Pazar, Nisan 5, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 93

Atatürk’ün, Florya Köşkü’nde Prof. Pittard’ı kabulü..

0

15 EYLÜL 1937
Atatürk’ün, Florya Köşkü’nde Prof. Pittard’ı kabulü..
.Dil ve tarih konuları üzerinde görüşmesi.
EUGENE PİTTARD…
Türk antropolojik yapısı konusunda Atatürk’ü en fazla etkileyen bilim adamıdır.
isviçreli’dir, antropolog ve tarihçi’dir.
Hint Avrupa odaklı tarihçilik anlayışına esir olmayan, tarihsel bulguları tarafsızca yorumlayan ender aydınlardan biridir Eugene Pittard…
Atatürk tarafından 1937’de tertiplenen ikinci Türk Tarih Kongresi‘ne davet edilmiş ve hatta kongrenin açılış nutkunu okumuştur.
Atatürk, Pittard’ın “Irklar ve Tarih, tarihe etnolojik giriş” adlı eserini dikkatle okumuş, üzerinde etraflıca düşünerek birtakım notlar almıştır.
Batı’da ırka dayalı antropoloji kuramının en önde gelen savunucularından Gobineau, Selçuklular ve Osmanlılar’ın diğer ırklarla karışıp saflıklarını yitirdiklerini öne sürerken, Pittard bu savı kabul etmemiş, Türkleri Avrasya’nın en güzel ırklarından biri olduğunu savunarak Türk ırkının fiziksel özelliklerini ortaya çıkaracak çalışmalar yapmış ve bu çalışmalara bizzat katılmıştır.
Atatürk’ün antropoloji çalışmalarındaki gözdesi olan isviçreli profesör Eugene Pittard’ın “Irklar ve Tarih” adlı çalışması Türk antropoloji çalışmalarında kaynak rolü oynamıştır.
Pittard’ın batı merkezli tarih tezine aykırı görüşleri tüm dünyada yankı bulmuştur. hatta “Eugenisme” adıyla yeni bir bilim dalı olarak Avrupa’yı ve Türk aydını’nı etkilemiştir.
Pittard, Türkleri ve Türk dünyasını iyi tanıyordu. Batılı ırkların üstün, doğulu ırkların geri olduğu görüşüne katılmıyordu; tam tersine, doğulu Türklerin de ileri olduğuna inanıyordu. bu inancını da hiç çekinmeden her yerde dile getiriyordu.
Örneğin, Lozan görüşmeleri sırasında ingiliz başbakanı Lloyd George‘un:
“Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu’da nesi var? orada medeniyet vesikası olarak ne kalmışsa, Yunan’ın, Roma’nın, Bizans’ın dır. Türklerin Anadolu’daki evleri sazdan ve kerpiçten, harabelerden ibarettir. şimdi böyle bir alemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?”
Demesi üzerine Eugene Pittard, Cenevre’nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George’a şu tarihi cevabı vermiştir:
“Efendiler, Konya’daki ince minarenin kapısı ile, istanbul’daki muhteşem Süleymaniye’nin kubbelerini yapan millete karşı, böyle söylenemez. haddinizi biliniz…”
Pittard, 1931 yılında Türklerin Avrupa’daki kötü imajını düzeltmek amacıyla, “Küçük Asya’ya Seyahat” adlı bir kitap yayımlamıştı. 1935’te, isviçre’de doktora yapan Atatürk’ün manevi kızı Afet inan‘la tanışmasından sonra, 1937 yılında Türkiye’ye gelip ikinci Türk Tarih Kongresi‘nde onur başkanı olmuş, Türk Tarih Tezi‘ni savunan konuşmalar yapmış ve Türkiye’de büyük bir saygınlık kazanmıştı.
Afet inan, antropoloji alanındaki doktora tezini 1939 yılında Cenevre‘de onun gözetimi altında hazırlamıştı…
15 Eylül 1937: “Atatürk, Profesör Pittard’ı kabul etti”; “Türk Tarih kongresine iştirak etmek üzere İstanbula gelmiş olan Cenevre Üniversitesi antropoloji profesörü M. Eugene Pittard şerefine Türk Tarih Cemiyeti Asbaşkanı Bayan Afet tarafından Atatürkün Floryadaki Deniz evinde hususi bir öğle yemeği verilmiştir. Bu ziyafete M. Pittard’dan başka Madam Pittard, M. Pittard’ın asistanı Madam Dollenbach, İstanbul meb’usu Bayan Fatma Öymen, Bayan doktor Perihan Canver ve meb’uslardan General Ali Fuad, Kılıc Ali, İsmail Müştak ve refikaları hazır bulunmuşlardır. Yemekten sonra Atatürk, Madam Pittard’la Madam Dollenbach’ı mesai odalarında kabul buyurarak kendilerine tarih, arkeoloji hakkında üç buçuk saat konuşmuşlar ve bilhassa Güneş-Dil teorisi ve bunun tatbikatı üzerinde profesörün de büyük dikkat ve alaka ile dinlediği mülakâtı vermişlerdir. Profesör Pittard ve refakatinde bulunanlar Atatürkün yüksek iltifatından ve mülakatın zenginliğinden duydukları hayranlık içinde Ulu Öndere derin şükranlarını sunarak geç vakit avdet etmişlerdir.”
“Atatürk ayrıca “Fethi Okyar (Londra Sefiri), Ferit (Varşova Sefiri), ZekaiApaydın (Rusya Sefiri), F. Rıfkı Atay, Fazıl Nami, İ. M. Mayakon, Hikmet Bayur.”u da kabul etmiştir.

