Cumartesi, Mart 14, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 162

Gül yüzlü gündesim nemden incindin

0

Gül yüzlü gündesim nemden incindin
araya söz katar eldir efendim
Ben kulunum haki payıma geldim
aradan noktayı kaldır efendim

Dost dostu bir pula satarmı böyle
Sailere meyil katarmı böyle
Kusurlusun diye atarmı böyle
Kul kusurdan hali değil efendim

Kulun işi daim günah işlemek
Adettir fidanı kesip aşlamak
bir mürvete yüzbin kann bağışlamak
Ta ezelden kadim yoldur efendim

Hayal meyal gelir dostun cefası
Budur aşıkların mekanı hası
Aşıkın maşuka cevrü cefası
Böyle cevretmekten öldür efendim

Gam ile geçirdim şurda beş günü
Senin şanın güldürmektir düşkünü
Ben bir divaneyim ölüm şaşkını
Göster didarını güldür efendim

Pir Mehmedim ilmi zatın bilenler
Mecnun oldu dost cemalin görenler
Kusur mu gözetir sultan olanlar
Bazı kusur işler kuldur efendim

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu

0

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Alim ne yatarsın günlerin geldi
Korular kalmadı kara yurt oldu
Alim ne yatarsın günlerin geldi

Kızılırmak gibi bendinden boşan
Hama´dan Mardin´den Sivas´a döşen
Düldül eğerlendi Zülfikar kuşan
Alim ne yatarsın günlerin geldi

Mümin olan bir nihana çekilsin
Münafık başına taşlar dökülsün
Sancağımız Kazovaya dikilsin
Alim ne yatarsın günlerin geldi

Pir Sultan Abdal`ım bu sözüm haktır
Vallahi sözümün hatası yoktur
Şimdiki sofunun yezidi çoktur
Alim ne yatarsın günlerin geldi

Görülmez önümüz tozdan dumandan

0

Görülmez önümüz tozdan dumandan
Gözümüz mü düşman ateşmi düşman
Akıllanamadık geçen zamandan
Küfeli mi düşman Mervan mı düşman

Bir zaman örgütün en tepesinde
Yön bulurdu kurum onun sesinde
Şimdi sayılıyor şer cephesinde
Gelenek mi düşman Gençi mi düşman

Savunur du örgütün sır katibiy di
Basının önünde söyler diliydi
Satılan arsanın gizli eliydi
Pulumuz mu düşman Gümüş mü düşman

Söyleyene değil söylenene bak
Her sevmediğine getirme yasak
Sansürün elinde fikirler tutsak
Yazarımı düşman eser mi düşman

Örgüt tayin eder derdi gündemi
Boş geçirdik bu laflarla her demi
Meziyet insanın güzel erdemi
Aşikar mı düşman Özel mi düşman

Keskin tavırlıydı dik duruyordu
Örgüte pek toz kondurmuyordu
derin devlet ithamıyla vuruldu
Cümlemi düşman Kelime mi düşman

Seçim kazanmaya döner dolaplar
Derin devlet olur eski yoldaşlar
Kabzımalı gelmiş delege tavlar
Zenginim mi düşman Engin mi düşman

İnancın tanımı bilinmez oldu
Bazı yaşam tarzı bazen de yoldu
Zamane yezidi tanınmaz oldu
Alimiz mi düşman osman mı düşman

Herkes konuşunca kül bırakmıyor
Kimse kendi aynasına bakmıyor
Çıkar kavgasından önder çıkmıyor
Cahili mi düşman kamil mi düşman

Bölündük ortadan bin pare olduk
Birlik bahçesinde açmadan solduk
Zalimler eliyle yolda yüzüldük
Derimizmi düşman saraç mı düşman

Yol Sefili dostlar acı söylüyor
Bizim halimize yezid gülüyor
Almanyadan liste cıkmış geliyor
Müdahil mi düşman diyen mi düşman

Gönül teşrif edip sahra gezerken

0

Gönül teşrif edip sahra gezerken
Sallanıp gürlemen yare uğradım
Gavvas olup gam bahrinde yüzerken
Hacı Bektaş gibi pire uğradım

Alnında yazılı hattı dört kitap
Vechi kıblegahtır kaşları mihrap
Cenneti alada açıldı bir bab
Böyle bir mubarek şare uğradım

Çar anasırdan bir azim yapı
Arifler ol şehre eylemiş tapu
Üstü örtük mevcut oniki kapu
Onsekizbin alem vare uğradım

Şeş cihette tamir etmiş duvarı
Ona secde kılar melekler varı
Bezirgandır alışverişde karı
Hal içinde kisbi kara uğradım

Mısır camiidir ol şehrin adı
Yekun huruf ile kurmuş bünyadı
Doyulmaz lezzeti şirindir tadı
Hakikatte gizli sırra uğradım

Sır içinde nihan olur sırrımız
İnci mercan cevahirdir karımız
Dür alır dür satar hem pazarımız
İkilikten çıkıp bire uğradım

Aydın misalidir ol aşka bayram
Cemalin kalbime eyledi eram
FEDAİ ezelden can ile kurban
Arafat derlerdi dare uğradım

Nazim Hikmet

0

NAZIM HiKMET RAN (1902-1963) OTOBİYOGRAFİ

1902’de dogdum
dogdugum sehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yasimda Halep’te pasa torunlugu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite ögrenciligi
kirk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konuklugu
ve on dördümden beri sairlik ederim
kimi insan otlarin kimi insan baliklarin çesidini bilir
ben ayriliklarin
kimi insan ezbere sayar yildizlarin adini
ben hasretlerin
hapislerde de yattim büyük otellerde de
açlik çektim açlik girevi de içinde ve tatmadigim yemek yok gibidir
otuzumda asilmami istediler
kirk sekizimde Baris Madalyasinin bana verilmesini
verdiler de
otuz altimda yarim yilda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pirag’dan Havana’ya
Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun basinda 924’de
961’de ziyaret ettigim anitkabri kitaplaridir
partimden koparmaga yeltendiler beni
sökmedi
yikilan putlarin altinda da ezilmedim
951’de bir denizde genç bir arkadasla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sirtüstü bekledim ölümü
sevdigim kadinlari deli gibi kiskandim
su kadarcik haset etmedim Sarlo’ya bile
aldattim kadinlarimi
konusmadim arkasindan dostlarimin içtim ama aksamci olmadim
hep alnimin teriyle çikardim ekmek parami ne mutlu bana
baskasinin hesabina utandim yalan söyledim
yalan söyledim baskasini üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçaga otomobile
çogunluk binemiyor
operaya gittim
çogunluk gidemiyor adini bile duymamis operanin
çogunlugun gittigi kimi yerlere de ben gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapinaga havraya büyücüye
ama kahve falima baktirdigim oldu
yazilarim otuz kirk dilde basilir
Türkiye’mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadim daha
yakalanmam da sart degil
basbakan filan olacagim yok
meraklisi da degilim bu isin
bir de harbe girmedim
siginaklara da inmedim gece yarilari
yollara da düsmedim pike yapan uçaklarin altinda
ama sevdalandim altmisima yakin
sözün kisasi yoldaslar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yasadim diyebilirim
ve daha ne kadar yasarim
basimdan neler geçer daha
kim bilir
Nazim Hikmet – 1961

KARIMA MEKTUP 11-11-1933 / Bursa Hapisanesi

Bir tanem!
Son mektubunda:
“Basim sizliyor
yüregim sersem!”
diyorsun.
“Seni asarlarsa
seni kaybedersem;”
diyorsun;
“yasiyamam!”
Yasarsin karicigim,
kara bir duman gibi dagilir hatiram rüzgarda; yasarsin kalbimin
kizil saçli bacisi
en fazla bir yil sürer
yirminci asirlilarda
ölüm acisi.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razi olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavalli bir çingenenin
killi, siyah bir örümcege benzeyen eli
gecirecekse eger
ipi bogazima,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
bosuna bakacaklar
Nazima! Ben,
alaca karanliginda son sabahimin
dostlarimi ve seni görecegim,
ve yalniz
yari kalmis bir sarkinin acisini
topraga götürecegim…Karim benim!
Iyi yürekli
altin renkli,
gözleri baldan tatli arim benim:
ne diye yazdim sana
istendigini idamimin,
daha dava ilk adiminda
ve bir salgam gibi koparmiyorlar
kellesini adamin. Haydi bunlara bos ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eger
bana fanila bir don al,
tuttu bacagimin siyatik agrisi,
Ve unutma ki
daima iyi seyler düsünmeli

bir mahbusun karisi.

GÖZLERİN

Gozlerin gozlerin gozlerin

ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gozlerin gozlerin gozlerin hep guneste,
su mayis ay sonlarinda oyledir iste
Antalya tarafinda ekinler seher vakti.

Gozlerin gozlerin golzerin
kac defa karsimda agladilar
cirilciplak kaldi gozlerin
alti aylik cocuk gozleri gibi kocaman ve cirilciplak,
fakat bir gun bile gunessiz kalmadilar.

Gozlerin gozlerin gozlerin,
gozlerin bir mahmurlasmayagorsun
sevincli bahtiyar
alabildigine akilli ve mukemmel
dillere destan bir seyler oluyor dunyaya sevdasi insanin.

Gozlerin gozlerin gozlerin,
sonbaharda oyledir iste kestanelikleri Bursa’nin

ve yaz yagmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat Istanbul.

Gozlerin gozlerin gozlerin,
gun gelecek gulum, gun gelecek,
kardes insanlar birbirine
senin gozlerinle bakacaklar gulum,
senin gozlerinle bakacaklar.

1956
Nazim Hikmet
Yeni Siirleri 6.

GÖZLERİMİZ
Gözlerimiz
seffaf
temiz
damlalardir.
Her damlada
demire can veren dehamizin
bir küçücük
zerresi vardir..

Seffaf
temiz
damlalariyla gözlerimiz
bir umman içinde o kadar birlesti ki,
kayniyan suda buzu
nasil eritirsiniz,
iste biz de
birbirimizde
öyle kaybolduk.
Yükseldi gözlerimizin saheseri
demire can veren dehayi bulduk.

Seffaf
temiz
damlalariyla gözlerimiz,
bir umman içinde birlesmeseydi eger,
her zerre
dagilsaydi baska bir yere,
dinamolarla türbinleri çiftlestirerek,
çelik daglari suda kof bir kelek gibi döndüremezdik..
Ve gözlerimizi yakan
gecenin atesini
samasiz kibrit gibi söndüremezdik..

Nazim Hikmet, 1922

Tahirle Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım HİKMET

Ben senden önce ölmek isterim.

Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

                                                            18 Şubat 1945
                                                            Piraye Nâzım Hikmet

BİR ACAYİP DUYGU

«Mürdüm eriği
çiçek açmıştır.
— ilkönce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra —

Sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı-be-karşı.
Hava lezzetli ve aydınlık
— fakat iyice ısınmadı daha —
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık…
Bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
Herhalde çoktan öldürülmüştük
sen Londra’da olsaydın
ben Tobruk’ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut…

Sevgilim,
ellerini koy dizlerine
— bileklerin kalın ve beyaz —
sol avucunu çevir :
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi…

Dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı,
yirmi dördü emzikte…

Sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
— nar tanesi, nur tanesi —
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte ……….»

………. yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
— daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var —
Bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlarıma inat.

                                        Nazim Hikmet 7.2.1941

GÖVDEMDEKİ KURT

Sen
benim
minare boyunda çam gövdeme,
yumuşak
beyaz
bir kurt gibi girdin,
kemirdin!
Ben
barsaklarında solucan Makdonaldı besleyen
İngiliz amelesi gibi taşıyorum
seni içimde!

Biliyorum
kabahat kimde!

Ey ruhu lordlar kamarası kadın!
Ey uzun entarili tüysüz Puankare!
Karşımda:
demirleri kıpkızıl
bir şimendifer ocağı gibi yanmak
senin en basit hünerin;
yine en basit hünerin senin
buzun üstünde bir paten gibi kıvranmak!

Soğuk!
Sıcak!
Kaltak!
dur!
Yumuşak
beyaz
kıvrılışlarınla
beynime giriyorsun
kemiriyorsun!
Oraya giremezsin!
Onu kemiremezsin!

Yumuşak
beyaz
kıvrılışlarıyla
beynime giren kurdu
çürük bir diş çeker gibi söktüm!
Epeyce ter döktüm!
Bu sonuncuydu
bir daha olmayacak!

                        Nazim Hikmet  1924

KALBİM

Göğsümde 15 yara var!.
Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

Göğsümde 15 yara var!
Sarıldı 15 yarama
kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!
Karadeniz boğmak istiyor beni,
boğmak istiyor beni,
kanlı karanlık sular!!!

Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!…

Göğsümde 15 yara var!.
Deldiler göğsümü 15 yerinden,
sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!
Kalbim yine çarpıyor,
kalbim yine çarpacak!!!

Yandı 15 yaramdam 15 alev,
kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..
Kalbim
kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,
ÇAR-PA-CAK!!

                                                            1925

NERDEN GELİP
NEREYE GİDİYORUZ?

Başlangıç

Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.

Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.

Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?

1

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
Bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.

2

Bir şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Beş şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yüz şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.

Pencerende bir sokak bulvarlı.
Odan sıcak.
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
Penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
Negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
Yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum…
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni…
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum…
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni…
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
O bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.

3

Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Hürriyet hepimize yetmiyor.
Hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.

Çağırı

Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

                                                                                                    22.11.962

VATAN HAİNİ

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

                                                                            28.7.962

VASİYET

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe’yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,

  • öyle gibi de görünüyor –
    Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
    ve de uyarına gelirse,
    tepemde bir de çınar olursa
    taş maş da istemez hani… 1953, 27 Nisan Barviha Sanatoryumu

SEN
En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel’un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince…
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri –
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için…
En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi…
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi…
Sana gelince…
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün…
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..

                                N.Hikmet - 1933

SİLÂHSIZ İNSANLAR

Beş kıtanın içinden başladı sefer
Gidildi kuzeye doğru, gidildi,
Ormanlar, kayalar, göller, denizler
Şehrine varıldı, şehir yeşildi.

Bu gelenler silâhsız adamlardı
Her birisi yüreğini çıkardı.
Her yürekte güzel bir şeyler vardı,
Hayata sevdalar ilân edildi.

Geceler beyazdı, gündüzler serin,
Sözleri dövdüler dan dan da din din,
Örsünde sıcacık yüreklerinin
Ölüm bu sözlerden güçlü değildi.

              1956

SALKIMSÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

                     1928

PORTATİF KARYOLA

Bu onun karyolası
portatif bir karyola.
O her sabah
buradan çıkardı yola.
Ve her akşam
burda çözerdi ıslak ayakkaplarını.
Karyolanın başucunda kitaplar…
Açıyorum
birer birer
kitaplarını.
Satırların
üzerinde
ellerinin izi var.
Pencerenin içindeki
bu beyaz diş fırçası, bu bembeyaz sabun
onun…
Elsiz kolları göğsünde
yatıyor karyolanın üstünde
lacivert gemici fanilası..
Bu onun karyolası
portatif bir karyola.
Duvarda külrengi bayramlık kasketi.
Yerde bir üçüncü mevki
tren bileti…..
N.Hikmet

NİKBİNLİK

Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-
-ceğiz…
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi…

Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…..

                       1930

BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN

Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

Gelinler aynada saçını tarar,
aynanın içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradılar.
Gelinlere kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

İhtiyarlıkta aklına insanın,
tatlı anıları gelmeli yalnız.
Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
efendiler, siz de ihtiyarsınız.
Bulutlar adam öldürmesin.

                                                Şubat 1955

CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Nazım HİKMET

HOŞ GELDİN

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun…
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik…
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta…
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM…..
N.Hikmet – 1932 Birinciteşrin 5, Çarşamba gecesi

BÜYÜK İNSANLIK

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.

                                                                        7 Ekim, Taşkent, 1958

GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
gövdemizle karanlıkları yara yara
çıktık, rüzgarları en serin
uçurumları en derin
havaları en ışıklı sıra dağlara.
Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!
Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
göz göze
yan yana
durun çocuklar.
Taşları birbirine vurun çocuklar.
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun
doldur içelim.
Başları
göklere
atalım
serden geçelim..
Heeey, nerden geçelim?
Yalnayak
koşarak
devlerin
geçtiği
yerden geçelim.
Heeey
hop
Heeey
hep
birden geçelim.
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun,
doldur içelim.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!.

N.Hikmet

GÖZLERİN

Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

                                                                        1956

HASRET

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

                                        6 Temmuz 1959

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

                                                                                                1947

GÜZ

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

İYİMSER ADAM

Çocukken sineklerin kanadını koparmadı
teneke bağlamadı kedilerin kuyruğuna
kibrit kutularına hapsetmedi hamamböceklerini
karınca yuvalarını bozmadı
büyüdü
bütün bu işleri ona ettiler
ölürken başucundaydım
bir şiir oku dedi
güneş üstüne deniz üstüne
atom kazanlarıyla yapma aylar üstüne
yüceliği üstüne insanlığın

                                                                Bakü, 6 Aralık 1958

GİDEN

Camların üstünde gece ve kar.
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar –
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor.
Ben dolaşıyorum…
Gece ve kar – pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde.
Bu, giden kardeşimin en sevdiği şarkıydı.
En sevdiği şarkı…
En sevdiği…
En……
Kardeşler, bakmayın gözlerime
ağlamak geliyor içimden…
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar –
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor..
Gece ve kar pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde!..
N.Hikmet – 1933

ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT

Hakkındır yaramazlık.
Dik duvarlara tırman
yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaplan
gibi kullansın elin
yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
kurşunkaleminle yık
Mızraklı İlmihalin
yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı
toprağa inan.
Ayırdetme öz anandan
toprak ananı.
Toprağı sev
anan kadar…

                                                        1928

GİDERAYAK

Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.

