Haziret-i Hızırselâm göndermiş Oturduğu postu pâk etsin deyu Muhammedkandilden indi buyurdu Yediği lokmayı hak etsin deyu
Giyinip yediği meydanla erle Yolu doğru tut da erkânı birle Kimi talip olmuş kimisi pîrle Onu birbirine kat etsin deyu
Katardan ayrılmış bir devesi var Cemde kabul olmuş bir duası var Bin katar devede bir devesi var Anı ileriye çek etsin deyu
Kurbanlık koyunu sürüden seçme Aç otur keçinin sütünü içme Direksiz köprüyü uğrayıp geçme Onun temeli yok, yık etsin deyu
Bir kişi rehbere gidemez ise Rehberin buyruğun tutamaz ise Hakk cem’ine meyil katamaz ise Yükü saman, çaya dök etsin deyu
BUDALA’m der cehennemin ateşi Rehbere bağlıdır talibin başı Müdarayla yola gitse bir kişi Yeri cehennemdir dık etsin deyu
BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM
Bülbül oldum gül dalında şakırım Gül dalında biten gül nene yetmez Süleymanım kuş dilinden okurum Bana talim olan dil neme yetmez
Aşk kitabın açtım okur yazarım Hakka doğru açılmıştır nazarım Neme gerek dağı taşı gezerim Şol pirime giden yol neme yetmez
Derviş oldum bir eteğin tutarım Hakka doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız viranede çöl neme yetmez
Şu dünyanın olcağı malumdur Bu ilmin aslına eren alimdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Eski hırka ile çul neme yetmez
Budalam sırrına kimseler ermez Tevekkül mal altın eteğin komaz Kişi kısmetinden ziyade yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez
…………………………………….
Seherde uğradım ben bir güzele Güzel dedim zülüflerin ne kara Korkarım ki ela gözler göz ala Gözleri sürmeli kaşlar ne kara
İsmi çıkıp alemlerde öğüle Dudu kumru haber vermiştir güle Seher vakti davlunbazı dövüle Zülfü çevgan yanakların ne kara
Melek bizden çok seğirdin baş ile İki gözün doldu kanlı yaş ile Dostum kumaşın uygurmuş baş ile Ne aldır ol ne kırmızı ne kara
Ne ziba yaratmış yaradan Gani Sel oldu aktı gözlerimin kanı Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı Ben söylerim ne ak söyler ne kara
Budalam neylerim ben bu mali Sohbet ile bulmuşum ben kemali Mahbub derler gösterme gül cemali Ne yağmura ne güneşe ne kara
…………………………………………
Bülbül oldum gülistanda şakırım Öz bağında biten gül neme yetmez Süleyman’ım kuş dilinden okurum Bana ta’lim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pîr eteğin tutarım Hakk’a doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız virâneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım Neme gerek dağ başında gezerim Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez
Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur Bu sırrın aslına inen Ali’mdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez Tevekkül malını erteye koymaz Kişi kısmetinden ziyâde yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez
Haziret-i Hızırselâm göndermiş Oturduğu postu pâk etsin deyu Muhammedkandilden indi buyurdu Yediği lokmayı hak etsin deyu
Giyinip yediği meydanla erle Yolu doğru tut da erkânı birle Kimi talip olmuş kimisi pîrle Onu birbirine kat etsin deyu
Katardan ayrılmış bir devesi var Cemde kabul olmuş bir duası var Bin katar devede bir devesi var Anı ileriye çek etsin deyu
Kurbanlık koyunu sürüden seçme Aç otur keçinin sütünü içme Direksiz köprüyü uğrayıp geçme Onun temeli yok, yık etsin deyu
Bir kişi rehbere gidemez ise Rehberin buyruğun tutamaz ise Hakk cem’ine meyil katamaz ise Yükü saman, çaya dök etsin deyu
BUDALA’m der cehennemin ateşi Rehbere bağlıdır talibin başı Müdarayla yola gitse bir kişi Yeri cehennemdir dık etsin deyu
BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM
KUL BUDALA
Bülbül oldum gül dalında şakırım Gül dalında biten gül nene yetmez Süleymanım kuş dilinden okurum Bana talim olan dil neme yetmez
Aşk kitabın açtım okur yazarım Hakka doğru açılmıştır nazarım Neme gerek dağı taşı gezerim Şol pirime giden yol neme yetmez
Derviş oldum bir eteğin tutarım Hakka doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız viranede çöl neme yetmez
Şu dünyanın olcağı malumdur Bu ilmin aslına eren alimdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Eski hırka ile çul neme yetmez
Budalam sırrına kimseler ermez Tevekkül mal altın eteğin komaz Kişi kısmetinden ziyade yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez
KUL BUDALA
Seherde uğradım ben bir güzele Güzel dedim zülüflerin ne kara Korkarım ki ela gözler göz ala Gözleri sürmeli kaşlar ne kara
İsmi çıkıp alemlerde öğüle Dudu kumru haber vermiştir güle Seher vakti davlunbazı dövüle Zülfü çevgan yanakların ne kara
Melek bizden çok seğirdin baş ile İki gözün doldu kanlı yaş ile Dostum kumaşın uygurmuş baş ile Ne aldır ol ne kırmızı ne kara
Ne ziba yaratmış yaradan Gani Sel oldu aktı gözlerimin kanı Gel bana rahm eyle mürüvvet kanı Ben söylerim ne ak söyler ne kara
Budalam neylerim ben bu mali Sohbet ile bulmuşum ben kemali Mahbub derler gösterme gül cemali Ne yağmura ne güneşe ne kara
Bülbül oldum gülistanda şakırım Öz bağında biten gül neme yetmez Süleyman’ım kuş dilinden okurum Bana ta’lim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pîr eteğin tutarım Hakk’a doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız virâneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım Neme gerek dağ başında gezerim Ol Kerîm’e giden yol neme yetmez
Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur Bu sırrın aslına inen Ali’mdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez Tevekkül malını erteye koymaz Kişi kısmetinden ziyâde yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez
ÂŞIK BUDALA (18. yy ORTALARI) Kutlu Özen Sivas, Tokat, Amasya, Erzurum ve Kars gibi Toroslar ve Çukurova’da âşıkların harman olduğu yörelerimizden birisidir. Adana’dan Gaziantep ve Kahramanmaraş’a kadar uzanan sahada Karacaoğlan, Dadaloğlu, Deliboran, Elbeylioğlu, Gündeşlioğlu, Derdiçok, Sıdkı… gibi halk edebiyatımızın ünlü ozanları yetişmiştir. 18.yy ikinci yarısında yaşamış olan Aşık Budala da bu yörenin, Torosların güçlü bir şairidir. O da Dadaloğlu gibi iskâna tabi tutulmuş ve mensubu olduğu Beğdilli oymağı ile Rakka’ya sürgün edilmiştir. Bugün Çukurova’da ve Toroslarda Beğdilli oymağından pek az Türkmen kalmıştır. Bunlar da İçel’in Gülnar ve Adana’nın bazı yörelerinde yaşamaktadırlar. Âşık Budala hakkındaki kişisel kanaatlarımızı belirtmeden önce bu alanda yapılan çalışmaları anlatmayı uygun gördük. ÂŞIK BUDALA KONUSUNDA ÇALIŞMALAR: Sadeddin Nüzhet Ergun: Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri adlı eserinde Budala, Kul Bu¬dala hakkında şu bilgiyi vermektedir: “XVII. asırda yaşadığını tahmin ettiğimiz Bektaşi şairlerindendir. Yalnızca Bektaşiliği terennüm etmekle kalmayan, âşıkane mahiyette birtakım koşmalar da vücuda getiren bu saz şairinin eski ve yeni mecmualarda hece vezniyle kaleme alınmış epeyce şiirine tesadüf olunmaktadır’ (1) Ergun, adı geçen eserinde Budala’nın dört koşmasına yer vermiştir. Bunlardan ikisi Sivas yöresinde tutulmuş olan cönklerde de geçmektedir. (1) S.N.Ergun, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, Cilt: 1-2, istanbul Maarif Ki- taphanesi, lstanbul-1955, s.69 Muhammed, Ali’ye selâm gönderdi. Oturduğu postu paketsin dedi Miraçtan indikte yine söyledi Yediği lokmayı haketsin dedi. (2)
ÂŞIK BUDALA Bizdeki cönkte ise aynı nefes şöyle başlamaktadır: Hazreti Hızır selâm göndermiş Oturduğu postu pâk itsün diyü Muhammed kandilden indi, buyırdı Yediği lokmayı hak itsün diyü (3).
Adı geçen nefes her iki kaynakta da 6 dörtlükten ibarettir. Son dörtlük Ergun’daki nüshada “Kul Budala” olarak geçtiği halde bendeki cönkte “Budala” olarak geçmektedir. Kul Budala’m cehennemin ateşi Rehbere bağlıdır talibin başı Hile ile yola gitse bir kişi Onu cehenneme tık etsin dedi (4)
Budala’m der cehennemin atası Rehbere bağlıdır talibin başı Mudarayla yola gitse bir kişi Yeri cehennemdir dik atsun diyü (5)
Ergun, a.g.e., s.69 Divriği Höbek köyü 1290 tarihli cönk Ergun, a.g.e., s.70 Divriği Höbek köyü, 1290 tarihli cönk
Bülbül oldum gülistanda şakırım Gül dalında biten gül neme yetmez Süleyman’ım, kuş dilinden okurum Bana talim olan dil neme yetmez (6)