Ölüm Öldürmez Bizi

0

İnsanız hak için düşmüşüz yola
Kar boran fırtına yıldırmaz bizi..
Kattık yürekleri bir ulu sele
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Hürriyet olunca öz ile sözde
İçimiz dışımız kavrulur közde
Sevdalar çiçeğe durunca özde
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Ne rüzgardan, korktuk ne dolu, kıştan
Her kavgadan sonra hep yeni baştan
Cıplak ayak geçtik dikenden taşdan
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Yarınlara kaç var deyip de sorma
Bu yol hayli çetin öyle boş durma
Zulme kader deyip kafayı yorma
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Bu yol hakka giden, öyle bir yol ki
Umut doğan günde doğacak belki!
Gönlün ayaklansın dağlara sal ki
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Sevda varken, ney’lim öfkeyi kin i
Esaret zinciri halkların din i
Bedenin ölmeden öldür nefsini
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi..

Sıcak tut sevgiyi gönül bağında
Umut olgunlaşmış meyve çağında
İsyan dile gelmiş zulmün dağında
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi

Hak, adalet dedik çıktık ön safa
Direndik umudu koymadık rafa
İşçi kimliği ile çok çektik cefa
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi…

Vurguni ozanım halkla hak idik
Çile tezgahında ömür dokuduk
Sevgi dergahında aşkı okuduk
Zulüm ölür ölüm öldürmez bizi…

Abdullah Oral.

Emeklinin Maaşı Çoşkun Arslan

0

Rahata erdim derken emeklerin hiç oldu
Ek gelirin olmadan geçinmen de güç oldu
Çemkirir partizanlar hak araman suç oldu
Eğleniyon bizimle diyon para yetmiyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Gündüz fiyat kabarır pazarlara akşam çık
Askıdan ekmeği al asla yemezsin kazık
Hükümetten belleme Allah’tan gelir rızık
Zamları yapan Allah aklın idrak etmiyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Elektrik gazı öde hiç dert etme kirayı
Ölü taklidi yapar atlatırsın bu ayı
Bütçene göre harca ye simiti iç çayı
Nankörlük etme beyim deme ocak tütmüyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Kullansaydın kafayı Bir yolunu bulsaydın
Gülseydi şans yüzüne zengin oğlu olsaydın
Biraz tasarruf edip gemi felan alsaydın
Belin büküldü gayrı elinde iş tutmuyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Gururludur fakirler çalmasını bilmiyor
Godaman beylerden ders almasını bilmiyor
Tespitimde yanılmam ondan yüzü gülmüyor
Alnı açık yüzü pak haram lokma yutmuyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Ha fasulye yemişsin ha kırmızı et yedin
Lezzetini düşünme eşittir protein
Avrupa’lı kıskanır rahatlığını senin
Sende olan nimeti Avrupa’lı tatmıyor
Emeklinin maaşı harca harca bitmiyor

