Ana Sayfa Blog Sayfa 149

Düş yeter bana.

0

Gel kendinden uzak tutma gönlünü
Gönlünden gönlüme koş yeter bana
Yağmur ol’da bana yağ demiyorum
Damla ol üstüme düş yeter bana..

Deli gönül senden öteye bakmaz
Aşık olmayan bu sevdayı çekmez
Beni öldürmeye ordu gerekmez
Dil ile attığın taş yeter bana..

Söz dudak’da yorgun dile geldi saz
Yoluna yoruldum gel görem son kez
Sensiz bedenime mezar gerekmez
Gözüne yıktığın kaş yeter bana

Zaten Vurguni’yim yıkma bendini
Ölümüne sevdim Canan ben seni
Eğer sele vermek istersen beni
Gözünden bir damla yaş yeter bana..

Abdullah Oral…

Bu fâni dünyanın hengâmesinden

0

Bu fâni dünyanın hengâmesinden
Kaçıp kurtulacak yol bulamadım.
Doğruya düz dedim, eğriye eğri
Halimden anlayan kul bulamadım.

Dert, bela başıma geldi kuruldu
Gönlüm keşmekeşten bıktı yoruldu
Hangi daldan tuttum ise kırıldı
El atıp tutacak dal bulamadım.

Ah u vah içinde bitti nefesim
Dünyada kalmadı artık hevesim
Gamım ağır geldi, kesildi sesim
Derdimi diyecek dil bulamadım.

Velayet bağrımı ezdim bir zaman
Bu şirin canımdan bezdim bir zaman
Dert ehli canlarla gezdim bir zaman
Derdi benden daha bol bulamadım.

Velayet Aytan
Not : Pir Sultan Abdal’ın şiirine naziredir .

Şu yalan dünyaya geldim giderim
Gönül senden özge yar bulamadım.
Yaralandım al kanlara belendim
Elimin kanını yur bulamadım.

Güzellerin zülfü destedir deste
Erenler hak için oturmuş posta,
Bir zaman sağ gezdim, bir zaman hasta
Hasta halin nedir, der bulamadım

Pir Sultan Abdal’ım, dağlar ben olsam
Üstü mor sümbüllü bağlar ben olsam,
Alem çiçek olsa, arı ben olsam
Dost dilinden tatlı bal bulamadım

Pir Sultan Abdal

Mayası Bozuk..

0

İklim kalakalmış mor deseniyle
Albatros gönülden engine inmiş.
Son bahardan kalma mor cepkeniyle
Mevsim sonu güller yola serilmiş.

Yağmur kuşu inmiş dağlardan düze
Ne yapsak ne etsek dokunur göze
İnsan kendisiyle gelmez yüz yüze
Belliki mayası bozuk karılmış..

Bak kanat açmışlar kuşlar kıyıdan,
Medet umulurmu? vahşi ayıdan
Mevsim sonu gelir belli sayıdan
Dağlarımda açan güller derilmiş…

Eller abdest tutmaz çürümüş suyla
Çattılar cananı canı dostuyla
İnsan nere gider bu kötü huyla
İnsanlığın gönül yayı gerilmiş…

Renklerin kokusu kalma bahardan
Kuş diliyle haber gelmiş o yardan
Vurguni’yim yollar giçilmez kardan
Şehirden kadlime fetva verilmiş…

Abdullah Oral..

BURASI AGORA MEYHANESİ”