                                                                Haziran 1959

VEDA
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın…
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez…
Ben dostların gözünde kendimi
boylu boyumca görüyorum…

A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
Tek hecesiz elveda..

Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
mapusane türküsünü.

Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz…
Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz…

A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
ELVEDA..!!…….

Gel benim sarı tamburam

0

Gel benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
İçim oyuk derdim büyük
Ben anın’çin inilerim

Koluma taktılar teli
Söyletirler bin bir dili
Öldüm ayn-i cem bülbülü
Ben anın’çin inilerim

Koluma taktılar perde
Uğrattılar bin bir derde
Kim konar kim göçer burda
Ben anın’çin inilerim

Göğsüme tahta döşerler
Durmayıp beni okşarlar
Vurdukça bağrım deşerler
Ben anın’çin inilerim

Gel benin sarı tamburam
Dizler üstünde yatıram
Yine kırıldı hatıram
Ben anın’çin inilerim

Sarı tamburadır adım
Göklere ağar feryadım
Pîr Sultan’ımdır üstadım
Ben anın’çin inilerim

Pir Sultan Abdal
(PİR SULTAN ABDAL, haz. Memet Fuat, 1977)

Gel yola türab ol divane aşık

0

Gel yola türab ol divane aşık
Meydana gelmeyen merdan olamaz
Herkes yakmış kalb evine bir ışık
Ustada yetmeyen hakkı bulamaz

Ustaz tarlasını herk eylemeyen
Kendi vücudunu fark eylemeyen
On yedi ameli terk eylemeyen
Tabib olsa bu yarayı saramaz

Sefil mehemmedim safa hoş geldi
Dolandı çevrildi yine kış geldi
Şahı merdan cümlesine baş geldi
Onun ağlattığı herkes gülemez

Şu karsı yaylada göç katar katar

0

Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası serimde tüter
Bu ayrılık bana ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bize zulüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Ben gidersem sunam bana ağlama
Ciğerimi aşk oduna dağlama
Benden başkasına meyil bağlama
Geçti dost kervanı eyleme beni

Gider isem bu il sana yurt olsun
Münafıklar aramızda kurt olsun
Ben ölürsem yüreğine dert olsun
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal’ım dağlar aşalım
Aşalım da dost iline düselim
Çok nimetin yedim helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni

İnsanlığa değer verir

0

İnsanlığa değer verir
Böylece ehli imanım
Kötü âhlakı hor görür
Ona kaynamaz hiç kanım

Benden sorma abdest namaz
Sabırlı ol hele biraz
Arapçam çok kısa pek az
Safi Türkçe’dir lisanım

Yetmiş iki huri bilmem
Verseler de yine almam
Çünkü ben hakkından gelmem
Geçimi dar bir insanım

Kâbe’ye param yok niçin
Hak her yerde olduğu için
Bunda her hal yoktur suçum
Çünkü ben Hakk’a tapanım

O cennet hep olsun sana
Kederlenme benden yana
Cehennem kâr etmez bana
Cennet benim, ben insanım

Şeytanı bilmem ki nasıl
Ne millettir, hangi asıl
O yaklaşmaz bana hâsıl
Onunla evvel düşmanım

İbreti, böyle bir ferdim
Sade insanlıktır derdim
Hep gönlümü dosta verdim
Sanma ki ona pişmanım

Esiri

0

Aldığımı

Âşık değil miyim mahım
Bildim maşuk olduğunu
Bağışla çoktur günahım
Kabul edip aldığımı

Kapuna geldim biçare
Sınık gönül yanık yara
Merhamet et giriftara
Dürlü derde saldığını

Borç değil derdim peşin
Ben ağlarım yaşın yaşın
Kim ne bilir hublar işin
Vay aklını çaldığını

Bir vakit Selman Fariste
Bir vakit Rıza Parside
Yerde gökte arşta kürste
Arif bilir n’olduğunu

Esiri der burç u beden
Kün dedi kuruldu maden
Sitratül – müntehâya giden
Bilir aslan olduğunu…>>

Aradasın

Sırat mizan kurulunca
Cümle günah sorulunca
Bin bir ayak dirilince
Mahşer günü aradasın

Vermiş hana tutsağı
Beyhude geçirmiş çağı
Âşıklar okudu ağı
Dahi Mualla karadasın

Zihneyle sofu bu sözü
Şaşırmadık kadim izi
Usta hacat yaptı bizi
Kaynağın yok küredesin

Uzatma amelsiz fışkı
Yazdığını bir sen oku
Görsen tanımazsın Hakk’ı
Sen başına sıradasın

Yazıldı otuz üç varak
Âşıklara verdi sebak
Esirî dedi enelhak
Ol sebep çar-paredesin…>>

Ayılır Mı

Seçmez yediyi sekizi
Ol şahıs arif say(ı)lır mı
Tanıyıp bilmez ikizi
Bu manadan ayılır mı

Özünü bilmez bî – basar
Her nadana kulak asar
Hüzünü dilinden kasar
Ana gevher koyulur mu

Balla katar sirkeni
Unutmuş yolu erkânı
Kırmış katardan erkânı
Ana yolcu deyilir mi

Kimi dede kimi baba
Kimisinin gönlü kaba
Bir mana kim dipsiz kaba
Hak lokması koyulur mu

Esiri olma gel âsi
Gerçeğe bağla ihlâsı
Bülbüle gülşen duası
Feryad etse duyulur mu…>>

Bağışla

Mür(ü)vet ey gevherler kânı
Muhabbet yare bağışla
Ey rahmetleri çok gani
Kadim ikrara bağışla

Cemalin cennet gülü mü
Kesmem dilinden dilimi
Efendim kesme dolumu
Medet yalvara bağışla

Dudular teşbihe başlar
Sinemde yaralar işler
Hayalim gördüğüm düşler
Güzel didara bağışla

Musa kelâm dendi turda
Çevrinir pervane narda
Eyyûb’u çok koydun zarda
Mansur’u dara bağışla

Esiri der derdim taze
Yüz sürüp vardım niyaza
Ayılam gel eğip yüze
Piri Hünkâr’a bağışla…>>

Bana

Gam ü hasretden usandım
El vermez mi sitem bana
Bu gam şerbetinden kandım
Tesir etti bu câm bana

Seherde bülbülün sesi
Zevk için bekler kafesi
Bakasız deyi ötesi
Çağırırdı müdam bana

Sevmek gerekimiş zatı
Bildire ilm-i hikmeti
Sarraf bilir bu kıymeti
Kulum diye ricam bana

Üç yüz atmış altı varak
Yakın gözle gezme ırak
Bana aslı erbab gerek
Dil verdiler hitam bana

Mert gerek meydana lâyık
Dört kapı erkâna layık
Kul odur sultana layık
Ders verirdi hocam bana

Anasırdan bir ev yaptık
Allah’ın emrine taptık
Seve seve öyle çıktık
Kulum dedi müdam bana

Esiri aşka ser olan
Üç ile beşte sır olan
Noktai vahdet bir olan
Hak-i payı iman bana…>>

Başka

İblis inkâr etti Hakkı
Yediği şamardan başka
Behey taharetsiz fakı
Kimin var ömürden başka

Ayeti inkâr eyleme
İblis’e ikrar eyleme
Yerini finnar eyleme
Azabı mahşerden başka

Bi amel bir kitap açmış
Güya ki namesin seçmiş
Lengi han sadre geçmiş
Kırdığı semerden başka

Ademdir esma-i hikmet
Ademdir kelâm-ı kudret
Bilmez irfanı nihayet
Eshaba tımardan başka

Nadanın kahrını çekmez
Hoyrata dadamık dökmez
Esirî’ye yar gerekmez
Gözleri humardan başka…>>

Bel Bağla

Uyan gafletinden ey sahip ikrar
Aç gözünü temennaya bel bağla
İkrarıdır eden Mansur’u berdar
Levh-i mahfuz tecellaya bel bağla

Dediler sağ uçar mürşide uyan
Ademi zat olur demeden duyan
Üçlerin beşlerin rengine boyan
Hak Muhammet Mustafa’ya bel bağla

Ararlar yükünü mal var mı deyi
Hiç bir hakka yarar hal var mı deyi
Sorma bundan öte yol var mı deyi
Uy katara bu sevdaya bel bağla

Dağlama her hara yitirip izi
Yüz bin hazne keser kâmilin sözü
Nefsini katleden olmaz mı gazi
Şahımerdan Murtaza’ya bel bağla

Gel Esirî oluver didara âşık
Sözün söyle bezm-i irfana lâyık
Aşıkın halinden bilmez mi maşuk
Her bir halde gel Rıza’ya bel bağla…>>

Benim

Gâhı sarhoş gâhı bengi
Sevdalıdır başım benim
Adlilerle kılıp cengi
Anlar Kureyş Haşim benim

Seherde öter bülbülüm
Açılmış lâle sümbülüm
Dost bağına uğradıydım
Anınüçün çoğum benim

Bana derler ey sevdalı
Hep sana güldürdün eli
Gezerim sahrayı çölü
Muhabbettir işim benim

Esiri der oldum hasta
Hem söylerim keşte peşte
Seyrimde koşarım dosta
Geldi çıktı düşüm benim…>>

Bilir

İş bu noksan bin kelâmın
Mânasını diyen bilir
Hakikat-i serencamın
Canı başı koyan bilir

Amelsiz ilim ne demek
Şöyle bir beyhude emek
Yakasız yeğsiz bir gömlek
Anı ancak giyen bilir

Serhoş bilir ayığını
Herkes bulur lâyığını
Hakikatin yayığını
Yiyen bilmez yayan bilir

Muhabbet dilde tartılmaz
Hakkı bilmeyen kurtulmaz
Yedi farzla örtülünmez
Üç sünneti duyan bilir

Mânadan bilir bi-basar
Deryanın içinde susar
Kendi yıkar kefen kasar
Bu meftayı yuyan bilir

Yine kendi kabrin kazar
Çar köşeye eder nazar
Esirî sağdır bu bazar
Küllü varın koyan bilir…>>

Bizdedir

Ne satarsın sarraf oğlu
Ol dürlü mercan bizdedir
Müşteri var ise gönlü
Bezenmiş dükkân bizdedir

Biz alırız dördü beşe
Hesap görür başı başa
Hayır gel Pazar kavuşa
Lâl-i bezestan bizdedir

Kallaş isen girme şara
Gönül gezer kadim kâra
Tevekkül ol ey biçare
Sohbet-i irfan bizdedir

Gel Esiri alana sat
Düz gör hesabın olma mat
Ahengerler gibi çat çat
Çalarız hannan bizdedir…>>

Bize

Ağlasana Sefil Mecnun
Saçı Leylâ küstü bize
Boynu eğri koyup mahzun
Felek çaldı desti bize

Nedir bu sevda gaziler
Cesette canım sızılar
Gönül aşnasın arzular
Minnet eylen dostu bize

Bülbülüm yarım bağlara
Mecnunum düştüm dağlara
Bak bu fîrgatli çağlara
Acı yeller esti bize

Nasıl kıydın melek nesli
Var mıdır bu yarin misli
Serimiz dumanlı puslu
Gam leşkeri bastı bize

Beni yarimden ayırdı
Ahimi halka duyurdu
Efendim hicret buyurdu
Ecel banı bastı bize

Gel gönül feryat et gülme
Eden Hak kimseden bilme
Gel Esirî gafil olma
Gör feleğin kasdi bize…>>

Bulunma

Muhabbet edersen hublar şahına
Mansur geçmediği darda bulunma
Ziyaret kıl gönül Beytullahına
Sermayesiz kârsız şarda bulunma

Fehmeyle özünü kân ol mekân ol
Durup bir katre damarda kan ol
Gir vücut şehrinde baki sultan ol
Gel Musa kelamsız Turda bulunma

Bir şahs özün bilip uysa bu zata
Görünmez hakikat şehrinden öte
Gördün bir can düşmüş hak muhabbete
Sakın ara yerde perde bulunma

Hanedan aşkına kaza ederler
İrfanda dolanır manalı sırlar
Bu raha hû dedi ustazlar pirler
Aç gözünü ferman körde bulunma

Esiri der almayana çare ne
Şükrolsun dost köyünde kâra ne
Sen âşık olursan sadık yara ne
Bari bol vefasız yarda bulunma…>>

Coşundasın

Bihamdülillah demanımız
Bir mürşidin peşindedir
Halis muhlis imanımız
Dem muhabbet coşundadır

Muhammet Ali sayesi
Nacilerin sermayesi
Muhammet’tendir mayası
Hikmet anın işindedir

Bir kişi kasdı hanedan
Bilmez maya ile nadan
Yolda tekebbürlük eden
Ayni cemin dışındadır

Fena ehlin sanır baki
Gafil tutar ecel faki
Ayanında görmez baki
Haber verir düşündedir

Şeriatı tarikatı
Marifet bildirir zatı
Kim ki tanır hakikati
Devlet anın başındadır

Okunur hutbede imam
Arif bilir kelâmı tam
Esirî der ki serencam
Âşıkın cünbüşündedir…>>

Derdin

Efendim minnet bağını
Aşıka vatan mı verdin
Gösterip hubluk çağını
Malamat kılam mı derdin

Bak dideme kanlı yaşa
Kâr eyledi ahım ataşa
Firkat ile baştan başa
Dağı hicrana er gördüm

Yüzünde ayetli benler
Görünce ateşim yeğler
Yaraya em eder beğler
Sen benim artırdın derdim

Mecnun’um dağlar meskenim
Gayrı illerdir vatanım
Ölürsem sen sar kefenim
Kanlım olmak mıydı derdin

Esiri söyler hakâyık
Can var canına lâyık
Bihamdülillah kavli sâdık
Tuttuk demanın bir merdin…>>

Derler

Gerçek erler cömert olur
Değmez kusuru derler
inkâr ehli namert olur
Mananın kasın derler

Erenler eyvallah dedi
Salman da şeydullah dedi
Arifler Beytullah dedi
Camii Mısrî derler

Otuz üç harfi bilecek
Kul borcun eda kılacak
Doksan iki yüz de ancak
Hesap et Esiri derler

Seni Hak bilmeyen gafil
Yeldemiş iğvayı batıl
Sana kast eyleyen cahil
Sarınır hasın derler

Pir fıkarası yararsa
Yarasın talip sararsa
Ağalar benden sorarsa
Bize de Esiri derler…>>

Dersin

Gafil bu damı duzaktan
Kurtulup kaçam mı dersin
İnayet olmazsa Hak’tan
Müşkülüm seçem mi dersin

Tekebbür hırkasını at
Divanda olmayasın mat
Sunarlar sana bir berat
Takdirden kaçam mı dersin

Asılsız ervahı bozuk
Yazık sıfatına yazık
Tutmadım ahrete azık
Yükledip göçem mi dersin

Bilmedin farz ü sünnette
Haset olur mu ümmette
Bu sevda ile cennette
Kevserden içem mi dersin

Esiri geç masivadan
Özünü indir havadan
Gel ey gafil bu yuvadan
Kanatsız ucam mı dersin…>>

Deyi

Bekledim divar peykesin
Yar merhamet kıla deyü
Yedi padişah ülkesin
Alamam bir pula deyü

Merhamet etti halime
Nazar kıldı ahvalime
Bir baş için sualime
Hem ziyaret ola deyü

Destur deyip vardık yâra
Yüz sürdük gani Hünkâr’a
Bak şu nazenin güftara
Kaç gün geldik bula deyü

Dedim her saatim bir yıl
Buradan ötesini sen bul
Aşkın beni kıldı bülbül
Fasl-ı bahar ola deyü

Dedi yolunuz kış mıdır
Ettiğiniz cünbüş müdür
Dedim bağrınız taş mıdır
Esiri’ye nola deyü…>>

Düşer

Kançeride bülbül ötse
Gülistan aklıma düşer
Bir bezirgan meta satsa
Bu dükkân aklıma düşer

Kumru ile konduk dala
Beyler yüğrük şahin sala
Arap at koç yiğit bile
Er meydan aklıma düşer

Severdim saçı Leylâyı
Tevekkül tuttum Mevlâyı
Görsem bir gözü şehlâyı
Nevcivan aklıma düşer

Mürvet ey gerçek erenler
Tecelli dîdâr görenler
Nazik yara saranlar
Hiciran aklıma düşer

Bir bina yaptım dört köşe
Mücevherdir baştan başa
Müşteri oldukça kumaşa
Bezirgan aklıma düşer

Kâmil her meydanda kâmil
Oluptur ilmine amil
Görsem bir şevketli adil
Alişan aklıma düşer

Esiri der oldum sersem
Kulak verin her ne dersem
Nerde bir kâmil er görsem
Bu sultan aklıma düşer…>>

Düştü

Ehli beyti bir bilmeyen
Gülsen deyi hara düştü
Bakı şey daya yetmeyen
Nefs elinden mara düştü

Gel olma menzilden ırak
Bu divandan al bir sebak
Mansur dedi ki enelhak
Soyunup berdara düştü

Bendesiyim güzel Hakkın
Müptelasıyım maşukun
Derdi çok garip âşıkın
Hublara yalvara düştü

Tefekkür eyle bu çağı
Biz olduk hublar tutsağı
Gurap hare verir zağı
Bülbül gülüzare düştü

