Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Siz kimi kandırıyorsunuz?

0

Siz kimi kandırıyorsunuz?
Halkın kimi istediği belli, parti tabanının kimi istediği belli, delegenin kimi istediği belli… Sonrasında yapılmış olağanüstü kurultayda neredeyse tüm delegelerin silme oyunu alıp seçilmiş bir yönetim varken iki buçuk yıl önceki bir kongrede kanıtlanamamış iddiaları gerekçe yapıp ülkenin yasal seçim kurulları tarafından onaylanmış bir yönetimi bir iki yargı bezirgânı eliyle alıp artık istenilmeyen, itibarını kaybetmiş başka birine veriyorsunuz. Bunun adına da demokrasi diyorsunuz. Hiç utanmadan da millet iradesi adına, demokrasi adına nutuklar atıyorsunuz.
Kirli siyaset kadar nefret ettiğim bir şey yoktur… Ondan daha kötüsü, adı sanı büyük koskoca adamların hiç utanmadan bu oyunun içinde rol olmaları, yüzsüzlüklerini, arsızlıklarını kendilerine ve çevrelerine kabul ettirebilmeleridir; onların insana yakışmayan o ruh halleridir.
Yazıklar olsun bu oyunu oynayanlara, yazıklar olsun hiç hak etmediği yerlere birçok dalavere ile gelmiş politika ve yargı bezirgânlarına, yazıklar olsun onlara oyuncak olan koltuk ve makam hırslılarına.
Yazıklar olsun hâlâ daha bu kötülükleri bir marifetmiş gibi alkışlayanlara…
Bu ülkenin şanlı tarihine, bu cefakâr halkın onuruna, insanlığına, dostluk, dayanışma ve kardeşlik duygularına hiç yakışmıyorsunuz.
Bu milleti soygun, sömürü, yoksulluk batağında tuttuğunuz yetmiyor, elindeki tüm iradesini, insanlık hakkını da elinden alıp kendinize ömürler boyu sürecek saltanatlar kurmaya, tüm itiraz seslerini susturmaya çalışıyorsunuz.
Kendi çocuklarınıza, kendi gelecek kuşaklarınıza da kötülük ediyor, bütün dünyanın gözü önünde rezil rüsvaya çeviriyorsunuz. Yazıklar olsun size…
Sanmayın ki sonsuza kadar yanacak o yalancı mumlarınız, sanmayın ki, bu kara düzen, bu soytarılıklar sizin yanınıza kâr kalacak…
Karartmayın içinizi dostlar. İçimizdeki, iyilik, güzellik ve adalet duygusunu söndüremeyecekler.
“Geldikleri gibi gidecekler!”
Gününüz aydın olsun…
22 Mayıs 2026, Alper Akçam

Sakın katre sanma ey sofi sıfat

0

Sakın katre sanma ey sofi sıfat
Hadd-i payânı yok deryâdır gönül
Âşık ol ma’şûku gönlünde ara
Hazine-i sırr-ı Hüdâdır gönül

Benim bu pendime erenler şâhid
Ne gamdır çak olsa dilde akâid
Ta’na taşın atıp yıkma ey zâhid
Nazargâh-ı beyt-i Mevlâdır gönül

Ey sâki-i gerdûn çok gördüm âlin
İstemem ben senin hân-ı visâlin
Beyhûde arz etme la’l-i cemâlin
Mey ü mahbûb bilmez takvâdır gönül

Emrah çekmeyince çile-i kahrı
Kemâle yüz tutmaz gönüller şehri
Neylesin vefâsız lâne-i dehri
Kaf-ı kana’atte ankâdır gönül

TANRIYI KİM KULLANIR?

0

Giordano Bruno ne güzel söylemiş:
“Kötüler Tanrı’yı, Tanrı ise iyileri kullanır!..”

Tanrı peygamberleri kullanmış.
Read More Bilge kişileri kullanmış. ..
.Atatürk ve benzeri devrimcileri kullanmış…

Ya Tanrı’yı kimler kullanmış?

Gerilere gitmeye ne hacet!.. Ne demiş Türkiye’deki Nurcuların önderi Mehmet Kutlular: ’’- 28 Şubat sürecinin planları Gölcük’teki Deniz Kuvvetleri’nde yapıldı. Depremin üssü de orası. Depremin olmasında başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması da rol oynadı…’’ Hem de bunları camide, Said-i Nursi için düzenlenen mevlitte söylemiş.

Türkiye’deki Nurcuların aslında iki önderi var. Birisi Mehmet Kutlular, ötekisi ise Fethullah Gülen. Said-i Nursi Atatürk’ü ’’deccal’’ ilan etmiş. Cumhuriyete karşı savaş vermiş. Ama ilkin Demokrat Parti’yi yönetenlerden, arkasından da Sayın Demirel ’den büyük saygı görmüş. ’’İade-i itibar’’ ı sağlanmış. Derken sahneye Prof. Şerif Mardin gibi, özellikle Amerikalılar nezdinde büyük saygınlığı olan bilim adamları çıkmışlar. Said-i Nursi’yi peygamberlik düzeyine çıkaran, mucizeler yarattığını öne süren, ’’Anadolu aydınlanmasının öncüsü’’ gibi gösteren, övücü kaynakları alıp karşıt kaynaklara sırt çeviren, çok ’’bilimsel’’ (!) incelemeler döktürmüşler.

