Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Mert ağlasın, namert olan utansın

0

Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz
Dost ağlasın zâlim felek utansın
Kıyamette kavuşmak var biliriz
Dost ağlasın kahpe felek utansın


Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz
Geçit vermez sağımızla solumuz
Kalır gayrı bizim burda ölümüz
Mert ağlasın namert olan utansın


Avşar eli yaylasına göçmedik
Aşın yeyip suların içmedik
Tenhalarda kendimizden geçmedik
Can ağlasın hayın felek utansın


Dadaloğlu’m yine coştu çağladı
Ak üstüne karaları bağladı
Firkat odu yüreciğim dağladı
Ben ölem de Çapanoğlu utansın

Gökten uçan telli turnam

0

Gökten uçan telli turnam
Bizim beyler yerinde mi
Türlü tevri cenge giren
Demirc’oğlum yerinde mi

Suratı aslan suratlı
Görmedim öyle heybetli
Yedi çift camız kuvvetli
Demirc’oğlum yerinde mi

Belindedir altın divit
Cihana verirdi öğüt
Sözü merttir kendi yiğit
Demirc’oğlum yerinde mi

At yürütür eşkin eşkin
Zor düşmanı eyler şaşkın
Kendi yiğit özü pişkin
Demirc’oğlum yerinde mi

Yalan koç Köroğlu yalan
Ülkelere verdim talan
Dar günümde yoldaş olan
Demirc’oğlum yerinde mi

Gönülden gönüle yol gider derler

0

Gönülden gönüle yol gider derler
Onu sürmeğe bir hoşça can gerek
Doğru söyle yiğit işin doğrusun
Hilebaz olamaz yiğit bön gerek

Buna kılıç derler aralar açar
Püskürür meydana al kanlar saçar
Bazı kötüler de öğünür geçer
Yiğit batman döğer gözde hor gerek

Yüksek kayalarda şahin olamaz
Kısır katırlar da kulun kunlamaz
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
Nider kuru ağaç bize din gerek

Dadaloğlu der ki belim bükülür
Gözümün gevheri yere dökülür
Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır
Koç yiğide emmi dayı il gerek

Ben burda durur değilim

0

Ben burda durur değilim
Dost katına varmayınca
Gussadan gönlüm açılmaz
Dostun yüzün görmeyince

Yâre ben Eyyub değilim
Bunca derde sabredeyim
Şu denli dert ile yanam
Tâ derman ele girince

Yâre ben Yakub değilim
Ağlamaktan kör olası
Ağlamak bana yaraşır
Tâ Yusuf’umu bulunca

Yâre ben Yusuf değilim
Ki bezirgâna kul olam
Şu denli kulluk eyleyim
Tâ Mısr’a sultan olunca

Abdürrazzak’ı gör netti
Palas geydi, hınzır güttü
Dinin imanın terk etti
Tâ mâşuk ele girince

Ey bana ta’na vuranlar
Bu aşka haram diyenler
Ey YUNUS, fâsık olmak yeğ
Aşksız müslüman olunca

Yolculuğum geldi çattı

0

Yolculuğum geldi çattı
Hoşça kalın can dostlarım
Akşam oldu, güneş battı
Hoşça kalın can dostlarım

Can kanadım hazır oldu
Bedenimin gülü soldu
Üç nefeslik vadem doldu
Hoşça kalın can dostlarım

Haber verin dört bir yana
Yol göründü meçhül hana
Bir rızalık yeter bana
Hoşça kalın can dostlarım

Can, ebedi demin içti
Devri daim donu biçti
Bir yel gibi esti geçti
Hoşça kalın can dostlarım

Hakk yoluna adım attım
Özde doğup, gözde battım
Hakikatı şimdi tattım
Hoşça kalın can dostlarım

Anlamı yok hiçbir şeyin
Üryan konup, göçtü deyin
Gönülleri incitmeyin
Hoşça kalın can dostlarım