Bizdeki cönkte de adı geçen şiir aynı dörtlükle başlamakta pek az nüsha farklarıyla devam etmekte ve Budala, tapşırması ile bit¬mektedir. (7) b. Naci Kum Atabeyli: Budala konusundaki ilk çalışma Naci Kum Atabeyli’ye aittir. Ata¬beyli, 1937 tarihli Ülkü mecmuasında “XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar” adlı incelemesinde Budala’nın dört şiirini neşretmiştir. Bu şiirlerin dördü de iskân konusunu işlemektedir. (8) Atabeyli, bu şiirlerden yola çıkarak Budala hakkında özetle şu bilgiyi vermektedir: “…Fakat biz Budala’nın şiirlerinde geçen isimlerin delaletiyle şairin Selim III (1776) sıralarında yaşadığını tespit ediyoruz. Manzu¬mede adı geçen Yusuf Paşa, Koca Yusuf Paşa olacaktır. Kadıoğlu ise Konya’da Nizam-ı Cedid teşkilatını yapan zattır (9)”. Yine Atabeyli, Budala’nın şiirlerinden yola çıkarak onun Kırıkkale iline bağlı Hasan Dede kasabasındaki “Gazi Âşık Hasan Dede” ile de bir gönül yakınlığı içinde bulunduğunu belirtmektedir. Bu konuda şöyle demektedir: “Kırıkkale kamununa bağlı Hasan Dede köyünde, Mimar Sinan camiine bitişik türbesi bulunan Hasan Dede menkıbeleri etrafında yazılan manzumelerin/şiirlerin üçü Budala’nın mahlasını Ergun, a.g.e., s.70 Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk Naci Kum Atabeyli, XVII. Asır Halk Şairlerinden Budala Hakkında Notlar, Ülkü, Cilt: X, Sayı: 58, llkkanun 1937, s.321-325 Atabeyli, a.g.m., s.323 taşıyor” (10). Dr.Tahir Kutsi Makal “Halkbilim ve Edbiyat” adlı eserin¬de aynı hususa değinmektedir. “…Gazi Âşık Hasan Dede, Bektaşiler aasında çok sevilen ve saygı duyulan bir kişiliğe sahiptir. Hasan Dedenin bendesi Deli Boran, Derviş Ali, Budala, Âşık Vey¬sel… gibi ozanlar O’nun öven şiirler yazmışlardır” (11). Atabeyli, adı geçen makalesinde Hasan Dedeyle ilgili şöyle bir menkıbeyi de anlatmaktadır. “Balım Sultan’ın postnişliği zamanında dergâhtaki Akpınar’dan Kızılelma akıyor. Hasan Dede, o civarda sekiz on kişi ile oturup konuşurken, Balım Sultan’a misafir oluyorlar. Balım Sultan, Hasan Dedeye işaret ederek “Ceyhan kazası senin nasibindir, git nasibin ordadır” diyor. Orada Türkmenden dört aşiret kendisine tâbi oluyor¬lar: B eğ dilli, Gündeşli, llbeğli, Kuyumcu. Bu aşiretlerden bir kısmı Adana tarafında yerleşiyorlar” (12) Atabeyli’ye göre asıl adı Hüseyin Şah olan Budala, Beğdilli oymağına mensup bir Türkmendir (13) Refik Ahmet Sevengll: Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şairleri adlı eserinde Atabey- li’nin makalesinden de yararlanarak Budala hakkında şu bilgiyi ver¬mektedir:
“…Budala mahlâsıyla şiirler söyleyen Bektaşi şairinin adı Hüseyin’dir” dedikten sonra Atabeyli’nin makalesinde geçen iki şiiri örnek olarak vermiştir (14). Prof.Dr.Şükrü Elçin: Elçin, “Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnâmesi” adlı makalesinde Âşık Budala’dan da bahseder. Sun’i XVII. yüzyılda yaşamıştır. Atabeyli, a.g.m., s.322 Dr.Tahir Kutsi Makal, Halkbilim ve Edebiyat, lstanbul-1990, s.46 Atabeyli, a.g.m., s.323 Atabeyli, a.g.m., s.325 R.Ahmet Sevengil, Yüzyıllar Boyunca Halk Şâirleri, İstanbul, 1965, s. 224-233 Şâimâmesinde 108 şairin adını zikretmiştir. Prof.Dr.Şükrü Elçin tarafından neşredilen bu şâirnâmede Budala şu dörtlükte geçmektedir. Kızkapan’ın tab’ı bir derya idi Kuloğlu şakıyan bir şeydâ idi BUDALA da gayet pür-sevdâ idi Üryan gezer idi Derviş Ferahi (15) e.Mehmet Sabri Koz: Koz, Türk Dili ve Edebiyatı Ans. (Dergâh) yazmış olduğu Budala maddesinde Âşık Budala hakkında şu bilgiyi vermektedir:
“XVIII. yy. halk şairlerindendir. Türkmen aşiretlerinden birine mensup ve Bektaşi olduğu sanılıyor. Şiirlerinde göçebe aşiretlerin iskân olaylarından, aşiretlerarası mücadelelerden aşiretlerin ünlü kişilerinden ve devrin devlet adamlarından söz ettiği gibi tarikat ko¬nularına da değinmiştir. Bazı şiirlerinde mahlasının başına “Kul” sıfatını da getirdiği görülüyor. Nerede, hangi yıllar arasında yaşadığı bilinmediği gibi, bazı kaynaklarda XVII. yüzyılda yaşamış olarak gösterilmektedir. XVII. yüzyıl âşıklarından Sunînin şâimâmesinde anılmaktadır. Bu kayıt Sunînin yaşadığı asır değişmedikçe XVII. yüzyılda Budala mahlâslı bir âşığın yaşadığını düşündürecektir. Bunu şimdilik ayırt etmek mümkün gözükmüyor” (16).
Görüldüğü gibi S.N.Ergun’la başlayan çalışmalar günümüze kadar sürdürülmüştür. Âşık Budala yalnız Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep yöresinde tanınan bir ozan değildir. Ankara, Sivas ve Tokat yöresinde de tanınmaktadır. Nitekim bu yörelerde tutulmuş olan cönklerde Âşık Budala’mn şiirleri de yer almaktadır. Biz bu araştırmamızda Budala’mn altı koşmasını halk şiirimize ka¬zandırmaya çalıştık.