0

1890’da bir Rum olan kaptan Asteri , Balat çarşısında bir Meyhane açar.
Meyhanesine de Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını koyar.
Meyhane masa yerine kullanılan dev fıçıları ve ucuz şaraplarıyla kısa zamanda ün yapar.
Ama meyhanenin ününü artıran olay ilgisiz bir biçimde İzmir kaynaklıdır.
Aradan zamanlar geçer…
Tarih 1959’dur.
Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi
Komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz.
Aşk acısı ona soluğu birçok zaman, İzmir’in Agora semtinde aldırmaya başlar.
Çünkü Agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
Bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.
Mektup şöyle başlar:
“Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”
Onur Şenli, mektubun ileriki
bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır.
Şiirine de şu adı koyar:
“Gece, Şarap ve Aşk”
Onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir,
şiiri kabul edilir.
Şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. Editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
” Agora Meyhanesi.”
Şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur.
Hatıra defterlerinde yer alır,
sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
Şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz.
Şarkıyı dinleyenler İzmir’deki
Agora’dan habersiz Balat’ta ki Agora Meyhanesi’ne akın ederler.
Çünkü şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
Haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk Filmi’nin
meyhane bölümleri burada çekilir.
Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar.
Sonraları kaderine terkedilir.
AGORA MEYHANESİ
Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
Burası agora meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik
Dışarda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle
Delice efkarlandığıma
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
Dedim ya burası agora meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
Burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası.”
(Kanserle savaşan Dr. Onur Şenli
tedavi gördüğü hastanede vefat eder 2017)

Sitemin kimedir, divane gönül?

0

Sitemin kimedir, divane gönül?
Yokuşta yorulup düze küsersin.
Yorgunluğun bile bahane gönül.
Omzun yük çekmiyor , dize küsersin…

Vuslatı hasretin ipine serdin.
Umudu dönülmez diyara sürdün.
Ne çiçeğe durdun, ne meyve verdin.
Baharın vefasız, güze küsersin.

Bahçene vakitsiz fidan dikersin.
Dalı çiçek açmaz, kızar sökersin.
Yalçın kayalara tohum ekersin.
Kabuğu çatlamaz öze küsersin.

Bir kez alçak dala konmadın gönül.
Aşk meyini içtin kanmadın gönül.
Kırk körük dayadım yanmadın gönül.
Yaş odun gibisin köze küsersin..

Hayal kantarında düş mü tartarsın.
Eksik alır gene eksik satarsın.
Sohbet hamuruna riya katarsın.
Aşın tatsız senin tuza küsersin.

Kurumuş toprakta damla gibisin.
Düzensiz yazıda imla gibisin.
Maksadı belirsiz cümle gibisin.
Davetin anlamsız söze küsersin…

Talat Ülke

Çok günah işledim senin katında

0

Çok günah işledim senin katında
Eriş Şah-ı merdan sen imdad eyle
Kul daralmayınca Hızır yetişmez
Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

Yalvarması boynumuza farz oldu
Edep erkan mü-minlere arz oldu
Mü-minin secdesi Hakk niyaz oldu
Yetiş Hızır Nebı sen imdad eyle

Kim kaildir mahşere kalan davaya
Şah Hasan’a ağu verdi muaviye
İmam Hüseyin mürüvet eyle canıma
Yetiş Hızır Nebı sen imdad eyle

Musa Kazım ile salayı veren
İmam Rıza ile mescide giren
Taki ile Naki canıma gelen
Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

Askeri’nin askerine katılan
Kul olup belh Buhara’da satılan
Çöl Küfe şehrinde nara atılan
Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

Kırkların cemine beraber gelen
Servet Muhammed’in tacını alan
Sancağını çekip Zülfikar çalan
Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

Fakir Edna’m derki,bu sırra eren
Üstadım Hatayi darına duran
Tamuda yanar mı nurunu gören
Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

İçerim yanıyor, yâr yâr, yaram pek derin

0

Oy
Kime desem derdimi ben, bulutlar?
Bizi dost bildiklerimiz vurdular
Bir de gurbet yarası var, hepsinden derin

Söyleyin memleketten bir haber mi var?
Yoksa yârin gözyaşları mı bu yağmurlar?
Söyleyin memleketten bir haber mi var?
Yoksa yârin gözyaşları mı bu yağmurlar?