Hangi yol menzile yeten
Nedir eğlenecek vatan
Harabet yurdunu tutan
Anlar belki kara düştü

Temaşa kıl bu devranı
Bu gelip geçen kervanı
Fehmedüp tamam rahmanı
Lain İblis köre düştü

Ben âşık oldum bir cana
Bak yürekten akan kana
Dost şem’ine yana yana
Pervaneler nara düştü

Dervişin kisveti şaldır
Asıl derviş demek haldır
Muhabbet dediğin güldür
Delen kavvas nara düştü

Her bir tahtın bir şahı var
Sığındığı penahı var
Herkesin bir irahı var
Esirî hünkâra düştü…>>

Erinmedik

Bir güzel Allah’a tapıp
Her cemale yerinmedik
Bu cümle kakabbı yapıp
Zerre değli erinmedik

Dağıttık namus şişesin
Bekledik sabır köşesin
Attık gönül endişesin
Rakiplere görünmedik

Hasta idik geldik sağa
Çok imdat ettik tutsağa
Bir bülbül kondu bu bağa
Sedası var görünmedik

Ne hub sedası var öter
Âşıklara bu dert yeter
Serde tacım şakkül – kamer
Gayrı nesne sarınmadık

Esirî gerekmez perde
Âşkın sevdası serde
Gani bülbül ah ü zarda
Her tikene sürünmedik…>>

Geldin

Ey benim sevdalı başım
Hasret yare mi geldin
Gaziler yaren yoldaşım
Halimden sonra mı geldin

Muhabbet yolu kapanık
Dert elinden sinem yanık
Efendim deyi ey âşık
Bu derde çare mi geldin

Bu cesette can sızlar
Gönlümüz didar arzular
Yetiş ey gerçek gaziler
Deyüp yalvara mı geldin

Muhammet Ali’nin nuru
Sensin gönlümün serveri
Affeyle diye kusuru
Bektaş Hünkâr’a mı geldin

Gam leşkerin yağmaladı
Var mıdır fenanın dadı
Eşidüp ah ü feryadı
Seherde güle mi geldin

Leblerindir kandı nebat
İçenlere verir hayat
İşte geldi yetti memat
Kefenim sara mı geldin

Geldikçe kaşların eğme
Bu zayıf gönlüme değme
Eyledin şehrimi yağma
Yıkılmış sara mı geldin…>>

Gün

Hattı üstüva yedi kat
Muamma buldum bu gün
Ahmet’den erdi hidayet
Üç sünneti kıldım bu gün

Kandınp rahmet gölüne
Esirîm düştüm iline
Mürüvvet kemter kuluna
İhsan eyle geldim bu gün

Eğilip rikâbın öptüm
Taptım ey sultanım taptım
Erenlerden lezzet kaptım
Mesti müdam oldum bu gün

Lam Ali’dir mim Muhammet
Sevene kuruldu cennet
La muferruk beyne ahad
La şeriksin buldum bu gün

İhsan ede mahşerinde
Koymaya gam leşkerinde
Esirî huplar darında
Sararıp da soldum bu gün…>>

Günaha

Peşinden tuttuk bir merdin
İlete bizi dergâha
Mah cemâli gonca verdin
Kerem kıl kalan günaha

Sağdır demanından tutan
Aşkınla birliğe batan
Dertlilere derman katan
Yalvar ol kadir ilâha

Sen bilirsin ya Muhammet
Cömertler ulusu medet
Car diyene yeten Ahmet
Rahm eyle yüzü siyaha

Sen kalma çoktur noksanım
Titrer cesedimde canım
Ben bir zayıf nâtüvanım
Sığındım geldim penaha

Ben bir günahkâr biçare
Niyazım gani settara
Efendim geldim yalvara
Yaradan kadir Allah’a

On iki sırrı şehzade
Âşıkı salar feryade
Kimim var senden ziyade
Yönüm döndüm kıblegâha

Esirî der ki ey Bârî
Öldüm yalvarı yalvan
Aşıkların kisb ü kârı
Mürşit dedik Feyzullah’a…>>

Hata

Dilber ben seni severim
Ne hacet bunda ispata
Bu canı feda eylerim
Gelse bir teline hata

Elif Lâm Mim üçü birdir
Dört Kapı Kırk Makam sırdır
Onyedi erkânı vardır
Dahi bilmem bundan öte

Beklesem babını her gün
Bî-bahadır çarh-ı gerdun
Garip elde koyup mahzun
Düşürme derd ü mihnete

Yüzün cennet boyun ruba
Er görüp serime sevda
Ne kadar vasf etsem daha
Sevdiğim şayansın methe

Bulamam halime hemdem
Gezerim alemi pür gam
Halî koymaz derd-i alem
Kesiret verir vahdete

Vaslına baha biçilmez
Cemalin nurdan seçilmez
Vallahi senden geçilmez
İnsaf et gel merhamete

Esiri şaraben tahur
Budur halk eyleyen gafur
İşimiz sehvile kusur
Dilimiz bağlı mürvete…>>

Hıyanet

Nasıl gelir yazı kışı
Sühel ister gönül kuşu
Boş yere sallama başı
Gözünde vardır hıyanet

Derviş isen geyin postu
Fehmedesin sadık dostu
Adüler kılırsa kasdı
Çekeriz rencile mühlet

Medet cem sahibi kırklar
Talip olan özü yoklar
Settar edüp sırrı saklar
Ana derler ki himemât

Ne halden bildin delini
Ne kimse bildi halimi
Bir çarkı kader zalimi
Edeyim sana şikâyet

Esirî uzatma dilin
Har olur yanında gülün
Güldür arzusu bülbülün
Neylersin kılıp hikâyet…

Gafilem aklımı aldın ey güzeller serveri

0

Gafilem aklımı aldın ey güzeller serveri
Yana yana aşk oduna bu ciğer kebap oldu
Hak Muhammed Ali deyip vird ederim ezberi
Şems-i kudret doğa gelir kameri mehtap olur

Hikmetine akıl ermez güheri kandan ara
Terket zaruret sesini ararsan candan ara
Bu enel-hak sırrıdır kim Mansur’u çekti dar’a
Bunda yare ser verenler anda menh-ü bab olur

Kul kısmetin Hak’tan arar bol vermiştir Yaradan
Aşık sadık ikiliği kaldırırlar aradan
Irak yakın zahir batın düşürme bu sıradan
Menarefe tabi olan akıbet gülab olur

Yetiş bir ehli mürşide açalar can gözünü
Bu meydan arif meydanı pişir söyle sözünü
Ayarından düşürüp kara ederler yüzünü
Havfetmen mi kıyametten sorarlar azap olur

Bu Esiri kemterindir yüz tutar Allah’ına
Günahın armağan eyle var alemler şahına
Gel sıdk ile ver salavat Muhammed ervahına
Bir gün göçer ulu kervan bütün dünya hab olur

Yar Ali yaradan Ali can Ali canan Ali
Yar Ali yaradan Ali medet mürvet ya Ali
HEKİMHANLI ESİRİ

Esiri’nin asıl adı Mehmet’tir. Babası Kasım Ağa Hekimhan’ın Hasançelebi bucağına bağlı Basak köyü halkından olup XVIII. yüzyılda yörenin en ünlü aşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede’nin dördüncü oğludur. Kasım Ağa, Baboğ Dede’nin vefatından sonra kardeşlerinden ayrılarak Basak köyü yakınlarında bulunan Güvenç köyüne yerleşmiştir.
Mehmet (Esiri) 1259 (miladi 1843)’da ailenin üçüncü çocuğu olarak Güvenç köyünde dünyaya gelmiştir. Köyde okuma yazma öğrenip günlerini çobanlık yaparak geçiren Mehmet, dedesi Aşık Baboğ gibi iyi saz çalar, usta malı şiirlerin yanında kendi deyişlerini de söylemeye başlayarak yakın çevresinde Aşık Mehmet olarak adını duyurur.

Bir şiirinde :

              ''Pir elinden dolu içip mest oldum 
               Aldım sattım her kıymetten üst oldum
               Mürşit meydanında kemerbest oldum
               Yüzümde yedi hat ağlara düştü''  

diyen Esiri , badeli aşıklardan olduğunu belirtir. Yine bir şiirinde:

”Gönül kuşu ulağına gelince
Aşıklar mest olur bade dolunca
Kaşların yayına nazar kılınca
Dedim Hak’tan ola yardım erenler”

deyişinde, bir şiirinde :

”Erenler yaktı çıramız
Çok şükür rüşan olduk
Aşıklıkta bu töremiz
İçtik bade sultan olduk”

biçimindeki söyleyişinde ve:

“Aşık olmayınca bade içilmez
Okuyup yazmasan mana seçilmez
Har biten yerlerde gülşen açılmaz
Bülbüle bu nale efgan elverir”

biçimindeki söyleyişlerinden badeli aşıklardan olduğu anlaşılmaktadır.

Aşık Mehmet 20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığmaz olur ve bir gün kardeşlerine “Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacı Bektaş’ta Feyzullah Çelebi’yi ziyarete gideceğim” diyerek köyünü terk edip Hacı Bektaş’a gider. Feyzullah Çelebi’den manevi himmet alarak aşıklığını beyan eder. Aşığın sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Çelebi “Söyle Esiri’m sakla sırrımı” deyince artık şiirlerinde Esiri mahlasını kullanmaya başlar.
Güvenç köyünde evlenen Esiri , ileri yaşına rağmen köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan ‘ın merkez köylerinden Çulhalı köyüne yerleşir. 1329 (miladi 1913) yılında 70 yaşındayken Çulhalı köyünde vefat eden Esiri, bu köyde defnedilmiştir.

Esiri’nin şiirlerinin toplandığı iki büyük defter mevcuttur. Bunlardan biri Hamza adlı torununda kalmış, diğeri de 1952 yılında Malatya ili Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp Ankara’da Avukat Cemal Özbey’e verilmiştir. Cemal Özbey tarafından uzun yıllar saklanan bu defter Cemal Özbey’in vefatından kısa bir süre önce 1993’te Malatya ‘ya gelişinde bizzat kendisi ”yaşlandım ve rahatsızım. Bu şiirleri değerlendiremedim. Bunların kıymetini ancak siz bilirsiniz” diyerek bana vermiştir. Halen bende olan bu defterde 250 şiir bulunmaktadır. Hekimhan ve çevresinde yaptığımız araştırmalar sonucu elimizdeki şiir sayısı 270’e ulaşmıştır. Şiirlerinin bu kadar olmadığı, sayının daha da artabileceği kanısındayız.
Cemal Özbey’e Yazıhan’ın Karaca köyünden 4.2.1956’da yazılan ve Özbey tarafından fotokopisi bana verilen bir mektupla yine Cemal Özbey’e yazılan isim yerinde bir imza bulunan tarihsiz bir mektupta belirtildiğine göre Esiri hayatında 17 defa Hacı Bektaş’a gitmiş olup dergahtan ilgisini hiç kesmemiştir. Yine aynı mektuplardaki ifadelere göre Esiri uzun boylu, kumral, ince uzun sakallı, uzun bıyıklı bir zattır.

Bilindiği gibi Hacı Bektaş dergahı dönemin bir eğitim kurumu niteliğindedir. Ham gelen, hizmeti ölçüsünde pişmiş döner. Hacı Bektaş’a gelen Esiri dini tasavvufi ve manevi kültürünün yanı sıra ilmini de bir hayli artırmış ve divan-gazel gibi türlerde aruz ölçüsü ile olgun şiirler yazabilecek duruma gelmiştir.

Bir şiirinde:

                "Batıl dava kılmam birdir pazarım
                 Anın için böyle sermest gezerim
                 Üç huruftan dört kitabı yazarım
                 Okudum defteri divana geldim

deyişinde bu durumunu dile getiren Esiri’nin aynı şiirde

“Gel Esiri; oku dercet bu dersi
İsm-i azam budur ayet-i kürsi
Ne Süryani ne Arabi ne Farsi
Aşka düşüp Türk; lisana geldim”

deyişi öz be öz Anadolu Türkü olan aşığın Türkçe’ye olan sevgisinin bir ifadesidir.
Bazı şiirlerinde sosyal konuları da dile getirip gelecek kuşaklara dizelerini tarihi birer belge gibi aktarmıştır. 23 dörtlükten oluşan “Ağ Yeli” isimli destanında:

“Hep takavüt oldu dağların kışı
Ömürde görmedik böylesi kışı
Ne bir çalı kaldı ne bir taş başı
Kerem edip ihsan eyle ağ yeli

Sene bin iki yüz doksan bir tarih
Hem dasıtan olsun hem bir tavarih
Ne şiddetten gayrı candan bi zarih
Kerem edip ihsan eyle ağ yeli”

biçimindeki söyleyişi ile miladi 1875’teki büyük kışı çarpıcı dizelerle anlatılan aşığın şiirlerinden engin bir kültüre sahip olduğu sezilmektedir.

DELİSİYİM

Bir sadık yar gördüm dalgam taşırdı
Kınaman gaziler dem delisiyim
Alıp aklım beni derde düşürdü
Aktı didem yaşı nem delisiyim

Sevdaya düşürdüm sevdasız seri
Beni Mecnun etti hubların biri
Hakikatta dört kapının haberi
Dediler lem Ali zem delisiyim

Sensin var eyleyip veren nasibim
Yürekte yaraya merhem talibim
Medet mürvet güneş yüzlü habibim
Seni görmeyeli gam delisiyim

Nazar eyle şu bülbülün ötüşün
Kahpe felek niçe yıkmış örüşün
Eğer sorarsanız benzim sarışın
Mihrican dokunmuş sam delisiyim

Gel Esiri bi-bakayı yaptırma
Bu fena dünyaya gönül kaptırma
Doğru yürü Hak ırakı saptırma
Yürektedir yaram em delisiyim

DOSTUM

Seni reftarına intizar iken
Yad ellere karşı salınma dostum
On sekiz bin alem aşikar iken
Gizleyip sırrını bilinme dostum

Beni çektin gami hicran dağına
Gönül arzu çeker yeğli yeğine
Rast geldim güzellerin çağına
Oyunbazsın desem alınma dostum

Kul edip özünü pazarda sattın
Necef deryasına Zülfikar kattın
Ezelden benimle ahd aman ettin
Olur olmaz yerde bulunma dostum

Kan ederim kalbi rakip bakarsa
Acepleme fırak beni yakarsa
Mürg ü hasret sineme el takarsa
Güç olur sensiz ben olunma dostum

Esiri’yi çaker etsen kapında
Arzum kaldı dergahında tapunda
Noksan yoktur hiç yaptığın yapında
Aşkile malamat gülünme dostum

VAH BENİ

Yalvardım Mevla’ya geçmedi dilek
Aldı zapteyledi bu dert vah beni
Erenler de merdan yayın açmadı
Kabdan kaba soktu bu dert vah beni

Yalvardım Mevla’ya olmadı çare
Yanıyor yüreğim kaynaşır yara
Ezelden yazılmış kanunu tura
Bölük bölük böldü bu dert vah beni

Kerbela’ya yolladım bir yavru emlik
Eylen dedim eylenmedi bir demlik
Dedim mahbup ne gördün benden kemlik
Dedi kurban için ister hah beni

Esiri gel dinle emri hüdayı
Küş eyle gel Kerbela’yı nidayı
Sene seksen yedi Muharrem ayı
Bu hizmete layık gördü Hak beni

PARELENDİMİ
(Sarı Turnam)

Fırgatlı fırgatlı ne inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi
Niçin el değmeden sen inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi

Sazım sana yad düzen mi düzdüler
Tellerini haddeden mi süzdüler
Yad el değip perdelerin bozdular
Sarı turnam sinen parelendi mi

Sana kelam söyler davudi diller
Şu senin sedana maildir eller
Göğsüne takayım alışkın teller
Sarı turnam sinen parelendi mi

Beş perdeden çalınıyor bağlama
Esip fırgatınan sinem dağlama
Bulam ustasını canan ağlama
Sarı turnam sinen parelendi mi

Niçin yas tutarsın giydin karalar
Ahiret derdine nedir çareler
Esiri der nedir derde çareler
Sarı turnam sinen parelendi mi

Aşık Kul Veli

0

Arzuhal sunayım gül yüzlü yare
Hocam arz eylesin halimi benim
Derdine düşer oldum divane
Ölürsem yar yusun ölümü benim

Dağların çektiği karın elinden
Bülbülün çektiği harın elinden
Başım alıp gider yarin elinden
Ahir terk ettirir ilimi benim

Velim eyder dost günlerim sayılır
Kaçan yare gitsem engel duyulur
Yarelerim maden gibi oyulur
Gene bu yar bilsin halimi benim

Aşık Veli

Aşkın ateşine yanmıyan aşık
Onun sinesinde yaremi olur?
Dosta gidem diyom yollar dolaşık
Korkarım bellerde haremi olur.

Engel ara yerde olmuş haremi
Muhanetten niçin uman keremi
Lokman hekim sarabilmez yaremi
Dost eli değmezse çare mi olur?

Bir yar gerek ev halimden bilmeye
Ağlamışım takatim yok gülmeye
Aşık maşukunun halini sormaya
Böyle adet böyle türe mi olur?