Sırlanırken cansız kafes
Üç beş anı, bir de nefes
Ardım sıra çınlasın ses
Hoşça kalın can dostlarım

Ağlayıp yas tutman sakın
Baş taşıma nişan takın
Hakk aşkına çırağ yakın
Hoşça kalın can dostlarım

Emanettir yavrularım
Bağım, bahçem, öte yarım
Şükür bitti ahu zarım
Hoşça kalın can dostlarım

Yas tutmayın göçtüm diye
Hakk yolunda göç hediye
Kulak verin Deruni’ye
Hoşça kalın can dostlarım

Bana senden ayrı dildâr gerekmez

0

Bana senden ayrı dildâr gerekmez
Bir hâne bir halvet bir de sen gerek
Bezm-i muhabbette ağyâr gerekmez
Bir sâki bir bâde bir de sen gerek

Kaşın kavs-i kuzah gözlerin hûnhâr
Melek-zâde misin ey peri ruhsâr
Bu kadar letâfet çünki sende var
Beyaz gerdânına bir de ben gerek

Emrâhî fedâdır uğruna cânlar
Bu yolda cân verdi gedâlar hânlar
Yâr yârine kavuşacak zamânlar
Zamâne bir hoşca gönül şen gerek

Gider idim ben yol sıra

0

Gider idim ben yol sıra
Yavlak uzamış bir ağaç
Böyle lâtif, böyle şirin
Gönlüm eydür birkaç sır aç

Böyl’uzamak ne ma’nidir (1)
Çünkü bu dünya fânidir
Bu fodulluk nişanıdır
Gel beri miskinliğe geç

Böyle lâtif bezenüben
Böyle şirin düzenüben
Gönül Hakk’a özenüben
Dilek nedir, neye muhtaç

Ağaç karır, devrân döner
Kuş budağa bir kez konar
Dahi sana kuş konmamış
Ne güvercin, ne hod dürraç

Bir gün sana zevâl ere
Yüce kaddin ine yere
Budakların oda gire
Kaynaya kazan, kıza saç

YUNUS imdi sen bir nice
Eksikliğin yüz bin onca
Kuru ağca yol sorunca
Teferrücle yoluna geç

Silifke Tekir Çiftliği..Atatürk

0

..13 MAYIS 1926.. Atatürk’ün, Tekir köyüne giderek kurmaya çalıştığı çiftlikte incelemeler yapması..Silifke Tekir Çiftliği..Atatürk bir Mersin seyahatinde çevresindekilere bir aralık tarımdan bahsedildi, dedi ki:“Ben bir çiftlik almak istiyorum ve bu çiftlikte.Türk milletine örnek çiftçiliğin ne olduğunu göstermek istiyorum, var mı böyle bir yer”.Yaşlı insanlardan bu işten anlayan bazı kişiler hep birden “Var paşam, Silifke civarında bir çiftlik var, toprağı çok verimli, orada çiftçiliğin her branşı yapılabilir. Vergi borcu dolayısı ile Hazine tarafından satılmaktadır. Burayı alırsanız bizde çok memnun oluruz” dediler.Atatürk çiftliği gördü ve almaya karara verdi. Açık artırma ile satışa çıkarılan çiftliğin satışına Atatürk adına Sadık Taşucu girdi ve satın aldı..Atatürk’ün amacı bu bakımsız çiftliğin en kısa zamanda çevreye örnek bir işletme haline getirmekti.Hemen çiftliğin düzenlenmesine girişildi. Modern bir çiftliğe gerekli personel makine tohum ilaç gönderilmeye başlandı. O bölgede hiç rastlanmayan damı kiremit örtülü binalar yapıldı. Damızlık atlar, inekler, koyunlar ve kümes hayvanları için ahırlar yapıldı. Kanallar açıldı.Çeşitli ağaçlar dikildi. Kısa zamanda ders alınacak bir çiftlik görüntüsü oluşturuldu. İşi gücü o zamana kadar olmayan kahve köşelerinde oturan köylüler iş güç, para sahibi oldular..Çevreye damızlık hayvanlar, kaliteli tohumlar dağıtıldı.