Ardından, Sayın Mardin’in Türkiye Bilimler Akademisi’ne üye yapılması için baskılar başlamış. İç ve ’’dış’’ baskılar… Özellikle de basındaki bazı numaracı cumhuriyetçiler tarafından desteklenen ve körüklenen baskılar.

Ve bu arada Fethullah Hoca almış başını gitmiş. Işık evleri.. Öğrenci yurtları.. Özel okullar.. Devletin köşe başlarına kadar uzanan bir imparatorluk.. Devletin okullarına devletçe ’’tavsiye’’ edilen cumhuriyet ve çağ karşıtı kitaplar. Papa ile sağlanan görüşme.. Devletin dış temsilcilerince havaalanlarında karşılanmalar.. Elçiliklerde konuk edilmeler. Niçin? ’’Ilımlı İslam’’ olduğu için. Müslümanları ’’cumhuriyet ile barıştıracağı’’ için!

Bir yanda Mehmet Kutlular. 17 yaşındaki kızı dört yıl önce eroinden ölmüş. Depremi, ’’türban’’ ı vesile edip, Tanrı’yı en ilkel bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Öte yanda Fethullah Gülen. Son yıllarda, kamu önünde ağzından tek bir cumhuriyet karşıtı söz çıkmamış. Devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş. Ordu dışında hemen tüm önemli kurumlarda önemli ’’mevziler’’ elde etmiş. ABD’nin ’’etkin’’ desteğini sağlamış. Görünüşte Atatürk’e ve cumhuriyete saygılı. Ama tüm eğitim ağı ile, cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor. Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş. Kutlular ve Gülen. İkisi de Nurcu.. İnançları ve amaçları aynı, yöntemleri ayrı. Hangisini seçersiniz?.. Kırk katırı mı, kırk satırı mı? Hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, Sayın Gülen beni korkutuyor. Bay Kutlular’a ise gönülden teşekkür etmek istiyorum. En körlerin bile gözünü açmak konusundaki katkıları için! Tanrı’nın kullandıkları ile Tanrı’yı kullananları daha iyi ayırmamızı kolaylaştırdığı için!

Ahmet Taner Kışlalı/Cumhuriyet

17 Ekim 1999

AABK nın Alevisiz Alevilik projesi

0

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ortaklığında 15-16-17 Mayıs ta düzenlenen Alevisiz Alevilik’ projesinin ilk çalışması Londra Cemevi’nde gerçekleştirildi.

“Alevilik ve Gelecek” başlıklı toplantı, bin yıllık bir inanç geleneğinin nasıl sistemli bir şekilde siyasi bir aparata dönüştürülmek istendiğini bir kez daha ortaya koydu. İnancın geleceğinin konuşulduğu iddia edilen toplantıda, Aleviliğin tarihsel ve manevi omurgasını oluşturan unsurlann dışlanması. Alevi toplumunun bilinçli bir toplum mühendisliği projesiyle karşı karşıya olduğunu kanıtlar nitelikte..

O salonda Aleviler vardı lâkin söz hakları yoktu. Kendilerine yalnızca figüran rolü biçilen bu kitle, sahnelenen siyasi oyunu sessizce izlemeye mahkum edilmişti.

Konuşmacı koltuklannda oturan Osman Baydemir, Mithat Sancar, Sezgin Tanrıkulu, Garo Paylan, Hayko Bağdat ve Erkan Baş gibi isimlerin ortak noktası ise aynı ideolojik eksende buluşmalarıdır. Ayrıca bu şahsiyetlerin Alevi toplumuyla bir birlikteliği ve yaşanmışlığının olmaması nedeniyle sosyolojik bir çözüm önerisinde bulunacak bir birikimlerinin olduğunu da sanmıyorum. Cem meydanının havasını solumamış, sazın ve deyişin ruhundan habersiz, Anadolu Alevi öğretisinden bihaber olan bu kadro, inancın özü yerine etnik kimlik siyasetini masaya sürmekte sakınca görmemiştir.

Alevi araştırmacı, yazar ya da siyasetçi hiç mi yok ki Alevi olmayanlarla Alevilik ve geleceği konuşuluyor?
Aleviler’in böylesi durumlarda söyledikleri özlü sözleri kulaklanmda yankılandı:

Dert bizdeyse derman ellerimizdedir! El gövdede kaşınan yeri bilir!