İçerim yanıyor, yâr yâr, yaram pek derin
Bana nazlı yârdan, aman, bir haber verin
İçerim yanıyor, yâr yâr, yaram pek derin
Bana nazlı yârdan, aman, bir haber verin

Oy
Bulutlar yârime selam söyleyin
Kavuşma günümüz yakınmış deyin
Felek yârdan ırak koyduysa bizi

Gurbet ilde bir başıma neyleyim?
Yârdan ırak yaşanır mı? Söyleyin
Gurbet ilde bir başıma neyleyim?
Yârdan ırak yaşanır mı? Söyleyin

İçerim yanıyor, yâr yâr, yaram pek derin
Bana nazlı yârdan, aman, bir haber verin
İçerim yanıyor, yâr yâr, yaram pek derin
Bana nazlı yârdan, aman, bir haber verin

Özdemir Erdogan

Yalan tohumdur

0

Yalan
Tohumdur.
Bire kırk verir.
Verdiği kırkın her biri
bir tohumdur ki
o da bire kırk verir.

Bilgi de tohumdur.
Bire yüz verir.
Verdigi yüzün her biri
Bir tohumdur ki;
sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.

Zeka
Sudur.
Tohumları yeşertir.
Yalani da bilgiyi de.

Yetenek
Topraktır.
Ne ekersen onu biçersin.
Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.

Emek
Güneştir.
Tohuma da suya da toprağa da hayat verir..

Kader
Cadırındaki kilim gibidir.
ruhun verir
Sen dokursun.
Deseni sendendir,
renkleri Yaratıcıdan..

Kızılderili Kitabesi..📜

Tüm iyi kitapları

0

“Tüm iyi kitapları okumak, geçmiş yüzyılların en iyi beyinleriyle sohbet etmek gibidir.”

—René Descartes

Kızılderili Bilgelerinden

0

1-Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır.
(Hopi Kabilesi)

2-Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir.
(Pueblo Kabilesi)

3-Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın…

4-Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez.
(Sioux Kabilesi)

5-Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et !
İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

6-Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.

7-Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir.
(Athabascan Kabilesi)

8-Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

9-Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir.

10-İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır.

11-Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder.
(Sioux kabilesi)

12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için,
yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için,
karnını doyurduğun için şükret;
eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir

Düşünmek ve okumak

0

Düşünmeden okumak köreltir ,
Okumadan düşünmek yanıltır ,
Düşünmeden öğrenmek faydasız,
Öğrenmeden düşünmek tehlikelidir …

Konfüçyüs

Beni gönüllerde pazar ettiler

0

Anadolu’m, seni gezip dolaştım
Beni gönüllerde pazar ettiler
Kanat açıp, Ağrı dağa ulaştım
Aşıklığım sazla, nazar ettiler

Erenlerin çok oturdum ceminde
Dar-a durup ikrar ettik yeminde
Dostlar sohbetinde, hemi deminde
Muhabbeti candan yazar ettiler

Dede Korkut ışığında yol aldım
Veysel baba himmetiyle saz çaldım
Çorum illerinde bir zaman kaldım
Bana gurbet eli gezer ettiler

Yol yürüdüm erenlerin yolunda
Feyz aldım, On iki er kolunda
Kul Öksüz olmuşum gülşen dalında
Bağ-ı bahçelerde hazar ettiler