Kahrını çekmeli bir sadık yarin
Hergiz yüzün görme beyhude körün
VELİM der yolunda ölün hubların
Böyle sultanların keremi olur.
Aşık Veli

Ayet nedir hadis nedir bilmeyen
Verdiceği ezan mıdır sela mı
Bir kamil mürşitten dersin almayan
Okusa da hatmedemez kelamı

Bir kamil mürşitten dersin almazsa
Okuduğu harfe amel olmazsa
Post sahibi postun aslın bilmezse
Tarih çalsa talip mısmıl ola mı

Tarik nedir tercüman ne, bil de var
Tarik dev olur da sonra seni yer
Himmet almadan ben muhammed’im der
Bilmez miraçta verilen selamı

Miraçta selamı verdi ol Habib
İrehber buyurdu farzdır musahip
Yaramı saramaz bilmeyen tabip
Bu derdin sahibi ağla güle mi

Kurdu bu yola Hak Muhammet Ali
Farz sünnet buyurdun oldu bir deli
Yine kendi özün yokla ey VELİ
Sen ki iyi eden bunca cihanı
Aşık Veli

Ayn-i cem içinde olan bir naşi
Müşkül halletmesi güç olur imiş
Gözede sızar mı her çayın taşı
İrakip bağrı tuç olur imiş

Tilki ile üleş yemem haylarım
Arslan ile bile çıkar yaylarım
Bu manayı alanlara söylerim
Almayanın hali nic’olur imiş

Rehbersiz yükünü tutmuş ağırdan
Mürebbi bilmeyen sapar çığırdan
Bezirganım deyü yüke seğirden
Onun bahacığı pul olur imiş

Münkirin bağrı tuç şad olup gülmez
Bin mana söylesen birinden almaz
Bağbansız bahçenin meyvesi olmaz
Türlü meyve verse piç olur imiş

“Elif” ile “be”den mana almayan
Mürebbisin musahibin bilmeyen
Dört kapının selamını vermeyen
Lokması zehirden ac’olur imiş

Velim eyder başımıza iş geldi
Dostun gülü bağrımıza taş geldi
Evvel derdim bir ikene beş geldi
Gönülden muhiplik güç olur imiş
Aşık Veli

Beddua kaşların kirpiklerin oktur
Hüsnünden mestundur yasin-i taha
Mevadır gözlerin menendin yoktur
Sen oldun cihanda sevabilata

Kudretten söylerim cemalin didar
Yüz ondört sureyi hüsnünde dilber
Dişlerin incidir lebin mücevher
Mübarek dillerin okur la feta

Er Rahman Rahimsin rahmet kanisin
Sıtk ile sevenim candan canısın
Şarabın tahura la mekanısın
Bakiyadır ismin hem kıyamette

Lütfeyle sevdiğim günahkarına
Bir dem Mansur oldum durdum darına
Yedi ayet bahşeyle hemen varına
Sen oldun Veli’nin gönlünde puta
Aşık Veli

Ben dostumun yollarını gözledim
Gözlerim ki gül yüzlü dost gelmedi
Çıkar çıkar yar yolunu gözlerim
Gözlerim ki gül yüzlü dost gelmedi

Sinem parelendi aşk ataşından
Değirmen yaptırdım çeşmim yaşından
Mecnun gibi pınarların başından
Söylerim ki gül yüzlü yar gelmedi

Mecnun Leyla dedi mevlaya yetti
Dostun haki payi gözüme tüttü
Can intizar sinem bülbüller öttü
İzlerim ki gül yüzlü yar gelmedi

VELİM eydir işin ah-u zarınan
Hayli zaman buluşadım yarınan
Hasretin yaktı aşkın narınan
Sızlarım ki gül yüzlü yar gelmedi
Aşık Veli

Ben hocamdan böyle duydum gaziler
Yezide ilanet gavura bile
Birbirinden ayrılmıştır bazısı
Yezide ilanet gavura bile

Kafir şehit etti habib’in dişin
Kerbela’da kesti Hüseyn’in başın
Eğer insan isen burasın düşün
Yezide ilanet gavura bile

Kafir İbrahim’i hem nara attı
Yezit Ali evladına kastetti
Hak düşmanlarına teberra etti
Yezide ilanet gavura bile

Hasan Hüseyin’i kafirler sardı
Ali duydu hasmın donunu deldi
Nice yüz bin kere Zülfikar çaldı
Yezide ilanet gavura bile

Kafir korkusundan müslüman oldu
Zülfikar darbından imana geldi
Anlar Al’evlada hep düşman oldu
Yezide ilanet gavura bile

Velim eyder cemisine ilanet
Hak buyurdu kamusuna ilanet
Ülkesine tabasına ilanet
Yezide ilanet gavura bile
Aşık Veli

Beni mecnun etti aşkın ilahi
Fakir kulun bu sevdaya salan yar
Kul olupta gösterince irahi
Cebrail uğrunda delil olan yar

Bir ismindir La İlahe İllallah
El hata şanında okudum Billah
Çar noktanın kündü Ba’yi Bismillah
Dört kapıda kırk makamı bulan yar

Işıtıp gönlümü bahçe bağ eden
Şu yareme merhem çalıp sağ eden
Yeşil pençe ile nasip dağıtan
Darı çeç üstünde namaz kılan yar

Okudum ayeti ay mim iken
Onların darına durdum lamekan
Yer yok iken cümle alem su iken
Ta ezelden kandilde duran yar

Velim eydir canım kurban her zaman
Gönlümde kalmadı zerrece güman
Medet mürvet Ali evladı el aman
Cümlenin üstüne sultan olan yar
Aşık Veli

Bin canın içinde görsem tanırım
Seçerde vaz gelmem billah yar senden
Adulardan ben hayfımı alırım
Alır da vaz gelmem billah yar senden

Yar beni düşürdü tora al ile
Gönlümü eğliyor şirin dil ile
Demir çarık ile hırka şal ile
Gelir de vaz gelmem billah yar senden

Yar elinden zehirlenir ölürüm
Serim sağ oldukça vaz mı gelirim
Ya sen benim ya ben senin olurum
Göçer de vaz gelmem billah yar senden

Divane eyledin şu ben fakiri
Yar yoluna öleceğim ahiri
Sanem gibi yedi yıllık zehiri
İçer de vaz gelmem billah yar senden

Velim eyder ben bu arı terk ettim
Ar namus gömleğin eğnimden attım
Bir canım var yar yoluna terk ettim
Ölür de vaz gelmem billah yar senden
Aşık Veli

Bir çift kem söz deyü gelmiş yüzüme
Vallah billah kem demedim güzel dost
Acı tatlı yarin şirin sözüne
Hak bilir ki ham demedim güzel dost

Dost dosta meydanda cidasın atar
O zaman belki de muhabbet artar
Arifler arifi vezinde tartar
Kemden sorup kem demedim güzel dost

Dalga vursa gemilerim dökülse
Hak muhabbet eder anda sevilse
Dostu görsem kasavetim dağılsa
Gayrısına gam demedim güzel dost

Velim eyder koç derneği derilse
Mert olan bell’olur divan kurulsa
Benim yaralarım yardan sarılsa
Gayrı ilaca em demedim güzeldost
Aşık Veli

Bir çift turna geldi dost ellerinden
Öter garip garip bizim illerde
Çevrilir dolanır göle konmaya
Korkarım yad avcı vardır göllerde

Sakın ey sevdiğim Urum kışıdır
Yağmur yağar ciğalarım üşütür
Konup göçmek evliyalar işidir
Kon da göç ki söylenesin dillerde

Eşinden mi ayrıldın nedir firgatin
Çık Yıldız dağına bir sema tutun
Orda Pir Sultan var ervah’ı zatın
O geçirir sizi coşkun sellerden

Gamlanma sevdiğim senindir hane
Sılaya mı gitmek arzettin yine
Ali kılavuzun olsun bu sene
Kimse değip dolaşmasın yollarda

Gidince sılaya varınca böyle
Kemlik gördün ise iyilik söyle
Derdim çoktur halim Pire arzeyle
VELİ gibi olmuş var mı kullarda
Aşık Veli

Bir garip başınan kaldım arada
Ya cihana hayran eder yar seni
Küll-i varlığımı ben verdim yare
Ya bir ulu kervan eder yar seni

Her gördüğüm ela göze bus demem
Olur olmaz kallaş yare dost demem
Şu cihanda yalancı yar istemem
Gerçek ise kurban eder yar seni

Yalancı ne bilsin onun tadını
Hak ehl’olan çeker onun havfını
Hasbeten lillahi ansam adını
Ya Mısır’a sultan eder yar seni

Derviş olsam giysem şalı abayı
Abdal olsam gezsem ili obayı
Eğnime giysem de türlü hibayı
Ya soyar da üryan eder yar seni

Velim eyder gülşanım var gülzarım
Bülbül güle hasret gülyüzlü yarım
Bir canla baş ise meydana korum
Ya meydana berdar eder yar seni
Aşık Veli

Bizden yüzün nikaplamış bürümüş
Efendime ölü derler bazılar
Dar fenadan dar bekaya yürümüş
Alnıma yazıldı kara yazılar

Gerek Ali gerek oğlu nic’ola
Ona öldü diyen engeller öle
Efendisi göçen aşık nic’ola
Hiç başına gelmiş var mı gaziler

Adem’den ileri bu dert var idi
Aşıkın gözünü kan yaş bürüdü
Muhammet de bu dünyadan yürüdü
Dermansız ok değdi yaram sızılar

Dermansız ok değdi kar etti cana
Anınçün ağlarım hem yana yana
İmam Hüseyin’in göçtüğü sene
Meleşir koyunlar, koçlar, kuzular

Veli’m eyder yerin göğün arası
Açıldı sekiz uçmağın kapısı
Gözüme görünmez onun hepisi
Deli gönül efendisin arzular
Aşık Veli

Bu dünyada rehber talibe haktır
Muhammet miraca gel olduğu için
Dört kapıdan ileriye yol yoktur
Hakkın dört kapıda el olduğu için

Dört duvarın üzerine yol kurdu
Lahmike Lahmi hem musahip oldu
Mürşitliği İmam Cafer’e verdi
Ezeli mürşit Al’olduğu için

Dört usta yarattı dördü de kendi
Kendi talip oldu yola bend oldu
Onun için halkı gümana saldı
Yarattığı cana kul olduğu için

Kul olmayan sultan olmasın dedi
İnanmayan iman bulmasın dedi
Sünneti üç buyurdu farzı da yedi
Yed elekten geçip hallolduğu için

Yedi elekten geçip pişti halloldu
Dostun zülfü aşk sazına tel oldu
Arı yokken miracında bal oldu
Şaraben Tahura dol olduğu için

Şaraben Tahura bal süt dört ırmak
Yalnız Muhammet taama sunmak
Mümine farz oldu inanıp kanmak
Muhammet doludan lâl olduğu için

VELİM eydir bu yol doğru yoldur
Yola beli diyen cömert ganidir
Mürşit önündeki hakkın kuludur
Muhammet kırklara yâr olduğu için
Aşık Veli

Bugün gamda gördüm zülfü siyahı
Gülmedi sevdiğim bilmem ne haldir
Gelip hiç sormadı halim ahvalim
Sormadı sevdiğim bilmem ne haldir?

O sultandır her işlerin sebebi
Alnın ortasında gördüm habibi
Yaralara merhem olan tabibi
Sarmadı sevdiğim bilmem ne haldir?

Ben o yari sevdiğimden sorarım
Bugün dünya yarın ahret ararım
Kalmadı derdimden sabrı kararım
Kalmadı sevdiğim bilmem ne haldir?

Derd-i aşkı ile abdal oldum ben
Öldürüp de ara yerde etme kan
Gözlerimde gevher dizimde derman
Kalmadı sultanım bilmem ne haldir?

VELİM eydir aklım başımdan gitti
Sağlığımda beni salaca etti
Cenazeni kılam deyi ahdetti
Kılmadı sevdiğim bilmem ne haldir?
Aşık Veli

Cebrail Habibe vahi getirdi
İçinde ayeti Nasruminallah
Dedi ey Cebrail yazan kim idi
Dedi perde ardından ya Resulullah

Dedi karındaşım hulus ile var
Sıtkıle bakarsan görürsün mutlak
Cebrail bir dahi nazil oldu ki
Gördü perde ardından ol Resulullah

Dedi ey Cebrail gördün bildin mi?
Dedi bilen sensin elhükmilillah
Elif kametinde Kur’an nakleder
Bir kılında okunur bin Kulhüvallah

(B) altında bir noktada Ali’dir
yerin göğün irşadı bayi Bismillah
VELİM eydir bu cihanın varlığı
Dedi ey Şah sensin ol gani Allah.
Aşık Veli

Cemalin sevdiğim sadetli dostum
Özüm seninle bir değil midir?
Bu aşkın elinden yandım kül oldum
Beni mecnun eden yar değil midir?

Her andıkça aşkın beni coşturur
Aşkın dalgasını boydan aşırır
Tuzak kurmuş sevdiğini düşürür
Siyah ebruların ar değil midir?

AŞIK VELİM hayran oldum bakmadan
Kaşların hükmeder canım yakmadan
Böyle dostun cefasını çekmeden
Ölüm de bir yandan kar değil midir
Aşık Veli

Cemi kuşlar arzulamış yarını
Süleyman tahtına yar deyü ağlar
Seher vakti dinlen bülbül zarını
Gülden ayrı düşmüş har deyü ağlar

Telli turnam tellerini düzmeye
Kalem alıp çığaların yazmaya
Yeşil başlım göllerinde yüzmeye
Salında yad avcı tor deyü ağlar

Baykuş viranede aşıktır taşa
Selman kısmet verdi hem kurda kuşa
Kerkez körlüğünden indi üleşe
Yaşım da bin beş yüz var deyü ağlar

Mahbub-ı zamanın tutisi öter
Kumru dost dedikçe dertlerim artar
Gövel turnam Şah’a gider bir katar
Şahinin pençesi zor deyü ağlar

Bir kuş vardır ala idim duasın
Aslı nerededir bilmez yuvasın
Bir tüyünde Ayet birinde Yasin
Veli de sebakım ver deyü ağlar
Aşık Veli

Cenabi Bari’den ihsan olursa
Gönlümün gamını atmak muradım
Tedbirle takdir mutabık olursa
İmam-ı Hüseyn’e gitmek muradım

Bu ne imiş gonca hara dağlamak
Elifi taç urub kemer bağlamak
Bir niyetim Kerbela’ya uğramak
Şahın katarına ermek muradım

Yüz sürelim Muhammet Mustafa’ya
Bunca mümin müslim ersin safaya
Bundan böyle arzumanım küfe’ye
Üç beş eyyam hizmet etmek muradım

VELİM eydir arzum vardır vechinde
Zülfikar oynuyor Çin ü Mâçin’de
Cümlemizde bir kubbenin içinde
Ol şah-ı merdana gitmek muradım
Aşık Veli

Cevretme sevdiğim var git yoluna
Şu benim derdime çare bulmazsın
Sen nasıl tabipsin yoktur merhemin
Yarem yürektedir sara bilmezsin

Yoluna koymuşum eldeki varı
Her gelip geçtikce selam ver bari
Yıkıp harap ettin gönlüm sarayı
Çünki bir taşını koya bilmezsin.

Aşık VELİM yar yolların gözlerim
Ciğerimi aşk oduna közlerim
Ne durursun ağlasana gözlerim
Bir daha yarini göre bilmezsin.
Aşık Veli

Cihan ne su iken ne derya iken
Arşta yeşil kandil nur olmadı mı?
Zehra yıldızından yüzbin yıl evvel
Kudretten bir top nur inmedi mi?

Ol nur idi üç mürşitin atası
Allah, aşık Muhammet’tir putası
Allah bir Muhammet Ali ötesi
Ol zaman üç isim bir olmadı mı?

Üç isim mucizat topun atalı
Atıp atıp el veripte tutalı
Dedi bana kaç saattir yatalı
Dedi sana kırkbin yıl olmadı mı?

Kırk bin yıl olduğun o demde bildi
Cebrail Ali’ye bir elma sundu
Okudu tekbirin hem yedi dildi
Ol zaman arifler bir olmadı mı?

Arif sındı saldı cihanı biçti
O nurun şevki hep cihana düştü
Hak bir avuç toprak deryaya saçtı
Derya kuruyupta yer olmadı mı?

Kün dedi cihanın binasın kurdu
Nice bin yıl evvel bu yolu sürdü
Muhammet Veyisin nurunu gördü
Dosta aşık olup yar olmadı mı?

O dem şeriatı beyan eyledi
Tarikatta kondu göçtü yayladı
Marifette binbir kelam söyledi
Dosta aşık olup yar olmadı mı?

Şeriat dediğin şart-ı kavidir
Tarikat da oğlan uşak evidir
Marifet de gerçeklerin soyudur
Hakikat de bin bir sır olmadı mı?

Hakikatte bin bir sırra erenler
Lahmike lahmi kavmine girenler
Muhammet Ali’nin yerin soranlar
Üçler meydanında bir olmadı mı?

Geldi üçler beşler kırklar yediler
Bu yolu erkanı onlar koydular
Dünkü gelen aşık bu mu dediler
O zaman ervahlar bir olmadı mı?

