Ana Sayfa Blog Sayfa 56

2.1 Kuran Ayetlerinde Hz. Ali Baki Öz

0

Kuran yorumcularına göre; Hz. Ali, Kuran’da dokuz ayette “mümin” olarak anılmıştır. Bu ayetler yalnızca onun için inmiştir. Secde 18. ayet Ali ile Velid b. Ukbe arasında geçen bir olay üzerine inmiştir. Ali, ona “fasıksın” demiştir. Enfal 62 Bedir savaşı ile ilgili olarak Ali ile Hamza gibi “müminlere”, Enfal 64’se yalnızca Ali için inmiştir. Ahzâb 23, Tanrısıyla and içip bunun sonucunda şehit olmayı bekleyen Ali içindir. Tevbe 19, Mekke’de hacılara üstünlük taslayan Abbas’la tartışarak onu yeren Ali için inmiştir. Casiye 21 ile Beyyine 7’de “mümin” olarak anılanların içinde Ali de vardır ve üstünlüğü vurgulanır. Maide 55 camide namaz kılan ve rüküde olan Ali’nin sadaka isteyen dilenciye cömertlik göstererek yüzüğünü vermesi üzerine inmiştir. Peygamber Muhammed Ali’nin bu duyarlılığı karşısında çok duygulanmış ve “ehlimden Ali’yi bana vezir kıl, onunla arkamı güçlendir” diyerek Tanrı’ya yakarışta bulunmuştur. İnsan 5-11. ayetleri de yine Ali ile eşi Fatıma’nın cömertlikleri ve işlerini kendilerinin görmesi nedeniyle inmiştir. Bakara 274’se Ali’nin 4 dirhemini gösterişten kaçınarak ihtiyaçlılara vermesi üzerine inmiştir. Mücadele 12’de Ali’nin üstün kişiliğine vurgu yapılır.[1]

Peygamber, 622 yılında Mekke’den Medine’ye gizlice göçerken, kendisinin evinde olduğu kanısını yaratmak ve ve müşriklerce izlenmesini önlemek amacıyla evde Ali’yi bırakmıştır. Ali bu yaşamına mal olabilecek oldukça tehlikeli görevi hiç ikileme düşmeden severek, içtenlikle yapmıştır. Bu Ali’nin Muhammed’e ve onun yoluna olan inancının ve bağlılığının bir sonucudur. Bunun üzerine Bakara 207. ayeti iner. Tanrı buyruğunda yüceltilen Ali için; “…Tanrı rızasına ulaşmak için adeta varlığını ve kendini satar, Tanrı’nın rızasını alır.” denir.[2]

Nahl- 42’deki “zikr ehli”nin Hz. Ali’nin kendilerini amaçladığını İbni Caber-i Taberi yazar. Suyuti, Tevbe 119’daki “gerçeklerle birlikte olun” biçimindeki hükmü “Ali ile olun” biçiminde yorumlar. Peygamber Şuara 214’ü kırk kişinin üzerinde yakın bulduğu bir topluluğa elçiliğini açıklarken, karşı çıkmalar olmuş, Peygamber de içlerinde kendisine candan yardımcı olacak birini istemiş ve bu sadece özveriye dayanan gönül görevini Ali üstlenmiştir. Suyuti’ye göre Taha 29-32. ayetler inerken, Peygamber Hz. Musa’nın kardeşi Harun’u kendisine yardımcı edinmesini örnek alarak, Ali’nin kendisine “vezir olması”nı ve Tanrı’dan Ali ile “güçlendirilmesi”ni ister. Maide 55-56’da sözü edilen “veli” Ali’dir. Ünlü yorumcu Fahrettin Razi de Maide 54’ün Hayber Savaşı’nda sancağın Ali’ye verilmesi üzerine indiğini belirtir. Al-i İmrân 61’deki “oğullarınız”la Hasan’la Hüseyin, “kadınlarınız”la Fatima, “biz”le ise Ali amaçlanmıştır.[3]

Şii bilginler gibi birçok dürüst Sünni bilgin ve Kuran-Hadis otoritesi yazdıkları yorum kitaplarında Kuran’da Ali’yi ve Ehlibeyt’i amaçlayan birçok ayetten söz ederler. Muhammed El Kanduzi, El Hamvini Tahrim 4’ün Ali için indiğini, bunun üzerine Peygamber Muhammed’in “Ali seni müjdelerim. Tanrı senin Cebrail’le kardeş olduğunu söyledi. Meleklerle müminler tanıktır” dediğini belirtirler. Yine El Kanduzi Ahzâb 25’de Tanrı’nın Ali’nin “gücü” ile “savaşın kazanıldığı”nı buyurduğunu yazar. Elhac 1’de “Ali’nin mucizesi” kanıtlanır. Enfal 62’de Bedir Savaşı’nın “Ali’nin gücü” ile kazanıldığı belirtilir. Ankebut 52, Bakara 189, Fatir 32, Yasin 12 ve Raid 43’de Ali yerin göğün bilgisine sahiptir. Her bilgi Ali’dedir. Ali, “Kitabın bilimi”ne sahiptir. Yani, “Kuran-ı natık”tır (Konuşan Kuran). Bu Sünni yazar, ayrıca Bakara 112’nin de Ali için indiğini belirtir. El Baydavi, El Hamvini gibi Şii ve El Ayyaş Vassam gibi Sünni yazarlar İnsan suresinin Ali ve Ehlibeyt için indiğini yazarlar. El Kanduzi Bakara 208’deki “silm” sözünün Hz. Ali olduğunu, “Ali’ye teslim olunuz” anlamını içerdiğini belirtir. Yine aynı yazar Bakara 257 ve 289’la Ali’nin “velâyeti” ve Ehlibeyt’in ve Peygamber’in “şefaati” ile İslam dinine girileceğinin vurgulandığını yazar. Elhaşir 20 ile Rahman 7-8-9. ayetlerinde Ali’nin “velâyeti”nin hak bilinip “yadsınmaması” gerektiğini bu yolla “hakkın kabul edilmesi” belirtilir. Maide 40’da Cennet’le Cehennem’in anahtarları Ali’ye bırakılır. Nisa 144’de “kafirlerin arkalarından gidilmemesi” istenerek Ali “veli ve vasi” kılınır. “Velilik”, Ali’ye ait olur. Bakara 58, Nur 15 ve Elmülk 27’de Ali’nin Tanrı katında “yüceliği” dile getirilir. Bakara 31-37-124’de Peygamber’le Ali ve Ehlibeyt’in “aynı nurdan yaratıldığı” vurgulanır. Enam 160’da Ehlibeyt’e kötülük yapılmasından kaçınılması önerilir. Tövbe 3’de Ali Tanrı’nın “müezzini” olarak nitelenir.[4] Hadid 3’de Ali’nin, öncellerden önce varlık gösterdiği, evrende “ilk yaratılan” olduğu vurgulanır. Şii kökenli hadis kaynakları da Peygamber’in Ali’nin “sır” olduğunu, bu yanının “yadsınamayacağı”, Ali ile birlikte Adem yaratılmadan “Tanrı’nın öz nurundan” 80 bin yıl önce var oldukları, “Tanrı’ya ilk tapınanlar” olduklarını, ikisinin nurunun tüm peygamberlerden ortaya çıktığını belirtiğini yazarak Hadid suresine dayanak kazandırırlar. Al-i İmrân 84’de de gerçek inanan ve İslam’ın Ali olduğu belirtirlir. Ali’nin inancı, örnek Müslümanlığı topluma model olarak gösterilir.[5]

