Ana Sayfa Blog Sayfa 52

Makbul Hafıza Dr. İsmail Engin

0

“Makbul Hafıza” 2’57” [19.10.2025] | @ismailenginhd

Her örgütlenme tarihi, aynı zamanda bir tasfiye tarihidir. “Örgütsel hafıza” genellikle, tasfiye edilenlerin unutturulması, ötekileştirilmesi; tasfiye edenlerinse yüceltilmesi ve kutsanması üzerine inşa ediliyor. Seçicidir. Ve çoğu zaman, bize “sunulan” bu hafızaya biat ve itaat ön koşul. Eleştiriye, sorgulamaya yer bırakmıyor :

“Aleviler, İbadet Dilleri, Dr. İsmail Engin

0

“Aleviler, İbadet Dilleri, Xızır’ın Dili ve Seçilmişlik, Asimilasyona Farklı Bir Bakış” 8’28” [27.09.2025] | @ismailenginhd

M. Kemal ATATÜRK ‘ÜN İngiliz ve Fransız Donanmasını İzmir’ den kovuşu..

0

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu.

Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı.

Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik.

Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu.
Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı.

Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa, Vali’ye sordu:

-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim

Mustafa Kemâl Paşa, Konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Buna rağmen kendisine Vali’yi muhatap aldı:

-Ee, peki daha ne istiyormuş.
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi:
-Tebamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum.

Mustafa Kemâl Paşa:
-Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?

Konsolos kasılarak:
-Evet, dedi. Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.

-O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim.

Konsolos:
-Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?

Mustafa Kemâl Paşa:
-Siz kiminle. neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz?

Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim.

Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz?
Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim.

Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim!

Konsolos, Mustafa Kemâl Paşa’nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.

Mustafa Kemâl Paşa, adamın arkasından Vali’ye döndü:

-Bunlara yüz vermeyin Vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi.

Küstahlık derecesine bakın, Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak! Savaş halinde değiliz sanki. Bana savaş mı açıyorsunuz, diye soruyor!

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma kumandanı Hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemâl Paşa’nın odasına yöneldi.

Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.

-Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa ile görüşmek istiyorum.
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.

Amiral:
-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız.

Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum, diyerek övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir sesle:
-Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin… dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalıyarak konuya girdi:
-İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?

Paşa :
-Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır.
Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.

-Peki suç işleyenler?

Paşa:
-Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker.

-Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış ola-bilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir.

Ermenileri biliyorsunuz büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti.

Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler.

Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir.

Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.

Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemâl Paşa “dünyanın koparacağı gürültü” ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:

-Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem.

Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.

Amiralin yüzü bembeyaz oldu.
-İngiliz Hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır.

Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik.
Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz.

Paşa:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum.

İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.

Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?

Paşa:
Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık.

Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat, nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış iki devletiz.

Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum.

Bir balmumu heykeline döndü Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
“Affedersiniz”,dedi. Yerlere kadar eğilerek geri geri gidip dışarı çıktı.

İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.

Salih Bozok.

Zordur be usta

0

Herkes adamlıktan dem vurur amma
Adam olmak biraz zordur be USTA
At sevenler taya gem vurur amma
Atlı jokeyimiz kördür be USTA

Sana danışırım ey aklı salim
Ben söylersem hemen keserler dilim
Gün be gün artıyor işkence zulüm
Gör’ki dört yanımız şerdir be USTA

Ben adamım diyenlerden geçilmez
Her adamın elinden su içilmez
Koyun seçer gibi adam seçilmez
İpin ucun biraz gerdir be USTA

Siyasete fakir giren var çıkar
Ak denilen çamaşırlar kir çıkar
Hep mi böyle seçtiğimiz şer çıkar
Yanar yüreğimiz kordur be USTA

Her gün biraz daha erir adalet
Mazlumlar yüzüne çerir adalet
Eğer paran varsa yürür adalet
Yargıda yanlışlık vardır be USTA

Biz arayı açtık muhteşem beyle
Nasihat tan bıktık sabah ve öğle
Sözün varsa bana usül’den söyle
Aramızda kalsın sırdır be USTA

YADİGAR’IM bitmez yol koşa koşa
Odun ve kömürsüz gireriz kışa
MEHTİYİM diyen var haşa ve haşa
Durdur şu dünyayı durdur beUSTA
Ozan garip YADİGAR 2021

Neden?