Coşkun Arslan

Alevi…

0

Alevi…
Destur verirse büyüklerim, sürçü lisana düṣmeden iki kelâm etmek isterim.
« Biz Alevilerde İnsan-ı Kâmil olmanın bir tek yolu, bin ayrı süreği var » derdi büyüklerimiz.
Biz çocuksu dünyamızda, algılamaya çalışırdık bunun ne anlama geldiğini.
Geniş, inişli çıkışlı ve çıplak ayakla yaya yürünen bir yol gelirdi gözlerimizin önüne.
Yanyana çizgileri olan bin şeritli ve her insanın kendince yürüdüğü bir yol, düşlerdik.
« Bu yolda dört kapı kırk makam çıkar önümüze » denilirdi, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dilinden.
Her kapıya vardığımızda içeri girmenin bir adabından ve her kapının arkasında bizi bekleyen on ayrı basamağından sözedilirdi.
Hangi şeritten yürünürse yürünsün, bu kapılardan geçip, bu basamaklardan çıkıp varılmak istenen hedef « İnsan-ı Kâmil » olma evresi. Damlanın derya’ya karışıp bütünleştiği, ben’liğin buharlaşıp hiçleştiği o nûrlaşma Hak ile Hak olma , Varlık içinde eriyip « fenafillah » mertebesine kavuşmak.
Köy damlarında jandarma korkusuyla gizli yapılan Cemlerde, ulu ozanların deyiş ve nefesleriyle bülbül gibi şakırken Zakirleri dinlerdik. Biz kopardık manaların anlamını sonuna kadar takip edemeden. Bacadan köyün karanlığına sızan bir müzikalin yarattığı büyülü gecelerde, akranlarımızla yıldızları seyrederek çorak dam üstünde üzerimize kilimleri çekerek uykuya dalardık.
« İlk kapıda, benimki benim seninki senindir, manevi zenginliğe erişme, zahiri yükünü sırtına yüklenme evresidir ; Şeriat

İkinci kapıdaysa, benimki senin seninki benim diyebilmek, sahiplenmekten vazgeçebilmektir ; Tarikat
Üçüncü kapıda ise, ne senin ne benim, hiç bir şeyin sahibi biz değiliz demektir ; Marifet
Son kapıdaysa, ne sen ne ben, ikilikten kurtuldum, hak ile hak, en el hak oldum demektir : Sırr-ı Hakikat » diyen ak sakallı Dede’ler, kır saçlı Ana’lar girerdi düşlerimize.
« Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yoğruldum,
Kazana girdim kavruldum,
Meydana yenmeye geldim » diyen Hatayi’nin nefesi üflenirdi ruhumuza, sabaha karşı esen serin yel ile.
« Bütün canlıları ve doğayı sevmektir bu yolun ana kuralı » derdi, Semah ibadetimiz.
« İncinsen de incitme » düsturuyla, şiddetten bizi alıkoyan Hünkar’ın, « Okunacak en büyük kitap insandır » öğretisiyle, tüm cihanın bir kütüphane olduğunu öğrenme şansına böyle erdik.
Yetmiş iki millete aynı nâzar ile bakmayı sazın, deyişlerin ve semahın ortak diliyle belledik.
İşte böyle büyüdük.
Biz, Kızılbaş çocukları, Alevi-Bektaşi kızları ve oğulları, başımız açık göğe, ayağımız yalın toprağa gönülden bağlandık.
Kul hakkına saygıyı, rızalığı, eline, beline, diline sahip olmayı, dar’a durmayı ibadet edindik.
Biz ki, Hümanızmanın Anadolu’da atan şah damarında bir damla kan olduk.
Can olduk.
Anamızdan Alevi doğmadık, ne olduysak biz seçerek ve gönülden olduk.
Hiç bir dogmatik din sınırları içine sığmadık.
Hiç bir ideolojinin gemisinde uzun süre taşınmadık.
Hiç bir ırk, renk ve cinsiyet himayesine hapsolmadık.
Kabuğunu kıramayan, filizlenip tabiata karışamayan hiç bir tohumun içinde yaşam bulamadık.
“Rıza şehrinde” gülü gül ile tartmak, gül almak gül satmaktır en güçlü rüyamız bizim.
İnsan-ı Kâmil olma yolculuğumuzda, evvel de bizden, ahir de bizdendir.
Tüm kâinata mihman olan evliyalar, embiyalar, börtü böcek, kurt kuş, gül ve bülbül, yer gök bütün hepsi aynı öz-den-dir ve bizdendir.
Vahdet-i mevcuttur.
Bir yerine dokunsanız, öbür yanı da sarsılır.
Bir tarafına görünseniz, öbür tarafı da hisseder.
Bir parçasını acıtsanız, diğer yanlarından da kan akar.
Şekil ve öz bir bütündür bizde.
Dışsal olan içsel ile, içsel olan da dışsal ile tamamlanır.
Bir zerresi tebessüm işitse, bir bütününde güller açar.
« Her kim ki böyle hisseder ve yaşarsa, bizde Alevi O’dur » derdi büyüklerimiz.
O’dur bizde Alevi.
Aşk ile !
Durak Arslan

İrezillik diz boyu.