www.alewiten.com, 21.11.2002


[1] Şemsüddin Ahmet Efendi ve Mustafa Yağmurlu’dan aktaran Uluçay (1997), C. I: 152 vd., 157 vd. Ayrıca Kuran’da Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin ayetlerin geniş bir değerlendirilmesi için bkz. Enis Emir: Fazilet-i Ehlibeyt-i Resullallah, Der Yay. İstanbul 1993: 29-74 .

[2] Bkz. Mahmut Esat (1965): 118; Gölpınarlı (1991): 71 vd.; Çağatay (1972): 160 vd.

[3] Bkz. Gölpınarlı (1979): 30-39.

[4] Konu şu kaynaklar taranarak hazırlanmıştır. Bkz. Şerafettin Serin: Allah ve Ehlibeyt’in Tanıtımı Aleviler, Nusayriler ve Şiiler Kimlerdir?, Koza Yay. Adana 1995: 62-99; Uluçay (1997), C. I: 164-168.

[5] Şerafettin Serin: Ehli Beyt, Koza Yay. Adana: 41, 44, 47.

2. Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt Baki Öz

0

Sünni çevrelerin katılmamasına ve doğru bulmamalarına karşın; Şii, Alevi ve Bektaşi çevreler Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’ine ilişkin ayetlerin bulunduğunu, Ali ve Ehlibeyt’in vahiye konu olduklarını, ama Kuran derlemeleri yapılırken bu tür ayetlerin çıkarıldığı düşünülür, inanılır ve savunulur. Hatta 6666 ayet olması gereken Kuran’ın 6234 ayet olamasının nedeni budur. Yani, Şii / Alevi çevrelerin savına göre; Kuran’daki bu eksiklik, Ali ve Ehlibeyt’in üstünlüğüne ilişkin ayetlerle Ümeyyeoğullarının kötülüklerini dile getiren ayetlerin çıkarılmasından kaynaklanmıştır. Ayrıca, Ali ve Ehlibeyt hakkında önemli sayılacak ölçüde hadis olduğu da savunulur.

Gerek ayetlerde gerekse hadislerde ençok övgülü sözler Ali içindir. İbni Abbas, Ali’ye ilişkin 300 ayetin indiğini belirtir. Ancak, 80 ayet konusunda bilim çevreleri görüş birliğindedirler. Oysa, Ali’yi kendisine rakip alan Muaviye’yi yücelten tek bir ayet bile yoktur.[1] İbni Hambel’se; “Ali hakkında Peygamber’den gelen erdemlik içeren sözler başka kimseler hakında gelmemiştir” der. Cami gibi ünlü kaynaklara göre, Peygamber Muhammed; “Ali Kuran iledir ve Kuran Ali ile. İkisi havuz kenarında bana ulaşıncaya dek ayrılmazlar” der.

Şii-Sünni Kuran yorumcu ve bilim çevrelerine göre Hz. Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin inen, yahut onları konu alan veya herhangi bir biçimde ima eden ayetler şunlardır: Bakara 207-208-274; Al-i İmrân 61; Nisa 54-115-117; Maide 55-67; A’raf 46; Enfal 27; Rad 29; Nûr 35-36; Şuara 214; Ahzâb 23-25-33-56; Fatır 32; Yasin 12; Saffat 24-130; Secde 18; Şûra 23; Zuhruf 67; Rahman 19; Vakıa 10; Hadid 19; Haşr 20; Hakka 12; İnsan (Hel’Ata) 9; Tekasür 8.[2]