Avrupa’da yaşayan Sosyolog Yazar Hüseyin Edemir de haklı olarak şu eleştiride bulunuyor:
“Hanefi ya da Şafii Sünniler, Yahudiler ve Hristiyanlar Alevilerin geleceğini tartışıyor ama Aleviler neden yok? Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Londra Cemevi yöneticileri hiç düşünmemişler mi? Alevilerin geleceğini Alevi olmayanlara sunmak hangi şuursuzluk ve vicdansızlık ile açıklanır?”

Alevilik, tarihsel olarak kendi iç dinamikleri olan Anadolu Ocak Sistemi, Dede-Talip ilişkisi ve Rızalık temeline dayanan özgün batini bir inanç ve yaşam biçimidir. Yüzyıllar boyu asimilasyon ve baskı politikalarına karşın, özünü koruyarak bugüne gelen bu kadim inanç geleneği, 1980 li yıllardan itibaren hem Türkiye’de hem de Avrupa ekseninde kitlesel bir kurumsallaşma sürecine girdi. Başlangıçta inanç özgürlüğü, hak mücadelesi ve kimlik varlığını koruma refleksiyle kurulan bu demokratik kitle örgütleri, günümüzde ne yazık ki ciddi bir hat değişimi ve özden uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. “Alevilik ve Gelecek” başlıklı etkinlik, bu dönüşümün ve ortaya çıkan yapısal krizin en somut bulgusu olarak kayıtlara geçti.

Londra Cemevi’nde gerçekleştirilen etkinlikte ortaya çıkan tablo, sosyolojik açıdan bir özünden arındırma eylemi niteliği taşıyor. Hüseyin Edemir’in haklı ve sert eleştirilerinde vurguladığı üzere Hanefi-Şafii Sünni, Yahudi veya Hristiyan arka plana sahip aydın ve siyasetçilerin katıldığı, ancak bir tek Alevi araştırmacının, yazarın, siyasetçinin ya da inanç önderinin kürsüye davet edilmediği, Aleviliğin geleceğine ilişkin sahte bir görünüm yaşanmıştır.

Burada bir temel çelişki vardır, halklann kendi kaderini tayin hakkından, çok kültürlülükten ve demokrasiden bahseden bu siyasi aktörler Mithat Sancar, Osman Baydemir, Sezgin Tanrıkulu vb, Alevi toplumunun kendi geleceğini konuşacağı bir platformda söz sahibi konumuna getirilmesi, entelektüel bir vesayet odağı yaratmaktadır.

Bu durum, geçmişte Sünni ya da diğer inanç gruplarından aydınların mihman (misafir) veya paydaş olarak ağırlandığı çoğulcu etkinliklerden radikal bir kopuşu ifade eder. Geçmişin çoğulculuğu, bugünün asıl olanı yok sayan dışlayıcılığına evirildi.
Sevgili Hüseyin Edemir eleştirilerine başka bir pencereden de bakarak şu sorularla devam ediyor:

“Kürt dernekleri toplansa ve Gelecek ve Kürtler’ diye bir panel yapsa, siyasi bağlamda ki konuşmacılar da Kürt olmayan ve Kürtlük hakkında da bilgisi olmayan Türklerden, Araplardan, Farslardan, İngilizlerden, İspanyollardan oluşsa bunu Kürtler nasıl algılardı? Buraya katılanlardan çoğunluğu da Aleviler olsaydı çok garip olmaz mıydı? Daha da önemlisi bu utanmazlığı nasıl açıklardık? ”

Avrupa’daki bazı Alevi üst örgütlenmelerinin geçirdiği bu hat değişimi, salt bir organizasyon hatası olarak kabul edilemez. Bu bilinçli bir ideolojik kaymanın ve Aleviliği tarihsel bağlamından kopararak küresel/bölgesel siyasi ajandaların bir enstrümanı haline getirme çabasının ürünüdür.

Gazeteci-Yazar Ali Duran Topuz un “Bir Kızılbaş yurttaş olarak söylüyorum: İnancıma, varlığıma, geçmişime ve geleceğime dair fantezi, hayal ve fikirleriniz umurumda değil”
çıkışı, Canlarla yönetici kadrolar arasındaki kopukluğa gösterdiği ontolojik bir tepkidir.

Alevilik, Topuz un belirttiği gibi her önüne gelen siyasi akımın veya teoloji bilmeyen sözde kompedanların üzerinde ideolojik laboratuvar çalışması yapabileceği bir alan değildir.
Sevgili Ali Duran Topuz sosyal medya paylaşımında bu toplantıya ve daha önce de örneklerine rastladığımız bu tür etkinliklere ilişkin serzenişi aynen şöyle:

•Soru Aleviliğin geleceği ne ise cevap belli Size ne? Kim olarak sorarsınız? Bir Kızılbaş yurttaş olarak söylüyorum inancıma, varlığıma, geçmişime ve geleceğime dair fantezi, hayal ve fikirleriniz umurumda değiL Konuşmak isterseniz buradayım, ama dinlemeyi bilmiyorsanız konuşmaya da çalışmayın. Öyle anlıyorum ki Alevilerin dünü, bugünü ve yarını, Aleviliğin ne olduğu, ne olmadığı, ne olması gerektiği filan gibi meselelerde en Önemli olan şey Alevilere sormamak! Tarih bilmeyen tarihçiler, teoloji bilmeyen teoloji kompedanları, herkes bu konularda Alevilerden önce söz sahibi Ne diyeyim. Kenan Evren razı olsun sizden!

