Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Kötü yuvarlanır düşer atından

0

Bu ki meydan almaz ondan zat olmaz
Beslemen beygiri arap at olmaz
Er olanlar düşmanına alt olmaz
Seri verir ser kurtarır meydanda

Koç yiğitler belli olur zatından
Kötü yuvarlanır düşer atından
Arap at hışmından er heybetinden
Yiğit ölür şanı kalır meydanda

Dolu verin koç yiğitler uyansın
İki hasım birbirine dayansın
Ak gövdeler kızıl kana boyansın
Kötülerin canı çıkar meydanda

Köroğlu der dünya ganidir gani
Koç yiğit uğruna koymuşum canı
Mert olan kazanır dünyada şanı
Yiğit olan nam kazanır meydanda

Fayda etmez kazandığın malların

0

Fayda etmez kazandığın malların
Bir gün ilişkini kesersin gönül
Hapis olur sonra şirin dillerin
Eller sus demeden susarsın gönül

Artık çıkamazsın hayat dağına
Yelpaze sallarsın solu sağına
Geri dönemezsin gençlik çağına
Kendi talihine küsersin gönül

Zalim nefsin ıslahına yetmedin
Aklın gösterdiği yola gitmedin
Doğmayı ölmeyi hesap etmedin
Hep kendi doğruna esersin gönül

Yapamazsın eda, cilve, nazını
Göremezsin baharını yazını
Yıllardır çaldığın sevda sazını
Gün gelir duvara asarsın gönül

Can cesetten çıkar kuru poz kalır
Sümmanoğlu belki üç beş söz kalır
Kazancından birkaç metre bez kalır
Elini bağrına basarsın gönül

Aşık Hüseyin Sümmanioğlu

Efendim almış züğürtlük

0

Efendim almış züğürtlük
Kaşa beni göze beni
Sürükler yıl cepte dörtlük
Yaz bahar kış güze beni

Dedim: Züğürtlük çelebi
Nedir ezdiğin sebebi
Ben değilim yoğurt gibi
Yağım çıkar öze beni

Ateş belli yakışından
Günlük belli kokuşundan
Müflüslüğün yokuşundan
Kurtar çıkar düze beni

Dedi: Dinlemem ben çene
Bakalım beş yüze bine
Al da nişangahı dene
Çeşmin süze süze beni

Değil şimdi sırayıla
Padişahlık parayıla
Sikke ile turayıla
Muhtaç sanma söze beni

Seyrani’ye şöyle böyle
Ne suçu var ise söyle
Şanına düşeni eyle
Ayna etme yüze beni

Aşık Seyrani

Bu Yıl Benim Yeşil Bağım Kurudu

0

Bu Yıl Benim Yeşil Bağım Kurudu
Dolu Vurdu Yaprakları Çürüdü
Benim De Saz Tutan Elim Var İdi
Şimdi Bir Köşede Yatar Ağlarım

Benim İle Lokma Yiyip İçenler
Gölgemin Altında Konup Göçenler
Sizi Zalim Dar Günümde Kaçanlar
Ben Kendi Kendime Çatar Ağlarım

Çırpına Çırpına Bir Yuva Kurdum
Bebeği Görmedim Kundağı Gördüm
Deryada Boğuldum Karaya Vurdum
Çileden Çileye Bakar Ağlarım

Mahzuni Şerif’im Budur Ahvalim
Zamane Bozulmuş İnsanlar Zalim
Kıyamete Kadar Gider Vebalim
Sabır Edip Matem Tutar Ağlarım

