Perşembe, Mart 12, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 173

Karl Marks bakın ne demiş?

0

Karl Marks bakın ne demişti:
Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın elinde ustaca kullandığı bir silahtır.
Cehalet asla sorgulamaz, daima yargılar.
Cehalet öğrenmez, yalnızca ve hep inanır.
Cehalet asla okumaz ve öğrenmez, gerek duymaz, o hep hatmeder.
Cehalet asla hoş görmez, hep katleder.
Cehalet ilkeldir, asla sosyalleşmez.

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı

0

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni

Kurulma sevdiğim güzelim deyin
Bağlama karayı allan geyin
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
Beslesem elimde tuz ile seni

Koyun olsam otlatırdım yaylada
Tellerini yoldurmazdım hoyrada
Balık olsan takla dönsen deryada
Düşürsem toruma hız ile seni

Veysel der ismini koymam dilimden
Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görse idim göz ile seni

Beni Hor Görme Kardeşim

0

Beni Hor Görme Kardeşim
Sen Altınsın Ben Tunç Muyum
Aynı Vardan Var Olmuşuz
Sen Gümüşsün Ben Saç Mıyım

Ne Var İse Sende Bende
Aynı Varlık Her Bedende
Yarın Mezara Girende
Sen Toksun Da Ben Aç Mıyım

Kimi Molla Kimi Derviş
Allah Bize Neler Vermiş
Kimi Arı Çiçek Dermiş
Sen Balsın Da Ben Cec Mıyım

Topraktandır Cümle Beden
Nefsini Öldür Ölmeden
Böyle Emretmiş Yaradan
Sen Kalemsin Ben Uç Muyum

Tabiata Veysel Aşık
Topraktan Olduk Kardaşık
Aynı Yolcuyuz Yoldaşık
Sen Yolcusun Ben Bacmıyım

Çıktık Horasan’dan eyledik sökün

0

Çıktık Horasan’dan eyledik sökün
Düşürdüler bizi tozlu yollara
Omuzda parlıyor kargı cıdalar
Aşırdılar bizi karlı dağlara

Bölük bölük oldu yüklendi göçler
Atlandı yaşlılar yayandır gençler
Başımıza geldi gördüğü düşler
Düşürdüler bizi gurbet ellere

Gahi konduk gahi göçtük yollara
Bilip bilmediğim gurbet ellere
Alem dağlarından şu düz çöllere
Şimden sonra destan olsun dillere

Oradan yükledik geldik Culab’a
Seksen dört bir erdir gelmez hesaba
Deve koyun çoktur insan kalaba
Susuz hayvan inileşir göllere

Dedemoğlu der ki aşkın bağından
Aşırdılar bizi Yozgat dağından
Anadolu Sivas şehri sağından
Bizden sonra bir nam kalsın illere

Tokat ellerinden aldım bakırı

0

Tokat ellerinden aldım bakırı
İncitmeyin fukarayı fakiri
Boz bulanık seller gibi rakıyı
İçirin beylere ben gelene dek

Atımı bağladım ben bir hozana
Merhamet etmeyin oyun bozana
Yetmiş batman pirinç küçük kazana
Yedirin beylere ben gelene dek

Ben bir Köroğlu”yum dağda gezerim
Esen rüzgarlardan hile sezerim
Demir kürüng ilen kafaz ezerim
İlişmen fakıra ben gelene dek

Üç beş aşık biraraya gelmişler

0

Üç beş aşık biraraya gelmişler
Onlar birbirine meydan ederler
İkrarından dönmez kavli sadıklar
Hakikat sırrını pünhan ederler

Olaydın onların darına berdar
Cümlesine oldu aklım tarümar
On iki koyunum üç beş kuzum var
Gönül yaylasında cevlan ederler

Dertli bu dertlere düşenden beri
Kimi geri çeker kimi ileri
Çeksem irakibi girmez içeri
Hakikata kuru bühtan ederler

