Cumartesi, Mart 28, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 5

Hey dost hey dost hey dost öldürdün beni Ermişli Semahı

0

Hey dost hey dost hey dost öldürdün beni
Bir deste gül idim soldurdun beni
Bir kadim ikrara bağladın beni
Gül idim dikene bağladın beni

Muhammed Aliye ikrar vermeyen
Gündüzü karanlık gece sayılır
İkrar verip ikrarında durmayan
Kırk yıl emek çekse hiçe sayılır
Dem dem dem öldürdün beni
Bir deste gül idim soldurdun beni

Muhammed Aliden tutma sadıman
Onlarda yoğudu din ile iman
Kim ki Ali evladına eylerse güman
Cümlesi münafık hiçe sayılır

Yüceden yücesi başımın tacı
Kabeye karışır zülfünün ucu
El ele tutuşsa güruhu Naci
Cümle katarlardan ulu sayılır

Velim ey dür bu sevdaya erdiysen
Devr-i kutbül alem deva kıldıysan
Hüseyni veliye mürşid dediysen
Onun Niyazı da hacı sayılır
Hay hay hay semah erenlerindir çarka dönenlerindir
Bu deme eğriler girmez demi sürenlerindir
Pervaneler şemede yanar gelsin beraber yanayım
Semah dönen pervaneler gelsin beraber döneyim
Münafıklar bizide taşlar aktı didemizden yaşlar
Hasan Hüseyin gardaşlar gelsin beraber yanayım

Velim hü der ey gardaşlar aktı didemizden yaşlar
münafıklar bizi de taşlar
Hasan Hüseyin gardaşlar gelsin beraber yanayım
Hü diyelim Allah Allah Allah Allah
Muhammedin bahçesinde Selvi çınarım alidir illallah
Ta ezelden beridir damarda kanım alidir illallah
Eserim Seher yeliynen imam Hasanın gavliynen
İmam Hüseyinin yoluynan elde kemerim Alidir illallah
Hak le ilahe illallah illallah şah illallah
Sen alimsin güzel şah şahım eyvallah illallah
Zeyeneli zindana tıkan şah bakıra kiriş takan
Nur olup aleme doğan imam Caferim Alidir illallah

Kalmasın münafık size kazıma ettiğiniz ceza
Horasanda ali rıza sırrı kamberim alidir illallah
Hak le ilahe illallah illalah şah illallah
Sen alimsin güzel şah şahım eyvallah illallah
İmam hüsyin yoluynan elde kemerim Alidir illallah
Hak le ilahe illallah illallah şah illallah
Sen alimsin güzel şah şahım eyvallah illallah

Takidir nasibin açan nakidir
Askeriden meyin içen sarp kapılarım alidir illallah
Bu şişler böyle nolucak alem nur ile dolucak
Methi dedem var gelicek sahşp zmanım alidir illallah
Hak le ilahe illallah illallah şah illallah
Sen alimsin güzel şah şahım eyvallah illallah

Kul Himmetim bir gerçek er müminler Aliyi çok sever
Nur olmu aleme doğar şemsi kemerim alidir illallah
Hak le ilahe illallah illallah şah illallah
Sen alimsin güzel şah şahım eyvallah illallah
Allah Allah Allah Allah
Semahlar saf ola günahlar af ola
Mümin abad ola münkir berbad ola
Ali baş hızır yoldaşımız ola
İmam Cafer gittiğimiz yolda,
Durduğumuz darda şefaat eyliye
Hü mümine ya Ali

Ey benim mabudum maksudum Allah

0

Ey benim mabudum maksudum Allah
Evvel bin bir ismin dilime geldi
Aradım da beni ademde buldu
O da bir sır idi nevruzla geldi

Ana doğurmadı nerden uyandın
Giyindin libası nura boyandın
Aşıklar zikreder sırdan uyandın
Ervahın sırrına nevruzla geldi

Dinle benden kuranı sözüm pirim
Elif dedem be noktası bir geldi
Lisanından halk oldu Kuran-ı Kerim
O da bir sır idi nevruzla geldi

Elif’in be’si birdir nevruzu nokta
Mim ile ha dal-ı Muhammet oldu
Ayın ile lam elif Ali de nokta
Bunca ilim birlik nevruzla geldi

Sefil Ali’m burda nokta arasan
Elhamdan ebcetten kul hû sorarsan
Altı bin altı yüz altmış altıyı arasan
İlim taksim olup nevruzla geldi