0

Çemrenip geziyoruz,
İrezillik diz boyu.
Çirkefte yüzüyoruz,
İrezillik diz boyu.

Makas yoksulu kırpar,
Aç göz cebine çırpar.
Boynuz boynuza çarpar,
İrezillik diz boyu.

Oturun hele, çökün;
Sakin konuşak, sakin.
Oruç, namaz var lakin,
İrezillik diz boyu.

Fail belli, suç açık;
Tok örtünmez, aç açık.
Baş kapalı, kıç açık,
İrezillik diz boyu.

Söze gem vuruluyor,
Dile cam vuruluyor.
Dinden dem vuruluyor,
İrezillik diz boyu.

Kaç ustaya göstertdik,
Çoğu kazalı, pertlik.
Konuştursan dört dörtlük;
İrezillik diz boyu.

Harun, bak hasa hama;
Bu yırtık tutmaz yama.
Herkes Müslüman ama,
İrezillik diz boyu.

HARUN USTAOĞLU

CHP’ye baskıların sonuçları

0

Örsan K. Öymen
CHP’ye baskıların sonuçları

AKP iktidarının Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde uyguladığı hukuk dışı baskılar Türkiye için birçok olumsuz sonuç doğurmaktadır. Bunların başında elbette demokrasinin, laikliğin, sosyal devletin ve hukukun aldığı ağır darbeler vardır. Türkiye, anayasadaki demokratik laik sosyal hukuk devleti ilkesi açısından tarihinin en karanlık dönemini yaşamaktadır ve bu yaşananlar gelecek kuşaklar için iyi bir örnek oluşturmamaktadır.

Bu baskılar sadece CHP ile ilgili bir konu değildir. AKP iktidarı CHP üzerinden cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin, sosyal devletin, hukuk devletinin çökertilmesi operasyonunu yürütmektedir ve bu operasyonun emperyalizm boyutunda uluslararası bağlantıları vardır. Bu nedenle CHP’li olsun veya olmasın herkesin CHP’ye sahip çıkması tarihsel ve yaşamsal bir zorunluluktur ve sorumluluktur.

İkincisi, CHP üzerinde uygulanan baskıların ve demokratik, laik hukuk devletinin ortadan kaldırılmasının çok ağır bir ekonomik maliyeti vardır. İstanbul Belediye başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na karşı gerçekleşen 18- 19 Mart 2025 darbesinden bugüne kadar Türkiye yüzlerce milyar dolarlık kayba uğramıştır. Yıllardır yüksek enflasyon, Türk Lirası’nın değer kaybetmesi, büyüme hızının düşmesi, üretim ekonomisinin yetersizliği ve gelir dağılımındaki dengesizlik bağlamında büyük bir ekonomik krizle mücadele eden Türkiye’nin, AKP’nin bu baskıcı yönetim biçimiyle ekonomik açıdan toparlanması kategorik olarak olanaksızdır.

AKP’yi yönetenlerin bunu bildikleri halde CHP üzerindeki baskılarını artırarak sürdürmeleri, sadece demokrasiyi, laikliği, sosyal devleti, hukuk devletini değil, ekonomiyi de umursamadıklarının en büyük kanıtıdır. AKP’nin ekonomiyi krizden çıkartmak gibi bir amacı ve niyeti yoktur. Olsa CHP üzerindeki bu baskılara son verirdi ve bağımsız bir yargının yeniden kurulması doğrultusunda mücadele verirdi.

Halkın egemenliğini gasp eden, seçme ve seçilme hakkını bile ortadan kaldıran AKP’nin odaklandığı tek şey, anayasa ve hukuk dışı gayri meşru iktidarını sürdürmektir. AKP halkın egemenliğine değil, polise, kodese ve ABD emperyalizmine dayanarak iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır.


CHP ise, hem Türkiye’nin ana muhalefet ve birinci partisidir, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. CHP, 9 Eylül 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur ve bu hafta 102. kuruluş yıldönümünü kutlamıştır. CHP’nin kökeni, 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, bağımsızlık yolunda Kurtuluş Savaşı’nı yürüten örgüttür ve kurucusu yine Atatürk’tür.