Kuran’ın tümü Ali ve Ehlibeyt’i kapsar. Kuran’ın tümünde Ali ve Ehlibeyt’e göndermede bulunan ayetlerin surelere göre dağılımıysa şöyledir: Enfal 7; Tevbe 11; Yunus 11; Hicr 8; Nahl 19; İsra 11; Taha 21; Enbiya 10; Hacc 6; Hud 1; Yusuf 17; Furkan 12; Şuara 15; Nevml 4; Kassas 6; Ankebut 8; Mümin 4; Fussilet 8; Şûra 6; Zuhruf 14; Duhan 8; Vakia 7; Hadid 10; Mücadele 1; Haşr 2; Saf 3; Kıyam 2; Dehr 4; Mursalat 7; Naba 7; Naziat 2; Zilzal 5; Adiyat 6; Keyf 7; Meryam 8; Rum 2; Lokman 4; Secde 1; Ahzâb 13; Sebe 4; Casiye 2; Muhammed 15; Fetih 6; Hucurat 7; Kaf 2; Cuma 1; Münafikun 6; Tagaabun 3; Tahrim 4; Mülk 2; Abasa 3; Tekvir 4; İnfitar 2; Buruc 2; Beled 3; Maun 1; Kevser 1; Miminin 7; Nur 8; Fatır 2; Yasin 3; Saffat 5; Sad 16; Zümer 13; Zariyat 6; Tur 6; Necr 16; Kamar 3; Rahman 19; Kalem 9; Haakka 4; Maaric 4; Nuh 1; Cin 4; şems 6; Leyl 5; Tin 7; Kadr 5; Beyyine 2; Al-i İmrân 24; Nisa 21; Takasur 1; Asr 3; Humaza 1; İhlas 1; Fatiha 7; Bakara 67; Maide 6; Araf 12.[3]

Kuran’da Hz. Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ayetlerin olduğunu dünden bugüne dünyanın en ünlü Kuran ve hadis otoriteleri de savunurlar. Çalışmalarıyla kimi ipuçları verirler. Genel kanı; Kuran’ın düzenlenmesi sırasında bu tür ayetlerin doğrudan ayıklanmasına karşın, yine de Ali ve Ehlibeyt’i amaçlayan ve doğrudan-dolaylı onlara yönelik olan azımsanamayacak ölçüde ayet kalmıştır. Bu konunun uzmanı, yani ilahiyatçı olmayışımız nedeniyle, biz yalnızca bu otoritelerin saptamalarını aktarmakla yetineceğiz.

www.alewiten.com, 21.11.2002


[1] Bkz. Dinçer (1996): 247; Erdemir: 53.

[2] Düzenleme için bkz. Erdemir: 73.

[3] Düzenleme için bkz. Enis Emir: Kuran’da Ehlibeyt, Ayyıldız Yay. Ankara 1995; Uluçay (1997): 163 vd.

Hz. Ali’nin Kimliğinde Ahlak ve İnanç

0

Baki Öz 1. Şii ve Sünni Yoruma Göre Ehlibeyt’in Tanımı ve Kapsam

İslam’ın doğuş yıllarında “Ehlibeyt”, “ev halkı” anlamına gelir.[1] Dolayısıyla bu terimin İslam terminolojisinde özel bir yeri olur. Terimi sahiplenen Şii ve Alevi çevreler, özel bir anlamla donatır ve yaşatılmasını sağlarlar.

“Ehlibeyt” veya “Ehl-i Aba”, “Al-i Aba”, “Pençe-i Ali Aba”nın tanımı ve kapsamı Şii ve Sünni yorumculara göre değişir. Tarih boyu hep bu yorum çatışması görülmüştür. Şii, Alevi ve Bektaşi yorum Ehlibeyt’in Peygamber’in soyunun sürdüğü Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den oluştuğu doğrultusundadır. Sünni yorumsa ev halkı olarak görülen bu kesimi Peygamber’in eşleri, diğer çocuklarıyla birlikte Ebubekir, Ömer ve Osman gibi yakın ilişkide olduğu kimseleri de katarlar. İslam dünyasının öteden beri her biri bu alanda birer otorite kabul edilen ünlü Kuran yorumcularından ve hadis bilginlerinden İmam Fahrettin Razi, Zemahşeri, İbni Hacer, Kurtubi, Muhammed bin Ali Şevkani, Suyuti, Hakim, Zehebi, İmam Ahmet Hambel ve Taberi Ahzâb 33. ile Ali İmrân 61. ayetlerinin yorumunda kimi farklılıklarla birleşerek “Ehlibeyt’ten amacın Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin” olduğunu belirtirler.

Ahzâb 33. ayeti Ümmi Seleme’nin evinde inmiştir. Peygamber ayet indiği zaman; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i hırkasının altına alarak “işte benim Ehlibeyt’im bunlardır” demiştir.[2] Ehlibeyt’in tanımı ve kapsamı bu davranışlarla belirlenmiştir.

Hz. Ali üzerine aleyhte kitap yazan yazar Faik Bulut “Ehlibeyt”i Şiilerin “daraltarak”, Alevilerinse “siyaset gereği kendilerine mal ederek” kullandıklarına değinerek Ehlibeyt’in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’le “sınırlı” tutulamayacağını belirtir.[3]

Günümüzün ünlü ilahiyatçılarından Y. N. Öztürk; Kuran’ın Hud 73, Kasas 12, Ahzâb 33. ayetlerinde “Ehlibeyt”in “Peygamber Muhammed’in ev halkı” anlamında kulanıldığını ve “ev halkı” demek olduğunu belirtir. Ona göre, ev halkı demek olan “Ehlibeyt”in biri geniş diğeri de dar olarak iki anlamı vardır. Geniş anlamıyla “Ehlibeyt” “Peygamber’in bütün ev halkını”, dahası Selman-ı Farisi gibi ev halkına yakın kişileri de kapsar. Eşleri ve diğer çocukları da bu anlamın içindedir. İslam geleneğinin bu anlamı benimsediklerini belirtir. Doğallıkla bu Sünni çevrelerin benimsediği tanımdır. Dar anlamda ise; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den oluşur. Bu tanımı, bilindiği gibi Şii ve Aleviler benimserler. Ümmü Seleme ve Üsame b. Zeyd’e dayandırılan hadislere göre Peygamber bu dört kişiyi giysisiyle sararak; “Benim Ehlibeyt’im bunlardır” demiştir. Bu dört kişiye giysi altına alınan yakınlar anlamında “Al-i Aba” ve “Ehlü’l-Kisâ” da denir.[4]

