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.
  6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.
  7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.
  8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “kanvas” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir.
  9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.
  10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.
  11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.
  12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.
  13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.
  14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.
  15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.
  16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

Neden yasaklandığını ANladınız mı?

Alıntıdır…

Basın Açıklaması

0

Anadolu islamıyım çok şükür

0

Anadolu islamıyım çok şükür
Cihat duran şeriata karşıyım
Her güzel inancın şeriatı var
Başlar vuran şeriata karşıyım

Allahin elçisi sevmez kıt’ali
Çünkü bunun çok büyüktür vebali
Olur ya efendim insanlik hali
Fazla soran şeriata karşıyım

Kitaba inandim yalana degil
Öfkem namaz niyaz kılana degil
itikatim canlar alana degil
Kök koparan şeriata karşıyım.

Şeriat ilk kapı doğru gitmektir
Şeriat hak ile yolu gütmektir
Şeriat kötüyü islah etmektir
Yoksa her an şeriata karşıyım

Şeriatta olmaz farkli düşünce
Düşünmek gerekir bilimce fence
Gegmişten bugüne böyle’m geldik sence
Bilime karşı çıkan şeriata karşıyım

Mahzuni Mevlayı Koymaz dilinde
Çaglayıp inledim aşkın selinde
Bir kaç şeyhin, birkaç şahın elinde
Hüküm süren şeriata karşıyım.

2. Abdülhamid anlatıyor

0

👉🏾2. Abdülhamid, Amerikan Elçisi A. W. Terrell ile yaptığı 1897 tarihli söyleşinde, Türkleri merkezden ve ticaretten uzak tutup, Yemen’e yollayıp, nüfusunu kırdırıp Ermenileri zengin ettiklerini ve devleti teslim ettiklerini anlatıyor.
👉🏾Bu yüzden boğazın iki yakasında ve Marmara denizinin cevresindeki Yalılarda Köşklerde Türkler yerine Rum, Ermeni, Yahudi ve Levantenlerin yaşadığını tek tek anlattı.

Abdülhamid, Devlet hizmetinde görev yapan çok sayıda Ermeni olduğunu belirtti ve uzun bir listeyi elçiye iletti.
Abdülhamid, çok önemli ve kritik makamlardaki Ermenilerden birkaç isimde saydı:

👉🏾Dadyan:
Ermeni kökenli Dadyan’a babam Sultan Abdülmecid tarafından imparatorluk barut fabrikasının tüm kontrolü verildi. Çok zengin oldu.

Sultan burada Ermenilere ne kadar çok güvendiklerini vurgulamak için Dadyan’ın saraya danışmadan istediği büyüklükte top/barut yapabildiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Yani ordu onun insafına kalmıştı.”

👉🏾Kuetzroglou:
Saray’ın her türlü mobilya, mücevher ve giyim eşyasını temin etmek için görevlendirildi. Büyük bir servet kazandı. Boğaz’ın Asya kıyısındaki Çengelköy’de çok sayıda evi ve muhteşem bir köşkü vardı. Babam her hafta dinlenmeye oraya giderdi.

👉🏾Agop Efendi:
Darphane’nin bütün sorumluluğu Agop Efendi’nin elindeydi. Servet yapma fırsatları elbette çok fazlaydı ve kendisi de çok zengin oldu.

👉🏾Gümüşgerdan:
Ermeni Gümüşgerdan ise Saray Harem’inin kadın kıyafetleri tasarımcısı ve yapımcısıydı. Hâlâ burada yaşıyor ve son derece zengindir.

👉🏾Balian ailesi:
Sultan Mahmud’un zamanından beri babadan oğula geçerek padişahlar için saraylar ve binalar yapan bu Ermeni ailesi, Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi, Yıldız, Ihlamur Kasrı ve Asya kesimindeki Göksu ve Küçüksu vb. sarayları inşa ettiler ve biri hâlâ benim imparatorluk mimarımdır.

👉🏾Michael Portakal Paşa:
Bu da Ermenidir ve şu anda Hazine-i Hassa’dan sorumlu Bakanımdır. Padişaha ait tüm kamu arazileri ve tüm gayrimenkuller üzerinde münhasır kontrole sahiptir.

