Ana Sayfa Blog Sayfa 74

Padişah katlime ferman dilese

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Padişah katlime ferman dilese
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Cellatlar karşımda satır bilese
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

On yedi yerimden vursalar yara
Cerrahlar derdime kılmasa çare
Kemendi bend ile çekseler dara
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Karadır kaşları benzer kömüre
Münafıklar zarar verir ömüre
İk’ellerim bağlasalar demire
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Eğer beni katsa kervan göçüne
Götürseler Hindistan’a Maçin’e
Urganım atsalar dar ağacına
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Ahiri katlime ferman yazılsa
Çıksam teneşire tabut düzülse
Kefenim biçilse mezar kazılsa
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Pir Sultan Abdal’ım derim vallahi
Ölsem terk eylemem piri billahi
Huzur-ı mahşerde dilerim Şah’ı
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan

Benden selam olsun gül yüzlü Şah’a

0

Benden selam olsun gül yüzlü Şah’a
Verdiği ikrarda durmuyor talip
Her kişi kendine sürek sürüyor
Rehberin buyruğun tutmuyor talip

Avret erin saymaz talip pirini
Faş ettiler erenlerin sırrını
Dört kitapta gördünüz mü yerini
Tarıksız tercuman biliyor talip

İçeri girince beli Hak derler
Dışarı çıkınca ikrar yok derler
Sen olmazsan mürşit olan çok derler
Verdiği ikrardan dönüyor talip

Haberini aldım bir nebbaşiden
Sen hiç korkmaz mısın ulu kişiden
Yüz katını tutmuş pazarbaşıdan
Artık alıp eksik satıyor talip

Pir Sultan Abdal’ım ben bir fukara
Talip boynun eğip durmuyor dara
Sınıklar sarılıp onulmaz yara
Görün ne dert ile ölüyor talip

Benden selam söylen sofu canlara

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Benden selam söylen sofu canlara
Vücudun şehrini yuyanlar gelsin
Yedi kat göklerin yedi kat yerin
Kudret binasını kuranlar gelsin

Pirimi sorarsan Ali’dir Ali
Altından çakılmış Düldül’ün nalı
Kim sürdü kuyuda kırk arşın yolu
O yolun süreğin sürenler gelsin

Sofuluk dediğin bir kolay iştir
Pirimin gördüğü mübarek düştür
Eti yok kanı yok bir uçar kuştur
O kuşun dilini bilenler gelsin

Sofuluk eyleyen arıtır özün
Kimse yok anlaya şu benim sözüm
Demirin yüzünde karınca izin
Karanlık gecede bulanlar gelsin

Pir Sultan Abdal’ım özüm didarda
Saklayalım Hak katında nazarda
Çıkmadık can kazılmadık mezarda
O canın namazın kılanlar gelsin

Sabah olur cümle âlem uyanır

0

Sabah olur cümle âlem uyanır
Yollar çoğul çoğul eyler sabahtan
Şu çifte kantara neler dayanır
Boz deve yuları teller sabahtan

Bülbülü gülden ayıran muzular
Anasız mı olur körpe kuzular
Peteğin içinde arı vızılar
Alınır oğuldan ballar sabahtan

Âşk ataşı onun oluptur meze
Can dayanmaz bu ataşa bu köze
Bu garip bülbüle ne cefa ceza
Görmeden açılır güller sabahtan

Dudular kumrular peşkeş çekildi
Hayvalar turunçlar çitil dikildi
Ağcabük’e gövel turnam döküldü
Deryalar seslenir göller sabahtan

Balı kudrettendir aslı sinektir
Çıkar çıkmaz yollarımız dikektir
Al kırmızı giymiş pembe yanaktır
Kullar temennaha iner sabahtan

Pîr Sultan Abdal’ım seçiktir deyü
Hülle donlarımız biçiktir deyü
Hacet kapıları açıktır deyü
Kullar temennaha iner sabahtan

Kan çanağı oldu görmez gözlerim,

0

Kan çanağı oldu görmez gözlerim,
Hayâlde vahşeti görür sabahtan.
Kesildi dermanım, tutmaz dizlerim,
Yine Şah yolunda yürür sabahtan.