Bu yaklaşım, tarihsel olarak devletin tekçi aklına hizmet eden Aleviliği Sünnileştirme/yeniden tanımlama çabalarının, bugün kendisini ilerici veya sol-liberal olarak tanımlayan kesimler eliyle tersten üretilmesidir. Dün devlet Alevi’ye ‘Sen şusun’ diyordu, bugün ise Alevi örgütlerinin tepesine çöken kadrolar ‘Sizin geleceğiniz budur’ dayatmasında bulunmaktadır.

Alevi demokratik kitle örgütlerinin bu şuursuzluğu, sadece siyasi bir hata olarak değerlendirilemez. Bu tür şuursuz girişimler inançsal boyutta bir ikrar bozmadır. Alevilik te Yol, usul ve erkan ile yürür. Her işin bir rızalığı, her kelamın bir ehli vardır. İnsan-ı Kamil in leblerinden dökülen her kelamın Hakk kelamı olduğunu bilen bu kadim toplumun geleceği usul erkan bilmeyen unsurlara teslim edilmemelidir.

Şah İsmail Hatayi’nin yüzyıllar öncesinden haykırdığı şu dizeler, tam da Londra’da sergilenen bu dramı tarif etmektedir:

Usul erkan bilmez nadan elinden
Usul ağlar erkan ağlar yol ağlar

Hakk ve hakikat Yolu’nun kurallarını, tarihini ve batini öğretisini bilmeyen nadanlar, Aleviliğin geleceğini tayin etmeye kalktığında Yol incinir. Hatayi’nin “Nice özün bilmez derviş elinden / Hırka ağlar tülbent ağlar şal ağlar” deyişi, bugün Alevi toplumunun parasıyla, emeğiyle kurulan Cemevleri’ni siyasi kariyerizm ve ideolojik körlük tarlasına çeviren günümüz özün bilmez kurum yöneticilerine yönelik en önemli uyarıdır.

Alevi toplumunun acil olarak batini inancın özüne dönüş yapmasını ve Rızalık sürecinin başlatılmasını zorunlu kılmaktadır. Aleviliğin geleceği, ne neoliberal fantezilerin ne de Alevileri sadece bir oy deposu veya jeopolitik araç olarak gören yapıların tekelindedir.

Eğer bu hat değişimi durdurulamaz, özün bilmez dervişlerin elinden cemevleri kurtarılmazsa; ne yazık ki bülbülün figanı hala gonca gülünden olacak, usul de erkan da Yol da ağlamaya devam edecektir. Çözüm ise Ali Duran Topuz’un da işaret ettiği gibi, dışarıdan dayatılan fantezilere net bir “Size ne?” diyebilmek ve yönü yeniden Anadolu Alevi Ocak yapılanmasına, kamil insanlara ve yolun asıl sahipleri olan Pir, Mürşid, Rehber’e çevirmektir.

https://halktv.com.tr/makale/aabknin-alevisiz-alevilik-projesi-1031083?fbclid=IwY2xjawR7wyFleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeTyn1BFqWJydwnMWoIJV5zZn2Zc_In9dgDXfiEtEpfuDPwAC93gPQQ-qc34Y_aem_mqTXIvk4yYxg8XLnfIodOw

Aklım başıma gelmedi aşk şarabın tatmayınca

0

Aklım başıma gelmedi aşk şarabın tatmayınca
Kandeliğimi bilmedim gerçek ere yetmeyince

Kendi bilisiyle kişi hiç erişe mi menzile
Allah’a eremez kalır, er eteğin tutmayınca

Ger din îman gerek ise iyi diril bu dünyada
Yarın anda bitmez işin bu gün bunda bitmeyince

Bülbül dahi âşık güle, nazar Hak’tan olur kula
Bir keleci gelmez dile gönüllerde yanmayınca

Gönüldeki bu râzımı sakınmaz derdim sözümü
Aşık ne katlanır söze, aşk metaın satmayınca

Bîçare YUNUS’un sözün key âşık gerek anlaya
O kuş dilidir neylesin öğütlenmez ötmeyince

(8+8=16)

Adım adım ileri

0

Adım adım ileri
Beş âlemden içeri
On sekiz bin hicabı
Geçtim bir dağ içinde

Yetmiş bin hicab geçtim
Gizli perdeler açtım
O dost ile buluştum
Gördüm bir dağ içinde

Gözler gibi görmedim
KSöz gibi söyleşmedim
Mûsâ gibi münâcat
Ettim bir dağ içinde