Söz: Sefil Ali
Kaynak: Aşık Ali Dede, Aşık Mustafa Çanakçı
Müzik – Derleyen (Giydirme): Erkan Çanakçı

Softa biz tülaka takva değiliz

0

Softa biz tülaka takva değiliz
Tarik-i nazenin yolumuz vardır
Secde Adem’edir duvara değil
Hak buyurdu bunu belimiz vardır

Hakkın birliğinde Muhammed Ali
Ta ezelden kırklar kurdu bu yolu
Allah’ın şaşkını ey sersem kulu
Hakikate vakıf delimiz vardır

Biz dört mezhebin hiç birin bilmeyiz
Hocaya softaya tabi olmayız
İmam Cafer yolundayız dönmeyiz
Mağrip’ten maşruka kolumuz vardır

Biz şerbet içmeyiz şeyhten gedadan
Bizim halımızı bilir yaradan
Ordular dağıtıp safları yaran
Saka-i kevserden dolumuz vardır

Ali dost veli dost deli dost
Dost dost dolumuz vardır

Ervahlar ezelden nasibin almış
Kimi la’da kimi illa’da kalmış
Bin bir ismi ile cihana gelmiş
Hamili livada elimiz vardır

Ali dost veli dost deli dost
Dost dost elimiz vardır

Kutb-el arifeyin Bektaş-ı Veli
KaddesAllah sırrı vallahi Ali
Büryani bu pirden tutmuşuz eli
Evvel Ali ahir velimiz vardır

Ali dost veli dost deli dost
Dost dost velimiz vardır

Söz: Büryani Baba (1926-1990)
Müzik: Geleneksel/Urfa-Kısas
Derleyen: Dertli Divani
Düzenleme: Erdal Erzincan

Ezel bahar geldi kalkın gidelim hey can gidelim

0

Ezel bahar geldi kalkın gidelim hey can gidelim
Ayrılık çetindir nasıl edelim
Gelin hey Erenler seyran edelim
Gönül havası var deli bülbülün garip bülbülün

Gül bitince o da bile bitiyor hey can bitiyor
Güle aşık olmuş yanıp tütüyor
Seher vakti garip garip ötüyor
Ne güzel sesi var garip bülbülün

Bülbül sırrın yad ellere söyleme hey can söyleme
Belli başlı bir yaylayı yaylama
Ali’m aşık ona inkar eyleme
Sevdalı başı var deli bülbülün garip bülbülün

Söz – Müzik: Aşık Ali

Yoluna kurbandır cesette canım

0

Yoluna kurbandır cesette canım
Senin emrin ile söylüyor dilim
Gönülden çıkarma gül yüzlü pirim
Gönüle karışan yâre kurbanım

Karıştın gönlüme dalgam coşurdun
Aşkın küresinden sinem pişirdin
Aşkına düşeli günüm geçirdim
Erişen günümde pire kurbanım

Seni görmeyince duramam derdim
Sen idin dilimde ezberim verdim
Cümle dertlilere sendedir yardım
Çağırınca erişen cana kurbanım

Karıştı gönlümüz vallah ayrılamam
Tanıdım dostumu billah çevirmem
Cihanı verseler bakıp ayrılmam
Hakikat söyleyen dile kurbanım

Derviş edna’m dosta kurban olmuşum
Cihanda arayıp bir tek bulmuşum
Selman gibi sevdiğime ermişim
Alnında balkıyan nura kurbanım

Söz: Derviş Edna
Müzik – Derleyen (Giydirme): Erkan Çanakçı

Gidi Yezit bize kızılbaş demiş

0

Gidi Yezit bize kızılbaş demiş
Bahçede açılan gül de kırmızı
İncinme ey gönül, ne derse desin
Kur’an’ı derc eden dil de kırmızı

Aklı, fikri olan yer mi haramı
Kara bühtan edenin hiç biri var mı
Sağır mı kulağın, gözlerin kür mü
Eleğimsağma doğar, al da kırmızı

Gerçeklerden olur, arayıp bulan
Şek, şüphe sözümde var mıdır yalan
Hakk’ın kandilinden, ol nurdan gelen
Havanın yüzünde gün de kırmızı

Dört kapısı vardır, hiç bilmez avam
İniler arısı, boş kalmış kovan
Cennet – i aladan hediye gelen
Yanal alma ile nar da kırmızı

Mehemmed’ im gördü idi düşünde
Hile vardır Harici’nin işinde
Muhammed Mustafa’nın alnı döşünde
Behey Müslümanlar, nur da kırmızı

muhannet kuluna muhtaç eyleme

0

Kadir Mevlam senden bir dileğim var
Muhannet kuluna muhtaç eyleme
Cennet-i alayı nasib et bana
Sırat köprüsünden yolum bağlama

