Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Bezm-i muhabbette gülşen içinde

0

Bezm-i muhabbette gülşen içinde
Başlar bülbül gibi figana gönül
Aşkla delersin de şiddet her yana
Sen niçin sığmazsın cihana gönül

Alemde aşkıma olmaz nihayet
Ben de ateşlere yandım begayet
Vefasız sevdana eyle feragat
Birgün de usanır divane gönül

Sevdası serimde bir nev-civanın
Görünmez gözüme darı cihanın
Çünkü sevdasını bir alişanın
Olsun cihan içre bir tane gönül

Ruhları al olmuş saçları sümbül
Bir gül-i ra’naya olmuşum bülbül
Himmeti her caya etmez tenezzül
Anın dil verdiği bir tane gönül

Demedim mi sana yüksekten uçma
Yırtıcı kuş vermez amanı gönül
Gizli sırlarını namerde açma
Eksilmez başının dumanı gönül

Gülü kokla sakın kızma dikene
Acı söz söyleme boyun bükene
Azrail sarılır birgün yakana
Çaldırır kalbine kemanı gönül

Şah olursan yanlış ferman eyleme
Gizli yaralara derman eyleme
Çıkıp yükseklere harman eyleme
Yele kaptırırsın samanı gönül

Güvenme ki bülbülün var gülün var
Kuvvetlisin bükülmeyen kolun var
Der Özeri dolambaçlı yolun var
Kendine yoldaş et imanı gönül

Az mı rah’eyledik yollarınıza

0

Az mı rah’eyledik yollarınıza
Sizleri sormaya geldik erenler
Hasret kaldık tatlı dillerinize
Gönülden görmeye yar yar geldik erenler

Sızladı bu özüm sizi aradı
Nesli Muhammedsin, Ali evladı
Yüz sürmektir gönlümüzün muradı
Didara ermeye yar dost geldik erenler

Ehlibeyit bendesi, gürühu naci
Yaramın melhemi, derdim ilacı
Dostun didarıdır dostun Mihracı
Hakka yüz sürmeye yar yar geldik erenler

Nesimi’mi yazın dosta ayağına
Leyla’ım yürüdüm Mecnun dağına
Kerem kıl kabul et gönül bağına
Gülünü dermeye yar dost geldik erenler

Ali’nin sırrına ereyim dersen

0

Ali’nin sırrına ereyim dersen
Muhabbet gölüne dal da andan gel
Küfrünü imana katayım dersen
Var kendi küfrünü bil de andan gel

Hakikat tarikat marifet sözdür
İtikat da gece ile gündüzdür
Gönül bahr-i aşktır derya denizdir
Bahri ol ummana dal da andan gel

Pişiri pişiri söyle sözünü
Hak-i payden ayırma gör gözünü
Mürşidine teslim eyle özünü
Musahip kapısın bul da andan gel

Canını cellada ver de kıyagör
Arif olup her manadan duyagör
Kendi cesedini kendin yuyagör
Kendi namazını kıl da andan gel

Şah Hatayi’m mana söylerim dilden
Başına gelmeyen ne bilir halden
Ölmeyince nasib almaz bu yoldan
Var ölmezden evvel öl de andan gel

Türkiye Barış Konferansı – Berlin 2025

0

Geçtiğimiz günlerde Alevi camiasında iki önemli gelişme, dikkat çekici tartışmalara yol açtı:

İlk olarak, hükümete muhalif yayın politikasıyla bilinen ve Alevi kimliğiyle öne çıkan Tele1 televizyon kanalı sahibi Merdan Yanardağ’ın, Alevilerin bir kesimine yönelik eleştirel değerlendirmeleri gündeme geldi. Açıklamaların ardından bazı çatı örgütleri hızla bir kınama bildirisi yayımladı. RTÜK, bu gelişmeler üzerine, ivedilikle Tele1 hakkında inceleme – soruşturma başlattı. Öte yandan, aralarında Alevi toplumunun tanınmış isimlerinin bulunduğu bir grup da Yanardağ’a destek vermek amacıyla imza kampanyası yürüttü.

İkinci olay, sanatçı Erdal Erzincan’ın ibadet diliyle ilgili yaptığı bir değerlendirme üzerine patlak verdi. Erzincan, bu açıklamaları nedeniyle tehditler aldığını belirtmek zorunda kaldı. Serçeşme ile bağlantılı sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamalarla ortam yatıştırıldı.