Hz. Ali ve onun aile başkanı olduğu “Ehlibeyt kadrosu”, Ali ile birlikte Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den oluşur. Peygamber Muhammed’in kurduğu İslam dini içerisinde bütün zorluklara ve olumsuzluklara karşın “örnek kabul dedilen bir yaşam” sürdürmüşler ve İslam toplumlarına model olmaya çalışmışlardır.[5]

Ali’nin Peygamber’in “çok sevdiği” kızıyla evlenmesi ve ondan erkek çocuklar doğurması, Ali’yi Peygamber’in mirasçısı ve izleyicisi olarak görenler açısından en önemli ve güçlü kanıtlardan biridir. Ehlibeyt sözcüğünün Aleviler, Şiiler, İsmaililer / Batıniler ve Bektaşiler yanında özel bir değeri vardır. Ehlibeyt, Alevi-Şii inancının temel taşıdır. İnanç, düşünce, töre ve edebiyat bunun üzerine kurulmuştur. Kuran ayetlerinde ve hadislerde “Ehlibeyt” sözü sık sık geçer. Bunun dışında Alevi ve Şii toplumu birçok ayet ve hadisin Ehlibeyt’i amaçladığı doğrultusunda anlam da çıkarırlar. Böylece, Ali ve çocukları öne çıkar. Bu doğrultuda birçok ayetin yanısıra önemsenecek ve ciddi kabul edilecek hadisler de vardır. Özellikle Peygamber’in sözü olan Ali’ye ilişkin;

“Benden sonra fitne olacaktır. Bu oldu mu, Ebu Talib’in oğlu Ali’nin yanını tutun. Çünkü, O bana ilk inanandır. Kıyamette de benimle ilk musafa edecek odur. O, Sıddık-ı Ekber’dir. O, bu ümmetin Faruk’udur. O, müminlerin ulusudur, başıdır”

hadisi, Ehlibeyt’in ve Hz. Ali’nin İslam içindeki konumunu belirlememiz açısından önemlidir. Bu durum, kimi Sünni yorumların kuşkuluymuş gibi göstermesine karşın, Alevi- Şii anlayışı haklı gösterir.[6]

Al-i İmrân 61’de Tanrı buyruğuyla Hasan’la Hüseyin’in Peygamber Muhammed’in “çocukları / oğulları olduğu” sayılır. Doğallıkla; Sünni yorum bu durumu da görmezlikten gelerek, olayı başka mecralara çeker ve farklı anlamlar kazandırır. Al-i İmrân suresinin bu ayeti, “Mübâhele” ayeti olarak bilinir.Bu sözcük, “dua etmek”, “Tanrı’nın lanetini yalancılar izerine çekmek için duada bulunmak” demektir. Bu durum, bir olaydan kaynaklanmıştır. Peygamber, Hicretin 10. yılında Yarımada ve çevresindeki gayrimüslim topluluklara bir mektup göndererek İslam’a çağırır. Bu nedenle Necran Hıristiyanlarını da çağırmıştır. Necranlıların Medine’ye gelişleriyle “mübâhele olayı” gerçekleşmiştir. 14’ü din adamı olan 60 kişilik Necranlı kurul Medine’ye geldiklerinde kendi dinlerine göre tapınırlar ve ipekli giysiler giyerek Peygamber’le görüşmek isterler. Bu nedenle huzura kabul edilmezler. Ancak, yün giysiler giyindikten sonra huzura kabul edilerek görüşmeler başlar. Konuşmalarında dürüst olmazlar. Bu görüşmeler sırasında Al-i İmrân suresinin ilk 80. ayeti iner. 61. ayet de bunlar içerisindedir. Ayette;

“Sana iyice bildirdikten sonra da yine bu konuda seninle tartışan olursa de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz, bizzat gelelim. Siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Tanrı’nın lanetini yalancılara havale edelim.”

denilmektedir. Bu ayette geçen “ibtihal” (yalancıya lanet dilemek) teriminden alınan “mübâhele” deyimi sonraları bu olayın adı olarak kullanılır. Ünlü doğubilimci Massignon’a göre; “mübâhele”, yani yalancıya lanet okuma uygulaması belli bir usül çerçevesinde sonraki yıllarda sürdürülür. Bu olay sırasında Peygamber’in “mübâhele önerisi” Necranlıları tedirgin eder. Kararlarını bildirmek için zaman isterler. İkinci günkü görüşmeye; Peygamber Muhammed ailesiyle, yani Ehlibeyt’iyle gelir. Kucağında küçük torunu Hüseyin, elinde büyük torunu Hasan, arkasında kızı Fatıma ile damadı ve yeğeni Ali ile birlikte buluşma yerine gelirler. Peygamber böylece Al-i İmrân’ın 61. ayetinden geçen “çocuklarımızı” karşılamak için torunlarını, “kadınlarımızı” karşılamak üzere kızı Fatima’yı, “kendilerimizi” karşılamak üzere de kendisi ve Ali’yi getirmiştir. Peygamber, Ehlibeyt’iyle yere çökerek kurulu bekler. Necranlı kurulun başı Ebu Harise bu durumdan ve tutumdan etkilenir. “Mübâhele”den vazgeçerek cizye vermeyi kabul eder. Aradaki sorunu çözmek için hakem ister. Peygamber de bu istek üzerine onlara Ebu Ubeyde b. el-Cerrah’ı hakem olarak görevlendirir. Peygamber, Necranlıların bu olayda düştükleri durumdan sıkılır. Sünni oterite ve yorumcular bu “mübâhele olayı”nı kendi açılarından değerlendirirler. Zemahşeri bu olay ve ilgili ayeti Al-i Aba’nın üstünlük ve seçkinliğini gösteren “en güçlü delil”, Beyzavi ise bu olayı Peygamber’in nübüvvetine ve O’nun Ehlibeyt’inin üstünlüğüne “kanıt” olduğunu belirtirler. Şii, Alevi ve İsmaili / Batıni çevrelerse bu olaya daha geniş bir perspektiften bakarak anlam çıkarırlar. Massignon’un belirttiği gibi, Şiilik Ehlibeyt’in halifelik alanındaki hakkını savunmada; “sosyo-hukuki dayanağı” Gadiri Hum olayı, “metafizik dayanağı” ise bu mübâhele olayıdır. İlahiyatçı Y. N. Öztürk’e göre mübâhelenin yapıldığı 21 Zilhicce Şii çevrelerce bayram olarak kutlanmıştır. Mübâhele olayı Hz. Ali’nin ashabının “üstün olduğu”na, dahası kimilerince eski peygamberlerden “daha üstün olduğuna kanıt” sayılmaktadır.[7]

