Ülkemde ekmeğimi yiyip ardından şeriat ile yönetilmediği için Türk devleti kafirdir diyenlerden ,
Şehir merkezinde cihat bayrakları ile araç konvoyu düzenleyip dilediğince tur atanlardan,
Bunlara göz yumup Türk bayrağı ve Türklük kavramı ayrımcılık yapıyor diye yasaklayanlardan,
Şeriat isteyenlerin yürüyüşüne ses çıkarmayıp asgari ücreti, kadına şiddeti, emekli maaşını protesto edenleri tutuklayanlardan,
Beni görünce kimlik sorup üst araması
yapan , araçla gidiyorsam bağaj açtıran ancak evlerini silah deposu yapan cihatcı teröristleri bir türlü görmeyenlerden,
Çocuklarımızı çağdaş bilimden çıkarıp düşünmeden sorgulamadan biat eden kişilere dönüştüren eğitim sistemine zorla entegre etmeye çalışanlardan,
Vatandaşına yalan söyleyen, pusu kuran ,aldatan, gizli saklı işler çeviren ,malına,canına ,vatanına ,toprağına sahip çıkmayan aciz , merhamet yoksunu yöneticilerden,
Boyunlarına geçirilmiş tasma ile ülkeyi parçalamaya , bölmeye çalışanlara hizmet ve uşaklık edenlerden,
Kirli parasal oyunlardan çıkar sağlayarak hak yiyip ülkeyi soyanlardan,
Kimlere hangi özelliklerine dayanarak vatandaşlık ve TC pasaportu verdiğini gizleyip açıklamayanlardan,
Sınırlarımızdan serbestçe girip çıkanları
denetleyemeyenlerden veya görmezden gelenlerden,
Dünyanın en acımasız teröristlerini dışarıda işledikleri caniliklerinden değil de Türkiye’de örgüt üyeliğinden yargılayıp sonra da , adi suçlularla birlikte ülke içine salıveren ama sadece konuşup , itiraz edenlerin tutuklanıp cezaevinde tutulmalarını sağlayan ve savunan zihniyetten,
Hayatında 2 satır kitap okumamış, ilkokulu bile dışarıdan bitirmiş yobaz gerici insanların peşine takılmış çöp yığınlarından,
Atatürk düşmanlığının islamın şartı gibi gösterip ,Anıtkabir’e gittiği için TC Cumhurbaşkanına bile kafir deyip hakaret edenlerden,
Atatürk’e düşman olmanın Türk Ulusuna düşman olmaktan farkı olmadığını hala anlamayanlardan,
Ortak paydaları Atatürk , Cumhuriyet ve laiklik düşmanlığı olan iç ve dış hainlere yardım ve yataklık yapıp işbirliği içinde olanlardan,
Hayvanı, ağacı, ormanı, kadını hatta sevgi sözcüğünü bile sevmeyenlerden,
İnsanımızı yaşadığı değil , öldükten sonra yaşayacağı hayatı süslü örnekler vererek zehirleyen zihniyetlerden,
Bıktık….Usandık….
Tahammülümüz kalmadı.
Defolun gidin ülkemizden.
Düşün milletin yakasından.
Saygılarımla
Av. Seçkin Dabak
BIÇAK KEMİĞE DAYANDI…….Av. Seçkin Dabak
BİR DEVRİMCİNİN ANISINA, MUSTAFA NECATİ’YE SAYGIYLA
1 Ocak 1929 tarihinde, henüz otuz beş yaşında yaşama veda eden ve ölümüyle Gazi Mustafa Kemal’i ağlatan Maarif Vekili Mustafa Necati’nin adı, Cumhuriyet kurucusu devrimci kadronun kültürel ve toplumsal kimliğinin anlaşılabilmesi açısından çok önemlidir.
Mustafa Necati, Horasan’dan Darende’ye göç etmiş kandaş toplum gelenekli Darendeliler soyundan Halit Bey’in oğludur. Bir Cumhuriyet, yurt, özgürlük ve halk savaşçısıdır. Dört yüz atlıyla girdiği Anadolu topraklarında yozlaşmış Bizans medeniyetinin kanını emdiği yoksul halklara, diline ve dinine bakmaksızın işlediği toprağı kullanma hakkı vererek “Beytülmal” kılan, boyuyla birlikte kıl çadırda yatıp kalkan, seçimle başa geçmiş Gâzi Ertuğrul’dan; işgal altındaki yurt topraklarını kurtarabilmek için halkıyla birlikte dişle tırnakla savaşmış, onurlu bir Cumhuriyet kurmuş Gâzi Mustafa Kemal Paşa’ya uzanan “Gâziler” geleneğinin bir büyük adıdır.