Bu tartışmaların gölgesinde, DEM Partisi, CHP ve EMEP’ten siyasetçilerin yanı sıra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve BAT temsilcilerinin katılımıyla Berlin’de bir Cemevi’nde “Sözümüz Var” temasıyla Türkiye Barış Konferansı – 2025 düzenlendi.

Yeni Dönemin Ana Aktörleri

2025 itibarıyla Türkiye siyasetinde alışılmadık bir denge şekilleniyor. Daha önce “terörist” veya “ayrılıkçı” olarak nitelendirilen bazı figürler artık “âkil” ya da “kurucu önder” sıfatlarıyla anılıyor. Bu dönüşümün sembol isimlerinden biri, İmralı’daki hükümlü.

İmralı’daki hükümlü, Serxwebûn dergisinin Mayıs 2025’te yayımlanan 521. sayısında, 25 Nisan tarihli “Perspektif” başlıklı yazısında Kürdlüğü ve Kürd sorununu ele alırken Alevilik ve Dersim üzerine yaptığı açıklamalarla yalnızca siyasi değil, kültürel ve tarihsel zeminde de radikal bir yeniden tanımlama sürecinin sinyallerini veriyor.

Aleviliğin ve Dersim’in Yeniden Yazımı

İmralı’daki hükümlü, yazısında Aleviliği açıkça “uydurma” bir gelenek olarak nitelendiriyor:

“Sonuçta hem Nakşi hem Alevi ya da Sünni-Alevi gelenekleri; her ikisi de uydurmadır. Kapitalist modernitenin ve ulus devletçiliğin ideolojik gelişimiyle, Kürt inkârı bu iki kavramla temellendirilmiştir. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında uydurulmuş bir Alevilik inşa edilmiştir.”

Metinde, Dersimli Kürdler “kültürel kalıntı” olarak tanımlanırken, Zazalık örtük biçimde Kürd kimliği içinde eritiliyor. Çok katmanlı, melez bir kimlik yapısı yerine tekil, İslamî temelli bir “Kürdlük” inşa ediliyor.

Aynı yazıda, Kürd kimliğinin tarihsel kökeni de İslam’a dayandırılıyor:

“Ortaçağ’da Arap İslam devrimiyle birlikte Kürt kavramı yerleşti. Selçuklular ilk defa Kürdistan kavramını siyasi bir olgu haline getirdi. (…) Mervaniler, Dicle-Fırat arasındaki bölgenin Kürtleşmesini temsil eder; bu da İslam’la gelişti.”

Bu yaklaşım, Kürd kimliğini İslam’la özdeşleştirirken, seküler ya da farklı inançlara sahip Kürd topluluklarını dışarıda bırakıyor.

Yeni İttifaklar: Bahçeli ve İmralı Aynı Hattın Üzerinde

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, İmralı’daki hükümlüyü “kurucu önder” olarak betimlemesi, geçmişte tahayyül bile edilemeyecek bir siyasal manevrayı ifade ediyor.

Aynı şekilde İmralı’daki hükümlü de Bahçeli’yi “has devlet adamı” şeklinde niteliyor.

Bu karşılıklı meşrulaştırma, “süreç” olarak tanımlanıyor. Bir zamanların zıt kutupları, bugün “devlet aklı” ekseninde buluşuyor. Pervin Buldan’ın ifadesiyle:

“Bu bir süreç ittifakıdır. Başka türlü algılanmamalıdır.”

Bu bağlamda, mesele yalnızca geçici bir anlaşmadan değil, siyasal sistemin temelden yeniden tanımlandığı bir süreçten ibaret.

İslam Medeniyeti ve Kürd-İslam Sentezi

Diğer taraftan, Selahattin Demirtaş da benzer bir çizgiyi sürdürüyor. Kobane Davası’ndaki savunmasında şu ifadeleri kullanıyor:

“Bu toprakların medeniyeti İslam medeniyetidir. Türkiye solunun bir kısmı bunu bilmez. (…) 1300 yıldır bizi var eden İslam medeniyetidir. Geri falan değildir, köklü ve güçlüdür.”