Bu alanda Şii ve Alevilerin yorumu doğallıkla farkılıdır. Son dönemlerinde Şiilik’te karar kılan İslam ilahiyatı otoritelerinden Gölpınarlı “Bihar’ül- Envar”a, Şirazi’nin “Şebhâ’yı Pişâver”ine ve Ahmet Sâbiri-i Hemdâni’nin verilerine ve çalışmalarına dayanarak değerlendirme yapar ve kimi belirlemelerden bulunur. Bu değerlendirmelere göre; “Mübâhele ayeti” diye anılan 61. ayetteki “ebnâenâ”den amaç Hasan’la Hüseyin’dir. İkisi de Peygamber’in “oğulları” sayılır. “Nisâenâ”dan amaç Hz. Fatima’dır. Peygamber, kızının kendisinden bir parça olduğunu, onun kesinlikle “incitilmemesi”ni, onun “kadınların seyyidesi / efendisi” olduğunu belirtir. “Enfusenâ”dan amaç da Emirülmümin Ali’dir. Ali, ayette Hz. Muhammed’le birlikte anılmış, “nefs-i nefis-i Muhammed”den sayılmıştır.[8]

Bu olay nasıl yorumlanırsa yorumlansın; Ali ve çocuklarının İslam toplumundaki önemini, yüceliğini, değerini gösterir. Bu değer bizzat Peygamber’ce biçilmiştir. Onlar ailenin biricik üyeleri olarak görülmüştür. Ehlibeyt’in bizzat bu kişilerden oluştuğu bu tutumla yoruma yol açmayacak ölçüde açıktır. Hele hele Peygamber’in torunlarını “oğulları edinmesi”nin Tanrı buyruğu, yani Allah’ın emri ve vahiy ürünü olan Kuran ayeti olması kenara atılacak bir durum değildir. Herşey ortadadır.

Ehlibeyt” kavramı ne tür anlamlara çekilirse çekilsin, kapsamı ne ölçüde daraltılıp yahut genişletilirse genişletilsin, Şii, Alevi ve Bektaşi toplumunun bu kavramdan anladığı Peygamber’in “ev halkı”nın tümü değildir. Diğer eş ve çocuklarını kapsamaz. Hele aileye yakınlığıyla bilinen kimseler çok değerli de olsalar bu kavram içerisinde yer almazlar. Şii, Alevi ve Bektaşiler bu kavramı sahiplenirken Peygamber Muhammed’in olaya yaklaşımından hareketle, bu kavramı anlamlandırıp biçimlendirmişlerdir. Peygamber’de; Kuran ve hadislere bakılması durumunda Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i oldukça önemsediği, öne çıkardığı, yücelttiği, soyunun ve inanç felsefesinin bunlarla yürüyüp süreceğini belirtmiştir. O nedenle, “Ehlibeyt”in kapsamını Şii ve Alevi dünyası sadece bu dört ada indirgemekle sorunun özüne uygun olarak davranmıştır. Hz. Muhammed’in yeğlediği anlamı, Alevi ve Şii çevreler de yeğlemişleridir. Doğallıkla bunun, bu kapsamın dışında kalan aileden kimselerin değersizliği ve önemsizliğiyle bir ilgisi yoktur.

Yalnız Şii-Alevi tarihinde ve inanç geleneğinin bir türevinde / varyantında / versiyonunda aynı ailenin bir devamı olan Oniki İmamlarla Peygamber’e ve Ali’ye özel bağlılığı ve desteğiyle bilinen Selman-ı Farisi de aileden sayılmış, gelenek yer yer bu kimseleri Ehlibeyt’ten görmüştür. İbni Abbas’tan aktarılan bir hadise göre Peygamber;

“Yüce Tanrı halkı birçok ağaçtan yarattı, beni ve Ali’yi ise tek bir ağaçtan… Öyle bir ağaç ki, gövdesi benim. Ali ile Fatıma ise onun tohumu, Hasan’la Hüseyin’se onun meyveleri… Bize bağlı olan halkımız ise, onun yaprakları… Bu ağaca sarılanların sonu cennettir. Uzaklaşanların gideceği yerse cehennemdir”[9].

Burada Peygamber ailesine, yani Ehlibeyt’ine ve onun yürütücüleri / sürdürücüleri olan Hüseyin soyundan gelen Oniki İmamlara özel bir önem atfeder. Ailesini, yakınlarını, soyunu ve yolunun sürdürücüleri olan Oniki İmamları “halkın en hayırlısı” olarak niteler.