Âşık Mustafa Öksüz

Hüseyin Gazi Metin dede Hakka yürüdü

0

1941 yılında Şahin köyünde doğmuştur. Mahmut ve Hatice’nin sekiz çocuğundan biridir. İlkokulu köyünde okumuştur. Ortaokula gittiyse de başındaki yara yüzünden ikinci sınıfta ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Köyde çobanlık ve rençperlik yapmıştır. Bir ara halasının oğlu Feyzullah Çınar’la İstanbul’da hamallık yapmıştır. Askerlik sonrası Divriği maden işletmelerine işçi olarak girmiş, Sendika işleriyle meşgul olmuştur. Cürek’te ev yapmış, burada yaşamıştır. Bu yolda üst konumlara kadar yükselmiştir. 25 yıl çalıştıktan sonra
1990’da emekli olmuş; 1991’de Ankara’ya taşınmıştır. Yazları köyünde, kış mevsimi de Ankara’da kalmaktadır. Aynı zamanda “dede” olan Gazi Metin, evli ve dört çocuk
babasıdır.
Saza küçük yaşlarda başlamıştır. Saza ve âşıklığa yönelmesinde Battal Karababa, Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Mahmut Erdal ve Feyzullah Çınar’ın büyük oranda etkisi olmuştur. Düğünlerden, cenaze kaldırmaya, oyun oynanmasından cem yapılmasına, koç katımından
efsanelerine kadar Çamşıh kültürüne vakıftır ve bu kültürü bilen kişilerin başında gelir. Yurt içinde pek çok festival ve şenliğe katılmış; defalarca Almanya, Fransa ve İngiltere’ye gitmiştir. Genellikle sosyal konularda şiir yazmıştır. Şiirlerinde Çoğu defa Gazi Metin, bazen de Hüseyin Gazi yahut Metin mahlaslarını kullanmıştır. On kaset ve ondan fazla plak doldurmuştur.

Divriği âşıklarını ve Alevilik inancını ihtiva eden Alevilik’te Cem adlı bir kitabı vardır.*

Enel hak deyip te geri dönmeyen,
Anadolu’muzun alevisiyim
huri-gılman cennetine kanmayan,
Anadolu’muzun alevisiyim

sevgidir dinimiz kabemiz insan.
kırkların ceminde eşittir her can.
bizim için birdir gavur müslüman.
Anadolu’muzun alevisiyim

allah ile insanları korkutmam,
cennet ile cahilleri avutmam.
kil köprüsü, hayal, hurafa yutmam.
Anadolu’muzun alevisiyim

vahi’ye aldanmam bilimde varım,
akılla mantıkla yaparım yorum,
çağı yakalamak amacım, zorum,
Anadolu’muzun alevisiyim

ele,bele,dile, sahipdir özümüz.
can evinden uyanmıştır gözümüz.
kanundur, senettir, bizim sözümüz,
Anadolu’muzun alevisiyim

mum söndü iftira; kuyu kazdı,
Asıp kesip zindanlarda ezdi,
kafir diye derisini yüzdü,
Anadolu’muzun alevisiyim

bizim için yapılmıştı zindanlar.
yargısız infazlar kayıp insanlar,
özgürlük uğruna, cok verdik canlar,
Anadolu’muzun alevisiyim

ezilen halk dostum, ezen düşmanım…
sivasta yaktınız 35 canım,
vursan bombalasan, değişmem derim.
Anadolu’muzun alevisiyim

kızılbaşlık şöhretimiz tacımız,
gelin bir olalım; bitsin acımız,
bir ölür bin doğar bizim gücümüz,
Anadolu’muzun alevisiyim

diyaneti, din dersini kaldırın,
örümcek kafaya, bilim doldurun;
kimliğimizi tüm dünyaya bildirin,
Anadolu’muzun alevisiyim

beş vakit camide yatıramadın,
asimile edip bitiremedin,
şeytan taşlamaya götüremedin,
Anadolu’muzun alevisiyim

yeni bir taktik, yeni bir oyun,
alın trilyondan, ayrıldı payın,
satılık değiliz eyice duyun…
Anadolu’muzun alevisiyim

Gazi Metin silahım yok, sazım var.
horasandan çamşıhına izim var.
boyun eğmez baş kaldıran özüm var.
anadolumuzun kızılbaşıyım!
anadolumuzun kızılbaşıyım!