Bu sözler, seküler bir figür olarak bilinen Demirtaş’taki açık bir yön değişikliği anlamına geliyor. Açıklamalar, İmralı’daki hükümlüyle söylemsel bir uyumu da ortaya koyuyor. Ortaya çıkan yeni çerçeve; Kürd-İslam sentezi olarak tanımlanabilir. Söz konusu sentez, yeni bir siyasal hegemonya kurma potansiyeli taşıyor.

Cumhuriyet ve Aleviliğin Tasfiyesi

Son yıllarda “2. Cumhuriyet” tartışmalarıyla birlikte, 1. Cumhuriyet’in “yasakçı ve baskıcı” geçmişi hedefe konulurken, onun kurucu unsurları da “nefret objesi” hâline getiriliyor.

Bu yeni dönemde Alevilik de hedef tahtasında. Hacı Bektaş Veli, “Türk-İslamcı” bir figür olarak sunuluyor, Bektaşiler, “devlet işbirlikçisi” olmakla suçlanıyor. Yavuz Sultan Selim’in Kızılbaş katliamları yeniden gündeme getirilirken, kurtulanların İdris-i Bitlisî’ye sığındığı; Şah İsmail’in ise aslında “asimilatör” olduğu iddia ediliyor.

Yeni Hegemonya ve Kimliklerin Dönüşümü

Bugün Bahçeli ve İmralı’daki hükümlü, devletin yeniden tanımlanan “aklı” doğrultusunda birlikte hareket ediyor. Sürecin aktif bir parçası DEM Partisi, özellikle Alevi ve Kürt sorunlarının çözüm adresi gibi konumlandırılıyor.

Sey Rıza ile Şeyh Said “kardeş” ilan edilirken; Said Nursî, Hizbullahî Kürdî gibi isimler aynı ideolojik havuza dâhil ediliyor.

Yeni dönemin kimlik haritasında:

Alevilik araçsallaştırılıyor, Kürtlük İslamî bir çerçeveye sokuluyor, Türk-İslam sentezinin yerini Kürd-İslam sentezi alıyor, Devletin eski kurucuları tasfiye edilirken, yeni müttefikler meşrulaştırılıyor.

Bu bağlamda Alevilik, fiilen DEM Partisi’ne emanet edilmiş durumda.

Sorgulanmayan Gerçekler

Bu süreçte iki çarpıcı çelişki dikkat çekiyor:

a) İmralı’daki hükümlünün, Aleviliği “19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyıl başında uydurulmuş bir gelenek” olarak nitelemesi, Merdan Yanardağ veya Erdal Erzincan örneklerinin aksine, Alevi örgütlerinde hiçbir tepki doğurmadı.

b) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) bileşeni olan Türkiye Alevi Federasyonu’na (ADFE) bağlı Garip Dede Dergâhı Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda DEM Parti milletvekili olan isim, TBMM’de MHP ile “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kapsamında birlikte çalışıyor. Bu durum, örgüt içinde sorgulanmadı; en azından dışarıya yansıyan bir eleştiri yahut tepki olmadı.

Barış Konferansı’nın Ardından: Cevapsız Kalan Sorular

“Türkiye Barış Konferansı – 2025” bağlamında şu sorular önem arz ediyor:

1. İmralı’daki hükümlünün, MHP lideri hakkında övgü dolu ifadeleriyle Alevilik konusundaki ağır eleştirileri neden Alevi örgütleri tarafından gündeme alınmadı?

2. Bilindiği üzere, Alevi çatı örgütlerinin bazı yöneticileri, İslam ve Alevilik ilişkisinde mesafeli bir çizgide duruyor. Ancak aralarında Demirtaş’ı destekleyenler de bulunuyor. Demirtaş’ın “Bu toprakların medeniyeti İslam medeniyetidir.” sözleri, bu yöneticilerin savunduğu “kadim” anlayış açısından açık bir “asimilasyon” anlamına gelmiyor mu?

Neden bu hususlar sorulmuyor? Sorulduysa da cevaplarını neden biz bilmiyoruz? [13.10.2025] | @ismailenginhd

DEM ve MHP Dr. İsmail Engin

0

DEM ve MHP

iki parti de gayet doğal olarak Alevilere yönelik politikalar yürütüyor.
Politikaları doğrultusunda ayrı ayrı Cemevleri açıyor veya açılmasına fiili destek veriyorlar.
Biri Kürd, diğeri Türk tabanıyla..