0
  1. Neden Osmanlı’da Müslüman Türkler fakir, gayrimüslimler zengindir? Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.”
  2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi?
  3. Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu?
  4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni vb. iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankası‘nı (Memleket Sandıkları) kurmuş, sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştu!
  5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi?
  6. Neden Türkler 10 yıl, hatta 15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür!?
  7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye İlbasan kongreleri düzenliyorlardı?

Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795 tarihinde Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir. Durum böyle iken, Anadolu’daki Türkmen-Oğuzlara, Müslüman Türklere neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır?

Osmanlı’da en az 80 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yaydılar? Doğrusu, bu süreç 90 yıl + 1 gecedir.
https://www.altayli.net/osmanlida-alfabe-tartismalari.html

Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?”
Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.” (Bkz. Murat Bardakçı, Alfabe Olayı https://x.com/Saka_larr/status/1716134067215663389?t=UmlKgHT91iwAsAsz_YRIHA&s=19 ).

  1. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar?

Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman, Memlûk veya Makedon arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar.

  1. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söylemiyor, yazmıyorlar?

Papa 15. Benoit’in heykeli 1921’de Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi’nin bahçesine dikilmiştir. O dönemin parasıyla 6.980 liraya mal olan heykel için Halife Padişah Sultan Vahdettin de 500 Osmanlı Lirasıyla sponsor olup destek verdi. Heykel İtalyan heykeltıraş Quattrini tarafından yapıldı.

Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı bu camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar?

Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar?

Yine Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!?

  1. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi? Dinleyin lütfen… (1) Yemen Türküsü – Sümeyra Cakir ve Ruhi Su – YouTube

Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı?

Bahtiyar Aydın
Eski Çağ Tarihi Uzmanı

Ahd u ikrâr ile güzel sultana

0

Ahd u ikrâr ile güzel sultana
Dönmemek üzere söz vermek gerek.
Bu güzel sultanın toz toprağına
Razı u niyaz edip yüz sürmek gerek.

Her kim bağlanırsa bu güzel Şah’a
İman etmiş olur yüce Allah’a
Belki ecel fırsat vermez bir daha
Maksuda murada tez ermek gerek.

Velayet sözünü hak kabul edip
Ayrı düşenleri yok kabul edip
Sultanın lütfunu çok kabul edip
Kendi çabamızı az görmek gerek.

Velayet Aytan

Kalu belâ, dem-i bezm-i elestte

0

Kalu belâ, dem-i bezm-i elestte
İkrâr verip Ol Huda’ya bağlandık.
Beli dedik Nübüvvete o demde
Resulallah Mustafa’ya bağlandık.

Sözümüz hâl bilen arif kâmile
Sâdık kaldık verdiğimiz kavile
İman edip, gönül verdik aşk ile
Biz Aliyyel Murteza’ya bağlandık.

İmam Hasan bizim güzel şahımız
İmam Hüseyn Hakk’a giden rahımız
Muharremde arşa çıkar ahımız
Gönlümüzle Kerbelaya bağlandık.

İkrâr verip yola girdik gireli
Bir cemâlde Haķkı gördük göreli
Velayet’e gönül verdik vereli
Bir beladan bin belaya bağlandık.

Velayet Aytan

Bu Günler Ahmet Taner Kışlalı Günleri

0

Bu Günler Ahmet Taner Kışlalı Günleri
Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı olduğu için 21 Ekim 1999 günü evinin önünde katledilen ağabeyim, dostum, yoldaşım Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anıyoruz. Huzur içinde uyusun, ruhu şad olsun.