Gökler gibi gürledim
Yerler gibi inledim
Sular gibi çağladım
Aktım bir dağ içinde

Bir döşek döşemişler
Nur ile bezemişler
Dedim, bu kimin ola
Sordum bir dağ içinde

Ayrılmadım pîrimden
Ayrılmadım şeyhimden
Aşktan bir kadeh aldım
İçtim bir dağ içinde

Vardım, ileri vardım
Levhi elime aldım
Âyetlerin okudum
Yazdım bir dağ içinde

Kalbten büyük dağ olmaz
O Allah’a doyulmaz
Sohbetine kanılmaz
Erdim bir dağ içinde

Açtım Mekke kapısın
Duydum o dost kokusun
Erenlerin hepisin
Gördüm bir dağ içinde

YUNUS eydür, gezerim
Dost iledir pazarım
O Allah’ın dîdârın
Gördüm bir dağ içinde

Öztelli Cahit, Yunus Emre Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Reha Yayıncılık İstanbul 1984

Ali Haydar AVCI BEDREDDİN BÖRKLÜCE Gerçeği

0

Kırılan Kulluk Kalıbı –

İçindekiler
Sözün Başı……9

  1. Anlamak – Anlamlandırmak……21
  2. “Tevârih”e Öte Yüzünden Bakmak…….37
  3. Olguyu Tanımlamak…….60
  4. Talan İkliminde Kendi Olmak……..73
  5. “Yitik İklim”e Yolculuk…….94
  6. Kırılan Kulluk Kalıbı……..105
  7. Hegemonyanın Boyutları: Üçlü İşlevsellik: İktidar – İtikat – İtaat……..124
  8. İkili Sarmal Boyut: Biat ve Buyruk…….137
  9. Örselenen Bellekte Bilinç Oluşturmak ve Tahakkümün Sarsıntısı……..151
  10. Derviş ve Direniş: Sistemin Yansıtması ve Börklüce Gerçekliği………169
  11. Eylemin Yapısal Özelliği……..192
  12. Yollarda Bir “Gezgin” – Timur Han’la Karşılaşma – Anadolu’ya Dönüş ve Güzergâhlar……..209
  13. Bedreddin’in Yolculuğunda Bir Durak ve Torlakların Sorusu: Yolun Kânden (Nerden) Gelür?…….221
  14. Balkan Toplulukları ve Bedreddin – Musa Çelebi İlişkisi……239
  15. Balkanlarda Bir Güç Odağı: Timar Erleri ve Tovıcalar…….255
  16. Osmanlıda Alevi – Bedreddini Kıyımı ve Sürgünler……..281
  17. Börklüce – Bedreddin Olayında Asıl Özne: Eylem………309
  18. “Düş” ve Eylem Arasında Bir Hedef: Rıza Kenti………333
  19. Bir Yapılanma Olarak Rıza Şehri ve Börklüce’nin Önerdiği Toplum Düzeni………341
  20. Börklüce Eyleminde Kadının Konumu…….351
  21. Şah Olgusundan Rıza Kenti’ne: Bir Tasarımın Boyutları…..369
  22. Rıza Kentine Soluk Üflenen Yer: Alevi Dergâhlarında Yapılanma………385
  23. 1. Giriş……….385
  24. 2. Dergâhlarda İktisadi Yapılanma………..392
  25. 3. Dergâhların Kurulma Alanları………396
  26. 4. Alevi Âşıkların Deyişlerinde Dergâhlar ve Erenler……..399
  27. On Yedinci Yüzyıl Ortalarında Önemli Bir Örnek ve Tanıklık: Abdal Musa Dergâhı……….404
  28. 1. Ziyareti mahremi esrâr ve mukaddemi ebrâr fukaray-ı âli abâ hazreti Abdal Musa Baba………404
  29. 2. Abdal Musa Ziyareti……….407
  30. Börklüce Eyleminin Soluk Bulduğu Alan………410
  31. Bedreddin’in Güzergâhı: İznik’ten Balkanlara Uzanan Yolculuk ve Deliormanlar’da Faaliyet……….425
  32. Eylemlerin Başlama ve Bitme Tarihi………….443
  33. Yenilgiler: İznik – Sinop Güzergâhı – Gelişen Süreç – Ödenen Bedel – Ertelenen Umut……….461
  34. Börklüce Eyleminin Coğrafyası ……….472
  35. Börklüce Eyleminin Toplumsal Dokusu ve Bölgede İktisadi Faaliyet……….485
  36. Şeyh Bedreddin – Börklüce Mustafa ve İzmiroğlu Cüneyt Bey İlişkisi……….507
    30.1. Aydınoğulları Soy Ağacı……….521
  37. Börklüce Eyleminde Bir Topluluk: Konargöçerler……….522
  38. Konargöçerlikten Börklüce Eylemine: Bir Evrimin Boyutları…………539
  39. Börklüce Algılaması………..553
  40. Sonuç: Kul Toplumundan “Türdeş Toplum”a Dönüşüm……560
  41. Osmanlı Belgelerinde Yansımalar……..587
    Belgeler ve Kaynaklar………592
  42. Belgeler………593
  43. 1. Tezâkir-i Hüdâyi……..593
  44. 2. Şeyh Bedreddin – “Et Teshil Şerhu Letâ’ifü’l İşârât” – Bitiş tarihi 3 Eylül 1415 – Mukaddime ve bitişten bir bölüm………597
  45. 3. Şeyh Bedreddin – Câmi’u’l-Fusûleyn – Mukaddimeden bir bölüm………599
  46. Kaynaklarda Bedreddin – Börklüce Eylemi…………600
  47. 1. Doukas Tarihinde Börklüce Eylemi………600
  48. 2. Âşıkpaşaoğlu – Tevârih-i Âli Osman’da Börklüce Eylemi…………606
  49. 3. Neşri – Kitâb-ı Cihan-nümâ’da Börklüce Eylemi………609
  50. 4. Muhyiddin Cemâli – Tevârih-i Âl-i Osman’da Börklüce Eylemi………..611
  51. 5. “Histoire Universelle, L’Histoire de L’Empire Ottoman”da Börklüce Eylemi………….614
  52. 6. Anonim Tevârih-i Âl-i Osman’da Börklüce Eylemi………616
  53. 7. Doukas tarihinin Latince ve Yunanca özgün metni……..619
  54. Deyişler………..623
  55. Kaynakça……….631
    39.1. Kronikler………..631
    39.2. Batılı Kaynaklar……….636
    39.3. Diğer Kaynaklar………640
    39.4. Harita ve Atlaslar………650
  56. Dizin…………651
  57. Resim ve Gravürler…………665
  58. Ege Bölgesi ve Karaburun Haritası……….735