Sultan Abdülhamid’in elçiye sözünü ettiği Osmanlı hizmetinde Ermeniler listesine baktığımızda gerçekten de 106 Ermeni’nin çok önemli ve kritik makamlarda çok iyi maaşlarla istihdam edildiği görülmektedir.
Listeye bakınca,
Osmanlı Sultanının Ermenilerle kişisel bir sorunu olmadığını aksine kişisel yakınlık duyduğunu da göstermektedir.

👉🏾Bunca iyiliğe ve “Millet-i Sadıka” yapılmalarına, devletin tepelerine yerleştirilmelerine rağmen Hınçak teröründen, Osmanlı Bankasına atılan bombadan, Maraş / Zeytun Ermeni isyanlarından, Doğu’da ki Ermeni terör örgütlerinin (Hınçak Taşnak vb) giriştiği katliamlardan çok içerlemiş olduğunu da anlatan Sultan ll. Abdülhamid,

Ermenilere onca iyilik yapılmasına karşılık nankörlük göstermelerine epey içerlemiş olmalıydı ki elçinin de iyi tanıdığı bir Ermeni cilt ustası ile ilgili şu anısını aktardı:
👉🏾Bu (cilt ustası) adam, geçen yıl 26-27 Ağustos’taki karışıklıklardan sonra korkup Amerika’ya kaçmış. İngilizce konuşamadığı ve iş bulamadığı için geri dönmek istediğini söyleyerek Saray’a bir mektup yazdı ve Sultan’ın sağ salim dönmesine izin verilmesi için talimat vermesini istedi.
Daha sonra doğrudan padişaha mektup yazarak parasının olmadığını bildirdi. (Elçi Terrell’in naklettiğine göre burada Sultan gülmeye başladı ve şunları söyledi): “Şimdi Amerika’nın Hıristiyan halkı buna pek inanmayacak, ama ben onun iyi bir adam olduğundan emin olarak adama evine dönmesi için 1000 frank gönderdim.” …
👉🏾Türklerde dünyanın en büyük mezarlığını inşa etmek için o tarihlerde hala Yemen’de savaşıyordu…Hiç Yemen Ağıtlarını dinlediniz miydi?! Ya da Ahmet Haşim’in 1919 yılı Anadolusunu anlattığı Niğde, Nevşehir mektubunu?
Ya da neden Osmanlı’da Müslüman Türklerin fakirleştiğini ama gayrimüslimlerin zenginleşip herşeye sahip olduklarını sorgulamıyorsunuz?
İnsan çilekeş dedelerinin yaşamını merak etmez mi? B. Aydın

Prof Dr Kemal Çiçek hocanın
Ermeni Tehciri için çıkan Özel sayı Türk Yurdu Dergisine (Nisan 2025) yazdığı yazıdan kısa bir bölüm paylaştım.

Yaş otuzbeş, Dante gibi ortasındayız ömrün

0

Cahit Sıtkı Tarancı’nın; Türk edebiyatının kült şiirlerinden birisi olan “Otuz Beş Yaş” şiiri; “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder/Dante gibi ortasındayız ömrün” dizeleriyle başlar.

Hemen hemen hepimizin bildiği, okul kitaplarında yer alan, şairinden de meşhur bu şiir, ister istemez herkesi “Dante”ye götürür. Şiirde adı geçen Dante kimdir sahiden? Bütün dünyanın bildiği büyük İtalyan şairi Dante’nin adını Türkiye’de duymayanlar da Cahit Sıtkı’nın bu dizleriyle duymuşlardır muhakkak.

Peki, Cahit Sıtkı Tarancı, “otuz beş yaşı” neden Dante ile ilişkilendirir? Sebebi, Dante’nin dünya durdukça varlığını hep muhafaza edecek olan kitabı “İlahi Komedya”nın giriş dizelerinde gizli. Üç ciltlik “Komedya”nın birinci cildi olan “Cehennem”in Birinci Kantosu, “Hayat yolumuzun ortasında/Karanlık bir ormanda buldum kendimi/çünkü doğru yol kaybolmuştu” dizeleriyle başlar. Kitabın çevirmeni Rekin Teksoy’un verdiği bilgidir; Dante’ye göre insan hayatı, en yüksek noktası 35 yaş olan bir yay çizer. Dante, 1265 yılında doğmuş. Kitabını yazmaya 1307 yılında başlamış. Ancak, kitabı yazmadan yedi sene evvel 1300 yılında Papa 8. Bonifazio’nun düzenlediği “jübile” yılına katılmak üzere Roma’ya gitmiş. O geziye katıldığında, Dante 35 yaşındadır. Bu yüzden de kitabındaki “düşsel yolculuğu” o yaşında başlatır. (Ha bu arada Dante 56 yaşında, Cahit Sıtkı da 46 yaşında ölmüş.)