Atatürk Sivas Kongresi’ni, siyasi açıdan CHP’nin ilk kongresi olarak nitelendirir. Bu nedenle 4-9 Eylül tarihlerinde, CHP’nin kuruluş yıldönümü etkinlikleri gerçekleşmektedir.

Atatürk, 9 Eylül 1923’te, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yerine CHP’yi kurmuştur ve CHP’nin ilk genel başkanı olmuştur; ondan sonra, 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, CHP’nin kurulmasıyla birlikte fesih edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni CHP’den bağımsız ve CHP’yi Türkiye Cumhuriyeti’nden bağımsız düşünmek, tarihsel ve siyasal gerçekler nedeniyle olanaksızdır.

Aksini düşünenler, Atatürk’ün deyişiyle, gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olan kesimlerdir!

AKP ve MHP, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle masa başında emperyalizm tarafından kurulmuştur; CHP ise emperyalizme karşı bir mücadelenin parçası olarak, insanlık tarihinin en büyük devrimcilerinden birisi olan Atatürk tarafından, ölüm göze alınarak, kan dökülen cephelerde kurulmuştur!

CHP’nin içine sızmaya çalışan emperyalizmin uşakları da, bu tarihsel ve siyasi gerçeği değiştiremezler! Bugün CHP’de, üye ve seçmen tabanında, Atatürk’ün yolunda ilerleyen onlarca milyon vatandaş vardır!

Türkiye’nin umudu da onlardır!

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orsan-k-oymen/chp-ye-baskilarin-sonuclari-2434662

Başında takkesi sırtında cübbe,

0

Başında takkesi sırtında cübbe,
Elinde tesbihle gezer pezevenk.
Karakteri icraatı tam zübbe,
Doğru insanlıktan bezer pezevenk.

Her tavrı insana necis’li oktur,
Komşusu aç yatar, kendisi toktur.
Şeytan der, şeytandan bir farkı yoktur,
Şeytansın diyene kızar pezevenk.

Arabaya gâvur icadı derde,
Biner arabaya hacca giderde,
Fitne fucur yayar niyeti şerde,
Konuyu komşuyu üzer pezevenk.

Düğüm atar muska yazar habire,
Milleti soydukça azar habire,
Ya bu zındık nasıl girer kabire,
Seni kabul etmez mezar pezevenk.

Menfaat düşünür bir selam verse,
Hiç boşa çekici vurur mu örse.
Topuğu görünen bir bayan görse,
Tepeden tırnağa süzer pezevenk.

Kul hakkını zimmetine geçirir,
Cumayı kaçırmaz, vergi kaçırır.
Büyü yapar cinlerini uçurur,
Okur üfler, düğüm çözer pezevenk.

Çıkar için dostdur, çakalla itle,
Benzin deposunda gezer kibritle.
Kredi kartına dokuz taksitle,
Kör şeytanı borca düzer pezevenk.

Cenneti garanti hacca gidince,
Yaptıkları ne türkçedir, ne dince.
Dertli Polat böyle ifşa edince,
Birde dudagını büzer pezevenk.

Ozan Dertli Polat

Dünya Lideri kime denir?

0

İsmet Paşa, Rusya seyahati dönüşü, Bulgaristan elçiliğimizde mahsur kaldı.
Bulgar çeteciler İnönü’yü öldürmek için elçiliğimizi kuşatmışlardı.
Bulgaristan’a ihtar verildi ama, hükümeti umursamadı.

Ankara’daki bazı kafalar çareler düşündüler; işin içinden çıkamadılar.
Atatürk’e sordular. O, “sizler ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Bulgaristan’a ekonomik baskı uygulayalım
…” dediler.
Atatürk, güldü: “Telefonu verin bana” dedi.
Donanmaya emir verdi.

Ertesi sabah, Yavuz zırhlısı İzmit’ten Varna’ya gitti.
Limanda havaya yüz bir pare top atışı yaptı. Topların gürültüsünden evlerin camları kırıldı. … Gemi amirali Bulgar yetkililere, “İsmet Paşa’yı almaya geldim” dedi.