Büyükşehir Yasası ve Taşımalı Eğitim KÖYLÜLÜĞÜN İPİNİ ÇEKMİŞTİR

0

Köylü, ne zaman ki kendi köyündeki okulun kapısına vurulan kilide sessiz kaldı, işte kırılma tam orada başladı.
Çünkü köy okulu sadece dört duvar değildir.
Köy okulu; köyün hafızasıdır, geleceğidir, toprağa bağlı kalma iradesidir.
Bir köyde okul kapanıyorsa, aslında yalnızca eğitim değil; üretim, nüfus, dayanışma ve yaşam da yavaş yavaş kapanıyordur.
Bugün Anadolu’nun birçok köyünde aynı hikâye yaşandı.
Önce okul kapandı.
Sonra öğretmen gitti.
Ardından gençler koptu.
Tarımsal üretim zayıfladı.
Köy yaşlandı.
Ve sonunda köylü, kendi toprağında karar veremez hale geldi.
Oysa Anayasa’nın 42. maddesi eğitimi temel hak olarak tanımlar. Devletin görevi yalnızca şehir merkezlerinde değil, kırsalda da eğitime erişimi sağlamak ve fırsat eşitliğini korumaktır.
Köy okullarının kapanması, yıllardır “taşımalı eğitim” politikalarıyla gerekçelendirilse de; bu durumun kırsal yaşam üzerindeki sosyal, ekonomik ve kültürel etkileri artık açıkça görülmektedir.
Bir köyde çocuk sesi kesildiğinde, yalnızca teneffüs zili susmaz.
Tarımın geleceği de sessizleşir.
Çünkü köy okulu olan yerde:
Aile köyde kalır,
Üretim devam eder,
Çocuk toprağı tanır,
Kültür aktarılır,
Köy yaşamı canlı kalır.
Ama okul kapanınca köy, sadece “ikamet edilen yer” olmaktan çıkar; yavaş yavaş terk edilen bir alana dönüşür.
Bugün kırsalda üretimin azalmasından, genç nüfusun köyde kalmamasından, çiftçinin yalnızlaşmasından şikâyet ediyorsak; meseleyi sadece ekonomik krizle açıklayamayız.
Bu aynı zamanda yıllardır süren merkeziyetçi politikaların, kırsalı ikinci plana atan anlayışın ve köy yaşamını değersiz gören bakış açısının sonucudur.
Köylü artık şunu sormalıdır!
Bir ülkede köy okulları kapanırken, tarım nasıl ayakta kalacak?
Çocuk toprağından koparıldığında üretim kültürü nasıl sürdürülecek?
Kırsal boşalırken gıda güvenliği nasıl korunacak?
Köy okulu; asfalt kadar, baraj kadar, fabrika kadar stratejik bir meseledir.
Çünkü toprağı koruyacak olan da, üretimi sürdürecek olan da, köyde yaşamayı seçecek yeni nesillerdir.
Yeniden başlamanın yolu;
kilit vurulan köy okullarına yeniden açmaktan geçiyor.

KUL GELİR GEÇER

0

Dertler sınavındır, ahuzar etme,
Günler aya döner, yıl gelir geçer.
Ağır bu yük deyip intizar etme,
Yüce dağ başından yol gelir geçer.