*

Hayat yolunun ortasında, “düşsel yolculuk” başlar başlamaz şair kendini “balta girmemiş, sarp, güçlü”, “karanlık bir ormanda” bulur. O ormana nasıl dalmış bilmiyor, külçe ağırlığında bir uyku bastırmış ve kendini o sık ormanda bulmuştur bir anda. Ormanda yolunu ararken tuhaf şeylerle karşılaşır, yokuşlar çıkar, yol vermez geçitlerden geçer, tüyleri benekli bir pars çıkar karşısına sonra, “başı havada, açlıktan kudurmuş gibi” bir aslan gelir üstüne arkasından, sonra “cılızlığı bin bir istek dolu dişi bir kurt” görür; çıktığı yokuştan inerken “gözlerinin önünde” aniden bir insan belirir, ondan da korkar, “acı bana” diye yalvarır, yabancı sakinleştirir onu, kendinden bahseder ona, şair olduğunu, “Troya’dan dönen Ankhises’in doğrucu oğlu Aeneas’a şiirler yazdığını” söyleyince Dante hemen tanır onu, “Yoksa sen, konuşunca ağzından ırmaklar çağlayan Vergilius musun?” diye sorar sevinçle. Evet, gökte aradığını bu karanlık ormanda bulmuştur, zira Vergilius onun her şeyidir, “yazdıklarıyla peşinden koşturmuş, emeğini, sevgisini coşturmuş”, gelmiş geçmiş “bütün şairlerin onuru, önderi, ustası, kalemidir.” O andan itibaren Vergilius rehberi olur Dante’nin, “iyiliğin için peşimden gel, izle beni, rehberin olacağım, buradan alıp, öncesi ve sonrası olmayan bir yere götüreceğim seni” der, Dante şairin peşine takılır ve Cehenneme doğru uzun bir yolculuğa çıkarlar.

*

“Mektepten memlekete” dönmüş Yahya Kemal ile tilmizi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın; yirminci asrın başında, savaşlardan, yangınlardan, muhacirlerden, yıkılmakta olan koca imparatorluğun dertlerinden yorgun düşmüş İstanbul’un harabe semtlerinde hüzün içinde uzun yolculuklara çıkmaları gibi; koca şair Vergilius ile tilmizi Dante de öyle “sarp” ve “çetin” bir yolculuğa çıkarlar öteki dünyada. Dante kendini Beatrice’yi sevdiği için “sürüden ayrılmış insan” olarak görür, Birlikte varırlar, üzerinde

“Buradan gidilir acılar kentine/(…)/İçeri girenler, dışarıda bırakır her umudu”

Edebiyatın içinden.

