Ana Sayfa Blog Sayfa 58

Sendeki varlığı arayıp durma

0

Sendeki varlığı arayıp durma
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost
Gidipte kendini kimseye sorma
Sen sana dön, sen Sendesin güzel dost

Bütün canlı cansız kendi halinde
Levhi kalem emir bekler elinde
Kainatı sen var ettin dilinde
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost

Kalbin ayna gibi sözünde senin
Kudret dediğin nur yüzünde senin
Ne cevherler vardır özünde senin
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost

Bilimsel değilse bırak geride
Medet umma cinde minde peride
Canavar yer ayrı kalma sürüde
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost

SİNEMİ sözlerim giderse boşa
Bundan ötesine karışmam haşa
Gel itibar etme hayale düşe
Sen sana dön, sen sendesin güzel dost

Hakikat ilminde bir nokta buldum

0

Hakikat ilminde bir nokta buldum
Umm’ül Kur’an o noktada gizlidir
Okudum hecesin zatını bildim
Sırr-ı Süphan o noktada gizlidir

Aslı bir noktadır taht-üs serada
Tecelli gösterir her bir eşya da
Alemal esma da, bay i geda da
Ali İmran o noktada gizlidir

Yedi mushaf, yedi esma, yedi ayet
Mana-yı gencinde gösterir suret
Yedi kat gök, yedi kat yer, semavat
Arş-ı rahman o noktada gizlidir

Bir noktadan zahir oldu semevat
Selavat verenler bulur saadet
Mazhar-ı Muhammed, nur-ı hidayet
Mah-ı taban o noktada gizlidir

Sıdkî hatmeyledi cim ile dalı
Üstaza ermiyen bilmez bu halı
Mayası Muhammed, esrarı Ali
Seb-ül mesan o noktada gizlidir

Sıdkî Baba

Düştük bir zamana elsiz ayaksız

0

Düştük bir zamana elsiz ayaksız
Hak yolundan çıkan haklı sayılır
Kurulmuş yolu bozan densizler
Düşünceye saygı diye sarılır

Derin dalıp gider bab-ı gaflete
Kararmış zihinle cemi sohbete
Erkana uymayıp hep koşup öne
Başı çeken nursuz haklı sayılır

Türlü türlü bed fikir izhar edenler
Yalana yanlışa alkış tutanlar
Sazlı sözlü cenaze defin edenler
Cahil cüheylalar pirden sayılır

İnsan olan asla yalan söylemez
Körler diyarına huruç eylemez
Yanlışa doğru asla diyemez
Diyen gafil canlar düşkün sayılır

Kul yükselim sütü bozuk olana
Yolumuza fitne fesat sokana
Sövme atasına belki uyana
Uyanmayan ham ervahtan sayılır.
KUL YÜKSEL

Haziret-i Hızırselâm göndermiş

0

Haziret-i Hızırselâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsin deyu
Muhammedkandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsin deyu

Giyinip yediği meydanla erle
Yolu doğru tut da erkânı birle
Kimi talip olmuş kimisi pîrle
Onu birbirine kat etsin deyu

Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Anı ileriye çek etsin deyu

Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur keçinin sütünü içme
Direksiz köprüyü uğrayıp geçme
Onun temeli yok, yık etsin deyu

Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehberin buyruğun tutamaz ise
Hakk cem’ine meyil katamaz ise
Yükü saman, çaya dök etsin deyu

BUDALA’m der cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Müdarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dık etsin deyu

BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM

Bülbül oldum gül dalında şakırım
Gül dalında biten gül nene yetmez
Süleymanım kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez

Aşk kitabın açtım okur yazarım
Hakka doğru açılmıştır nazarım
Neme gerek dağı taşı gezerim
Şol pirime giden yol neme yetmez

Derviş oldum bir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viranede çöl neme yetmez

Şu dünyanın olcağı malumdur
Bu ilmin aslına eren alimdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Eski hırka ile çul neme yetmez

Budalam sırrına kimseler ermez
Tevekkül mal altın eteğin komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez

…………………………………….

Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki ela gözler göz ala
Gözleri sürmeli kaşlar ne kara

İsmi çıkıp alemlerde öğüle
Dudu kumru haber vermiştir güle
Seher vakti davlunbazı dövüle
Zülfü çevgan yanakların ne kara

Melek bizden çok seğirdin baş ile
İki gözün doldu kanlı yaş ile
Dostum kumaşın uygurmuş baş ile
Ne aldır ol ne kırmızı ne kara

Ne ziba yaratmış yaradan Gani
Sel oldu aktı gözlerimin kanı
Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı
Ben söylerim ne ak söyler ne kara

Budalam neylerim ben bu mali
Sohbet ile bulmuşum ben kemali
Mahbub derler gösterme gül cemali
Ne yağmura ne güneşe ne kara

…………………………………………

Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez

Derviş oldum pîr eteğin tutarım
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız virâneler çöl neme yetmez

Aşk kitabın ele aldım yazarım
Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım
Neme gerek dağ başında gezerim
Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez

Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur
Bu sırrın aslına inen Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez

BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye koymaz
Kişi kısmetinden ziyâde yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez

Haziret-i Hızırselâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsin deyu
Muhammedkandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsin deyu

Giyinip yediği meydanla erle
Yolu doğru tut da erkânı birle
Kimi talip olmuş kimisi pîrle
Onu birbirine kat etsin deyu

Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Anı ileriye çek etsin deyu

Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur keçinin sütünü içme
Direksiz köprüyü uğrayıp geçme
Onun temeli yok, yık etsin deyu

Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehberin buyruğun tutamaz ise
Hakk cem’ine meyil katamaz ise
Yükü saman, çaya dök etsin deyu

BUDALA’m der cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Müdarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dık etsin deyu

BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM

KUL BUDALA

Bülbül oldum gül dalında şakırım
Gül dalında biten gül nene yetmez
Süleymanım kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez

Aşk kitabın açtım okur yazarım
Hakka doğru açılmıştır nazarım
Neme gerek dağı taşı gezerim
Şol pirime giden yol neme yetmez

Derviş oldum bir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viranede çöl neme yetmez

Şu dünyanın olcağı malumdur
Bu ilmin aslına eren alimdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Eski hırka ile çul neme yetmez

Budalam sırrına kimseler ermez
Tevekkül mal altın eteğin komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez

KUL BUDALA

Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki ela gözler göz ala
Gözleri sürmeli kaşlar ne kara

İsmi çıkıp alemlerde öğüle
Dudu kumru haber vermiştir güle
Seher vakti davlunbazı dövüle
Zülfü çevgan yanakların ne kara

Melek bizden çok seğirdin baş ile
İki gözün doldu kanlı yaş ile
Dostum kumaşın uygurmuş baş ile
Ne aldır ol ne kırmızı ne kara

Ne ziba yaratmış yaradan Gani
Sel oldu aktı gözlerimin kanı
Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı
Ben söylerim ne ak söyler ne kara

Budalam neylerim ben bu mali
Sohbet ile bulmuşum ben kemali
Mahbub derler gösterme gül cemali
Ne yağmura ne güneşe ne kara

Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez

Derviş oldum pîr eteğin tutarım
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız virâneler çöl neme yetmez

Aşk kitabın ele aldım yazarım
Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım
Neme gerek dağ başında gezerim
Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez

Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur
Bu sırrın aslına inen Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez

BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye koymaz
Kişi kısmetinden ziyâde yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez

ÂŞIK BUDALA (18. yy ORTALARI)
Kutlu Özen
Sivas, Tokat, Amasya, Erzurum ve Kars gibi Toroslar ve Çukurova’da âşıkların harman olduğu yörelerimizden birisidir. Adana’dan Gaziantep ve Kahramanmaraş’a kadar uzanan sahada Karacaoğlan, Dadaloğlu, Deliboran, Elbeylioğlu, Gündeşlioğlu, Derdiçok, Sıdkı… gibi halk edebiyatımızın ünlü ozanları yetişmiştir. 18.yy ikinci yarısında yaşamış olan Aşık Budala da bu yörenin, Torosların güçlü bir şairidir. O da Dadaloğlu gibi iskâna tabi tutulmuş ve mensubu olduğu Beğdilli oymağı ile Rakka’ya sürgün edilmiştir. Bugün Çukurova’da ve Toroslarda Beğdilli oymağından pek az Türkmen kalmıştır. Bunlar da İçel’in Gülnar ve Adana’nın bazı yörelerinde yaşamaktadırlar.
Âşık Budala hakkındaki kişisel kanaatlarımızı belirtmeden önce bu alanda yapılan çalışmaları anlatmayı uygun gördük.
ÂŞIK BUDALA KONUSUNDA ÇALIŞMALAR:
Sadeddin Nüzhet Ergun:
Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri adlı eserinde Budala, Kul Bu¬dala hakkında şu bilgiyi vermektedir:
“XVII. asırda yaşadığını tahmin ettiğimiz Bektaşi şairlerindendir. Yalnızca Bektaşiliği terennüm etmekle kalmayan, âşıkane mahiyette birtakım koşmalar da vücuda getiren bu saz şairinin eski ve yeni mecmualarda hece vezniyle kaleme alınmış epeyce şiirine tesadüf olunmaktadır’ (1)
Ergun, adı geçen eserinde Budala’nın dört koşmasına yer vermiştir. Bunlardan ikisi Sivas yöresinde tutulmuş olan cönklerde de geçmektedir.
(1) S.N.Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, Cilt: 1-2, istanbul Maarif Ki- taphanesi, lstanbul-1955, s.69
Muhammed, Ali’ye selâm gönderdi.
Oturduğu postu paketsin dedi
Miraçtan indikte yine söyledi
Yediği lokmayı haketsin dedi. (2)

ÂŞIK BUDALA Bizdeki cönkte ise aynı nefes şöyle başlamaktadır:
Hazreti Hızır selâm göndermiş
Oturduğu postu pâk itsün diyü
Muhammed kandilden indi, buyırdı
Yediği lokmayı hak itsün diyü (3).

Adı geçen nefes her iki kaynakta da 6 dörtlükten ibarettir. Son dörtlük Ergun’daki nüshada “Kul Budala” olarak geçtiği halde bendeki cönkte “Budala” olarak geçmektedir.
Kul Budala’m cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Hile ile yola gitse bir kişi
Onu cehenneme tık etsin dedi (4)

Budala’m der cehennemin atası
Rehbere bağlıdır talibin başı
Mudarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dik atsun diyü (5)

Ergun, a.g.e., s.69
Divriği Höbek köyü 1290 tarihli cönk
Ergun, a.g.e., s.70
Divriği Höbek köyü, 1290 tarihli cönk

Bülbül oldum gülistanda şakırım
Gül dalında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım, kuş dilinden okurum
Bana talim olan dil neme yetmez (6)

  • Bizdeki cönkte de adı geçen şiir aynı dörtlükle başlamakta pek az nüsha farklarıyla devam etmekte ve Budala, tapşırması ile bit¬mektedir. (7)
    b. Naci Kum Atabeyli:
    Budala konusundaki ilk çalışma Naci Kum Atabeyli’ye aittir. Ata¬beyli, 1937 tarihli Ülkü mecmuasında “XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar” adlı incelemesinde Budala’nın dört şiirini neşretmiştir. Bu şiirlerin dördü de iskân konusunu işlemektedir. (8) Atabeyli, bu şiirlerden yola çıkarak Budala hakkında özetle şu bilgiyi vermektedir:
    “…Fakat biz Budala’nın şiirlerinde geçen isimlerin delaletiyle şairin Selim III (1776) sıralarında yaşadığını tespit ediyoruz. Manzu¬mede adı geçen Yusuf Paşa, Koca Yusuf Paşa olacaktır. Kadıoğlu ise Konya’da Nizam-ı Cedid teşkilatını yapan zattır (9)”.
    Yine Atabeyli, Budala’nın şiirlerinden yola çıkarak onun Kırıkkale iline bağlı Hasan Dede kasabasındaki “Gazi Âşık Hasan Dede” ile de bir gönül yakınlığı içinde bulunduğunu belirtmektedir. Bu konuda şöyle demektedir: “Kırıkkale kamununa bağlı Hasan Dede köyünde, Mimar Sinan camiine bitişik türbesi bulunan Hasan Dede menkıbeleri etrafında yazılan manzumelerin/şiirlerin üçü Budala’nın mahlasını
    Ergun, a.g.e., s.70
    Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk
    Naci Kum Atabeyli, XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar, Ülkü, Cilt: X, Sayı: 58, llkkanun 1937, s.321-325
    Atabeyli, a.g.m., s.323 taşıyor” (10). Dr.Tahir Kutsi Makal “Halkbilim ve Edbiyat” adlı eserin¬de aynı hususa değinmektedir. “…Gazi Âşık Hasan Dede, Bektaşiler aasında çok sevilen ve saygı duyulan bir kişiliğe sahiptir. Hasan Dedenin bendesi Deli Boran, Derviş Ali, Budala, Âşık Vey¬sel… gibi ozanlar O’nun öven şiirler yazmışlardır” (11).
    Atabeyli, adı geçen makalesinde Hasan Dedeyle ilgili şöyle bir menkıbeyi de anlatmaktadır.
    “Balım Sultan’ın postnişliği zamanında dergâhtaki Akpınar’dan Kızılelma akıyor. Hasan Dede, o civarda sekiz on kişi ile oturup konuşurken, Balım Sultan’a misafir oluyorlar. Balım Sultan, Hasan Dedeye işaret ederek “Ceyhan kazası senin nasibindir, git nasibin ordadır” diyor. Orada Türkmenden dört aşiret kendisine tâbi oluyor¬lar: B eğ dilli, Gündeşli, llbeğli, Kuyumcu. Bu aşiretlerden bir kısmı Adana tarafında yerleşiyorlar” (12)
    Atabeyli’ye göre asıl adı Hüseyin Şah olan Budala, Beğdilli oymağına mensup bir Türkmendir (13)
    Refik Ahmet Sevengll:
    Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şairleri adlı eserinde Atabey- li’nin makalesinden de yararlanarak Budala hakkında şu bilgiyi ver¬mektedir:

“…Budala mahlâsıyla şiirler söyleyen Bektaşi şairinin adı Hüseyin’dir” dedikten sonra Atabeyli’nin makalesinde geçen iki şiiri örnek olarak vermiştir (14).
Prof.Dr.Şükrü Elçin:
Elçin, “Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnâmesi” adlı makalesinde Âşık Budala’dan da bahseder. Sun’i XVII. yüzyılda yaşamıştır.
Atabeyli, a.g.m., s.322
Dr.Tahir Kutsi Makal, Halkbilim ve Edebiyat, lstanbul-1990, s.46
Atabeyli, a.g.m., s.323
Atabeyli, a.g.m., s.325
R.Ahmet Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şâirleri, İstanbul, 1965, s.
224-233
Şâimâmesinde 108 şairin adını zikretmiştir. Prof.Dr.Şükrü Elçin tarafından neşredilen bu şâirnâmede Budala şu dörtlükte geçmektedir.
Kızkapan’ın tab’ı bir derya idi Kuloğlu şakıyan bir şeydâ idi BUDALA da gayet pür-sevdâ idi Üryan gezer idi Derviş Ferahi (15)
e.Mehmet Sabri Koz:
Koz, Türk Dili ve Edebiyatı Ans. (Dergâh) yazmış olduğu Budala maddesinde Âşık Budala hakkında şu bilgiyi vermektedir:

“XVIII. yy. halk şairlerindendir. Türkmen aşiretlerinden birine mensup ve Bektaşi olduğu sanılıyor. Şiirlerinde göçebe aşiretlerin iskân olaylarından, aşiretlerarası mücadelelerden aşiretlerin ünlü kişilerinden ve devrin devlet adamlarından söz ettiği gibi tarikat ko¬nularına da değinmiştir. Bazı şiirlerinde mahlasının başına “Kul” sıfatını da getirdiği görülüyor. Nerede, hangi yıllar arasında yaşadığı bilinmediği gibi, bazı kaynaklarda XVII. yüzyılda yaşamış olarak gösterilmektedir. XVII. yüzyıl âşıklarından Sunînin şâimâmesinde anılmaktadır. Bu kayıt Sunînin yaşadığı asır değişmedikçe XVII. yüzyılda Budala mahlâslı bir âşığın yaşadığını düşündürecektir. Bunu şimdilik ayırt etmek mümkün gözükmüyor” (16).