Tarımla ilgili bilgi almak isteyenlere dersler verildi..Almanya’dan çiftliğin ihtiyacı olan büyük makineler, traktör biçer-döver, vinçler getirildi. Bu makinelerin karaya çıkarılması için Taş Ucu’na iskele yapıldı. Kıbrıs Adası’ndan erken yetişen ve hastalığa tutulmayan bir cins buğday tohumu getirtti, çiftlikte üreterek tüm çevreye dağıttırdı. Kıbrıs ve Sakız adalarından turfanda yetişen türden çok miktarda bakla tohumu satın aldırdı ve özenle üretilen baklalar ülkenin her yanına dağıtıldı..Çeltik ekilmeye başlandı. Çeltik konusunda büyük başarı elde edildi. İtalya’dan, İran’dan ve Irak’tan getirilen tohumlar içinde en uygunu İtalya’dan gelen tohumlar idi.Şimdilerde bile Çukurova’nın hemen her yerinde ekilen çeltikler Silifke Çiftliği’nden dağıtılmıştır..Çiftlikte Sığırcılık Şubesi 1929’da Suriye’nin Halep kentinden satın alınan inek ve boğalarla, koyunculuk şubesi 1930 yılında Rus hükümetinin Atatürk’e hediye ettiği karagül ırkı koç ve kuzularla kuruldu.Rusların Silifke’ye yolladıkları bu karagül koyunları astragan denilen kürklerin yapıldığı cinstendi.Silifke Çiftliği’nde özenle yetiştirildiler elde edilen deriler kürk yapmak üzere Ankara’ya gönderildi ve büyük gelir elde edildi..Ayrıca çiftliğin ana kanaları üzerinde 6 adet beton köprü, 1 karakol binası, büyük bir ilkokul, çiftlik müdürlük lojmanı, iki memur evi, makine hangarları, tamirhane, akaryakıt deposu, fırın, mutfak, yemekhane, iki ambar ve Susanoğlu koyunda büyük bir ihracat ambarı yapıldı. Avşar Köyü yakınında büyük bir okaliptüs örnek ormanı yapıldı. Toros Dağları’nda modern mandıralar kuruldu..İlk tarım kredi kooperatifi ni kurdurdu.Tekir Çiftliğinin bir başka özelliği de Atatürk’ün ilk kez Tekir Köyü çevresindeki köylülerin katılımı ile ilk Tarım Kredi Kooperatifi’ni kurmuş olmasıdır. Atatürk 1936 yılında merkezi Tekir Çiftliği olmak üzere 10 köyden 36 üreticinin kurucu üye olduğu bir kooperatif kurmuştur. Atatürk’ün başvurusu şöyledir.Silifke Ziraat Bankası’na,Merkezi Tekir Çiftliği olmak ve Arkarası, Persenti, Avşar, Karadereli, Tekir, Tekir koyuncu, Türkmenli, Türkmenaşağı, Tozara köylerini de ihtiva etmek üzere bölgemizde 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununa uygun bir tarım kredi kooperatifi kurmak istiyoruz..Gereğinin yapılmasını dileriz.”..30.06.1936..Mustafa Kemal Atatürk ve 36 kurucu üye..Görüldüğü gibi, Atatürk kooperatifleri desteklemekle kalmamış, kendisi de Silifke Taşucu’nda Tekir Çiftliği’nde kurulan Türkiye’nin ilk tarım kredi kooperatifi olan Tekir Kooperatifi’ne 1 no’lu kurucu ortak olmuştur. Kooperatifin kuruluş tarihi olan 30 Haziran günü kurulan,Türkiye’de uzun süre“Koperatifçilik Bayramı” olarak kutlanmıştır.

