Hakkın gevherinden arşin yüzünde
Anda hâsıl oldu güruh-i Naci
Hak sana bir evlât dünya yemişi
Verince tatlıdır, alınca acı
Değme ârif bu sözümü bile mi
Yuğurmazdan evvel Cibril Âdemi
Münkirler ne bilir ilmi ademi
Ruhlar idi Hakka buluşan hacı
Ârif ârif ile gönül takmadan
Kırklar ayan olup semâ tutmadan
Selman dahi ol kırklara yetmeden
Ali idi Kırklardaki duacı
Çekilip giderken miraç yolunda
Rastgelip te sekiz uçmak elinde
Cennet evlerinde, elma dalın da
Fatma Ana idi dar çeken Bacı
Ben günahkâr kulum söylerim Allah
Nur örtüsü kara donlu Beytullah
Körüğü gülbanktir çeken eyvallah
Andan hâsıl oldu Ali kılıcı
Gerçek erenlerin incedir yolu
Sen seni sanmagıl divâne deli
Yüz yiğirmi dört bin nebi evveli
Fahri âlem giydi ol nurdan tacı
Kul Himmet’im eder yeter bu sözüm
Söyletme Hüseynim açıktır gözüm
Bir sağıma baktım bir sol omuzum
Kâmile yakındır Dünyanın ucu
Hakkın gevherinden arşin yüzünde
Ben melamet hırkasını kendim geydim eğnime
Ben melamet hırkasını kendim geydim eğnime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni
Gah giderim medreseye ders okurum hak için
Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Sofular secd’ederler mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir secdegahım kime ne
Nesimi’ye sordular ki yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne
Sendeki varlığı arayıp durma
Sendeki varlığı arayıp durma
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
Gidipte kendini kimseye sorma
Sen sana dön, sen Sendesin güzel dost
Bütün canlı cansız kendi halinde
Levhi kalem emir bekler elinde
Kainatı sen var ettin dilinde
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
Kalbin ayna gibi sözünde senin
Kudret dediğin nur yüzünde senin
Ne cevherler vardır özünde senin
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
Bilimsel değilse bırak geride
Medet umma cinde minde peride
Canavar yer ayrı kalma sürüde
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
SİNEMİ sözlerim giderse boşa
Bundan ötesine karışmam haşa
Gel itibar etme hayale düşe
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
Hakikat ilminde bir nokta buldum
Hakikat ilminde bir nokta buldum
Umm’ül Kur’an o noktada gizlidir
Okudum hecesin zatını bildim
Sırr-ı Süphan o noktada gizlidir
Aslı bir noktadır taht-üs serada
Tecelli gösterir her bir eşya da
Alemal esma da, bay i geda da
Ali İmran o noktada gizlidir
Yedi mushaf, yedi esma, yedi ayet
Mana-yı gencinde gösterir suret
Yedi kat gök, yedi kat yer, semavat
Arş-ı rahman o noktada gizlidir
Bir noktadan zahir oldu semevat
Selavat verenler bulur saadet
Mazhar-ı Muhammed, nur-ı hidayet
Mah-ı taban o noktada gizlidir
Sıdkî hatmeyledi cim ile dalı
Üstaza ermiyen bilmez bu halı
Mayası Muhammed, esrarı Ali
Seb-ül mesan o noktada gizlidir
Sıdkî Baba
Düştük bir zamana elsiz ayaksız
Düştük bir zamana elsiz ayaksız
Hak yolundan çıkan haklı sayılır
Kurulmuş yolu bozan densizler
Düşünceye saygı diye sarılır
Derin dalıp gider bab-ı gaflete
Kararmış zihinle cemi sohbete
Erkana uymayıp hep koşup öne
Başı çeken nursuz haklı sayılır
Türlü türlü bed fikir izhar edenler
Yalana yanlışa alkış tutanlar
Sazlı sözlü cenaze defin edenler
Cahil cüheylalar pirden sayılır
İnsan olan asla yalan söylemez
Körler diyarına huruç eylemez
Yanlışa doğru asla diyemez
Diyen gafil canlar düşkün sayılır
Kul yükselim sütü bozuk olana
Yolumuza fitne fesat sokana
Sövme atasına belki uyana
Uyanmayan ham ervahtan sayılır.
KUL YÜKSEL
Haziret-i Hızırselâm göndermiş
Haziret-i Hızırselâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsin deyu
Muhammedkandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsin deyu
Giyinip yediği meydanla erle
Yolu doğru tut da erkânı birle
Kimi talip olmuş kimisi pîrle
Onu birbirine kat etsin deyu
Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Anı ileriye çek etsin deyu
Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur keçinin sütünü içme
Direksiz köprüyü uğrayıp geçme
Onun temeli yok, yık etsin deyu
Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehberin buyruğun tutamaz ise
Hakk cem’ine meyil katamaz ise
Yükü saman, çaya dök etsin deyu
BUDALA’m der cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Müdarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dık etsin deyu
BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM
Bülbül oldum gül dalında şakırım
Gül dalında biten gül nene yetmez
Süleymanım kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez
Aşk kitabın açtım okur yazarım
Hakka doğru açılmıştır nazarım
Neme gerek dağı taşı gezerim
Şol pirime giden yol neme yetmez
Derviş oldum bir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viranede çöl neme yetmez
Şu dünyanın olcağı malumdur
Bu ilmin aslına eren alimdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Eski hırka ile çul neme yetmez
Budalam sırrına kimseler ermez
Tevekkül mal altın eteğin komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez
…………………………………….
Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki ela gözler göz ala
Gözleri sürmeli kaşlar ne kara
İsmi çıkıp alemlerde öğüle
Dudu kumru haber vermiştir güle
Seher vakti davlunbazı dövüle
Zülfü çevgan yanakların ne kara
Melek bizden çok seğirdin baş ile
İki gözün doldu kanlı yaş ile
Dostum kumaşın uygurmuş baş ile
Ne aldır ol ne kırmızı ne kara
Ne ziba yaratmış yaradan Gani
Sel oldu aktı gözlerimin kanı
Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı
Ben söylerim ne ak söyler ne kara
Budalam neylerim ben bu mali
Sohbet ile bulmuşum ben kemali
Mahbub derler gösterme gül cemali
Ne yağmura ne güneşe ne kara
…………………………………………
Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pîr eteğin tutarım
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız virâneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım
Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım
Neme gerek dağ başında gezerim
Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez
Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur
Bu sırrın aslına inen Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye koymaz
Kişi kısmetinden ziyâde yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez
Haziret-i Hızırselâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsin deyu
Muhammedkandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsin deyu
Giyinip yediği meydanla erle
Yolu doğru tut da erkânı birle
Kimi talip olmuş kimisi pîrle
Onu birbirine kat etsin deyu
Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Anı ileriye çek etsin deyu
Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur keçinin sütünü içme
Direksiz köprüyü uğrayıp geçme
Onun temeli yok, yık etsin deyu
Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehberin buyruğun tutamaz ise
Hakk cem’ine meyil katamaz ise
Yükü saman, çaya dök etsin deyu
BUDALA’m der cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Müdarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dık etsin deyu
BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM
KUL BUDALA
Bülbül oldum gül dalında şakırım
Gül dalında biten gül nene yetmez
Süleymanım kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez
Aşk kitabın açtım okur yazarım
Hakka doğru açılmıştır nazarım
Neme gerek dağı taşı gezerim
Şol pirime giden yol neme yetmez
Derviş oldum bir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viranede çöl neme yetmez
Şu dünyanın olcağı malumdur
Bu ilmin aslına eren alimdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Eski hırka ile çul neme yetmez
Budalam sırrına kimseler ermez
Tevekkül mal altın eteğin komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez
KUL BUDALA
Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki ela gözler göz ala
Gözleri sürmeli kaşlar ne kara
İsmi çıkıp alemlerde öğüle
Dudu kumru haber vermiştir güle
Seher vakti davlunbazı dövüle
Zülfü çevgan yanakların ne kara
Melek bizden çok seğirdin baş ile
İki gözün doldu kanlı yaş ile
Dostum kumaşın uygurmuş baş ile
Ne aldır ol ne kırmızı ne kara
Ne ziba yaratmış yaradan Gani
Sel oldu aktı gözlerimin kanı
Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı
Ben söylerim ne ak söyler ne kara
Budalam neylerim ben bu mali
Sohbet ile bulmuşum ben kemali
Mahbub derler gösterme gül cemali
Ne yağmura ne güneşe ne kara
Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pîr eteğin tutarım
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız virâneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım
Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım
Neme gerek dağ başında gezerim
Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez
Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur
Bu sırrın aslına inen Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye koymaz
Kişi kısmetinden ziyâde yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez
ÂŞIK BUDALA (18. yy ORTALARI)
Kutlu Özen
Sivas, Tokat, Amasya, Erzurum ve Kars gibi Toroslar ve Çukurova’da âşıkların harman olduğu yörelerimizden birisidir. Adana’dan Gaziantep ve Kahramanmaraş’a kadar uzanan sahada Karacaoğlan, Dadaloğlu, Deliboran, Elbeylioğlu, Gündeşlioğlu, Derdiçok, Sıdkı… gibi halk edebiyatımızın ünlü ozanları yetişmiştir. 18.yy ikinci yarısında yaşamış olan Aşık Budala da bu yörenin, Torosların güçlü bir şairidir. O da Dadaloğlu gibi iskâna tabi tutulmuş ve mensubu olduğu Beğdilli oymağı ile Rakka’ya sürgün edilmiştir. Bugün Çukurova’da ve Toroslarda Beğdilli oymağından pek az Türkmen kalmıştır. Bunlar da İçel’in Gülnar ve Adana’nın bazı yörelerinde yaşamaktadırlar.
Âşık Budala hakkındaki kişisel kanaatlarımızı belirtmeden önce bu alanda yapılan çalışmaları anlatmayı uygun gördük.
ÂŞIK BUDALA KONUSUNDA ÇALIŞMALAR:
Sadeddin Nüzhet Ergun:
Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri adlı eserinde Budala, Kul Bu¬dala hakkında şu bilgiyi vermektedir:
“XVII. asırda yaşadığını tahmin ettiğimiz Bektaşi şairlerindendir. Yalnızca Bektaşiliği terennüm etmekle kalmayan, âşıkane mahiyette birtakım koşmalar da vücuda getiren bu saz şairinin eski ve yeni mecmualarda hece vezniyle kaleme alınmış epeyce şiirine tesadüf olunmaktadır’ (1)
Ergun, adı geçen eserinde Budala’nın dört koşmasına yer vermiştir. Bunlardan ikisi Sivas yöresinde tutulmuş olan cönklerde de geçmektedir.
(1) S.N.Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, Cilt: 1-2, istanbul Maarif Ki- taphanesi, lstanbul-1955, s.69
Muhammed, Ali’ye selâm gönderdi.
Oturduğu postu paketsin dedi
Miraçtan indikte yine söyledi
Yediği lokmayı haketsin dedi. (2)
ÂŞIK BUDALA Bizdeki cönkte ise aynı nefes şöyle başlamaktadır:
Hazreti Hızır selâm göndermiş
Oturduğu postu pâk itsün diyü
Muhammed kandilden indi, buyırdı
Yediği lokmayı hak itsün diyü (3).
Adı geçen nefes her iki kaynakta da 6 dörtlükten ibarettir. Son dörtlük Ergun’daki nüshada “Kul Budala” olarak geçtiği halde bendeki cönkte “Budala” olarak geçmektedir.
Kul Budala’m cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Hile ile yola gitse bir kişi
Onu cehenneme tık etsin dedi (4)
Budala’m der cehennemin atası
Rehbere bağlıdır talibin başı
Mudarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dik atsun diyü (5)
Ergun, a.g.e., s.69
Divriği Höbek köyü 1290 tarihli cönk
Ergun, a.g.e., s.70
Divriği Höbek köyü, 1290 tarihli cönk
Bülbül oldum gülistanda şakırım
Gül dalında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım, kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez (6)
- Bizdeki cönkte de adı geçen şiir aynı dörtlükle başlamakta pek az nüsha farklarıyla devam etmekte ve Budala, tapşırması ile bit¬mektedir. (7)
b. Naci Kum Atabeyli:
Budala konusundaki ilk çalışma Naci Kum Atabeyli’ye aittir. Ata¬beyli, 1937 tarihli Ülkü mecmuasında “XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar” adlı incelemesinde Budala’nın dört şiirini neşretmiştir. Bu şiirlerin dördü de iskân konusunu işlemektedir. (8) Atabeyli, bu şiirlerden yola çıkarak Budala hakkında özetle şu bilgiyi vermektedir:
“…Fakat biz Budala’nın şiirlerinde geçen isimlerin delaletiyle şairin Selim III (1776) sıralarında yaşadığını tespit ediyoruz. Manzu¬mede adı geçen Yusuf Paşa, Koca Yusuf Paşa olacaktır. Kadıoğlu ise Konya’da Nizam-ı Cedid teşkilatını yapan zattır (9)”.
Yine Atabeyli, Budala’nın şiirlerinden yola çıkarak onun Kırıkkale iline bağlı Hasan Dede kasabasındaki “Gazi Âşık Hasan Dede” ile de bir gönül yakınlığı içinde bulunduğunu belirtmektedir. Bu konuda şöyle demektedir: “Kırıkkale kamununa bağlı Hasan Dede köyünde, Mimar Sinan camiine bitişik türbesi bulunan Hasan Dede menkıbeleri etrafında yazılan manzumelerin/şiirlerin üçü Budala’nın mahlasını
Ergun, a.g.e., s.70
Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk
Naci Kum Atabeyli, XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar, Ülkü, Cilt: X, Sayı: 58, llkkanun 1937, s.321-325
Atabeyli, a.g.m., s.323 taşıyor” (10). Dr.Tahir Kutsi Makal “Halkbilim ve Edbiyat” adlı eserin¬de aynı hususa değinmektedir. “…Gazi Âşık Hasan Dede, Bektaşiler aasında çok sevilen ve saygı duyulan bir kişiliğe sahiptir. Hasan Dedenin bendesi Deli Boran, Derviş Ali, Budala, Âşık Vey¬sel… gibi ozanlar O’nun öven şiirler yazmışlardır” (11).