Sarmaşık Bülbülleri

0

sarmaşık bülbülleri de
(aman) yavrum yiyeyim o dilleri
açtı yeşil yapraklar da
aman tam muhabbet günleri

in aşağı sevdiceğim yollarım diken
bu ayrılık değil mi (anam) belimi büken

ata binmiş gidiyor da
aman ata neler ediyor
yeni yolun tozları da
(aman) zührem atı berbad ediyor

atma beni göllere de göller derindir
böyle giderse bu yıl mevla kerimdir

ne dedinde durdun yarim yollar üstüne
vur hançeri aksın kanım çöller üstüne

Karanlık Bir Gece Yol Görünmüyor

0

Karanlık Bir Gece Yol Görünmüyor
Yürüyorum Dikenlerin Üstünde
Kara Çalı Bana Aman Vermiyor
Yürüyorum Dikenlerin Üstünde

Güneş Erken Doğup Şafak Sökmüyor
Gökteki Dumanı Silip Atmıyor
Ay Karardı Yıldız Işık Tutmuyor
Yürüyorum Dikenlerin Üstünde

Sonlanmadı Menzil İle Durağım
Belki Çok Yakınım Belki Irağım
Yaralandı Parça Parça Ayağım
Yürüyorum Dikenlerin Üstünde

Yavaş Yavaş İlerlerken Kaplani
Benim İle Yola Çıkanlar Hani
Geri Dönsem Taşa Tutar Dost Beni
Yürüyorum Dikenlerin Üstünde

ALEVİ İNANCINDA DEDELİK KURUMU NEDİR.?

0

bir dedede bulunması gereken özellikler nelerdir.?

Alevi-Bektaşi geleneğinde
“Dede”lik kurumu, sadece bir liderlik makamı değil,
aynı zamanda manevi bir rehberlik, hakemlik ve eğitimcilik görevidir.

Bu gelenekte bir dedede bulunması gereken özellikler
hem soy (bel evladı) hem de edep ve erkan (yol evladı) ilkeleriyle şekillenir.

​Bir Alevi-Bektaşi dedesinde aranan temel nitelikleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:

​1. Soy ve Yol İlişkisi (Silsile)
​Geleneksel yapıya göre bir dedenin, Ehl-i Beyt soyundan geldiğine inanılan bir “Ocak” sistemine bağlı olması gerekir.

Ancak sadece soy yeterli değildir; kişinin bu yolu sürmesi, yani “Yol evladı” vasfını da taşıması esastır.

​2. Elin, Dilin ve Belin Temizliği (Eline, Diline, Beline Sadık Olmak)

​Bu üç ilke, dedeliğin ahlaki temelidir:

​Eline sahip olmak:
Hırsızlık yapmamak, harama el uzatmamak ve kimseye zulmetmemek.

​Diline sahip olmak:
Yalan söylememek, gıybet etmemek, kimseyi incitmemek ve sır saklamayı bilmek.

​Beline sahip olmak:
Zina yapmamak, aile kurumuna ve sadakate sonsuz saygı duymak.

​3. Bilgelik ve İlim Sahibi Olmak
​Dede, toplumu aydınlatan bir rehberdir. Dolayısıyla:
​Kur’an-ı Kerim’in batıni (içsel) yorumuna hakim olmalıdır.
​Buyrukları, deyişleri, nefesleri ve erkannameyi iyi bilmelidir.

​Tarih, edebiyat ve toplumsal meselelerde genel bir kültüre sahip olmalıdır.

​4. Adalet ve Tarafsızlık
​Dede, toplumsal barışı sağlayan bir “hakem” pozisyonundadır.
Cem erkânında yürütülen Görgü Cemi ve Rızalık Alma süreçlerinde:
​Kimseyi kayırmadan, adaletle hüküm vermelidir.

​Toplum içindeki küskünleri barıştırmalı, “düşkün” olanın durumunu hakkaniyetle değerlendirmelidir.

​Kendi nefsinden arınmış olmalı, kararlarını kişisel çıkarları için değil, toplumun huzuru için vermelidir.

​5. Kamil İnsan Olmak (Mütevazılık)
​Dedelik, bir hükmetme makamı değil, bir hizmet makamıdır.
Bir dede:
​Kibir ve gururdan uzak, son derece mütevazı olmalıdır.

