Ana Sayfa Blog Sayfa 59

Baydemir’den Bahçeli’ye

0

Baydemir’den Bahçeli’ye
Aleviler siyasi arenanın malzemesi olurken…
Önceden belirteyim : Bu siyasetin doğasında var ve siyasi davranış da her insanın yapısında..
Bundan ne Aleviler ne Sünniler ve de ne de diğerleri muaf.
CHP ve DP seçmenleri, Birlik Partisi arasında da Alevileri içeren bu tür siyasi eğilimler ve seçimlerde oy gidiş gelişleri, kayışları söz konusuydu.


2011’de Diyarbakır’da Diyarbakır Kültür ve Cemevi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın katılımıyla açıldı.
Alevi örgütlerinin tepe noktalarındaki önemli başkanları bu açılışa iştirak etti.
Gülten Kışanak : “bu cemevinin açılışıyla Seyit Rıza’nın ve Mazlum Doğan’ın ruhu şad oldu” dedi.
O sıralarda, Diyarbakır’da ana yollardan birine Şeyh Said bulvarı isminin verilmesi de 29/11/2011 tarihinde 274 sayılı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kararıyla Osman Baydemir döneminde alındı..


HDP’nin Alevi politikasının şekillenmesine, Diyarbakır’da 2013 yılında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı” önemli bir destek sundu.
“Demokratik Toplum Kongresi” (DTK) tarafından düzenlenen konferansta konuşan DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada söylendiği bu konferansın çok önemli olduğunu” vurguladı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de konuşmasında
“Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.”
diyordu.
Konferansta, Pir Hasan Kılavuz Dede ile Hüseyin Gazi Metin Dede yönetiminde bir cem töreni de yapıldı.

  • bu arada belirteyim : Pir Kılavuz, ardından MHP ile de Mersin bağlamında ciddi görüşmeler yaptı, Diyanet İşleri Başkanı tarafından da kendisine Kur’an hediye edildi. –

“Demokratik Özerklik” ve “Eşit Yurttaşlık” kavramlarıyla talepler birleştiriliyordu:
2-3 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı”na davet açıklamasında
“Alevilik tarihsel süreç içerisinde muktedirlere karşı özgürlük mücadelesinin neferleri olan Pir Sultan, Seyid Rıza, Alişer, Mazlum Doğan gibi direniş önderlerini bağrından çıkarmıştır.”
ibareleri yer alıyordu.
Açılış konuşmasında, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,
“Allaha şükürler olsun ki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi.”
diyordu.
Aysel Tuğluk, “eşit yurttaşlık” istemini vurguluyor, niçin “demokratik özerklik” dediklerini açıklıyor, şunları ifade ediyordu:
“Bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür. (..) Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürce kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir.”


Öte yandan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hemen aynı tarihlerde veya biraz önce, bir girişim başlattığını da bugünlerde öğreniyoruz:
“Sayın Genel Başkan bu arsayı 15 yıl evvel almış. Bugünün işi değil, dünün işi değil. Bunu da bir Alevi dedesine aldırmış. Sonra başkasına devredilmiş, en son Genel Başkanımıza devredilmişti.”


Arada Osman Baydemir, Sey Rıza ile Şeyh Said’in kardeşliğini vurgulayan hamleler yaptı. 2017’de dönemin HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu bunu yazdı:
“HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; ‘Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum’ dedi.”


Geçtiğimiz günlerde yoğun bir şekilde Alevilerin ibadet dili tartışması yaşandı. Herkes anladı ki, ibadette kendi anadilini, etnisitede de kendi etnisitesini önceliyordu.


Uzun lafın kısası, söylemek istediğim şu:
Türkiye’de yaşayan Aleviler etnisite açısından ana akım Türk ve Kürd kimliklerine sahipler.
Alevi uluları da buna uygun olarak Türkler tarafından Türk, Kürdler tarafından da Kürd yapılıyor. Zaman zaman aşırı zorlamalarla ve siyasi manipülasyonları da içeren tarzda..
Tüm partiler, bu durumu hedefleri doğrultusunda siyasal davranışa dönüştürmek istiyorlar.
Aleviler de tartışmalarda kendi içlerinde farklılaşmalara varan ciddi bölünmeler yaşıyor.
Aleviler homojen bir grup değil, siyasi davranışlarında da homojenlik beklemek mümkün değil, bu sadece bir ütopya veya ideal.
Ve gerçekte bunun farklılık taşıdığını herkes biliyor da kabul etmek istemiyor. Veya kendine göre – kendi siyasi düşüncesine, Alevilik anlayışına, etnisitesine … – şekillendirmeye çalışıyor. | @ismailenginhd

Adalet insanda başlar. 