İndim seyreyledim demi devranı

0

İndim seyreyledim demi devranı
Ay doğmadı vallah günden ezeli
Katarlanmış Şah’ın gerçek kulları
Kim bu mülke kondu bundan ezeli

Derya kenarında mülküm sel aldı
Üstad nefesinden gerçek kul oldu
Değirmene vardım unum yel aldı
Yüküm tane idi undan ezeli

Murtaza Ali’yi gördüm can oldum
Muhammed’e erdim gevherkan oldum
Kaptan kaba süzüldüm kızıl kan oldum
Bir kadre (damla) su idim kandan ezeli

Muhammed Ali’nin darına durdum
Kırklar meydanından bu deme erdim
Yolcunun durağı o hana vardım
Durağım kandildir handan ezeli

Kul Hüseyin’im bunu böyle söyledi
İnip aşkın deryasını boyladı
Dünkü gelen aşık bugün söyledi
Biz bunu söyledik dünden ezeli

Adem oğlu dünyaya gelince

0

Adem oğlu dünyaya gelince
Taze açılmış fidana benzer
Bir yaşına kadem basınca
Bülbül gibi şakır gülşene benzer

İki yaşında kalkar oturur
Üç yaşında açuk manalar getürür
Dört yaşında hamaylisin götürür
Beş yaşında bağ u bostana benzer

Altısında fehmeder düşünü
Yedisinde düşürür dişini
Sekizinde fehmeder işini
Dokuzunda mah-ı tabana benzer

On yaşında taze güldür kokulur
On birinde gül gibi açılur
On’ikisinde boy gösterür seçilür
On üçünde selvi revana benzer

On dördünde mahbubluğu çağıdır
On beşinde gören aklın dağıdır
On altısında sanki cennet bağıdır
On yedisinde kaşlar kemana benzer

On sekizinde fehmeder arını
On dokuzda gözedür şikarını
Yirmisinde kimse bilmez sırrını
Talimin almış şahana benzer

Yirmi beşinde bir hoşça görünür
Otuzunda akan sular durulur
Otuz beşinde meclislerde anılur
Yarana karışmış irfana benzer

Kırk yaşında gazel gibi bağlarda
Kırk beşinde günahların ağlarda
Ellisinde Suphana bel bağlar da
Yüklemiş yükünü kervana benzer

Elli beşinde ettikleri düş olur
Altmışında pirlik gelür kış olur
Altmış beşinde gözleri yaş olur
Dağ başına çıkmış güneşe benzer

Yetmişinde ağrı iner dizine
Yetmiş beşde duman çöker gözüne
Sekseninde kimse bakmaz yüzüne
Baykuş oturmuş virane benzer

Seksen beşinde beli bükülünce
Doksanın defterin dürülünce
Doksan beşinde ömrün serilince
Bir günde savrulmuş harmana benzer

Kul Hüseyin yüz yaşına varınca
Hakile hak olup yeksana benzer

Akıl ermez yaradanın işine

0

Akıl ermez yaradanın işine
Muhammed Aliye indi bu Kurban
Kurban olam kudretinin nuruna
Hasan Hüseyne indi bu kurban

Ol imam Zeynelin destinde idim
Muhammed Bakır ın dostunda idim
Caferi Sadık in postunda idim
Musa Kazim Rızaya indi bu Kurban

Muhammed Takinin nurunda idim
Aliyül Nakinin sırrında idim
Hasanül Askerin darında idim
Muhammed Mehtiye indi bu Kurban

Aslı Şahı Merdan gurühu Naci
Gerğeße baßlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban talibin borcu
Piri Tarikata indi bu Kurban

Tarikattan hakikate ereler
Cenneti Alaya hülle sereler
Muhammed Alinin yüzün göreler
Erenler aŞkına indi bu Kurban

Şah Hatayim eder bilirmi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkan
Tırnaßında tespih, kanında mercan
Mümin müslümana indi bu Kurban

