Devlet ve Alevilik – Aleviler Dr. İsmail Engin
Türkiye’de devlet, yaklaşık her on yılda bir Aleviler ve Alevilik konusundaki “kurumsal belleği”ni güncelleyen bir mekanizma işletiyor.
süreç, bazen açık biçimde, bazen de daha örtülü yöntemlerle; toplantılar, çalıştaylar, sempozyumlar ve çeşitli organizasyonlar aracılığıyla yürütülüyor.
söz konusu etkinliklerin finansal ve idari desteği çoğu zaman doğrudan devlet tarafından sağlanıyor; vakıf ya da dernek yapıları söz konusu olduğunda ise hem “denetim” hem de “yasaya uygunluk” çerçevesi devletin kontrolünde şekilleniyor.
diğer bir ifadeyle, Alevi örgütlenmeleri ve etkinlikleri düzenli biçimde hukuki açıdan gözden geçiriliyor.
aslında bunun kökleri çok daha eskiye, Osmanlı dönemine kadar uzanıyor :
Osmanlı’dan itibaren Alevi topluluklarına ilişkin bir denetim mekanizması ve kurumsallaşmış kayıt sistemi varlığını sürdürmüş durumda.
örneğin, Osmanlı’da şecereleri denetleyen yapılar bulunuyor; bu şecerelerin onaylanmasıyla birlikte bazı imtiyazlar tanımlanıyor – tanınıyor ve geliştiriliyordu.
tekke ve zaviyelerin toprak kullanımı, vergilendirilmesi ve vergi muafiyetleri de bu çerçevede düzenleniyordu.
daha açık söylemek gerekirse devlet, “kimin kim ve ne olduğunu” bilen ve bunu kayıt altında tutan – denetleyen bir sistem kurmuştu.
yakın dönemde belirtilen “kurumsal belleğin” en kapsamlı güncelleme girişimi, Alevi kurumlarının da katılımıyla gerçekleştirilen “Alevi Çalıştayları” oldu.
Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturulan resmî yapının altyapısı da büyük ölçüde bu süreçte şekillendi.
aynı dönemde, üniversitelerde çok sayıda araştırma ve uygulama merkezi kuruldu. böylece yeni bir model devreye sokuldu: Alevilik üzerine yapılan akademik çalışmaların devlet politikalarıyla entegrasyonu.
günümüzde devletin resmî yaklaşımı bir yandan dedeleri ve zakirleri merkeze alan anlayışı benimsiyor; diğer yandansa Alevilik üzerine çalışan bazı akademisyenleri kendi bünyesine dahil ederek toplumsal alanda daha derin ve yaygın bir etki kurmaya çalışıyor.
buna eğitim müfredatları ve medya araçları da eklendiğinde, devletin yalnızca kabul eden kesimlere değil, kendisini reddeden toplumsal alanlara da hane bazında nüfuz edebildiği görülüyor.
o nedenle, kurumsal yapılar ekonomik, hukuki, idari bakımdan zaten devlet mekanizmalarına bağlı durumda ve Alevilerin devletin geliştirdiği politikaya dayabilme şansı oldukça düşük.. | @ismailenginhd [07.05.2026]
not: neo [- liberal] Osmanlıcı anlayış, sistemle yahut Cumhuriyetle hesaplaşmasını Aleviler üzerinden yürütüyor.
Dosttan haber kim getirir
Dosttan haber kim getirir
Sorun seher yellerine
Vay bu ayrılık fırakı
Yetişmesin kullarına
Bu ayrılıklar fırakı
Dünya kime kalır bâkî
Ol padişah olup sâkî
Kadeh sunar kullarına
Ol kadehin içi dolu
İçen ondan olur deli
Ol şeyhimin tâlibleri
Bel bağlamış yollarına
Nefse karşı olan kişi
Durmaz akar gözü yaşı
Burda nefse uyan kişi
Dalmaz kevser sularına
Kevser havzuna dalanlar
Ölmezden öndün ölenler
Nefsini düşman bilenler
Konar Tûbâ dallarına
Tûba dalından uçanlar
Cennet kapısın açanlar
Şarabun tahur içenler
Banmaz dünya ballarına
Bîçâre YUNUS neylesin
Derdini kime söylesin
Bir dem tefekkür eylesin
Bu dünyanın hallerine
Cahit Öztelli, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri Reha Yayıncılık İstanbul 1984
Babalara geldik baba
Her tarafımız yamuk
Neremiz doğru baba
Kol geziyor sapık
Neremiz dürüst baba
Babalara geldik baba
Altın satar hacımız
Kara Çarşaflı Bacımız
Terörist çıktı hocamız
Kime güvenelim baba
Babalara geldik baba
Sokaklarda trafik
Kurallar abidik gubidik
Koptu kopacak iplik
Neremiz sağlam baba
Direksiyon başında
SMS yazıyor
Kornaya basıyor
Kuralı Bozuyor
Üstüne üstlük namuzsuz
Küfredip kızıyor
Aha Canavar baba
Stadyumlarda küfür
Maçlar sıfır sıfır
Kim müslüman kim kafir
Belli değil baba
Babalara geldik baba
Bir karpuz kestik
Tam ortasından
Vallahi kabak çıktı öbür yarısından
Taze diye aldım köy yumurtasından
Civcik çıktı baba
Babalara geldik baba
Bas kumandaya televizyonu aç
Karşına çıkacak desti isdivaç
Gergedan boynuzu Aslan Pençesi
Bunlar sahte ilaç
Onlara güvenme baba
Babalara geldik baba
Ankara daysa dayın
Her yerde oynar ayın
Yüzde iki zam
Emekli senin payın
Ye Ye bitmez baba
Bir Veysel Karani
Deve güderdi
İnanmıştı Hakka Nebiye giderdi
Eskiden Allah diyen ibadet ederdi
Şimdi besmele çeken
Haram yiyor baba
Amanım halimiz harap
Içtiğimiz şarap
Alt yanımız Avrupa
Üst yanımız Arap
Çok karıştık baba
Babalara geldik baba
Damarımda kanım
İstiklal Marşı
Ben ona düşmanım
Kim çıkarsa karşı
Garip Ali Çoştu yine
Ne mutlu türküm diyene
Bizim Ali Çoştu yine
Ne mutlu türküm diyene
Bir sualim var sorayım
Bir sualim var sorayım
Mürşit halin bilenlere
Yedi yerde nişan gerek
Hak evine girenlere
Birinci malın terk gerek
İkinci kuşağın pak gerek
Üçüncü yek yürek gerek
Bu yollara girenlere
Dördüncü farzı budur ki
Uymaya hırs ile nefsine
Sen onlara uyucu olma
Hırsı ile kalanlara
Beşinci farzı budur ki
Yetmişiki den seçile
Yetmişiki den seçilmeyen
Karışamaz erenlere
Virani`m altısın dedi
Birini geriye koydu
Onu sonra derim dedi
Tenha tenha soranlara
Virani Baba
Gönlümü mekân eyledi
Gönlümü mekân eyledi
Dost elçisi kona kona
Bir dem dilim tutar isem
Söyletirler yana yana
Derdim kime söyler isem
Nicesi şerh eyleyeyim
Dosttan gelen âvaz, benim
Yakar içim döne döne
Aceplerim şol kimseyi
Acep gelir hem sözleri
Dervişim, der dâvâ kılar
Yatar uyur kana kana
Akşam olur, gün dolunur
Sabah olur yine doğar
Bu ikisi arasında
Geçer ömrüm dine dine (1)
Ey bîçâre miskin YUNUS
Gafil olma, dur gözün aç (2)
Ecel eli uzun olur
Bir gün erer suna suna (3)
(1) Dine dine: Dinlene dinlene.
(2) Dur: Kalk. Durmak Kalkmak.
(3) Suna suna: Uzana uzana. Sunmak Uzanmak, uzatmak.
ÖZTELLİ Cahit, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Reha Yayıncılık İstanbul,1984
ALTI MAYIS ŞAFAĞINDAN…
Her altı mayıs şafağında / buluşmasında Hızır ve İlyas’ı
Uyanışında tam da baharın
Vazgeçer mi bulutlar / Ulucanlar üstünden akmaktan
Toprak / ateş / su / hava / birlikte ağlamaktan
Vazgeçer mi güneş / doğudan / Hasan Dağı doruğundan
Bütün yiğit / bütün mert zamanları kıpkırmızı yakarak doğmaktan
Uyan ey insanoğlu / uyan ey gâfil uykularda uyuyan
Son seferi var / değil insana / karıncaya bile kıymayanların
Onurlu bir yaşam / bağımsız bir vatan için adlarını adayanların
Dünya durdukça susmasın vicdanlar / susmasın tarih
Hesap sorsun / onlara kıyanlardan / o vicdansız parmaklardan
Hesap sorsun / insan katli için hâlâ salyalar akıtanlardan
Filistin’de / Gazze’de / Maraş’ta / Hatay’da
Mazlumların cesetleri üzerinden ticaret yapanlardan
Ve de geride bezirgânın / sömürgenin çarkına secde duranlardan
Hesap sorsun tarih
Adalete / demokrasiye / özgürlüklere / gencecik fidanlara kıyanlardan
Her altı mayıs şafağında yanar kavrulur vicdanlar
Ne müthiş / ne onurlu / ne ulaşılmaz bir cesaretti o
Ne servet istemişlerdi / ne iktidar
Kendi darağacı iskemlesini tekmeleyen güç
Coşkuyla tohumlanır Anadolu toprağından
Özgürlüğün ve insan olmanın külleriyle bereketlenen o memleket bağlarından
Her altı mayıs şafağında / gülümseyerek selam veririm dostlarıma
Umutlarım tazelenir / sabahın kuş sesleri / baharın kır çiçekleri coşar inadından
Ak alınları / Deniz / Hüseyin / Yusuf adlarıyla
Mert ve yiğit / bir rüzgâr kopup gelir
Ankara’dan / bu taptaze seher zamanından…
06 Mayıs, Alper Akçam
varamazsın
Endazeyle yol yürüme
Menziline varamazsın
Emeklerin gider güme
Muradına eremezsin
Piyadeysen at bin atlan
Tayyare gibi kanatlan
Batıcı dikene katlan
Yoksa bir gül deremezsin
Yan MİSKİNİ aşka düş yan
Pişmeyince çiğ kalır can
Derindedir inci mercan
Dalmaz isen göremezsin
Kaynak: Oğuzhan Küçük, Mülk-i Sühan – Doğun’nun Ozanı Sadık Miskini – Hayatı-Sanatı-Eserleri -III. Cilt, Sayfa: 153
Dîvâne gönlümüz geçmez güzelden
Dîvâne gönlümüz geçmez güzelden
Mihrin yer eyledi tenden, yâ ‘Alî
Benim ârzû-mendim sensin ezelden
Gitmez muhabbetin cândan, yâ ‘Alî
Cân ü dilden sevenlerin cânısın
Âşıklara medhetmenin şânısın
Noksâna kalmayan mürvet kânısın
Geçersin günâhtan kandan, yâ ‘Alî
Müşkülünü halledersin dostuna
Çağıranda imdât eyle düşküne
Kerbelâ’da yatan İmâm aşkına
Şefâ’at umarız senden, yâ ‘Alî
Nice yüz bin yıllar kandilde durdun
Atanın belinden mâdere geldin
Anın içün halkı gümâne saldın
Baş gösterdin bin bir dondan, yâ ‘Alî
Tarîkat içinde Şems ü Kamer’in
Hakîkat içinde zât-ı kemâlin
İstemem Cennet’i göster cemâlin
Kul Himmet göçmezden bundan, yâ ‘Alî
Güfte: Kul Himmet Dede (XVI. ‘asr sonu – XVII. ‘asr başı)
Kaynak: İbrahim Aslanoğlu, Kul Himmet, s. 76
Hâmîş: Sultân Sinemilli Ocağı tâliblerinden Haydar Bayrak ve âilesi, aslen Pazarcık’ın Gökçayır karyesinden olup XX. ‘asrın başlarında Sarız’a hicret etmişlerdir.