Görüldüğü gibi S.N.Ergun’la başlayan çalışmalar günümüze kadar sürdürülmüştür. Âşık Budala yalnız Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep yöresinde tanınan bir ozan değildir. Ankara, Sivas ve Tokat yöresinde de tanınmaktadır. Nitekim bu yörelerde tutulmuş olan cönklerde Âşık Budala’mn şiirleri de yer almaktadır. Biz bu araştırmamızda Budala’mn altı koşmasını halk şiirimize ka¬zandırmaya çalıştık.

Bunlardan:
Prof.Dr. Şükrü Elçin, Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnamesi, MİFAD, Halk Ed.Araştırmaları, Ankara, 1977, s.282-89
M.Sabri Koz, Budala maddesi, Türk Dili ve Ed. Ans. Cilt: 1, Dergâh Yay.
Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim (17)
dörtlüğüyle başlayan koşması,
Yörük olur gönül kuşu
Evliya söyletir taşı
İrfanını bilen kişi
İrfanda niyaz eylesin (18)

dörtlüğüyle başlayan semaisi ile,
Elime aldım kalemi
Seyrettim cümle âlemi
Arifler seçer kelamı
Gevher incilmez incitmez (19)

dörtlüğüyle başlayan diğer semaisi ilk defa tarafımızdan derlen¬miştir.
Altı şiirinin beşini koşma ve semai tarzında yazan Budala, diğer bir şiirini bozuk bir aruzla ve fâilâtün/fâilâtün/fâilâtün/fâilün vezniyle yazmıştır. İlk bakışta hece vezniyle yazılmış gibi görünüyorsa da aaba/ccca/ççça/ddda/eeea kafiye düzeniyle yazılan bir divandır.

Üç huruf ile bir nokta dört krtab andan çıkar
Elifi mim’den ayıran o kezzab dinden çıkar
Üstüvayı hikmetini değme bir can anlamaz
Ziya verir şems kamer mâhı-tâb andan çıkar

Divriği Örenik Köyü tarihsiz cönk
Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk
Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk
dörtlüğüyle başlayan divan,

Ey Budala tefekkür ol gözle dostun yolunu
Künt- ü kenze nazar eden bulur ednâ halini
Bâ ile câ, zâ ile kâ, o gösterir yolunu
Ehl-i hakikat mâdeni cavidan andan çıkar (20)
dörtlüğü ile bitmektedir. Divan, tamamen Hurufîliğe ait kelimeleri, tel¬mihleri, harfleri ihtiva etmektedir. (21)
Bütün bu bilgilerden ve yayınlanmış şiirlerden yola çıkarak ko¬nuyu şöylece özetleyebiliriz:
Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Noksaniler, Feryadiler… örneğinde olduğu gibi bizim kanaatimize göre farklı yüzyıllarda yaşamış ve Budala mahlâsıyla şiirler yazmış halk ozanları vardır.
Bunlardan ilki Sunînin Şâirnâmesi’nde adı zikredilen XVII. yy.da yaşamış Budala’dır.
Budala mahlâslı ikinci halk ozanı XVIII. yy.da Toroslarda yaşamış Beğdilli oymağına mensup Âşık Hüseyin’dir. Bu ozan şiirlerinde “Kul Budala ve Budala” mahlasını kullanmıştır. Şiirlerinden örnekler verdiğimiz ozan, Âşık Hüseyin’dir.
Divan tarzında şiirler yazan, Hurufîliği benimsemiş olan Budala’nın bizim kanaatimize göre Âşık Hüseyin’le ilgisi yoktur. Budala mahlâslı bu üçüncü halk şairi konusunda iddialı değiliz. İleride yapılacak olan bilimsel araştırmalar bu konuya açıklık getirecektir.
Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk
Fazlullah Hurufî (1339-1393), Hurufîliğin kurucusu
DEYİŞ/KOŞMA (NASİHAT)

Hazreti Hızır selâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsün deyü
Muhammed kandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsün deyü

Yiyüb yediğini meydanda erid
Yolı togrı tut da erkânı yürüd
Kimi talib olmuş kimisi purud
Anı birbirine kat etsün deyü

Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Elinde ilerüye çak etsün deyü

Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur kimsenin südini içme
Direksiz köprüyü uğrayup geçme
Elin temeli yok yık etsün deyü

Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehber buyırdığın tutamaz ise
Hak cemine meyi katamaz ise
Yükü saman …. dök etsün deyü

BUDALA’m der cehennemin atası
Rehbere bağlıdır talibin başı
Mudarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dik atsun deyü

Açıklama:
Divriği Höbek köyünde tutulan 1290 tarihli cönk. Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.69-70) nüsha farkıyla geçmektedir. “Kul Budala’m cehennemin ateşi” tapşırması bulunmaktadır.

DEYİŞ/KOŞMA (NEFES)

Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden öterim
Bana talim olan dil neme yetmez

Derviş oldum pir eteğin tutarım
Hakka doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viraneler çöl neme yetmez

Aşk kitabın ele aldım yazarım
Daim hakka doğru meylim nazarım
Neme gere dağ başında gezerim
Ol kerime giden yol neme yetmez

Bu dünyanın nolacağı malûmdur
Bu sırrın aslına eren Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez

BUDALA’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez.

Açıklama:
Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk (XIX. yy?) Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.70) nüsha farkıyla geçmektedir.

DEYİŞ/SEMAİ

Yörük olur gönül kuşu
Evliya söyletir taşı
İrfanını bilen kişi
İrfanda niyaz eylesin

Alma gözlü arayanlar
Ahdi bütün koçyiğitler
Yeryüzünde biten otlar
İrfanda niyaz eylesin

Hacca giden can hacılar
Görmesin ağrı acılar
Yoloğlu, müslim bacılar
İrfanda niyaz eylesin

Der BUDALA’m oldu tamam
işte şimdi hazır zaman
Şeyh Safi’yan, On’ki İmam
İrfanda niyaz eylesin

Açıklama:
Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk
DEYİŞ/KOŞMA (GÜZELLME)

Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Çıkıp çıkıp yollarımı bağlama
Ciğerciğim hak oduna dağlama
Gitti kömür gözlüm beni eğleme
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Gideceğin yollar kıştır borandır
Gidiyorum geleceğim gümandır
Yardan ayrılmışım hayli zamandır
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Gideceğim yollar hayli yokuşlu
Ağ gerdana çifte benler nakışlı
Üsküfün eğdirmiş şahin bakışlı
Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim

BUDALA’m eydür ömrümün varı
Canımın cananı gözümün nuru
Ben gidenden sonra var salın yavru
Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim

Açıklama:
Divriği Örenik köyünde tutulan tarihsiz cönk (XIX. yy ?)
DEYİŞ/SEMAİ (TAŞLAMA)
Elime aldım kalemi
Seyrettim cümle âlemi
Arifler seçer kelâmı
Gevher incilmez incilmez

Dünya tebdil düzen olmuş
İkrarından bezen olmuş
Her talip bir hezan olmuş
Yonsan incilmez incilmez

Öyle kılın uyrığın
Sorun evliya buyrığın
Kırksan yelesin kuyrığın
Koca gencelmez gencelmez

Bu yollarda olmaz yalan
İmanını verme talan
Yorulup da yolda kalan
Hergiz dincelmez dincelmez

BUDALA’yım der ki bilin
Dinleyin sesin bülbülün
Vakti geçince bir gülün
Solar goncalmaz goncalmaz

iki güzel bir hal ile

0

iki güzel bir hal ile
Bahçesindeki gül ile
Hakka giden hak yol ile
Yoldaş bulana ne mutlu

