Cumartesi, Mart 28, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Düşmüş işportalara sevda gibi sevdalar

0

Sendelesen bile bazı yürümek var ya
Oh ne rahat deyiverip yayılmak varken
Kim demiş köşe başında tezgah kurmuşlar
Düşmüş işportalara sevda gibi sevdalar

Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle
Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle

Dolu dolu gözyaşı ile
Kan ile terle değil mi?
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm

Elalemdir neler derler yaşamak var ya
Öküz altında buzağı aranırlarken
O ki bir an içindir tuz basılır yaralara
Hasretlerden süzülünür sevda gibi sevdalara

Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle
Doğuştaki o muhteşem güzellik bile
Nereden gözlersen gözle

Dolu dolu gözyaşı ile
Kan ile terle değil mi?
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm
Ömrüm, ömrüm

Niyaz ehlindeyiz zannetme zahit

0

Niyaz ehlindeyiz zannetme zahit
Meşhur-i cihandır nazımız bizim
Sözümüz mutlaka canana ait
Enelhak çağırır sazımız bizim

Erenler bezmidir meydan-ı irfan
Zulmeti nur eder inkar-ı iman
Sofi ise olur tilkisi aslan
Kaplandan müthiştir bazımız bizim

Kapıdan girmeden düşün derince
Pek dardır yolumuz sırattan ince
Mana ustasından okuduk hece
Benzer muammaya yazımız bizim

Bulmuşuz mevlayı vicdanımızda
Edep müncelidir erkanımızda
Birdir her millet bu meydanımızda
Türk’ümüz Kürt’ümüz Laz’ımız bizim

Kuhullah bulmuşuz bu demde zatı
Bir zatta seyrettik ism ü sıfatı
Bir elden içtik ki ab-ı hayatı
Kalmadı kışımız yazımız bizim

Aşık Ruhullah

Alevi örgütleri neden toplumdan koptular?

0

Gazeteci dostum Musa Ağacık, 7 Mart’ta Maçka Demokrasi Parkı’ndan Suriye Başkonsolosluğu’na uzanan o kısa lakin anlam yükü ağır yürüyüşü kaleme aldığında, aslında sadece bir protestoyu haberleştirmiyordu. O, modern zaman Alevi örgütlülüğünün ve Türkiye’deki sol-demokratik muhalefetin içine düştüğü “şekilcilik” ve “hafıza kaybı” krizinin röntgenini çekiyordu. Suriye’de katil Colani ve HTŞ çetelerinin gerçekleştirdiği Alevi soykırımına karşı yükseltilen sesin cılızlığı, sadece bir sayısal azlıktan ziyade, bir zihniyet parçalanmasının dışavurumuydu.

Bir toplumu ulus, bir inancı Yol, bir kurumu ise “çekim merkezi” kılan yegane unsur, biriktirdiği hafızadır. Alevilik, yüzyıllar boyunca “SIR” içinde saklanarak, sözlü gelenekle (yazılı kaynakları yakılıp, yok edildiği için) bugüne taşınmış bir deryadır. Ancak modernleşme ve kente göçle birlikte bu sözlü gelenek, “kurumsal kimlik” potasında erimeye yüz tuttu. Bugün “Alevi Kurumuyum” diye ortaya çıkan dernek ve vakıfların en büyük günahı asıl olarak dünü bugüne, bugünü yarına bağlayacak bir bellekten, bir arşiv bilincinden yoksun olmalarıdır.

Arşivi olmayan bir kurumun hafızası, o günkü yöneticinin ömrü kadardır. Hafızası olmayan bir toplumun ise geleceği, başkalarının kalemine terk edilmiş demektir.

HAFIZA YİTİKLİĞİNİN ANATOMİSİ: NEDEN UNUTTUK?

Alevi kuruluşlarındaki hafıza kaybı rastlantısal olmaktan ziyade bir savrulmadır. Köydeki Ocak sistemi örgütlenmesinden şehirdeki dernek sistemine geçişte, “Dede-Talip” ilişkisinin yerini “Başkan-Üye” ilişkisi aldı.

Sözlü tarihin kaydı yapılamadı dersek haksızlık yaparız, yapılsa da bu birkaç duyarlı kişinin bireysel ilgisinden kaynaklanıyordu. Köylerdeki son “Bilge Çınarlar”, “Dağların Filozofları” olan zakirler, aşıklar, sadıklar ve “Marifet ehli İnsan-ı Kamil” olan Pir, Mürşid, Rehberler birer birer göçüp giderken, onların taşıdığı binlerce yıllık bilgi hazinesi kayıt altına alınamadı. Bugün birçok Cemevi yöneticisi, kendi bölgesindeki katliamların, haksızlıkların, provokasyonların tanıklarını bile dinlemeden, taşıdıkları hafızayı kayıt altına almadan onlar toprağa sırlandı.

Alevi demokratik kitle örgütleri, Cemevi yöneticileri gündelik siyasetin “arka bahçesi” olma yarışına girerek, evrensel Alevi ilkelerini, değerlerini ve tarihsel sürekliliğini unuttular. Musa Ağacık’ın eleştirdiği “flama sevdası”, işte tam da bu içeriksizleşmenin, yani hafıza yerine şekilciliği koymanın bir sonucu…

Toplumsal kopuşun bedeli ağır yükümlülükler içeriyor.

Bir kurumun arşivi yoksa o kurumun kurumsal aklı da yoktur. Arşivsizlik, Alevi toplumunda üç büyük kopuşa neden oldu.

Genç kuşak, “Neden Aleviyim?” sorusuna kuruluşlardan tatmin edici, belgelere dayalı bir cevap alamıyor. Tarihsel dokümanlar, eski yayınlar, mahkeme kayıtları veya saha araştırmaları sunamayan kuruluşlar, gençleri dijital dünyanın dezenformasyonuna terk ediyor. Arşivi olmayan bir Cemevi ya da dernek-vakıf, genç için sadece bir “taziye evi”dir.

Suriye’de yaşanan soykırım veya Türkiye’deki hak ihlalleri karşısında belge sunamayan, rapor hazırlayamayan kuruluşlar, uluslararası arenada ciddiye alınmıyor. Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’nda gördüğü o 2000 polis, aslında karşılarında örgütlü bir akıl yerine dağınık bir öfke gördüğü için o kadar rahat hareket ediyor. Arşiv, savunmanın en güçlü silahıdır.

Hafıza boşluk kabul etmiyor. Kendi tarihini arşivlemeyen toplumun tarihini, ona düşman olanlar, onu yok etmek isteyenler yazar. Bugün Aleviliğin “iğdiş” operasyonları arşiv ve belge yoksunluğu zemininde yükseliyor. Sol-Sosyalist geçinen Sünni misyonerler tarafından kaleme alınan “Alisiz Alevilik”, “İslam dışı Alevilik” gibi deli saçması tezler, ‘Aleviliğin içini boşaltma’ operasyonudur.


Alevi kuruluşları “tabela derneği” olmaktan çıkıp, hafızayı yeniden inşa eden “hafıza merkezleri”ne dönüşmek zorundadır.

“Dijital Bellek” acilen oluşturulması gereken bir görevdir. Her federasyon ve büyük vakıf, dernekler bünyesinde bir “Dijital Arşiv Birimi” kurmalıdır. Bugüne kadar yayınlanmış tüm bültenler, çalıştayların sonuç bildirgeleri, yapılmış tüm eylemlerin fotoğraf ve videoları, mahkeme tutanakları dijital ortama aktarılmalı ve kamuoyuna açılmalıdır. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun ‘Madımak’ için gerçekleştirdiği dijital hafıza önemli bir başlangıç diye düşünüyorum.

Sözlü tarihi derleyecek laboratuvar görevi gören bir çalışma başlatılmalıdır. Cemevleri bünyesinde “Hafıza Odaları” kurumalıdır. Bölgedeki yaşlılarla yapılan görüşmeler, yerel ritüellerin kayıtları toplanmalı ve gençler bu projelerde “araştırmacı” olarak görevlendirilmelidir.

Anadolu Aleviliği’ne hizmet süreklilik arz eden, ciddi ve samimiyet isteyen bir görevdir. Cemevleri ve demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri bu bilinçle göreve talip olmalı. Aksi halde bugün içinde bulunulan zaaflardan kurtulmak olanaksızlaşır.

Alevi örgütlülüğü bugünkü hantallıktan kurtulmak için değişerek yenilenmeli. Bunun için her ay “Durum Raporları” hazırlamalı, her yıl “Alevi Hak İhlalleri ve Toplumsal Refleks Raporu” yayınlamalıdır. Kaç çalıştay yapıldı? Kaç sempozyum, panel yapıldı? (Yapılan çalıştayların, sempozyumların, panellerin kayıtları itina ile kayıt altına alındıysa bir elde toplanmalı ve sonrakiler de kaydedilmeli) Kaç eylem yapıldı? Kaç kişi katıldı? Neden katılım azdı? Bu soruların cevabı arşivlenip hafızaya kaydedilmediği sürece aynı hataların her yıl tekrarlanması kaçınılmaz olur.

Cemevlerinde ve Alevi dernek-vakıflarda “Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezleri” kurulmalıdır. İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’nin kaçında nitelikli bir kütüphane var? Her Cemevi, sadece yemek dağıtan değil, bilgi dağıtan bir merkeze dönüşmeli ve bünyesinde Alevilikle ilgili dünyada yazılmış olan yazıların, bilimsel makalelerin, yapıtların tümünü barındırmalı.

Öngörülen lakin başarılamayan ‘kitlesel’ toplantılarda “Flama” yarışı değil, “Fikir” örgütlenmesi önemsenmeli. Kurum yöneticileri miting adı ile yapılan eylemlerde “belgelemek için oradaydık” demek için flama çokluğu sığlığından kurtulmalı. Eğitim seminerlerinde kurumsal arşivcilik ve stratejik iletişim dersleri verilmeli. Bir eyleme gidilirken kurum flaması yerine, o olayın tarihsel arka planını anlatan broşürler dağıtılmalıdır.

Alevi hareketi yarını kurtarmak için dünü yazmak zorundadır.

Sevgili Gazeteci Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’ndaki ibretlik gözlemleri, bir uyanışın aracı olmalı. Aleviler, Suriye’deki soykırıma veya yanı başındaki adaletsizliğe sadece vicdanen değil, bilgiyle ve hafızayla daha kitlesel karşı durmalıydı.

Eğer Alevi örgütleri bugün kendi arşivlerini oluşturmaz, hafızalarını tazelemez ve İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’ni birer “bilgi kalesi”ne dönüştüremezse, gelecekte ne o flamaları taşıyacak bir el, ne de o etli pilavı yiyecek bir can kalacaktır.

İçi boş, ezberlenmiş söylemlerle yapılan lafazanlıkla Batıni Anadolu Alevilik Yolu’nda menzil alınmaz!

Unutulmasın ki, kayda geçmeyen her acı tekrarlanmaya mahkumdur!

Alevi hareketindeki hafıza yitikliğini iyileştirecek olan ne yazık ki bugünün hantal yönetim kadroları değil, parmaklarının ucunda dünyayı taşıyan Z kuşağı olarak bilinen gençlerdir. Gençleri etli pilav dağıtmak yerine, toplumsal hafıza mimarı olmaya davet eden bir modelleme kurumların kaderini değiştirebilir.

Gençlerin enerjisini dijital bir kalkan ve hafıza deposuna dönüştürecek “Dijital Gönüllülük ve Bellek Ağı” modeli bir an önce hayata geçirilmeli. Bu model, Alevi örgütlenmesini dört duvardan oluşan birer tabela derneği olmaktan çıkarıp, bulut tabanlı “Yaşayan Müze” haline getirebilir. Bu ağın oluşmasının ilk aşaması “Hafıza Avcılığı” yani bilimin ışığında saha çalışması girişimini başlatmaktır.

Gençler, sadece eylemlere katılan figüranlar olarak görülmemeli, tarihin kaydedicileri olarak konuşlandırılmalıdır. Sözlü tarihin kaydı için hücre yapılanmasına gidilerek genç kuşağın ilgisi çekilmeli. Her Cemevi’nin bünyesinde 3-5 gençten oluşan kümeler şeklinde çalışma ekipleri oluşturulmalı. Bu gençler, ellerindeki akıllı telefonlarla bölgedeki Dedeler’in, Pirler’in, Analar’ın, ninelerin, büyük babaların kısacası toplumun hafıza küpü olan herkesin anlatılarını video-röportaj olarak kaydedilmelidir.

Gençler neyi kaydedecekleri konusunda akademik dünyadan Alevi bilim insanları tarafından bilgilendirilmelidir. Eskiden sürdürülen gelenek-görenekler, menkıbeler, yöresel erkanlar ve gülbanklar, yaşanmış hak ihlalleri, göç hikayeleri gibi konuların ve “tarihsel meraksızlığın” panzehiri olan yerel bilgilerin kayıt altına alınması, arşiv çalışmasının temelini oluşturur.

“Dijital Arşiv” oluşturularak veri doğrulama yöntemiyle kaydedilen bilgiler, merkezi bir dijital kütüphaneye dönüştürülmeli. Kurulacak olan Dijital Kütüphane Birimi’nin bir görevi de tüm Cemevileri’nin ortak erişebileceği yüksek güvenlikli, bulut tabanlı platform oluşturmaktır. Toplanan tüm belgeler arşiv mantığıyla sayısallaştırılarak bilgiye erişim kolaylaştırılmalıdır. Kuruluşların elindeki eski bültenler, siyah-beyaz fotoğraflar ve dernek kayıtları gençler tarafından taranarak PDF haline getirilmeli. Böylece “arşivimiz yok” bahanesi tarihe karışacaktır.

“Dijital Nöbet ve Aktivizm” yoluyla aktivasyona yol açan yöntemler geliştirilmeli ve eylemlerdeki katılımın azlığı, eylem çağrısının gençliğin diline çevrilememesinden kaynaklanan eksiklikler ve hatalar tespit edilmelidir.

“İçerik Atölyeleri” kurularak gençlerin ilgi alanı genişletilmeli. Genç gönüllüler Suriye’deki soykırımı, Ortaca, Sivas, Çorum, Gazi, Gezi ve Maraş katliamları gibi konularda 30 saniyelik “Hafıza Videoları” hazırlayarak sosyal medyaya uygun içerikler üretmelidir.

Günümüzde “Dijital Protesto Yönetimi” en etkili yollardan biridir. Eylemden 48 saat önce sosyal medya kampanyası başlatılmalı. Eylem anında ise “belgelemek için flama taşımak” yerine, canlı yayın yapan, tweet atan ve dünya kamuoyuna farklı dillerde servis yapan gençlik ekipleri oluşturulup sahada olmaları sağlanmalıdır.

Alevi kuruluşlarında “Kriz Masası” ve “Raporlama Sekretaryası”nın oluşturulması bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.