[1] Bu dörtlükler dîvân neşirlerinde yer
senin ya Murtaza Ali
Merhûm Sarızlı Haydar Bayrak’ın (1920–2005) terennüm ettiği, Mevlâmız Emîrü’l-Mü’minîn İmâm ‘Alî aleyhi’s-selâm medhine nazmedilmiş iki koşma:
Ne hôş yerde makâmın var
Senin, yâ Murtazâ ‘Alî
Kandan gelür a’ceb senin
Kokun, yâ Murtazâ ‘Alî
Kamber kulun, Düldül atın
Kimseye benzemez zâtın
Kerâmetin, mu’cizâtın
Gelir, yâ Murtazâ ‘Alî [1]
Gevher ile dolu şehrin
Aşkın, muhabbetin, mihrin
Etme mahrûm, ver murâdın
Kulun, yâ Murtazâ ‘Alî [1]
Seni seven serden geçti
Hem nâmus u ardan geçti
Dîv işitdi aklı şaştı
Ünün, yâ Murtazâ ‘Alî
Yattığın yer Kerbelâ’dır
Çevresi burc-i kal’adır
Yolun cümleden a’lâdır
Senin, yâ Murtazâ ‘Alî
Sûr çalınsın halk çekilsin
Yezîd meydâna yığılsın
Senin aşkına dökülsün
Kanım, yâ Murtazâ ‘Alî
Hatâ’î’m mürvete kalman
Hak, Muhammed, ‘Alî, Selmân
Seni sevenlere kurbân
Cânım, yâ Murtazâ ‘Alî
Güfte: Şâh İsmâ’îl Hatâ’î es-Safevî (1487-1524)
Kaynak: Sadeddin Nüzhet Ergun, Hatâyî Dîvânı, ss. 104-105
Hakk seni nurundan övmüş yaratmış
Hak kendi nûrundan övmüş yaratmış
Pâdişâh eylemiş ilin üstüne
Gördüm cemâlini salâvat virdim
Sokulmuş cefâlar serin üstüne
Vallahî Kurândır senin yüzlerin
Yasîn-i şerîfdir iki gözlerin
İnnâ fetahnâdır senin sözlerin
Vedduhâ inmişdir dilin üstüne
Kirpiklerin üste benler dizilir
İkrârından dönen hakdan üzülür
Ak göğsün üstüne niyet yazılır
Veş-şems inmişdir kavlin üstüne
Alnıma yazıldı böylece yazı
Gelin hep idelim hakka niyâzı
Ayetü’l-Kürsî ile güzel İhlâs’ı
Okuyub gelmişim yolun üstüne
Seyyid Nesîmî’dir şem’in çırâsı
Er-rahmandır iki kaşın arası
Güzel besmele ile Elham sûresi
Elif-lâm inmişdir kaddin üstüne
”İnsan Kainatın Kalbidir”
Hey Yarenler gelin görün
Hey yârenler gelin görün
Ben yine oldum divâne
Ne dünüm dün, ne günüm gün
Bir oddurur düştü cana
Bu dünya dönmüş zindana
Koydular bizi zindana
Zindanda gülmek mi olur
Yürüyeyim yana yana
Dünyada dertsiz baş olmaz
Derd’olanın âhı dinmez
Yanar yüreğim söyünmez
Yaram erişmiştir cana
Ben bir garipçe bülbülüm
Gülistana güle geldim
Dilerdim avunam gülem
İnlemem doldu cihana
YUNUS EMREM bu dünyada
Kim güldü ki sen gülesin
Külli hep ağlayı geçti
Kim geldi ise cihana
ÖZTELLİ Cahit, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Reha Yayıncılık İstanbul 1984
Tanrıyla Sohbet
Ey benim İlahım! hürmet eylerim,
Hikmetine karşı durulmaz derim!
Bir-kac yobaz için sual sorarım,
Sorduran mı yanar? Soran mı yanar ?
Ben garip bir kulum meraktır ancak,
Çulsuz ekmeğini neye banacak?