Mustafa Necati, Yunan ordusu İzmir’e çıktıktan sonra adı ilk arananlardandı. Bir kurtuluş savaşı önderi, işgale karşı bir direniş örgütçüsüydü. Maşatlık’taki direnişten ötürü aranınca önce İstanbul’a kaçmış, sonra Balıkesir Müdafaa-Hukuk çalışmalarına katılmış, Batı Anadolu kongrelerinin toplanmasına öncülük etmişti. Balıkesir’deki hizmetlerinden bir diğeri ise, Milli Mücadele basını içerisinde önemli yeri olan ve halkı Kuvayı milliye konusunda aydınlatan İzmir’e Doğru gazetesini arkadaşları ile birlikte çıkarmak olmuştu. İzmir’e Doğru gazetesinde yazılarını yayınladığı sırada, Soma ve Bergama cephelerinde Darendeli Bulgurcu Mehmet Efe ile birlikte düşmana karşı çete muharebelerine de katılmıştı. Mustafa Kemal’in çok sevdiği, çok inandığı ateş yürekli bir gazi olarak, 1923’te İskân Bakanı, 1924’te Adalet Bakanı, 1925’te Milli Eğitim Bakanı görevlerini üstlendi.
Mustafa Necati, İstiklal Mahkemesi savcısı ve başkanlığı da yapmış, okul programlarının Cumhuriyet’in temel ilkelerine göre düzenlenmesini sağlamış, iktidardan özerk bir kültür ve eğitim programının, laik, karma ve bilimsel eğitimin, köy öğretmen okullarının temellerini atmıştı. Mustafa Necati’nin el attığı çok önemli alanlardan birisi de halkbilim çalışmalarıdır. Türkiye folklorunun, halkbiliminin ulu çınarı İlhan Başgöz yazmıştı: “Türkiye’de tümden folklor araştırmalarına adanan ilk kuruluş Halk Bilgisi Derneği’dir. Bu dernek 1927 yılında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin onursal başkanlığında kurulmuştur; ama bir devlet kuruluşu değil, özerk bir dernektir. Böyle olduğu halde devletten büyük destek görmüştür. Derneğin bütün resmi kağıtları Büyük Millet Meclisi’nin matbaasında, ücretsiz basılmış ve derneğin ilk yayanının tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’nca satın alınmış, bütün okullara ve dernek üyelerine parasız gönderilmişti.
Halk Bilgisi Derneği, memleket çapında bir üye yazma kampanyasına girişti ve üyelerini alan araştırmaları konusunda bilgilendirdi. Derneğin ilk yayını Van Gennep’ten bir çeviriyi de içine alan bir rehberdi. Halk Bilgisi Rehberi, 1920lere kadar folklorun ne olduğunu bilmeyen Türkiye için pek gerekli idi.” (İlhan Başgöz, Berfin Bahar, Sayı 276, Şubat 2021)
Devşirmeler, cariyeler, Arapça ve Farsça’nın egemen olduğu bir kültürle ülkeyi emperyalizme peşkeş çekmekten geri durmamış yoz Osmanlı sarayı takipçilerinin, Cumhuriyet’i “Batı taklitçisi” ve kendi kültüründen kopuk bulan şaşkınların boyları devrilsin!
Talim ve Terbiye Kurulu’nun kurulması, eğitime ilkokuldan üniversiteye kadar bütün kademelerde özgün, karma, kamusal ve laik eğitime işlerlik kazandırılması, Cumhuriyet ilkelerinin köylere kadar yaygınlaştırılması (ilk Köy Öğretmen Okulları’nın açılması), öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenlerin önemsenmesi, müzelerle ilgili düzenlemelerin, arkeolojik kazıların başlatılması, Anadolu’da Selçuklu, Oğuz Beylikleri ve Osmanlı dönemi kitabelerinin derlenmesi gibi çalışmalar Mustafa Necati’nin Milli Eğitim Bakanlığı dönemi uygulamalarından bir kısmını oluşturur. Mustafa Necati büyük emek verdiği, babam Dursun’un da köyünde okuryazar olduğu Millet Mektepleri’nin açıldığı gün olan 1 Ocak 1929 tarihinde Milli Eğitim Bakanı iken vefat etmiştir.
“Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Eğitim Politikalarına” karşı emperyalizmin cemaat ve tarikatlarıyla kucak kucağa oturup dönemi “darbeci”, “tepeden inmeci” diye eleştirmeye kalkan “liberal” zevzekler, bugün iktidara gelmelerinde aracı oldukları iktidar sahipleri ile o günkü devrimcileri bir karşılaştırsınlar bakalım… O zevzeklerin kendi tarihlerini öğrenebilmek için içine dalıp battıkları Batılı Şarkiyatçı tarihçi Ettienne Copeaux, genç Cumhuriyet’in tarih kitapları üzerinden yaptığı araştırmada şaşırıp kalır ve gerçeği notları arasına almaktan da geri durmaz. “Kemalist Tarih Tezi”ni “darbeci” bir tez olarak bulan ve Balkanlar’daki “Osmanlı varlığının olağandan uzun sürmesi” (s 326), “Osmanlılar neredeyse Avrupa’dan tamamıyla püskürtülmüşken” (s 45), “Aralık 1912’deki Londra Konferansı Türklerin Avrupa’dan neredeyse tamamen atılmalarını onayladı” (agy, s 38), gibi değerlendirmelerle, birçok yerde yanlı bir bakış açısına sahip olduğunu açıkça belli eden bir yaklaşım sergileyen Fransız tarihçi Etienne Copeaux’ya göre, 1931 yılında yazılmış tarih kitapları “sürpriz” bir şekilde “diğer gelişmelere karşı kapalı bir model oluşturmamakta” ve tamamı 500 sayfaya yaklaşan kitaplar içinde Türk tarihine ayrılmış bölüm yalnızca 78 sayfa olarak yer almaktadır. Copeaux, bu durumu tarih yazımcıların bir pasif direnişi olarak yorumlar! Oysaki, o tarih kitapları, dönemin tarih çalışmalarını yürüten Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyelerinin kendilerince yazılmış ve denetlenmiştir (Doç. Dr. Mustafa Oral, Türkiye’de Romantik Tarihçilik, s 287, 288).
“Hegemonik Kemalizm”in sonraki “hümanist” döneminde ise Klasik Antik Çağ’a, Türk tarihine göre on kat, İslam tarihine göreyse üç kat fazla yer ayrılacaktır! (E. Copeaux, Türk Tarih Tezinden Türk-İslâm Sentezine, s 117-119) Kemalizm’e yönelik kapsamlı bir eleştirinin yazarı olan Orhan Koçak’ın “kendiliğinden gelişmelere açık” bulduğu 70’li yıllarda kullanılmaya başlanacak tarih kitaplarına, Türk-İslam sentezci bir anlayış egemen olacaktır. 1976 tarihinde İbrahim Kafesoğlu’nun hazırladığı tarih kitabına bir önsöz yazan Talim Terbiye Kurulu Başkanı Rıza Kardaş, amaçlarının eğitimi “milli bir hüviyete büründürmek” olduğunu söyleyecektir (E. Copeaux, agy, s 117). Talim Terbiye Kurulu’nun Başkanı, önceki dönemlerin eğitimini “milli” bulmamış olmalıdır. 1994 yılından sonra da tarih kitaplarının terazisi İslam tarihinden yana eğilecektir (E. Copeaux, agy, s 119)…
Mustafa Necati, perfore apandisit sancısı ve ateşleri içinde kıvranırken bile görevim kalacak diye o dava insanlığı koşturmasından ayrı kalamamış, genç yaşta o hastalık nedeniyle adını ölümsüzler arasına yazdırmış, arkasından Atatürk’ü ağlatmış bir kahramandır
Onun oturduğu ev, 2006”da Türkiye Lokantacılar, Kebapçılar ve Pastacılar Federasyonuna Osmanlı-Türk mutfağını yaşatmak çalışmaları için devredilmişti. Bir kurtuluş savaşı kahramanının evinin Kuru Fasulye Evi yapılmasına karşı yükselen tepkiler üzerine bundan vazgeçildikten sonra da Atatürk’e firavun diyen Nuri Pakdil Edebiyat Müzesi tabelası asılmıştı. Bugün kendisini “Yerli ve Milli” diye satmaya çıkmış politikanın Kurtuluş Savaşı ve onun gâzilerine bakış açısı budur…
Mustafa Necati’nin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
02 Ocak 2026, Alper Akçam
Dört kitabı birer birer okudum
Dört kitabı birer birer okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı
Pirin dergahında Kur’an okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı
Fazlı ile Nesimi dardadır darda
Hazreti Fatıma sırdadır sırda
Cihan var olmadan kandilde nurda
Allah bir Muhammed Ali yazılı
Dört kitap hak oldu uydu yasaya
Zeburu Davuda İncil İsa’ya
Tevrad-ı verdiler Turda Musa’ya
Allah bir Muhammed Ali yazılı
Pir Sultan farz oldu bize hidayet
Muhammed bıraktı iki emanet
Biri Kur’an biri işte Ehl-i Beyt
Allah bir Muhammed Ali yazılı
Sessiz Çığlık.