Bunlardan: Prof.Dr. Şükrü Elçin, Şâimâmeler ve Sun’i’nin Şâirnamesi, MİFAD, Halk Ed.Araştırmaları, Ankara, 1977, s.282-89 M.Sabri Koz, Budala maddesi, Türk Dili ve Ed. Ans. Cilt: 1, Dergâh Yay. Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim (17) dörtlüğüyle başlayan koşması, Yörük olur gönül kuşu Evliya söyletir taşı İrfanını bilen kişi İrfanda niyaz eylesin (18)
dörtlüğüyle başlayan semaisi ile, Elime aldım kalemi Seyrettim cümle âlemi Arifler seçer kelamı Gevher incilmez incitmez (19)
dörtlüğüyle başlayan diğer semaisi ilk defa tarafımızdan derlen¬miştir. Altı şiirinin beşini koşma ve semai tarzında yazan Budala, diğer bir şiirini bozuk bir aruzla ve fâilâtün/fâilâtün/fâilâtün/fâilün vezniyle yazmıştır. İlk bakışta hece vezniyle yazılmış gibi görünüyorsa da aaba/ccca/ççça/ddda/eeea kafiye düzeniyle yazılan bir divandır.
Üç huruf ile bir nokta dört krtab andan çıkar Elifi mim’den ayıran o kezzab dinden çıkar Üstüvayı hikmetini değme bir can anlamaz Ziya verir şems kamer mâhı-tâb andan çıkar
Divriği Örenik Köyü tarihsiz cönk Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk dörtlüğüyle başlayan divan,
Ey Budala tefekkür ol gözle dostun yolunu Künt- ü kenze nazar eden bulur ednâ halini Bâ ile câ, zâ ile kâ, o gösterir yolunu Ehl-i hakikat mâdeni cavidan andan çıkar (20) dörtlüğü ile bitmektedir. Divan, tamamen Hurufîliğe ait kelimeleri, tel¬mihleri, harfleri ihtiva etmektedir. (21) Bütün bu bilgilerden ve yayınlanmış şiirlerden yola çıkarak ko¬nuyu şöylece özetleyebiliriz: Yunuslar, Pir Sultanlar, Kul Himmetler, Noksaniler, Feryadiler… örneğinde olduğu gibi bizim kanaatimize göre farklı yüzyıllarda yaşamış ve Budala mahlâsıyla şiirler yazmış halk ozanları vardır. Bunlardan ilki Sunînin Şâirnâmesi’nde adı zikredilen XVII. yy.da yaşamış Budala’dır. Budala mahlâslı ikinci halk ozanı XVIII. yy.da Toroslarda yaşamış Beğdilli oymağına mensup Âşık Hüseyin’dir. Bu ozan şiirlerinde “Kul Budala ve Budala” mahlasını kullanmıştır. Şiirlerinden örnekler verdiğimiz ozan, Âşık Hüseyin’dir. Divan tarzında şiirler yazan, Hurufîliği benimsemiş olan Budala’nın bizim kanaatimize göre Âşık Hüseyin’le ilgisi yoktur. Budala mahlâslı bu üçüncü halk şairi konusunda iddialı değiliz. İleride yapılacak olan bilimsel araştırmalar bu konuya açıklık getirecektir. Kangal Karanlık köyü 1331 tarihli cönk Fazlullah Hurufî (1339-1393), Hurufîliğin kurucusu DEYİŞ/KOŞMA (NASİHAT)
Hazreti Hızır selâm göndermiş Oturduğu postu pâk etsün deyü Muhammed kandilden indi buyurdu Yediği lokmayı hak etsün deyü
Yiyüb yediğini meydanda erid Yolı togrı tut da erkânı yürüd Kimi talib olmuş kimisi purud Anı birbirine kat etsün deyü
Katardan ayrılmış bir devesi var Cemde kabul olmuş bir duası var Bin katar devede bir devesi var Elinde ilerüye çak etsün deyü
Kurbanlık koyunu sürüden seçme Aç otur kimsenin südini içme Direksiz köprüyü uğrayup geçme Elin temeli yok yık etsün deyü
Bir kişi rehbere gidemez ise Rehber buyırdığın tutamaz ise Hak cemine meyi katamaz ise Yükü saman …. dök etsün deyü
BUDALA’m der cehennemin atası Rehbere bağlıdır talibin başı Mudarayla yola gitse bir kişi Yeri cehennemdir dik atsun deyü
Açıklama: Divriği Höbek köyünde tutulan 1290 tarihli cönk. Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.69-70) nüsha farkıyla geçmektedir. “Kul Budala’m cehennemin ateşi” tapşırması bulunmaktadır.
DEYİŞ/KOŞMA (NEFES)
Bülbül oldum gülistanda şakırım Öz bağında biten gül neme yetmez Süleyman’ım kuş dilinden öterim Bana talim olan dil neme yetmez
Derviş oldum pir eteğin tutarım Hakka doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız viraneler çöl neme yetmez
Aşk kitabın ele aldım yazarım Daim hakka doğru meylim nazarım Neme gere dağ başında gezerim Ol kerime giden yol neme yetmez
Bu dünyanın nolacağı malûmdur Bu sırrın aslına eren Ali’mdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Bana hırka ile şal neme yetmez
BUDALA’m sırrına kimseler ermez Tevekkül malını erteye komaz Kişi kısmetinden ziyade yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez.
Açıklama: Şarkışla Sivrialan köyünde tutulan tarihsiz cönk (XIX. yy?) Aynı deyiş, S.N. Ergun’un Bektaşi Şairleri ve Nefesleri’nde (s.70) nüsha farkıyla geçmektedir.