Kenevir

0

HİTLER SAHTE ABD DOLARI BASMAK İÇİN ÇOK UĞRAŞTI,
ANCAK ABD DOLARININ TÜRK KENEVİRİNDEN ÜRETİLEN KAĞITTAN BASILDIĞINI ÖĞRENDİĞİNDE İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİ !
SİZ YAPIN,
KENEVİRİNİZ YOK MU
*
ABD,
KENDİ ZENGİNLİĞİNİ KENEVİR HASATINA BAĞLAYARAK 10 DOLARIN ÜZERİNE KENEVİR HASATI RESİMLERİ BASTI,
LAKİN ABD NİN BASKISI SONUCU, İSMET İNÖNÜ ZAMANINDA BİZE KENEVİR EKİMİNİ YASAKLATTI !
BU KENEVİR SANAYİ TİPİ ERKEK KENEVİRDİR,
HİNT KENEVİRİ DEĞİL.
*
İLAÇ HAM MADDESİNİN TEK MERKEZİ İSRAİL-ASHDOD LİMANINDADIR..
TÜM AVRUPA ÜLKELERİNE DE İLAÇ HAM MADDESİNİ KİMYASAL TANKERLE ORADAN YÜKLERDİM…
İSRAİL İLAÇ TEKELİ OLDU…
TÜRKİYE DAHİL,
TÜM DÜNYA ÜLKELERİ SENTETİK ESASLI İLAÇ HAM MADDESİNİ ORADAN ALIR…
OYSA,
DOĞAL İLAÇ HAM MADDESİ KENEVİRDİR…
TÜRKİYE’DE KENEVİR EKİMİNİ YASAKLAYAN TÜM İKTİDARLAR GERÇEK VATAN HAİNLERİDİR !
*
TÜM DÜNYADA,
İLAÇ FABRİKALARININ SAHİPLERİ SİYONAZİST YAHUDİLERDİR…
ASIL AMAÇLARI HASTALIĞI TEDAVİ ETMEK DEĞİL,
HASTALIK SÜRESİNİ UZATARAK SOYGUN YAPMAKTIR !
KANSER GİBİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİ İÇİN DEVLET TARAFINDAN HASTA BAŞINA 2 İLA 5 MİLYON LİRA HARCANDIĞINI
BİLİYOR MUSUNUZ ?
OYSA O KİŞİ ÖMRÜ BOYUNCA NE KADARCIK SAĞLIK PİRİMİ ÖDEMİŞTİR…
BUNA DEVLET HAZİNESİ DAYANMAZ !
KANSERİ TEDAVİ EDECEK İLAÇ ÜRETENLERİ DE SUİKASTLA ÖLDÜRÜRLER…
SİYONİST LOBİSİNİN TUZAKLARI İLE,
TÜM İNSANLIĞIN BAŞI BELADADIR !
PSİKİYATRİK TEDAVİ İÇİN UYUŞTURUCU ÜRETİMİ YAPARAK,
ANTİ DEPRASAN İLAÇLARI İLE İNSAN DNA’SINI DEĞİŞTİRİYOR,
ŞAHSİYETLERİNİ BOZUYORLAR !
OYSA PSİKİYATRİK TEDAVİNİN İLACI MEGULİYETTİR,
UYKUSUZLUK ÇEKEN KİŞİ O GÜN YORULUNCAYA KADAR ÇALIŞSSA AKŞAM YATTIĞI YERİ BİLMEZ,
NEDİR O UYKU İLAÇLARI !?
*
ÖNEMLİ! BİLGİDİR. KAYNAK BİLİMSEL BİR ARAŞIRTIRMADAN ALINMIŞTIR. OKUMADAN ve PAYLAŞMADAN GEÇMEYİNİZ! .
Ulusal ve yerel; basılı ve görsel medyada “Endüstriyel Kenevir Tarımı” haberi yapılıncaya kadar her yerde paylaşıma devam ediniz lütfen.

Fotoğraf: Yıl 1914 I.Dünya savaşı yılları ve Amerikan doları üzerinde “Kenevir” tarımı yapan çiftçiler… Bunu aklınızın bir köşesinde tutunuz ve okumaya devam ediniz.

Endüstriyel Kenevir sadece bir tarım bitkisi değildir! Petrolün ve doların panzehridir!

KENEVİR NASIL YASAKLANDI?

👉1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

👉2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaca eş kağıt üretilebilir.

👉3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.

👉4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda.

👉5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.

👉6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.

👉7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.

👉8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “KANVAS” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir.

Kenevir ayrıca ip, halat, çanta, ayakkabı, şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.

👉9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.

👉10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi’de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

👉11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.

👉12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.

👉13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.

👉14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.

👉15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.

👉16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

Amerika’da 18. yüzyılda üretimi zorunluydu ve üretmeyen çiftçiler hapse atılıyordu. Ancak durum şimdi tam tersi. NEDEN?

👎-W. R. Hearst, 1900’lü yıllarda Amerika’da gazete, dergilerin ve medyanın sahibiydi. Ormanları vardı ve kağıt üretiyordu. Eğer kenevirden kağıt yapılırsa, milyonlarını kaybedebilirdi.