​”Talip”lerine karşı sevgi dolu, şefkatli ve sabırlı davranmalıdır.
​Yaşantısıyla örnek teşkil etmeli, özü ile sözü bir (sadık) olmalıdır.

​6. Rızalık Almak
​Bir dedenin posta oturabilmesi için taliplerinden rızalık alması gerekir.

Eğer toplum (talip) dededen razı değilse, o kişi o cemde dedelik yapamaz. Bu, halkın denetimine açık demokratik bir özelliktir.

​Bu nitelikler,
dedenin toplumu bir arada tutan manevi bir köprü olmasını sağlar.

Sürçü lisan etmiş isek affola
Aşk ile gerçege hü.

🌷 Hüseyin Dogan dede 🌷
🌷 Dört kapı kırk makam 🌷

Bir gecede cahil kaldık

0

Bir tek anamıza avradımıza sövmedikleri kaldı. Akp’ye oy veren Türklerin, bu vatana yaptıkları ihanetin bedelini ödüyoruz.
Bir gece yatıp kalktık…
Türk Ordusu yok…
Darbe yapacaklardı ama silahları tarlada gömdükleri yeri de unuttular demek…
Darbe olacak mıydı, olmayacak mıydı derken, ordu artık yoktu…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Yargı yok…
Yargıyı bölüşmüşler yarısı hocaya, yarısı imama…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyetçi aydınlar yok…
Hücrelerdeler…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Medya yok…
Yarısını almışlar parayı bastırıp, kalan yarısının da gırtlağına bastırıp…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Ben yokum…
Muhterem karıma “Ben yok muydum şu köşede yahu?” dedim…
“Yoksun, kovuldun” dedi…
Ağladı…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Laiklik yok…
Devlet tekbirle açılıyor…
*
Bir gece yatıp kalktık…
“Türk” yok
*
Bir gece yatıp kalktık…
Bayrak yok…
*Bir gece yatıp kalktık…
Yarısı gitmiş…
“Türkiye” de yok…
*
Bir gece yatıp kalktık, marşlar yok, andımız yok, bayramlar yok…
Bir gece yatıp kalktık,bu 4+4+4’tür dediler…
Çocuklar yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyet yok…
*
Ve bir gece yatıp kalktık ki..
Biz yokuz…
*Yatma o zaman…
Kaldır başını artık…
Bir böcek gibi ezilip, bir dal gibi kırılıp, bir sürü gibi güdülüp, bir toz gibi üfürülüp, bir ot gibi sökülüp, bir kuş gibi vurulacağına…
Yatma…
BEKİR COŞKUN
(3 Ocak 2015)

Dini bütün Müslümanın gözleri

0

Dini bütün Müslümanın gözleri
Merhamet bahrine dalmada olur
Ârif söylemeden duyar sözleri
Kıssadan hisseyi almada olur

Bulunca ârifi can kurban verem
Ayağı altına yüzlerim sürem
Eyi gün dostuna eylesem kerem
Bir gözü kusura kalmada olur

Arif kalkan edip sabr ü hilmini
Onunla def’eder zâlim zulmünü
Anlayan avcı avın ilmini
Kuşunu dumana salmada olur

Tabiplerin ilmin ehl-i dert okur
Derdi Seyranî’ye derman mert okur
Ham sofular tesbih çeker vird okur
Gözü hayvan yemin çalmada olur