DEYİŞ/SEMAİ
Yörük olur gönül kuşu Evliya söyletir taşı İrfanını bilen kişi İrfanda niyaz eylesin
Alma gözlü arayanlar Ahdi bütün koçyiğitler Yeryüzünde biten otlar İrfanda niyaz eylesin
Hacca giden can hacılar Görmesin ağrı acılar Yoloğlu, müslim bacılar İrfanda niyaz eylesin
Der BUDALA’m oldu tamam işte şimdi hazır zaman Şeyh Safi’yan, On’ki İmam İrfanda niyaz eylesin
Açıklama: Tokat’ta tutulan 1320 tarihli cönk DEYİŞ/KOŞMA (GÜZELLME)
Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Hayli zamandır seni gördüğüm yoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim
Çıkıp çıkıp yollarımı bağlama Ciğerciğim hak oduna dağlama Gitti kömür gözlüm beni eğleme Çık bir yol salın ki andan gideyim
Gideceğin yollar kıştır borandır Gidiyorum geleceğim gümandır Yardan ayrılmışım hayli zamandır Çık bir yol salın ki andan gideyim
Gideceğim yollar hayli yokuşlu Ağ gerdana çifte benler nakışlı Üsküfün eğdirmiş şahin bakışlı Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim
BUDALA’m eydür ömrümün varı Canımın cananı gözümün nuru Ben gidenden sonra var salın yavru Çıkıp bir yol salın ki andan gideyim
Gevheri böyledir âlemin hâli Firak u mihnetsiz olmaz visali Çünki vardır her kemâlin zevali Garib gönlüm niçün melûlsun melûl…>>
Künc-i melâmette kalmışım garib
Künc-i melâmette kalmışım garib Hâlimden bir söyler olsa o yâre Zahm-ı sinem gûş eyleyüp ol tabib Dimiş ilâç kabul itmez o yara
Düş oldu gözüme kadd-i şimşâdın Helak itti âşıkları bi-dâdın Hiç dimezsin bunca âh ü feryadın Hâb-ı nazdan gönül yâri uyara
Safha-i rûyuma akup esk-i al Çeşmim yazdı bir mufassal arzıhal Padişahlar gedâsın itmez suâl Âkil olan ma’kul söze uyar a
Yârim bana zahım vurdu yaramaz Gayet çoktur benim yaram yarama; Tabibler merhemi bana yaramaz Yar ursa yaramı yine o yara
Gevheri der ey gülbün-i letafet V’ey bülbül-i gülistân-ı melâhat Şimşiri müjgânın çekmeğe ne hacet Tir-i gamzelerin bağrım uyara…>>
Lûtf-i ihsan ile divâne gönül
Lûtf-i ihsan ile divâne gönül Seni sevmeyenden ırağ ol sen de Gerek sünbül olsun gerek gonca gül Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
İki gönülliyse bir gözleri mest İhtiyar ittirir hırka ile post Gözünden bellüdür hakikatlü dost Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Eğer kıymetini bilür ise de Bilüp hâkipaye gelür ise de Cihanda bulunmaz melek ise de Seni sevmeyenden ırağ ol sen de
Der Gevheri murad olan söz ana Tevekkül it yönün Huda’dan yana Vefa gelmez andan akıbet sana Seni sevmeyenden ırağ ol sen de…>>
Mecnun gibi gezdim fâni cihanı
Mecnun gibi gezdim fâni cihanı Hünkâr sarayında tutmuş mekânı Serâpâ âlemde yoktur akranı Beğler şu göle bir kuğu geldi Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Birinin gözünde kûh-ı istiğna Birinin resmidir hüsnü bî-hem-tâ Taht-ı Osmânî’de cismi bî-yektâ Beğler şu göle bir kuğu geldi Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Biri âşıkına gayet naz ider Birinin lûtfu çok çevri az ider Biri hem naz ider hem niyaz ider Beğler şu göle bir kuğu geldi Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Biri hartebelidir birisi kilâr Birinin ismini itmem aşikâr Dîdebanları çok olunmaz şikâr Beğler şu göle bir kuğu geldi Bir kuğu bir yavru bir suna geldi
Gevheri başıma aceb hâl geldi Kendi akl ü fikrim bî-mecâl geldi Bilmezim gönlümü kangısı aldı Beğler şu göle bir kuğu geldi Bir kuğu bir yavru bir suna geldi…>>
Mübarek cemâlin görmeyenden
Mübarek cemâlin görmeyenden Hicran ile hâlim yaman oldu gel Muhabbet güllerin dermeyeliden Bülbül gibi işim figan oldu gel
Felek cüda kıldı yüzü mâhımdan Kuşlar kebab olur dûd-ı ânımdan Ben ayrı düşeli pâdişâhımdan Firkat ile kaddim keman oldu gel
Nice vasf ideyim hüsn-i cemâlin Bir dahi felekte yoktur misâlin Âb-ı hayat olmuş yavrum makalin Kametin bir serv-i revân oldu gel
Firakın âteşi cismimi yaktı Ânımın odları göklere çıktı Hasretli gözümden kanlı yaş aktı Anınçün sahralar umman oldu gel
Gevheri medhinde şirin edadır Bir abd-i kemterdir senden cüdadır Yüzünü görürsem canım fedadır Vücudum yoluna kurban oldu gel…>>
Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım
Ne kaçarsun benden ey yüzü mâhım Seni seven var mı benden ziyâde Rûz ü şeb durmayıp alırsın ahım Âşıkım ağlatma bundan ziyâde