0

Adalet insanda başlar
Hoş geldiniz canım dostlar 
Dirilsin kalpteki Faşlar 
Bu meydan da bu meydanda

Uzağı eyledik yakın 
Topladık buraya bakın 
Gıybet etme gelin sakın 
Bu meydan da bu meydanda

Bahçemizde açsın güller 
Bülbül olmuş şakır diller 
Gönül sazı çalıp söyler 
Bu meydan da bu meydanda

Gerçeklerden söz edelim
Yoğuralım öz edelim 
Şahım Aliye gidelim
Bu meydan da bu meydanda

Aşık Yunus söyler sözü 
Yaş doludur iki gözü 
Bilmeyenler bilsin bizi 
Bu meydan da bu meydanda

Cümle canı bir biliriz

0

Cümle canı bir biliriz
Kavga yazmaz kitabımız
Bir dil vardır dil içinde
Hakk lisanı hitabımız

İncitmeyiz karıncayı
Nur biliriz günü, ayı
Görmeyiz kusur, hatayı
Sırat tartmaz sevabımız

Bir vahdette bahaneyiz
Aşk elinden divaneyiz
Kör gözlerde viraneyiz
Gevher yüklü harabımız

Ten içinde can seçeriz
Aşka düşer dem içeriz
Gah konarız gah göçeriz
Sır küpüdür turabımız

Sözümüzün noksanı yok
Lehçesi yok, aksanı yok
Mimli, cimli lisanı yok
“Sev, sevil” der ayetimiz

Deruni’de Hakk’tır beniz
Orda gizli damla, deniz
Her kim ki der kafirsiniz
Eyvallahtır adabımız…

Bir Bilge Kızılderili Şefinden öğütler

0
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
Amerikan başkanına gönderdiği mektupWashington’daki büyük şef topraklarımızı almak istediği konusunda sözünü göndermiş. Büyük şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini göndermiş. Bu çok nazik bir hareket. Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza çok az ihtiyacı var. Ama biz teklifini düşüneceğiz. Çünkü biliyoruz ki, eğer satmazsak beyaz adam silahlarla gelip toprağımızı alabilir. Gökyüzünü, toprağın ısısını nasıl alıp satabilirsiniz? Bu fikir bize garip gelir. Eğer biz havanın tazeliğine ve suların parıltısına sahip değilsek, onları nasıl satın alabilirsiniz?

Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcek, halkımın deneyim ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular Kızılderililerin anılarını taşır.Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Öyleyse, Washington’daki büyük şef toprağımızı almak isteyince bizden çok şey istiyor.Büyük şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını söylüyor. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacağız. Öyleyse, toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil ama atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız, ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderdiler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak, hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de; bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz kibarlığı göstermelisiniz.

Kızılderili her zaman ilerleyen beyaz adam önünde geri çekilmiştir. Dağlardaki sisin sabah güneşi önünde kaçışı gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır ve bu tepeler, ağaçlar, dünyanın bu parçası bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim adetlerimizi anlamadığını biliyoruz. Toprağın bir parçası diğeri ile aynı onun için, çünkü geze gelip topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır o.Dünya onun kardeşi değil ama düşmanıdır ve onu fethetti mi ilerlemeye devam eder. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklardan dünyayı kaçırır. Aldırmaz. Babalarının mezarları ve çocuklarının hakları unutulmuştur. Annesi dünyaya ve kardeşi göğe, satın alınan, yağma edilen, koyunlara ya da parlak boncuklar gibi değişilen birer malmış gibi davranır, iştahı dünyayı yiyip bitirecek ve geride sadece bir çöl bırakacaktır.

Bilmiyorum bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin şehirlerinizin görünümü Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Ama bu belki de Kızılderili vahşi olduğundan ve anlamadığındandır. Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki de benim vahşi olmamdan ve anlamadığımdandır. İnsan bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir? Bir Kızılderiliyim ve anlamam. Kızılderili su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini ve yağmurun temizlediği ya da çamın koku verdiği rüzgarın kokusunu yeğler.Hava Kızılderili için değerlidir. Çünkü her şey aynı nefesi paylaşır.