👎-Rockefeller, dünyanın en zengin adamıydı. Petrol şirketi vardı. Bio yakıt olan kenevir yağı da, elbette onun en büyük düşmanıydı.

👎-Mellon, Dupont şirketinin ana hissedarıydı ve petrol ürünlerinden plastik üretmek için patente sahipti. Ve kenevir endüstrisi, onun pazarını tehdit ediyordu.

👎-Sonra ise, Mellon ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı oldu. Bu bahsettiğimiz büyük isimler yaptıkları toplantılarda, kenevirin bir düşman olduğuna karar verdiler. Ve onu ortadan kaldırdılar. Medya aracılığıyla, marihuana sözcüğüyle birlikte keneviri, insanların beynine, zehirli bir uyuşturucu olarak kazıdılar.
Kenevir ilaçları piyasadan çekildi, bunun yerini bugün kullanılan kimyasal ilaçlar aldı.
Kağıt üretimi için, ormanlar katledildi.
Tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı.

Ve derken dünyamızı plastik çöplerle, zararlı atıklarla donattık…

Pankreas kanserine karşı kenevir
Bilim insanları, birçok ülkede tıbbi amaçlı kullanılması yasak olan kenevirin pankreas kanseri ve diğer kanser türlerine olan iyileştirici etkisini gün yüzüne çıkardı
Kendirgiller familyasına ait tek yıllık bitki cinsi kenevir, insanlık tarihi boyunca dokuma için kullanıldı. Ancak kenevir goncasından elde edilen ve uyuşturucu özelliği olan esrar, bu bitkiye bir tür suçlu olarak bakılmasına neden oldu. ABD’deki Ulusal Kanser Enstitüsü geçtiğimiz yıl, fareler üzerinde yapılan bir bilimsel çalışma sonucu kenevirin sağlıklı hücreleri koruyarak kanser hücrelerini öldürdüğünün belirlendiğini açıklamıştı. Kenevirin pankreas kanseri üzerindeki etkisi İspanyol araştırmacıların 2006’da yaptığı bir araştırmayla ortaya atılmıştı. Madrid Complutense Üniversitesi’nden bilim insanlarının iki hayvan modeli üzerinde gerçekleştirdiği çalışmada kenevirin pankreas kanserinde tümör hücrelerini küçülttüğü ortaya çıktı. Ancak sağlıklı hücrelerin zarar görmediği gözlemlendi. Araştırmada ayrıca kenevirin sadece pankreas kanserini değil karaciğer, diyafram, mide ve bağırsak kanserlerinin de yayılmasını durduğu tespit edildi. Kenevirin pankreas kanserinin ölümcül hâle geldiği yayılma evresinde etkili olması yeni tedavilere kapı aralıyor.

İNSAN DOKULARI KULLANILDI

Alman araştırmacılar ise 2008’de kenevirin pankreas kanseri üzerindeki iyileştirici etkisini ikinci kez gündeme getirdi. ABD’nin Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi isimli araştırma kuruluşunun web sitesinde yayımlanan çalışmanın deneyinde bu kez hayvan dokuları değil, pankreas operasyonu geçiren kanser hastalarından alınan dokular kullanıldı. Araştırmada bellek, iştah, ağrı duyumu ve duygu durumu gibi faaliyetlerde görev alan nöromodülatör ve reseptör sistemi olan endokanabinoid sisteminin pankreas sisteminde kanserinde harekete geçerek iyileşme sürecinde etkili olabileceği sonucu çıktı. Adını tıbbi ismi “cannabis” olan kenevirden alan endokanabinoid sistem, kenevirden elde edilen esrara benzer kimyasal etkilere sahip endokanabinoid isimli moleküller içeriyor.

SON AŞAMASINDA KURTULDU

Dünyanın birçok yerinde işlenmesi yasak olan kenevirin tıbbi formunun kullunılması Avusturya, Kanada, İspanya, Finlandiya, Almanya, İsrail ve İtalya olmak üzere bazı ülkelerde yasal. Tıbbi kenevirin kanser tedavisinde kullanılması her geçen gün daha çok talep ediliyor. ABD’nin Las Vegas şehrinden Wallace Rose isimli bir adam pankreas kanserinin son aşamasında olmasına rağmen klinik bir deney sonucu 7 ay sonra kanserden tamamen kurtulduğunu ileri sürmüştü. Geçen sene hayatını kaybeden Rose, Youtube’de yayımlanan bir videoda, kanserin başka organlarına yayıldığı ve kemoterapinin bile kendisini kurtaramayacağı bir aşamada tıbbi kenevir sayesinde hastalıktan kurtulduğunu iddia etmişti.