Mustafâ’dan dinle ey ârif benim evrâdımı

0

Mustafâ’dan dinle ey ârif benim evrâdımı
Gel beri gör Murtazâ’dan dem-be-dem feryâdımı
Tâ ezelden hubb-ı Haydar ördüler bünyâdımı
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Hasan Hulk-ı Rızâ’dan zâhir oldu her sıfât
Hem Hüseyn-i Kerbelâ’dan keşf olur envâr-ı zât
Nesl-i Şâh’ı sevdi her kim buldu memâtta hayât
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Alî Zeyne’l-Abâ’dır cânımız cânânımız
Hem Muhammed Bâkır u Ca’fer’durur bürhânımız
Âl ü evlâdına tâ bin candan kurbânımız
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Alî Mûsâ Rızâ’dır kıblegâh-ı mü’minân
Şah Takî vü bâ-Nakî zikrim dilimde her zamân
Bunların dostluğuna var oldu hep cümle cihân
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Bu Virânî derd-mendim medh-i Şâh’i söylerim
Askerî hem Mehdi-i Peşt ü Penâh’ı söylerim
Gayriden el çekmişim ol Pâdişâh’ı söylerim
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Seni Şah’a gider derler

0

Seni Şah’a gider derler
Gel gitme güzel Kalender
Anan atan yüzün suyun
Gel gitme güzel Kalender

Hacı Bektaş değil m’atan
Kerbela’da mekan tutan
Hünkâr Veli değil m’öten
Gel gitme güzel Kalender

Bölük bölük oldu beyler
Yedilmez oldu yedekler
Terketme güzel Kalender
Gel gitme güzel Kalender

Sen Hacı Bektaş oğlusun
Şu aleme dopdolusun
Sen de bir erin oğlusun
Gel gitme güzel Kalender

Koyun Abdal durmuş ağlar
Kurulmaz oldu otağlar
Dikildi sayvanlar tuğlar
Gel gitme güzel Kalender

Gözümün yaşı boranda

0

Gözümün yaşı boranda
Cümle Kâinat Kur’anda
Hak Hukuk bu mizanda
Kalem kağıt oldum işte,

Gelde oku beni bende
Hak olurmu yanlız yerde
Muhammed Ali var bu serde
Din İman oldum işte,

tut yönünü dön yokuşa
Cahil insan çok inişe
Meil etme gel, iblise
edeb Erkân oldum işte,

Gün geceye eşit değil
Bu karanlık bitmez değil
Eğil Şahi Merdana eğil
Yeksan kulu oldum işte,

Dağın ardına gidilmez
Ardı varmı hiç bilinmez
Zalim olan hiç sevilmez
Mazlum insan oldum işte,

Bakma şaşkın gün’e Ay’a
Denk olurmu öfke Hay’a
Yorulupta kalma yaya
Yolu bulup aktım işte,

El ne bilsin sende yükü
Çağır Halkı Hakkı oku
Aslan değilmidir kürkü
Teni alıp serdim işte,

Ne Arifim nede kayım
Aldım bende bunca payım
Olma sakın sinsi hayın
Sofra serip açtım işte,

Yerin göğün tek dümeni
Bitmez insanın gûmanı
Kaldı Kerbela dumanı
Hasan Hüseyin oldum işte,

Kul Mansurum etme hacet
Hal budurki düşme gaflet
Hiç bir zalime etme mihnet
Toprakla Su oldum işte.

En el hak! Dedim nişan bildirdim.

0

En el hak! Dedim nişan bildirdim.
Daha nasıl duyurayım sesimi?
İçimde kini nefreti öldürdüm.
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Yüreğini Aşk ile doldurmadıysan,
Özünde ikiliği kaldırmadıysan,
Ağlayan birini güldürmediysen,
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Hak erenler yola dizildi.
Nesiminin derisi yüzüldü.
Sayısız kitap yazıldı.
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Hak aşkı yoksa var olamazsın.
Hak ehline yar olamazsın.
Sen insansın kör olamazsın.
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Kendin dururken gökte aradın hakkı.
Hurafede bulurum sandın kadir-i mutlak’ı.
Din’i maske ettin bıraktın ahlakı.
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Elinde tesbih dilinde küfür.
Yüzüğün yakut, takılar safir.
Kendini ne sanırsın be kafir?
Daha nasıl duyurayım sesimi?

