Ana Sayfa Blog Sayfa 74

Siyah saçlarında hatem yüzlerin

0

Siyah saçlarında hatem yüzlerin
Garip bülbül gibi zareler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tığ-ı sevda ile yaralar beni

Kaşlarında bismillah yüzün Beytullah
Seni öz nurundan yaratmış Allah
Sevmişem dost seni terketmem billah
Aşkın hançeriyle vuralar beni

Dost cemalin gördüm ah-u zar oldum
Aşkına düşeli sevdakar oldum
Kalmadı mecalim bi-karar oldum
Meğer tabutlara saralar beni

Sıdkı’yam billahi terkin etmezem
Gayri güzellere meyil katmazam
Kovsalar dövseler burdan gitmezem
Meğer ferman gele süreler beni

Hatalar eyledim noksandır işim

0

Hatalar eyledim noksandır işim
Tövbe günahıma estağfurullah
Muhammet Ali’ye bağlıdır başım
Tövbe günahıma estağfurullah

Şah Hasan Hüseyin balkır nur ise
İmam Zeynel sır içinde sır ise
Özümüzde benlik kibir var ise
Tövbe günahıma estağfurullah

Muhammet Bakır’ın izinden çıkmam
Şah İmam Cafer’den gayrıya bakmam
Hatıra değip de gönüller yıkmam
Tövbe günahıma estağfurullah

Musa-yı Kazım’a daim niyazım
Ali Irıza’ya bağlıdır özüm
Eksiklik noksanlık hep kusur bizim
Tövbe günahıma estağfurullah

Taki ile Naki benziyor aya
On’ki İmam kusurlara kalmaya
Ettiğimiz kötü işler bed-huya
Tövbe günahıma estağfurullah

Hasan Askeri’nin gülleri bite
Mehdi gönlümüzün gamını ata
Tövbe günahıma estağfurullah
Söylenen yalana kova gıybete

Pir Sultan Abdal’ım Bağdat Basıra
Böyle güne kaldık böyle asıra
Sen keremkanısın kalma kusura
Tövbe günahıma estağfurullah

Yanlış fetva ile yola gidilmez

0
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Yanlış fetva ile yola gidilmez
Arif isen bu manadan fark eyle
Eğri hacet ile metah dokunmaz
Üstat isen endazeni derk eyle

Maşuk olan aşıkına düş gelir
Aşıkın başına olmaz iş gelir
Her dem böyle kalmaz bir gün kış gelir
Yapı yap da üzerini berk eyle

Kulak ver de dinle arşta horoza
Belki erişesin ilm-i arıza
Kunduru buğdayı ekme harıza
Çiftçi isen var tarlanı herk eyle

Şu dünya bulandı hiç durulmuyor
Arif olmayınca fark olunmuyor
Kürekle tarlaya su verilmiyor
Muhabbet bendinden kaldır hark eyle

Pir Sultan Abdal’ım ihlas yar olsa
Mecnun da gözlüyor Leyla gelirse
Bir cananın meyli sende yok ise
Ahir fayda etmez anı terk eyle

Ne sen beni unut ne de ben seni

0

Gel seninle ahdı iman edelim
Ne sen beni unut ne de ben seni
Bağlanılım bir ikrarda duralım
Ne sen beni unut ne de ben seni

Gözlerim yolunu yar yaman yaman
Sürmedim sefasın oldu bir zaman
İrfan meclisine vardığın zaman
Ne sen beni unut ne de ben seni

Bir yare mailem bir de sıfata
Yar odur ki yarin emrini tuta
Belki yolum düştü gidem gurbete
Ne sen beni unut ne de ben seni

Gitme dilber gitme yüzün göreyim
Al yanaklarına kurban olayım
Bir emanetin var sana vereyim
Ne sen beni unut ne de sen beni

Abdal Pir Sultanım çektiler dara
Düşmüşem aşkına yanarım nara
Bakın ey erenler şu giden yara
Ne sen beni unut ne de sen beni

Yaradan Allah’tan izin olursa

0

Yaradan Allah’tan izin olursa
Gönüllerden gamı atmak muradım
Tedbir takdire mutabık gelirse
İmam Hüseyin’e gitmek muradım

Birer birer okuyalım beyiti
Yoklayalım defter ile kayıtı
Huri ile yetmişiki şehidi
Birlikte ziyaret etmek muradım