Hayvanlar, ağaç, adam, hepsi aynı nefesi paylaşır. Nefes aldığı hava, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Günlerdir ölü bir adam gibi kötü kokuyla uyumuş. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için değerli olduğunu hatırlamalısınız, çünkü hava, sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır.Büyükbabamıza ilk nefes veren rüzgar, onun soluğunu da kabul edendir ve rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhun da vermelidir ve eğer size toprağımızı satarsak, onu, beyaz adamın bile gidip çayırın çiçeklerinin tat verdiği rüzgarı tadabileceği bir yer olarak, ayrı ve kutsal tutmalısınız.Ve toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek bir şart koyacağım.

Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak. Ben vahşiyim ve başka bir yoldan anlamam. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm, beyaz adamın geçen trenden vurup, bıraktığı. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın, bizim sadece canlı kalmak için öldürdüğümüz bufalodan nasıl daha önemli olabildiğini anlamıyorum.Hayvanlar olmadan insan nedir? Eğer bütün hayvanlar bitse, insan, ruhun büyük yalnızlığından ölürdü. Çünkü hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur, kısa süre içinde. Her şey birbirine bağlıdır. Ayakları altındaki toprağın büyükbabalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz.

Böylece toprağa saygı duyarlar. Çocuklarınıza, toprağın akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu söyleyin.Çocuklarınıza bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi öğretin. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.Bunu biliyoruz biz. Dünya insana ait değildir. İnsan dünyanındır. Bunu biliyoruz biz. Bütün her şey bir aileyi bağlayan kan gibi birbirine bağlıdır. Dünyaya ne olursa dünyanın oğullarına da o olur. Hayat ağını insan örmedi, o sadece bir lif onun içinde.

Ağa ne yaparsa kendine yapar.Dalgalar gibi.Ama halkım için ayrılan bölgeye gitme teklifinizi düşüneceğiz. Sizden ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz çok az önemli. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çok değiller.Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak. Bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için.

Ama niçin halkım geçip gidiyor diye yas tutayım ? Kavimleri insan yapar. O kadar. İnsanlar gelir ve gider. Denizin dalgaları gibi.Tanrısı kendisiyle arkadaş gibi konuşan ve yürüyen beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz.Hepimiz kardeş de olabiliriz. Göreceğiz. Bildiğim bir şey var ki, beyaz adam belki bir gün keşfeder. Tanrımız aynı tanrı. Şimdi sizin bizim toprağımıza sahip olmak istediğiniz gibi ona da sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama olamazsınız. O insanın Tanrı’sı, ve şefkati Kızılderililer için de beyaz adam için de aynı. Bu dünya onun için değerli, ve dünyaya zarar vermek onun yaratıcısını küçümsemektir. Beyazlar da geçip gidecek. Belki bütün diğer kavimlerden önce. Yatağına pislik yığmaya devam et, bir gece kendi pisliğinde boğulacaksın.

Ama yok oluşunda, seni bu topraklara getiren ve özel bir nedenle sana bu toprak ve kızılderili üzerinde hakimiyet veren Tanrı’nın gücüyle yakılmış olarak parlayacaksın. Bu son, bize bir sır, çünkü biz bufalolar katledildiğinde, vahşi atlar ehlileştirildiğinde, ormanın gizli köşeleri pek çok insanın kokusuyla dolduğunda, ve diri tepelerin görünümü konuşan tellerle lekelendiğinde anlamıyoruz. Çalılık nerede ? Gitmiş! Ve kıvrak taylarla av hayvanlarına elveda demek nedir ? Yaşamın sonu ve yaşamaya çalışmanın başlangıcı.Öyleyse, toprağımızı alma teklifinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu vadettiğimiz ayrılan bölge için olacak.