YEKSANİ bir gedayım hak yolunda.
Hak ile buluşmak senin elinde.
Boğulup gideceksin riya selinde.
Daha nasıl duyurayım sesimi?

Ben mürşidim diyen noksâna gelsin

0

Ben mürşidim diyen noksâna gelsin
Mürşid kimdir onun nişânı nedir?
Evliyâ buyruğun okuyup bilsin
Yetmiş üç farzı var beyânı nedir?

Dört kapı, kırk makam, oniki erkân
Onyedi tarîki eylesin beyan
Talibin gönlünde koymasın güman
Bildirsin cân içre cânanı nedir?

Kâmil mürşid her bir müşkili seçer
Ona teslim olan Kevser’den içer
Tâlibin yetmiş bin hicâbın açar
Gösterir cenneti nirânı nedir?

Bu mânayı bilen mürşid tamamdır
Ameli olursa Oniki İmamdır
Kalbi Beyt-i Hüdâ, Şâh-ı âlemdir
Yedi bahir içre ummânı nedir?

Bu sırra ermeyen mürşid olamaz
Hırsı nefse uyan özün bilemez
Tamah için gezen Hakk’ı bulamaz
Ne bilsin ikrârı îmanı nedir?

Har nerdedir bilmez yalanı söyler
Evlâddan’ım deyip yalan söyler
Gerkes gibi her bir cîfeye konar
Tanımaz yahşiyi yamânı nedir?

Bu üç sıfatta bulunanlar mattır
Nefsine kul olan şeytan sıfattır
Gıybet bûhtan eder sanır âyettir
Ak üzre fark etmez karayı nedir?

Noksani aç gözün mürşidi tanı
Bâtının görünce teslim et canı
Bir kapıya bend ol öğren irfânı
Göresin küfr-içre îmanı nedir?

Müminler bu yola türap olursa

0

Müminler bu yola türap olursa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
Darda bunda zulümatta kalırsa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Akılbâlik yaşı tende ise de
Hakk’ın hayalleri canda ise de
İk’elleri kızıl kanda ise de
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Talip on yaşında musahip tuta
Yiğirmide özün gerçeğe kata
Otuzunda vara mürşide yete
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Kırk yaşında pişkin dese sözünü
Ellisinde türap etse özünü
Altmışında Hakk’a dikse gözünü
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

thlâs talip pîr yolunda olursa
Yetmişinde belâsına durursa
Sekseninde Hak aşkına verirse
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran

Kul Himmet Üstadım…….hanını
Doksanında değiştirse donunu
Yüz yaşında Hakk’a verse tenini
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
KUL HÜMMET
Süzülüp güvercin donunda gelen
Doksan bin erlerin nasibin veren
Dan çeç üstünde namazın kılan
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Güvercin donunda çıkmış oturan
Eksik işin tamamını yetiren
Kara taşı hamur diye yuğuran
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Saat tutup kara taşı kaldıran
Mucizatın cümle yana bildiren
Çift öküzü bir kazana dolduran
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Gözlü pınarların çağlayıp akar
Seksen bin evliya delilin yakar
Doksan bin evliya gülbankın çeker
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Ağzının ataşı çıkar meşeden
Odalara geyik postu döşeden
Al’Osman oğluna kılıç kuşadan
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a

Kul Himmet Üstadım bir pîr nefesi
Cihana kâr eder ya onun sesi
Doksan bin erlerin Serçeşme başı
Hak der yalvarırım Hacı Bektaş’a