Aşık Seyrani

Ali Balkız Pir Sultan derneğinden neden ihraç edildi

0

BENİ PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİNDEN NİÇİN İHRAÇ ETTİLER?
GÜNLERDİR, YURDUN, DÜNYANIN HER YERİNDEN MERAK EDİP SORUYORSUNUZ.
ANLATMAYA ÇALIŞAYIM
Sevgili okuyucularım, öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, akrabalarım, Yol’da beraber yürüdüğümüz Canlarım
Böyle bir yazıyı kaleme alacağımı hiç aklımdan geçirmezdim. Sizler denli şaşkınım.
Aynı gün iki ayrı ‘ifadeye çağrı’ yazısı aldım…. Biri; “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine imza attığım için Ankara Savcısının Soruşturması, Kovuşturması ile ilgili, öbürü ise; aynı gün, bir kaç saat sonra, PTT görevlisinin imza karşılığı, evimin kapısında bana teslim ettiği; PSAKD Genel Merkezi’nden gelen, sıkı sıkı zımbalanmış, ‘ifadeni ver’ yazısı.
Kaderin cilvesi işte.
İki ayrı Makam, iki ayrı ifadeye çağrı. Tarih: 27.11.2025
Olay şöyle başlıyor: MYK Genel Sekreteri olan kişi, PSAKD GYK’sına benim hakkımda; “bir an önce adım atılması” istemiyle bir şikayet dilekçesi yazıyor. Bu yazıda, kısaca; “medya paylaşımında bulundu”, “kamuya açıklama yaptı”, “TV programlarında konuştu”, “… derneğin kurumsal yapısına… Genel Başkanımıza… Yönetim Kurulu üyelerine… Hakaret etti, mesnetsiz suçlamalarda, aşağılayıcı söylemlerde bulundu.”diyor. Tarih: 27. 10.2025
Ben bu kadar kötü işler yapmışım. İyi de; bir tane de “İŞTE ÖRNEĞİ” demez mi bir Genel Sekreter?…
Kendi mi yazdı, bir başkas mı dikte etti bunu bilmiyorum.
Üstelik örgütümüzdeki geçmişi de sadece on yıl öncesine dayanıyor. Yani Sivas Madımak Katliamından 23 yıl sonra.
Yaşı ise, Emekli Öğretmen.
Öbür şikayetçi ise; Mali Sekreter.
Bu kişi hem semah öğretmeni, hem de Semah Hizmetlisi. Büyük bir Aşure Hizmeti sırasında, 10 bin kişi izleyici iken, komşu camiden gelen Ezan Sesi an’ında Semahın durdurulmasına “gık”ı çıkmayan biri.
Bu durumun ne denli ACI olduğunu Genel Başkan’a söylediğimde ilginç bir savunma yaptı: “Başkanım ya… Dün Karşıyaka’da Sivas Şehitlerimizi ziyarete gittik, gördük ki; 24 saat Kuran okunuyor…’
Başkan böyle olunca?…
Anımsanacaktır; 2025 Eylül-Ekim aylarında; “Alevi’nin HAİNİ olur mu tartışması yaşanmıştı.
Merdan Yanardağ; “Her toplum kesimi gibi” vurgusunu özellikle belirtmesine karşın, bizimkiler ısrarla üstüne gidiyorlardı. Bu tartışmaya ben de o platform üzerinde katıldım. Yararı, zamanı olmayan, trollerin köpürttüğü bir tartışma dedim.
Konu güncelliğini yitirdi gitti. Ama bu Sayman arkadaş sürdürdü. Mikrofona geçip dedi ki: “Merdan Yanardağ Aleviler için ne yapmış ki”
Sonraki günlerde de Merdan Bey tutuklandı. Ben de bu kez; biraz şaka, biraz eleştiri, biraz laf atma kebilinden; “Küpeli sevinmiştir.” dedim.