Ne acaip gonca hara dağlanmak
Elif taç urunup kemer bağlanmak
Bir niyetim Şah Necef’te eğlenmek
Şahın katarına ermek muradım

Niyazım var Muhammet Mustafa’ya
Ol bizi yetüre zevk ü safaya
Gönül arzulamış gider Kûfe’ye
Hakk’ın kudretine yetmek muradım

Veli’m eyder arzum kaldı veçhinde
Zülfikar olnuyor Çin ü Maçin’de
Şah-ı Merdan bir kubbenin içinde
Uzanıp damenin tutmak muradım

Bir niyazım vardır pirler pirine

0

Bir niyazım vardır pirler pirine
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle
Gerçek erenlerin hüsn ü nuruna
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle

Horasan elinden Uruma gelen
Cümle düşmüşlerin eynini alan
Cümle evliyaya hem rehber olan
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle

Şimdiki insanlar yoldan azarlar
Haktan korkmayıp da ahkam bozarlar
Adem düşürmeye kuyu kazarlar
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle

Geldi gaflet çöktü bu zaman kula
Hiç giren kalmadı erkana yola
İmanı satarlar akçeye pula
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle

Softalar ters anlar mana hecesiz
Nideyim dünyada varı yücesiz
Daimi bir güldür gezer goncasız
Yetiş Hacı Bektaş sen imdat eyle

Temenni eyledim güzel pirime

0

Temenni eyledim güzel pirime
Car günündür yetiş Muhammet Ali
Yüzümü tutmuşam desti girine
Car günündür yetiş Muhammed Ali

Aşığını ağlatuben güldüren
Düşkünlerin elin tutup kaldıran
Şol alemi rahmet ile dolduran
Car günündür yetiş Muhammet Ali

Cümle naçar kullarının sahibi
Gönüller mihmanı dertler tabibi
Evliyalar şahı Hakkın habibi
Car günündür yetiş Muhammet Ali

Evvel dört kapıyı izhar eyleyen
Çıkıp arşullahta kendi söyleyen
Hakikatin ummanını boylayan
Car günündür yetiş Muhammet Ali

Daimi der gönüllerde nur olan
Hakikatin çevresine sur olan
Dört can ile bir noktada sır olan
Car günüdür yetiş Muhammet Ali

Ovada bitişen sümbüller gibi

0

Ovada bitişen sümbüller gibi
Sardı dört yanımı har Ali Ali
Yavrusun yitirmiş bülbüller gibi
Aldı şu gönlümü zar Ali Ali

Kaldı dertli gönlüm virane gibi
Kaybettim aklımı divane gibi
Ruzu şeb dönerim pervane gibi
Yaktı şu özümü nar Ali Ali

Şu devran çağında ömrüm bitirme
Şu garip başımı derde yetirme
Muhannetin kapusuna götürme
Yetiş neredesin car Ali Ali

Güz geldi dağları duman bürüdü
Çeşmin yaşı sel sel oldu yürüdü
Yazık gazel düştü dalım çürüdü
Kurudu bağımda har Ali Ali

Dertli Daimi’yim söyler yazarım
Hak bilir ki şirin candan bezerim
Nazlı sevdiğimden ayrı gezerim
Beni aşka saldı yar Ali Ali

Yine bir çift kelam geldi dilime

0

Yine bir çift kelam geldi dilime
Eğer arif isen dinle sözümü
Can kuşunu konduragör koluna
Fehm edegör çevresini bazını

Can tohumun öz tarlana ekegör
Muhabbet bendini kaim yapagör
Mestane suyundan keşik kapagör
İçip içip kandırasın hazını

Sabır harmanında savur tırpanı
Yabası küreği dertler dermanı
Mürşit der ki şevkle savur harmanı
Eyce savur dışa verme tozunu

Sır ölçeği ile malın ölçegör
Eleyip esirip taşın seçegör
Bir gerçeğin dükkanını açagör
Hal değirmeninde üğüt ununu

Unun elemeye yed’elek gerek
Ona su getirmez hem delik külek
İradet kabında yuğuran melek
Muhabbet tuzundan kattır tuzunu

O lokmayı suyu rızaya tapşur
Yumak ile ilet mürşide tebşir
Gönül fırınında lokmanı pişir
Aşk ateşinden mi aldm közünü