Kapımıza kara deve çökünce
Fırtınası şol alemi yıkınca
Cehenneme kul seçilip çıkınca
Kadir Mevlam o kullardan eyleme

Kadir Mevlam ateş atma özüme
Dünya malı görünmüyor gözüme
Kadir Mevlam sen bak benim yüzüme
Cehennemin ateşiyle dağlama

Karac’oğlan hata çıkmaz dilimden
Kocadım da hayır gelmez elimden
Kadir Mevlam asla geçmez kulundan
Deli gönül ah çekip de ağlama

Karacaoğlan

kadir mevlâm senden bir dileğim var

0

kadir mevlâm senden bir dileğim var,
beni muhannete muhtaç eyleme.
yedi deryalara gark eyle beni,
yine muhannete muhtaç eyleme.

muhannetin suyu dolayı akar,
değdiği yerleri od olur yakar.
eyilik etmeden başına kakar,
yine muhannete muhtaç eyleme.

muhannetin sözü pareli oktur,
lûtfuna kerem et ihsanı çoktur.
sağ elin sol ele faydası yoktur,
yine muhannete muhtaç eyleme.

ben dertli’yim hak ayırsın isimi,
kaygılara saldım garip basımı.
varsın kurtlar, kuşlar yesin leşimi,
yine muhannete muhtaç eyleme.

Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

0

Ezelden divane etti aşk beni
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin
Niçin dahl edersin tarik düşmanı
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

İmam-ı Ali’dir ayn-ı bekadır
Pir elinden zehir içsem şifadır
Yardımcımız Muhammed Mustafa’dır
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

İmam-ı Cafer’den aldık icazet
Musa-i Kazım’dan farz ile sünnet
Müminlere rahmet Yezid’e lanet
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

İmam-ı Riza’nın ben envarıyım
Şah-ı Kerbela’da doğan Ali’yim
Münkirle Yezid’in Azrail’iyim
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

Muhammed Taki’dir Ali Naki’dir
Hasan’ül Asker’den içtim sakidir
Derviş mürşit ulu Ali hafidir
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

Pir Sultan çağırır Hint’te Yemen’de
Dolaştırsam seni Sahib-zamanda
İradet getirdim ikrar imanda
Hüseyni’yim Alevi’yim ne dersin

Elif’tir doksan bin kelâmın başı

0

Elif’tir doksan bin kelâmın başı
Var Hakk’a şükreyle be’yi n’eylersin
Vücudun şehrini arıtmayınca
Yüzünü yumağa suyu n’eylersin

Vücudun şehrini verme gayrıya
Hatır yıkıp göç eyleme sayruya
Var bir amel kazan Hakk’a yaraya
Hakk’a yaramıyan huyu n’eylersin

İblis benlik ile Dergâhtan ırdı
Âşık olan maşukunu aradı
İki cihan fahri bir engür verdi
Fakr ile fahr olmaz şeyi n’eylersin

Sordular kim Bağdat şehri kandedir
Bildiler kim la‘l ü gevher andadır
Gördüler kim Hakk al-yakîn cemdedir
Hakikî olmıyan kökü n’eylersin

Pir Sultan’ım okuyuban yazarım
Turâb oldum ayaklarda tozarım
Yâr elinden içtim sermest gezerim
Yârdan içilmiyen meyi n’eylersin

Direnirken başkan Pedro

0

Tüm yönetim kadrosuyla
Eller onu alkışladı
Bergerot’u, Pedro’suyla
Kullar onu alkışladı

Arap dünyası bir köle
Sömürgeciyle el ele
Barışı getirdi dile
Diller onu alkışladı

Direnirken başkan Pedro
Yaltaklandı Paris, Londra
Ne toz şeker ne de pudra
Ballar onu alkışladı

Umut verdi ülkemize
Cihanda sulh ilkemize
Eşlik etti türkümüze
Teller onu alkışladı

Sus pus Avrupa, Almanya
Lakin haykırır İspanya
Köy, kasaba, bütün dünya
İller onu alkışladı

Bakmadan mezhebe, dine
Rest çekti şeytana, cine
Rüzgar oldu güvercine
Yeller onu alkışladı

Kurulsun barış divanı
Cennet eylesin cihanı
Hürdemi bağ, bahçıvanı
Güller onu alkışladı

Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir. M.K.Atatürk

0

KARANLIKTA KAR YAĞIYOR,
SEN MADRİD KAPISINDASIN
Türk şiirinin en büyük isimlerinden Nazım Hikmet, İspanya’yı hiç görmedi. Ama İspanya İç Savaşı onun kalbinde derin bir iz bıraktı. 1930’ların sonunda Avrupa’yı saran karanlık, faşizmin yükselişi ve Madrid’in direnişi, Nazım’ın şiirlerinde güçlü bir yankı buldu.
Bu yankının en etkileyici örneklerinden biri “Karanlıkta Kar Yağıyor” şiiriydi.