Emperyalizme Sesleniş

Sen bizi bilmezsin, öğrenmek gerek,
Mustafa Kemal’in yolundayız biz.
Sözü sakınmadan diyeyim direk,
Sana yar olanın solundayız biz.
*
Bülent’in yasağı deldiğini bil,
Kıbrıs’a hak için geldiğini bil.
Emperyalist hükmü sildiğini bil,
Zulme karşı isyan halindeyiz biz.
*
Zalimler vurdukça mazlum uyandı,
Onlar vatan için başı koyandı.
Aksoy Mumcu Üçok kana boyandı,
Sinlerinde açan gülündeyiz biz.
*
Kemalist Kışlalı savaşım eri,
Mustafa Kemal’in aydın askeri.
Atatürk oğludur, kalplerde yeri,
Yirmi Bir Ekim’de kolundayız biz.
*
Denizleri bilir Altıncı Filo,
Size öğretmişti yürek kaç kilo.
Bağımsızlık için haykıran dil o,
Eğilmez baş, açık alındayız biz.
*
Mahirdir bilesin kızanlarımız,
Ulaştırır sana yazanlarımız.
Namımızı söyler ozanlarımız,
İhsani, Mahzuni dilindeyiz biz.
*
Devrimci olanlar Aslandır İnan,
Dersini almıştır dokunmaz sanan.
Ziya vermek için yanmıştır yanan,
Anka kuşlarının külündeyiz biz.
*
Türk sanma yanında gördüklerini,
Yırtarız onlarla ördüklerini.
Başına çalarız verdiklerini,
Sanma Gülen gibi elindeyiz biz.
*
Bağımsızlık için antlar içeriz,
Esaret yerine ölüm seçeriz.
Kurduğun bentleri yıkar geçeriz,
Özgürlük coşkusu selindeyiz biz.
*
Bilesin Kemalist zulme asidir,
İplemez Coni’yi kimin nesidir.
Bu mektup Nevzatın gerçek sesidir,
Atatürk resimli pulundayız biz.


Halk Ozanı Karamanlı Nevzat Dağlı

Gönül havalanıp gel çekme ceza

0

Gönül havalanıp gel çekme ceza
Gökte uçan kılavuzsuz kuş olmaz
Kazaya razı ol belaya sabır
Kişinin başına gelmez hal olmaz
Halına şükreyle sen sana bakın

Halına şükreyle sen sana bakın
Sen seni yukarı tutmaktan sakın
Akıllı ol ismin divana takın
Divanalar sırrı her giz farş olmaz
Kötülük edene sen iyilik eyle

Kötülük edene sen iyilik eyle
Arif ol herkesin halını dinle
Özün hakka indir engini boyla
Engin yerde bahar olur kış olmaz

Hak söze bak kimden gelirse haktır
Sözünü bilmeyen hey dost haktan ıraktır
Ben müminim diyen canlar cihanda çoktur
Nişansız müminin sözü guş olmaz
Her yere uzatma Noksani elin

Her yere uzatma Noksani elin
Hâlinden bilmeze canım bildirme hâlin
Haramisi çok olursa bir belin
Yol uğratmaz ziyan kârı hoş olmaz

Gerçeğe perde çekildi

0

Gerçeğe perde çekildi
Rağbet şimdi yalancının
Mazlumun canı bir pula
Saygı hürmet talancının

Yalan dünya bu mu senin
İnsana verdiğin değer
Nice evliyalar gitti
Bir gün başın göğe erer

Gerçeğe perde çekildi
Rağbet şimdi yalancının
Mazlumun canı bir pula
Saygı hürmet talancının

Elde nasır çileli baş
Hasatımız gözdeki yaş
Ömür bitti yavaş yavaş
Yüzü gülsün mezarcının

Gerçeğe perde çekildi
Rağbet şimdi yalancının
Mazlumun canı bir pula
Saygı hürmet talancının

Sefil Arif edna kulun
Dost köyüne varmaz yolun
Bağrı yanık anadolun
Şu halimi kimler göre

Gerçeğe perde çekildi
Rağbet şimdi yalancının
Mazlumun canı bir pula
Saygı hürmet talancının

Arzusun çektiğim gül yüzlü dostum

0

Arzusun çektiğim gül yüzlü dostum
Erenlerin demi demi nurdan sayılır
On iki imam katarına dizilen
Muhammet aliye yar yar yardan sayılır

İhlas ile giden bu yoldan dönmez
Dost olan dostundan ikilik bulmaz
Eri hak bilmeyen hakkı bulamaz
Gözü bakar ama körden sayılır

Gerçek aşık menzilinde durursa
Ocak gibi yanıp yağı erirse
Kişi kusrun kendözünde görürse
O da erdir gerçek erden sayılır

Üç beş imiş bu dünyanın sefası
Sefasından artık artık etmiş cefası
Gerçek erenlerin nutku nefesi
Biri kırktır kırkı yar yar birden sayılır