İlet pir önüne yiyebilirse
Lokmanın narhını koyabilirse
Bin bir nişanını diyebilirse
O mürşide teslim eyle özünü

Orda o lokmayı her can yutamaz
Kırk batmandır elin’alıp tutamaz
Kervan gitmiş arkasından yetemez
Varıp bir gerçekten sormaz izini

Bir lokmayı bin kan etmişleri gör
Yedirirse günah yedirmezse zor
İnanmazsan bunu Şeyh Safi’ye sor
Duyarsın Veli’nin bir gün sözünü

Yine dosttan haber geldi

0

Yine dosttan haber geldi
Dalgalandı taştı gönül
Yar elinden kevser geldi
Derya gibi çoştu gönül

Kılavuzum Şah-ı Merdan
Çevresi dopdolu nurdan
Şunda bir hercayi dosttan
Neylersin, vazgeçti gönül

Sır Ali’deki sır idi
Seyr edeni sever idi
Ben kulu da kemter idi
Pir aşkına düştü gönül

Açıldı bahçenin gülü
Öter içinde bülbülü
Dost elinden dolu dolu
Sarhoş oldu içti gönül

Pir Sultan’ım bir gün göçer
Er olan ikrarın güder
Ceset bunda seyran eder
Çün Hakk’a ulaştı gönül

Dil ile dervişlik olmaz

0

Dil ile dervişlik olmaz
Hali gerek yol ehlinin
Arılayın her çiçekten
Balı gerek yol ehlinin

Geçmek gerek dört kapıdan
Kurtulasın mürebbiden
Mürebbiden muhasipten
Eli gerek yol ehlinin

Ben gezerim dertli dertli
Öter firkatli firkatli
Bülbül gibi ünü tatlı
Dili gerek yol ehlinin

Ben gezerim ayık ayık
Deryalarda olur kayık
Bülbülleri şaha kayık
Gülü gerek yol ehlinin

Hatayi’m der kuşak kuşan
Toz olur turaba düşen
Budur dervişliğe nişan
Yolu gerek yol ehlinin

Sevenlere gönül verdim

0

Sevenlere gönül verdim
Yola çevirdiler beni
Damla bile değil idim
Göle çevirdiler beni

Tohumu döl eylediler
Dikeni gül eylediler
Yari bülbül eylediler
Güle çevirdiler beni

Serimi sevdaya saldım
Gah boşaldım gahi doldum
Muhabbet arısı oldum
Bala çevirdiler beni

Mıskini’yi eğittiler
Dane dane öğüttüler
Dil bilmezdim öğrettiler
Dile çevirdiler beni

Sancı solda var da sağda niye yok?

0

Adamın birinin sol dizi fena halde ağrıyormuş. Ağrılara dayanamayınca doktora gitmiş. Doktor etraflıca muayene etmiş, röntgenini almış, MR’ını çekmiş. Sonunda demiş ki:

“Bey amca, yapılan testlerde hiçbir şey çıkmadı. Dizinde herhangi bir problem yok. Bu ağrı yaşlılıktan geliyor.”

Yaşlı adam doktorun kendisine fayda edemeyeceğini anlamış ama giderken lafını da esirgememiş:

“Evladım, benim sağ bacağım da sol bacağım da aynı yaşta. Sancı solda var da sağda niye yok?” diyerek muayene odasından çıkıp gitmiş.

Gelelim dünya politikasına… Sanki bu dünyanın tüm derdini “sol” çekiyor, “sağ”ın umurunda bile değil. Seçim zamanı gelince atılan yalanlar, sahte vaatler, “biz yaparız, biz kaldırırız, biz uçururuz” gibi nutuklarla halk kandırılıyor. Politikacılar, sizde hiç omurga yok mu?

Bir yanda halkın en temel ihtiyaçları karşılanmazken, diğer yanda silahlanmaya ayrılan milyarlarca dolar var. Devletler insanı yaşatmak, eğitmek, barındırmak yerine öldürmek için kaynak harcıyor. Yetmiyor, bu israfın bedeli de halkın sırtına bindirilen ağır vergilerle ödetiliyor. Bir lokma ekmeği dahi borçla yiyen vatandaş, lüks araçlara, saraylara, görkemli törenlere ve savaş bütçelerine mecburen katkı sağlıyor.