” Vaay… sen nasıl bana ‘küpeli’ dersin diye, cinsiyet konusu yaparak şikayetçi oldu. O da, üyesi olduğu GYK’ya Dilekçe verdi.
Şaşı, kekeme, aksak değildi ki… Kulağına Pir Sultan Abdal simgesini küpe boyutunda taktığı için ‘küpeli’ dedim.
GYK bunu da İHRAÇ gerekçelerinden biri saydı.
ASIL NEDENE GELİNCE:
Bu arkadaşlar ne yazık ki; tarih bilincinden yoksunlar. Aleviliği bilmiyorlar. Derneğimizi tanımıyorlar. Kent koşullarında, sistemin onca saldırıları karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aleviliğin inanç boyutunu, insan ve doğa yorumunu, doğuşunu, yüzyıllar boyunca yaşananları, kendine özgü bir dili olduğununu, felsefesini, amacını, yürüyüş hattını, dostlarını, özellikle bağımsızlığını, genç kuşaklara nasıl aktarılacağını bilmiyorlar.
Her kademesinde yıllarca mücadele etmiş bir (kabul ederlerse) abileri olarak; kongrelerde, danışma kurullarında, uygun her ortamda anlarttım, yazdım. Romanlarımda, öykülerimde konu yapım. Özellikle siyasi partilerle ilişkileri örnekleriyle sundum. O sıcak “muhabbetlerini” hep merak eder olduk.
Başaramadım, başaramadık.
Her eleştiriyi, her eleştireni “hain” sandılar.
Ülkemizde DEMOKRASİ ARARKEN, kendi örgütümüzdekini yaraladılar.
Son Genel Kurul, 17’ncisi olarak, 19-20 Nisan 2025 tarihinde yapıldı. Öncekı 16 sına da katıldım. Hepsinde iki liste oldu. Ne kavga oldu, ne gürültü. Bir liste öbüründen biraz daha fazla oy aldı, kardeşçe kucaklaşıldı. Pir Sultan Kazandı, denildi.
Ama bu 17’si böyle olmadı.
Olanları kısaca anlatayım. Divanda yaşanan bir olumsuzluk çözülemeyince; 652 delegeden 176’sı salonu terk etti. Terk edenleri zaman zaman posta oturan ANA’mız videoya çekti.
Başka bir DEDE’miz de Amigoluk yaptı.
BALIK BAŞTAN GÜZELLEŞİR ya…
Bunlar olacak şey mi Allah aşkına! Bu ne ya?…
Genel Başkan, kendi Genel Kurul’unda KORUMA bulundurur mu peşinde?
Kongre sonrası, bir genel değerlindirme yapıp, kırgınları, küskünleri davet edip, gelin şu işi bir konuşalım deyip
ortamı yumuşatmaz mı? Ali Balkız’ı disipline verip ihraç etmek varken…
Bunlar gelip geçer, su akar yatağını bulur. Sel gider, kum kalır. Evlatlarını, kardeşlerini, anne babalarını Sivas Cehenneminde bırakanlar unutmaz.
Alevilik içeriden dışarıdan onca engelleri aşıp nasıl bugüne geldiyse; Haydut Trump Dünyamızı ateşe atmazsa… Bir de; şu popülist yanımız, şişkin egomuz, narsist yapımız, medya merakımız, “beğeni” yanımız kangrene dönüşmezse… Medya tutkumuz bizi teslim almazsa…
Ney miş? “Görünür olmalı”ymışız.
Uzattım.
Bir de, Son Söz olsun:
ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OLMAYI, içselleştirmiş, yaşam iksiri haline getirmiş olanları çoğaltmalıyız.
Bir Alevi Kurumunu, Alevi bir CAN gibi yönetmeliyiz.