UZMAN KONTROLÜ DIŞINDA ASLA

Kenevirin tıbbi amaçlı kullanılmasının yasak olduğu İngiltere’de 38 yaşındaki Kieran McCrory isimli bir beyin kanseri hastası da bir sene boyunca kenevir yağı kullanmasının ardından hastalığından kurtulduğunu ve artık tedaviye ihtiyacı olmadığını öne sürüyor. Daha önce birçok ülkede yasak olan kenevir yağının tıbbi formu şimdi ABD’nin 24 eyaletinde yasal. Ancak uzmanlar tıbbi kenevirin uzman kontrolü dışında asla kullanılmaması gerektiği çağrısında bulunuyor. Kenevirin pankreas kanserinin yanı sıra, beyin, meme bezi, uterus, hipofiz ve testis kanserlerine olan etkisi de araştırılıyor.
Alıntı

Böl, parçala, yönet, sonrada yok et

0

Mesele Erdal Erzincan’in açıklamasından çok daha derin…

Bugün gündeme taşınan “Alevi inancının dili” tartışması, basit bir “dil” meselesi değil. Bu tartışma, yıllardır farklı kılıflar altında yürütülen Alevileri etnik olarak ayrıştırma çabasının en son durağıdır. Görünen o ki, bu fay hattı derinleştirilmek isteniyor.

Bu tür tartışmalar giderek yeni fay hatları yaratarak adeta Alevileri lime lime edecek bir biçimde bölünmeye götüren tartışmalar olarak önümüze getiriliyor.

Alevileri Türküyle, Kürdüye bir arada tutan temel değerler bir bir tartışma ve ayrışma konusu yapılarak bu hat daha da derinlestiriliyor.

Bir toplumu bir arada tutan temel değerlerden en önemlisi o toplumun sahip olduğu ortak bellektir. İşte şimdi bombalanan bu toplumsal bellektir.

Bu süreci geriye sardığımızda, zincirin halkaları net biçimde görülüyor. Önce Hz. Ali’nin inkârı gündeme sokuldu. Ardından Alevi belleğinde merkezi bir yere sahip olan Hz. Hüseyin ve Kerbela “Arabın iktidar kavgasıydı” denilerek değersizleştirildi. Böylece Ali ve Hüseyin’siz bir Alevilik inşa edilmeye kalkışıldı.

Sonra sıra, Anadolu Alevi cem erkânının kurucusu, deyişleriyle Aleviliği bugüne taşıyan Şah İsmail’e geldi. O’da “Şii” ilan edilerek yok sayılmak istendi. Peşinden sıra Hacı Bektaş-ı Veli’ye geldi. O’da “Osmanlı işbirlikçisi” ilan edildi.

Şimdi “dil” tartışması ile birlikte “7 Ulu ozanlar” tartışmaya açılmış bulunmakta. “Onların Ulu olduğuna kim karar verdi?” şeklinde başlatılan tartışma eninde sonunda evrilip, çevrilip asıl konuya gelecek.

Nedir o?

Alevileri yüzyıllar boyu bir arada tutan ortak değerler bir bir ortadan kaldırıldığında geriye ne kalır; etnik kimlik!

İste asıl amaçlanan Alevileri Türk ve Kürt diye ayrıştırmak, parçalamak!

Bütün dava bu!
Alevileri etnik olarak bölmek!

Kılıçdaroğlu

0

23 Mayıs 2010’da, Genel Başkan seçildi.

Genel Başkan adaylığı o günün parti yönetimi için tam bir sürprizdi. Gizlice kurgulanmış, sinsice planlanmış ve TV ekranlarından kendisi tarafından açıklanmıştı.