VELİM eydir ervahlar ezelden birdir
Katremiz haktır kandilde nurdur
On iki imamlara biatım vardır
Hüseyin kerbelada Pir olmadı mı?
Aşık Veli

Çeke çeke bu dert beni öldürür
Gönül nazlısını bulana kadar
İnsan vaz mı gelir nazlı yarinden
Yanıp ateşlere ölene kadar

Gözüm yaşın name saldım gel imdi
Eğer tabip isen yarem bil imdi
Ferhat gibi şirin yari bul imdi
Ararım yarimi bulana kadar

Gözüm yaşın name saldım götürür
Derdime bir hazık tabip getir
Yarim küsmüş melül melül oturur
Ölme yar karşımda gülene kadar

Velim eydür kande benim vatanım
Tükendi takatim yoktur mecalim
Azrail gelmişte istiyor canım
Alma yar yanıma gelene kadar
Aşık Veli

Çıkayıdım altı ağacın bellere
Görünür pirimin elleri bugün
Dost götürdü bilmediğim yerlere
Beni destan etti dillere bugün

Şemsi kamer dağlarına çıkınca
Bana kıyıp beni böyle yakınca
Arada kan olur engel bakınca
Kılıçtan geçirsin başkaları bugün

Rakipler bakmasın o kem göz ile
Azdan kavga olur azdan az ile
Güzel sevmek dostluk olmaz söz ile
Divan ihsan etsin kullara bugün

Yare peşdah çekip orda kalsam ben
El bağlayıp divana dursam ben
Varıp dergahına yüzler sürsem ben
Beyaz bade sunar elleri bugün

VELİM eydir Amasya’ya varınca
Irmaklar kan ağlar didem dolunca
Sene bin iki yüz kırk yedi olunca
Efendim bileydi hallerim bugün.
Aşık Veli

Çıkıp çar köşeyi seyran eyleyen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Cümle dertlerime derman eyleyen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

Güvercin donunda süzülüp inen
Darı çec üstünde namazın kılan
Doksan bin erlerin postunu alan
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

Aslan olup yol üstünde oturan
Selman idi ona nergis getiren
Zahmeride yanıl elma bitiren
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

Tepeyi at edip taşı söyleten
İşaret eyleyip günü dönderen
Sarının öküzün kurda yediren
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

Kadıncık anaya gel dedi geldi
Helva soğumadan Kabeye vardı
Seksen bin evliyanın postunu aldı
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

Nefsine uyup yolundan azan
Kudretten kaynar ol kara kazan
Ol demde devin bendini çözen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir

VELİM bu sözümde var mıdır yalan?
Münkirin gönlünü gümana salan
Doksan konaklık yolu kuşlukta alan
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Aşık Veli

Çok cehdettim menzilime yetmedim
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Gidem dedim nazlı yare gitmedim
Bilmem yaralarım neden onulmaz

Katıymış feleğin yayı kılıcı
Bir dost bulamadım derdim yanıcı
Ah ü zarla bu dert beni alıcı
Bilmem yaralarım neden onulmaz

Sen de benim ah ü zarım duymadın
Çok çağırdım tamamına saymadın
Ya ben çağırmadım ya sen uymadın
Bilmem yaralarım neden onulmaz

Kimse bilmez yürekteki derdimi
Acep pirim etmen m’ola yardımı
Güzel dostum kestin m’ola virdimi
Bilmem yaralarım neden onulmaz

Ey Veli derdini tabibe söyle
Gene bir tabipsin sen merhem eyle
Aşık yaralı mı ben gibi böyle
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Aşık Veli

Çoktan beri ben dostumu görmedim
Gönül ister görüşmenin vaktidir
Fırsat bulup gonca gülün dermedim
Kelp ırakip bilişmenin vaktidir

Ben de derdim taşımayım gussa gam
Yüze gülücü yar dahi gamdan kem
Bu günlerde leblerinden emmezsem
Yandı yürek alışmanın vaktidir

Aşkın ateşinden sinem oldu nar
Dünya merde gendir muhannete dar
Hoyrat ile atıştırdım beraber
Dostlar bize gülüşmenin vaktidir

Bir gün gel ederler ehil yanına
Biz de yete idik ulu düğüne
Gaziler birikmiş koç direğine
Herkes payın bölüşmenin vaktidir

Aslandan pay alır mert oğlu mert var
Bilir misin bu sinemde ne dert var
Veli’m der görürsen ehil-i hikmet var
Dost elinden dol’içmenin vaktidir
Aşık Veli

Dahi inanmazmısın (ey) kanlı yezit
Devranı döndüren Ali değil mi?
Miracı hayale uğradı habip
Hatemi indiren Ali değil mi?

Necef deryasına kılıcın attı
Derya bulut olup havaya kalktı
Nisan rahmetini andan halketti
Deryayı coşturan Ali değil mi?

Zahirde mehdide sır etti başın
Ta ezelden beri aşkın cünbüşün
Doksan bin okunan ayetin başın
Okuyan okutan Ali değil mi?

VELİM eydir bilmez bunun ötesin
Ol hayrünnisanın kendi nefesin
Uzatıp ta ne ararsın ötesin
Bu mülkün sahibi Ali değil mi?
Aşık Veli

Değirmenler döner gözüm yaşından
Gönül çarka döner gider dost deyü
Yar dedikçe yarelerim sızılar
Dertli sinem yanar gider dost deyü

Bir kişinin bir sultanı olmazsa
Garip kalır ha bir zaman gelmezse
Sevdakar olurum o yar gülmezse
Garip gönlüm sunar gider dost deyü

Rakip taan etmiş Ali zatına
Bilmem nice varır Hakk’ın katına
Yar dedikçe gönül aşkın atına
Hemen durmaz biner gider dost deyü

İrakip la’l ile mercanı bilmez
Alım-satım edip hercanı bilmez
Bu edna bir canda bir canı bilmez
Heman niyaz kılar gider dost deyü

Velim eyder ben dostu hak belleyi
Kelp irakip gelmiş dostu dilleyi
Ben ise uğruna koydum kelleyi
Baş meydanda döner gider dost deyü
Aşık Veli

Deniz gibi dalga ile döğüşür
Akarım inanın Ali dost deyü
Sevme deyü ferman etse padişah
Severim inanın Ali dost deyü

Sevme deyü haber etse beğleri
Dahi ben severim andan yeğleri
Kerem gibi ah edince dağları
Yakarım inanın Ali dost deyü

Aşık isen maşukuna sen de yan
Dost dost için telef olur gün a gün
Evvel himmet ile aslan pençesin
Takarım inanın Ali dost deyü

Aşık olan kelle verir yarına
Benim yarim çıka çıka salına
Keskin kılıç ile meydan yerine
Çıkarım inanın Ali dost deyü

Velim eyder koparırım tufanı
Yari dilleyenler gelsinler hani
Efendimin izni ile cihanı
Yıkarım inanın Ali dost deyü
Aşık Veli

Derde tabip oldum tabibi buldum
Sordum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki kendi derdi binden çok.

Dertli olan düşünmesin boşuna
Neler gelir kul olanın başına
Tecrübe eyledim hakkın işine
Her derdi kendine reva gören hak.

Demek ki günahım çok ne idi suçum
Derdiniz çok ise tabibe açın
Ehlibeyt’e gam yoldaş olduğu için
Aşık isen dertli sinen oda yak.

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok.

VELİM eydir ahu zar ise
Hak yardım eylesin işin zor ise
Danışmaya bir müşkülün var ise
Kerbela’da Şah Hüseyin Hür’e bak.
Aşık Veli

Derdine düşüp de abdal olduğum
Bir kaşları kara meralim geldi
Hasretiyle sararıp ta solduğum
Hublar yakışığı ceranım geldi

Kaşlarında kul eylemiş kendini
Eme idim leblerinin kandini
Bin cevrile yıktın gönül bendimi
Hemi yıkıp hemi örenim geldi

Dostu gören aşık olmaz mı hasta
Gözler mevali de kirpikler meste
Kaşların hub eğmiş yaradan usta
Bir melek simalı cananım geldi

Gaziler serimi sevdaya saldı
Beni abdal edip arkamca güldü
Şu garip başımdan aklımı aldı
Hemi alıp hemi verenim geldi

Hurinin gılmanın melektir zatı
Yoktur bu cihanda onun kıymeti
Bir hüsn-i melek Ali züriyeti
Mısır’dan Yusuf-i Kenan’ım geldi

Velim eyder geldin gevher kanıma
Tığ-ı gamzen ile vurdun sineme
Dem be dem mah dilber girme kanıma
Gene kend’eliyle saranım geldi
Aşık Veli

Dertli olan düşünmesin boşuna
Kul olanın neler gelir başına
Tecrübe eyledim Hak’kın işine
Her derdi kendine reva görmüş Hak

Deme ki günahım çok neydi suçum
Derdiniz çok ise dertliye açın
Ehl-i Beyt’e gam yoldaş olduğuyçün
Aşık isen dertli sinen od’a yak

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlayıp gülmeye aşka erince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok

VELİM eydir işim ah-u zar ise
Hak sana yardımcı işim zor ise
Eğer bu kelamda hilaf var ise
Kerbela’da İmam Hüseyne bak.
Aşık Veli

Derya kenarında gemi oynatan
Dalga vurup coşası var gönlümün
Ali Zülfikâr’ı çalaldan beri
Kaynayıpta coşası var gönlümün

Deryanın bekçisi ol Hazreti Hızır
On sekiz bin alem olmuş muntazır
Mürşidim padişah mürebbim vezir
Üç tuğ çeker paşası var gönlümün

Halimiz ayandır ol efendime
Durmasa himmet buyursa kendime
Kerbelâda yatan ol efendime
Çifte tatar koşası var gönlümün

Tecellamız şehitlerin cevrine
Urum eri Horasan’ın Pirine
Yerde gökte evliyanın dâr’ına
Bir saatte düşesi var gönlümün

VELİM haktır bilmeyene söz gelir
Dolanır dünyayı gönül tez gelir
Arşta kürşte olan mahlûk az gelir
Yed-iklim dört köşesi var gönlümün.
Aşık Veli

Dost dost diye hayaline yeldiğim
Dost ise ayırmış özünü benden
Çatık kaşı benlerini saydığım
Çevirmiş nicedir yüzünü benden

Hani dost uğruna can baş verenler
Hasbeten söylesin gözle görenler
Şimdi bizden yüz çevirdi yarenler
Evvel sekitmezdi gözünü benden

Gözüm yaşı döner m’ola sellere
Bu ayrılık har düşürür güllere
Evvel aşna idim her bir hallere
Şimdi sakınıyor sözünü benden

Sadık gerek dost yoluna soyuna
Gönül kail haktan gelen oyuna
Besbelli ki oynayamam yayına
Anınçün kaldırmış nazını benden

Her sabah naz ile gelip geçerken
Doldurup da al badeler içerken
Velim ey der ak göğsünü açarken
Şimdi nikaplamış yüzünü benden
Aşık Veli

Dost iline giden sail dur eylen
Muhabbet namenin sırası geldi
Mevlayı seversen hemen bir eylen
Şimdilik gönlümde burası geldi

Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne
Tahammül kalmadı düne bu güne
Hayal hayal gözlerimin önüne
Sevdiğim kaşının karası geldi.

Bunca yetimlerin meddar kalınca
Boynuı eğri benzi sarı olunca
Çıkmaz bu dert benden ben ölmeyince
Yürekte dertlerin yaresi kaldı.

Mektubum o yare var böyle söyle
Bunca hasiretlik kalır mı böyle?
Eğlenme gurbette gel kerem eyle
Vallahi VELİ’nin göresi geldi.
Aşık Veli

Dosttan ayrı lokma yemeyin derdim
Nasip elden ele gezdiren vardır
Serim verem sırrım demeyim derdim
Dostu sevdiğine sezdiren vardır.

Aşıklar her cana demez bir şeyi
Yükü yüke denkler devirmez tayı
Kimisi ah çeker ağlar su deyi
Onu deryalarda yüzdüren vardır.

Bu ilmi kübradır bilenler bilir
Bilmeyen beyhude bundan ne anlar
Benim gibi şaşkın aşık ne bilir
İnciyi mercana dizdiren vardır.

İnci mercan lal’ü gevher takınır
Kıymetini bilen alır sokunur
Hakikatte hak kelamı okunur
Bu ilmi hikmeti yazdıran vardır.

VELİM eydür yalvarırım yare ben
Yarin eşiğine yüzler sürem ben
Kırklar meydanında engür şaraben
Kudret desti ile ezdiren vardır.
Aşık Veli

Dört kapıdan kırk makamdan olmayan
Dede derviş sultan desek yalandır
Ettiği hizmetin aslın bilmeyen
Faydası yok yalan yere dolandır

İptida rehbere yetür elini
Mürşit bul da arz ede gör halini
İndirir kisvetin bağlar belini
Bilmezse yorulup yolda kalandır

İrehberden pirden bir el tutmazsa
Mürşide özünü teslim etmezse
Sırrını meydana koyup satmazsa
Bilin ki hak ona hasım olandır

İrehberin eleğinden geçmezse
Mürşit bulup müşkülünü seçmezse
Balı zehirden ayırıp içmezse
Mahşerde bir yüzü kara olandır

İrehber buyurmuş doğru yolu bu
Zulumattan kurtarmazsa talibi
Buyruk tutmaz değişirse kalıbı
Bu cihana dört ayaklı gelendir

Velim eyder bu sözlerim sakidir
Yalan değil hocam böyle okutur
Kulun azraile bir can borcudur
Mürşit önünde ol eda kılandır
Aşık Veli

Edna gönül yine kalktı yürüdü
İmdat sende kaldı bozatlı hızır
Çevre yanım boz dumanlar bürüdü
İmdat sende kaldı bozatlı Hızır

Süt oluk tekke’ye uğrasa yolum
Ol Kürebaba’ya malumdur halim
Bu ellerin kışı gayet çok zalım
İmdat sende kaldı boz atlı Hızır

Velim eydir ah-ı zar işim
Kuran-ı azime bağlıdır başım
Benim o sultanla çoktur savaşım
İmdat sende kaldı bozatlı Hızır
Aşık Veli

Eğer bir kâmilde kemal ararsan
Özünü bilene âlâ dediler
Daim dese inanmayın her cana
İtibar eylemen dile dediler

Altın olmaz sikke vursalar tuca(*)
Harçlık etsen seni götürmez hacca
Hakkın buyruğunu söylemeyince
Buyruk haktır amma kula dediler

Bir kul kusurunu eğer görmezse
Özünün uğrusun(* ) ele vermezse Hakkın buyruğuyla amil olmazsa O sığmaz götürmen yola dediler(**)

Ersen kamil ile konup göçersen
Yola gelmez doğru yoldan kaçarsan
Şerheyleyip hakkın sırrın açarsan
Onun yüzündendir bela dediler.

Hakkın gizli sırrın söylemez yada
Dilinle yandırma başını oda
Gülün bülbül için halk etti hüda
Kargayı kondurma güle dediler

Gülün aslın bilip hara katarsan
Burda aldığını şurda satarsan
Günde bin defa secdeye yatarsan
Gene onun işi hile dediler

Gerek artık eksik söyledim sözüm
Mürşit meydanında saf oldu özüm
Bir ulu deryaya açıldı gözüm
Yahşi yaman ayrı ola dediler

Ayırdılar yahşi ile yamanı
Denk etmezler cevahirle samanı
Dilden gideremezsen zan-ü gümanı
Birgün bu yol ona yola dediler

Velim eydür bu yola girmez ise
Ar ile özüne sitem etmezse
Buyruk Şahımerdandır tutmazsa
Ahır yüzü farıs ola dediler.
() tunca () özün uğrusu:özün sözün birliği,özün doğrusu () özü sözü bir olmayını tarikate almayın demek istiyor
Aşık Veli

El vurup yâremi incitme tabip
Bende hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var

Yareler döşenmiş figana başlar
Görelim ki kadir mevlam ne işler
Şu adüler bize deli demişler
Daha bizden önce divaneler var

Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
VELİM derki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var
Aşık Veli

Ela gözlerine kurban olduğum
Arzuladım seni pir deyü geldim
Gece gündüz hayaline yeldiğim
Yarama bir merhem sar deyü geldim

Pek perişan oldum seni seveli
İkrar verdim ta elestten evveli
Kaşları mahihap gözler mevali
Şöyle bir efendim var deyü geldim

Senden ayrılalı dahi gülmedim
Ben gönlümü her deryaya salmadım
Şunda her güzelden vefa bulmadım
Yine imdat sende car deyü geldim

Eğme kaşlarını kasavetim var
Güruh-u Naci’den asil zatım var
Yusuf Kenan gibi muhabbetim var
Bir melek şimali yar deyü geldim

Veli’m eyder pirden tuttum elimi
İkrar verdim pek bağladım belimi
Ya öldür ya azat eyle kulunu
Ya benim muradım ver deyü geldim
Aşık Veli

Elestü deminden böyle verilmiş
İrakip elinden cefamız bizim
Hazret-i Mevla’dan gelen çileyi
Her ne kadar çeksek sefamız bizim

İhlas olan aşık çekmez mi çile
İtibar piçedir kalmamış kula
Nadanın yanında indik bir pula
Ancak sarraf bilir pahamız bizim

Aşıklar yahşiyi yaman seçer
Ustalar boyuma kemhalar biçer
Birimiz doldurur birimiz içer
Mest-i müdam olmuş dehamız bizim

Safi Kübra vechullahta hak dedi
Hakk’ı bilen kendi özün yok dedi
Ayna al da cemaline bak dedi
Yoktur ihlas kulda hatamız bizim

Velim eyder nizam tutan ademdir
Cebrail Mikail sırr-ı Hüda’dır
Muhammed kırklara yettiği demdir
Engür ezen eldir şahımız bizim
Aşık Veli

Elhamdülillah ki bildim hüdayı
Rabbülalemiyne sırrı gedayı
Errahmanirrahiym bulduk hüdayı
Maliki Yevmiddiyn olduk aleme

İyya kenabüdü gözümün nuru
Ve İyya Kenastaiyne verdik ikrarı
Ehtinessıratel Mustakiym yari
Sıratelleziyne çaldık kaleme