Abdal Pir Sultanım Bağdattır vatanım
İkilikten geçip birliğe yelten
Erenler yoluna kıl ü kal katan
Yolun dikenidir yar yar hardan sayılır

Gam kasavet çekme divane gönlüm

0

Gam kasavet çekme divane gönlüm
Her zamanda dünya başa dar olmaz
Yıkılıp düşene gülme sakın sen
Yiğit düşüp kalkmayınca bellolmaz

Avluda bağlıdır yiğidin atı
Her nere varırsan söylenir methi
Altına batırsan eyolmaz kötü
Aslı ham demirden cevher dar olmaz

Yiğit olan yiğit biner atlanır
Yiğitler de her cefaya katlanır
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır
Namertlerde gölge olmaz dal olmaz

Karacoğlan melül mahzun oturur
Ağlamaktan kendi yaşın bitirir
Herkes ataşını burdan götürür
O dünyada ataş olmaz har olmaz

İşitme her sözü bazen ol sağır

0

İşitme her sözü bazen ol sağır
Beladan sakınmak nadanlık mıdır
İmkansız bir hale bağır ha bağır
Barbarlık eylemek insanlık mıdır

Söz söyle gönlünün iktidarınca
El elden üstündür arşa varınca
Süleymana söz öğretti karınca
Nasihat dinlemek noksanlık mıdır?

Arifler her vakit nasihat eyler
Akıllı olanlar öğüdü neyler
Dost dosta sözünü yüzüne söyler
Doğru söz söylemek düşmanlık mıdır?

Sümmani daima ilimden bıkmaz
Aklı olan yoldan kenara çıkmaz
Yiğit odur gücün yettiğin yıkmaz
Zayıfı devirmek aslanlık mıdır?

Sofu sen kendini arif sanarsın

0
138, 236, 260, 1, 1, 476

Sofu sen kendini arif sanarsın
Benden başka arif yok yok diyerek
Sureti zahirde kafa sallarsın
Oturup kalkarsın hak hak diyerek

Güş eyle pendimi ey sofu zade
Sen bu gönül ile kalırsın dalda
Senin gibi gezer leylek havada
Geçirir ömrünü lak lak diyerek

Orda körsün eğer burda kör isen
Rahı erenlerden bihaber isen
Yarın hakkın divanına durursan
Kovarlar dışarı çık çık diyerek

Agahinin bu sözünde durmazsan
Ebedi kör kalın meydan görmezsen
Hacı Bektaş tarikine girmezsen
Sonra canın çıkar hık mık diyerek

Hubyar Semahı

0

Yüce dağ başında bir kuş uçurdum
Ana nenni nenni bir kuş uçurdum
Ben meylimi bir güzele düşürdüm
Dilber nenni nenni eyvah düşürdüm
Duydum nazlı yari yad eller almış
Ana nenni nenni yad eller almış
Eyvah dostlar ben aklımı şaşırdım
Dilber nenni nenni eyvah şaşırdım

Duydum nazlı yari yad eller almış
Ana nenni nenni yad eller almış
Sağlam idim ben aklımı şaşırdım
Dilber nenni nenni eyvah şaşırdım

Yürü güzel yürü yolundan kalma
Ana nenni nenni yolundan kalma
Her yüze güleni dost olur sanma
Dilber nenni nenni dost olur sanma

Ölümden korkup da sen geri dönme
Ana nenni nenni sen geri dönme
Yiğidin alnına yazılan gelir
Dilber nenni nenni yazılan gelir

Ceylan bakışına kurban olduğum
Sallanma karşımda da öldürme beni
Ah gülüm gülüm yürüsene canım
Ah gülüm gülüm gülsene canım
Mecnun edip de beni de düşürdün çöle
Kerem gibi burda da yandırma beni
Ah gülüm gülüm yürüsene canım
Ah gülüm gülüm gülsene canım

Bu kadar sallanma da öldürdün beni
Ölürüm unutmam da sevdiğim seni
Ah gülüm gülüm gülsene canım
Ah gülüm gülüm yürüsene canım
Bırakın salınsın da nazlı gelini
Güzelin döndüğü de meydan öğünsün
Ah gülüm gülüm gülsene canım
Ah gülüm gülüm yürüsene canım