Gece gündüz bir visale ermedim Bülbül olup gonce gülün dermedim Bu cefâlar nedir ben de bilmedim Var mı ki bir zâlim senden ziyâde
Söyle murâdını ben de bileyim İnsaf eyle çok ağlattın güleyim Kabul eyle sözüm kurban olayım Haddim yoktur sana bundan ziyâde
Hercaisin gonce gülüm kokulmaz Geçer gider hatırcığım sorulmaz Der Gevheri mah yüzüne bakılmaz Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde…>>
Ne kıyas idersin behey bî-vefâ
Ne kıyas idersin behey bî-vefâ Şu dünyada sensiz olamaz mıyım Nice bir cefalar idersin bana Ben kul olur sultan bulamaz mıyım
Ezelden beklerim ben gamhâneyi Alçağa indirdin ben divâneyi Garib baykuş gibi bir viraneyi Mekân tutup karar kılamaz mıyım
Sihrine uğrattın şaşırttın beni Aşk ateşi ile pişirdin beni Bir aceb sevdaya düşürdün beni Ya ben seni Hakk’a salamaz mıyım
Gurbete düşeli sevmişim seni Yoluna koymuşum bu cân ü teni Lûtf eyle kapundan reddetme beni Ayağın tozunu silemez miyim
Gevheri der yârimin menendi yok Lebleri kandimin derdimendi çok Gözleri harami kirpikleri ok Ya ben yâr yoluna ölemez miyim…>>
Niçün küstün bana nedir günâhım
Niçün küstün bana nedir günâhım Nedir cürmüm söyle ey zâtı melek Reddedelden beri ey yüzü mâhım Zindandır başıma bu çarh-ı felek
Kul hatasız olmaz madem ki kuldur Efendim hatânın nolduğun bildir Böyle cevritmeden bari gel öldür Eğer kasdın öldürmekse giderek
Gel cevritme ittiğini bulursun Ol zamanda kıymetimi bilürsün Huzûr-i Mevlâ’da kanlı olursun Ben helak olursam çevrim çekerek
Yeter naz eyledin uyup gammaza Yürek mi dayanur bu denlü nâza Gevheri ağlayup geldi niyaza Dilek ey canımın cânânı dilek…>>
Sen ana uymasan gelsen yanıma
Sen ana uymasan gelsen yanıma Söyleyişi bülbül dilli sevdiğim Kerem-i ihsan ile girme kanıma Bağçesi kırmızı güllü sevdiğim
Aşıkların ah eyleyüp ağlasa Aşk oduna sineciğim dağlasa Hep güzeller bir bir karşıma dursa Cümlenin serdârı benli sevdiğim
Kirpiklerin oktur kaşların keman Gördüğün uşşaka verirsin aman Cennetten çıkmışsın meleksin heman Bakamaz yüzüne kullar sevdiğim
Kul Gevheri der erenlere yardım Şükür olsun Mevlâ’ya murada erdim Bahânesiz gerdan ben sende gördüm Hisab olmaz siyah benler sevdiğim…>>
Seni bana gayet güzel dediler
Seni bana gayet güzel dediler Gerçek mi sultânım görmeğe geldim Şeftalini derde derman dediler Gerçek mi sultânım sormağa geldim
Senin içün yiyüp içmek dediler Yâdlar ile konup göçmek dediler Göğsün cennet koynun uçmak dedi. Hak nasib iderse koçmağa geldim
Gönül bir saraydır sevgi sultandır İnsanlar kendini bildiği zaman Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır Canım ya Hızır gözü kör olana ne yapsın Hızır Garibanın gözlerinde sel olmaz, canım sel olmaz Dertli kerem boşa yanıp kül olmaz İnsanlık bir bütün asla el olmaz İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır
Cahil olan cahil şaşar bu işe Kamil olan kişi eyler tam aşa Ne gerek kavgaya, ne lüzum savaşa İnsanlar kendini bildiği zaman
Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır Canım ya Hızır gözü görenlere her yerden hazır Haydar Haydar Haydar Haydar
Ozanım ben yalanlara karnım tok Gelir geçten başa bunca şuk Dost perişan çağırmana gerek yok İnsanlar kendini bildiği zaman
Dost perişan bağırmana gerek yok İnsanlar kendini bildiği zaman. Ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır ya Hızır
Baydemir’den Bahçeli’ye Aleviler siyasi arenanın malzemesi olurken… Önceden belirteyim : Bu siyasetin doğasında var ve siyasi davranış da her insanın yapısında.. Bundan ne Aleviler ne Sünniler ve de ne de diğerleri muaf. CHP ve DP seçmenleri, Birlik Partisi arasında da Alevileri içeren bu tür siyasi eğilimler ve seçimlerde oy gidiş gelişleri, kayışları söz konusuydu.
2011’de Diyarbakır’da Diyarbakır Kültür ve Cemevi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın katılımıyla açıldı. Alevi örgütlerinin tepe noktalarındaki önemli başkanları bu açılışa iştirak etti. Gülten Kışanak : “bu cemevinin açılışıyla Seyit Rıza’nın ve Mazlum Doğan’ın ruhu şad oldu” dedi. O sıralarda, Diyarbakır’da ana yollardan birine Şeyh Said bulvarı isminin verilmesi de 29/11/2011 tarihinde 274 sayılı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kararıyla Osman Baydemir döneminde alındı..