Siyah saçlarını kapatır aklar,
Azrail kapını kaç defa yoklar.
Bir kara yel eser, azalır çoklar;
Sararır al, yeşil, gül gelir geçer.

Niceleri var ki; oğul, kızı yok,
Tutunacak dalı, nazı, sözü yok.
Kenarda köşede bir top bezi yok,
Üç günlük dünyada, çul gelir geçer.

Şeytan gönüllere kibir ekiyor,
İman zayıf düşmüş, boyun büküyor.
Gör, nice mazlumlar azap çekiyor,
Mevla’m “Ol!” deyince zul gelir geçer.

Allah var, gam yoktur tekbir alana,
Bismillah diyerek küfre dalana…
Mümin sarılır mı, söyle yılana?
Allah’ın izniyle al gelir geçer.

Helalinden olsun sofranda aşın,
Sıkışmaz yüreğin, ağrımaz başın.
Bir yola girmeden çok düşün taşın;
Dost yanında kalır, el gelir geçer.

Gözünün önünde binlerce delil,
Sana verilenin kıymetini bil.
O da gider elden, olursun zelil;
Kaymağı bulursun, bal gelir geçer.

Hangi kuş konduğu daldan uçmadı?
Hangi kula toprak kucak açmadı?
Hangi sultan tahtı koyup göçmedi?
Nice saraylardan sal gelir geçer.

Hayat eserini sürer pazara,
Ecel seçer alır, vurur hızara.
Kâr, zarar toplanır, girer mezara;
Susar tuti diller, kâl gelir geçer.

Ruhunu kuşatsın sabır, metanet,
Ne güzel kapıdır ilim, fetanet.
Rehberin olursa Kur’an’la sünnet,
Sırat köprüsünden kul gelir geçer.

Nûrfânî’m de bana, dertsiz kul var mı?
En kötü virane kabirden dar mı?
En çetin müşküller mahşer kadar mı?
Sabır terkisinde, hâl gelir geçer.

Nuriye Akyol

Karışmam

0

Bu hayattan dersler aldım kendimce
Ben benden mesulüm ele karışmam
Seven sevdiğini sevsin gönlünce
Bülbüle karışmam güle karışmam

Canla savunurum kutsal davamı.
Elin kuyusuna salmam kovamı.
Dere yatağında kurmam yuvamı.
Tedbirimi alır, sele karışmam.

Hak etmeyenlere methiye dizmem.
Kasıtla bilerek kimseyi üzmem.
Dibi görülmeyen sularda yüzmem.
Denize karışmam göle karışmam.

Dostluğu aradım hemen her yerde.
Sabır ile zaman deva her derde.
Çaresizsem yanmak varsa kaderde,
Yanar tükenirim küle karışmam.

Helal kazanç ağırtmaz ki başımı,
Haram katıp zehir etmem aşımı.
Tabii yollarla yapsın işini,
Arının yaptığı bala karışmam.

Yaşanmışlıklardan ibret alırım.
Kutsallarım için kurban olurum.
Ben kendimi tanır haddim bilirim.
Çalmadığım sazda tele karışmam.

Fitneden fesattan kinden bizarım.
Haksızlık görürsem susmam yazarım.
Eğer gücüm yetiyorsa bozarım,
Tuzağa karışmam fele karışmam.

Kimseyi kıskanmam gıpta ederim.
Keşke ben de öyle olsaydım derim.
Öz Türkçe yazarım varsa hünerim,
Uydurukça bozuk dile karışmam..

Ekrem der geçmişim benim dünümdür.
Günahı da sevabı da benimdir.
Hak hakikat hedefimdir yönümdür.
Doğruya gitmeyen yola karışmam.
Ekrem Öztürk

Vay Hıdo zalim Hıdo

0

Vay Hıdo zalim Hıdo
Dünyayı kana saldın
Fesatlığın mührünü
Dedendenmi devaraldın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Mercimeğin taşısın
Kör çıbanın başısın
Dünyanın sahtekarı
Şeytanın kardeşısın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Taş dibinde yatarsın
Ortalığı katarsın
Zalima kuyruk sallar
Mazluma taş atarsın

Deden gitsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

Maksutum der kaşarsın
Doğru yolu şaşarsın
Kazdığın kuyulara
Bir gün kendin düşersin

Deden geçsin derine
Geç dedenin yerine
Sal köyü birbirine
Karıştır Hıdo karıştır

İNCİNSEN DE İNCİTME………

0

“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
Diyen
Hacı Bektaş Veli,
…
‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
Diyen
Yunus’u,
…
‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
Diyen
Hacı Bektaş Veli’si,
…
‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
Diyen
Pir Sultan Abdal’ı,
…
‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
Diyen
Veysel’i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
Diyen
Neşet Ertaş’ı,
…
‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
Diyen
Mahsuni’si,
…
‘Sana düşman
Bana düşman,
Düşünen insana düşman,
Vatan ki;
Bu insanların evidir, sevgilim
Onlar vatana düşman.’
Diyen
Nazım’ı,
…
‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
Diyen
Ahmed Arif’i,
…
‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir Barıştır.’
Diyen
Yaşar Kemal’i
Var…
…
Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir…
Kardeşçe,…
Ah Aynen Özdemir Asafın dediği gibi ..
Acaba çok yağsa yağmur temizlenirmi bu kirli dünya………