Ve yeni Kürd açılımının da paydaşları.
Kısaca:

1) DEM Parti Milletvekili aynı zamanda Garip Dede Dergahı Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı.
2) Keza, TBMM’de “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üyesi.
Bilindiği üzere ilgili komisyonun bir dinamik gücü MHP.. ve diğer dinamik gücü DEM Parti; komisyonda ortak çalışıyorlar. –
3) Garip Dede Dergahı Vakfı, aynı zamanda Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) üyesi.
4) Diğer taraftan ADFE, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da bir parçası ve Türkiye’de belli başlı çatı örgütleriyle işbirliği içerisinde, paydaş kurum.

Hacıbektaş Halk Platformu,

MHP inisiyatifle Hacıbektaş’ta yapılan Horasan Erenleri Dergahı Cemevi’ni bir “asimilasyon” politikasının vücut bulmuş hali olarak görüyor.
Platform, ADFE’nin paydaşı Alevi Bektaşi Federasyonu ile mealen bir bildiride buluşuyor; yahut ortak bir bildiri kaleme alıyor.
Yayınlanan bildiride,
“Alevilik Satılık Değildir! Alevilik bir oy deposu değildir.”
dendikten sonra konu hakkında yapılan değerlendirmede şu husus vurgulanıyor:

“Hacıbektaş’ta yapılan bu girişimi inanç merkezimize yönelik bir siyasal işgal hamlesi, Alevi ve Bektaşi kimliğini asimile etme ve kontrol altına alma çabası”

Özetle :

Türkiye Alevi Federasyonu ve Garip Dede Dergahı Vakfı ile söz konusu vakfın Yönetim Kurulu Başkanı DEM Milletvekili

a) Horasan Erenleri Dergahı Cemevi ile ilgili nasıl bir değerlendirme içinde?
b) Horasan Erenleri Dergahı Cemevi’ni bir “asimilasyon merkezi” olarak mı görüyor?
c) Konu hakkında bir soru önergesi verdi mi, Meclis’te konuya dikkat çeken gündem içi veya dışı konuşma, değerlendirme yaptı mı?
d) Hacıbektaş Halk Platformu tarafından yapılacak olası protesto girişimine katılıp destek verecek mi?

Ve Serçeşme’nin buna yönelik bir açıklaması, beyan ettiği bir görüşü var mı?

ALEVİ ÖRGÜTLERİ YENİ BİR “YETMEZ AMA EVET DEMEYEMİ” HAZIRLANIYOR?

