Mesele Erdal Erzincan’in açıklamasından çok daha derin…
Bugün gündeme taşınan “Alevi inancının dili” tartışması, basit bir “dil” meselesi değil. Bu tartışma, yıllardır farklı kılıflar altında yürütülen Alevileri etnik olarak ayrıştırma çabasının en son durağıdır. Görünen o ki, bu fay hattı derinleştirilmek isteniyor.
Bu tür tartışmalar giderek yeni fay hatları yaratarak adeta Alevileri lime lime edecek bir biçimde bölünmeye götüren tartışmalar olarak önümüze getiriliyor.
Alevileri Türküyle, Kürdüye bir arada tutan temel değerler bir bir tartışma ve ayrışma konusu yapılarak bu hat daha da derinlestiriliyor.
Bir toplumu bir arada tutan temel değerlerden en önemlisi o toplumun sahip olduğu ortak bellektir. İşte şimdi bombalanan bu toplumsal bellektir.
Bu süreci geriye sardığımızda, zincirin halkaları net biçimde görülüyor. Önce Hz. Ali’nin inkârı gündeme sokuldu. Ardından Alevi belleğinde merkezi bir yere sahip olan Hz. Hüseyin ve Kerbela “Arabın iktidar kavgasıydı” denilerek değersizleştirildi. Böylece Ali ve Hüseyin’siz bir Alevilik inşa edilmeye kalkışıldı.
Sonra sıra, Anadolu Alevi cem erkânının kurucusu, deyişleriyle Aleviliği bugüne taşıyan Şah İsmail’e geldi. O’da “Şii” ilan edilerek yok sayılmak istendi. Peşinden sıra Hacı Bektaş-ı Veli’ye geldi. O’da “Osmanlı işbirlikçisi” ilan edildi.
Şimdi “dil” tartışması ile birlikte “7 Ulu ozanlar” tartışmaya açılmış bulunmakta. “Onların Ulu olduğuna kim karar verdi?” şeklinde başlatılan tartışma eninde sonunda evrilip, çevrilip asıl konuya gelecek.
Nedir o?
Alevileri yüzyıllar boyu bir arada tutan ortak değerler bir bir ortadan kaldırıldığında geriye ne kalır; etnik kimlik!
İste asıl amaçlanan Alevileri Türk ve Kürt diye ayrıştırmak, parçalamak!
Bütün dava bu!
Alevileri etnik olarak bölmek!