Musa Ağacık’ın “2000 polis vardı” ve “eyleme katılan 600 kişiydi” gözlemi, bir veridir. Bu gibi verilerin rapora dönüşmesi gerekir. Her eylemde mutlaka “Gözlemci Gençler”den oluşan bir ekip görevlendirilmelidir. “Gözlemci” olarak görevlendirilen gençlerin kayıt altına alacağı konular: Kaç kişi katıldı? Kaç kadın, kaç genç vardı? Polis müdahalesi oldu mu? Hangi sloganlar atıldı? Konuşmalar eylemin ruhuna uygun muydu? Katılan insanların yapılan konuşmalar hakkında değerlendirmeleri nasıldı? vb…

“Yıllık Hafıza Raporu” mutlaka hazırlanması gereken ve geleceğe ışık tutacak bir belgedir. Elde edilen veriler her yılın sonunda bir “Alevi Hakları ve Toplumsal Mücadele Raporu” olarak yayımlanarak tüm demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere ve Alevi Cemevi, dernek, vakıf ile federasyonlara iletilmelidir.


Gençler, “eylemde konuşma yapmak için orada olan” yöneticilerin aksine, “değiştirmek ve hatırlatmak için orada olan” bir güç haline getirilmeli. Arşiv, tozlu raflarda değil, gençlerin telefonlarında ve zihinlerinde yaşamalıdır.

Eğer bu dijital ağ kurulmazsa, sevgili Musa Ağacık’ın bahsettiği o “etli pilav” bir gün sadece bir “veda yemeği”ne dönüşebilir.

Gazeteci Ağacık’ın eleştirdiği o “600 kişilik fotoğraf” aslında bir yönetim ve vizyon zafiyetidir. Alevi demokratik kitle örgütleri “dernekçilik” yapmayı bırakıp, “toplumsal hafıza merkezi” olmaya karar verdikleri gün, değişim ve dönüşümün başlangıcına öncülük yapmış olurlar.

Arapcam yok Türkçesinden çakıyom

0

Tanrım oku demiş bende okuyom
Arapcam yok Türkçesinden çakıyom
Peygamberin hayatına bakıyom
Biz islamın ekseninden kaymışız
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Müslümanlık sanıp emeviliği
İbadet saymışız bedeviliği
Hazret bilip yezid muaviyeyi
Hepten ehli beyte düşman olmuşuz
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Okumuşuz hep Kuranı yüzünden
Habersizce mealinden sözünden
Gitmemişiz Muhammedin izinden
Şeyhler ne dediyse onu duymuşuz
Ne Resule ne kitaba uymuşuz

Alaattin Ercan

Ehl-i Beyt’in hadimiyiz hem pirimiz ol veli

0

Ehl-i Beyt’in hadimiyiz hem pirimiz ol veli
Biz ol nesli muallayız aleviyiz alevi
Ehl-i iman arifi insan hükmü Kur’aıı bizdedir
Ali Aba ınuhibbiyiz nur -ı fukran bizdedir
Ceddimiz ol nesli paktır rukr-i ihsan bizdedir
Biz ol lütf-i ilahiyiz aleviyiz alevi

Ali nuru velayetdir doğdu burcu vahdetten
Ali semsi hakikattir halk edildi rahmetten
Ali Seyfi risaletdir hem beridir vahşetten
Ol sıfatla mühübbiyiz aleviyiz alevi

Ali yül Murtazadır ol sahibi zülfikardır
Mü’ini islamiyetdir Resulullah’a yardır
Müderris-i ürefadır nice nice fazlı vardır
Biz ol ilme temadiyiz aleviyiz alevi

Hasan ile Hüseyin’dir ki ona yarı vefakârız
Kerbela’mn merdanıyız diliran cefakârız
Narı hasret dağı gamla mubtelayı ahu zarız
Ta hasre denk munadıyız aleviyiz alevi
Ehl-i beytin mühübbiyiz ıniirsüdüınüzdür veli
Biz ol ehli peymanız ki aleviyiz alevi

Kızılbaş mı karabaş mı

0

Nurcunun nişanın’ takan
Kızılbaş mı karabaş mı
Memlekete nifak sokan
Kızılbaş mı karabaş mı