Atabeyli, adı geçen makalesinde Hasan Dedeyle ilgili şöyle bir menkıbeyi de anlatmaktadır.
“Balım Sultan’ın postnişliği zamanında dergâhtaki Akpınar’dan Kızılelma akıyor. Hasan Dede, o civarda sekiz on kişi ile oturup konuşurken, Balım Sultan’a misafir oluyorlar. Balım Sultan, Hasan Dedeye işaret ederek “Ceyhan kazası senin nasibindir, git nasibin ordadır” diyor. Orada Türkmenden dört aşiret kendisine tâbi oluyor¬lar: B eğ dilli, Gündeşli, llbeğli, Kuyumcu. Bu aşiretlerden bir kısmı Adana tarafında yerleşiyorlar” (12)
Atabeyli’ye göre asıl adı Hüseyin Şah olan Budala, Beğdilli oymağına mensup bir Türkmendir (13)
Refik Ahmet Sevengll:
Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şairleri adlı eserinde Atabey- li’nin makalesinden de yararlanarak Budala hakkında şu bilgiyi ver¬mektedir:
“…Budala mahlâsıyla şiirler söyleyen Bektaşi şairinin adı Hüseyin’dir” dedikten sonra Atabeyli’nin makalesinde geçen iki şiiri örnek olarak vermiştir (14).
Prof.Dr.Şükrü Elçin:
Elçin, “Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnâmesi” adlı makalesinde Âşık Budala’dan da bahseder. Sun’i XVII. yüzyılda yaşamıştır.
Atabeyli, a.g.m., s.322
Dr.Tahir Kutsi Makal, Halkbilim ve Edebiyat, lstanbul-1990, s.46
Atabeyli, a.g.m., s.323
Atabeyli, a.g.m., s.325
R.Ahmet Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şâirleri, İstanbul, 1965, s.
224-233
Şâimâmesinde 108 şairin adını zikretmiştir. Prof.Dr.Şükrü Elçin tarafından neşredilen bu şâirnâmede Budala şu dörtlükte geçmektedir.
Kızkapan’ın tab’ı bir derya idi Kuloğlu şakıyan bir şeydâ idi BUDALA da gayet pür-sevdâ idi Üryan gezer idi Derviş Ferahi (15)
e.Mehmet Sabri Koz:
Koz, Türk Dili ve Edebiyatı Ans. (Dergâh) yazmış olduğu Budala maddesinde Âşık Budala hakkında şu bilgiyi vermektedir:
“XVIII. yy. halk şairlerindendir. Türkmen aşiretlerinden birine mensup ve Bektaşi olduğu sanılıyor. Şiirlerinde göçebe aşiretlerin iskân olaylarından, aşiretlerarası mücadelelerden aşiretlerin ünlü kişilerinden ve devrin devlet adamlarından söz ettiği gibi tarikat ko¬nularına da değinmiştir. Bazı şiirlerinde mahlasının başına “Kul” sıfatını da getirdiği görülüyor. Nerede, hangi yıllar arasında yaşadığı bilinmediği gibi, bazı kaynaklarda XVII. yüzyılda yaşamış olarak gösterilmektedir. XVII. yüzyıl âşıklarından Sunînin şâimâmesinde anılmaktadır. Bu kayıt Sunînin yaşadığı asır değişmedikçe XVII. yüzyılda Budala mahlâslı bir âşığın yaşadığını düşündürecektir. Bunu şimdilik ayırt etmek mümkün gözükmüyor” (16).
Görüldüğü gibi S.N.Ergun’la başlayan çalışmalar günümüze kadar sürdürülmüştür. Âşık Budala yalnız Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep yöresinde tanınan bir ozan değildir. Ankara, Sivas ve Tokat yöresinde de tanınmaktadır. Nitekim bu yörelerde tutulmuş olan cönklerde Âşık Budala’mn şiirleri de yer almaktadır. Biz bu araştırmamızda Budala’mn altı koşmasını halk şiirimize ka¬zandırmaya çalıştık.
Bunlardan:
Prof.Dr. Şükrü Elçin, Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnamesi, MİFAD, Halk Ed.Araştırmaları, Ankara, 1977, s.282-89
M.Sabri Koz, Budala maddesi, Türk Dili ve Ed. Ans. Cilt: 1, Dergâh Yay.
Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim (17)
dörtlüğüyle başlayan koşması,
Yörük olur gönül kuşu
Evliya söyletir taşı
İrfanını bilen kişi
İrfanda niyaz eylesin (18)
dörtlüğüyle başlayan semaisi ile,
Elime aldım kalemi
Seyrettim cümle âlemi
Arifler seçer kelamı
Gevher incilmez incitmez (19)
dörtlüğüyle başlayan diğer semaisi ilk defa tarafımızdan derlen¬miştir.
Altı şiirinin beşini koşma ve semai tarzında yazan Budala, diğer bir şiirini bozuk bir aruzla ve fâilâtün/fâilâtün/fâilâtün/fâilün vezniyle yazmıştır. İlk bakışta hece vezniyle yazılmış gibi görünüyorsa da aaba/ccca/ççça/ddda/eeea kafiye düzeniyle yazılan bir divandır.
Üç huruf ile bir nokta dört krtab andan çıkar
Elifi mim’den ayıran o kezzab dinden çıkar
Üstüvayı hikmetini değme bir can anlamaz
Ziya verir şems kamer mâhı-tâb andan çıkar
Divriği Örenik Köyü tarihsiz cönk
Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk
Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk
dörtlüğüyle başlayan divan,
Ey Budala tefekkür ol gözle dostun yolunu
Künt- ü kenze nazar eden bulur ednâ halini
Bâ ile câ, zâ ile kâ, o gösterir yolunu
Ehl-i hakikat mâdeni cavidan andan çıkar (20)
dörtlüğü ile bitmektedir. Divan, tamamen Hurufîliğe ait kelimeleri, tel¬mihleri, harfleri ihtiva etmektedir. (21)
Bütün bu bilgilerden ve yayınlanmış şiirlerden yola çıkarak ko¬nuyu şöylece özetleyebiliriz:
Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Noksaniler, Feryadiler… örneğinde olduğu gibi bizim kanaatimize göre farklı yüzyıllarda yaşamış ve Budala mahlâsıyla şiirler yazmış halk ozanları vardır.
Bunlardan ilki Sunînin Şâirnâmesi’nde adı zikredilen XVII. yy.da yaşamış Budala’dır.
Budala mahlâslı ikinci halk ozanı XVIII. yy.da Toroslarda yaşamış Beğdilli oymağına mensup Âşık Hüseyin’dir. Bu ozan şiirlerinde “Kul Budala ve Budala” mahlasını kullanmıştır. Şiirlerinden örnekler verdiğimiz ozan, Âşık Hüseyin’dir.