0


İbrahim Bahadir
Türkiye yeni dönemde yeni bir dönüşüme hazırlanıyor. Alevilerin bunun dışında bırakılmayacağı gün gibi açık. 2028 sonrasında Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi Cumhur ittifakı bileşenleri bütün güçler ile siyasal arenaya abanıyorlar. 40 sene düşman olarak kabul edilen bir Kürt siyasal hareketinin başı ile anlaşıp Kürtleri onursuz bir barışa zorluyor.
Alevi çevrelerde herkesin bildiği sır Kürt hareketinin mevcut örgütlenmelerdeki etkisi. Ne yazık ki Bazı Alevi yöneticilerinin meclise girme merakı Alevileri Kürt siyasal hareketine gereğinden fazla yaklaştırdı. Git gide bağımlığı getirmek üzere. Bir yandan Türk milliyetçiline oldukça mesafeli durukken milliyetçiğin diğer kanadı Kürt çevrelere yakınlık ilginç bir tezat oluşturuyor.
Kötü olan ise, Alevi örgüt yöneticilerinin meclise girmedeki ısrar ve taleplerindeki heyecanları muhataplarınca kullanılmaya müsait aparatlar olarak görülmesi kaçınılmazdır. Yine bu örgütlü çevren Alevilerin ihtiyaç duyduğu asıl talepleri yerine ülkenin genel sorunlarını önlerine koyup onları dillendirmiş olması bu durumu doğruluyor.
Gerçeği söylemek gerekirse, siyasal Kürt hareketi nasıl daha önce müdahale edip (ele geçirip), Türkiye’nin en saygın sivil toplum kuruluşlarından İnsan Hakları Derneğini bitirdi. 1980 sürecinin en saygın insan hakları ihlallerinde öne çıkan yapı Siyasal Kürt hareketinin ele geçirmesiyle oradaki bütün çalışmaları sonlandırdı. 1995 öncesinde insan hakları ihlallerinde bu örgütün sesi hep duyulurdu. Kürt hareketi insan hakları derneğine çöktükten sonra orda yöneticilik yapanları Kemalist solcu diyerek dernekten kimini uzaklaştırdı bazıları kendileri gitti.
İkinci vaka ise öğretmenlerin sendikal örgütü “Eğitim Sen”in başına geldi. 1995 yılında halen diri olan bazı sol çevrelerin emeği ile kurulan bu sendika Türkiye de toplumsal muhalefet de önemli bir yer tutuyordu. Kürt hareketinin bu yapıya kirli şeklide müdahale edip çökmesi orayı da etkisiz hale getirdi. Daha önceden olduğu gibi sendikadan “Kemalist sol temizlendi” (Kürt hareketinin söylemi) İnsan hakları derneğinde olduğu gibi bu çevrelerde susturuldu. Artık buralar siyasal Kürt hareketinin borazanı olmaya zorlandı bu yapıdan birçok sol çevre uzaklaştı. Yada bunlara itiraz etmeyenleri onlarla birlikte yol yürümeye devam ediyor. Eğitim sende susturuldu. Önemli bu iki muhalefet odağının eleştirdikleri daha çok devlet ve onun anti demokratik uygulamaları idi. İlginç olan iktidara muhalefet eden Kürt çevre eli ile devlet kendi başını ağrıtan iki yapıdan kurtuldu. Kürt çevreler düzen solcularından kurtulmak dediği şey aslında devlet için bulunmaz bir nimet idi. Her iki düşmanın ortak düşmanı bu şekilde ortadan kaldırıldı.
Şimdi benzer bir süreç Alevilerin başına gelecek gibi görünüyor. Türk milliyetçiği nasıl Sünni meşrep bir hareket ise, Kürt hareketi de başından beri Sünni meşrep bir harekettir. Kürt hareketi Alevi örgütlenmeler ilk Almanya da oluşurken bu örgütlenmelerin Kemalist devletin ajanı olarak Kürt tabanını asimilasyon amacı taşıdığını söylüyorlardı. Onlara göre, “Kurulan dernekler aslında ajanlık faaliyeti yürütmekte idiler”. Yine bir başka Kürt hareketi olan Kemal Burkay’ın PSK si ise dehada itici şeyler söylüyordu. Alevilere olmadık sözler söyleyen bu çevrenin başı Kemal Burkay şimdi devletin şefkatli kollarında. Kürt hareketinin 1994 sonrasında Alevi federasyon kongrelerine müdahale çabasına kendim şahit ’im. Yine bu dönemden sonra kurulan yapay Kürt Alevi dernekleri federasyona dahil edilmedi.
2000 li yıllarda Almanya da federasyon yöneticilerin milletvekili olma isteği sonucu Alevi dernekleri bu çevrelere açıldı. Alevilik için kurulan yapılarda Kürt sorunu kendi sorunundan daha önce tartışılır hale geldi. O kadar ileri gidildi ki Kürt sorunu için (Türkiye ) Alevi federasyonunda açlık grevine gidildi. Bu dönemde artık görevini yerine getirmiş rüştünü ispatlamış federasyon yada dernek yöneticileri adaylık için hazırdı. Özelikle Pir sultan abdal derneğinden iki dönem olmak üzere bu pazarlıkların soncunda 6 kişi değişik dönemlerde milletvekili seçildi.
Yeni dönemde ise bin bir surat Celal Fırat Kürt çevrenin müfettişi olarak Alev üst yönetimine dahil edildi. Celal Fırat bilindiği gibi madımak katliamcıları savunan şahsa bina boyu bir afiş ile teşekkür etmişti. Yine Suriye de ki katliamlardan sorumlu olan İŞİD çevresine kızgın çocuklar diyen Davutoğlu’nu çocuklarla karşılatmıştı.
Artık şunu herkes biliyor ki Kürt siyasal hareketi Alevi örgütlenmesinin üst yöneticiler arsında önemeli bir ağırlığa sahip. DEM ile ilişkileri ise Celal Fırat sağlıyor. Son zamanlarda Celal Fırat’ın daha önemli görevi var gibi görünüyor. Alevi örgütlerini denetim altında tutmak. Türkiye ve Almanya da olan federasyon yöneticileri her iki ayda bir DEM partisi ile görüşmeye gidiyor. Aslında kendi tabanı ile bağları kopmuş, protestolara bile 5 kişi ile giden bir yapının kimi temsil ettiği bir yana zaten kendi oturduğu değerleri savunmaktan çoktan uzaklaşmış olma gerçeği ortadadır. Böyle boşluktaki örgüt liderlerinin kimin amaçlarına meze olacağını düşündüğünde insanın içi sızlıyor.1980lerin sonlarındaki inançlı insanların ruh hali ve gelinen nokta!!!
Yeniden başa dönersek: Türkiye de Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın yeniden seçilmek için Anayasayı değiştirme isteğini herkes biliyor. Muhtemelen kür taçlımı ve Öcalan’ın serbest kalması için bu anayasanın onaylanması işinde Kürt siyasal hareketi etkin rol oynayacak. Buna bütün güçler ile asılacaklar. Bu nedenle etkili oldukları çevreleri ikna etme çabaları zorunlu görünüyor. Artık günümüzde DEM partiyi asıl yönetenin Öcalan olduğu herkesin malumu. Bu şahsın daha birkaç ay önce “Alevilikde Sünnilikte uydurma” dediğini herkes okudu. Bu şahsın yönettiği bir parti ile Alevi yöneticilerin görüşmesindeki absürtlük bir yana, bu arkadaşların bu hakarete hiçbir tepki koymamaları içimizi sızlatıyor. İşin bir başka tuaf yanı ise ABF ile AKP nin Alevi çalıştaylar dönemindeki bakan olan Faruk Çelik ile görüşmesi . Aleni ortam da ağzına geleni söyleyenlerin gizli buluşmaları ilginç bir durum. Bütün bunlar bize ilginç gelişmelerin habercisi olacağını gösteriyor.