Yeni bir rüzgârla CHP’yi iktidara taşıyacağını sananlar, ona “sakin güç” ve “Gandi Kemal” adını vermişlerdi. Tüm anketler uçuşa geçmiş, Gandi Kemal ile CHP’nin % 40’larla iktidara yürüdüğü algısı topluma egemen kılınmıştı.

O günlerde CHP’de MYK üyesiydim. Sürecin tam ortasında bu yeni senaryoyu izliyordum.

Gandi Kemal, kendisini Genel Başkanlığa taşıyan ekibi tam 7 ay sonra tasfiye etti.

Genel Başkan olarak ilk sınavı Anayasa Değişikliği Referandumu oldu. Referandum sürecinde izleyeceği siyasi çizgi de ortaya çıkmaya başlamıştı. Tunceli Mitinginde “ herkese genel affın yolu açılsın” mesajını verdiğinde kafalardaki soru, “Öcalan’a da mı? “ olarak çakılı kalacaktı.

Ardından “türbana özgürlük” çağrıları birbirini izlemeye başladı. O günlerde üniversitelerde türban yasağı devam ediyor ve AKP, bunu kaldırmaya cesaret edemiyordu. Kılıçdaroğlu ise çağrıları ile AKP’nin önünü açıyordu.

Oysa 2008’de CHP, “türban” la ilgili Anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesine taşımıştı. Bu başvuru dilekçesinin altında Kemal Kılıçdaroğlu’nun da imzası vardı.

12 Eylül 2010’da Referandum oylaması yapıldı. Ancak Kılıçdaroğlu oy kullanamadı. Çünkü Yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterdiği Kağıthane’ deki ikametgahta artık başka bir aile oturduğu için kayıttan düşmüştü.

Bir Genel Başkanın oy kullanamadığı bu skandal da çabuk unutuldu…

Referandum sonrasında Avrupa’nın yolunu tuttu. Berlin’de Alman Sosyal Demokrat Partisinin toplantısına katıldı ve AKP’ye 2008’de açılan kapatma davasında “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan” aldığı cezayı görmezden gelerek “Türkiye’de laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum” dedi. Ardından da türbana özgürlükten bolca söz etti.

Aynı günlerde sadece türbanın değil, tarikatların da önünü açma girişimini başlatmıştı. Akşam Gazetesine verdiği röportajda “ Tarikat zaten yol demektir. Belli yolda bir araya gelen insanlar inançlarını paylaşıyorlar. Saygılı olacağız” diyerek, tarikatları meşru ilan ediyordu. Sonraki yıllarda da tarikatların “sivil toplum örgütü olduğu” defalarca vurgulanacak hatta 2011’de açıklanan Sivil Toplum Raporunda; Tarikatların “ başta toplumsal dayanışmayı geliştirmek olmak üzere, bireylerin yalnızlaşmasını önleyen ve manevi doyuma ulaşmasını sağlayan önemli faaliyetler yürütmekte oldukları” ifade edilecekti.

FETÖ Darbe girişimi öncesinde Abant Toplantılarına partinin üst düzey isimlerinin katılımı ve çağrıcılar arasında yer alanların Kılıçdaroğlu tarafından Parti Meclisi Listesinde yer alması fakat delege tarafından elenmesi de bilinen gerçeklerdi.

Günümüzde yeni yönetimin partinin genetik yapısıyla oynadığını iddia eden Kılıçdaroğlu, kendi döneminde özellikle laik eğitimi ortadan kaldıran 4+4+4 yasasının görüşmelerinde milletvekillerine “laiklik vurgusu” yapmamaları talimatını vermekle kalmayıp, “Atatürk’ün askerleriyiz” sloganını yasaklayacak kadar da ileri gitmişti.

Artık CHP Genel Merkezinin kapıları Atatürkçülere değil, Atatürk’e “Kefere Kemal” diyenlere açılmaya başlamıştı.

Atatürk’ü katliamcı ilan etmek, ulusalcılığı ırkçılık saymak, ulusalcılardan kurtulmayı hedeflemek Genel Başkan katında övgüye değer görülmenin nedenleri olmuştu. Bunları eleştirmek ise grup toplantılarında genel başkan tarafından tehdit almak için yeterliydi.

2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı CHP’nin bağrına bir hançer saplandı. Cumhurbaşkanlığı Recep Tayyip Erdoğan’a armağan edilirken, seçmene “tıpış tıpış sandığa gitmek” talimatı verildi.