Madem günah imiş sazlar
Çalsın sizin davulbazlar
Çember sakallı yobazlar
Kızılbaş mı karabaş mı

Gerici takkesin’ giyen
Olmadık herzeler yiyen
ATATÜRK’E GAVUR DİYEN
KIZILBAŞ MI KARABAŞ MI

İzmir Menemen’de esen
İsyan bayrağını asan
Teğmen Kubilay’i kesen
Kızılbaş mı karabaş mı

Ölme Pir Sultan’ım yaşa
Yandı Sivas baştan başa
Eli kanlı Hızır Paşa
Kızılbaş mı karabaş mı

Kerbela’nın susuz çölü
Eser durur bir sam yeli
Ehlibeyt’e kıyan deli
Kızılbaş mı karabaş mı

Muaviye hin oğlu hin
Oğlu Yezit ondan hain
İbni Mülcem denen lain
Kızılbaş mı karabaş mı

Aşık Yener öter dalda
Gönlüm yurtseverlik solda
Dönmez hak bildiği yolda
Kızılbaş mı karabaş mı

Bilirsem Türklüğüm var kıymetini

0

Bir küçük dünyam var içimde benim
Mihnetim ziynetim bana kâfidir
Görenler dar görür geniştir bana
Sohbetim ülfetim bana kâfidir

İstemem dünyanın saltanatını
Süslü giyimini Arap atını
Bilirsem Türklüğüm var kıymetini
Vatanım milletim bana kâfidir

İsterdim hayatta düşmanla savaş
Milletime kurban olaydı bu baş
Nasip değil imiş şehitlik kardas
İmanım niyetim bana kâfidir

Dünya geniş olsun ister dar olsun
Yeter ki kalbimde iman var olsun
Her zaman milletim bahtiyar olsun
Rutbemle mesnedim bana kâfidir

Içimde beslerim bir büyük ordu
Çiğnesin düsmanı yükseltsin yurdu
Azmi zihniyeti Veysel’in derdi
İşte bu niyetim bana kâfidir.

Akıl beru gel beru

0

Akıl beru gel beru
Gir gönüle nazar eyle
Görür göz işidir kulak
Söyler dile nazar eyle

Baştır gövdeyi götüren
Ayak menzile yetüren
Türlü maslahat bitüren
İki ele nazar eyle

Sofi isen alub satma
Helaline haram katma
Yolun eğrisine gitme
Doğru yola nazar eyle

İki elim kızılkanda
Çok günahlar vardır bende
Ya ilahi kerem sende
Düşkün kula nazar eyle

Hatai eydür ya gani
Veren Mevla alur canu
Evvel kendi kendin tanı
Sonra ele nazar eyle

Ben okudum bildim marifet bende

0

Havayı heveste gezen divane
Havayı heveste gezen divane
Ben okudum bildim şeriat bende
Ben okudum bildim marifet bende

Yedi yıl şeriat kapısın tuttum
Yedi yıl şeriat kapısın tuttum
Sora sürmüş oldum tarikat bende
Sora sürmüş oldum marifet bende
Bendesi bendeyim velayet bende
Muhabbet Alide Ahmedi canda

Bu dünyayı gezdim ademi bildim
Bu dünyayı gezdim ademi bildim
Şıh nebiden kendi fermanım aldım
Yedi defa sekiz o mülke geldim

Devri adem ile devriyat bende
Devri adem ile devriyat bende
Bendesi bendesiyim velayet bende
Muhabbet Ali’de Ahmedi canda

Mürşidi kâmile atanlar atsın
Mürşidi kâmile atanlar atsın
Ecdadın bilmez mi nasıl sıfatsın
Gahi insan gahi bir külhan atsın
Meydana girince hidayet bende
Meydana girince hidayet bende

Bendesi bendesiyim velayet bende
Muhabbet Ali’de Ahmedi canda