Zalim Yezit kılıcını kaldırır,
Şah Hüseyn’in gül benzini soldurur.
Masum-u Pakları dahi öldürür,
Kanlı baş önünde durur sabahtan.

Gökteki melekler hep yere indi,
Şahın etrafında semaha döndü.
Nice masumların hayatı söndü,
Fatma rüyasında görür sabahtan.

Fatma Ana ciğerini dağladı,
Hüseyn’e yas tutan kara bağladı.
Şahım için meleklerde ağladı,
Gözün pınarları kurur sabahtan.

TURANİ’yim akar gözümün yaşı,
Birlikte yoğurur toprağı, taşı.
Yezid’in elinde Hüseyn’in başı,
Benliğim yok olur, erir sabahtan.

Hakikat nazar kıl efkarımıza

0

Hakikat nazar kıl efkarımıza
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem
Yad iller giremez pazarımıza
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem

Yüce dağ başları duman kar oldu
Şu geniş dünyalar başa dar oldu
İşim bülbül gibi ahuzar oldu
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem

Ne kara yazılmış alnım yazısı
Asla yüreğimden çıkmaz sızısı
Fadime Ana’nın körpe kuzusu
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem

Defettim gafleti attım kederi
Verdim pir yoluna can ile seri
Muhammet Ali’nin çeşmi enveri
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem

Daimi’yim daim yandım aşkına
İmdat eyler fakir ile düşküne
Şu illerde döndüm deli şaşkına
Şah İmam Hüseyin bendegahiyem

Sabah olur koyun kuşluğa gelir

0

Sabah olur koyun kuşluğa gelir
Her koyun arar da kuzusun bulur
Ağca koyun meler arada kalır
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Benim kuzum kuzuların beyidir
Ağca koyun yüreğimin yağıdır
Anın gideceği Yıldız Dağı’dır
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Koyun meler kuzusun adı yok
Sıra sıra küleklerin südü yok
Kuzusuz yaylanın hiçbir tadı yok
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Koyunun başına bodcak takayım
Yönüm dönüp o koyuna bakayım
Kuzun nerde ise kuzun bulayım
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Koyun sen şurada kuzlamadın mı
Sağını solunu gözlemedin mi
Aç kurt gelir diye gizlemedin mi
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Dereye aşağı gider kurt izi
Kurt ağzında gördüm bir körpe kuzu
Seversen Mevlâ’yı ağlatma bizi
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Seni yayan çoban bir delikanlı
İbrişim bıyıklı hem ince belli
Sağında solunda püskülü belli
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Seni yayan çoban yetip gitmesin
Bahçesinde lâle, sünbül, bitmesin
Seni incitenler Hâkk’a yetmesin
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Pîr Sultan Abdal’ım bu kuzu n’oldu
Koyunun feryadı ciğerim deldi
Yoksa bir aç kurt mu kuzunu aldı
Gel koyun meleme vazgel kuzundan

Şu dünyada üç adamın işi zor

0

Şu dünyada üç adamın işi zor
Biri korkak, biri tembel, biri mert
Benim yüreğime üç mesele kor
Biri hasret, biri vuslat, biri dert

Ağlayarak doğdu bunca gülenler
Dirilerek geldi bunca ölenler
Üç ihtiyaç duydu hasta olanlar
Biri kaldır, biri yatır, biri ört

Bak neler halketmiş Yaradan bize
Sınır koymuş gece ile gündüze
Üç eşya dünyada çok batar göze
Biri sıvı, biri yumşak, biri sert

Üç derdin geçilmez oldu önüne
Yalnız bugün kefil, yarına düne
Ömür çıkar gider üç merdivene
Biri çocuk, biri gençlik, biri kart

Adem olan üç hal ile bilinir
Elden, dilden, belden mesul olunur
Her varlığın üç ciheti bulunur
Biri öndür, biri yandır, biri art

Üç kanaldan gelir benim kudretim
Doğru sözü söyler iken ifritim
Hayatımda üç mahluka nefretim
Biri aslan, biri yılan, biri kurt