Benim merakım şu : Bu Erdoğan’a cilveli gözlerle bakanlar Alevi örgüt yöneticileri ile ne konuşuyor olabilir? Mesela Anayasaya evet ile ilgili Alevi yapıları ikna süreci olabilirimi? Yada Faruk Çelikin Alevi örgüt yöneticiler ile görüşmesi neden? Korktuğumuz cevap yakında gelecek gibi görünüyor. Yani yeni anayasa sürecinde Alevilerdeki tepkiyi ya azaltmak yada onaylamaları için çaba isteği yada pazarlığı. Yani bu görüşmeler sakın yeni bir “yetmez ama evet” ikna süreci olmasın. Bu oldukça mümkün. Milletvekiliği için canhıraş koşturan yöneticilerin bunu yapmasına hiç şaşırmam. Bunun sadece örgüt yöneticileri ile sınırlı kalmadığı anlaşılıyor. 40 sene bekleyip yüzlerce kez önerilmesine rağmen örgütlenme tartışması yapılması yeni döneme uygun bir model arayışının bir parçası olabilir mi? Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Ahreti Taksi

0

Bu aracı yolcu eden ağlıyor,
Hiç kimsenin güldüğünü gören yok.
Dünyadan ahrete hep yol alıyor,
Bir gün yolda kaldığını gören yok.

Arkasından bakan göze yaş gelir,
Tekerine ne çivi ne taş gelir.
Kimi götürdüyse, geri boş gelir;
Bir kez dolu geldiğini gören yok.

Yolda bozulmuyor, kimse itmiyor,
Mezarlıktan başka yere gitmiyor.
Herhangi bir eşya kabul etmiyor,
Bagaj, bavul aldığını gören yok.

Omuzlarda dağı, taşı aşıyor,
Arkasından konu komşu koşuyor.
Asırlardır ahrete ,can taşıyor,
Kontenjanın dolduğunu gören yok.

Bu araç gelince Harun fesh olur,
Feryatlı, figanlı, acı ses olur.
Hangi evin önündeyse, yas olur;
Davul zurna çaldığını gören yok.