Enamte aleyhim dedim ya Ali
Gayrulmadubu aleyhim dedim beli
Veleddallin dedik kaldırdık eli
Gözlerim dost yolun durduk selama

Fatiha suresi indi şanına
Ezelden kurbandır canım canına
Kimseler ermedi senin sırrına
İsmin derceyledim ayın ye lâma

Fatiha suresin vechin okudum
İsmini zikretmeyen kula kakıdım
Şükrolsun mataım kumaş dokudum
İhsan eyle kapındaki kuluna

Şükür olsun bir menbadan yarattın
Bin ervahtan ervahıma nur kattın
Meleklere hamurumu yoğurttun
Aşıklık defterin sundum elime

VELİM eydir haktan aldım dersimi
Muhabbet çekici yaktı örsümü
Okuduğum ayet bilmem dersimi
Hakkın bir kelamı geldi dilime.
Aşık Veli

Erenler de serden baştan geçtiler
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Kelleler kestiler kanlar saçtılar
Seven böyle sever İmam Hüseyni

Okudu incili yoydu düşünü
Akıttı gözünden kanlı yaşını
Keşiş verdi yed’ oğlunun başını
Seven böyle sever İmam Hüseyni

Velim eydir böyle olmaz halınan
Hak sevilmez yalanınan dilinen
Evladınan kelleyinen malınan
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Aşık Veli

Esen seher yeli var söyle hemen
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Bu dert bana kıyamete kalacak
Yarim bu hasretlik kala mı böyle

Aşık yorulmuştur maşuk bulunmaz
İrakip yolları kesmiştir varılmaz
Güzelsin sevdiğim sensiz olunmaz
Yarim bu hasretlik kala mı böyle

Ben senin aşığın sen benim Leyli’m
Senden gayrılara düşer mi meylim
Yüz bin cevreylesen vaz gelmez gönlüm
Yarim bu hasretlik kala mı böyle

Velim eyder bu dert beni almaz mı?
Bu dert bana kıyamete kalmaz mı?
Bu cevri çekmeyen aşık olmaz mı?
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Aşık Veli

Evvel bahar yaz ayları gelince
Kızıl ırmak kenarını sel alır
Biter mor menevşe boynun eğince
Kız oğlana nergiz alır gül alır

Haşarı de deli gönül haşarı
Ah ettikçe ela gözler yaşarı
Çok çıkarma zülüflerin dışarı
Esen poyraz zülüfünden tel alır

Eğme hançerlere benzer bileğin
Hak katında kabul olsun dileğin
Yavaş salın usul boylu meleğim
Eller fittir gidişinden hil’alır

Kumrular oynaşır çimenli gölde
Bülbülün arzusu bir gonca gülde
Aşık Velim gider isen bu elde
Korkarım ki nazlı yari el alır
Aşık Veli

Geşt eyledim şu cihanı gezmeğe
Ben üstattan gayrı ulu bilemem
Marifet ilminden alıp satmağa
“Elif” okumadan “dal”ı bilemem

Bir el gerek pirden etek tutmağa
Halfe gerek hırka taç urunmağa
Mürşit gerek müşküller halletmeğe
Rehbersiz gidilen yolu bilemem

Bir kişi rehbere mürşide yetse
Nakes hak cemine göz gönül katsa
Kişi sevdiğinin lebinden tatsa
Aşka ondan özge dolu bilemem

Ol doludan içen mest olur müdam
Daima ezberim virdimde Hüda’m
Canıma cellatlık etse bir adam
Ol züldan sayılır hali bilemem

Bunu böyle tutmak gerek ey Veli
Cihana dolu geldi ol Kızıl Deli
Hocam Şah-ı Merdan sebakım Ali
Ben Bektaş’tan gayrı ulu bilemem
Aşık Veli

Gönül arz edelim balım oğlunu
Gece gündüz intizarım ol yare
Şeker şerbet leb-i balım gücenmiş
Demiş ki zülfünden çekeyim dare

Gece gündüz şahım kılarım ahı
Amasya tahtında güzeller şahı
İmanı olana bu sözüm sahi
Hasretten sinem oldu çal pare

Şükür olsun gençlerden gence
Ötüşür bülbüller gülleri gonca
Dostun bastığı toprağa gelince
Gözüme göründü Belh ü buhara

On iki imamlar çektiler çile
Nice veliler de gitti bu yola
Yusuf gibi Mısır’a hem sultan ola
Akıbeti hizmet kılan bu kare

Mürvetim var ne haddim var dil olmak
Benim gibi geda sana kul olmak
Senin ihsanındır bize gel olmak
Himmet eyle hasiretler yüz süre

Amasya tahtında Çin ü Maçin’de
Bihamdillah derler duyduk kaçında
Sene 1244 içinde
Yüz sürdüm Hayder’e Gani Hünkâr’e

Velim eyder dostu ziyaret eyle
Hasiret olanlar kavuşa böyle
Hacı Bektaş Veli sen imdat eyle
Sen el katmayınca sağılmaz yara
Aşık Veli

Gönül yüksek uçma uğrarsın kışa
Uçan kanatların yorulur bir gün
Oku Cavidan’ı cehd etme boşa
Elinde defterin dürülür bir gün

Arif olan canlar ilimden bilir
Vade yeter birgün nöbetin gelir
Sanma ettiklerin yanına kalır
Ettiğin günahlar sorulur bir gün

Ebu Cehil Şemr’e kazdı bir kuyu
Kişiye yoldaştır fiiliyle huyu
İstersen kem işle istersen iyi
İstediklerin verilir bir gün

Yedullah ayetin oku cihanda
Sanma ki bakisin bu fani handa
Herkes Hakk’ı ister ulu divanda
Bin ayak bir kaba girilir bir gün

Velim gerçeklere eyle niyazı
Mümin olan tutmaz kini buğuzu
Divan-ı dergahta tartarlar bizi
Hak mizan terazi kurulur bir gün
Aşık Veli

Görecek gözüm var imiş
Çok şükür balım çok şükür
Sürecek yüzüm var imiş
Çok şükür balım çok şükür

Çilehane beleninde
Abı zem zem akar orda
İçti gönül kandı burda
Çok şükür balım çok şükür

Dede bağında dervişler
Seherde ötüşür kuşlar
Müminin kalbinde kışlar
Çok şükür balım çok şükür

Üçler kapısından geçtim
Ol aslan ağzından içtim
Bir ulu sultana düştüm
Çok şükür balım çok şükür

Aş evinde kara kazan
Kızıl Deli dersim yazan
Kürre başlarında gezen
Çok şükür balım çok şükür

Secdem var çatal kapıya
Özümü verdim tapuya
İmamlar orda hepiye
Çok şükür balım çok şükür

Kırklar meydanına girdim
Yüzümü pirlere sürdüm
Atasın evlatta gördüm
Çok şükür balım çok şükür

Meydanda oturan babalar
Sineme vurdu cidalar
İçerler beyaz badeler
Çok şükür balım çok şükür

Gök eşikte Şahı Merdan
On ikisi tamam orda
Kabe, Kerbela hep orda
Çok şükür balım çok şükür

VELİ yüz sür imamlara
Bu dergahta tamamlara
Muhammet Ali onlara
Çok şükür balım çok şükür
Aşık Veli

Gözüm aştım bir gafletten uyandım
Sultan Seyit Ali sana sığındım
İmamları vird eyledim dayandım
Sultan Seyit Ali sana sığındım

Ayağını kazanın altına yaktı
Hazreti Hünkar haline baktı
Ali ismine Kızıldelilik taktı
Sultan Seyit Ali sana sığındım

Yağını yakmayınca pişmedi
Kaynadı amma kazandan taşmadı
Ondan içmeyen aşıklar coşmadı
Sultan Seyit Ali sana sığındım

Dört ustadır dört duvarın yapısı
Meğer dördü bir elmanın yarısı
Ali veli cümlemizin varısı
Sultan Seyit Ali sana sığındım

Nuh’unan beraber gemiyi çatan
Kayanın başından kendini atan
Akça Dağda urum elinde yatan
Sultan Seyit Ali sana sığındım

Velim eydür bin kan ile gelmişem
Sen sultansın ben günahkar olmuşam
Evvel ahiri seni bilmişem
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Aşık Veli

Haktan emir oldu geldim cihana
Gözüm açtım mayil oldum o burca
Kamil oldum hak kelamını okudum
Elif kaddim dal yazıldı o burca

Aynımıza yazılmıştır yazılar
Hakkı seven talip pirini arzular
Yeryüzünde hiç yol yoktur gaziler
Arş yüzünden bir yol gider o burca

Konan bezirgandır göçende hoca
Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
Ol ne burçtur cümle burçlardan yüce
Muhammed miraca gider o burca

Gökten uçan cebraildir peridir
Bir gül vardır muhammedin teridir
Bir kapısı şahı merdan Alidir
Elvan elvan nurlar yağar o burca

Velim eydir arayıpta yanmışım
Erenler deminde bir pay almışım
Eğer kabeysen yerin yapmışım
Her gönülden bir yol gider o burca
Aşık Veli

Hel hel ettim hamaradan mağradan
Dediler bir Suna gitti bu yola
Elim ile evlerini göçürdüm
Telli Suna gitti derler bu yola

Başına bağlamış hindi balası
Belasını rakibinden bulası
Akbaba tekkesi Elburs* kalesi
Dediler bir Suna gitti bu yola

Başına bağlamış hindi dediler
Aşıklar lebinden emdi dediler
Vardı Başkışlaya kondu dediler
Dediler bir Suna gitti bu yola

Gitmiyor yavrunun hayali sözü
Yarim sürmelemiş eladır gözü
Kalaycık geçidi Hocabey öz
Dediler bir Suna gitti bu yola

VELİM eydir yetemedim ilkinden
Göremedim püskülünden börkünden
Kündelenden Köklü yoldan Sorgundan
Telli Suna gitti derler bu yola.
Aşık Veli

Hiç mi inanmadın benim sözüme
Ahırında belli oldu hilen yar
Gelin geçen hoş görünün gözüme
Sencileyin bulunmaz mı çelen yar?

Beni attılar bir zindan içine
Sormadılar şu garibin suçu ne,
Bir vali emretse dar ağacına
Merhametin yok ki elden alan yar.

Aman dilber çok iş bilir ustasın
Melul mahzun gezer bilmem hastasın
Sinem puta ettin mekan istersin
Muhkem idi alamadım kal’an yar.

Varıp yadlar ile aşna olursun
İntizar ederim haktan bulursun
Ben gidersem sende yarsız kalırsın
Koyun olda ciğerinden melen yar.

Dilber senin anan nasıl anadır
Gerdanında benler tane tanedir
Sormadın sevdiğim yedi senedir
AŞIK VELİ kapınızda kölen yar.
Aşık Veli

Horasan ilinden Anadolu’ya
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Seyreyle didemden akan selini
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Peşinden ordusu gayet fırkatlı
Taçları yeşildir dilleri tatlı
Böyle er görmedim gayet heybetli
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Haydarı Berek’e bekçidir koydu
Necef denizinden kılıcın aldı
Tahta kılıç ile çok kafir kırdı
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Ol Berek dağında Haydar seslenir
Varan deli akıllanır uslanır
Tahta kılıç kılıfında paslanır
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

Aksede üstünde gördüğüm böyle
Gülyüzlü efendim gördüğün söyle
Pir Otman Baba’ya bir niyaz eyle
Islahata geldi Pir Hasan Dedem

VELİM der ki şüphesiz Ali
Bir ismi Hasan’dır bir ismi Ali
Niyaz et Allah’ın sevgili kulu
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Aşık Veli

Huriler gılmanlar dergaha gelir
Aşkı kervan etmiş eline karşı
Dudular kumrular seherde öter
Bülbül aşık olmuş gülüne karşı

Zahirde dostumun eline baksam
Dere olup dostun gölüne aksam
Ben bir sail olsam seyyaha çıksam
Giderim dostumun eline karşı

Dost bezirgan olmuş ben olsam esir
Köle diye alsa bulmasa kusur
Gerdanın dar olsa ben olsam mansur
Asılsam zülfünün teline karşı

Nice aşık astı zülfünün teli
Beni hasta etti hüsnünün yeli
Ya şah yeli olsam ya seher yeli
Eserim dostumun eline karşı

VELİM eydir gözleydim o yar gelir mi
Kasavet gönlümün gamın alır mı
Kuru kovanda hiç hasiyet olur mu
Arı aşık olmuş balına karşı
Aşık Veli

Hüseyinin şehit düştüğü günler
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Ehl-i beytten akar bu ayda kanlar
Ne duruyon ağlasana gözlerim

Alçak Murat su vermedi çağlasın
Kumlu çöller dile gelsin söylesin
Ehl-i beyti seven canlar ağlasın
Ne duruyon ağlasana gözlerim

Göğe gölge oldu sancak yasıldı
Gelinin duvağı kana basıldı
(su yolunda) Celal Abbas’ın kolları kesildi
Ne duruyon ağlasana gözlerim

Kasımla Fatıma muradın aldı
Al ile yeşili dürülü kaldı
Kiriş attılar imam Zeynel boğuldu
Ne duruyon ağlasana gözlerim

Velim eydir imamların nuru var
Kerbelada imamların sırrı var
Oniki ay da ağlasak yeri var
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Aşık Veli

İlmi hakikatten sival sorarsan
Onu da her cana diyebilin mi?
Varlığın var ise desti post eyle
Birini artıya koyabildin mi?

Kime layık görmüşlerdir duayı
Arif olan boylar umman ovayı
Bir sofrada yedi katar deveyi
Onu bir oturuşta yiyebilin mi?

Deve yerken arif seni görürse
Arayıp da çiğ yerlerin bulursa
Katarın birisi eksik gelirse
Altı katır ile doyabilin mi?

Mümin eli neylen sen sana bakın
Sen seni yukarı tutmaktan sakın
Doksan Bin koyunu çaldırma sakın
Onu da daraltmadan sayabilin mi?

90 bin koyunu sağdığım şarda
Onu bir küleğe koyduğum nurda
124 meyit yatar bir handa
40’ına bir tas su koyabilin mi?

Çok deryalar geçtim yare varırken
Susuz öldüm dört ırmağı görürken
İsrafil arışta sela verirken
Yedi kat yeraltında duyabildin mi?

VELİM eydir harfe ereyim dersen
Hakkın cemalini göreyim dersen
Sorgusuz cennete gireyim dersen
Candan sevdiğine kıyabildin mi?
Aşık Veli

İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
Aşıklara sadıklara yar idi
Ta baştan ayağa münevver idi
İnci mercan gevher lal ağlamaz mı?

Açardı dükkanı gevher satardı
Dertli olanlara derman katardı
Dudu kumru kafeslerde öterdi
Kumru dan ayrılan dal ağlamaz mı?

Varayıdım türbesinin başına
Yüz süreydim toprağına taşına
Yaktın şu sinemi aşk ataşına
İsmini zikreden dil ağlamaz mı?

Sene 1263 oldu
Varam dedim varamadım suç oldu
Don değişti şu dünyadan göç oldu
Kervanı kesilen bel ağlamaz mı?

AŞIK VELİM eder derdim yüz oldu
Gecinden isterdik gayet tez oldu
Yaz bahar ayları döndü güz oldu
Bağa gazel düşse gül ağlamaz mı?
Aşık Veli

İsmini zikreder her daim kullar
Urum diyarında er Hacı Bektaş
Müminler müslümler gözedir yollar
Hasretin gözlerim gel Hacı Bektaş

Hasretin gözlerim akıtır kanı
Pirim mahzun edip ağlatma beni
Bu sınık yaremin emi merhemi
Bu sınık yaremi sar Hacı Bektaş

Bedir olup yeter olsa bir cana
Ziya verir üç yüz altmış cihana
Kolu bağlı sen yetirme divana
Divanda oturan sen Hacı Bektaş

Ol Ali olup ta zülfikar çalan
Sırrı Mustafasın eylemem güman
Horasan’dan Hindistan’a kul salan
Yemen’de Veysel-i yar Hacı Bektaş

Dimişki şehrinde zindana giren
Müminler şad oldu verince selam
İmam Zeynel ile danışan kelam
Bin bir ayetleri nur Hacı Bektaş

Gazilere dalga verip coşturan
Ahmet Zenci ile teberler çalan
Mısır’da mervan’dan kayıflar alan
Eba müslüm gelen sen Hacı Bektaş

Teber çalar Eba Müslüm serveri
Bin kafir kılanda verir haberi
Teber sadâ verir Lâ feta Ali
İmamlar hayıfın al Hacı Bektaş

VELİM eydir niyaz kılın o mâha
Halim arz eyleyim gül yüzlü şaha
Yüzü karasın yetirme dergaha
Noksan isyan bizde bol Hacı Bektaş
Aşık Veli

İşitmezler yalancının ününü
Dudu kumru bülbül zarı da olsa
Bağ’u bansız bahçenin gülü derilmez
Ayvası turuncu narı da olsa.

Nazenide garip gönül nazeni
Yanıyor yüreğim ezel ezeli
Bir hoyrata meyil veren güzeli
İstemem cihanda huri de olsa.

Ben neyleyim gülsüz bahçeyi barı
Güle ne sebeple katmışlar harı
Bülbül isen diken kahrı çek bari
Çek bir zaman benzin sarı da olsa.