Günler günlere yaslandı
Çocuklar doydu açlığa.
Dilimde sözler paslandı
Sokaklar çığlık çığlığa..
Ezilen insan uyanmaz
Ölüme yatmış ayılmaz
Böyle dert hak’dan sayılmaz
Ortaklar çığlık çığlığa.
Yoksullar potaya dolduk
Açlıklığın altında kaldık
Gölgemizden kaçar olduk
Ürkekler çığlık çığlığa
Neden kindar, din dar’ınan
Ezan okur, çalınır çan
Uyansın gayrı uyuyan
Korkaklar çığlık çığlığa.
Paha etmez yoksul kanı
Değer bilmez kolluk, canı
Açım diyen her insanı
Tartaklar çığlık çığlığa
Vurguni’ al güller soldu
Herkes ettiğini buldu
Mideler boş davul oldu
Gırtlaklar çığlık çığlığa..
Abdullah Oral…
Şurda bir güzele meyil aldırdım
Şurda bir güzele meyil aldırdım
Cihan güzel olsa yoktur nazarda
Çünki dilber bende meylin yoğ idi
Niçün koydun beni ah ile zarda
O yâr bana nâme yazdı gönderdi
Öpem didim al yanağın sundurdu
Sim ü zer tükendi başın döndürdü
Didim dilber bu da var mı pazarda
Gevheri der ben de böyle kalursam
Adıllardan intikamım alursam
Yâr seni sarmadan ben de ölürsem
Sızılar kemiğin vallah mezarda…>>
Vefasız dilbere gönül vereli
Vefasız dilbere gönül vereli
Bana hasım olmadık kullar mı kaldı
Bağ-ı hüsnün goncesini dereli
Ahvâlim söylemez diller mi kaldı
Ferhad gibi yol eyledim dağları
Hangi yâr güldürmüş ağlayanları
Şimdi viran oldu dostun bağları
Yaprağın dökmedik dallar mı kaldı
Ey hûb-zibâ gel zulüm etme cana
Şimdiki hûblara yoktur bahane
Bir rüzgâr musallat oldu cihana
Meyvasın dökmedik dallar mı kaldı
Ey gönül bu işden olalım beri
Görelim sonunda ne kılar Bârî
Gevheri der ben de iderim zari
Başıma gelmedik haller mi kaldı…>>
Vücudum aşkınla dağ dağ iken
Vücudum aşkınla dağ dağ iken
Beni aşkın ateşine dağlatma
Yazıktır canım taze çağına
Ahım ile gözüm yaşın çağlatma
Dün gice seyrimde gördüm pirimi
Âşık geze geze bulur birini
Gülşeninde güle virdim serimi
Kara gözlüm dikenine dalatma
Tir ü gamzen ebru kemânesidir
Bu bakışlar çeşmim mestanesidir
Bir gamzen peykânı bin cânesidir
Beyhude yere hançer çeküp zağlatma
Gevheri’ye aşkın melâmet yeter
Aşkında çekdüğüm zelâlet yeter
Haşre-dek bu gam kasavet yeter
Bir yana da sen de zâlim ağlatma
Türküler.com
Bülbül ne yatarsın yoz bahar oldu
Bülbül ne yatarsın yoz bahar oldu
Çağrışup ötmenin zamanı geldi
Serviler yeşerdi çiçekler doldu
Cana can katmanın zamanı geldi
Benim yârim yanakları allıdır
Ak elleri deste deste güllüdür
Derdli olan bakışından bellidür
Her derdi atmanın zamanı geldi
Firkatle ağlayup şevkle gülünce
Gözümden dökülen yaşı silince
Bir dilberin elin ele alınca
Yaylaya çıkmanın zamanı geldi
Âşık Gevheri de gider dostuna
Gidi rakiblerin bize kasdı ne
Evvelbahar çayır çemen üstüne
Sarılıp yatmanın zamanı geldi…>>
Bir kaşı hilâle meyletti gönül
Bir kaşı hilâle meyletti gönül
Bedir olmuş amma gene bir hoşça
Yanağı gülleri yabâne değil
Sehil solmuş amma gene bir hoşça
Gönül eğlencesi alnının mâhı
Nâz ü istiğnasın komamış dahi