Harun Ustaoğlu

Ey Dağlar

0

Yüzünüze basa basa dolaştım,
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!
Patika yollardan yâre ulaştım,
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

Çiğdem, nevruz söktüm, mantar topladım
Bağrınıza kazma, kürek sapladım
Neşelendim tepenizde hopladım
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

Siz ekin verdiniz, ben tırpan biçtim
Harmanı savurup daneyi seçtim
Sizin gözyaşınız sulardan içtim,
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

Koyun, kuzu seçtim her bahar ile
Gizli buluşurduk nazlı yâr ile
Bizi gizlediniz yağmur, kar ile
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

Kuşburnu topladım, dağ armut yedim,
Kurşun gibi sağlam palamut yedim,
Biraz engininde sarı dut yedim,
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

Bindebir’im şimdi gurbette kaldım
Bir gün döneceğim, çünkü bunaldım
Kelepirden iki metre yer aldım,
Hakkınızı helâl edin ey dağlar!

05.05.2020
Ozan Bindebir

saygıyla anıyoruz

0

Ölüm yıldönümünde kitaplarından alıntılarla değerli romancımız Fakir Baykurt’un anısına saygıyla…( 11 Ekim 1999 )

Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım.
Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yâr sevgisi
gibi bir sevgi.
Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır?
Yoksa sonradan mı uyanır?
Bunu bilmiyorum. Daha doğrusu, ben şöyle inanıyorum: Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır; ama uyuyordur. Onun, zamanı gelince uyandırılması gerekir.

Seveceksen bir devrimci sev, … herkesin mutluluğu için savaşıyorlar, yarınki güzel günleri getirmek için ölüme gidiyorlar…

Ozanlar, yazarlar ve basın olmadı mı,
halkın dili yok demektir.

Ben dünyada üç nesneyi istemem:
Bir cahillik, bir yoksulluk, bir zulüm!

Beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur.

Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi?
Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz.

Sen beni sevmesen, elini nasıl tutardım?

“Fakir Baykurt” #fakirbaykurt

Karışık Vuruş

0

Soysuzların cirit attığı yurdun,
Toprağı uğursuz, taşı musibet.
Haksızlığa ses etmeyen her ferdin,
Ayağı uğursuz, başı musibet.

Değerli taş sandık, meğer kömürmüş,
Gümüş bildiğimiz tunçmuş, demirmiş.
Bir parkamız vardı, fare kemirmiş,
Çenesi uğursuz, dişi musibet.

İçme bu şerbeti, yandırır seni,
Deli koyun eder, döndürür seni.
Dünya süslü kızdır, kandırır seni,
Kipriği uğursuz, kaşı musibet.

Bülbül olsam, kuru dalda şakımam,
Ham tezgahta çürük iplik dokumam.
Kalleşin peşinden mevlüt okumam,
Yedisi uğursuz, beşi musibet.

Kuru diye yardık, kütük yaş çıktı,
Yediğimiz her pilavdan taş çıktı.
Yumurtalar cılka vurdu, boş çıktı,
Tavuğu uğursuz, kuşu musibet.

Huzur hazinedir, dedik ararken,
Sabır çekiciyle dağı yararken.
Çok küp bulduk, pişman olduk kırarken,
Dolusu uğursuz, boşu musibet.

Kır at öldü, attık eyeri yandı;
Ağa duydu, yazık, ciğeri yandı.
Birinin yanında diğeri yandı,
Kurusu uğursuz, yaşı musibet.

Tilki ile çakal gezer planla,
Yağmacılar dünür olmuş çalanla.
Her kayanın altı dolu yılanla,
Balası uğursuz, eşi musibet.

Harun, helal kazan, haram getirme;
Namerdin balına parmak batırma.
Hain dostun sofrasına oturma,
Ekmeği uğursuz, aşı musibet.

Harun Ustaoğlu

Divana Düşer

0

Şiirin içindeki gizli yazılmış dörtlüğe dikkat!
*
DİVANA DÜŞER
(Akrostiş Hükümlü Koşma)

Sevenlerin / yüreğinde yağ olmaz
Gönlü / engin olur, yüce dağ olmaz
Sevdadan / sararır, yeşil bağ olmaz
Geçer / sevdasından figana düşer.

Bazen gerçek / görür, bazen de hayal
Bazen / Mecnun olur, değişmez bu hâl
Hülyadan / ayrılır, yok olur cemal
Geçer / hülyasından cihana düşer.