Gökyüzünde üç ışık var dolaşır
Ay güneşten, güneş aydan bölüşür
İnsan oğlu üç amaca çalışır
Biri servet, biri kudret, biri yurt

Nedir bilmem sevenlerin muradı
Acıdır tatlıdır dünyanın tadı
Yalnızca Mahzuni Şerifin adı
Kimi Türk der, kimi gavur, kimi kürt

Benim sevdiğimin şirin sözleri

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Benim sevdiğimin şirin sözleri
Büyüdü sinemde ne hallar oldu
Karınca yükünü fil çekmez oldu
Azdı zaman azdı ne çağlar oldu

Ya hızır ya hızır ne çağlar oldu
Ya hızır ya hızır ya hızır ne çağlar oldu

Talip gelmez oldu pir nefesine
Elin alıp gitmez oldu yazına
Dağlar sindi tepeler gölgesine
Büyüdü tepeler ne dağlar oldu

Ya hızır ya hızır ne dağlar oldu
Ya hızır ya hızır ya hızır ne dağlar oldu

Nesimi yüzüldü mansur asıldı
Ali düldüle bindi küffar basıldı
Nice ulu sular arktan kesildi
Aktı kör pınarlar ne çaylar oldu

Ya hızır ya hızır ne çaylar oldu
Ya hızır ya hızır ya hızır ne çaylar oldu

Gönül turnam uçtu gitti gölünden
Bülbül vazgeçer mi gonca gülünden
Abdal pir sultanım çarkın elinden
Dideler yaş döktü kan ağlar oldu

Ya hızır ya hızır kan ağlar oldu
Ya hızır ya hızır ya hızır kan ağlar oldu

Tevellayi imamlardan getürdüm

0

Tevellayi imamlardan getürdüm
Tavafın kabuldür Abdal dediler
Kırklar ile bir mecliste oturdum
Tavfın kabuldür Abdal dediler

Ayın geceleri erkan-ü sarır
Gökteki melekler secdeye varır
O demde dilekler hep kabul görür
Tavafın kabuldür Abdal dediler

Ali binmiş Düldül’üne sürüyor
Onsekizbin alem mevcud görüyor
Şahım Ali daim dürmaz yürüyor
Tavafın kabuldür Abdal dediler

Hızır elim aldı arşa götürdü
Bir saatte Kerbela’ya yetirdi
Ol demde melekler şerbet getirdi
Tavafın kabuldür Abdal dediler

Genç Abdal’la Hacı Bektaş geldiler
Ol Sarı Saltık’ı Rum’a saldılar
Çok şükür dertlere derman oldular
Tavafın kabuldür Abdal dediler

Uryan Abdal eydür bir sözüm vardır
Ali’nin sırrında Muhammet nurdur
Aşk ile muhabbet sıtk ile sırdır
Tavafın kabuldür Abdal dediler

Akılsız diyerek dost beni taşlar

0

Akılsız diyerek dost beni taşlar
Artık adam olmak dile kolaydır
Ne bilsin belayı belasız başlar
El davulu çalmak dile kolaydır

Kim istemez nazlı yari sarmayı
Kim istemez her gün bayram görmeyi
Çocuk bile bilir akıl vermeyi
Hak’ka secde kılmak dile kolaydır

Evim yok barkım yok sermaye sıfır
Vücudum müslüman kaderim kafir
Sağımdan solumdan yağıyor küfür
Gayri rahat bulmak dile kolaydır

Ömrüm oruç geçti bayram görmedim
Mevla’m ayak vermiş bir gün gitmedim
Çok ham yetiştirdim kendim yetmedim
Kayadan su almak dile kolaydır

Mahzuni Şerif’im zordur bu dünya
Düşünce görülür Hanyayla Konya
Ne İngiliz koydum ne de Almanya
Gayri insan kalmak dile kolaydır

Mürşütten bizlere feyzi ilahi

0

Mürşütten bizlere feyzi ilahi
Erişti de gördük Hak Didarını
Sonsuz ferraşına düşer billahi
Enel Hak deyüp de çeken darını