DARILMA CANIM DARILMA
“Yalan dünya benim” deyi
Kurulma canım kurulma
Kayıp oldu emmi dayı
Darılma canım darılma

Kurt koyuna komşu oldu
Baş köşede yerin aldı
Oturacak yer mi kaldı
Görülme canım görülme

İyilik gitmez hoşuna
Kendini yorma boşuna
Düşme kaçanın peşine
Yorulma canım yorulma

Alırsan nasihat sana
Belki deli dersin bana
Dost deyip de her insana
Sarılma canım sarılma

Dikkat eyle gelme tuşa
Kafanı vururlar taşa
Gafil düşüp bir kalleşe
Vurulma canım vurulma

Gazi Metin sazın çalar
Arif olan sözden alır
Herkes sığarını bulur
Kırılma canım kırılma

ASKERE GİDİŞ DESTANI

Divrik şubesinde sünüsüm aldım
Saat on iki de tirene bindim
Çok zaman geçmedi Güneş’e geldim
Askerim gurbete gidiyim ana

Tekke’ye varınca ceddimi gördüm
Dönüşte kurbanım var sana dedim
Eşimi dostumu sılada kodum
Askerim gurbete gidiyim ana

Sivas’a varınca tam akşam oldu
Helvanın tavuğun zamanı geldi
Tiren de suyunu bakımın aldı
Askerim gurbete gidiyim ana

Hiç bir yere sığmaz garibin başı
Kayseri’ye vardım sabaha karşı
Durmadan akıyor gözümün yaşı
Askerim gurbete gidiyim ana

Kayseri’den çıktım geldim Ankara
Küçük yaştan beri yüreğim yara
Mevlâ’m analara sabırlar vere
Askerim gurbete gidiyim ana

Eskişehir Adapazar İzmit’i geçtim
Dağ tepe demeden yel gibi uçtum
Son durak Haydarpaşa’ya düştüm
Askerim gurbete gidiyim ana

Yeter Gazi Metin âşık olursun
Birgün gelir tezkireni alırsın
Her zaman ağlamaz birgün gülersin
Askerim gurbete gidiyim ana

BU GECE

Bir güzele gönül verdim gezerim
İncecik boyunda kaldı nazarım
Gerdanına liraları dizerim
N’olur gülüm mihman eyle bu gece

Haneden haneye misafir gelir
Güzel olan yiğit halinden bilir
Çıkarır koynundan bir buse verir
Nolur gülüm mihman eyle bu gece

Evin kapın yoksa çadırda kalam
Ekmek suyun yoksa çadırda ölem
Darılma sözüme kız kurban olam
N’olur gülüm mihman eyle bu gece

Gayet de güzelsin düşmanın çoktur
Derdime bir çare bulamaz doktor
Can canı severse günahı yoktur
N’olur gülüm mihman eyle bu gece

Hüseyin Gazi’yim yanarım sana
Ölüyom ceranım ne dersin bana
Kırarsan sözümü kıyarım cana
N’olur gülüm mihman eyle bu gece

ÇAMŞIHI

Anlatayım Çamşıhı’nın elini
Serin yaylasını soğuk suyunu
Köyleri boşaltan gurbet oyunu
Ayrılık elinden soldu Çamşıhı

Koyunlar kuzular küheylan atlar
Kurda kuşa aman vermeyen itler
Gurbet ele göç eyledi yiğitler
İhtiyarlar yurdu oldu Çamşıhı

Komşu köyler bir araya gelirdi
Davul zurna hayal şenlik olurdu
Sazlar semah çalar yüzün gülerdi
O eski günlerin baldı Çamşıhı

Çamşıhı denilen büyük bir yöre
Ozan yazar yurdu işlenir töre
Ayrılık elinden yüreğim yara
Kurda kuşa vatan kaldı Çamşıhı

İnsanlıktır yöremizin davası
Döldür’ün önünde Çamşıh ovası
Koç yiğidin yatağıdır burası
Dünyaya ününü saldı Çamşıhı

Çınar, Karababa nice ozanlar
Azrail’e boyun eğmezdi bunlar
Mazilerde kaldı şöhretler şanlar
Derler Gazi Metin öldü Çamşıhı

GÜZEL

Methederler Çamşıhı’nın elini
Görenler söylesin elleri güzel
Bülbül gibi seda veren dilini
Tatlı tatlı söyler dilleri güzel