Gerçeği / söylemek âşığa Haktır
Görmeyen / gözlere Hak çok uzaktır
Rüyadan / aymazsa büyük tuzaktır
Geçer / rüyasından irfana düşer.

Gerçek âşık / belli olur hâlinden
Yürür / Hak yolunda, dönmez yolundan
Deryadan / bir damla düşse dilinden
Geçer / deryaları ummana düşer.

Bindebir / mazluma sadık yâr olur
Bakarsın / bu yüzden tarumar olur
Dünyadan / vazgeçer, belki dâr olur
Geçer / dünyasından divana düşer.

Sevenlerin gönlü sevdadan geçer
Bazen gerçek bazen hülyadan geçer
Gerçeği görmeyen rüyadan geçer
Gerçek âşık yürür deryadan geçer
Bindebir bakarsın dünyadan geçer
Geçer/ dünyasından divana düşer.

11.09.2017
Ozan Bindebir
*
1- Türk Dünyası Ansiklopedik TÜRK HALK EDEBİYATI Kavramları ve Terimleri Sözlüğü – Dr. Doğan KAYA- 2020 yılı 4. Basım, s.66

Şah-ı merdan idi adı

0

Şah-ı merdan idi adı
Cömert sofrasın kim kodu
Ali’ye aslanım dedi
Uyruk Ali gelmemiştir

Pir olmayan aşka gelmez
Koç olmayan kurban olmaz
Ecel gelse derman olmaz
Hakk’tan rıza gelmemiştir

Öd düştüğü yeri yakar
Değme dalda gül mü biter
Ko dört dilin çok kuş öter
Bülbül ünü gelmemiştir

Karacaoğlan Hakk’a yalvar
Verdiğine günah ol dar
Şol alemde eksiksiz yar
Kimse bulup gelmemiştir

Evvel Bize Dost Diyenler
Evvel bize dost diyenler
Girleyi girleyi gitti
Nefsine talip olanlar
Zırlayı zırlayı gitti

Kim aradı Hakkı buldu
Kimi hak’dan geri durdu
Kimi yağmaz yağmur oldu
Gürleyi gürleyi gitti

Teslim Abdal der zatına
Şek getiren sıfatıma
Elin iti gaybetime
Hırlayı hırlayı gitti

Erenlere eş olayım

0

Erenlere eş olayım
Bu yola yoldaş olayım
İçeyim sarhoş olayım
Aymak elinden gelir mi

Alna yazılmış yazıyı
Besili körpe kuzuyu
Hakk’ın yazdığı yazıyı
Bozmak elinden gelir mi

Dere tepe dümdüz olur
Gece geçip gündüz olur
Gökte kaç bin yıldız olur
Saymak elinden gelir mi

Pir Sultan’ım der Hatayi
Dilimiz söyler hatayı
Pişmedik çiğ yumurtayı
Soymak elinden gelir mi

Erenler kahretti saldı işkile

0

Erenler kahretti saldı işkile
Gönlüm şifalandı gümana geldim
Ali oğlu çare eyle müşküle
Sana mürvet ile amana geldim

Can evinde muhabbetim azaldı
Gönül aşkın deryasında yüzerdi
Yarelerim sağalmışken tazeldi
Gaziler derdime dermana geldim

Hak’tan kula her ne gelirse haktır
Erkansız işlere ırızam yoktur
Erenlerin lutfu keremi çoktur
Yarem sızıladı imana geldim

Himmet edin erler bir dahi yetem
Kalbimden şekkile şüphemi atam
Zat-ı sıfat olam bir dilden ötem
Bir desti tutmaya damana geldim

Pir Sultan Abdal’ım gör bize n’oldu
Ali’nin gülbengi bize zulm oldu
Muhabbet yurduna vesvese doldu
Sen bir padişahsın demana geldim

Hak nasip eyledi geldik buraya

0

Hak nasip eyledi geldik buraya
Şükür cemalini gördük erenler
Merhem olduk gönüldeki yaraya
Muhabbet gülünü derdik erenler

Dostlar ile cem olduk birarada
Hak Muhammet Ali mihman burada
Deli gönül coşar ara sırada
Sevgi ile hakka erdik erenler

Dost cemali gördü coştu Kederi
Aşkın deryasından alır gevheri
Güzel dosttan bugün aldık haberi
Pir himmet eyledi vardık erenler