Divan tarzında şiirler yazan, Hurufîliği benimsemiş olan Budala’nın bizim kanaatimize göre Âşık Hüseyin’le ilgisi yoktur. Budala mahlâslı bu üçüncü halk şairi konusunda iddialı değiliz. İleride yapılacak olan bilimsel araştırmalar bu konuya açıklık getirecektir.
Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk
Fazlullah Hurufî (1339-1393), Hurufîliğin kurucusu
DEYİŞ/KOŞMA (NASİHAT)
Hazreti Hızır selâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsün deyü
Muhammed kandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsün deyü
Yiyüb yediğini meydanda erid
Yolı togrı tut da erkânı yürüd
Kimi talib olmuş kimisi purud
Anı birbirine kat etsün deyü
Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Elinde ilerüye çak etsün deyü
Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur kimsenin südini içme
Direksiz köprüyü uğrayup geçme
Elin temeli yok yık etsün deyü
Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehber buyırdığın tutamaz ise
Hak cemine meyi katamaz ise
Yükü saman …. dök etsün deyü
BUDALA’m der cehennemin atası
Rehbere bağlıdır talibin başı
Mudarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dik atsun deyü
Açıklama:
Divriği Höbek köyünde tutulan 1290 tarihli cönk. Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.69-70) nüsha farkıyla geçmektedir. “Kul Budala’m cehennemin ateşi” tapşırması bulunmaktadır.
DEYİŞ/KOŞMA (NEFES)
Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden öterim
Bana talim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viraneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım
Daim hakka doğru meylim nazarım
Neme gere dağ başında gezerim
Ol kerime giden yol neme yetmez
Bu dünyanın nolacağı malûmdur
Bu sırrın aslına eren Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez.
Açıklama:
Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk (XIX. yy?) Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.70) nüsha farkıyla geçmektedir.
DEYİŞ/SEMAİ
Yörük olur gönül kuşu
Evliya söyletir taşı
İrfanını bilen kişi
İrfanda niyaz eylesin
Alma gözlü arayanlar
Ahdi bütün koçyiğitler
Yeryüzünde biten otlar
İrfanda niyaz eylesin
Hacca giden can hacılar
Görmesin ağrı acılar
Yoloğlu, müslim bacılar
İrfanda niyaz eylesin
Der BUDALA’m oldu tamam
işte şimdi hazır zaman
Şeyh Safi’yan, On’ki İmam
İrfanda niyaz eylesin
Açıklama:
Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk
DEYİŞ/KOŞMA (GÜZELLME)
Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Çıkıp çıkıp yollarımı bağlama
Ciğerciğim hak oduna dağlama
Gitti kömür gözlüm beni eğleme
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Gideceğin yollar kıştır borandır
Gidiyorum geleceğim gümandır
Yardan ayrılmışım hayli zamandır
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Gideceğim yollar hayli yokuşlu
Ağ gerdana çifte benler nakışlı
Üsküfün eğdirmiş şahin bakışlı
Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim
BUDALA’m eydür ömrümün varı
Canımın cananı gözümün nuru
Ben gidenden sonra var salın yavru
Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim
Açıklama:
Divriği Örenik köyünde tutulan tarihsiz cönk (XIX. yy ?)
DEYİŞ/SEMAİ (TAŞLAMA)
Elime aldım kalemi
Seyrettim cümle âlemi
Arifler seçer kelâmı
Gevher incilmez incilmez
Dünya tebdil düzen olmuş
İkrarından bezen olmuş
Her talip bir hezan olmuş
Yonsan incilmez incilmez
Öyle kılın uyrığın
Sorun evliya buyrığın
Kırksan yelesin kuyrığın
Koca gencelmez gencelmez
Bu yollarda olmaz yalan
İmanını verme talan
Yorulup da yolda kalan
Hergiz dincelmez dincelmez
BUDALA’yım der ki bilin
Dinleyin sesin bülbülün
Vakti geçince bir gülün
Solar goncalmaz goncalmaz
iki güzel bir hal ile
iki güzel bir hal ile
Bahçesindeki gül ile
Hakka giden hak yol ile
Yoldaş bulana ne mutlu
Hak ile batılı bilen
Dost aşkıyla içi dolan
Ölmeden evveli ölen
Yoldaş bulana ne mutlu
Öfkelenip darılmayan
Tamah kıskanç görülmeyen
Yol uzarsa yorulmayan
Yoldaş bulana ne mutlu
Sen ben davasından geçen
Hakikat sofrasını açan
Birlik konup birlik göçen
Yoldaş bulana ne mutlu
MELULİ tek dostu gören
Her varlığın dosta veren
İkrarına sadık duran
Yoldaş bulana ne mutlu
Elif u mim’den aldık sırr-ı Kur’an’ı
Elif u mim’den aldık sırr-ı Kur’an’ı
Mim’i sır eyledik se’den içeri
İki nokta üç hurûf geldi bâ ile
Bâ’yı sır eyledik se’den içeri
Haydar’ın zâtına demişiz belî
Göster bana pirim dest u dâmânı
Küfür deryasında bulduk imânı
Hakk dedik küfüre dinden içeri
Otuz üç hurûftur harfin tamamı
Bir elif, mim ile buldu bu ayn’ı
Yetmiş üçten aldık kâf ile nun’u
Câna âşık olduk cândan içeri
Gürûh-ı Nâci’den bir Bacı geldi
Kırklar’ın dolusun eline aldı
Cümlesi Bacı’ya bir secde kıldı
Şâh dedik Bacı’ya Şâh’tan içeri
Bacı’nın ismine Fâtima dediler
Yeri göğü onda mevcûd bildiler
Selmân üzüm getirdi engûr ezdiler
Gark olduk engûre nurdan içeri
Virâni sözünü ârifçe söyle
Yükseği neylersin engini boyla
Arif ol da dost bağını sır eyle
Güle âşık olduk gülden içeri
Emânet itmişsin geldi selâmın Gevheri den Deyişler
Emânet itmişsin geldi selâmın
Şevketli sultânım aleyküm selâm
Aldı ta’zim ile bu ben gulâmın