Hak ile batılı bilen
Dost aşkıyla içi dolan
Ölmeden evveli ölen
Yoldaş bulana ne mutlu

Öfkelenip darılmayan
Tamah kıskanç görülmeyen
Yol uzarsa yorulmayan
Yoldaş bulana ne mutlu

Sen ben davasından geçen
Hakikat sofrasını açan
Birlik konup birlik göçen
Yoldaş bulana ne mutlu

MELULİ tek dostu gören
Her varlığın dosta veren
İkrarına sadık duran
Yoldaş bulana ne mutlu

Elif u mim’den aldık sırr-ı Kur’an’ı

0

Elif u mim’den aldık sırr-ı Kur’an’ı
Mim’i sır eyledik se’den içeri
İki nokta üç hurûf geldi bâ ile
Bâ’yı sır eyledik se’den içeri

Haydar’ın zâtına demişiz belî
Göster bana pirim dest u dâmânı
Küfür deryasında bulduk imânı
Hakk dedik küfüre dinden içeri

Otuz üç hurûftur harfin tamamı
Bir elif, mim ile buldu bu ayn’ı
Yetmiş üçten aldık kâf ile nun’u
Câna âşık olduk cândan içeri

Gürûh-ı Nâci’den bir Bacı geldi
Kırklar’ın dolusun eline aldı
Cümlesi Bacı’ya bir secde kıldı
Şâh dedik Bacı’ya Şâh’tan içeri

Bacı’nın ismine Fâtima dediler
Yeri göğü onda mevcûd bildiler
Selmân üzüm getirdi engûr ezdiler
Gark olduk engûre nurdan içeri

Virâni sözünü ârifçe söyle
Yükseği neylersin engini boyla
Arif ol da dost bağını sır eyle
Güle âşık olduk gülden içeri

Emânet itmişsin geldi selâmın Gevheri den Deyişler

0

Emânet itmişsin geldi selâmın
Şevketli sultânım aleyküm selâm
Aldı ta’zim ile bu ben gulâmın
Ey şâh-ı hûbânım aleyküm selâm

Umarım efendim mürüvvet senden
Uğruna geçmişim can ile tenden
Dimişsin gedâma selâm it benden
Berhudar ol canım aleyküm selâm

Geçirdin boynuma aşkın kemendin
Bildim ki efendim benden usandın
Yeter karar oldu bu derd ü gamın
Derdime dermanım aleyküm selâm

Bilmezim bu dil-i biçâre netsün
Hicr-i firakınla ya kande gitsün
Selâm eylemişsin Hak selâm etsün
Sana ey cananım aleyküm selâm

Aziz iltifatın râyegân ettin
Âteş-i sinemi gülistan ettin
Mahzun Gevheri’yi şâdüman ettin
Ey gonca dehânım aleyküm selâm

Cemâlin bağını seyrâna geldim

Cemâlin bağını seyrâna geldim
Yâr koynunda nara benzer nar sesi
Gûşuma dokundu ihsana geldim
Ayva sesi turunç sesi nar sesi

Aşk ucundan sere gör neler geldi
Sanma kim sevdiğim derdimi bildi
Rûzigâr estikçe bağrımı deldi
Bülbül sesi gonce sesi hâr sesi

Yâr destine almış tir ü kemanı
Vücûdum boyuna attı nişanı
Gördüm âşıklardan tutmuş cihanı
Efgan sesi giryan sesi zâr sesi

Ne halet var sende ey peri bilmem
Gönül verir sana her gören âdem
Kâkülünden gelür gûşuma her dem
Mânsur sesi resen sesi dâr sesi

Gevheri göz yaşım döndü ırmağa
Yine minnet düştü elden ayağa
Bizi Mecnun idüp düşürdü dağa
Âhû sesi maral sesi yâr sesi…>>

Cihande yok iken asla günâhım

Cihande yok iken asla günâhım
Bir lûtf u ihsana uğradım geldim
Bir kandil içinde dururken ruhum
Cennetü’l-me’vâya uğradım geldim

Geşt ittim bir zaman cenneti hayli
Tâ elest bezminde eyledim meyli
Cemâli ve’dduhâ saçı ve’leyli
Nûr-i Kibriya’ya uğradım geldim

Gevheri tâ’birdir Mustafa ismim
Bir katre meniden halk oldu cismim
Levh-i mahfuz üzre yapılmış resmim
Hikmet-i Huda’ya uğradım geldim…>>

Çoktan beri intizârın çekerdim

Çoktan beri intizârın çekerdim
Bu gün nev-civânım geldi de gitti
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerdim
Çeşmimin yaşını sildi de gitti

Cevr ile sinemi deldirmiş idim
Hasretle bağrımı doldurmuş idim
Âl ile gönlümü aldırmış idim
Olanca aklımı aldı da gitti

Derd-i derununu bilirim deyü
Tabib olup derman bulurum deyü
Ahd ü aman etti gelürüm deyü
Beni ferdalara saldı da gitti

Âşıka rahmi yok cefâdır işi
Zülâldir lebleri incidir dişi
Nergistir gözleri kemandır kaşı
Gamzesi sinemi deldi de geçti

Gevheri der aceb geçer mi dilek
Nazîrin görmemiş cihanda felek
Bilmem hûrî midir yohsa bir melek
Hayâli gözümde kaldı da gitti…>>

Dilber kâkülüne sakın bend olma

Dilber kâkülüne sakın bend olma
Zülfü tuzağını öp gönül verme
El aman aşka sen de kaydolma
Sîne otağını öp gönül verme

Bir lahza bezminden olma âvâre
Varın feda eyle hüsn-i gül-zâre
Yalvar niyaz eyle ol işvekâre
Gonce yanağını öp gönül verme

Hübların güftârı hûb-âvaz olsa
Ol kadd-i mevzun da ser-firaz olsa
Gönül vermek iyi çevri az olsa
Elin ayağını öp gönül verme

Gevheri aşk ile derûnum hâmuş
Zülâl-i şevkine eyle camı nûş
Ol simin gerdanı eyle der-âgûş
Sükker dudağını öp gönül verme…>>

Efendim sende bir özge halet var

Efendim sende bir özge halet var
Nâz ile tebessüm ittügün demde
Gönüller çâk olur akıl tarumar
Nâz ile tebessüm ittügün demde

Yasılmış yay olur ebru kemanın
Süzülür fülfüle çeşm-i mestânın
Nim şügüfte olur gonce dehânın
Nâz ile tebessüm ittügün demde

Kızarmış ruhlerin gülberk-i handan
Hâb-ı nâza varır gamze-i müjgân
Berk olur nûr gibi dürdâne dendan
Nâz ile tebessüm ittügün demde

Tarholur gönülden melâmet elem
Lûtf ider nigâhın oldukça hurrem
Gül eyyamı gelür yaz olur âlem
Nâz ile tebessüm ittügün demde

Âşıka zülfünle efsun idersin
Teshîrnâme okur meftun idersin
Garib Gevherî’yi Mecnun idersin
Nâz ile tebessüm ittügün demde…>>

Emânet itmişsin geldi selâmın

Emânet itmişsin geldi selâmın
Şevketli sultânım aleyküm selâm
Aldı ta’zim ile bu ben gulâmın
Ey şâh-ı hûbânım aleyküm selâm

Umarım efendim mürüvvet senden
Uğruna geçmişim can ile tenden
Dimişsin gedâma selâm it benden
Berhudar ol canım aleyküm selâm

Geçirdin boynuma aşkın kemendin
Bildim ki efendim benden usandın
Yeter karar oldu bu derd ü gamın
Derdime dermanım aleyküm selâm

Bilmezim bu dil-i biçâre netsün
Hicr-i firakınla ya kande gitsün
Selâm eylemişsin Hak selâm etsün
Sana ey cananım aleyküm selâm

Aziz iltifatın râyegân ettin
Âteş-i sinemi gülistan ettin
Mahzun Gevheri’yi şâdüman ettin
Ey gonca dehânım aleyküm selâm…>>