Bulgar hükümeti, İsmet Paşa’yı Sofya’dan Varna’ya zırhlı bir trenle derhal getirdi.
Oradan da bando ve merasimle Yavuz’a uğurladı.
Amiralimiz, kırılan camların parasını ödedi.
İsmet Paşa’yı yurda getirdi…

Bozuk Çark

0

İnsanlığı kaybettik, öldürdüler caniler.
Bağrımıza kazındı, kaldı acı anılar.
Huzuru ezdi geçti, kin yüklü o kağnılar.

Sular bulandı girip, boğulmaya değer mi?
Bu dünyaya bir daha doğulmaya değer mi?

Elle tuttuk ateşi, çaldılar maşamızı.
Acı küfür ettiler, tövbeyi haşamızı.
Ağzı kör testereyle kestiler neşemizi.

Yaramız bağrımızda, sarılmaz zor iyleşir.
Derdi satsak alan yok, kim alır, kim paylaşır?

Köprü çürük, geçenler korkudan emekliyor.
Altında aç timsahlar, düşsün diye bekliyor.
El ele tutuşan yok, dost dostu itekliyor.

Güvenenler kaybetti, adam satan satana.
Düşenin hesabı yok, çerme atan atana.

Düşmana neşen derttir, yaslı havanı gözler.
Bozuk havada kaçan, süslü havanı gözler.
Çakal, çukal pusuda, sisli havanı gözler.

Çok çalış, muhtaç olma, ötsün borun, düdüğün.
Düşersen tutan olmaz, sevinir can dediğin.

Palavra batmaz, gezer bu derya üzerinde.
Yalan yüzeyde köpük, tüm gerçekler derinde.
Bir birine güvenmez, bir yatanlar karında.

Kim kime can dediyse döndü, hep pişman oldu.
Atı, atını geçti; kardeşler düşman oldu.

Acı bir çeşme akar, kaşımızın altında.
Zehirli yılanlar var, taşımızın altında.
Yastık dikenli topuz, başımızın altında.

Gece, gamla gasavet, ne uyuduk ne yattık.
Karametin elinden sabaha zor can attık.

Sırtına aldıkların, çiğninde dolaşıyor.
Yılan, çiyanlar girmiş, koynunda dolaşıyor.
Sıkıntı yüklü kervan, beyninde dolaşıyor.

Hep bağrımız ezildi devenin tırnağında.
Kaptı vefa gidiyor, kartalın cırnağında.

İnsanlık darmadağın, yığamadık birtürlü.
Dolu memeden huzur sağamadık birtürlü.
Koca dünya dar geldi, sığamadık birtürlü.

Harun, ölümlü yazar boynundaki künyeye.
Yarın ölecek olan sarılmış bu dünyaya.

HARUN USTAOĞLU

Edep Erkan

0

Destur alıp girdim rıza şehrine
Edep erkân bilen ne kullar gördüm
Türap inip niyaz verdim pirime
Ben rıza şehrinde âlimler gördüm

Arifler kâmiller oturmuş posta
O şehirde açmış gül deste-deste
Kimi çırak olmuş kimisi usta
Sohbetini bilen çok canlar gördüm

Hayran kaldım semah dönen canlara
Hep giderler arşa çıkan yollara
Sohbetler tatlanmış benzer ballara
Helal lokma yiyen çok canlar gördüm

Harama el sürmez oradaki canlar
Orada geçer sohbet ile zamanlar
İlim irfan bilen bütün erenler
Hakikat anlatan çok canlar gördüm

ÂŞIK SEFİL ne güzelmiş yolunuz
Allah için Zikir eder dilimiz
Neşter vursan bile akar kanımız
Rıza şehrinde hakikat gördüm

Eliftir doksan bin alemin başı

0

Elif’tir doksan bin alemin başı
Var Hakk’a şükreyle be’yi neylersin
Vücudun şehrini arıtmayınca
Yüzünü yumaya suyu neylersin

Vücudun şehrini verme haraba
Hatır yıkıp göç eyleme saraya
Var bir amel kazan Hakk’a yaraya
Hakk’a yaramayan huyu neylersin

Şeytan benlikle dergahtan azdı
aşık maşukunu aradı gezdi
İki cihan fahrı bir engür ezdi
Fakrı fahrı olmayan meyi neylersin

Sordular kim Bağdat şehiri kanda
Lal-ü güher olan yarim de anda
İlm-el yakin ayn-el yakin ceminde
Cemiyet olmayan köyü neylersin

Pir Sultan’ım eydür okur yazarım
Türap olup ayaklardan tozarım
Ezelden içmişim ser-mest gezerim
Pirden içilmeyen doluyu neylersin

Ama bizim Köy de aynı

0

Sıra sıra evlerin olduğu yerler
Kalmadı yerinde eski eserler
Komşular bir birine küserler
Köy bizim köy değil sanki

Hiç kalmadı eski usta yapısı
Penapen oldu penceresi kapısı
Gelmez oldu köknar ardıç kokusu
Köy bizim köy değil sanki

Hep sattılar bakır kabı kazanı
Doğradılar çıkan mertek hezanı
Kuramazsın gayrı eski düzeni
Köy bizim köy değil sanki

Ören sanki şimdi o eski yurtlar
Adam boyu oldu dikenler otlar
Küsmüş sanki ağaçlar dutlar
Köy bizim köy değil sanki

Gençler kendi bulur kendi evlenir
Anne baba öfkelenir söylenir
Kalmadı köyümüzde sözü dinlenir
Köy bizim köy değil sanki

Bir sen kaldın yaşı seksene değen
İster kabul etme istersen beğen
Hasan emmim derki ne diyon yeğen
Köy bizim köy değil sanki

Saat onda kalkar en erken kalkan
Hanımlar hanım değil hepisi sultan
Erkekler inek sağmaya başladı çoktan
Köy bizim köy değil sanki

Eker biçer bir şey görmez kârından
Yatarak ümit bekler yarından
Süt marketlerden ekmek fırından
Köy bizim köy değil sanki

Sevenin sevdiği gerçek yarıdı
Herkeste bir saygı sevgi varıdı
Köyün ortasında çeşme kurudu
Köy bizim köy değil sanki

Eski töre yeniden edilse tesis
Bu nasıl bir gurur nasıl bir kapris
Büyükler mağrur küçükler artis
Köy bizim köy değil sanki

Bir sıcaklık görmez dışardan gelen
Zor bulursun öyle yüzüne gülen
Zorlanarak verir bir selam veren
Köy bizim köy değil sanki

Ne diyeyim ki daha nesini
Sen düşün gayrı sen ötesini
Bende çıkartamaz oldum sesimi
Köy bizim köy değil sanki

Mızrak oğlu derdini döküyor tele
Harmanı savurup veren yok yele
Hele gelde bir gelde gör hele
Köy bizim köy değil sanki


Ramazan Mızrak

Muhammed Ali’ye ikrar verdinse

0

Muhammed Ali’ye ikrar verdinse
Gördüğün ört görmediğin söyleme
Sıdk ile imanda karar kıldınsa
Gördüğün ört görmediğin söyleme

Delilimiz oldu Hazreti Kur’an
Böyle buyurmuştur ol Şahı Merdan
Var ise göğsünde zerrece iman
Gördüğün ört görmediğin söyleme

Sakın yalancıyla eyleme sohbet
Yalancıya yuf var Yezid’e lanet
Dilersen desinler canına rahmet
Gördüğün ört görmediğin söyleme

Bu yol Hak Muhammed Ali yoludur
Kırıkların binası ulu yoludur
Pirim Hacı Bektaş Veli yoludur
Gördüğün ört görmediğin söyleme

Güvenc Abdal,ım Hakk’a ermek istersen
Dost yoluna can baş vermek istersen
Hakk’ın cemalini görmek istersen
Gördüğün ört görmediğini söyleme

Dön Beri Dön Beri Yüzün Göreyim

0

Dön Beri Dön Beri Yüzün Göreyim
Ben Seni Ali’nin Yoluna Saldım
İkrarı Boynuna Zencir Olası
Ben Seni Ali’nin Yoluna Saldım

Yarden Ayrılmışam Bu Gündür Yasım
İşitsün Avazım Dinlesün Sesim
Yollar Karim Olsun İkrarın Hasım
Ben Seni Ali’nin Yoluna Saldım

Fatma Ana Oturur Muhkem Yurduna
Yüzün Gören Yanmaz Tamu Od’una
İmamda Okunan Hutbe Adına
Ben Seni Ali’nin Yoluna Saldım

Şah Hatayi’ım Eydür Derdlerim Komam
Yezidler Çevirmiş Vermiyor Aman
Yardımcımız Olsun On İki İmam
Ben Seni Ali’nin Yoluna Saldım

Sandıklamı aldık Hayati Boyacıoğlu

0
https://www.facebook.com/hboyacioglu1