Rûy ü ruhsârında hatt-ı siyahı
Yeni yetmiş O amma gene bir hoşça
Rahm eyle âşıka ömrümün varı
Hâliyâ güzelsin çekme sen ârı
Hatâdan hıfz itsün Cenâb-ı Bâri
Genç değilsin amma gene bir hoşça
Ey Gevheri kimdir vaslına eren
Öğünsün âlemde zevkini süren
Dermiş bizden evvel meyvesin deren
Sonu kalmış amma gene bir hoşça…>>
Bir gün başım alur çıkar giderim
Bir gün başım alur çıkar giderim
Bize dağlar olsun il deyi deyi
Kayalar başını mesken iderim
Mecnun’un gezdiği bel deyi deyi
Yâre yâr olalıdan beri nâşi
Bağrıma uruldu melâmet taşı
Hasret ile akar çeşmimin yaşı
Umman oldu gitti sel deyi deyi
Her kaçan dildâre arz etsem halim
Ah ü zâr etmeğe kalmaz mecalim
Ferdalara salar beni bir zâlim
Âşık isen dağları del deyi deyi
Ol benim gönlüm aldı mestâne
Temellük tealluk gösterdi câne
Şimdi ider yüz bin dürlü bahane
Korkarım ta’n ider il deyi deyi
Çünki rahm etmezdin ah sözüme
Aşkınla ateşler yaktın özüme
Ya niçün evvelden güldün yüzüme
Ey benim Gevherî’m gel deyi deyi…>>
Bir garib kuş idim bakın hâlime
Bir garib kuş idim bakın hâlime
Yavru şahin vurdı sinem yâreli
Varamadım mekânıma elime
Yavru şahin vurdu sinem yâreli
Dosta gider iken yolum döndürdü
Suya verdi alçaklara endirdi
Kolum kırdı kanadlarım sındırdı
Yavru şahin vurdu sînem yâreli
Bağdadi turnayım vardı elimiz
Yoktur gurbetlikte sora hâlimiz
Dost köyüne uğrar iken yolumuz
Yavru şahin vurdu sinem yâreli
Üsküfli olur böyle gözü kareler
Tel tel itmiş zülüflerin tazeler
Derman bulmaz bana ehil çâreler
Yavru şahin vurdu sinem yâreli
Gözü kanlı sökün itti elinden
Çok bülbülü ayırmıştır gülünden
Gevheri der kurtuluş yok elinden
Yavru şahin vurdu sînem yâreli…>>
Neylerim dünyâda narı turuncu
Neylerim dünyâda narı turuncu
Gönül eğlencesi dilberin genci
İstediğim dürr-i yekta bir inci
Anı da bir hakkak delmedik olsa
Bir dost ararım ki açsam razımı
Meclis-i irfanda çalsam sazımı
Bir turna gözlüye salsam bazımı
Hiç avcu şahini salmadık olsa
Pek mailim hûb cemâle bakmağa
Pervâne-veş derdli sinem yakmağa
Gönce gül isterim alup kokmağa
Hoyrat eli değüp solmadık olsa
Gevheri der gönül maildir gence
Bir tıfl-i nevreste miyânı ince
Dahi koculmadık lebleri gönce
Cevr ü sitem nedir bilmedik olsa…>>
Bir dilber isterim Bari Huda’dan
Bir dilber isterim Bari Huda’dan
Hiç misli cihâna gelmedik olsa
Olmasa âlemde bây ü gedâda
Hiç bir kimse mâlik olmadık olsa
Neylerim dünyâda narı turuncu
Gönül eğlencesi dilberin genci
İstediğim dürr-i yekta bir inci
Anı da bir hakkak delmedik olsa
Bir dost ararım ki açsam razımı
Meclis-i irfanda çalsam sazımı
Bir turna gözlüye salsam bazımı
Hiç avcu şahini salmadık olsa
Pek mailim hûb cemâle bakmağa
Pervâne-veş derdli sinem yakmağa
Gönce gül isterim alup kokmağa
Hoyrat eli değüp solmadık olsa
Gevheri der gönül maildir gence
Bir tıfl-i nevreste miyânı ince
Dahi koculmadık lebleri gönce
Cevr ü sitem nedir bilmedik olsa
