Aynı inanç çizgisi Selman-ı Farisi’yi de Ehlibeyt’ten sayar. Peygamber, Ehlibeyt’ten olan Ali ve çocuklarının yanına İslam’a başından beri önemsenecek yararlılıkları olan ve aileye oldukça bağlı olan Selman-ı Farisi’yi de katmıştır. Bu inanca Ahzâb 33’ün yorumuyla ulaşılır. Ehlibeyt ve Selman-ı Faris gibi seçkin ve üstün kimseler her yönüyle arınık ve temiz kılınırlar. Ehlibeyt ne ölçüde temiz ve arınık ise, Selman da o ölçüde arınıktır. Bunların makamları kutupların doruğudur. Selman, bilim ve irfanını Ehlibeyt’ten almıştır. Peygamber’e göre; “İman göklerde bile olsa Selman-ı Faris için oraya ulaşmak kolay olacaktır” Peygamber, Selman’a özel bir değer ve önem vermiştir.[10]

www.alewiten.com, 21.11.2002


[1] Bu terimin “ev halkı”anlamında İslam’ın ilk dönemlerinde kullanılışına ilişkin çağdaş bir kaynaktan verilen örnekler için bkz. Tarih-i Taberi Tercemesi (1983), C. III: 109, 117.

[2] Bkz. Aksoy (1998): 109-112 , 133; Dinçer (1996): 170.

[3] Bkz. Bulut (1997): 83.

[4] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: Kuran’ın Temel Kavramları, Yeni Boyut Yay. İstanbul 1997, 12. basım: 100 vd.

[5] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: Tasavvufun Ruhû ve Tarikatler, Sidre Yay. İstanbul 1988: 70.

[6] Çalışlar (1992): 30 vd.

[7] Açıklama için bkz. Öztürk (1997): 375 vd.

[8] Bkz. Gölpınarlı (1991): 149.

[9] Hadis değerlendirmeleri için bkz. Aksoy (1998): 101 vd.

[10] Hadis değerlendirmeleri için bkz. Aksoy (1998): 105 vd.

MHP’nin Alevi Açılımı ve 1989 “Aleviliğin Yeri” Bildirgesi Dr. İsmail Engin

0

MHP’nin Alevi Açılımı ve 1989 “Aleviliğin Yeri” Bildirgesi: Alevi-İslam Çerçevesinin İzinde Yeni Bir Yönelim

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Alevi açılımı ve bu kapsamda Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin son açıklamaları, Alevi örgütlerinin önemli bir kısmını hazırlıksız yakaladı.

Bahçeli’nin çıkışı, özellikle “Alevi-İslam” kavramını önceleyen bir yaklaşımla dikkat çekiyor.

MHP lideri, mezhep temelli ayrılıkları reddederek şu ifadeleri kullanıyor:

“(…) Alevi-Sünni bloklaşmasını siyasi ve ideolojik dürtülerle süreklilik içinde tahrik ve tahkim etmeye kalkışan Türk ve İslam muhaliflerinin kara kampanyasıdır. (…)

Bir defa şu hususu açık yüreklilikle söylemek mecburiyetindeyim:

İşin özünde hepimiz Müslüman değil miyiz?

Hepimizin Allah’ı bir, Peygamberi bir, kitabı bir, kıblesi bir, itikadı bir değil mi?

Hepimiz Türk milletinin onurlu ve şerefli mensupları değil miyiz?

Aramıza duvar örmek, set çekmek, aşılmaz bariyerler dikmek için satıhtaki yapay etnik ve mezhebi ayrılıklar kimi mihraklar tarafından silah gibi kullanılmadı mı? (…)

Yetmedi mi maruz kaldığımız sosyal ve siyasal maliyetler?

Yetmedi mi yanlış anlamalar ve peşin hükümler? (…)

Gönül rahatlığıyla, vicdan huzuruyla, dahası samimiyetle diyorum ki, hem Alevi’yiz, hem Sünni; hepsinden evveli de Müslüman Türk milletiyiz. (…)

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz bizim canımız, can beraberimizdir.

Onların her sorunu bizim de sorunumuz, onların her isteği bizim de isteğimizdir.

Aleviliği asıl mecra ve muhtevasından kopartıp inanç ve kültür alanından çıkartanlar, bundan tehlikesi siyasi mevzi haline dönüştürmeye çalışanlar büyük bir yanlışın failleridir.

Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir.

Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir.

Tabulara sığınmanın, suni gerginlikleri ve korkuları diri tutmanın, insan ve inanç haklarına kapalı durmanın hiçbir sonu ve sonucu yoktur.

Geldiğimiz bu aşamada diyeceğim şudur: Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak, engelleri birer birer kaldıracak irade cesaretini sergilemek gerekmektedir.

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin Cemevini ibadethane olarak görmelerine anlayış ve saygı duymak lazımdır. (…)”

Bu açıklamalar, MHP’nin “Müslüman ve Türk kardeşliği” temelinde bir söylem geliştirdiğini; Alevi toplumunu bu eksende kapsama çabasında olduğunu gösteriyor.

Tarihsel Zemin: 1989 “Aleviliğin Yeri” Bildirgesi

MHP’nin bugünkü söylemi, 1989 yılında Almanya’daki Hamburg Alevi Kültür Grubu tarafından düzenlenen “Alevi Kültür Haftası” çerçevesinde yayınlanan “Aleviliğin Yeri” bildirgesini hatırlatıyor.

Bildirgede, “Alevi-İslam” anlayışını temel alarak Aleviliğin İslam içi bir yorum olduğu savunulmuştu.

Adı geçen söz konusu bildirge, Turgut Öker, İsmail Kaplan ve Rıza Zelyut gibi isimlerin katkısıyla hazırlanmış; Aleviliğin yerini tanımlama çabasında dönüm noktası olmuştu.