Ey peri cihâna sen gibi dilber

Ey peri cihâna sen gibi dilber
Ne geldi ne gelür ne gelse gerek
La’lin gibi Lokman tiryâk-ı ekber
Ne buldu ne bulur ne bulsa gerek

Cefâya başladı kadd-i mevzunun
Tâ arşa irişti âh-ı derunun
Böyle gider ise çeşm-i pürhûnun
Ne güldü ne güler ne gülse gerek

Ey âlem-i hüsnün sâhib-kırânı
Öldür kelb rakibi virme amanı
Öldürmezsen kendi elinle anı
Ne öldü ne ölür ne ölse gerek

Bunca dem gözümden akarken seller
Vaad etmiş iken silmeğe dilber
Ahdine durmadı ol peri-peyker
Ne sildi ne siler ne silse gerek

Gevheri güzelim irdi pâyâna’
Bedir gibi çıktı o meh meydâna
Bu cihâna benim gibi divâne
Ne geldi ne gelür ne gelse gerek…>>

Gine bahar oldu donandı dağlar

Gine bahar oldu donandı dağlar
Gel esperim gel gidelim dağlara
Açıldı lâleler sebzezâr oldu
Gel esperim gel gidelim dağlara

Andelibler bağda gülsüz olamaz
Gamlı gönlüm bunda sensiz olamaz
Bu yerlerde bize mesken olamaz
Gel esperim gel gidelim dağlara

Tig-ı gamzen ile hasmını yokla
Okunu düşmanın bağrına sapla
Bir küheylan atla kargı mızrakla
Gel esperim gel gidelim dağlara

Yanımızda olsa bir taze duhter
Arada olmasa ol……………… ağyar
Bir Gevheri bir sen bir de hizmetkâr
Gel esperim gel gidelim dağlara…>>

Gine cûşa geldi umman-ı aşkım

Gine cûşa geldi umman-ı aşkım
Tazelendi derdim nevbahar geldi
Kurdu otağını sultân-ı aşkım
Dil mülküne yeni şehriyâr geldi

Sermestim ol yârin tûtî dilinden
ölünce ayrılmam aşkı yolundan
Naz ü şive ile gonce gülünden
Bülbüle armağan âh ü zâr geldi

Derd-i derûnumu eylesem takrir
Ne ta’bir olunur ve ne hod tahrir
Yâri bûs eylemiş rakib-i hınzir
Bize bir kaç çürük ayva nar geldi

Bülbül oldum bâg-ı firkatte öttüm
Hercâyi dilberin ahdini güttüm
Güzeller adına kur’alar attım
Her biri bahtıma cefakâr geldi

Gevherî’yim bıktım cevr ü cefâdan
Bir eser görmedim zevk u safâdan
Feragat gelürdüm şol bi-vefadan
Adûlara nisbet bana âr geldi…>>

Gönül geçmez senden ey kerem kânı

Gönül geçmez senden ey kerem kânı
ölünce severim seni bilmiş ol
Cism-i zaîfimden Azrail canı
Alınca severim seni bilmiş ol

Rahmet kapusuna tuttum yüzümü
Hak için söylerim her bir sözümü
Belki musallada halk namazımı
Kılınca severim seni bilmiş ol

Şefi olsun Resul hem Ebûbekir
Melekler yanımda eylesin zikir
Kabrime suâle Münker’le Nekir
Gelince severim seni bilmiş ol

Cemâlin göreli aklım oldu çâk
Ne hûb yaratmış seni Yezdân-ı pâk
Mezarım içinde gözlerime hâk ‘i
Dolunca severim seni bilmiş ol

Gevheri der ki geştettim cihanı
Kişi sevdiğinden umar ihsanı
Rûz-i kıyamette mahşer divânı
Olunca severim seni bilmiş ol…>>

Gurbet illerinde çaresiz kaldım

Gurbet illerinde çaresiz kaldım
Bir hâlimden bilür yâr-ı garım yok
Gam-ı firkat ile bî-mecâl oldum
Ağlamaktan gayri kisb ü kârım yok

Anınçün nûş ettim câm ile zehri
Bulamadım bir yâr dolaştım dehri
Kaddimi dal etti feleğin kahrı
Ayaklarda kaldım itibârım yok

Bu çarhın elinden gülmedim bir dem
Çeşmimin yaşını silmedim bir dem
Bu derdten halâs olmadım bir dem
Derd ü gamdan özge elde varım yok

Çok niyaz eyledim geçmedi dilek
Âcizdir âhımdan gökteki melek
Gevheri’ye bu cefa yeter ey felek
Ziyâde cefâya iktidarım yok…>>

Kıyamet haşre-dek gözlerim sen

Kıyamet haşre-dek gözlerim sen
Bu hasta gönlümün dermanı tez gel
Yâd illerde garib eyleme beni
Eğlenme hûbların sultânı tez gel

Yoluna vermişim can ile teni
İnkârım yokdurur sevmişim seni
Lûtfunla şad eyle ağlatma beni
Eğlenme dertlerin dermanı tez gel

Murg-ı dil per açup hava eyledi
Bülbüller gülşende nevâ eyledi
Ayrılık dellâh nida eyledi
Göçmeden muhabbet kervanı tez gel

Gevheri der sabra kalmadı takat
Yok mudur imânın ey serv (i) kamet
Kâfir nesli misin fitne-i âfet
Var ise göğsünün imânı tez gel…>>

Kime dâd eylesem senin elinden

Kime dâd eylesem senin elinden
Sevdiğimden ayrı düşürdün felek
Yandı bu vücûdum hicran elinden
Kebab idüp bağrım bişürdün felek

Bir hercai yâre meftun eyledin
Yıktın hatırımı mahzun eyledim
Düşürüp çöllere Mecnun eyledin
Aklımı başımdan şaşurdun felek

Teslim olup rızâ virdim kazaya
Umurumu ısmarladım Huda’ya
Düşürdüm zevrakım bahr-i belâya
Mevc-i aşkı baştan aşırdım felek

Arayup bulmadın Gevheri merdi
Mihnet ile çektim çok germi ü serdi
Râh-ı muhabbette mihnetle derdi
Cem’idüp başıma üşürdün felek…

Kurtulamam üç nesnenin elinden

Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin hâlinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleden
Firkattir cevr ile sinem dağladan
Gurbettir gözlerimden kan ağladan
Biri firkat biri gurbet bir aşk

Bahrî gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran
Beni sevdiğimden cüda düşüren
Muhabbet deryasın baştan aşıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevheri der dersim aldım hocadan
Okuyup hatm ittim kara heceden
Koç yiğidi pir eyleyüp kocadan
Biri firkat biri gurbet biri aşk…>>

Kurtulmadın ey dil bu âh ü zardan

Kurtulmadın ey dil bu âh ü zardan
Yine azademi oldun ağyardan
Yohsa bir kem söz mü işittin yârdan
Garib gönlüm niçün olursun melûl

Bu aşkın haleti başka halettir
Evveli hoş sonu pek nedamettir
Dilberin âşıka çevri âdettir
Garib gönlüm niçün olursun melûl

Eğer meyletti ise sevdiğin yâda
Seni sevmeyenden sen ol âzâde
Bulunmaz mı bir dost bize dünyâda
Benim gönlüm niçün melûlsun melûl

Merhem urulur mı sineye dağsız
Leziz olmaz bade olsa mezesizi
Gül dikensiz olmaz gülistan zâgsız
Garib gönlüm niçün melûlsun melûl

Gevheri böyledir âlemin hâli
Firak u mihnetsiz olmaz visali
Çünki vardır her kemâlin zevali
Garib gönlüm niçün melûlsun melûl…>>

Künc-i melâmette kalmışım garib

Künc-i melâmette kalmışım garib
Hâlimden bir söyler olsa o yâre
Zahm-ı sinem gûş eyleyüp ol tabib
Dimiş ilâç kabul itmez o yara