“Karanlıkta kar yağıyor,
Sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
Ümidi, hasreti, hürriyeti
Ve çocukları öldüren bir ordu.
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor,
Ve ben şimdi düşünürken seni
Şurana bir kurşun saplanabilir
Ve artık bir daha
Ne kar, ne rüzgar, ne gece…”

Nazım Hikmet için Madrid bir şehirden fazlasıydı.
Madrid, o yıllarda dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülerin toplandığı bir direniş sembolüydü. Faşizme karşı savaşan Cumhuriyetçi güçler, Avrupa’nın ve dünyanın vicdanını temsil ediyordu.
Şair, Avrupa’nın karanlığa sürüklendiği o günleri böyle bir atmosferle anlattı.

“Ben ne senin yanına gelebilir,
Ne sana bir kasa kurşun,
Bir sandık taze yumurta,
Bir çift yün çorap gönderebilirim.
Halbuki biliyorum,
Bu soğuk karlı havalarda
İki çıplak çocuk gibi üşümektedir
Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.
Biliyorum,
Ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,
İnsanoğulları daha ne kadar büyük
Ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,
Yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin
Güzel gözlerindedir
Madrid kapısındaki nöbetçimin.
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
Onu sevmekten başka bir şey yapamam.”

Bu dizeler, hem fiziksel bir geceyi hem de dönemin siyasi karanlığını anlatıyordu.. Madrid kapılarında bekleyen insanlar özgürlüğün savunucularıydı.
İspanya İç Savaşı sırasında dünyanın dört bir yanından gelen gönüllüler Uluslararası Tugaylar içinde savaşmıştı. Amerikalılar, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar ve az sayıda da olsa Türk gönüllüler.
Nazım Hikmet bu mücadeleyi uluslararası bir kardeşlik olarak görüyordu. Onun şiirinde Madrid insanlığın ortak cephesiydi.

Nazım’ın İspanya’ya yazdığı şiirlerin merkezinde üç büyük tema vardı.
Faşizme karşı direniş,
Uluslararası dayanışma,
Özgürlük için verilen evrensel mücadele.
Bu yüzden Nazım’ın Madrid üzerine yazdıkları sadece bir savaşın anlatımı değildi; aynı zamanda insanlığın karanlığa karşı verdiği mücadeleyi simgeliyordu.

Yıllar geçti.
Bugün.
Amerika ve İsrail’in İran’a saldırması ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in ABD’in tüm tehditlerine rağmen “Savaşa hayır!” demesi Türkiye ile İspanya halkları arasında bir sempatiye neden oldu.
Bu sempatiyi anlamak için bazen siyasetten daha derine bakmak gerekir. Çünkü iki ülke arasındaki bağ sadece diplomatik ilişkilerden değil, tarihin ve edebiyatın kurduğu görünmez bağlardan da beslenir.
Madrid kapılarında bekleyen o hayali nöbet,
Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi iki halkın yüreğinde hâlâ sürüyor.
“Savaşa Hayır

Sedat Kaya

At izi İt izine karıştı

0

Harman yandı sapla saman karıştı
Menfaatte dostla düşman barıştı
Bizim imam papa ile görüştü
Dinde reform yaptık güncelliyoruz

Karman çorman devlet işi din işi
Memur sarık sardı bağladı başı
Yol gösterir bize artık kör şaşı
Doğru yoldan saptıp dönemiyoruz

Dervişler okulda eğitim verir
Ne anlatır bilmem Gayrı ne denir
Öğretmenler limon satar ek gelir
Böyle Cehaleti yenemiyoruz

İmralıda suya battı ülkümüz
Yasaklandı söylenmiyor türkümüz
Bini bırak bir araya kırkımız
Toplanıp yan yana gelemiyoruz

Ayaklar altında milliyetimiz
Sarayın tahtında hürriyetimiz
İyice bozuldu zihniyetiniz
Gayrı ne oluruz bilemiyoruz

Alaattin Ercan