CHP dönüşüyordu. Atatürk’ün partisinden geriye kalan sadece amblemiydi…

2017 Referandumunda mühürsüz oy pusulalarının sayılmasına itiraz, yine Kılıçdaroğlu tarafından engellenerek yaşadığımız hukuksuz dönemin kapıları kıl payı farkla açılmıştı.

Bu acılı dönem tam 13 yıl, pervasızca sürdürüldü. Sayısız olay yaşandı.

2023 Seçimlerinde kurulan 6’lı masa ile oy tabanı olmayan siyasi partilere verilen 39 milletvekilliği karşılığında Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı adeta satın alındı ve seçilecek adayla yola devam etme fırsatı yok edildi.

Kılıçdaroğlu Dönemi CHP’nin CHP’sizleştirildiği, ilkelerinden, ideolojisinden koparıldığı ve genetik bir imha operasyonuna tabi kılındığı bir dönem olmuştur.

Girdiği tüm seçimleri kaybeden Kılıçdaroğlu şimdi, kendi döneminde seçilen delegeler, PM üyeleri, Belediye Başkanları ve Milletvekilleri ile yapılan 38. Kurultay’ı “Şaibeli” ilan ederek başladığı işi bitirmek için yola çıkmıştır.

CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu partisi olarak taşıdığı “Kuruluş Doktrininine” sahip çıkma görev ve sorumluluğunu görmezden gelerek sürdürdüğü 13 yıllık Genel Başkanlık döneminin yarattığı ağır tahribat yetmemiş olmalı ki şimdi CHP’nin 1977’den bu yana yakaladığı en büyük yükselişe zarar vermek için kolları sıvamıştır.

Ancak deniz bitmiştir…. Genel başkanlığı döneminde yapılan tüm yanlışlara karşın kendisine CHP seçmeninin açtığı kredi de tükenmiştir.

CHP tabanı, Kılıçdaroğlu’na 13 yıl boyunca hiçbir genel başkana göstermediği desteği vermiş, içi yanarak, yüreği burkularak da olsa sandıkta onu yalnız bırakmamıştır.

Oysa bugün durum farklıdır.

CHP yaralıdır. CHP acılıdır.

CHP iktidara yürümekte ve milyonlar bu umutla meydanlara akmaktadır. CHP seçmeni bu rüzgarı kesecek, CHP’yi bölecek, güçsüzleştirecek hiçbir girişimi affetmemekte de kararlıdır.

Hınç ve intikam duygularına ülkenin geleceğini kurban etmek isteyenleri Millet unutmaz.

Kaybetmeyi olgunlukla kabul edenler, bu kubbede bıraktıkları hoş seda ile anılmayı hak edenlerdir. Onlar demokrasinin örneği olarak gönüllerde yaşamayı sürdürürler.

CHP, ülkenin ve demokrasinin yegane güvencesidir. Bu güvenceyi zedelemek, yıpratmak ve güçsüzleştirmek ve Milletin umudunu karartmak için yola çıkanların ulaşacağı yer sadece koyu bir karanlık olacaktır.

Prof. Dr. Nur Serter

Basın Açıklaması

0
İstanbul Cemevi
İstanbul Cemevi

Ya ilahı görünmezden bir devlet

0

Ya ilahı görünmezden bir devlet
Zekatını vermez isem geri al
Helalinden dört öküz ver yarabbi
Koşup çifte süremezsem geri al

Yoksulluğu ezberledim n’ideyim
Verin aşkın badesini yudayım
Biraz altın ver ki hacca gideyim
Bu kavl üzre duramazsam geri al

Çok verirsin beynamaza hayına
Saldın beni züğürtlüğün yayına
Köprüler yaptıram Tecer suyuna
Kagir bina kuramazsam geri al

Bir söz ver yarabbi göreyim şimdi
Yoksulluk elinden ciğerim yandı
Üryana bir gömlek yetime hindi
Rızan için saramazsam geri al

Ne mümkün yarabbim yolundan sapam
Ruhsat’ın terkedip dünyaya tapam
Senin rızan için bir oda yapam
İki minder seremezsem geri al