Düş oldu gözüme kadd-i şimşâdın
Helak itti âşıkları bi-dâdın
Hiç dimezsin bunca âh ü feryadın
Hâb-ı nazdan gönül yâri uyara

Safha-i rûyuma akup esk-i al
Çeşmim yazdı bir mufassal arzıhal
Padişahlar gedâsın itmez suâl
Âkil olan ma’kul söze uyar a

Yârim bana zahım vurdu yaramaz
Gayet çoktur benim yaram yarama;
Tabibler merhemi bana yaramaz
Yar ursa yaramı yine o yara

Gevheri der ey gülbün-i letafet
V’ey bülbül-i gülistân-ı melâhat
Şimşiri müjgânın çekmeğe ne hacet
Tir-i gamzelerin bağrım uyara…>>

Lûtf-i ihsan ile divâne gönül

Lûtf-i ihsan ile divâne gönül
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Gerek sünbül olsun gerek gonca gül
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de

İki gönülliyse bir gözleri mest
İhtiyar ittirir hırka ile post
Gözünden bellüdür hakikatlü dost
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de

Eğer kıymetini bilür ise de
Bilüp hâkipaye gelür ise de
Cihanda bulunmaz melek ise de
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de

Der Gevheri murad olan söz ana
Tevekkül it yönün Huda’dan yana
Vefa gelmez andan akıbet sana
Seni sevmeyenden ırağ ol sen de…>>

Mecnun gibi gezdim fâni cihanı

Mecnun gibi gezdim fâni cihanı
Hünkâr sarayında tutmuş mekânı
Serâpâ âlemde yoktur akranı
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi

Birinin gözünde kûh-ı istiğna
Birinin resmidir hüsnü bî-hem-tâ
Taht-ı Osmânî’de cismi bî-yektâ
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi

Biri âşıkına gayet naz ider
Birinin lûtfu çok çevri az ider
Biri hem naz ider hem niyaz ider
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi

Biri hartebelidir birisi kilâr
Birinin ismini itmem aşikâr
Dîdebanları çok olunmaz şikâr
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi

Gevheri başıma aceb hâl geldi
Kendi akl ü fikrim bî-mecâl geldi
Bilmezim gönlümü kangısı aldı
Beğler şu göle bir kuğu geldi
Bir kuğu bir yavru bir suna geldi…>>

Mübarek cemâlin görmeyenden

Mübarek cemâlin görmeyenden
Hicran ile hâlim yaman oldu gel
Muhabbet güllerin dermeyeliden
Bülbül gibi işim figan oldu gel

Felek cüda kıldı yüzü mâhımdan
Kuşlar kebab olur dûd-ı ânımdan
Ben ayrı düşeli pâdişâhımdan
Firkat ile kaddim keman oldu gel

Nice vasf ideyim hüsn-i cemâlin
Bir dahi felekte yoktur misâlin
Âb-ı hayat olmuş yavrum makalin
Kametin bir serv-i revân oldu gel

Firakın âteşi cismimi yaktı
Ânımın odları göklere çıktı
Hasretli gözümden kanlı yaş aktı
Anınçün sahralar umman oldu gel

Gevheri medhinde şirin edadır
Bir abd-i kemterdir senden cüdadır
Yüzünü görürsem canım fedadır
Vücudum yoluna kurban oldu gel…>>

Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım

Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım
Seni seven var mı benden ziyâde
Rûz ü şeb durmayıp alırsın ahım
Âşıkım ağlatma bundan ziyâde

Gece gündüz bir visale ermedim
Bülbül olup gonce gülün dermedim
Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
Var mı ki bir zâlim senden ziyâde

Söyle murâdını ben de bileyim
İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
Kabul eyle sözüm kurban olayım
Haddim yoktur sana bundan ziyâde

Hercaisin gonce gülüm kokulmaz
Geçer gider hatırcığım sorulmaz
Der Gevheri mah yüzüne bakılmaz
Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde…>>

Ne kıyas idersin behey bî-vefâ

Ne kıyas idersin behey bî-vefâ
Şu dünyada sensiz olamaz mıyım
Nice bir cefalar idersin bana
Ben kul olur sultan bulamaz mıyım

Ezelden beklerim ben gamhâneyi
Alçağa indirdin ben divâneyi
Garib baykuş gibi bir viraneyi
Mekân tutup karar kılamaz mıyım

Sihrine uğrattın şaşırttın beni
Aşk ateşi ile pişirdin beni
Bir aceb sevdaya düşürdün beni
Ya ben seni Hakk’a salamaz mıyım

Gurbete düşeli sevmişim seni
Yoluna koymuşum bu cân ü teni
Lûtf eyle kapundan reddetme beni
Ayağın tozunu silemez miyim

Gevheri der yârimin menendi yok
Lebleri kandimin derdimendi çok
Gözleri harami kirpikleri ok
Ya ben yâr yoluna ölemez miyim…>>

Niçün küstün bana nedir günâhım

Niçün küstün bana nedir günâhım
Nedir cürmüm söyle ey zâtı melek
Reddedelden beri ey yüzü mâhım
Zindandır başıma bu çarh-ı felek

Kul hatasız olmaz madem ki kuldur
Efendim hatânın nolduğun bildir
Böyle cevritmeden bari gel öldür
Eğer kasdın öldürmekse giderek

Gel cevritme ittiğini bulursun
Ol zamanda kıymetimi bilürsün
Huzûr-i Mevlâ’da kanlı olursun
Ben helak olursam çevrim çekerek

Yeter naz eyledin uyup gammaza
Yürek mi dayanur bu denlü nâza
Gevheri ağlayup geldi niyaza
Dilek ey canımın cânânı dilek…>>

Sen ana uymasan gelsen yanıma

Sen ana uymasan gelsen yanıma
Söyleyişi bülbül dilli sevdiğim
Kerem-i ihsan ile girme kanıma
Bağçesi kırmızı güllü sevdiğim

Aşıkların ah eyleyüp ağlasa
Aşk oduna sineciğim dağlasa
Hep güzeller bir bir karşıma dursa
Cümlenin serdârı benli sevdiğim

Kirpiklerin oktur kaşların keman
Gördüğün uşşaka verirsin aman
Cennetten çıkmışsın meleksin heman
Bakamaz yüzüne kullar sevdiğim

Kul Gevheri der erenlere yardım
Şükür olsun Mevlâ’ya murada erdim
Bahânesiz gerdan ben sende gördüm
Hisab olmaz siyah benler sevdiğim…>>

Seni bana gayet güzel dediler

Seni bana gayet güzel dediler
Gerçek mi sultânım görmeğe geldim
Şeftalini derde derman dediler
Gerçek mi sultânım sormağa geldim

Senin içün yiyüp içmek dediler
Yâdlar ile konup göçmek dediler
Göğsün cennet koynun uçmak dedi.
Hak nasib iderse koçmağa geldim

Arzıhal eyledim beylerbeyine
Arzıhâlim kaldı yüzü ağına
Bâğıban oluben hüsnün bâğma
Kırmızı güllerin dermeğe geldim

Gevheri der sen canların canısın
Mısr’a sultan olan Yûsuf (i) Sânîsin
Âdil pâdişâhsın mürvet kânısın
Kul olup kapunda durmağa geldim…>>

Şunda bir güzele gönül düşürdüm

Şunda bir güzele gönül düşürdüm
Öpmeli koçmalı değmeli değil
Aşkın deryasını boydan aşırdım
Karadır gözleri sürmeli değil

Dilber senin ile yiyüp içmedim
Yiyüp içüp ak göğsünü açmadım
Fırsat elde iken belin koçmadım
Beni öldürmeli döğmeli değil

Dilber haram olup yola durmuşsun
Cellâd olup cana başa kıymışsın
Kuzum bu gün al hâreler giymişsin
Göğsü sıra sıra düğmeli değil

Gevheri der yola durur varırlar
Adam öldürürler kana girerler
Çok güzeller gördüm zekât verirler
Zekâtsız dilberi sevmeli değil…>>