Peki buna rağmen ne oluyor? Aynı halk, seçim zamanı yine aynı politikalara oy veriyor. Bilinçsizce, düşünmeden, sorgulamadan…

Dedemin dediği gibi: “Biz eşek olduğumuz sürece semer vuran çok olur.” Bugün de o semeri taşıyan kitleler ne yazık ki ne yaptığını bilmeyen, düşünmeyen büyük topluluklardan oluşuyor.

İnsanda biraz onur, biraz edep olur. Arkasından konuşup sövdüğünüz siyasetçilerin karşısına çıktığınızda ağzınız kulaklarınıza varıyor, el pençe divan duruyorsunuz. Sonra da kalkıp yaşlı amcaya doktorun yaptığı gibi “yaşlılıktan” diyorsunuz.

Bizim hep sol yanımız ağrıyordu… Çünkü ezilen, insanca yaşam isteyen, doğru eğitim, barınma, beslenme, özgürlük talep eden hep “sol”du. Bunu savunmak için bedel ödeyen de onlar oldu. Bunun bedelini birçok yiğidimiz canlarıyla ödedi, elbette sol bacak ağrıyacak; yük hep onun üzerindeydi. Sağ bacak ise “lay lay lom”… Nerede eğlence, nerede güzel yemek, nerede havuzlu villa ya da saray varsa sağ ve yandaşları hep oradaydı.

ha-ber.com

Saygıyla Anıyoruz Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK (1919 – 6 Ekim 1990)