Döldür’ün önünde ufacık yazı
Huri melek gibi gelini kızı
Dertli dertli inler çalarlar sazı
Ne hoş eda verir telleri güzel

Misafirperverlik insanlık çoktur
Koç yiğit yatağı menendi yoktur
Hastalara şifa istemez toktur
“Ya Pir” diye sürer elleri güzel

Tercüman kesilir görgüler olur
Haram zina eden cezasın bulur
Düvazlar söylenir âşıklar çalır
Tarikata gider yolları güzel

Söyler Gazi Metin Çamşıhı soyu
Divriği’ye bağlı Şahin’dir köyü
Yas matem tutulur Muharrem ayı
Kerbelâ’dan eser yelleri güzel

VAY GARİP ANAM
Dokuz ay karnında gezdirdin ana
Nice zahmet ile geldim bu güne
Malın canın kurban ederdin bana
Başa bir hal gelse vay garip anam

Beşiğimle tarla tarla dolaştın
Usanmadan gece gündüz çalıştın
“Yavrularım” diye ne hale düştün
Ne olur biraz da uy garip anam

Kendin telef gezdin bize giyirdin
Aç susuz yattın da bizi doyurdun
Azrail’e karşı koydun kayırdın
Çelikten yapılmış yay garip anam

Yavrularım diye belini büktün
Saçını ağarttın dişini döktün
Ayrılık gelince hemen de çöktün
Olanca emeği zay garip anam

Seni tanır Çukurören yaylası
Kulağımda durur anamın sesi
Anam göçtü harap oldu hanesi
Bize zindan oldu köy garip anam

Hüseyin Gazi’yim anam Hatice
Analar üstündür yüceden yüce
Sırtıma alsam da götürsem Hac’a
Ödenmez emeğin hey garip anam

GELİN CANLAR BİR OLALIM
Bütün insan mutlu ola
Neşe dolu günler gele
Bülbül hasret gonca güle
Gelin canlar bir olalım

Aylar geçer yıllar gelir
Her geçen gün ömür alır
Ayrı gezme yazık olur
Gelin canlar bir olalım

Geçen günler geri gelmez
Çalışan insan aç kalmaz
İnsan birdir ayrı olmaz
Gelin canlar bir olalım

Hep beraber çalışalım
Süperlere ulaşalım
Füze ile dolaşalım
Gelin canlar bir olalım

Laik düzen Cumhuriyet
Yaşat onu göster gayret
İkilikten doğar nefret
Gelin canlar bir olalım

Gazi Metin’in sözünde
İnsanlık varsa özünde
Sınıfsız toplum izinde
Gelin canlar bir olalım

GÖRDÜM BEN
Kurbanımı kestim Tekkeye vardım
Medet mürvet diye darına durdum
Yalvar-yakar zorla kazmayı vurdum
Hüseyin Abdal zatı piri gördüm ben

Beş kişi kazmayı küreği aldık
Sanki bir hayâle ummana daldık
Dağ gibi koç yiğit şaşırdık kaldık
Sanki ses verecek diri gördüm ben

Pirin divanında eli bağladık
Hizmetine geldik deyi ağladık
Söküp kefenleyip niyaz eyledik
Ebedi çürümez eri gördüm ben

Yanı başındaydı pirimin eşi
Kudret kaleminde çekilmiş kaşı
Nur cemale şaşa kaldık beş kişi
Fatma Anamız’ın sırrı gördüm ben

Duyan işitenler bir rüya sanar
Şüphe getirenin ocağı söner
Aşkı içerimde ebedi yanar
Can gözüm açıldı narı gördüm ben

Evlâdı talibi tekkeye gelir
Sıdk ile çağıran nasibin alır
Hüseyn Abdal diyen mahrum mu kalır
Teberi elinde huri gördüm ben

Gazi Metin’im Hak insanda derler
Gerçek çürümezmiş erenler pirler
Doğmuş Çamşıhı’nda bir güneş parlar
Horasan’dan gelen nuru gördüm ben