Ey şâh-ı hûbânım aleyküm selâm
Umarım efendim mürüvvet senden
Uğruna geçmişim can ile tenden
Dimişsin gedâma selâm it benden
Berhudar ol canım aleyküm selâm
Geçirdin boynuma aşkın kemendin
Bildim ki efendim benden usandın
Yeter karar oldu bu derd ü gamın
Derdime dermanım aleyküm selâm
Bilmezim bu dil-i biçâre netsün
Hicr-i firakınla ya kande gitsün
Selâm eylemişsin Hak selâm etsün
Sana ey cananım aleyküm selâm
Aziz iltifatın râyegân ettin
Âteş-i sinemi gülistan ettin
Mahzun Gevheri’yi şâdüman ettin
Ey gonca dehânım aleyküm selâm
Cemâlin bağını seyrâna geldim
Cemâlin bağını seyrâna geldim
Yâr koynunda nara benzer nar sesi
Gûşuma dokundu ihsana geldim
Ayva sesi turunç sesi nar sesi
Aşk ucundan sere gör neler geldi
Sanma kim sevdiğim derdimi bildi
Rûzigâr estikçe bağrımı deldi
Bülbül sesi gonce sesi hâr sesi
Yâr destine almış tir ü kemanı
Vücûdum boyuna attı nişanı
Gördüm âşıklardan tutmuş cihanı
Efgan sesi giryan sesi zâr sesi
Ne halet var sende ey peri bilmem
Gönül verir sana her gören âdem
Kâkülünden gelür gûşuma her dem
Mânsur sesi resen sesi dâr sesi
Gevheri göz yaşım döndü ırmağa
Yine minnet düştü elden ayağa
Bizi Mecnun idüp düşürdü dağa
Âhû sesi maral sesi yâr sesi…>>
Cihande yok iken asla günâhım
Cihande yok iken asla günâhım
Bir lûtf u ihsana uğradım geldim
Bir kandil içinde dururken ruhum
Cennetü’l-me’vâya uğradım geldim
Geşt ittim bir zaman cenneti hayli
Tâ elest bezminde eyledim meyli
Cemâli ve’dduhâ saçı ve’leyli
Nûr-i Kibriya’ya uğradım geldim
Gevheri tâ’birdir Mustafa ismim
Bir katre meniden halk oldu cismim
Levh-i mahfuz üzre yapılmış resmim
Hikmet-i Huda’ya uğradım geldim…>>
Çoktan beri intizârın çekerdim
Çoktan beri intizârın çekerdim
Bu gün nev-civânım geldi de gitti
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerdim
Çeşmimin yaşını sildi de gitti
Cevr ile sinemi deldirmiş idim
Hasretle bağrımı doldurmuş idim
Âl ile gönlümü aldırmış idim
Olanca aklımı aldı da gitti
Derd-i derununu bilirim deyü
Tabib olup derman bulurum deyü
Ahd ü aman etti gelürüm deyü
Beni ferdalara saldı da gitti
Âşıka rahmi yok cefâdır işi
Zülâldir lebleri incidir dişi
Nergistir gözleri kemandır kaşı
Gamzesi sinemi deldi de geçti
Gevheri der aceb geçer mi dilek
Nazîrin görmemiş cihanda felek
Bilmem hûrî midir yohsa bir melek
Hayâli gözümde kaldı da gitti…>>
Dilber kâkülüne sakın bend olma
Dilber kâkülüne sakın bend olma
Zülfü tuzağını öp gönül verme
El aman aşka sen de kaydolma
Sîne otağını öp gönül verme
Bir lahza bezminden olma âvâre
Varın feda eyle hüsn-i gül-zâre
Yalvar niyaz eyle ol işvekâre
Gonce yanağını öp gönül verme
Hübların güftârı hûb-âvaz olsa
Ol kadd-i mevzun da ser-firaz olsa
Gönül vermek iyi çevri az olsa
Elin ayağını öp gönül verme
Gevheri aşk ile derûnum hâmuş
Zülâl-i şevkine eyle camı nûş
Ol simin gerdanı eyle der-âgûş
Sükker dudağını öp gönül verme…>>
Efendim sende bir özge halet var
Efendim sende bir özge halet var
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Gönüller çâk olur akıl tarumar
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Yasılmış yay olur ebru kemanın
Süzülür fülfüle çeşm-i mestânın
Nim şügüfte olur gonce dehânın
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Kızarmış ruhlerin gülberk-i handan
Hâb-ı nâza varır gamze-i müjgân
Berk olur nûr gibi dürdâne dendan
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Tarholur gönülden melâmet elem
Lûtf ider nigâhın oldukça hurrem
Gül eyyamı gelür yaz olur âlem
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Âşıka zülfünle efsun idersin
Teshîrnâme okur meftun idersin
Garib Gevherî’yi Mecnun idersin
Nâz ile tebessüm ittügün demde…>>
Emânet itmişsin geldi selâmın
Emânet itmişsin geldi selâmın
Şevketli sultânım aleyküm selâm
Aldı ta’zim ile bu ben gulâmın
Ey şâh-ı hûbânım aleyküm selâm
Umarım efendim mürüvvet senden
Uğruna geçmişim can ile tenden
Dimişsin gedâma selâm it benden
Berhudar ol canım aleyküm selâm
Geçirdin boynuma aşkın kemendin
Bildim ki efendim benden usandın
Yeter karar oldu bu derd ü gamın
Derdime dermanım aleyküm selâm
Bilmezim bu dil-i biçâre netsün
Hicr-i firakınla ya kande gitsün
Selâm eylemişsin Hak selâm etsün
Sana ey cananım aleyküm selâm
Aziz iltifatın râyegân ettin
Âteş-i sinemi gülistan ettin
Mahzun Gevheri’yi şâdüman ettin
Ey gonca dehânım aleyküm selâm…>>
Ey peri cihâna sen gibi dilber
Ey peri cihâna sen gibi dilber
Ne geldi ne gelür ne gelse gerek
La’lin gibi Lokman tiryâk-ı ekber
Ne buldu ne bulur ne bulsa gerek
Cefâya başladı kadd-i mevzunun
Tâ arşa irişti âh-ı derunun
Böyle gider ise çeşm-i pürhûnun
Ne güldü ne güler ne gülse gerek
Ey âlem-i hüsnün sâhib-kırânı
Öldür kelb rakibi virme amanı
Öldürmezsen kendi elinle anı
Ne öldü ne ölür ne ölse gerek
Bunca dem gözümden akarken seller
Vaad etmiş iken silmeğe dilber
Ahdine durmadı ol peri-peyker
Ne sildi ne siler ne silse gerek
Gevheri güzelim irdi pâyâna’
Bedir gibi çıktı o meh meydâna
Bu cihâna benim gibi divâne
Ne geldi ne gelür ne gelse gerek…>>
Gine bahar oldu donandı dağlar
Gine bahar oldu donandı dağlar
Gel esperim gel gidelim dağlara
Açıldı lâleler sebzezâr oldu