Ali Balkız

Alevi…

0

Alevi…
Destur verirse büyüklerim, sürçü lisana düṣmeden iki kelâm etmek isterim.
« Biz Alevilerde İnsan-ı Kâmil olmanın bir tek yolu, bin ayrı süreği var » derdi büyüklerimiz.
Biz çocuksu dünyamızda, algılamaya çalışırdık bunun ne anlama geldiğini.
Geniş, inişli çıkışlı ve çıplak ayakla yaya yürünen bir yol gelirdi gözlerimizin önüne.
Yanyana çizgileri olan bin şeritli ve her insanın kendince yürüdüğü bir yol, düşlerdik.

« Bu yolda dört kapı kırk makam çıkar önümüze » denilirdi, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dilinden.
Her kapıya vardığımızda içeri girmenin bir adabından ve her kapının arkasında bizi bekleyen on ayrı basamağından sözedilirdi.

Hangi şeritten yürünürse yürünsün, bu kapılardan geçip, bu basamaklardan çıkıp varılmak istenen hedef « İnsan-ı Kâmil » olma evresi. Damlanın derya’ya karışıp bütünleştiği, ben’liğin buharlaşıp hiçleştiği o nûrlaşma Hak ile Hak olma , Varlık içinde eriyip « fenafillah » mertebesine kavuşmak.
Köy damlarında jandarma korkusuyla gizli yapılan Cemlerde, ulu ozanların deyiş ve nefesleriyle bülbül gibi şakırken Zakirleri dinlerdik. Biz kopardık manaların anlamını sonuna kadar takip edemeden.

Bacadan köyün karanlığına sızan bir müzikalin yarattığı büyülü gecelerde, akranlarımızla yıldızları seyrederek çorak dam üstünde üzerimize kilimleri çekerek uykuya dalardık.

« İlk kapıda, benimki benim seninki senindir, manevi zenginliğe erişme, zahiri yükünü sırtına yüklenme evresidir ; Şeriat

İkinci kapıdaysa, benimki senin seninki benim diyebilmek, sahiplenmekten vazgeçebilmektir ; Tarikat

Üçüncü kapıda ise, ne senin ne benim, hiç bir şeyin sahibi biz değiliz demektir ; Marifet

Son kapıdaysa, ne sen ne ben, ikilikten kurtuldum, hak ile hak, en el hak oldum demektir : Sırr-ı Hakikat »
diyen ak sakallı Dede’ler, kır saçlı Ana’lar girerdi düşlerimize.

« Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yoğruldum,
Kazana girdim kavruldum,
Meydana yenmeye geldim » diyen Hatayi’nin nefesi üflenirdi ruhumuza, sabaha karşı esen serin yel ile.

« Bütün canlıları ve doğayı sevmektir bu yolun ana kuralı » derdi, Semah ibadetimiz.
« İncinsen de incitme » düsturuyla, şiddetten bizi alıkoyan Hünkar’ın, « Okunacak en büyük kitap insandır » öğretisiyle, tüm cihanın bir kütüphane olduğunu öğrenme şansına böyle erdik.
Yetmiş iki millete aynı nâzar ile bakmayı sazın, deyişlerin ve semahın ortak diliyle belledik.
İşte böyle büyüdük.

Biz, Kızılbaş çocukları, Alevi-Bektaşi kızları ve oğulları, başımız açık göğe, ayağımız yalın toprağa gönülden bağlandık.
Kul hakkına saygıyı, rızalığı, eline, beline, diline sahip olmayı, dar’a durmayı ibadet edindik.
Biz ki, Hümanızmanın Anadolu’da atan şah damarında bir damla kan olduk.
Can olduk.
Anamızdan Alevi doğmadık, ne olduysak biz seçerek ve gönülden olduk.
Hiç bir dogmatik din sınırları içine sığmadık.
Hiç bir ideolojinin gemisinde uzun süre taşınmadık.
Hiç bir ırk, renk ve cinsiyet himayesine hapsolmadık.

Kabuğunu kıramayan, filizlenip tabiata karışamayan hiç bir tohumun içinde yaşam bulamadık.
“Rıza şehrinde” gülü gül ile tartmak, gül almak gül satmaktır en güçlü rüyamız bizim.
İnsan-ı Kâmil olma yolculuğumuzda, evvel de bizden, ahir de bizdendir.
Tüm kâinata mihman olan evliyalar, embiyalar, börtü böcek, kurt kuş, gül ve bülbül, yer gök bütün hepsi aynı öz-den-dir ve bizdendir.
Vahdet-i mevcuttur.
Bir yerine dokunsanız, öbür yanı da sarsılır.
Bir tarafına görünseniz, öbür tarafı da hisseder.
Bir parçasını acıtsanız, diğer yanlarından da kan akar.
Şekil ve öz bir bütündür bizde.
Dışsal olan içsel ile, içsel olan da dışsal ile tamamlanır.
Bir zerresi tebessüm işitse, bir bütününde güller açar.
« Her kim ki böyle hisseder ve yaşarsa, bizde Alevi O’dur » derdi büyüklerimiz.
O’dur bizde Alevi.
Aşk ile !