GÖZLERİN
Virane gönlümün tahtı sarayı
Yarim memleketin Türkan Şoray’ı
Tabip sarmaz yüreğimde yarayı
Derdimin dermanı ela gözlerin

Ne desem yakışır Güldane’m sana
Bal ile yoğurmuş doğuran ana
Sen bir yanasın Çamşık bir yana
Derdimin dermanı ela gözlerin

Yürüdükçe eda gelir naz gelir
Sen gülersen bahar gelir yaz gelir
Hülya Avşar, Fatma Girik vız gelir
Derdimin dermanı ela gözlerin

Pala ile Feyzullah’ın bacısı
Ayrılmaz kardeşten büyük acısı
Benim yarim memleketin Gürcü’sü
Derdimin dermanı ela gözlerin

Hüseyin Gazi’yim Çamşıhı elim
Sefilim güzelim Güldane’m gülüm
Acıda tatlıda kanadım kolum
Derdimin dermanı ela gözlerin

GURBET YOLCUSU
Sırtında yırtık ceketi
Gidiyor gurbet yolcusu
Ağlaşıyor ev külfeti
Gidiyor gurbet yolcusu

Faiz ile bulmuş para
Düşünüyor kara kara
Ne yapacak bu fukara
Gidiyor gurbet yolcusu

Numarasız bilet aldı
El sallayıp yolcu oldu
Şimdiden arada kaldı
Gidiyor gurbet yolcusu

Gözetiyor dağı taşı
Durmuyor gözümün yaşı
Kim bulacak buna işi
Gidiyor gurbet yolcusu

Vardı gitti gurbet ele
Adres bilmez kimi bula
İpi yok ki hamal ola
Gidiyor gurbet yolcusu

Amca dayı hepsi para
Fakir bulamaz akraba
Kimse demiyor merhaba
Gidiyor gurbet yolcusu

Mektup bekler baba ana
Yavrum hasret kaldık sana
Para yok ki geri döne
Gidiyor gurbet yolcusu

Gazi Metin söyler sözü
soğuktur fakirin yüzü
Bir gün kayıp olur izi
Gidiyor gurbet yolcusu

BAYRAM GÜNÜ
Bayram geldi bayram geldi
Fakir ağlar bayram günü
Zengin baba neler aldı
Fakir ağlar bayram günü

Fakirin bayramı olmaz
Evine kimsesi gelmez
Çocukların yüzü gülmez
Fakir ağlar bayram günü

Düğün bayram zengin işi
Giyerler kutnu kumaşı
Un herlesi gözün yaşı
Fakir ağlar bayram günü

Zengin içer dolu masa
Fakirleri sardı tasa
Evde tavuk yok ki kese
Fakir ağlar bayram günü

Metin sözün gider güce
Zengin olsam gitmem Hacc’a
Yardım et fakire aca
Fakir ağlar bayram günü

FİLEM DOLMAZ
Cepte param elde filem
Bu devirde aç mı kalam
Bakkal gibi sana selâm
Para bitti filem dolmaz

Pahalılık aldı gitti
Bire alan beşe sattı
Aylığımı file yuttu
Para bitti filem dolmaz

Fakirim ambarım file
Dünyada çekerim çile
Bakkal dedi güle güle
Para bitti filem dolmaz

Çarşı pazarı dolaştım
Kasaplardan uzak kaçtım
Yarım file eve düştüm
Para bitti filem dolmaz

Birlikte yapalım hesap
Daha bakkal ile kasap
Oyumuzu çalan ahbap
Para bitti filem dolmaz

Gazi Metin file ile
Geçti günüm çile ile
Farkım nedir köle ile
Para bitti filem dolmaz

Bu memleketin değerli insanı

0

GERÇEK BİR HİKAYE
Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok.

Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.”

Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

  • Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?
  • Alıyorum.
  • Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur.

Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?”der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İdare Sandığı” yazar.

Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar:

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca’nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup
iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım” der.

Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar,

“Kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.

Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e “Eşekli Kütüphaneci” Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykelini dikerler.