Önünden gülmeyen sonra gülemez
Dert çekmeyen dert kahrını bilemez
Şimden sonra gönül mesut olamaz
Veli’nin yanında yar’i de olsa.
Aşık Veli

İşte geldim işte gittim
Yalan dünya sana n’ettim
En sonunda böyle bittim
Günüm geldi geçti gitti

Yalan dünyada eğlendim
Gülgüle üzre beğlendim
Geh al geh kara bağlandım
Günüm geldi geçti gitti

Dediler ne hayıf oldu
Meyitim meydanda kaldı
Çağırdılar imam geldi
Can Kur’an’a düştü gitti

Bakar dünya dalımızdan
Bilmediler halimizden
Ayırdılar ilimizden
Köşe bucak uçtu gitti

İndirdiler kabirime
Sığındım gani kerim’e
Nurbağ attılar serime
Gözüm yaşı düştü gitti

İmam talkına başladı
Ne güzel sevap işledi
Komşular bizi boşladı
Geri döndü kaçtı gitti

Sualciler sual sordu
Herkez ettiğini buldu
Hamle kıldı topuz çaldı
Tebdilimiz şaştı gitti

Kul Veli’m der oldu tamam
Emir haktan nesin diyem
Yardım eyle on’ki imam
Ten toprağa düştü gitti
Aşık Veli

Kamil ehl’i olanı sınamak olmaz
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Cahil yar seveni kınamak olmaz
Gönül tanıdın mı sadık dostunu

Sadık dost gerekir halimden bile
Ağlarsam ağlaya gülersem güle
Ağladıkça çeşmim yaşını sile
Gönül tanıdın mı sadık dostunu

İyi günde sadık dostlar çok olur
Başa bir hal gelse kötü yok olur
Var günde uğruna ölen pek olur
Gönül tanıdın mı sadık dostunu

Sadık dostum benim ile salına
Hasiretim dost bağının gülüne
O dünyada bu dünyada buluna
Gönül tanıdın mı sadık dostunu

Velim eyder Hacı Bektaş Veli’m var
İntikam Tanrısı Sultan Balım var
Şu dünyada ayrılık var ölüm var
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Aşık Veli

Kelep kelep olmuş dostun zülüfü
Mah yüzüne dökmüş gider eğlenmez
Bilmem Hocabey’li bilmem Köşekli
Bir kız göçün çekmiş gider eğlenmez

Yedeğine almış bir katar maya
Haline münasip bir kaşı taya
Sarı salta ile sıktırma saya
Hilal kaşın yıkmış gider eğlenmez

Adını sorarsan huridir huri
Tığ-ı müstakimden uygun her yeri
Yüreğim başına bıraktı narı
Cayır cayır yakar gider eğlenmez.

Bir çift güzel gördüm salınıp gider
Cemalin şulesi beni del’eder
Kaşlar hilallenmiş gözler el eder
Döner döner bakar gider eğlenmez.

VELİM eydir bu güzeller nereli
Ak gerdanda çifte benler sıralı
Uzak gitmez bu güzeller buralı
Kan bulanık akar gider eğlenmez.
Aşık Veli

Kerbela çölünde gönlüm arzular
Varayım pirim şah Hüseyin’e
Her andıkça yarelerim sızılar
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e

Nasibim atılsa Bağdat şarına
Mayil idim Mansur gibi darına
Secde etsem imamların nuruna
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e

Senin abdalların per semah döner
Her zaman okunur kandiller yanar
Her sabah her sabah secdeye iner
Şemsi ile Kamer mah Hüseyin’e

Muhammed Ali’nin evladı yari
Şehitler içinde sevgili huri
Şehitler serdarı imamlar piri
Kan revan akar ah Hüseyin’e

Velim eydir yarelerim sızılar
Kerbelada şehit düşen gaziler
Yalın ayak başı açık kuzular
Dökülür meydan da şah Hüseyin’e
Aşık Veli

Kınamayın ağlar melûl gezdiğim
Aşık maşukunu del’eyler imiş
Bir mahitabın ateşi közü
Yakar şu sinemi kül eyler imiş

Gelin bakın ateşime közüme
Can dayanmaz firkatine nazına
Gül yüzlü yar geldi baktı yüzüme
Basar bendeleri yol eyler imiş

Hublar göçü geldi geçti yol etti
Kimse bilmez elif kaddim dal etti
Aktı çeşmim yaşı çaylar sel etti
Çevirir önünü göl eyler imiş

Su değilim akam akam durulam
Ya biner mi aşk atına yorulan
Yusuf gibi Zeliha’ya sarılan
Satar kendi özün kul eyler imiş

VELİM eydir yare kullar olurum
Yar sarmazsa bu yâreden ölürüm
Çektiğim çileyi bir ben bilirim
Ademe neylerse fil eyler imiş.
Aşık Veli

Kimse bilmez yüreğimin derdini
Derdimin dermanın bilen Allah’tır
Kan revan eyledim çeşmim yaşını
Sefil ağlatıp güldüren Allah’tır

Ağlatmayınca vermedin sefa ah
Hacetimi yazıp veren güzel şah
Hâce hâcesi de Ali’dir billah
Aşıklara üstad olan Allah’tır

Kimin esir eder kul diye satar
Kiminin derdine dermanlar katar
Herkesin nasibin bir yana atar
Rızkın ardı sıra salan Allah’tır

Muhammet Ali de kelamı bulmaz
Bu derde giriftar olmayan bilmez
VELİM eydir dünya kimseye kalmaz
Bu dünyada baki kalan Allah’tır
Aşık Veli

Kirpikler mevali kaşlar yay gibi
Ben bugün pirimi gördüm vallahi
Onbeşinde bedirlenmiş ay gibi
Görünce salavat verdim vallahi

La feta illa Ali özünde
La Seyfe illa Zülfikar gözünde
Ayetin benleri çoktur yüzünde
Ayet ezberimdir virdim vallahi

Ayet benleri de yüzünde çoktur
Hüseyin üstünde okunacaktır
Efendime layık hediyem yoktur
Bir canım isterse verdim vallahi

Ku’an ‘ a yakışır bu şirin sözler
Mahitap hüsnünde baharlar yazlar
Bahçede açılan güller nergizler
Hakk’ın emri ile derdim vallahi

Veli’m eyder dosta kurban varımız
Bülbül öter gül içinde harımız
Güzel sevmek bizim kisb ü karımız
Şükür maksuduma erdim vallahi
Aşık Veli

Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandımki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

Velim eydir ne hikmet iş
Uyumadım ki görem bir düş
Zülüfünü kement etmiş
Boğazıma taktı geçti
Aşık Veli

Medhedeyim sevdiğim zülfünü
Bin yıl övsem bir teline az gelir
Yüz bin tayla, yüz bin köle, yüz bin kul
Varlığım olsa da versem az gelir.

Yüz bin fındık altınının haznesi
Yüz bin deve yükü cevahir hası
Yüz bin şehristanın iki ülkesi
Varlığım olsa da versem az gelir.

Yedi kıral memleketin halini
Yedi padişahlık birin malını
Bir şahın da ülkesiyle ilini
Varlığım olsa da versem az gelir.

Yüz bin devreylesem elli bin fakı
Ya Ali olmazsa ya cömert saki
Hesabın göremez bin dahi oku
Varlığım olsa da versem az gelir.

Velim eydür bahçenizde gülüm var
Mansur olan gelsin dostça zülfüm var
Elde varlığım yok tatlı dilim var
Yine dostun bir teline az gelir
Aşık Veli

Meşayih-i Kübra böyle emretmiş
Allahü ekber la ilahe illallah
Muhammet miraca onunla gitmiş
Allahü ekber la ilahe illallah

Muhammet semanın yedi katında
Al’ümmeti imamların zatında
İsm-i azam budur imamların zatında
Allahü ekber la ilahe illallah

Hemi gider kendi hemi devesi
Salacadan gelir Ali’nin sesi
Oniki imamların hutbe duası
Allahü ekber la ilahe illallah

Hasan Hüseyin kundakta yatardı
Melekler aldı da arşa götürdü
Cebrail Habibe vahiy getirdi
Allahü ekber la ilahe illallah

Kalem titreyip feryat edende
Fetahna süresi arşa gidende
Bir elmayı yedi pare edende
Allahü ekber la ilahe illallah

Hutbe-i duvazda imamlar dizildi
Hak emretti dört karışta süzüldü
Yer gök kurulmadan evvel yazıldı
Allahü ekber la ilahe illallah

Velim eydir La İlahe illallah
Sevmişem pirimi hasbeten lillah
İkrarım pirime amentü billah
Allahü ekber la ilahe illallah
Aşık Veli

Mısır ülkesine sultan olmadan
Kenan illerinde kul olmak ola
Beylerin eğninde atlas olmadan
Abdallar sırtında çul olmak ola

Gel gönül fark eyle astarı bezi
Cana hayat verir kamilin sözü
Ne duyucu, deyici ol her sözü
Beyhude cevaptan lal olmak ola

Nigah, ikrar, güftar üçünü birden
Üçünü bir bilen himmet al pirden
Hutbe okunmazsa İmam Cafer’den
Arifler katında zül olmak ola

Her ne ister isen iste sen benden
Cümle mahluk hoşnut olurlar senden
Hakikatsiz kavim gardaş olmadan
Kamil akil uslu el olmak ola

Velim eyder kısmet isterim Hak’tan
İnayet umarım ol güzel şahtan
Beylerden paşadan hem padişahtan
Her bir hali ile kul olmak ola
Aşık Veli

Muhammet Mustafa miraç deminde
Dedi esselamı aleykessela
Ali El Murtaza kırklar ceminde
Dedi esselamı aleykessela

Dünyada yok idi ne ün ne seda
Bir yeşil kubbe halk etti hüda
Kubbenin içinden geldi bir nida
Dedi esselamı aleykessela

O kubbenin köşedesi on iki
Fatıma’dan ziya bulmuştur hepi
İçinden açıldı nurdan bir kapı
Dedi esselamı aleykessela

Akıl ermez ol Ali’nin işine
Okuttu Kuran’ı mermer taşına
Bilal’da çıkınca selâ taşına
Dedi esselamı aleykessela

VELİM eydir şemsi kamer dulundu
Aynanın üstüne düştü bölündü
Tevalla Tecalla niyaz kılındı
Dedi esselamı aleykessela
Aşık Veli

Nas-ı hoyrat gelip hoyrat yarattı
Bed-huy ile Adem Hakka yaramaz
Ateş ile koysan pamuğu odu
Er olmayan birbirini saramaz

Od ile pamuğu saran erlerin
Hergiz nazarından çıkmaz Pirlerin
Başının boranı gitmez pirlerin
Ol Hakk’ın rahim doğru göremez

Eğer dört kapıda eli olmazsa
Hutbesin okuyan Ali olmazsa
Hakk’ın buyruğunun kulu olmazsa
Dahi kördür kendi kendin göremez

Arif olup her manadan duymazsa
Aşık olup aşk dalgasın silmezse
Şeriatı gömlek edip giymezse
Kadem basıp tarikata giremez

Şeriatın tarikatın binası
Gönüllerden siler mürşitler pası
Marifette işittiremez sesi
Hakikatta gizli sırra eremez

Dört kapıyı kırk makamı bilmezse
Üç sünneti yedi farzı kılmazsa
Binbir yerde gizli sırra ermezse
İrfan bahçesinin gülün deremez

Velim eyder irfan bağı korumuz
Ancak Mansur olan bulur darımız
Seyyit Nesimi’dir bizim pirimiz
Şeyhi şeytan olan bize yaramaz
Aşık Veli

Nasip olur Amasya’ya varırsan
Giden sail selam getir pirimden
Hublar şahı Hamdullahı görürsen
Giden sail selam getir pirimden.

Hayali gönlümden çekerim ahı
Acep görür müyüm gül yüzlü şahı
Bunca aşıkların sırrı penahı
Giden sail selam getir pirimden.

Mecnun gibi bir sevda var başımda
Cihan sele gitti çeşmim yaşından
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Giden sail selam getir pirimden.

Sene 1244 de beyan
Kırkların ceminde görmüşem ayan
Mürsel göbeğinde taze bir civan
Giden sail selam getir pirimden.

VELİM eydür dost köyüne varınız
Balım Sultan olsun size kılavuz
Benim pirim Amasya’da yalınız
Giden sail selam getir pirimden.
Aşık Veli

Nereden gelişin böyle
Dost ilinden gelen sail?
Gül yüzlümden haber söyle
Dost ilinden gelen sail

Vardın mı Ferhat taşına
Nazar kıl çeşmim yaşına
Sorhuç takınmış başına
Dost ilinden gelen sail.

Sultan Beyazıda vardın mı?
Cuma namazın kıldın mı?
Gül yüzlüme yüz sürdün mü?
Dost ilinden gelen sail.

Uğradın mı Amasya’ya?
Vukuf oldun mu her şeye?
Yüz sürdün mü kaşı yaya?
Dost ilinden gelen sail.

Yandı ciğer döndü köze
Sürme çekmiş ela göze
Bir hayırlı haber bize
Dost ilinden gelen sail.

VELİM eydür arttı zarım
Gece gündüz intizarım
Amasya’da kaldı pirim
Dost ilinden gelen sail.
Aşık Veli

O yer ile göğün binasın kuran
Muhammed Ali’dir bir Hacı Bektaş
Şu iki cihana gıdasın veren
Sana inanmayan kör Hacı Bektaş

Sen Ali’sin Muhammed’in öz yarı
Gül kokulamadan dermişsin harı
Yoluna koymuşum can ile seri
Vermezsem dergahtan sür Hacı Bektaş

Kul olup da şehir şehir satılan
Gahi mancılıkla göğe atılan
Cevher topu olup nura katılan
Müminler şehrinde sır Hacı Bektaş

Bir vakitte oldun bir yanal elma
Bedehşan ilinden Urum’a gelme
Emret Azrail’e canımı alma
İrfana ermeden hur Hacı Bektaş

Kırklarda sürdüğün sohbet sır idi
Binbir kisvetlerden donun var idi
Elestede kandildeki nur idi
Şimdicek önümde ser Hacı Bektaş

Gene sen bilirsin Veli’nin hali
Sensin bu cihanın ahir evveli
Bir ismin Ali’dir bir ismin Veli
Kırklardaki ismin sır Hacı Bektaş
Aşık Veli

On iki imam mürüvvetin sevgisi
Bendedir İmam Hüseyin bendedir
Hemi sevdiğimdir hemi korkumdur
Sendedir İmam Hüseyin sendedir

Canda muhabbetim seni gören göz
Muhabbetin gitmez hem yaz hemi güz
Korkunu çekerim geceyle gündüz
Gündedir İmam Hüseyin gündedir

Hemi yarsın hemi yaralayansın
Yar ile davamı aralayansın
Hançer olup sinemi paralayansın
Candadır İmam Hüseyin candadır

Hâr almışta açılmıyor güllerim
Sana ma’lum değil midir hallerim
Selman kesti kan eyledi ellerim
Kandedir İmam Hüseyin kandedir

VELİ’nin kıldığı ah-u zar ise
Yine sen bilirsin işim zor ise
Ne kadar eksiklik kusur var ise
Bendedir İmam Hüseyin bendedir
Aşık Veli

Pek çok arzuladım varayım dedim
Varamadım gül yüzlü yar küstün mü?
Haki payına yüzler süreyim dedim
Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?

On beş yıl yaklaştı olmadı çare
Erenler terkim kılmadı zara
Fazlı gibi kendi kendim hançere
Vuramadım gül yüzlü yar küstün mü?

Sıra ister Beytullah’m yolları
Onun yolu zordur yokuş belleri
Al yanakta al kırmızı gülleri
Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?

Aşık oldum Ehl-i Beyt’in nuruna
Amasya’da yatan gerçek pirime
Elim bağlı belim bağlı darına
Duramadım gül yüzlü yar küstün mü?

Eşiğine süremedim yüzleri
Gözüme tütüyordur ayak izleri
Dili şeker ezer şirin sözleri
Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?