Kulhimmet torunlarindan Dursun Şahin paylaşımı ve Çorlu Ergene cem evi dedesi

Kısmet verip bizi salan çöllere

0

Kısmet verip bizi salan çöllere
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip
Felek bizi saldı özge hâllere
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip

Kısmet verip çevre çevre yeldirdi
Bilmediğim hikmetlere daldırdı
Çekip ayrılığın okun doldurdu
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip

Felek arka vermiş çerhin devine
Arıt kalbin evin iman sevine
Türlü dalga geldi gönlüm evine
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip

Muhannettir dünyasını kayıran
Şol Ganî Settar’dır açlar doyuran
Beni de sevgili yârdan ayıran
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip

Pîr Sultan Abdal’ım der ki vardığım
Ulu dergâhtır yüzler sürdüğüm
Bilmediğim hikmetleri bildiğim
Ya eceldir, ya didardır, ya nasip

Kimi gıybet söyler kimisi yalan

0

Kimi gıybet söyler kimisi yalan
Demez ki imanım oluyor talan
Hiç bulanmaz kendi ayıbın bulan
Sen adam ol noksanına eyce bak

Kimi bir iftira çıkarır yoktan
Ne nastan utanır ne korkar haktan
Kimi kendisini düşürür tahttan
Açık gezer şeytanına eyce bak

Kimsenin aybını eyleme nazil
Cümlenin maliki her yerde hazır
Belki meclisinde bulunur hızır
Kalp göz ile dört yanına eyce bak

Eğer bir zalim de seni döverse
Sükût eyle sakalına söverse
Baktın ayağına bir taş değerse
Sabreyleyip isyanına eyce bak

Etme bir kimseye sakın intizar
Hakkını hak eder ol perverdigâr
Eğer kimse ile edersen pazar
Arşınına mizanına eyce bak

Kurtarayım dersen eğer serini
Beş vakit namaza sarfet varını
Kardeşine bile deme sırrını
Kasteder ha öz canına eyce bak

İpeğini kara kıla katarlar
Cevherini az paraya satarlar
Sonra seni darı gibi atarlar
Ey Ruhsati destanına eyce bak

Aşık Ruhsati

Kur’an yazılırken arş-ı Rahman’da

0

Kur’an yazılırken arş-ı Rahman’da,
Kudret katibinin elinde idim.
Güller açılırken kevn ü mekânda,
Bülbül idim gonca gülünde idim.

Evvel Cebrail’in ilk kelamında,
Kırklar meclisinde, aşk meydanında,
Muhammed Âli’nin sır kelamında,
Nihan söyleşirken dilinde idim.

Kırklar arş üstünde kurdular cemi,
Muhabbet halk olup sürdüler demi.
Balçıktan yarattı Allah Ademi,
Ben ol vakit anın belinde idim.

Yunus’un deryaya daldığı zaman,
Kırk gündüz, kırk gece kaldığı zaman,
Âli Zülfikar’ı eline aldığı zaman,
Hayber kalesinde kolunda idim.

Pir Sultan’ım, içtim aşkın dolusun,
Makadir bilmeze vermem yarısın.
Bir kuşa seksen bin şehrin darısın,
Tayın verilirken yanında idim.

Anısına Saygıyla Sabahattin Ali

0

Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948’de Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken rehberi Ali Ertekin tarafından Kırklareli yakınlarında başına sopayla vurularak öldürüldü. Hakkındaki davalar nedeniyle yurt dışına kaçmak isterken öldürülen yazarın naaşı aylar sonra bulundu. Cinayeti “milli hislerle” işlediğini iddia eden Ertekin, kısa bir hapis cezasından sonra serbest kalmıştır.