Orada belki, kalan kısa günlerimizi dilediğimizce yaşayabiliriz. Bu dünyadan en son Kızılderili de yok olduğunda ve anası sadece çayırlar üzerinde hareket eden bir bulut iken, bu kıyılar ve ormanlar hala halkımın ruhunu muhafaza edecekler. Çünkü halkım bu dünyayı, yeni doğanın annesinin yürek atışını sevdiği gibi sever. Öyleyse, eğer toprağımızı satarsak, onu bizim sevdiğimiz gibi sevin. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgilenin. Diyarın anısını onu aldığınızdaki gibi saklayın. Ve bütün gücünüzle, bütün aklınızla, bütün kalbinizle onu çocuklarınız için koruyun ve sevin. Tanrının hepimizi sevdiği gibi.Bildiğimiz bir şey var. Tanrımız aynı Tanrı. Bu dünya onun için değerli. Beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz. Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz. Göreceğiz

Bütün millet hükümete vardılar

0

Bütün millet hükümete vardılar
Erkek kadın sana irey verdiler
Senin gününde tireni gördüler
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Tirenin aleti hep bütün demir
İçinde yanıyor bir kara kömür
Mevla’m sana versin tükenmez ömür
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Mevla’m nasip etse binsem tirene
Ömür bereketi versin sürene
Müjde olsun bu günleri görene
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Sultan Hamit gibi demini sürmez
Her tarafa koşar bir yanda durmaz
Yalandan kavg’edip milleti kırmaz
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Hazin hazin esen seher yelleri

0

Hazin hazin esen seher yelleri
Hiç bülbül öter mi gül olmayınca
Her aşık dünyada murat alamaz
Yanıp ateşlere kül olmayınca

Mecnuna mekandır leylanın dağı
Arif olan seçer karayı ağı
Bağbansan bekleme şol kuru bağı
Ağaç meyva vermez dal olmayınca

Aşık isen aşk badesin nuş eyle
Arif ol daima gönül hoş eyle
Her an enginlere akıp çoş eyle
Ummana varılmaz sel olmayınca

Avcılar avlarlar ördeği kazı
Koldada taşırlar şahanı bazı
Aşığın maşığa geçemez nazı
O da sevdiğine kul olmayınca

Daimi’yim şu gönlümü coşursan
Aşkın deryasını baştan aşırsan
Arı gibi her çiçekten döşürsen
Emeğin zay olur bal olmayınca

Hey gaziler şunda günahkar oldum

0

Hey gaziler şunda günahkar oldum
Medet pirim imdat eyle talibe
Aradım günâhım özümde buldum
Medet pirim imdat eyle talibe

Varıp kırklar kapısından çağıram
Hem çağırıp hemi lebbeyk diyen
Posttan kalkıp mührü önüne koyan
Medet pirim imdat eyle talibe

Arza yetip enbiyaya erenler
Yemen’de taç vurup hırka giyenler
Zulmette kalmaz sizi sevenler
Medet pirim imdat eyle talibe

Çağırak doksan bin ere şehide
Mağripten maşrıka cümle işite
Hacı Bektaş Velî’den imdat yetişe
Medet pirim imdat eyle talibe

Sen Ali sırrısın himmetin yete
Fatıma kızındır Muhammed atan
Onları ayırmak yine bir hata
Medet pirim imdat eyle talibe

Eyyüb’ün kurdunu döküp sağ eden
İbrahim’in yerin çayır su eden
Kara don giyip de ağ deveyi yeden
Medet pirim imdat eyle talibe

Hasan Hüseyn şebber-şubber kulaktır
İmam Zeynel İmam Bakır yanaktır
İmam Caferhüsn hecesinde ayandır
Medet pirim imdat eyle talibe

Musa Kazım Rıza kalemdir kaştır
Taki Naki çeşmi onlara eştir
Hasanü’l-Askeri dehanda diştir
Medet pirim imdat eyle talibe

Mehdi dedim masum pake yetirdim
Mürvet dedim el pençeye oturdum
On ik’İmamlar’a iman getirdim
Medet pirim imdat eyle talibe

Kul Himmet’im eydür var özün öldür
Cümle eksikliğin mürşide bildir
Engür şerbetini tuttuğum eldir
Medet pirim imdat eyle talibe

İkrar verdim bu ikrarı güderim

0

İkrar verdim bu ikrarı güderim
İkrarımdan dönmem yolun ucundan
Eksikliğim bilip yoldan kalmadım
Tarikim ararım dinin ucundan

Gelin seyredelim bad-ı sabaha
Yerle gök bend olmuş şemsinen maha
Üç bölük turnam çıkmış seyrangaha
Ayrılmam katardan telin ucundan

Üstümüzde bir nur doğdu dolunmaz
Her kula bir sevda vermiş bilinmez
Ya Ali bu dünya sensiz olunmaz
Çok emek sarfettim la’lin ucundan

Yaz gününün suyu bulanık akar
Kişi sevdiğine böyle mi bakar
Yaz bahar eyyamı bülbül yas çeker
Harına dağlattım gülün ucundan