Bu bozuk havanın, kara bulutun

0

Bu bozuk havanın, kara bulutun
Gürlemesi beni düşündürüyor.
Onursuz dururken onurlu zatın
Terlemesi beni düşündürüyor.

Kapatmaz yırtığı çelikten yama;
Demir çarpar, yazık olur hep cama.
Kaypakça bir rüzgar esiyor ama,
Vırlaması beni düşündürüyor.

Hırsız inmez ulu dağda kızaktan,
Soğuk geçmez çaldığı yün kazaktan.
Zalimin kılıcı keskin uzaktan,
Parlaması beni düşündürüyor.

Başta yuva yapmış kalleşin kuşu,
Yarmadık baş koymaz sinsinin taşı.
Fesat yakıp yellediği ataşı
Harlaması beni düşündürüyor.

Neden gözü doymaz, yarap, şu beyin?
Helal midir sarkan yağı göbeğin?
Çıkar beşiğinde açgöz bebeğin,
Zırlaması beni düşündürüyor.

Fil kayıkla gezer gölün üstünde,
Balıklar dolaşır çölün üstünde.
Soğuk demir sönmüş külün üstünde,
Narlaması beni düşündürüyor.

Kanun, yasa ayrı ayrı bölgede;
Cahil de şaşırmış, kalmış bilge de.
Adalet uykuda yatar gölgede,
Horlaması beni düşündürüyor.

Çalan koştu tapınağa, mabede;
Çıkar için din uğrunda arbede.
Sinsi, şeytan taşlayarak Kâbe’de
Turlaması beni düşündürüyor.

Harun’um, maksadım ayırmak değil;
Amacım kimseyi kayırmak değil.
İş, nankör köpeği doyurmak değil,
Hırlaması beni düşündürüyor.

AŞIK Harun Ustaoğlu

Dost dünyadan vazgeç, gel peygambere

0

Dost dünyadan vazgeç, gel peygambere
Bu dünya fanidir, ecel sondadır.
İkrarını tam et, git ver Haydere, git ver Haydere,
Ali Hakk’ın eli, dest post ondadır.

Hasan yeşil giymiş, gelir Batından,
Hüseynim kırmızı, özdür zatından,
Bir selam söylesen, Hakk’ın katından,
Turnam açmış kolun, gelir yoldadır.

Üç çerağ yakın, batından olsun,
Zeynel yağı, Bâkır fitili olsun,
Cafer nuru aşkın ışığı olsun,
Farkeyle sıratı, sırrı bundadır.

Musa Kazım dursun, senle duaya,
Ali Rıza ile gel Horasan’a,
Taki Naki ile ersen Hüda’ya,
Muhammed ül Emin, bil ki candadır.

Hasan ül Askeri, gül açmış bekler,
Mehdi mağarada ekmiş çiçekler,
Söylensin niyazlar, olsun dilekler,
Hatice Fatıma, kandil nurdadır.

Turna olsam uçsam, dönsem semahı,
Al haberi Hakk’tan kul ol üç mahı,
Aliyer Mürteza erenler şahı,
Selman ile Kamber daim nurdadır.

Hace Bektaş özdür, yolun başıdır.
Pir Sultan, Nesimi, Hallac yaşıdır.
Döndüğün semahta köşe taşıdır,
İsmiyok dediğin, dilin ondadır.

hâli değişti

0

Artık hiçbir yerde yok eski düzen
Hem şehir hem köyün hali değişti
Dostlar kanka oldu yeğen de kuzen
Şimdiki gençlerin dili değişti

Dürüsttüler vardı güzel yanları
Arıyoruz güzel o insanları
Şirke, küfre dalan Müslümanları
Görünce şeytanın rolü değişti

Boşuna bekledik yıllardan beri
İnsanlık daha da gidiyor geri
Yine yük taşıyor ahırda yeri
Eşek aynı eşek çulu değişti

Etiket değişir saat arası
Alış veriş tatil evin kirası
Hep dövizle, geçmez Türk’ün lirası
Çarşının pazarın pulu değişti

Eşe dosta mektup yazmıyor kalem
Dillerden çıkmıyor bir tatlı kelam
Aileyi yıktı şu sanal âlem
Evlisi bekarı dulu değişti

Hasreti düşünme evde oturup
Kendini kandırma boş hayal kurup
Arıya verince şekerli şurup
Kovanın peteğin balı değişti

Garip Hasreti (Filat YAZICI)