Gel esperim gel gidelim dağlara
Andelibler bağda gülsüz olamaz
Gamlı gönlüm bunda sensiz olamaz
Bu yerlerde bize mesken olamaz
Gel esperim gel gidelim dağlara
Tig-ı gamzen ile hasmını yokla
Okunu düşmanın bağrına sapla
Bir küheylan atla kargı mızrakla
Gel esperim gel gidelim dağlara
Yanımızda olsa bir taze duhter
Arada olmasa ol……………… ağyar
Bir Gevheri bir sen bir de hizmetkâr
Gel esperim gel gidelim dağlara…>>
Gine cûşa geldi umman-ı aşkım
Gine cûşa geldi umman-ı aşkım
Tazelendi derdim nevbahar geldi
Kurdu otağını sultân-ı aşkım
Dil mülküne yeni şehriyâr geldi
Sermestim ol yârin tûtî dilinden
ölünce ayrılmam aşkı yolundan
Naz ü şive ile gonce gülünden
Bülbüle armağan âh ü zâr geldi
Derd-i derûnumu eylesem takrir
Ne ta’bir olunur ve ne hod tahrir
Yâri bûs eylemiş rakib-i hınzir
Bize bir kaç çürük ayva nar geldi
Bülbül oldum bâg-ı firkatte öttüm
Hercâyi dilberin ahdini güttüm
Güzeller adına kur’alar attım
Her biri bahtıma cefakâr geldi
Gevherî’yim bıktım cevr ü cefâdan
Bir eser görmedim zevk u safâdan
Feragat gelürdüm şol bi-vefadan
Adûlara nisbet bana âr geldi…>>
Gönül geçmez senden ey kerem kânı
Gönül geçmez senden ey kerem kânı
ölünce severim seni bilmiş ol
Cism-i zaîfimden Azrail canı
Alınca severim seni bilmiş ol
Rahmet kapusuna tuttum yüzümü
Hak için söylerim her bir sözümü
Belki musallada halk namazımı
Kılınca severim seni bilmiş ol
Şefi olsun Resul hem Ebûbekir
Melekler yanımda eylesin zikir
Kabrime suâle Münker’le Nekir
Gelince severim seni bilmiş ol
Cemâlin göreli aklım oldu çâk
Ne hûb yaratmış seni Yezdân-ı pâk
Mezarım içinde gözlerime hâk ‘i
Dolunca severim seni bilmiş ol
Gevheri der ki geştettim cihanı
Kişi sevdiğinden umar ihsanı
Rûz-i kıyamette mahşer divânı
Olunca severim seni bilmiş ol…>>
Gurbet illerinde çaresiz kaldım
Gurbet illerinde çaresiz kaldım
Bir hâlimden bilür yâr-ı garım yok
Gam-ı firkat ile bî-mecâl oldum
Ağlamaktan gayri kisb ü kârım yok
Anınçün nûş ettim câm ile zehri
Bulamadım bir yâr dolaştım dehri
Kaddimi dal etti feleğin kahrı
Ayaklarda kaldım itibârım yok
Bu çarhın elinden gülmedim bir dem
Çeşmimin yaşını silmedim bir dem
Bu derdten halâs olmadım bir dem
Derd ü gamdan özge elde varım yok
Çok niyaz eyledim geçmedi dilek
Âcizdir âhımdan gökteki melek
Gevheri’ye bu cefa yeter ey felek
Ziyâde cefâya iktidarım yok…>>
Kıyamet haşre-dek gözlerim sen
Kıyamet haşre-dek gözlerim sen
Bu hasta gönlümün dermanı tez gel
Yâd illerde garib eyleme beni
Eğlenme hûbların sultânı tez gel
Yoluna vermişim can ile teni
İnkârım yokdurur sevmişim seni
Lûtfunla şad eyle ağlatma beni
Eğlenme dertlerin dermanı tez gel
Murg-ı dil per açup hava eyledi
Bülbüller gülşende nevâ eyledi
Ayrılık dellâh nida eyledi
Göçmeden muhabbet kervanı tez gel
Gevheri der sabra kalmadı takat
Yok mudur imânın ey serv (i) kamet
Kâfir nesli misin fitne-i âfet
Var ise göğsünün imânı tez gel…>>
Kime dâd eylesem senin elinden
Kime dâd eylesem senin elinden
Sevdiğimden ayrı düşürdün felek
Yandı bu vücûdum hicran elinden
Kebab idüp bağrım bişürdün felek
Bir hercai yâre meftun eyledin
Yıktın hatırımı mahzun eyledim
Düşürüp çöllere Mecnun eyledin
Aklımı başımdan şaşurdun felek
Teslim olup rızâ virdim kazaya
Umurumu ısmarladım Huda’ya
Düşürdüm zevrakım bahr-i belâya
Mevc-i aşkı baştan aşırdım felek
Arayup bulmadın Gevheri merdi
Mihnet ile çektim çok germi ü serdi
Râh-ı muhabbette mihnetle derdi
Cem’idüp başıma üşürdün felek…
Kurtulamam üç nesnenin elinden
Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin hâlinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Aşktır beni sevda ile söyleden
Firkattir cevr ile sinem dağladan
Gurbettir gözlerimden kan ağladan
Biri firkat biri gurbet bir aşk
Bahrî gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Ben bilirim benim aklım şaşıran
Beni sevdiğimden cüda düşüren
Muhabbet deryasın baştan aşıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Gevheri der dersim aldım hocadan
Okuyup hatm ittim kara heceden
Koç yiğidi pir eyleyüp kocadan
Biri firkat biri gurbet biri aşk…>>
Kurtulmadın ey dil bu âh ü zardan
Kurtulmadın ey dil bu âh ü zardan
Yine azademi oldun ağyardan
Yohsa bir kem söz mü işittin yârdan
Garib gönlüm niçün olursun melûl
Bu aşkın haleti başka halettir
Evveli hoş sonu pek nedamettir
Dilberin âşıka çevri âdettir
Garib gönlüm niçün olursun melûl
Eğer meyletti ise sevdiğin yâda
Seni sevmeyenden sen ol âzâde
Bulunmaz mı bir dost bize dünyâda
Benim gönlüm niçün melûlsun melûl
Merhem urulur mı sineye dağsız
Leziz olmaz bade olsa mezesizi
Gül dikensiz olmaz gülistan zâgsız
Garib gönlüm niçün melûlsun melûl
Gevheri böyledir âlemin hâli
Firak u mihnetsiz olmaz visali
Çünki vardır her kemâlin zevali
Garib gönlüm niçün melûlsun melûl…>>
Künc-i melâmette kalmışım garib
Künc-i melâmette kalmışım garib
Hâlimden bir söyler olsa o yâre
Zahm-ı sinem gûş eyleyüp ol tabib
Dimiş ilâç kabul itmez o yara
Düş oldu gözüme kadd-i şimşâdın
Helak itti âşıkları bi-dâdın
Hiç dimezsin bunca âh ü feryadın
Hâb-ı nazdan gönül yâri uyara
Safha-i rûyuma akup esk-i al
Çeşmim yazdı bir mufassal arzıhal