Bugün Bahçeli’nin kullandığı “Alevi-İslam inancına mensup kardeşlerimiz” ifadesi, bu bildirgenin çizdiği çerçevenin devamı niteliğinde görünüyor.

Bu Çerçevenin Daha Önceki Temsilcileri

MHP’nin son açılımı, Aleviliği İslam içinde değerlendiren önceki siyasi ve sivil çıkışlarla da örtüşüyor:

a) Hamburg’ta açıklanan 1989 Bildirgesi, bu düşünsel zeminin kamuya açılan kavramsal başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilebilir.

b) Cem Vakfı’nın önceki Genel Başkanı İzzettin Doğan, 1990’ların başından itibaren Aleviliği İslam içi bir inanç olarak tanımlayan “Alevi İslam” söylemiyle öne çıktı.

c) CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 19 Nisan 2023’te yayımladığı “Alevi.” başlıklı videosunda, kendisini “Hakk – Muhammed – Ali inancıyla yetişmiş samimi bir Müslüman” olarak tanımlamıştı.

Açılıma Destek Verebilecek ve Karşı Çıkabilecek Kurumlar

MHP’nin açılımı, ana hatlarıyla Aleviliği İslam içi gören yapılarla örtüşüyor. Bu çerçevede, destek vermesi beklenen yapılar şunlar:

1) Cem Vakfı çevresi

2) Alevi Vakıflar Federasyonu

3) Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu

Diğer taraftan, Aleviliği İslam dışı bir inanç olarak tanımlayan kesimler açılımı reddecek görünüyor.

Bununla birlikte, yöneticilerinin İslam ile Alevilik arasındaki ilintiye mesafeli baktığı kurumlar da açılıma karşı duruş sergilemeye hazır.

Bu yapılar arasında, şu çatı örgütleri bulunuyor:

• Alevi Bektaşi Federasyonu

• Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

• Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

• Türkiye Alevi Federasyonu

• Alevi Kültür Dernekleri

• Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

Ayrıca, Aleviliği İslam içi kabul etmekle birlikte MHP’ye yönelik ideolojik temkinini koruyan bazı kesimlerin bu açılıma sınırlı destek vereceği öngörülebilir.

Açılımın Örgütlenme Yapısı: İki Kanallı Bir Model

MHP’nin açılımı, devlet nezdinde iki farklı yapı üzerinden şekilleniyor:

1) T.C. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı (Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı)

2) Aynı kurumun kurucu başkanı ve günümüzde Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu üyesi olan Ali Arif Özzeybek ile etrafındaki ağ…

Her iki yapının da akademik – dinî danışmanlık aldığı çevrelerin başında, Cem Vakfı ve Alevi Vakıflar Federasyonu ile kimi akademisyenler geliyor. Sarı Saltık, Hıdır Abdal Ocaklarının önde gelen isimleri ile Nazenin Bektaşiler de buna aktif destek veriyor.

Bu da açılımın, doğal olarak Aleviliği İslam içi gören bir ideolojik zemin üzerinden inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor.

MHP açısından açılımın teorik temellerini doldurabilecek isim olarak, geçmişte Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevini bir süre üstlenen ve bugün için TBMM MHP Grup Başkanvekili olan Prof. Dr. Filiz Kılıç ismi öne çıkıyor. | @ismailenginhd

YAR OLDUM DİYE

0

Dünya alem bana düşmem kesildi
Aşkın meydanmda var oldum diye
Kervanım dağıldı obam basıldı
Bir suna boyluya yar oldum diye

Sevenlerin listesine karıştım
Keremle Mecnunla yolda yarıştım
Sevgiyi Hak bildim Hakka eriştim
İkrarıma sadık yar oldum diye

Yürüdü cellatlar üstüme geldi
Zehirli okları bağrımı deldi
Bu gönül sarayım tarumar oldu
İkilikten geçip bir oldum diye

Gemim yana yattı dümen bozuldu
İşin muamması bur da çözüldü
SİNEMİ ’ yim adım arşa yazıldı
Sevda sahrasında sır oldum diye

Seyyah olup ayrı düştüm elinden

0

Seyyah olup ayrı düştüm elinden
Bize de bir kanlı zalimden oldu
Kişi benlik ile düşer belaya
Bela çekmek bana dilimden oldu

Her ağacın kurdu özünden olur
Yiğidin kemliği sözünden olur
El için ağlayan gözünden olur
Ağlayan gözlerim selinden oldu

Dilber senin aşkın serimden eser
Nerde güzel görsem o benden küser
Erenler kılıcı yolsuzu keser
Yolsuz neyler bana yolumdan oldu

Aştığım dağların lalesin derdim
Kırdım küffarın kalesin aldım
Balın yemedim belaya kaldım
Arı iner bana balından oldu

Pir Sultan pirinin damenin tutar
Gün olur koç yiğit menzile yeter
Havada turnalar çığrışıp öter
Öten telli turnam telinden oldu

Bir ömür geldi geçti

0

Bir ömür geldi geçti
Herşey boş herşey yalan
Var mı bu dünyada
Ebedi baki kalan

Canı verdi allahım
Bir sonu vardır bunun
Yaşamak güzel ama
Ölümüde düşün

Dünya dar gelir sana
Alamazsın hızını
Bir gün gelir azrail
Alır son nefesini

Ölüm dediğin nedir
Dalda kuru bir yaprak
Bin senede yaşasak
Son durak kara toprak

Söz-Müzik: ABDULLAH KARAMAN
Düzenleyen: METİN ÖZÜLKÜ

Güzel Ne Güzel Olmuşsun

0

Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün tel tel olmuş
Örülmeyi örülmeyi

Bahçende gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dilenmiş
Koynunda memem kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi

Mendili yudum arıttım
Gülün dalında kuruttum
Adın neyidi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Seyirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın neyidi unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Benim yarim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karacaoğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı

Kaynak: Karacaoğlan

Uğradım yüz sürdüm Pirim katına

0

Uğradım yüz sürdüm Pirim katına
Güzel Pirim katarından ayırma
Gönülden bağlıyız hüsnü zatına
Güzel Pirim katarından ayırma

Aka aka su bendine dolunca
Gönül şadolmaz mı dostu bulunca
Bizden kemlik sizden kerem olunca
Güzel Pirim katarından ayırma

Güzel Pirim güzelliğim timsali
Kenan ellerinde Yusuf emsali
Severim Pirimi Yunus misali
Güzel Pirim katarından ayırma

Pirim ileridir bir gerçek kişi
Arasam alemde bulunmaz eşi
Sensin gönlümüzün bitmez güneşi
Güzel Pirim katarından ayırma

Daimi’yim dönmem doğru yolumdan
İçenler mest olur kanar dolundan
Sultan olan vazgeçer mi kulundan
Güzel Pirim katarından ayırma

Çıkar dostun yollarını gözlerim

0

Çıkar dostun yollarını gözlerim
Gözlerim ki gülyüzlü yar gelmedi
Ciğerciğim aşk oduna közlerim
Gözlerim ki gülyüzlü yar gelmedi

Kimseye beyan etmedim halimi
Ölmeyince dosttan kesmem dilimi
Arı gibi yapamadım balımı
Sızlarım ki gülyüzlü yar gelmedi

Ben o yari doya doya görmedim
Kimseden derdime derman bulmadım
Abdal oldum bir yerlerde durmadım
Gözlerim ki gülyüzlü yar gelmedi

Sinem yandı irakıbin taşından
Leyla’sın yitirmiş gezer peşinden
Mecnun gibi pınarların başından
Gözlerim ki gülyüzlü yar gelmedi

Yüzlerinde şems ü kamer okunur
Bad-ı saba rayihasın getirir
Veli’nin nazların kimler götürür
Gözlerim ki gülyüzlü yar gelmedi

Gücenme ey sofu baba

0

Gücenme ey sofu baba
Biz aşığız kör değiliz
Ver bir selam al merhaba
İkiliğe yar değiliz

Hudey hudey hür aşkına
Yol verin gitsin şaşkına
Adaletsiz padişahın
Canavar girsin köşküne

Adem olan adem sever
Adalete boyun eğer
Kul hakkı dünyayı değer
Biz cana kıyar değiliz

Oooooo meyhaneci
Şarab’ın bugün çok acı
İnsanlar konar göçerler
Kimi hoca kimi hacı

Gider Kul Mahzuni gider
Gider dostu tavaf eder
Benim bildiğim bu kadar
Biz cahile uyar değiliz

Hudey hudey hür aşkına
Biz içeriz pir aşkına
Adaletsiz Hükümdarın
Ateşler düşsün köşküne

Oooooo meyhaneci
Bugün şarab’ın çok acı
İnsanlar kabe misali
Gelen derviş giden hacı

Kaynak: Aşık Mahzuni Şerif

Gurbet elde yad ellerin derdini

0

Gurbet elde yad ellerin derdini
Çekiyim de eğleneyim bir zaman
Yaralı sineme bal ile tuzu
Ekeyim de eğleneyim bir zaman

Sahile uçurdum gönül kuşunu
Sıyırdı gidiyor dağlar başını
Mihri gibi gözlerimin yaşını
Dökeyim de eğleneyim bir zaman

(TRT’de yer almayan dörtlük)
Aşıp gider var mı bizim elleri
Yel ırgalar zülfündeki telleri
Dostlarımın göreceği yerleri
Gezeyim de eğleneyim bir zaman

Pir Sultan Abdal’ım Seyit Nesimi
Şu aleme destan ettim sesimi
Uğrun uğrun sevdiğimin yasını
Çekeyim de eğleneyim bir zaman

Kaynak: Pir Sultan Abdal

Gurbet elde bir hal geldi başıma

0

Gurbet elde bir hal geldi başıma
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Derman arar iken derde düş oldum
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir

Huma kuşu yere düştü ölmedi
Dünya Sultan Süleyman a kalmadı
Dedim yare gidem nasip olmadı
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir

Kağıda yazılmış ufak yazılar
Anadan ayrılmış körpe kuzular
Derdi olan yüreğinden sızılar
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir

(Repertuvarda olmayan dörtlük)
Kağıt yok ki yazam yare gönderem
Ya ben ahvalimi kime bildirem
Can tatlıdır uram kendim öldürem
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir

Abdal Pir Sultan ım böyle buyurdu
Ayrılık gömleğim biçti geyirdi
Ben ayrılmaz idim felek ayırdı
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir

Gözüm yolda gönlüm darda

0

Gözüm yolda gönlüm darda
Ya kendin gel ya da haber yolla
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup

Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınır da derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

Yara bende derman sende
Ya kendin gel ya da bana gel de
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup

Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınır da derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

Maksudum canandır görmek dilerim

0

Maksudum canandır görmek dilerim
Aman Allah beni yardan ayırma
Şad olup maksuda ermek dilerim
Mahrum edip o didardan ayırma

Gönlüm varmak ister devran çağına
Azmedip giderim dost otağına
Muradım konmaktır dal budağına
Bülbül oldum gülizardan ayırma

Odur aşıklara aşkın ahengi
Arasan cihanı bulunmaz dengi
Ulu bezirganın yardır pörşengi
Aman Allah o katerden ayırma

Nazar kıl efendim ey Hacı Bektaş
Yoluna fedadır bu can ile baş
Elim bağlı divanında gözüm yaş
Göster cemalini nurdan ayırma

Daimi artırdın derdü yaramı
Senden özge kimden bulam çaremi
Divanda kovarsın ehli haramı
Hakikatta kispi kardan ayırma