Bu millet şaşırmış kime kanacak,
Kandıran mı yanar? Kulun mu yanar?
Minbere çıkarak fetva okuyor,
Dini söylemlerle fitne sokuyor,
Milleti yoldular yoksul kokuyor!
Yolduran mı yanar? Yolan mı yanar?
Nifak tohumunda kahin oldular,
Vatan-ı sömürüp safi yoldular
Yoksul vatandaşı küffar kıldılar,
Kıldıran mı yanar? Kılan mı yanar?
Sanki ellerine senet verdiler,
Cennet’te şarab’a helal dediler!
Gılman’a huri’yi bir bir serdiler,
Daldıran mı yanar? Dalan mı yanar?
Sevap mı reva mı? takke serinde!
Vebali örtemez kemer belinde,
Ahlakı devşirmez nefsi seflinde,
Olduran mı yanar? Olan mı yanar?
Haşa ilâha’da rüşvet geçer mi?
Yasayı çiğnemiş kulu seçer mi?
Haksız bir kazanca, kapı açar mı?
Çaldıran mı? Yanar, Çalan mı yanar?
Her türlü haramın ağına banan
Günah aklamayı tövbeyle sanan
O halde ben değil onlardır yanan
Solduran mı yanar ? Solan mı yanar ?
Ben canlı nesnel’im evrende olan
Nesneler göçecek hakikat kalan
Hakikat yutarak kul hakkı alan
Aldıran mı yanar? Alan mı yanar?
Turgay Parlakyıldız
Hoştur eğer yürür isem aşk oduna yana yana
Hoştur eğer yürür isem aşk oduna yana yana,
Pes yanmadan nice olam, çün aşk odu düştü cana.
Canım aşkın külhanıdır, tartınmadan vur odunu,
Kamış suyu şeker olur, od bırakacak külhana.
Her nesne ki çiğ olacak, od olmayınca pişmez o,
Benim dirliğim çiğ idi, aşk odu oldu bahane.
Bu işler tamam olacak, halvet olur maşuk ile,
Maşuk yüzün gören kişi gerek yana ve tükene.
Devlet olur o kişiye yanar ise aşk oduna,
Acı tütünü çıkacak aydın olursa bu hane.
O dost ile pazarımız filan vaktden beri değil,
Sever idik maşukayı henüz gelmeden cihana.
Razıyım o aşk oduna, günde bin kez yanar isem,
Gör nice can feda kılar şemi önünde pervane.
Aşka nice yanar isem dahi şirin gelir bana,
Canım feda olsun beni bu aşk oduna atana.
Aşk sultanı Taptuk durur, Yunus geda bu kapıda,
Gedalara lütfeylemek hem kaidedir sultana.
Yunus Emre
(Şiirin aslı)
Hoşdur eger yürürisem ‘ışk odına yana yana
Pes yanmadın nite olam çün ‘ışk odı düşdi câna
Cânum ‘ışkun külhânıdur tartınmadın ur odını
Kamış suyı şeker olur od bıragıcak külhâna
Her nesne ki çig olıcak od olmayınca bişmez ol
Benüm dirligüm çigidi ‘ışk odı oldı bahâne
Bu işler tamâm olıcak halvet olur ma‘şûkıla
Ma‘şûk yüzin gören kişi gerek yana vü dükene
Devlet durur ol kişiye yanarısa ‘ışk odına
Acı tütüni çıkıcak aydın olısar bu hâne
Ol dostıla bâzârumuz fülân vaktdan berü degül
Severidük ma‘şûkayı henüz gelmedin cihâna
Râzîyam ol oda ben günde bin kez yanarısam
Gör niçe cân fidâ kılur şem‘i öninde pervâne
‘Işka neçe yanarısam dahı şîrîn gelür bana
Cânum fidî olsun beni bu ‘ışk odına atana
‘Işk sultânı Tapduk durur Yûnus gedâ bu kapuda
Gedâlara lutf eylemek hem kâ’idedür sultâna
Yunus Emre