0

Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK (1919 – 6 Ekim 1990)
1990’da karşıdevrimcilerce katledilen Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK, ADD’nin
13 numaralı kurucu üyesidir. Türkiye 90’lı yıllarda aydın cinayetleriyle
sarsıldı. Öldürülenlerin ortak noktaları halka gerçekleri gösteren,
laiklikten yana, Cumhuriyetçi, Kemalist ve toplumcu aydın olmalarıdır.
Muammer AKSOY, Uğur MUMCU, Bahriye ÜÇOK, Ahmet Taner
KIŞLALI gibi aydınlar ve bilim insanları art arda katledildiler.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine ilk kadın öğretim üyesi olarak
giren siyaset bilimci, köşeyazarı, araştırma kitapları yazarı ve yaşamı
boyunca kadın hakları savunucusu olan, laiklik olmadan ülkenin
özgürleşmeyeceğini her ortamda çekinmeden söyleyen Bahriye ÜÇOK,
yaşamını siyasal İslamcılara karşı mücadeleye adadı
Bahriye ÜÇOK Kimdir?
Tarihçi, siyaset bilimci ve politikacı. Laiklik, kadın hakları ve irtica tehlikesi üzerinde durmuş, radikal
dinci grupların düzenlediği bombalı bir saldırıda yaşamını yitirmiştir. ÜÇOK, Türk siyaseti için oldukça
önemli çalışmalar yapmış değerli bir politikacı olarak tanınmaktadır.
İyi derecede Farsça ve Arapça bildiği için İslam dini üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda Kuranı
Kerim’e bağlı kalarak İslamiyet’i çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı.
Radikal gruplardan bu nedenle tehditler almaya başladığı için akademik çalışmalarına bir süre ara
vermek zorunda kaldı.
1971’de dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet SUNAY tarafından kontenjan senatörü seçilen ÜÇOK’un
etkin siyasi yaşamı da böylece başlamış oldu. Beş yıl süresince Cumhuriyet Senatosu divan üyeliği
yaptıktan sonra 1977’de CHP’ye katılan Bahriye ÜÇOK, 1983’te Halkçı Parti’nin kurucu üyesi oldu.
1984’te yapılan genel seçimlerde bu partiden Ordu milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.
1986’da SHP’ye geçen siyasetçi, Kasım 1988’de katıldığı bir TV programında “İslam’da örtünmenin
ve oruç tutmanın zorunlu olmadığını” açıklaması üzerine “İslami Hareket” adlı örgütten tehditler
almaya başladı.
Bahriye ÜÇOK, 1990’da Parti Meclisi üyesi seçildikten kısa bir süre sonra 6 Ekim 1990’da
Ankara’daki evine gönderilen kitap paketini açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlaması
sonucu yaşamını yitirdi. Siyasetçi o dönemde partisi SHP için bir laiklik raporu hazırlıyordu.
Türkiye’nin yetiştirdiği çok önemli bir aydın olan siyasetçinin ölümünün ardından adı İzmir’de önemli
bir meydana; Artvin ve Ankara’da da bir caddeye verildi.
İyi derecede Fransızca, Arapça ve Farsça bilen ÜÇOK, İslamiyet’e ılımlı yaklaşımlarda bulunmuş,
yobazlığın önüne geçmeye çalışmış ve “İslam’dan Dönenler”, “Yalancı Peygamberler” ve “İslam
Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” adlı üç kitap yayımlamıştır.
Bahriye ÜÇOK’un Çocukluk ve Üniversite Yılları
Bilinenin aksine Sivas doğumludur; herkes Trabzon olarak bilir. Babası, daha anne karnındayken
onları terk etmiş, annesi Trabzon’a taşınmıştır. Annesi Nadire BEKTAŞOĞLU muhafazakâr, güçlü bir
kadındır. Üçüncü sınıf vapurlara binerek Trabzon’dan İstanbul’a ticaret yapmıştır. Süpürge satmış,
hububat dükkânı açmış, altın ticareti ve terzilik yapmıştır. 4 yaşında kızının eline Kuranı Kerim’i
vermişti. 6 yaşına geldiğinde Bahriye ÜÇOK artık bir hafızdır. Annesi tüm muhafazakârlığına karşın
kızının okumasını istemiştir.
Bahriye ÜÇOK, Kandilli Kız Lisesinde okumak istemiştir; ancak okutmaya yetecek para yoktur.
Annesi bir yıl çalışıp yeterli parayı bulunca kızını okula göndermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarıdır.
Halkçılık ilkesidir bu; zenginler ve fakirler aynı okullarda okuyabilmektedir. Annesi, ikinci evliliği
yapınca o kendine Kalkancı soyadını almıştır. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi
Tarih bölümünde öğretimini yaparken aynı zamanda da konservatuarda okumuştur.
Sanatçı bir kişiliğe sahiptir Bahriye ÜÇOK. Çok güzel piyano çalmakta, aryalar söylemektedir. Eşi
Coşkun ÜÇOK kendisini koridordan geçerken, arya söylerken duymuş ve bu sesi çok beğenmiş; bu
güzel sese hayran kalıp tanımak istemiştir. Çok da güzel bir kadındır Bahriye ÜÇOK; herkesi hayran
bırakacak kadar… 11 yıl arkadaşlıktan sonra evlenebilmişlerdir.
Öğretmen olmuştur Bahriye ÜÇOK. Samsun, ilk görev yeridir. Daha sonra 1953’te İlahiyat
Fakültesine geçmiş, doktorluk ve doçentlik unvanını almıştır. İlahiyat Fakültesinin ilk kadın
akademisyeni, ilk cübbe giyen kadındır. Ne yazık ki İnternet sayfasında Bahriye ÜÇOK’tan söz etmez
İlahiyat Fakültesi! İlahi adalet odur ki İlahiyat Fakültesinin adresi “Bahriye Üçok”la başlar!
1989’da Atatürkçü Düşünce Derneği kurulmuş, Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer AKSOY
olmuştur. Bahriye ÜÇOK da kurucu üyelerindendir ADD’nin. 1990’da Muammer AKSOY, ardından
Çetin EMEÇ, Turan DURSUN ve Bahriye ÜÇOK katlediliyorlar! Bu aydınlar emperyalizme karşı, laik