Pir Sultan Abdal’ım Muhammet Ali
Yardımcımız olsun ol Hızır Nebi
Görmeyeli seni del’oldum deli
Halini sormazam ilin ucundan

Sıdk ile Ali’yi severim dedi

0

Sıdk ile Ali’yi severim dedi
İtikadı beklenmiyor n’eyleyim
Güzel Şah yoluna iverim dedi
İkrara da bağlanmıyor n’eyleyim

Arz edip lokmayı yiyemiyorlar
Günahlı günahın diyemiyorlar
Yuyucular meyti yuyamıyorlar
Söz çok amma söylemiyor n’eyleyim

Hak ile tercüman lokma yenmiyor
Her günah sorulup derman olmuyor
Anınçün nüfuzlar yerin almıyor
Söylesem de dinlenmiyor n’eyleyim

Şab ile şekeri seçemiyorlar
Hak edip dünyadan göçemiyorlar
Günahlı günahın açamıyorlar
Şimdi haber anlanmıyor n’eyleyim

Pir Sultan Abdal’ım özün yoklamaz
Kulum der de pir eşiğin beklemez
Ben sofuyum deyü nefes saklamaz
Şimdi nefes saklanmıyor n’eyleyim

İlm-i hakikatten sual sorarsan

0

İlm-i hakikatten sual sorarsan
Onu da her cana diyebilin mi
Varlığın var ise desti bus eyle
Birini erteye koyabilin mi

Kime layık görmüşlerdir duayı
Arif olan boylar umman ovayı
Bir sofrada yedi katar deveyi
Sen bir oturuşta yiyebilin mi

Deve yerken arif seni görürse
Arayıp da çiğ yerlerin bulursa
Katarın birisi eksik gelirse
Altı katar ile doyabilin mi

Mümin eli neylen sen sana bakın
Sen seni yukarı tutmaktan sakın
Doksan bin koyunu çaldırma sakın
Onu darıltmadan sağabilin mi

Doksan bin koyunu sağdığın şarda
Onu bir küleğe koyduğun nurda
Yüz yirmi dört meyyit yatar bir handa
Kırkına bir tas su koyabilin mi

Çok deryalar geçtim yare varırken
Susuz öldüm dört ırmağı görürken
İsrafil ta arşta sela verirken
Yedi kat yer altında duyabilin mi

Veli’m eyder harfe ereyim dersen
Hakk’ın cemalini göreyim dersen
Sorgusuz cennete gireyim dersen
Candan sevdiğine kıyabilin mi

İkilik kinini içimden atıp

0

İkilik kinini içimden atıp
Özde ben bir insan olmaya geldim
Taht kuralı ariflerin gönlünde
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Meğerse aşk imiş canın mayası
Ona mihrap olmuş kaşın arası
Hakkın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Bütün mürşitlerin tarif ettiği
Sadıkların menziline yettiği
Evliyanın enbiyanın gittiği
İzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Ben de bir zamanlar baktım bakıldım
Nice yıllar bir kemende takıldım
O aşkı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Süregeldim aşk meyini içerek
Herbir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Gör ki Nimri Dede şimdi neyleyip
Gerçek aşk her yönüyle söyleyip
Her türlü sefaya veda eyleyip
Sazda ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Gönülden maniler yazar

0

Gönülden maniler yazar
Elim insana insana
Türkülerde eyler nazar
Dilim insana insana

Kainata şöyle bakin
Sona doğru gider akın
Şah damardan daha yakın
Ölüm insana insana

İnsan diye geldik madem
Kimi bunu bilmez nidem
Yakışır mı söyle adem
Zulum insana insana

Kıssa etsin sözü kimse
Akıl fikir azı kimse
Hayvan olur bazı kimse
Derim insana insana

Hiç bir şey varolmaz yoktan
Hak insanda insan hakta
Ben kıblemi buldum çoktan
Yolum insana insana

Garibi der yari övmek
Yüreği tavında dövmek
Yakışır gönülden sevmek
Gülüm insana insana

Elest hitabında beli deminde
Kul olduk sultana elhamdülillah
Vahdet binasında birlik ceminde
Yol bulduk sultana elhamdülillah

        Dört atadan yoğrulmuştur aslımız
        Hak dergaha doğru gider neslimiz
        Der GARİBİ virdimiz hem vaslımız
        Dil bildik sultana elhamdülillah

1969 yılında Amasya ili Gümüşhacıköy ilçesi Akpunar köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Rıza ÇEVİK’tir.