Padişahlar gedâsın itmez suâl
Âkil olan ma’kul söze uyar a
Yârim bana zahım vurdu yaramaz
Gayet çoktur benim yaram yarama;
Tabibler merhemi bana yaramaz
Yar ursa yaramı yine o yara
Gevheri der ey gülbün-i letafet
V’ey bülbül-i gülistân-ı melâhat
Şimşiri müjgânın çekmeğe ne hacet
Tir-i gamzelerin bağrım uyara…>>
Lûtf-i ihsan ile divâne gönül
Lûtf-i ihsan ile divâne gönül
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Gerek sünbül olsun gerek gonca gül
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
İki gönülliyse bir gözleri mest
İhtiyar ittirir hırka ile post
Gözünden bellüdür hakikatlü dost
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Eğer kıymetini bilür ise de
Bilüp hâkipaye gelür ise de
Cihanda bulunmaz melek ise de
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Der Gevheri murad olan söz ana
Tevekkül it yönün Huda’dan yana
Vefa gelmez andan akıbet sana
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de…>>
Mecnun gibi gezdim fâni cihanı
Mecnun gibi gezdim fâni cihanı
Hünkâr sarayında tutmuş mekânı
Serâpâ âlemde yoktur akranı
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Birinin gözünde kûh-ı istiğna
Birinin resmidir hüsnü bî-hem-tâ
Taht-ı Osmânî’de cismi bî-yektâ
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Biri âşıkına gayet naz ider
Birinin lûtfu çok çevri az ider
Biri hem naz ider hem niyaz ider
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Biri hartebelidir birisi kilâr
Birinin ismini itmem aşikâr
Dîdebanları çok olunmaz şikâr
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Gevheri başıma aceb hâl geldi
Kendi akl ü fikrim bî-mecâl geldi
Bilmezim gönlümü kangısı aldı
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi…>>
Mübarek cemâlin görmeyenden
Mübarek cemâlin görmeyenden
Hicran ile hâlim yaman oldu gel
Muhabbet güllerin dermeyeliden
Bülbül gibi işim figan oldu gel
Felek cüda kıldı yüzü mâhımdan
Kuşlar kebab olur dûd-ı ânımdan
Ben ayrı düşeli pâdişâhımdan
Firkat ile kaddim keman oldu gel
Nice vasf ideyim hüsn-i cemâlin
Bir dahi felekte yoktur misâlin
Âb-ı hayat olmuş yavrum makalin
Kametin bir serv-i revân oldu gel
Firakın âteşi cismimi yaktı
Ânımın odları göklere çıktı
Hasretli gözümden kanlı yaş aktı
Anınçün sahralar umman oldu gel
Gevheri medhinde şirin edadır
Bir abd-i kemterdir senden cüdadır
Yüzünü görürsem canım fedadır
Vücudum yoluna kurban oldu gel…>>
Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım
Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım
Seni seven var mı benden ziyâde
Rûz ü şeb durmayıp alırsın ahım
Âşıkım ağlatma bundan ziyâde
Gece gündüz bir visale ermedim
Bülbül olup gonce gülün dermedim
Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
Var mı ki bir zâlim senden ziyâde
Söyle murâdını ben de bileyim
İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
Kabul eyle sözüm kurban olayım
Haddim yoktur sana bundan ziyâde
Hercaisin gonce gülüm kokulmaz
Geçer gider hatırcığım sorulmaz
Der Gevheri mah yüzüne bakılmaz
Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde…>>
Ne kıyas idersin behey bî-vefâ
Ne kıyas idersin behey bî-vefâ
Şu dünyada sensiz olamaz mıyım
Nice bir cefalar idersin bana
Ben kul olur sultan bulamaz mıyım
Ezelden beklerim ben gamhâneyi
Alçağa indirdin ben divâneyi
Garib baykuş gibi bir viraneyi
Mekân tutup karar kılamaz mıyım
Sihrine uğrattın şaşırttın beni
Aşk ateşi ile pişirdin beni
Bir aceb sevdaya düşürdün beni
Ya ben seni Hakk’a salamaz mıyım
Gurbete düşeli sevmişim seni
Yoluna koymuşum bu cân ü teni
Lûtf eyle kapundan reddetme beni
Ayağın tozunu silemez miyim
Gevheri der yârimin menendi yok
Lebleri kandimin derdimendi çok
Gözleri harami kirpikleri ok
Ya ben yâr yoluna ölemez miyim…>>
Niçün küstün bana nedir günâhım
Niçün küstün bana nedir günâhım
Nedir cürmüm söyle ey zâtı melek
Reddedelden beri ey yüzü mâhım
Zindandır başıma bu çarh-ı felek
Kul hatasız olmaz madem ki kuldur
Efendim hatânın nolduğun bildir
Böyle cevritmeden bari gel öldür
Eğer kasdın öldürmekse giderek
Gel cevritme ittiğini bulursun
Ol zamanda kıymetimi bilürsün
Huzûr-i Mevlâ’da kanlı olursun
Ben helak olursam çevrim çekerek
Yeter naz eyledin uyup gammaza
Yürek mi dayanur bu denlü nâza
Gevheri ağlayup geldi niyaza
Dilek ey canımın cânânı dilek…>>
Sen ana uymasan gelsen yanıma
Sen ana uymasan gelsen yanıma
Söyleyişi bülbül dilli sevdiğim
Kerem-i ihsan ile girme kanıma
Bağçesi kırmızı güllü sevdiğim
Aşıkların ah eyleyüp ağlasa
Aşk oduna sineciğim dağlasa
Hep güzeller bir bir karşıma dursa
Cümlenin serdârı benli sevdiğim
Kirpiklerin oktur kaşların keman
Gördüğün uşşaka verirsin aman
Cennetten çıkmışsın meleksin heman
Bakamaz yüzüne kullar sevdiğim
Kul Gevheri der erenlere yardım
Şükür olsun Mevlâ’ya murada erdim
Bahânesiz gerdan ben sende gördüm
Hisab olmaz siyah benler sevdiğim…>>
Seni bana gayet güzel dediler
Seni bana gayet güzel dediler
Gerçek mi sultânım görmeğe geldim
Şeftalini derde derman dediler
Gerçek mi sultânım sormağa geldim
Senin içün yiyüp içmek dediler
Yâdlar ile konup göçmek dediler
Göğsün cennet koynun uçmak dedi.
Hak nasib iderse koçmağa geldim
Arzıhal eyledim beylerbeyine
Arzıhâlim kaldı yüzü ağına
Bâğıban oluben hüsnün bâğma
Kırmızı güllerin dermeğe geldim
Gevheri der sen canların canısın
Mısr’a sultan olan Yûsuf (i) Sânîsin
Âdil pâdişâhsın mürvet kânısın
Kul olup kapunda durmağa geldim…>>
Şunda bir güzele gönül düşürdüm
Şunda bir güzele gönül düşürdüm
Öpmeli koçmalı değmeli değil
Aşkın deryasını boydan aşırdım
Karadır gözleri sürmeli değil
Dilber senin ile yiyüp içmedim
Yiyüp içüp ak göğsünü açmadım
Fırsat elde iken belin koçmadım
Beni öldürmeli döğmeli değil
Dilber haram olup yola durmuşsun
Cellâd olup cana başa kıymışsın
Kuzum bu gün al hâreler giymişsin
Göğsü sıra sıra düğmeli değil
Gevheri der yola durur varırlar
Adam öldürürler kana girerler
Çok güzeller gördüm zekât verirler
Zekâtsız dilberi sevmeli değil…>>
Dört duvar içinde olsa mekanım
Dört duvar içinde olsa mekanım
Taşrasından esen yel bana neyler
Yanımdaki sudan korku çekerim
Uzakta çağlayan sel bana neyler
Mekanım balçıktır üstadım Ali
Muhammet nesline demişim beli
Çekerim gayreti sürerim yolu
Ben haktan korkarım el bana neyler
Dünyada gerçekler katara uydu
Aşk ile muhabbet ikrarın bendi
Pirimden almışım hayır gül bengi
Haramili olan bel bana neyler
Şu Dünyada Gerçek Erenler Çoktur
Gerçek Olmayanın Sözleri Boştur
Bana Derler Girme Girme Geçidi Yoktur
Yüzmesin bildiğim Göl Bana Neyler
Teslim Abdal Eyler Eyler Gözler Kanlı Yavaş
Aradı Bulmadı Bir Sevdasız Baş
Herkesin Ettiği Dost Dost Kendine Yoldaş
Haramzade Olan Kul Bana Neyler
Gönül bir saraydır sevgi sultandır
Gönül bir saraydır sevgi sultandır
İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü kör olana ne yapsın Hızır
Garibanın gözlerinde sel olmaz, canım sel olmaz
Dertli kerem boşa yanıp kül olmaz
İnsanlık bir bütün asla el olmaz
İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır
Cahil olan cahil şaşar bu işe
Kamil olan kişi eyler tam aşa
Ne gerek kavgaya, ne lüzum savaşa
İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır
Haydar Haydar Haydar Haydar
Ozanım ben yalanlara karnım tok
Gelir geçten başa bunca şuk
Dost perişan çağırmana gerek yok
İnsanlar kendini bildiği zaman
Dost perişan bağırmana gerek yok
İnsanlar kendini bildiği zaman.
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü kör olana ne yapsın Hızır
Muhammed’i candan sevki
Al-i Nur Semahı
Muhammed’i candan sevki
Ali’ye selman olasın
Ehlibeyte gönül verdin
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Muhammedi hazır bilki
Can hak’ka nazır bilki
Her gördügün Hızır bilki
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Muhammede gönül kapki
Ya değip rehbere yetki
Bir gerçekten etek tut ki
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Hasan ile girdim cem’e
Hüseyin’in şirini deme
Musayipsiz lokma yeme
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Zeynel, Bakır, Cafer, Kazım
Kul Rıza’ya baglı özüm
Hatırı kırma Şah bazım
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Taki’ye, Naki’ye eriş
Askeri’de biter her iş
Mehti’nin sıratına karış
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Hatayı’yım özün kırma
Bir gerçekten sözün ırma
Her ademe şirin verme
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah
Baydemir’den Bahçeli’ye
Baydemir’den Bahçeli’ye
Aleviler siyasi arenanın malzemesi olurken…
Önceden belirteyim : Bu siyasetin doğasında var ve siyasi davranış da her insanın yapısında..
Bundan ne Aleviler ne Sünniler ve de ne de diğerleri muaf.
CHP ve DP seçmenleri, Birlik Partisi arasında da Alevileri içeren bu tür siyasi eğilimler ve seçimlerde oy gidiş gelişleri, kayışları söz konusuydu.
2011’de Diyarbakır’da Diyarbakır Kültür ve Cemevi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın katılımıyla açıldı.
Alevi örgütlerinin tepe noktalarındaki önemli başkanları bu açılışa iştirak etti.
Gülten Kışanak : “bu cemevinin açılışıyla Seyit Rıza’nın ve Mazlum Doğan’ın ruhu şad oldu” dedi.
O sıralarda, Diyarbakır’da ana yollardan birine Şeyh Said bulvarı isminin verilmesi de 29/11/2011 tarihinde 274 sayılı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kararıyla Osman Baydemir döneminde alındı..
HDP’nin Alevi politikasının şekillenmesine, Diyarbakır’da 2013 yılında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı” önemli bir destek sundu.
“Demokratik Toplum Kongresi” (DTK) tarafından düzenlenen konferansta konuşan DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada söylendiği bu konferansın çok önemli olduğunu” vurguladı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de konuşmasında
“Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.”
diyordu.
Konferansta, Pir Hasan Kılavuz Dede ile Hüseyin Gazi Metin Dede yönetiminde bir cem töreni de yapıldı.
- bu arada belirteyim : Pir Kılavuz, ardından MHP ile de Mersin bağlamında ciddi görüşmeler yaptı, Diyanet İşleri Başkanı tarafından da kendisine Kur’an hediye edildi. –
“Demokratik Özerklik” ve “Eşit Yurttaşlık” kavramlarıyla talepler birleştiriliyordu:
2-3 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı”na davet açıklamasında
“Alevilik tarihsel süreç içerisinde muktedirlere karşı özgürlük mücadelesinin neferleri olan Pir Sultan, Seyid Rıza, Alişer, Mazlum Doğan gibi direniş önderlerini bağrından çıkarmıştır.”
ibareleri yer alıyordu.
Açılış konuşmasında, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,
“Allaha şükürler olsun ki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi.”
diyordu.
Aysel Tuğluk, “eşit yurttaşlık” istemini vurguluyor, niçin “demokratik özerklik” dediklerini açıklıyor, şunları ifade ediyordu:
“Bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür. (..) Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürce kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir.”
Öte yandan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hemen aynı tarihlerde veya biraz önce, bir girişim başlattığını da bugünlerde öğreniyoruz:
“Sayın Genel Başkan bu arsayı 15 yıl evvel almış. Bugünün işi değil, dünün işi değil. Bunu da bir Alevi dedesine aldırmış. Sonra başkasına devredilmiş, en son Genel Başkanımıza devredilmişti.”
Arada Osman Baydemir, Sey Rıza ile Şeyh Said’in kardeşliğini vurgulayan hamleler yaptı. 2017’de dönemin HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu bunu yazdı:
“HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; ‘Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum’ dedi.”
Geçtiğimiz günlerde yoğun bir şekilde Alevilerin ibadet dili tartışması yaşandı. Herkes anladı ki, ibadette kendi anadilini, etnisitede de kendi etnisitesini önceliyordu.
Uzun lafın kısası, söylemek istediğim şu:
Türkiye’de yaşayan Aleviler etnisite açısından ana akım Türk ve Kürd kimliklerine sahipler.
Alevi uluları da buna uygun olarak Türkler tarafından Türk, Kürdler tarafından da Kürd yapılıyor. Zaman zaman aşırı zorlamalarla ve siyasi manipülasyonları da içeren tarzda..
Tüm partiler, bu durumu hedefleri doğrultusunda siyasal davranışa dönüştürmek istiyorlar.
Aleviler de tartışmalarda kendi içlerinde farklılaşmalara varan ciddi bölünmeler yaşıyor.
Aleviler homojen bir grup değil, siyasi davranışlarında da homojenlik beklemek mümkün değil, bu sadece bir ütopya veya ideal.
Ve gerçekte bunun farklılık taşıdığını herkes biliyor da kabul etmek istemiyor. Veya kendine göre – kendi siyasi düşüncesine, Alevilik anlayışına, etnisitesine … – şekillendirmeye çalışıyor. | @ismailenginhd
