Terkedüben külli vardan geçenler
Helalini haramını seçenler
Pir elinden dolu bade içenler
Verir cananına külli varını

Zümrei Naciden al feyzi ilham
Olagör yolunda kemleri gülam
İkrara düşenler kalırlar müdam
Kalbinle açıkla bahtı yarini

Kendine nevsini eyleme rehber
Akibet yolunda olur bir ejder
Gayen bu esrare ermekse eğer
Teslim ol pirine bil ecvarını

Daimi’yi fehmet Hak ile Hak’tır
Sülbi mevalidir kemliği yoktur
Bu yollarda uğru harami çoktur
Enginlerden yürüt ol katarınıekrem

her şeye rağmen umutsuzluk yoktur, umudunu kaybetmişler vardır

0

Kaldırın karanlık olan ne varsa aklınızda…

Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılın:

“İncinsen de incitme”
diyen
Mevlana’sı,

“Yaradılanı sev, yaradandan ötürü”
diyen
Yunus’u,

“Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir”
diyen
Hacı Bektaş Veli’si,

“Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene”
diyen
Pir Sultan Abdal’ı,

“Beni hor görme* *gardaşım,
sen altınsın da
ben tunç muyum?”
diyen
Veysel’i,

“Kötü insanların türküleri yoktur”
diyen
Neşet Ertaş’ı,

“Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi”
diyen
Mahsuni’si,

“Sana düşman
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir, sevgilim
onlar vatana düşman”
diyen
Nazım’ı,

“Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin”
diyen
Ahmed Arif’i,

“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır”
diyen
Yaşar Kemal’i var.

… Bu kadim topraklarda

Her şeye karşın sevgi yeşerecektir…

Kazım Mirşan Türklerin Tarihi

0

Kazım Mirşan’ın Türklerin tarihini yaklaşık MÖ 15.000 yıl öncesine dayandıranın Ön-Türkler tezi üzerinde önemle durulması gereken bilimsel bir çalışmadır.
Kazım Mirşan,1919 yılında Doğu Türkistan’ın Kulca kentinde doğmuştur. Almanca, İngilizce, Rusça’ya ilaveten Özbekçe, Uygurca, Başkurtça, Tümenlikçe, Kırgızca’da dahil olmak üzere 9 Türk lehçesi ve ayrıca araştırma yapabilecek düzeyde Yunanca, Latince ve İtalyanca bilmektedir. 41 eseri mevcuttur.

Bütün bir ömrünü Türklerin kökenini araştırmaya adamış ve bir çok bilimadamınca da kabul edildiği üzere geçmişi MÖ 15.000 yılma dayanan Türklerin tamga (damga) dilini çözümlemiştir.

M.Ö. 15.000 ile M.Ö. 2000 tarihleri arasındaki yazı elemanları içeren kaya resimlerini ve yüzlerce yazıtı okuyarak tespit ettiği bilgileri 1970 yılında Proto Türkçe Yazıtlar ismiyle kitap olarak yayınlamıştır.

Kazım Mirşan’ın tespitlerine geçmeden önce Orta Asya’daki yerleşik yaşam hakkında yabancıların tespit ettiği şu hususları belirlemek gerekir.
R.Pumpelly (1908), A.Belenitsky (1987), D. Sch. Besserat (1987) Orta Asya’da yerleşik bir yaşamın milattan yüz binlerce yıl öncesinde varlığını ortaya koymuşlardır. Tacikistan Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Rus asıllı bilim adamları V.A. Ranov, 1993 yılında Orta Asya yerleşik kültür merkezlerinin eski taş (paleolitik) döneminden itibaren var olduklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuş ve bu tarihi M.Ö. 85000’lerde başlamıştır. V.A.Ranov’ın Orta Asya’da tespit ettiği yerleşim merkezlerinden birisinin tarihi M.Ö 10.500’dür. Almanlar, Çin kaynaklarından bu merkezin adının uşuy olduğunu tespit etmişlerdir. (Kazım Mirşan, bu kelimelerin aslının uşunguy ve anlamının “egemenliğe tabi birlik” olduğunu belirtiyor.)

Yine bilimsel tespitlere göre, buzul çağlarıyla, kıtlıklarla kesilen dönemler sonrası, Orta Asya insanı M.Ö 30.000 yıllarında kayalara resimler yapmaya başlamıştır. Bu kaya resimleri gelişerek tekrarlanan kavramlar sabitleşip M.Ö 15.000 yıllarında, sembol şekiller halini almaya başlamıştır. Bunlara petroglif, yani yazı elemanları içeren kaya resimleri deniyor. Bu sembol şekiller biçimindeki yazı elemanlarına Orta Asya’da tamga (damga) adı verilmiştir. Bu tamgaların Kazım Mirşan tarafından Ön -Türkçe olarak okunmasıyla, Orta Asya Taş Dönemi dilinin Ön-Türkçe olarak gelişmiş olduğu ortaya çıkıyor.

Adı tamgalı üçgeni olarak bilinen, Orta Asya’daki Türk yurdu Tamgalısay – Talaş – Issıq Köl bölgesinde M.Ö. 7000’li yıllarda yazı ekolü ve yazıtlar ortaya çıkıyor. Kazım Mirşan, bu bölgede M.Ö. 9000 ile M.Ö. 1517 yaşamış olan devleti Bir – Oy Bil (Tek Devlet Egemenliği) olarak tanımlıyor.
Kazım Mirşan, binlerce petroglif’in yanı sıra, içlerinde Anadolu ve Etrüsk yazıtları da olmak üzere 1996 yılına kadar 400 yazıt okuduğunu belirtiyor.

Kazım Mirşan bu çalışmaları sonucu şu sonuçlara varıyor ve bunları dünyanın bilgisine sunuyor:

1 – Bugünkü Türk dili Orta Asya’da M.Ö. 15.000’den başlayarak Ön Türk olarak tanımladığı topluluklar, boylar tarafından oluşturulmuştur.
2 – Bu topluluklar, M.Ö. 9000’den başlayarak Bir-Oy Bil (m.ö. 9000 – m.ö. 1517), At – Oy Bil (m.ö. 1517 -m.ö. 879) ve
Ögül-Uqus’lar gibi bir çok yerleşik devletler kurmuşlardır. Türkler aslında göçebe değillerdir. Zorunlu nedenlerle göç etmek durumunda olmuşlardır.
3 – İlk tek tanrı inancını geliştiren Türklerdir. Budizmin kökeninde Türklerin Altı Yarıq Tigin isimli din kitabı vardır. Ve Ön Türkler evren kavramına sahiptir.
4 – Batı uygarlığının kurucusu olarak bilinen Etrüsk’ler Türktür ve dilleri Ön-Türkçe’dir.
5 – Kökeni açıklanamayan eski Mısır hiyerogralif yazısında (M.Ö. 3000 – 3200) 18 Ön – Türkçe harf mevcuttur.
6 – Sümer yazısında 18 Ön-Türkçe tamga mevcuttur.
7 – Ön-Türkçe ilerideki bin yıllarda Fenike, Grek, Bizans, Latin, Slav alfabelerinin kökeninde yer almışlardır.
8 – Doğu Anadolu’daki Subar’lar (Sabir, Suvar) Asya’da-ki Isıb-Ura Bil halkının devamıdırlar. Orta Doğu’ya inen bir kol da Aral gölü civarından bu bölgeye göçen Esenler’dir.
9 – Türkler, Anadolu’da M.Ö. 15.000 yıllarından beri mevcuttur.

Kazım Mirşan’ın bu tespitleri dünya tarihinin yeniden yazılmasını gerektirecek önemdedir. Bu tespitler bir çok yabancı bilim adamları tarafından da kabul edilmektedir. En azından Etrüsk medeniyetinin bir Türk medeniyeti, Etrüsklerin Türk olduğunu, örneğin, İngiliz Prof, Taylor, Fransız, Baron Carra ve Vauks, Avusturyalı, Vahilhem Brainshtain kabul etmişler ve bu gerçeği yazdıkları kitaplarda dile getirmişlerdir.