HDP’nin Alevi politikasının şekillenmesine, Diyarbakır’da 2013 yılında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı” önemli bir destek sundu. “Demokratik Toplum Kongresi” (DTK) tarafından düzenlenen konferansta konuşan DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada söylendiği bu konferansın çok önemli olduğunu” vurguladı. Konferansın açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de konuşmasında “Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.” diyordu. Konferansta, Pir Hasan Kılavuz Dede ile Hüseyin Gazi Metin Dede yönetiminde bir cem töreni de yapıldı.
bu arada belirteyim : Pir Kılavuz, ardından MHP ile de Mersin bağlamında ciddi görüşmeler yaptı, Diyanet İşleri Başkanı tarafından da kendisine Kur’an hediye edildi. –
“Demokratik Özerklik” ve “Eşit Yurttaşlık” kavramlarıyla talepler birleştiriliyordu: 2-3 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılan “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı”na davet açıklamasında “Alevilik tarihsel süreç içerisinde muktedirlere karşı özgürlük mücadelesinin neferleri olan Pir Sultan, Seyid Rıza, Alişer, Mazlum Doğan gibi direniş önderlerini bağrından çıkarmıştır.” ibareleri yer alıyordu. Açılış konuşmasında, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Allaha şükürler olsun ki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi.” diyordu. Aysel Tuğluk, “eşit yurttaşlık” istemini vurguluyor, niçin “demokratik özerklik” dediklerini açıklıyor, şunları ifade ediyordu: “Bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür. (..) Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürce kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir.”
Öte yandan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hemen aynı tarihlerde veya biraz önce, bir girişim başlattığını da bugünlerde öğreniyoruz: “Sayın Genel Başkan bu arsayı 15 yıl evvel almış. Bugünün işi değil, dünün işi değil. Bunu da bir Alevi dedesine aldırmış. Sonra başkasına devredilmiş, en son Genel Başkanımıza devredilmişti.”
Arada Osman Baydemir, Sey Rıza ile Şeyh Said’in kardeşliğini vurgulayan hamleler yaptı. 2017’de dönemin HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu bunu yazdı: “HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; ‘Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum’ dedi.”
Geçtiğimiz günlerde yoğun bir şekilde Alevilerin ibadet dili tartışması yaşandı. Herkes anladı ki, ibadette kendi anadilini, etnisitede de kendi etnisitesini önceliyordu.
Uzun lafın kısası, söylemek istediğim şu: Türkiye’de yaşayan Aleviler etnisite açısından ana akım Türk ve Kürd kimliklerine sahipler. Alevi uluları da buna uygun olarak Türkler tarafından Türk, Kürdler tarafından da Kürd yapılıyor. Zaman zaman aşırı zorlamalarla ve siyasi manipülasyonları da içeren tarzda.. Tüm partiler, bu durumu hedefleri doğrultusunda siyasal davranışa dönüştürmek istiyorlar. Aleviler de tartışmalarda kendi içlerinde farklılaşmalara varan ciddi bölünmeler yaşıyor. Aleviler homojen bir grup değil, siyasi davranışlarında da homojenlik beklemek mümkün değil, bu sadece bir ütopya veya ideal. Ve gerçekte bunun farklılık taşıdığını herkes biliyor da kabul etmek istemiyor. Veya kendine göre – kendi siyasi düşüncesine, Alevilik anlayışına, etnisitesine … – şekillendirmeye çalışıyor. | @ismailenginhd
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak. Amerikan başkanına gönderdiği mektupWashington’daki büyük şef topraklarımızı almak istediği konusunda sözünü göndermiş. Büyük şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini göndermiş. Bu çok nazik bir hareket. Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza çok az ihtiyacı var. Ama biz teklifini düşüneceğiz. Çünkü biliyoruz ki, eğer satmazsak beyaz adam silahlarla gelip toprağımızı alabilir. Gökyüzünü, toprağın ısısını nasıl alıp satabilirsiniz? Bu fikir bize garip gelir. Eğer biz havanın tazeliğine ve suların parıltısına sahip değilsek, onları nasıl satın alabilirsiniz?
Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcek, halkımın deneyim ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular Kızılderililerin anılarını taşır.Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.
Öyleyse, Washington’daki büyük şef toprağımızı almak isteyince bizden çok şey istiyor.Büyük şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını söylüyor. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacağız. Öyleyse, toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil ama atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız, ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderdiler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak, hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de; bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz kibarlığı göstermelisiniz.
Kızılderili her zaman ilerleyen beyaz adam önünde geri çekilmiştir. Dağlardaki sisin sabah güneşi önünde kaçışı gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır ve bu tepeler, ağaçlar, dünyanın bu parçası bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim adetlerimizi anlamadığını biliyoruz. Toprağın bir parçası diğeri ile aynı onun için, çünkü geze gelip topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır o.Dünya onun kardeşi değil ama düşmanıdır ve onu fethetti mi ilerlemeye devam eder. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklardan dünyayı kaçırır. Aldırmaz. Babalarının mezarları ve çocuklarının hakları unutulmuştur. Annesi dünyaya ve kardeşi göğe, satın alınan, yağma edilen, koyunlara ya da parlak boncuklar gibi değişilen birer malmış gibi davranır, iştahı dünyayı yiyip bitirecek ve geride sadece bir çöl bırakacaktır.