Ortaöğrenimini Merzifon’da tamamladıktan sonra 1988 yılında Hava Astsubay olarak orduya katıldı. Yurdun çeşitli yerlerinde 20 yıl hizmet verdikten sonra 2008 yılında emekliye ayrıldı.

İnsanlığa önem veren, saygı, sevgi ve muhabbet bağımlısı, hemen hemen her akşam evinde Hak Muhammed Ali muhabbetleri yapılan bir aile geleneği ve kültürüyle yetişti. İlk şiirini 15 yaşında yazdı.

Şiir, saz ve muhabbetle ailesinden aldıklarının üzerine kendi araştırmalarını da katarak aşıklık ve Alevi-Bektaşilik konuları üzerine kendini yetiştirdi. 1992 yılına kadar kullandığı GARİB mahlası, Muharrem Safa ULUSOY efendinin bir harf eklemesi üzerine GARİBİ olarak değişti.

İlk günden itibaren yazdığı her şiirde insanlık, doğruluk, güzellik, aşk ve duygu konularını işledi. İnsanlara öğüt veren, onları doğruluğa, adem olmaya yönlendiren şiirler yazdı ve aynı çizgide devam etmektedir.

Kendi eserlerinin yanında diğer aşıkların eserlerinden de derlemeler yaparak bunları katıldığı meclislerde seslendirmektedir. 400 ün üzerinde şiiri mevcuttur.
Evli ve iki çocuk babası olan Garibi, 2008 yılından itibaren yaşamını Almanya’da sürdürmektedir.

Eserlerinden bazıları:

HOŞGÖRÜ ALEME HÜKÜMDAR OLSA

Hoşgörü aleme hükümdar olsa
Çalsa kılıcını kine nefrete
Hırs dağı erise yerle bir olsa
Meydan mı kalırdı bunca illete

Öfke zararını yanında taşır
Dumanı geçtiği yere bulaşır
İnsanlığa alçak gönül yaraşır
Barış ihsan eder her bir millete

Sevgi saygı yön verirse menzile
Doğruluk hücresi konsa her dile
Kibir tarlaları verilse sele
Yetmeden mahsulü derde külfete

Doğrunun peşinden eğri gidilmez
Çoban, zulüm ile koyun güdülmez
Senlik benlik diye dava edilmez
Haktan bürünmüştür alem surete

Ele geçse sabır ile merhamet
Zor değil hakimsiz inan adalet
Aşktır insanlığa sonsun selamet
Gerek yokki cehenneme cennete

Cimriyi mum ile arasak birgün
Cehalet dağını eylesek düzgün
Fitneye fesada ver etsek sürgün
Zeval mı gelirdi tacı devlete

Gelip geçen nebi, eren, evliya
Umut denizine çaldılar maya
Malesef GARİBİ hayal bu dünya
Bozuldu mayalar soktuk zahmete

GEL GÖNÜL

Gel gönül aklını başına devşir
Felek bakmaz derler gözün yaşına
Fesattan beladan yüzünü çevir
Kimse bilmez neler gelir başına

Emek harca döktür alın terini
Kapından uzak tut elin körünü
Kârda iken anmadığın birini
Darda iken çağırması boşuna

Her güzele eda ile yaklaşma
Aldanıp süsüne şere bulaşma
Kurtlarınan çakalınan dalaşma
Sürüsünü takar gelir peşine

Dönüyor durmadan dünyanın çarkı
Dost ol hayat ile ödetir farkı
Yönün bilmediğin her suyun arkı
Çeviremen kış getirir kışına

Boşuna geçirme dünü bugünü
Herkes bilir olgun ile ölgünü
İman kazanında pişir kendini
Taş toprağı doldurmadan döşüne

Dert derler kiminde dağları aşar
Boş kabı doldurmaz dolusu taşar
Hayalin sonu var gerçek hep yaşar
Yazarlar GARİBİ mezar taşına

AŞKTIR SULTANIM

Gönül bir deryadan beslenip durur
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım
Diller şeyda bülbül zare dem vurur
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım

Sadık yar olamaz asla bivefa
Gönülü gönüle katmaktır sefa
Ateşin oduna ettiği cefa
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım

Bu derdi beliyi başa düşüren
Dalga dalga şu gönülü coşuran
Türlü mihenklerle aklı şaşıran
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım

Kimi deli eder kimi divane
Arayanın bulması ne şahane
Leyla mevla için olmuş bahane
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım

GARİBİ günbegün derde düştüğüm
Vurup vurup ciğerimi deştiğim
Kor ateşin üzerinde piştiğim
Sevgidir sevdadır aşktır sultanım

KÜP KARINLI KOCA DÜNYA

Küp karınlı koca dünya
Doymuyorsun doymuyorsun
Haklı haksız bir tarafa
Koymuyorsun koymuyorsun

Taktın fakir hırkasına
Gün geçirttin şakasına
Niçin benden başkasına
Kıymıyorsun kıymıyorsun

Her gün gönül eğlemekten
Beni deli eylemekten
Her cefayı söylemekten
Caymıyorsun caymıyorsun

Suyun yönü kimden yana?
Bıraktın beni zamana
Benim çizdiğim plana
Uymuyorsun uymuyorsun

Kendin büyük yolların dar
Her canlıya hünerin var
Bana neden reva bu zar
Aymıyorsun aymıyorsun

Kimini aldın idamdan
Kimine verdin kelamdan
GARİBİ’ yide adamdan
Saymıyorsun saymıyorsun

ELHAMDÜLİLLAH

Elest hitabında beli deminde
Kul olduk sultana elhamdülillah
Vahdet binasında birlik ceminde
Yol bulduk sultana elhamdülillah

Konduk bir hazneye aşkın barından
Varlığa büründük hak didarından
Emanet bağından can pazarından
Gül aldık sultana elhamdülillah

Nefsimiz nefesle buluştu handa
Tarikat ehline yol açtık canda
Sevgi muhabbetle yeşerdik anda
Bal çaldık sultana elhamdülillah

Dört atadan yoğrulmuştur aslımız
Hak dergaha doğru gider neslimiz
Der GARİBİ virdimiz hem vaslımız
Dil bildik sultana elhamdülillah

KIŞLIK GİYİN YAZ KISA

Bu dağların dumanı var karı var
Aman kardeş kışlık giyin yaz kısa
Yollar sarpa zordan daha zoru var
Aman kardeş kışlık giyin yaz kısa

Sağdan soldan ürür çakalı kurdu
Avcının kurduğu tuzakta derdi
Uçurum kenarı, aşılmaz ardı
Aman kardeş kışlık giyin yaz kısa

Eteğinde saçın başın yoldurur
Seni nice hayallere daldırır
Çığ düşürür üzerini doldurur
Aman kardeş kışlık giyin yaz kısa

Deve güdülecek dağ geçilecek
Yayla çiçeğinden bal seçilecek
GARİBİ menzile yol açılacak
Aman kardeş kışlık giyin yaz kısa

türküsitesi.com

İrfan meclisine oturmak için

0
138, 236, 260, 1, 1, 476

İrfan meclisine oturmak için
Engin olup engin varmak hoş olur
Hizmetleri tekmil yetirmek için
Gönül alıp gönül vermek hoş olur

Kişiye yüksekten bakıcı olma
Verdiğini başa kakıcı olma
Gönülleri yap da yıkıcı olma
Göz şavkı ile örmek hoş olur

Bir hizmet eyle ki dosta yarasın
Sakın ha azdırma dostun yarasın
Demesinler sana sen bir yarasın
Melhem ol sen yara sarmak hoş olur

Halil Semavi’yem gönül mimarı
İçim bir şehirdir vücut diyarı
Saklarım orada ulu gaffarı
Her an kalp gözüyle görmek hoş olur

Bir acayip yere vardım

0

Bir acayip yere vardım
Baktım o yer meyhaneymiş
Kimler vardır diye sordum
Mensupları rindaneymiş

Güzel sözler duyup kandım
Özden alev alıp yandım
Ben onları sarhoş sandım
Meğer hepsi mestaneymiş

Kamillerin nefesinde
Anlam vardı saz sesinde
Bu arifler meclisinde
Meğer içki bahaneymiş

Orda vardı güler yüzler
Bilimseldi bütün sözler
Görüp anladım ki o yer
Bir mekteb-i irfaneymiş

Derviş Kemal denemeyi
Uygun görüp içtim meyi
Böyle güzel fakülteyi
Kınayanlar divaneymiş

Kaynak: Derviş Kemal