Kazım Mirşan’ın bu yoldaki en büyük başarısı ise Etrüsk alfabesinin Türk alfabesi olduğunu bütün dünyaya kabul ettirmiş olmasıdır.
Batılıların önemli bir bölümünün, Etrüsk alfabesinin Türk alfabesi olduğunun kabul etmelerine rağmen, Kazım Mirşan’ın anlam okumalarına karşı çıkmalarının temelindeki neden Etrüsk’leri Batı medeniyetinin kurucusu olarak kabul etmiş olmalarıdır. Batı’nm kökenlerinin Türklerle ilişkilendirilmesine tahammülleri yoktur.

Kazım Mirşan, Türkiye’nin İtalya Büyükelçiliği vasıtasıyla bin bir güçlükle dünyaca ünlü Etrüskolog Prof. Compa-reale ile görüşmüş (Etrüsklerin vatanı orta İtayla’dır) ve elinde delilleri ortaya koymuş, sorularını cevaplandırmıştır. Bu ünlü Etrüskolog “hayretler” içinde kalmış ve sonuçta “Evet, Etrüskçe yazılar okunmadı” demek zorunda kalmıştır. Ancak, Kazım Mirşan’ın okumalarını kabul etmemiştir. Ne var ki bilimsel bir tenkitte de bulunamamıştır.

Kazım Mirşan’ın, Öntürkçe okumaları bugüne kadar hiçbir bilim adamı tarafından bilimsel temelde tenkid edilememektedir. Bunun bir nedeni Batı’da Ön -Türkçe bilen bilimadamının mevcut olmamasıdır.

Yeni bir bilimsel araştırma, Kazım Mirşan’ın Öntürkler konusundaki verdiği bilgileri doğrulamaktadır. Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Ahmet Arslan, 7.12.2004 tarihli Vatan gazetesinde yayınla-nan söyleşisinde, Konya’daki sağlık ocağında alman kan örneklerinin DNA analizlerinin italya’da Prof. Santa Chiara Benerecetti’nin merkezinde yapıldığını ve özellikle Portekizlilerle, Fransızların Türklerle yakın kan bağı olduğunun tespit edildiğini, Türklerin bir çok Avrupalı milletlerin atası olduğunu açıkladı. Bunu haber olarak Alman Rheiniche Post gazetesinin web sitesinde yayınladığını belirtti.

Kazım Mirşan’ın tezini destekleyen bir başka araştırma 08.12.2004 tarihinde İtalya’da Ferrara Üniversitesi’nde sonuçlandırılmıştır. Dipt. Biolog. Guido Barbujani ve ekibi tarafından yapılan “genetik analiz” sonucu Etrüskler’in On-türk oldukları tespit edilmiştir.

Fransa ve Portekiz, İtalya ile birlikte Öntürkçe tamga ve yazıtların en çok bulunduğu Avrupa ülkeleridir. Kazım Mir-şan bunları da incelemiş ve okumuştur. Kazım Mirşan’ın Avrupa ülkelerinde okuduğu Öntürkçe belge sayısı 1998 tarihi itibariyle 310’dur.

İtalya’da yapılan DNA analizlerinin bir benzeri birkaç yıl önce İspanya’da yapılmış ve yine Avrupalıların Türklerle kan bağı olduğu tespit edilmiştir.

Yine benzer bir başka bilimsel araştırma da Kazım Mirşan’ın tespitlerini doğrular mahiyettedir. ABD’li antropolojik genetikçi Spencer Wells ve ekibinin 1998 yılında Orta Asya’da yaşayan 2500 kişiden aldıkları DNA örneklerindeki Y kromozomu incelemeleri sonucu, insanların atalarının 30.000 yıl öncesinde Orta Asya’dan göç edenler olduğunu ortaya koyuyor.
Bütün bunlar, Kazım Mirşan’ın araştırma ve bulgularının çok daha ciddi olarak değerlendirilmesini gerekli kılan bilimsel tespitlerdir.