Bilmiyorum bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin şehirlerinizin görünümü Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Ama bu belki de Kızılderili vahşi olduğundan ve anlamadığındandır. Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki de benim vahşi olmamdan ve anlamadığımdandır. İnsan bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir? Bir Kızılderiliyim ve anlamam. Kızılderili su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini ve yağmurun temizlediği ya da çamın koku verdiği rüzgarın kokusunu yeğler.Hava Kızılderili için değerlidir. Çünkü her şey aynı nefesi paylaşır.
Hayvanlar, ağaç, adam, hepsi aynı nefesi paylaşır. Nefes aldığı hava, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Günlerdir ölü bir adam gibi kötü kokuyla uyumuş. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için değerli olduğunu hatırlamalısınız, çünkü hava, sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır.Büyükbabamıza ilk nefes veren rüzgar, onun soluğunu da kabul edendir ve rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhun da vermelidir ve eğer size toprağımızı satarsak, onu, beyaz adamın bile gidip çayırın çiçeklerinin tat verdiği rüzgarı tadabileceği bir yer olarak, ayrı ve kutsal tutmalısınız.Ve toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek bir şart koyacağım.
Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak. Ben vahşiyim ve başka bir yoldan anlamam. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm, beyaz adamın geçen trenden vurup, bıraktığı. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın, bizim sadece canlı kalmak için öldürdüğümüz bufalodan nasıl daha önemli olabildiğini anlamıyorum.Hayvanlar olmadan insan nedir? Eğer bütün hayvanlar bitse, insan, ruhun büyük yalnızlığından ölürdü. Çünkü hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur, kısa süre içinde. Her şey birbirine bağlıdır. Ayakları altındaki toprağın büyükbabalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz.
Böylece toprağa saygı duyarlar. Çocuklarınıza, toprağın akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu söyleyin.Çocuklarınıza bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi öğretin. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.Bunu biliyoruz biz. Dünya insana ait değildir. İnsan dünyanındır. Bunu biliyoruz biz. Bütün her şey bir aileyi bağlayan kan gibi birbirine bağlıdır. Dünyaya ne olursa dünyanın oğullarına da o olur. Hayat ağını insan örmedi, o sadece bir lif onun içinde.
Ağa ne yaparsa kendine yapar.Dalgalar gibi.Ama halkım için ayrılan bölgeye gitme teklifinizi düşüneceğiz. Sizden ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz çok az önemli. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çok değiller.Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak. Bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için.
Ama niçin halkım geçip gidiyor diye yas tutayım ? Kavimleri insan yapar. O kadar. İnsanlar gelir ve gider. Denizin dalgaları gibi.Tanrısı kendisiyle arkadaş gibi konuşan ve yürüyen beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz.Hepimiz kardeş de olabiliriz. Göreceğiz. Bildiğim bir şey var ki, beyaz adam belki bir gün keşfeder. Tanrımız aynı tanrı. Şimdi sizin bizim toprağımıza sahip olmak istediğiniz gibi ona da sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama olamazsınız. O insanın Tanrı’sı, ve şefkati Kızılderililer için de beyaz adam için de aynı. Bu dünya onun için değerli, ve dünyaya zarar vermek onun yaratıcısını küçümsemektir. Beyazlar da geçip gidecek. Belki bütün diğer kavimlerden önce. Yatağına pislik yığmaya devam et, bir gece kendi pisliğinde boğulacaksın.
Ama yok oluşunda, seni bu topraklara getiren ve özel bir nedenle sana bu toprak ve kızılderili üzerinde hakimiyet veren Tanrı’nın gücüyle yakılmış olarak parlayacaksın. Bu son, bize bir sır, çünkü biz bufalolar katledildiğinde, vahşi atlar ehlileştirildiğinde, ormanın gizli köşeleri pek çok insanın kokusuyla dolduğunda, ve diri tepelerin görünümü konuşan tellerle lekelendiğinde anlamıyoruz. Çalılık nerede ? Gitmiş! Ve kıvrak taylarla av hayvanlarına elveda demek nedir ? Yaşamın sonu ve yaşamaya çalışmanın başlangıcı.Öyleyse, toprağımızı alma teklifinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu vadettiğimiz ayrılan bölge için olacak.
Orada belki, kalan kısa günlerimizi dilediğimizce yaşayabiliriz. Bu dünyadan en son Kızılderili de yok olduğunda ve anası sadece çayırlar üzerinde hareket eden bir bulut iken, bu kıyılar ve ormanlar hala halkımın ruhunu muhafaza edecekler. Çünkü halkım bu dünyayı, yeni doğanın annesinin yürek atışını sevdiği gibi sever. Öyleyse, eğer toprağımızı satarsak, onu bizim sevdiğimiz gibi sevin. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgilenin. Diyarın anısını onu aldığınızdaki gibi saklayın. Ve bütün gücünüzle, bütün aklınızla, bütün kalbinizle onu çocuklarınız için koruyun ve sevin. Tanrının hepimizi sevdiği gibi.Bildiğimiz bir şey var. Tanrımız aynı Tanrı. Bu dünya onun için değerli. Beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz. Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz. Göreceğiz