TarihteBugünx

Dinle sana bir nasihat edeyim

0

Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan, gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Anı yad ellere açıcı olma

Mecliste ârif ol kelâmı dinle
El iki söylerse, sen birin söyle
Elinden geldikçe sen eylik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik gelmez
Sen eyilik et de o zayi olmaz
Darılıp da başa kakıcı olma

El âriftir, yokla kendi kendini
Dağıdırlar duzağını, fendini
Alçaklarda otur, gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma

Muradım nasihat bunda söylemek
Size lâyık olan onu dinlemek
Sev seni seveni, zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karac’oğlan söyler sözün, başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma

Alem düşman olur ise

0

Alem düşman olur ise
Beni dosttan ırımaya
Dost kanda ise ben anda
Düşmanlık ayıramaya

Dost ehli bizim ile hem
Dost burdadır bize ne gam
Yüz bin cehd ederse düşman
Dost mahfili duramaya

Düşman bana nidebile
İşim gücüm dosttan yana
Dost makamı can içinde
Düşman eli eremeye

Sultanlar âcizdir anda
Ne gönüldedir ne canda
Mahrumdur iki cihanda
Ki dost yüzün göremeye

Kime kim dost kapı aça
Düşmanı elinden kaça
YUNUS ağzı güher saça
Değme ârif deremeye

Bir nefescik söyleyelim

0

Bir nefescik söyleyelim
Dinlemezsen neyleyelim
Aşk deryasın boylayalım
Ummana dalmağa geldim

Ben pirimle oldum aşna
Kalmadı gönlümde nesne
Pervaneyim ateşine
Şem’ine yanmağa geldim

Ben pirin edna kuluyum
Kem damarlardan beriyim
Aynı cem’in bülbülüyüm
Meydana ötmeğe geldim

Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yuğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmeğe geldim

Şah Hayatî dir özümde
Hiç hilâf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Dârına durmağa geldim

Kâfünun” hitabı ızhar olmadan

0

“Kâfünun” hitabı ızhar olmadan
Biz bu kâinatın iptidasıyız
Kimseler vâsılı didar olmadan
Ol kabekavseynin Ev ednasıyız

Yok iken Âdemle Havva âlemde
Hak ile Hak idik sırrı müphemde
Bir gececik mihman kaldık Meryemde
Hazreti İsanın öz babasıyız

“Küntükenz” sırrının olduk agâhı
Aynelyakin gördük cemalûllahı
Ey hace bizdedir sırrı ilâhi
Hünkâr Hacı Bektaş fukarasıyız

Bize peder dedi tıflı Mesiha
“Rabbi erini” deye çağırdı Mûsa
“Lenterâni” deyen biz idik ana
Biz Tûru Sinanın tecellasıyız

Zahida şanımız “İnna fetahnâ”
Harabî kemteri serseri sanma
Bir kılı kırk yarar kâmiliz amma
Pirim (Balım Sultan) budalasıyız

Dükkan açtım marifetten,

0

Dükkan açtım marifetten,
Dükkanıma gelici yok,
Bir küpe yaptım kudretten,
Kulağına takıcı yok.

Dükkanı açtım örterim,
Alan yok kime satarım,
Cevherim ağır tutarım,
Kıymetini bilici yok.

Gevherleri ağır kişi,
Nice tartan sen bu taşı,
Kalleşliktir elin işi,
Bu manadan alıcı yok.

Canını almış eline,
Bülbül ağlıyor gülüne,
Şimdi cananın yoluna,
Sıdkile bir gidici yok.

Bezirganlar gelip geçer,
Kimi konar, kimi göçer
Teslim Abdal kaldı naçar,
İkrarında durucu yok.

Teslim Abdal

Yoldaş demek

0

Deniz Koydum Adını

0

Nerde kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı

Deniz koydum adını
Kederi bende saklı
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım

Acının surlarında ateşler yaktık
Vuruldu şehirler soluksuz kaldık
Kendine çekilde bütün zamanlar
Gölgeler orda kaldı

Deniz koydum adını
Kederi bende saklı
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım