”Dağ başlarında unutulmuş kızdınız, oğuldunuz. Yazgısına küs topraklarda birer serçe kuşuydunuz.”
Köy Enstitüsüne kayıt yaptırmak için gelen kız öğrenciler. 1940’lı yıllar.
Türk köylüsünden konçerto çalan, roman, öykü, şiir yazan, ressam, heykeltıraş, öğretmen, aydın çıkarmanın ocağı; KÖY ENSTİTÜLERİ Onlar, Köy çocuklarıydı. Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda. Kavrulmuş ekinler gibiydiler. Geldiler, Yalın ayakları Ve Yırtık mintanlarıyla geldiler, Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye. Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış Ve Unutulmuştular bin yıldır. Ferhat oldular, Yardılar İdris Dağını. Gürül gürül akıttılar suyunu, Hasanoğlan’a. Köroğlu oldular, Kafa tuttular Bolu Beylerine. Yıktılar saltanatını ağaların. Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken. Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında. Moliere’i, Sophokles’i oynadılar. Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola. Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle. Diz vurdular Ortaklar’da efece…
Siz, Her gece, Mehtaba çıkarken Heybeli’de, Onlar, Duvar ördüler, Çatı çattılar. Yıldızlara bakarak yaz geceleri, Harman yerlerinde yattılar. Kazma salladılar yorulmadan. Kerpiç döktüler Kerpiç. Sızlanmadılar hiç. Yakıştı nasırlı ellerine, Kitap ve çekiç. Başladı yurt harmanında imece… Bir gece, Karanlık inlerinden sinsice, Brütüsler çıktı ansızın. Çektiler zehirli hançerlerini, Vurdular sırtlarından haince… Çıktı mağaralarından yarasalar, Çıktı halk düşmanları, Üşüştü sülükler gibi üstümüze. Emdiler kanımızı, Doymadılar. Yıktılar umudunu Türkiyemin. Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma, Kalkınmış bir Türkiye gelir, Köy Enstitüleri denince.
Ayıplarım gönül seni Hâl bilmeze hâl sorarsın Ayıplarım gönül seni Hâl bilmeze hâl sorarsın Yanında bülbül dururken Yanında bülbül dururken Kargalardan gül sorarsın Kargalardan gül sorarsın
Hudey hudey, hudey hudey Hudey hudey, hudey hudey
Ner’den düştüm gizli derde? Aşkın gözümüzde perde Ner’den düştüm gizli derde? Aşkın gözümüzde perde Nalbant olmayan şehirde Nalbant olmayan şehirde Aşk atına nal sorarsın Aşk atına nal sorarsın Hudey hudey, hudey hudey Hudey hudey, hudey hudey
Hak nazar eylemiş göze Odur yol gösteren bize Hak nazar eylemiş göze Odur yol gösteren bize Kulağı sağır dilsize Kulağı sağır dilsize İklim iklim yol sorarsın İklim iklim yol sorarsın Hudey hudey, hudey hudey Hudey hudey, hudey hudey
Pir Dede’yi beğenmezsin Ne söylüyor dinlemezsin Pir Dede’yi beğenmezsin Ne söylüyor dinlemezsin Kendi kusurun’ görmezsin Kendi kusurun’ görmezsin Elin eksiğin’ ararsın Elin eksiğin’ ararsın Hudey hudey, hudey hudey Hudey hudey, hudey hudey
Kendi kusurun’ görmezsin Kendi kusurun’ görmezsin Elin eksiğin’ ararsın Elin eksiğin’ ararsın Hudey hudey, hudey hudey Hudey hudey, hudey hudey
Turabi özünü payımal eyle Erenler yolunda kesbi hal eyle Şu fani dünyayı bir hayal eyle Gelip konan göçtü nişane yeter
Gelip konan göçtü nişane yeter Efendim gül yüzlüm tabibim
Yaşantısı hakkında elde yeterli bilgi yoksa da; 1849'da Hacı Bektaş Tekkesi postunda oturduğunu ve 1868 yılında öldüğünü gösteren belgeler vardır. Bir şiirinde asıl adının Ali olduğunu söyler:
Mahlasım derler Türabi, namım el- hac Ali. Doğduğu yerde kesinlikle bilinmiyor. Kimi kaynaklar Ankara’lı, Yanya’lı ve Koniçeli olduğunu belirtiyorlarsa da, aynı mahlas ile yazan birkaç ozanın bulunduğu sanılıyor. Divanı basılmıştır (1294/1878). Divandaki şiirlerin çoğu aruzla yazılmıştır. Heceyle olanlar da halk geleneği işlenmiştir; divan edebiyatı örnekleri pek başarılı değil. Koşuk düzeni acemicedir. Yine de Türabi, Bektaşilerin değerli ozanlarındandır. Daha çok divan şairi Fuzuli’nin etkisinde kalmıştır. (C. Öztelli ).
On dokuzuncu yüzyılda yaşamış bir Bektaşi ozanı olarak bilinen Türabi bir Bektaşi ulusu Yanbolu'lu Hacı Türabi Dede-Baba olarak tanınır. Çorum'lu Seyyid Hasan Hüsnü Dede- Baba'nın 1849'da ölümü üzerine, Hacı Bektaş dergahı postuna oturur. 19 yıl meşihat ettikten sonra, 1868'de ölür. Hacı Bektaş türbesinin girişinde sol yanda bulunan tümsek üzerinde gömülüdür.
Bektaşi tarikatında Türabi mahlaslı yedi ozan gelip geçmiştir. Fatih dönemi erenlerinden Türabi Baba, sonra Afyon'lu Türabi Baba, on dokuzuncu yüzyılda yaşamış ve Koniça'da gömülü bulunan Yanya'lı Türabi Baba, yirminci yüzyılda yaşayan Kumluca'lı Türabi Baba, Girit'li Mustafa Türabi Baba, Süleyman Türabi Baba ve Kula'lı Mehmet Türabi Baba. (T. Koca)
Prof. M. Fuat Köprülü, İkdam gazetesinde yayınlanan bir yazısında; Türabi mahlaslı şiirlerin, hangi Türabi'ye ait olabileceğini belirleyememiş. Ankara'lı bir Türabi'den söz etmiştir. Sadettin Nüzhet Ergun, Üniversite kitaplığı memuru Sabri beyden şu bilgiyi aktardığını yazar. Nereli olduğu bilinmeyen ve yaşam hikayesi hakkında bilgimiz olmayan Türabi'ye ait Üniversite kitaplığında bir divan bulunmaktadır. Bu divanın 240. sayfasında kendisinin Pir evi dedikleri Kırşehir dergahının Babası iken, 1868'de öldüğü yazılıdır. Bu divan yaklaşık 2800 beyitten oluşmaktadır. İçinde: 1 Münacaat, 331 gazel, 1 Tarih, 1 Naat, 2 Mersiye, 1 Sakiname, 3 Terciibend ve terkibibend, 5 Müseddes. 5 Muhammes, 20 Murabba, 23 Koşma bulunmaktadır. Bu divan harf sırasına göre dizilmiştir. Türabi, Kul Turab, Turab mahlaslarını kullanır.
Nerede ve ne zaman doğduğu, kimin oğlu olduğu ve yaşamı konusunda bilgi yok. Abdülbaki Gölpınarlı Yanbolu'lu olduğunu belirtiyorsa da kaynak göstermiyor (AleviBektaşi Nefesleri, s: 19 ). Hacı Bektaştaki Pir evinde postnişin olduğu (1849-1850) ve orada öldüğü biliniyor.
Atilla Özkırımlı Alevilik- Bektaşilik Edebiyatı adlı yapıtında; Halk şairleri arasında büyük bir ün kazanmış olan Türabi, daha çok aruzla ve divan geleneğine bağlı şiirler yazmıştır. Fuzuli'yi izlemeye çalışan bu tür şiirlerinin dışında heyecanla yazdığı nefesler, Bektaşi edebiyatının ortak özelliklerini taşır. 1868 yılında vefat ettiği biliniyor.
Divanının eksik bir basımı yapıldı (1877) diyor. Çankırı’lı Aşık Ali Rıza bir şiirinde ondan sevgi ve saygıyla söz eder.
Ali Rıza enginlerden enginim Sermayem yok ama gayet zenginim Hacı Türabi’den elim var benim Türab ol ey gönül engine gel gel
Acaba bu Türabi Çankırı yakınlarında türbesi bulunan Türabi mi? Rahmetli Turgut Koca Türabi hakkında ayrıca şu açıklamayı da yapar: “Amerikan dergahının babası olan Recep Ferdi Baba’nın bana yolladığı (İslam Tasavvufu ve Bektaşilik) adındaki Arnavutça kitabında, Türabi mahlaslı şiirlerin yazarını, Hacı Bektaş postnişini Hacı Ali Türabi olarak göstermektedir. Bektaşilik geleneğinde de bu böyledir.
Şimdi, Sadeddin Nüzhet Ergun'un, Sabri beyin ve Recep Ferdi Baba'nın belirlediği bu olguya biz de katılır, Türabi mahlaslı nefesleri yazan şairin, Yanbolu'lu Hacı Ali Türabi Baba olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hacı Ali Türabi Baba'nın bir divanı da Ankara Kütüphanesindedir. Al 3/26 numarada kayıtlıdır. Yine Ali Emiri kitapları arasında 656 numaralı dergide iki destanı vardır.''
Şiirlerinde akıcı, sıcak, çekici, duru ve yalın bir dil kullanmıştır. Tarikatın tüm güzellikleriyle, inceliklerini büyük bir başarı ve ustalıkla şiirlerine yansıtmıştır. Din dışı sevgiyi bazı şiirlerinde derinlemesine ve vurgulayarak işlemiştir. Hz. Ali ve ehlibeytine duyduğu derin sevgi ve bağlılığı her an dile getirmeyi bilmiş, Hacı Bektaş Veli'nin ulu ve yetkin kişiliğinden saygıyla ve huşu içinde söz etmiştir. Tüm şiirleri toplanıp yayınlanmıştır. Aruz ve hece ölçülerini kullanmıştır. Şiirlerinden kendisini her yönden yetiştirdiği, derin bilgi sahibi olduğu, yaşama iyimser ve umut dolu bir anlayışla baktığı, Bektaşi felsefesini tüm incelikleriyle yaşayıp uyguladığı anlaşılmaktadır.
Türabi haline şükreyle herdem Rıza-yı Hak gözet olagör ebsem Surette zillette görünürse adem Manada, Huda’da nimet bizimdir
Eserlerinden bazıları:
1 Dedim dilber senin aslın nereli Konya tarafında Bor dedi bana Dedim aşkın ile sinem bereli Dermanı bulunmaz çor dedi bana
Dedim zülfün eyle boynuma zencir Dedi var yıkıl git hey ihtiyar pir Dedim talim edip ol sen muabbir Bir rüya görmüşüm yor dedi bana
Dedim ruhun ahmer yoksa al mıdır Dedi servi kaddim hub nihal midir Dedim şirin lebin söyle bal mıdır Şirin değil biraz şor dedi bana
Dedim bir busecik in’am edip ver Dedi hışma gelip bu herif ne der Dedim hem yanımda birdir simü zer Derviş fakir sefil hor dedi bana
Dedim kemendimdir giyusu telin Dedi Türabi çek sen benden elin Dedim seyreyleyim gerdanda halin İşte gözün görmez kör dedi bana
2 Seyid Ali Sultan himmet eyledi Açıldı meydana çırağ uyandı Münkirlerin özü gözü bağlandı Şulesinden Sersem Ali Baba’nın
Taştı Kevseri bol Kızıl Deliden Kanmıştır aşıklar Kalubeliden Harici şaşırdı darbı Ali’den Dehşetinden Sersem Ali Baba’nın
Mümine ezelden verildi murat Gerçek aşık olanların gönlü şat Sultanın elinden Yezitler feryat Dehşetinden Sersem Ali Baba’nın
Zahide sen şöyle gezme bihaber Riya kaplamıştır seni serteser Bülbüllerin zar ü efganı biter Dehşetinden Sersem Ali Baba’nın
Sadhezar Yezid’e olsun lanetler Müminlere daim olsun rahmetler Türabi’ ye in’am olsun himmetler Dehşetinden Sersem Ali Baba’nın
3 Erenler serveri gerçekler piri Hünkar Hacı Bektaş erleriyiz biz Balım Sultan Abdal Musa şahımız Seyid Ali Sultan gülleriyiz biz
Kaygusuz Sultan’dır bir serdarımız Kara donlu candır türbedarımız Kanber Ali Sultan şehsüvarımız Necef deryasının güheriyiz biz
Sarı İsmail Hacım Sultan ulumuz Şah-ı Horasan’a çıkar yolumuz Muhammed Ali’den kokar gülümüz On iki tarikatın serveriyiz biz
Türabi üçlerin birisi oldu Yedilerle kırklar meclise güldü Horasan erleri azmedip geldi Muhammed Ali’nin kullarıyız biz
4 Salma dil gemisin engine aşık Erenler aşkına payan bulunmaz Her yerde keşfetme sakın hakayik Anı fehmeyliyen bir can bulunmaz
Arifin halini tarif ne hacet Efsane sözlerden eyle feragat Kande göster bana sahip keramet Ali çoktur Şahımerdan bulunmaz
Muhtefi oldular alemde erler Kıymetsiz olmuştur ilmü hünerler Her kime sorarsan arifiz derler Benden özge baktım nadan bulunmaz
Türabi cihanda olduk serseri Fehmeden kalmamış dürrü gevheri Kimsenin kimseden yoktur haberi Böyle acaip seyran bulunmaz
5
Bir şah ki hükmünde olmazsa muhkem Dağıtır askeri han üste gider İşinin tedbirin bilmeyen adem Şaşınr tedbiri yan üste gider
Hakikatsiz adem ne bilir kıymet Deratı devlette bulunmaz kudret Bir mert ki namerde ederse hürmet Zayi olur emek, nan üste gider
Varıp boyun eğme namert payine Mevla gazap eder kalbi haine Akıllı Türabi uyma laine Şaşırtır tedbirin can üste gider
6 Adem, huri şu dünyaya gelmeden Muhammed Ali’nin nurun gördün mü Hak nasibin almış kudret eliyle Hünkar Hacı Bektaş Piri gördün mü
Şu dünyayı hamur edip yuğuran Dokuz baba dört anayı doğuran Hitabı Elestte bize çağıran Can içinde canan yarı gördün mü
Gel gidelim Seyit Ali izine Yüz sürelim ayağının tozuna Kırklar meydanında pir niyazına Dara Mansur olan eri gördün mü
Men’aref sırrına sırdaş kandedir Senden sana yakın yoldaş kandedir Yol gösteren sana kardaş kandedir Ol şahı alamet Çarı gördün mü
Türabi Baba’nın dilde imanı On iki imam on yedidir erkanı Mihrabü minberde Seb’ulmesani Cemalinde pirin varı gördün mü
7 Gel gönül gidelim aşk ellerine Maksudun yar ise bir tane yeter Fikreyle kıldığın amellerine Heva-yı çerh ile efsane yeter
Meyl-i dünya için gel olma bed-nam Kim aldı felekten muradınca kam Ölüm var mı yok mu ahir-i encam Vakit geçirmeğe virane yeter
Beyhude işlerin terkeyle mutlak Küllü men aleyha fan dedi Hak Cihan baki değil hikmetine bak Bu bir söz arife bahane yeter
Türabi sen özün payimal eyle Hak yolunda yüzün payimal eyle Şu fani dünyada bir hayal eyle Geçen geçti gelen nişane yeter
8 Şah-ı Merdanın kulları Hacı Bektaş’ın gülleri İlm- i ledün bülbülleri
Kemer beste miyan beste Gül destedir Bektaşiler
Her seher açılır meydan Sürerler ayn-ı cem erkan Ta ezel ahdiyle peyman
Kemer beste miyan beste Gül destedir Bektaşiler
Elif okurlar ötürü Pazar ederler götürü Yaradan Haktan ötürü
Kemer beste miyan beste Gül destedir Bektaşiler
Sekahüm Rabbihüm derler Şeraben tahur içerler Sır için serden geçerler
Kemer beste miyan beste Gül destedir Bektaşiler
Aşk-ı Allah kıblegahım Vechullahtır secdegahım Gönlümdedir beytullahım
Kemer beste miyan beste Gül destedir Bektaşiler
Türabi’ nin sözü haktır İster dinle ister bak dur Gönlümde garazım yoktur