ve ulusal olmak tezini savunan Tam Bağımsız Türkiye savunucularıdır. Muammer AKSOY, ulusal
petrolün savunucusu ve avukatıdır! Dışarıya bağımlı olmadan tümüyle yerli ve ulusal ekonomik
düzende kalarak tam bağımsız Türkiye’yi hedeflemişlerdir.
Kurtuluş Savaşı da aslında emperyalist güçlere karşı açılmamış mıydı? Atatürk, dini inançlar için
İlahiyat Fakültesini kurmamış mıydı? Devrimler, insanların inançlarına engel değildi! Ekonomi yerli
ve milli değil miydi?
Bahriye ÜÇOK, 1968’lerde tarikatların evlerde öğrenci yetiştirdiklerini, rejime karşı olduklarını
bunların devrim yapacağını, durumun tehlikeli olduğunu ve Diyanetin buna engel olup gençlere fetva
verip ayrıştırma yapılmaması gerektiğini dile getirdi çeşitli açıkoturumlarda. 15 Temmuz 2016’daki
darbe girişimi de haklı çıkardı Bahriye ÜÇOK’u.
Tarih bölümünde okurken Ortaçağ ve Türk İslam Tarihini seçiyor ve kariyer basamakları bu
seçimlerle ilerliyordu aslında. Bahriye ÜÇOK; Arapça, Farsçayı ve Kuranı Kerim’i de çok iyi biliyordu.
Atatürk devrim ve ilkelerinin, Kuran ilkeleriyle çatışmadığını insanın hem inançlı hem de laik
olabileceğini savunuyordu. “İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” başlıklı tezde yazmıştı bunları.
Kadınların toplum içindeki yerini sorguluyordu her yerde. Güçlü bir kadın hakları savunucusuydu. Bir
oturumda “Kadınların örtü örtmesine gerek yok,” dedi ve hedef oldu. Tehditler altındaydı.
6 Ekim 1990’da kızı Kumru bir paket getirdi ve esprili bir dille “Bombanı getirdim,” dedi. Ucu açık
pakette kitap gözüküyordu! Kızını korudu, “Sen uzak dur,” dedi ve Bahriye ÜÇOK katledildi!
Bahriye ÜÇOK’un yaşamı aslında kadın hakları mücadelesi üzerine dayalıydı. Güçlü bir kadındı.
Düşünün ki 1919 Türkiyesinde doğup üniversite okuyor. Üzerine akademisyenlik yapıp doçent oluyor,
siyasete adım atıyor. Bahriye ÜÇOK’un hem devrimci hem de mücadeleci bir kadın olduğunu da
söyleyebiliriz. Kadınların her alanda ön planda olması gerektiğini düşündü hep, buna yönelik
konuşmalar yaptı. İslam’ın kadınlar açısından bir devrim olduğunu; ama yanlış yorumlanmasından
ötürü başka noktalara ulaşmış olduğunu savundu. Üstelik tüm bu mücadeleyi erkek egemen bir
iklimde yaptı. O eril siyasetin içerisinde Bahriye ÜÇOK adeta çizmelerini giyip sahaya iniyor,
“Siyasetin içinde ben de varım” diyordu!
Bu mücadeleyi bugünün kadınları da verebilmeli! Kadınların ülkemizde başlıca sorunları eğitim,
istihdam, şiddet ve katılımcılıktır. Bu konuda herkese görevler düşmektedir! ADD’nin kadın
mücadelesinde destekleri güçlü olmalıdır, daha ön saflarda yer almalıdır. Tam Bağımsız Türkiye’nin
bir yanı da tam bağımsız kadından geçmektedir.
Bahriye ÜÇOK, kızı Kumru Hanıma söylediği “İlim tahsil etmek her Müslüman kadın ve erkeğe
farzdır”, “Bir an bilgiyle uğraşmak, bir an kitaba, yazıya bakmak altmış yıl ibadet etmekten hayırlıdır”,
“Kimsecikler, bir bilgiyi yaymaktan daha üstün bir sadaka veremez,” sözleriyle bilgi ve bilimin,
bunların paylaşımının önemi üzerinde durmaktadır.
Bahriye ÜÇOK’un kitabından yola çıkarak “Atatürk’ün İzinde Bir Arpa Boyu” yol alabildik mi, sorusu
üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerek…

pizza Türkiye de nasıl pazarlandı?

0

1989 yılı.. .Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.
Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.Dükkanlar kapatılır.Geri dönülür.
1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.
Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.Yayınlanmaya başlar.
Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.
Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.
Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.Talep gitgide artar.Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.
Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!
O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.
İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi,
ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.
İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?” Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
İşte algılarımız böyle yönetiliyor.20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.
Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.
Ve emin olun,
bu bilinçaltı pazarlamacıları
bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!
Bu sadece bir örnekti,
Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.
Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 85 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.
Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu.
O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?
İşte bu yüzden unutmayalım
;Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.
✅İnanmadan etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.
Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu MalcolmX,

Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.*
Afiyet olsun!*