Dört duvar içinde olsa mekanım

0

Dört duvar içinde olsa mekanım
Taşrasından esen yel bana neyler
Yanımdaki sudan korku çekerim
Uzakta çağlayan sel bana neyler

Mekanım balçıktır üstadım Ali
Muhammet nesline demişim beli
Çekerim gayreti sürerim yolu
Ben haktan korkarım el bana neyler

Dünyada gerçekler katara uydu
Aşk ile muhabbet ikrarın bendi
Pirimden almışım hayır gül bengi
Haramili olan bel bana neyler

Şu Dünyada Gerçek Erenler Çoktur
Gerçek Olmayanın Sözleri Boştur
Bana Derler Girme Girme Geçidi Yoktur
Yüzmesin bildiğim Göl Bana Neyler

Teslim Abdal Eyler Eyler Gözler Kanlı Yavaş
Aradı Bulmadı Bir Sevdasız Baş
Herkesin Ettiği Dost Dost Kendine Yoldaş
Haramzade Olan Kul Bana Neyler

Gönül bir saraydır sevgi sultandır

0

Gönül bir saraydır sevgi sultandır
İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü kör olana ne yapsın Hızır
Garibanın gözlerinde sel olmaz, canım sel olmaz
Dertli kerem boşa yanıp kül olmaz
İnsanlık bir bütün asla el olmaz
İnsanlar kendini bildiği zaman

Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır

Cahil olan cahil şaşar bu işe
Kamil olan kişi eyler tam aşa
Ne gerek kavgaya, ne lüzum savaşa
İnsanlar kendini bildiği zaman

Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır
Haydar Haydar Haydar Haydar

Ozanım ben yalanlara karnım tok
Gelir geçten başa bunca şuk
Dost perişan çağırmana gerek yok
İnsanlar kendini bildiği zaman

Dost perişan bağırmana gerek yok
İnsanlar kendini bildiği zaman.
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır

Canım ya Hızır gözü kör olana ne yapsın Hızır

Muhammed’i candan sevki

0

Al-i Nur Semahı
Muhammed’i candan sevki
Ali’ye selman olasın
Ehlibeyte gönül verdin

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Muhammedi hazır bilki
Can hak’ka nazır bilki
Her gördügün Hızır bilki
Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Muhammede gönül kapki
Ya değip rehbere yetki
Bir gerçekten etek tut ki

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Hasan ile girdim cem’e
Hüseyin’in şirini deme
Musayipsiz lokma yeme

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Zeynel, Bakır, Cafer, Kazım
Kul Rıza’ya baglı özüm
Hatırı kırma Şah bazım

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Taki’ye, Naki’ye eriş
Askeri’de biter her iş
Mehti’nin sıratına karış

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Hatayı’yım özün kırma
Bir gerçekten sözün ırma
Her ademe şirin verme

Ali’ye selman olasın
Allah Allah Allah Allah

Baydemir’den Bahçeli’ye

0

Baydemir’den Bahçeli’ye
Aleviler siyasi arenanın malzemesi olurken…
Önceden belirteyim : Bu siyasetin doğasında var ve siyasi davranış da her insanın yapısında..
Bundan ne Aleviler ne Sünniler ve de ne de diğerleri muaf.
CHP ve DP seçmenleri, Birlik Partisi arasında da Alevileri içeren bu tür siyasi eğilimler ve seçimlerde oy gidiş gelişleri, kayışları söz konusuydu.


2011’de Diyarbakır’da Diyarbakır Kültür ve Cemevi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın katılımıyla açıldı.
Alevi örgütlerinin tepe noktalarındaki önemli başkanları bu açılışa iştirak etti.
Gülten Kışanak : “bu cemevinin açılışıyla Seyit Rıza’nın ve Mazlum Doğan’ın ruhu şad oldu” dedi.
O sıralarda, Diyarbakır’da ana yollardan birine Şeyh Said bulvarı isminin verilmesi de 29/11/2011 tarihinde 274 sayılı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kararıyla Osman Baydemir döneminde alındı..


HDP’nin Alevi politikasının şekillenmesine, Diyarbakır’da 2013 yılında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı” önemli bir destek sundu.
“Demokratik Toplum Kongresi” (DTK) tarafından düzenlenen konferansta konuşan DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada söylendiği bu konferansın çok önemli olduğunu” vurguladı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de konuşmasında
“Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.”
diyordu.
Konferansta, Pir Hasan Kılavuz Dede ile Hüseyin Gazi Metin Dede yönetiminde bir cem töreni de yapıldı.

  • bu arada belirteyim : Pir Kılavuz, ardından MHP ile de Mersin bağlamında ciddi görüşmeler yaptı, Diyanet İşleri Başkanı tarafından da kendisine Kur’an hediye edildi. –

“Demokratik Özerklik” ve “Eşit Yurttaşlık” kavramlarıyla talepler birleştiriliyordu:
2-3 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı”na davet açıklamasında
“Alevilik tarihsel süreç içerisinde muktedirlere karşı özgürlük mücadelesinin neferleri olan Pir Sultan, Seyid Rıza, Alişer, Mazlum Doğan gibi direniş önderlerini bağrından çıkarmıştır.”
ibareleri yer alıyordu.
Açılış konuşmasında, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,
“Allaha şükürler olsun ki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi.”
diyordu.
Aysel Tuğluk, “eşit yurttaşlık” istemini vurguluyor, niçin “demokratik özerklik” dediklerini açıklıyor, şunları ifade ediyordu:
“Bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür. (..) Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürce kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir.”


Öte yandan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hemen aynı tarihlerde veya biraz önce, bir girişim başlattığını da bugünlerde öğreniyoruz:
“Sayın Genel Başkan bu arsayı 15 yıl evvel almış. Bugünün işi değil, dünün işi değil. Bunu da bir Alevi dedesine aldırmış. Sonra başkasına devredilmiş, en son Genel Başkanımıza devredilmişti.”


Arada Osman Baydemir, Sey Rıza ile Şeyh Said’in kardeşliğini vurgulayan hamleler yaptı. 2017’de dönemin HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu bunu yazdı:
“HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; ‘Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum’ dedi.”


Geçtiğimiz günlerde yoğun bir şekilde Alevilerin ibadet dili tartışması yaşandı. Herkes anladı ki, ibadette kendi anadilini, etnisitede de kendi etnisitesini önceliyordu.


Uzun lafın kısası, söylemek istediğim şu:
Türkiye’de yaşayan Aleviler etnisite açısından ana akım Türk ve Kürd kimliklerine sahipler.
Alevi uluları da buna uygun olarak Türkler tarafından Türk, Kürdler tarafından da Kürd yapılıyor. Zaman zaman aşırı zorlamalarla ve siyasi manipülasyonları da içeren tarzda..
Tüm partiler, bu durumu hedefleri doğrultusunda siyasal davranışa dönüştürmek istiyorlar.
Aleviler de tartışmalarda kendi içlerinde farklılaşmalara varan ciddi bölünmeler yaşıyor.
Aleviler homojen bir grup değil, siyasi davranışlarında da homojenlik beklemek mümkün değil, bu sadece bir ütopya veya ideal.
Ve gerçekte bunun farklılık taşıdığını herkes biliyor da kabul etmek istemiyor. Veya kendine göre – kendi siyasi düşüncesine, Alevilik anlayışına, etnisitesine … – şekillendirmeye çalışıyor. | @ismailenginhd

Adalet insanda başlar. 

0

Adalet insanda başlar
Hoş geldiniz canım dostlar 
Dirilsin kalpteki Faşlar 
Bu meydan da bu meydanda

Uzağı eyledik yakın 
Topladık buraya bakın 
Gıybet etme gelin sakın 
Bu meydan da bu meydanda

Bahçemizde açsın güller 
Bülbül olmuş şakır diller 
Gönül sazı çalıp söyler 
Bu meydan da bu meydanda

Gerçeklerden söz edelim
Yoğuralım öz edelim 
Şahım Aliye gidelim
Bu meydan da bu meydanda

Aşık Yunus söyler sözü 
Yaş doludur iki gözü 
Bilmeyenler bilsin bizi 
Bu meydan da bu meydanda

Cümle canı bir biliriz

0

Cümle canı bir biliriz
Kavga yazmaz kitabımız
Bir dil vardır dil içinde
Hakk lisanı hitabımız

İncitmeyiz karıncayı
Nur biliriz günü, ayı
Görmeyiz kusur, hatayı
Sırat tartmaz sevabımız

Bir vahdette bahaneyiz
Aşk elinden divaneyiz
Kör gözlerde viraneyiz
Gevher yüklü harabımız

Ten içinde can seçeriz
Aşka düşer dem içeriz
Gah konarız gah göçeriz
Sır küpüdür turabımız

Sözümüzün noksanı yok
Lehçesi yok, aksanı yok
Mimli, cimli lisanı yok
“Sev, sevil” der ayetimiz

Deruni’de Hakk’tır beniz
Orda gizli damla, deniz
Her kim ki der kafirsiniz
Eyvallahtır adabımız…

Bir Bilge Kızılderili Şefinden öğütler

0
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
Amerikan başkanına gönderdiği mektupWashington’daki büyük şef topraklarımızı almak istediği konusunda sözünü göndermiş. Büyük şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini göndermiş. Bu çok nazik bir hareket. Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza çok az ihtiyacı var. Ama biz teklifini düşüneceğiz. Çünkü biliyoruz ki, eğer satmazsak beyaz adam silahlarla gelip toprağımızı alabilir. Gökyüzünü, toprağın ısısını nasıl alıp satabilirsiniz? Bu fikir bize garip gelir. Eğer biz havanın tazeliğine ve suların parıltısına sahip değilsek, onları nasıl satın alabilirsiniz?

Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcek, halkımın deneyim ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular Kızılderililerin anılarını taşır.Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Öyleyse, Washington’daki büyük şef toprağımızı almak isteyince bizden çok şey istiyor.Büyük şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını söylüyor. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacağız. Öyleyse, toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil ama atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız, ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderdiler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak, hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de; bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz kibarlığı göstermelisiniz.

Kızılderili her zaman ilerleyen beyaz adam önünde geri çekilmiştir. Dağlardaki sisin sabah güneşi önünde kaçışı gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır ve bu tepeler, ağaçlar, dünyanın bu parçası bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim adetlerimizi anlamadığını biliyoruz. Toprağın bir parçası diğeri ile aynı onun için, çünkü geze gelip topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır o.Dünya onun kardeşi değil ama düşmanıdır ve onu fethetti mi ilerlemeye devam eder. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklardan dünyayı kaçırır. Aldırmaz. Babalarının mezarları ve çocuklarının hakları unutulmuştur. Annesi dünyaya ve kardeşi göğe, satın alınan, yağma edilen, koyunlara ya da parlak boncuklar gibi değişilen birer malmış gibi davranır, iştahı dünyayı yiyip bitirecek ve geride sadece bir çöl bırakacaktır.

Bilmiyorum bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin şehirlerinizin görünümü Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Ama bu belki de Kızılderili vahşi olduğundan ve anlamadığındandır. Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki de benim vahşi olmamdan ve anlamadığımdandır. İnsan bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir? Bir Kızılderiliyim ve anlamam. Kızılderili su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini ve yağmurun temizlediği ya da çamın koku verdiği rüzgarın kokusunu yeğler.Hava Kızılderili için değerlidir. Çünkü her şey aynı nefesi paylaşır.

Hayvanlar, ağaç, adam, hepsi aynı nefesi paylaşır. Nefes aldığı hava, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Günlerdir ölü bir adam gibi kötü kokuyla uyumuş. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için değerli olduğunu hatırlamalısınız, çünkü hava, sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır.Büyükbabamıza ilk nefes veren rüzgar, onun soluğunu da kabul edendir ve rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhun da vermelidir ve eğer size toprağımızı satarsak, onu, beyaz adamın bile gidip çayırın çiçeklerinin tat verdiği rüzgarı tadabileceği bir yer olarak, ayrı ve kutsal tutmalısınız.Ve toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek bir şart koyacağım.

Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak. Ben vahşiyim ve başka bir yoldan anlamam. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm, beyaz adamın geçen trenden vurup, bıraktığı. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın, bizim sadece canlı kalmak için öldürdüğümüz bufalodan nasıl daha önemli olabildiğini anlamıyorum.Hayvanlar olmadan insan nedir? Eğer bütün hayvanlar bitse, insan, ruhun büyük yalnızlığından ölürdü. Çünkü hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur, kısa süre içinde. Her şey birbirine bağlıdır. Ayakları altındaki toprağın büyükbabalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz.

Böylece toprağa saygı duyarlar. Çocuklarınıza, toprağın akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu söyleyin.Çocuklarınıza bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi öğretin. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.Bunu biliyoruz biz. Dünya insana ait değildir. İnsan dünyanındır. Bunu biliyoruz biz. Bütün her şey bir aileyi bağlayan kan gibi birbirine bağlıdır. Dünyaya ne olursa dünyanın oğullarına da o olur. Hayat ağını insan örmedi, o sadece bir lif onun içinde.

Ağa ne yaparsa kendine yapar.Dalgalar gibi.Ama halkım için ayrılan bölgeye gitme teklifinizi düşüneceğiz. Sizden ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz çok az önemli. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çok değiller.Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak. Bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için.

Ama niçin halkım geçip gidiyor diye yas tutayım ? Kavimleri insan yapar. O kadar. İnsanlar gelir ve gider. Denizin dalgaları gibi.Tanrısı kendisiyle arkadaş gibi konuşan ve yürüyen beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz.Hepimiz kardeş de olabiliriz. Göreceğiz. Bildiğim bir şey var ki, beyaz adam belki bir gün keşfeder. Tanrımız aynı tanrı. Şimdi sizin bizim toprağımıza sahip olmak istediğiniz gibi ona da sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama olamazsınız. O insanın Tanrı’sı, ve şefkati Kızılderililer için de beyaz adam için de aynı. Bu dünya onun için değerli, ve dünyaya zarar vermek onun yaratıcısını küçümsemektir. Beyazlar da geçip gidecek. Belki bütün diğer kavimlerden önce. Yatağına pislik yığmaya devam et, bir gece kendi pisliğinde boğulacaksın.

Ama yok oluşunda, seni bu topraklara getiren ve özel bir nedenle sana bu toprak ve kızılderili üzerinde hakimiyet veren Tanrı’nın gücüyle yakılmış olarak parlayacaksın. Bu son, bize bir sır, çünkü biz bufalolar katledildiğinde, vahşi atlar ehlileştirildiğinde, ormanın gizli köşeleri pek çok insanın kokusuyla dolduğunda, ve diri tepelerin görünümü konuşan tellerle lekelendiğinde anlamıyoruz. Çalılık nerede ? Gitmiş! Ve kıvrak taylarla av hayvanlarına elveda demek nedir ? Yaşamın sonu ve yaşamaya çalışmanın başlangıcı.Öyleyse, toprağımızı alma teklifinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu vadettiğimiz ayrılan bölge için olacak.

Orada belki, kalan kısa günlerimizi dilediğimizce yaşayabiliriz. Bu dünyadan en son Kızılderili de yok olduğunda ve anası sadece çayırlar üzerinde hareket eden bir bulut iken, bu kıyılar ve ormanlar hala halkımın ruhunu muhafaza edecekler. Çünkü halkım bu dünyayı, yeni doğanın annesinin yürek atışını sevdiği gibi sever. Öyleyse, eğer toprağımızı satarsak, onu bizim sevdiğimiz gibi sevin. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgilenin. Diyarın anısını onu aldığınızdaki gibi saklayın. Ve bütün gücünüzle, bütün aklınızla, bütün kalbinizle onu çocuklarınız için koruyun ve sevin. Tanrının hepimizi sevdiği gibi.Bildiğimiz bir şey var. Tanrımız aynı Tanrı. Bu dünya onun için değerli. Beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz. Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz. Göreceğiz