Ancak, burada şu hususa değinmemiz gerekir. Bugün küresel çokuluslu şirketlerce desteklenen maksatlı “genom projeleri” de mevcuttur. Bunlarla amaçlanan, bilimsellik kisvesi altında ulusları oluşturan toplulukları ırki menşeleri konusunda tereddüte düşürerek, yanıltarak etniklik temelinde bölmektir. Esasen, etnik kimlik çağımızda ırki olmaktan çıkıp kültürel bir olguya dönüşmüştür. Bu temelde, bugünkü kimlikleri onbinlerce yıl öncesinin farklı kültürleriyle tanımlanmış kimliklerle tanımlamak mümkün değildir.

Ontürkler konusunda kapsamlı bilgi edinmek için Hulki Cevizoğlu’nun 29.06.2002 ile 20.07.2002 tarihleri arasında ATV’de yaptığı,toplam 12 saati aşan 3 programı kitaplaştırarak yayınladığı Tarih Türklerde Başlar isimli kitabın mutlaka okunması gerekir.

Bu programlara; bizzat Kazım Mirşan’ın, dünyanın en önde gelen 3 Sümerologundan biri olan Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ’ın, uluslararası üne sahip araştırmacı Haluk Tarcan’ın, Prof. Dr. Bozkurt Güvenç’in, Yrd. Doç. Dr. İsmail Doğan’ın, araştırmacı Turgay Tüfekçioğlu’nun, Adile Ayda’nın ve daha birçok saygın araştırmacı ve bilimadamının katılmış olmaları bu kitabın değerini daha da artırmaktadır.

Kitabımızın kapsamı ile ilgili olarak, konumuza dönersek; Kazım Mirşan’ın ortaya koyduğu tartışılmalı gerçek, Türklerin Anadolu’daki 17.000 yılı bulan varlığıdır, (m.ö. 15.000’den bu yana)

Bugün; Türkiye’de, Orta asya, Yenisey, Aral, Balkaş, Pamir, Kazakistan, Kırgızistan, Tamgalı Say, Talaş, Issıq Kölü, Başkurtistan v.s de mevcut onbinlerce pigtogram (mağara resmi), petroglif (yazı elemanlı kaya resmi-tamga) ve yüzlerce yazıtın aynısı ya da yakın benzeri geniş bir coğrafyaya dağılmış olarak Anadolu’da da mevcuttur. Bunlar, Türklerin Anadolu’da -17.000 öncesine varan varlığının kanıtlarıdır.

Sadece Doğu Anadolu yaylasında tarihleri M.Ö. 15.000-1000 olarak tespit edilen tam 45.000 kaya üstü ve mağara resmi mevcuttur…
(Kaynak:Prof.Dr.Reha Oğuz Türkkan)

Kargalar ötüyor gülün üstünde.

0

Bülbüller tutulup kafese doldu,
Kargalar ötüyor gülün üstünde.
Olgun meyve yerde ezilir oldu,
Ham meyveler kaldı dalın üstünde.

Çalışan, üreten, toprağı eken;
Vatanında oldu gözlere diken.
Hep dürüst insanlar cezayı çeken;
Hırsızlar, haydutlar elin üstünde.

Ne mafyadan, ne bir beyden güç aldık;
Doymak için diyar diyar göç olduk.
Hep çalıştık arı gibi aç kaldık;
Sinekler geziyor balın üstünde.

Haram onlar için helâlden tatlı,
Hep ondan oldular saraylı, yatlı.
Servet edindiler bizden bin katlı;
Bizler kaldık kuru çulun üstünde.

Üstümüze akın akın geldiler,
Parçalayıp bölük bölük böldüler.
İnsanları yolum yolum yoldular;
Şapkalar duruyor kelin üstünde.

Zalimlerden zulüm gördü insanlar,
Tükendi ömürler, yok oldu canlar.
Kanımızı emdi, bitirdi bunlar;
Bizi bıraktılar yolun üstünde.

Duyarken kulağım, görürken gözüm
Boşuna giderse bu kadar sözüm.
Uyan demiyorsa çaldığım sazım;
Ellerim gezmesin telin üstünde.

Ölümüme ferman yazılır bir gün,
Bindebir’e mezar kazılır bir gün.
Dostlarım ağlayıp üzülür bir gün;
Musalla taşında, salın üstünde.

26.11.2000
Ozan Bindebir