VELİM eydir işim ah-ı zar idi
Beni bu sevdaya salan yar idi
Danışmaya çok müşkülüm var idi
Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık Veli

Pek yaralamıştır beni de bir yar
Bu yarayı çeken ölmezse eğer
Benim yaralarım ya kimler sarar
Yar gelip emleyip sarmazsa eğer

Kan revan olmuş da didemden akar
Pençe urmuş bu sineme el atar
Yar bize darılmış kaşların yıkar
Sevdakar olduğum gülmezse eğer

Kime ne diyeyim küstürdüm yarı
Kalmadı namusum terkettim arı
Hançere düşüp de öleyim bari
Bu kez de bir selam gelmezse eğer

Hiç gitmiyor garip başın dumanı
Küfrüm ata derken attı imanı
Güldüreyim derken ağlattı beni
Kan akar didemden silmezse eğer

Velim eyder bu dert beni almaz mı?
Can-ı hasret kıyamete kalmaz mı?
Bu yarayı çeken aşık ölmez mi?
Yar derdime derman kılmazsa eğer
Aşık Veli

Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Muhammet Ali’yi göreyim diye
Dünyanın gamından çektim elimi
Bir kamil mürşide ereyim diye

Yol oğlu Kamil’e yoldaş olmaya
İkrar verdim bir ikrarda durmaya
Dört duvarın binasını kurmaya
Aradım üstadım bulayım diye

Sevdasız serimi sevdaya saldım
Bu aşkın elinden kül oldum yandım
Evliya ceminde pazara durdum
Seyrimi tercüman vereyim diye

Aşık oldum İmam Hasan’ı sevdim
Mazlum Hüseyin’in darına durdum
Zeynel Abidin’le zindana girdim
Kendimi kırk pare böleyim diye

Didara aşıkım kesmem şükrümü
Adına aşık oldum İmam Bakır’ın
Dün’ü gün’ü ismin virdin okurum
Cafer-i Sadık’a ereyim diye

Musa’yı Kâzım’a vardır niyazım
İmam-ı Rıza’ya bağlıdır özüm
Taki Naki Askeriyle pazarım
Mehdi önünde kılıç çalayım diye

KUL VELİM hakka temannah ederim
Cemal göster bu dünyayı niderim
On iki imamların ismin güderim
On iki imamlara ereyim diye.
Aşık Veli

Sâdetli Sultanın nazar kıldığı
İlleri var Hacı Bektaş Veli’nin
Horasan’dan sökün edip geldiği
Yolları var Hacı Bektaş Veli’nin

Şeyhleri var atlas giyer al giyer
Düldül atlar var altun çul giyer
Dervişleri hırka giyer şal giyer
Şalları var Hacı Bektaş Veli’nin

Binbir ayet yazılıdır postunda
Yedi kıral yedi padişah destinde
Altun hali örgüleri üstünde
Yolları var Hacı Bektaş Veli’nin

Dahi böyle sultan nerede olur
On sekiz bin alem hem mevcut bilir
Kırk konaklık yerden kurban gelir
Malları var Hacı Bektaş Veli’nin

VELİM eder cünbüş cûş verir
Yine ay’ı gün resminde taş verir
Hacı Bektaş dergahında baş verir
Kulları var Hacı Bektaş Veli’nin.
Aşık Veli

Saki olup kırklardaki Selman’ın
Mest olup meyinden içen az kaldı
Dalgası gelip de coşan deryanın
Geçidini bilip geçen az kaldı

Derya kenarında sürdüm yolunu
Seyreyledim nasirini halini
İdiris mürşide verdi elini
Sındı vurup hulle biçen az kaldı

İsm-i Azam ile Zülfikar oynar
Ol zaman görünür ay ile günler
Şarda soygun verdi çok bezirganlar
Zi-kıymet dükkanın açan az kaldı

Mansur’un darına hem doğru gelip
On’ki imamların vacibin bilip
Farzını işleyip sünnetin kılıp
Emrini tutup neyhden kaçan az kaldı

Velim eyder ikrarını bilenler
Kerbela çölünden geri kaçanlar
Yetmiş üç kimsedir cana kıyanlar
Şimdi serden baştan geçen az kaldı.
Aşık Veli

Senden ayrı lokma yemeyim derdin
Nasip ilden ile gezdiren vardır
Serim verip sırrım vermeyim derdin
Dostu sevdiğine sezdiren vardır

Aşıklar her cana demez bu şeyi
Yükü yüke vurun devirmez tayı
Kimisi ah eder ağlar su deyi
Kimisin deryada yüzdüren vardır

Bu ilm-i hikmeti bilenler bilir
Bilmeyen beyhude bundan ne alır
Benim gibi şaşkın adem ne bilir
İnciyi mercanı düzdüren vardır

İnci mercan la’l ü güher takınır
Kıymetini bilen alır sokunur
Kuduretten aşk kitabı okunur
Kudreti destinde yazdıran vardır

Velim eyder yalvarırım yare ben
Pirim eşiğine yüzler sür hemen
Kırklar Meydanı’nda engür şaraben
Kudret-i destinden ezdiren vardır
Aşık Veli

Senin abdalların semaa döner
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Cümle alem sana tavafa iner
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye

Arif olan senin evvelin bilir
Ol kelp bu manadan ne bilir
Mağribden meşrikden duyası gelir
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye

Dört kitapta ismin mevcut okunur
Otuz altı bin can sana bakınır
Hind’de yemende gülbengin çekilir
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye

Kudretten batın topu şakıdı
Entüm derler bir ayet var hak idi
Şahı merdan kula himmet okudu
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye

VELİM eydir kim okudu kim uttu
Doksan bin kelamı ya kim hatmetti
Meyyitin yıkayıp devesin yetti
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Aşık Veli

Seyran bahçesinin bir yanı elma
On sekiz bin alem nuru dediler
Muhammet Mustafa Hayderi kerrar
Hünkar Hacı Bektaş Veli dediler

Fahri alem elifi taç uruna
İki cihan boyanmıştır nuruna
Hasan Hüseyin’in gizli sırrına
Arşın mühürünü Ali dediler

Hocası tuttu mektebe götürdü
Elif ba demeden mana getirdi
Pınarı akıttı susam bitirdi
Hacısı hocası beli dediler

Horasan erleri Ruma geliptür
Her kişi aklı ile yer buluptur
Üzerinden er geçtiğin biliptür
Kadıncık anaya dolu dediler

Şu geleni şahı merdan sanmadı
Kimi inandı kimi inanmadı
Taradı postları delil yanmadı
Besbelli ol bizden ulu dediler

Şahım derki bektaşiyim bektaşi
Kimdi size nasip dağıtan kişi
Sıktı un eyledi örs gibi taşı
İsmi Bektaş kaldı Veli dediler

Velilik fermanı o zaman geldi
Pirim mertebeyi orada kaldı
Evvel Ali idi şimdi veli oldu
Taptık ey sultanın veli dediler

Düşünüp geldiler halife pirler
Bektaş gibi er görmedik dediler
Bir yeşil el kısmet verir dediler
Görünce tanırız eli dediler

Kimi inandı da beli pes dedi
Kimi inanmadı nişan istedi
Hem de mübarek elini gösterdi
Buydu nasip veren eli dediler

Er isen darı çeç üstünde otur
Ulu isen nasın işerni bitir
Söz senet olmazmış senedin getir
Senetsiz çok olur veli dediler

Cümle erler nasiplerini buldu
Nice bin yıl bu yol batında kaldı
Urum erlerine hediye geldi
Buymuş hakkın doğru yolu dediler

VELİM eydir cümle erlerden olur
Cümle erler o sultana beli der
Şüphesi yok Hak Muhammet Ali der
İnanmayan iblis kavli dediler
Aşık Veli

Söyleyim de dinlen mevali canlar
Evvel Allah bu cihana kim geldi
Muhammet Ali kandilde nur iken
Bu cihana sada geldi ün geldi

Cihan derya idi dünya dar idi
Cebrail Mikail anda var idi
Bir avuç toprakla dünya kuruldu
Azrail İsrafil anda sur idi

Kün deyince karar kıldı ademe
Yedi gün emeğim geçti o deme
Kadir Allah can verince ademe
Akıl fikir ile kül-i kan geldi

Sen talip ol çok iş vardır talipte
Ne ararsan gerçeklerde arifte
Adem nice böyle yattı kalıpta
Ol Hazret-i Adem dahi dün geldi

Sen talip olup da yakından gözle
Gezme yazı yaban gerçeği özle
Yüz yiğirmi dört bin nebiden önce
Muhammed’e vahy-i Cebrail geldi

Bu işlerin ezelini soranda
Yer gök bina kurdu İsm-i Azam’da
Bu cihanı var eyleyip düzende
Ali Muhammet’ten gayrı kim geldi

Doksan bin er Horasan’ın bendidir
Vallah billah aşıkların andıdır
Pirim Hünkar Hacı Bektaş kendidir
Cümlemize Hacı Bektaş pir geldi

Miraçta danıştık doksan bin kelam
Cebrail Ali’ye getirdi selam
Dört kitaba indi levh ile kalem
Aşıklar da bu cihana sır geldi

Velim bu sözlere inandık vallah
Hak beni ademde arayıp bulmak
On sekiz bin alem yaratan Allah
Cevlan edip bu cihana bir geldi
Aşık Veli

Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Yüklenip barhanem gittiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Azrailde cana pençe urmadan
Ahiretin kabr evine girmeden
Sorucular bize sual sormadan
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Bir gün figan olur gözler yaşından
Ayırırlar yaranından eşinden
Gözlen bizi sırat mizan başından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Sensin onsekiz bin alemin nuru
Nurundan halk etti cümlenin varı
Divanda unutma biz günahkarı
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Hatice’nin Fatıma’nın nuruna
Canım kurban olsun onun yoluna
On’ki imamların yüzü suyuna
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Hasan Hüseyin’den umarız imdat
Şah İmam Zeynel’den olsun hidayet
Şah İmam Bakır’ın nuruna mirvet
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

İmam Cafer idi İmamlar nuru
Musa’yı Kazım’a geldim yalvarı
İmam Irıza’dır Horasan eri
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Muhammed Taki Naki Askeri İmam
Urum’a gelince ol sahip-zaman
Yezid’e Zülfikar çaldığı zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Kul Veli’m imdat umarım pirimden
Ali’nin sevdası gitmez serimden
Ayırma bizi de şah katarından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Aşık Veli

Şu kevni mekanın binasın kurdu
Elif dedi Ba noktası var oldu
İlmi cavidanı Ademe dedi
İlim kitap hak adem de sır oldu

Yüz yirmi ilimle doksan bin kelam
On yedi hurufta ne varki alem
Yirmi sekiz harfin kaymakamı Lâm
Bayi Bismillahta nokta bir oldu

Velegat Keremna Ademe indi
Arşu rahmanda ol yedi kapıydı
Örttü üçün dördünü açık koydu
Yedi kat arş yedi kat kürs çar oldu

Veçhullah hakkını bilmeyen kördür
Tahtına sultanı konduran erdir
Katresi ummana yetiren Pirdir
Sırrı sırrullahtır gevher nur oldu

KUL VELİM mucizat topun atanı
Özünde gör kendi atıp tutanı
Yetmiş bilir yedullaha yeteni
Cümleye kutup Hazreti Pir oldu.
Aşık Veli

Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Bende beğenmedim işini felek
Şakird olan şaşkın olur dembedem
Ne okursun bilmem dersini felek?

Gövel turnam gökyüzünde dönerken
Felek ağu katmış göle inerken
Dizbediz oturup derdim yanarken
Boşuna kahretme dostunu felek.

Sorayım feleğe Kemter’im netti?
Yoksa hub mu tuttu deli mi etti?
Balım Sultan tekkesine mi gitti?
Baykuşlar kondurdun taşıma felek.

Kemter dürlu alemlere ermişti
Üç sünneti yedi farzı kılmıştı
Ölmeden yedi yıl evvel ölmüştü
İşte gösteriyor dostunu felek.

Kemter dürlu kemhaları dokurdu
Doksan bin alemin ilmin okurdu
Balım Sultan bahçesinde şakırdı
Yoksa ok mu değdi kuşuma felek

Kemter beni koydu yuvada yurtta
İsmini söylerim dilimde virdde
Ol sene bin iki yüz otuz dört de
Yükletti göçünü kışını felek.

VELİM eder Kemter gitti kimim var?
Aldırdım Kemteri yeni gamım var
Usta idi yapılacak damım var
Hiç mi iş gelmedi başına felek?
Aşık Veli

Tığı gamzelerin değdi canıma
Canım gibi cemalini görünce
Bağrıma kâr etti dostun selamı
Canım gibi cemalini görünce

Esmayi hüsnünde yazılı eser
Teşne-i dil ile oldu müesser
Dümen ehli ile gezdim serteser
Canım gibi cemalini görünce

Bu kevni mekanda oynayan sensin
Ben bir bahaneyim söyleyen sensin
Ey Ba, Ça dinleyen sensin
Canım gibi cemalini görünce

VELİM eydir haktan ne gelse dile
Ak gül boynun eğmiş kırmızı güle
Seher vakti bakmıyon mu bülbüle
Canım gibi cemalini görünce
Aşık Veli

Tuna seli Murat mili mübarek
Akar m’ola acep ya Ali deyü
Ay kaşlı gün yüzlü dostun yoluna
Bakar m’ola acep ya Ali deyü

Aşık oldum maşukumu gözleyip
Muhabbetin can evinde gizleyip
Sinesini aşk oduna közleyip
Yanar m’ola acep ya Ali deyü

Beni büryan etti hublar ateşi
Sevdadan fark edemedim bu başı
Mahtabanın yüzüne mahitap kaşı
Yıkar m’ola acep ya Ali deyü

Ferhat olan vaz mı gelir Şirin’den
Ben yari severim gayet derinden
Gül ü reyhan misk ü anber terinden
Kokar m’ola acep ya Ali deyü

Velim eyder gül yüzlü yar görüne
Gönül tozlu yola düşüp sürüne
Muhammed aşkına meydan yerine
Çıkar m’ola acep ya Ali deyü
Aşık Veli

Yazdı Naad Ali Nasru Minallah
Acep ile okunurdu illallah
Tacın tekbir etti halife mürşit
Ali’ye sadıklar giydi fahrullah

Aynelyakin görürmola gözlerim?
Aynel Like ile mabud illallah
Hacetin Aliden hacet dilersen
Külli men cömertsin bir Veliyullah

Edrikni yetişsin Hasan Hüseyin
Eşiğinde kılayıdım şeydullah
İmam Zeynel İmam Bakırı Cafer
Hak böyle buyurdu vallahi billah

Kazım Rıza Taki Naki Askeri
Mehdiye Muhammet buyurdu Allah
VELİM eydir kara bela kandadır
Def edici sensin Allah eyvallah.
Aşık Veli

Yerin göğün kurulmadan binası
Ervahın cihana gelmiştir senin
Kaşlarında mim duası yazılı
Kim bulur hüsnünde bahane senin

Muhabbet deryası tarikat şahı
Gani müminlerin peşti pinahi
Günahım çok sen affeyle İlahi
Günahları affetmek şanındır senin

Sen dururken ben kimlere gideyim
Ya elimi al ya eteğim kes benim
Hünkar Hacı Bektaş dost deyim
Destin demanına erişti senin

Kulhu vallah dedik ikrar eyledik
Ahad Ahmet Ali Haydar söyledik
Allahu samedi ezber eyledik
Lem yelid buyurdu şanına senin

Kulhu vallaha ahaddır hatmin tamamı
Cebrail Habibe verdi selamı
Amentü Cebrail ile çaldı kalemi
Hüsnün ziya verir aleme senin

Velim eydir demem kulhu vallahi
Yeniden hatmeyledik keremullahı
Bu ayet şanına indi billahi
El hata şanına inmiştir senin
Aşık Veli

Yine bir çift kelam geldi dilime
Eğer arif isen dinle sözümü
Can kuşumu kondurayım koluna
Fehmede gör çevresini bazını

Can tohumun öz tarlana eke gör
Meskenet suyundan keşin kıya gör
Ol suyun bendini gece yapa gör
Eyce sıva kandırasın hazını

Sabır harmanında savur harmanı
Yabası küreği dertler dermanı
VELİM şevk ile savur harmanı
Eyce savur dışa verme tozunu
Aşık Veli

Yüzüm süre geldim dergaha
Erenler meydanı uludur diye
Eksiklik aradım özümde buldum
Kusura kalmayan Ali’dir diye


Hakisar olmuşum dostun yoluna
Sultan olan bakar kulun haline
Bir bazına düştüm derya salına
Avlarım hocamın gölüdür diye


Cevahir madeni imiş gölleri
Seherde açılır gonca gülleri
Kılavuzla aştım geldim belleri
Menzilim erenler yoludur diye


Şehzadem var diye emendim geldim
Arayı arayı ben dostu buldum
Güvel kuşum güvel avına saldım
Avlarım hocamın gölüdür diye


VELİM pire geldim er meydanına
Alış veriş eyler kâr meydanına
Her ne istersen var meydanına
Mataım erenler malıdır diye
Aşık Veli


Yerin göğün kurulmadan binası


Yerin göğün kurulmadan binası
Ervahın cihana gelmiştir senin
Kaşlarında mim duası yazılı
Kim bulur hüsnünde bahane senin


Muhabbet deryası tarikat şahı
Gani müminlerin peşti pinahi
Günahım çok sen affeyle İlahi
Günahları affetmek şanındır senin


Sen dururken ben kimlere gideyim
Ya elimi al ya eteğim kes benim
Hünkar Hacı Bektaş dost deyim
Destin demanına erişti senin


Kulhu vallah dedik ikrar eyledik
Ahad Ahmet Ali Haydar söyledik
Allahu samedi ezber eyledik
Lem yelid buyurdu şanına senin


Kulhu vallaha ahaddır hatmin tamamı
Cebrail Habibe verdi selamı
Amentü Cebrail ile çaldı kalemi
Hüsnün ziya verir aleme senin


Velim eydir demem kulhu vallahi
Yeniden hatmeyledik keremullahı
Bu ayet şanına indi billahi
El hata şanına inmiştir senin
Aşık Veli

Tuna seli Murat mili mübarek


Tuna seli Murat mili mübarek
Akar m’ola acep ya Ali deyü
Ay kaşlı gün yüzlü dostun yoluna
Bakar m’ola acep ya Ali deyü

Aşık oldum maşukumu gözleyip
Muhabbetin can evinde gizleyip
Sinesini aşk oduna közleyip
Yanar m’ola acep ya Ali deyü

Beni büryan etti hublar ateşi
Sevdadan fark edemedim bu başı
Mahtabanın yüzüne mahitap kaşı
Yıkar m’ola acep ya Ali deyü

Ferhat olan vaz mı gelir Şirin’den
Ben yari severim gayet derinden
Gül ü reyhan misk ü anber terinden
Kokar m’ola acep ya Ali deyü

Velim eyder gül yüzlü yar görüne
Gönül tozlu yola düşüp sürüne
Muhammed aşkına meydan yerine
Çıkar m’ola acep ya Ali deyü

Aşık Veli

Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Bende beğenmedim işini felek
Şakird olan şaşkın olur dembedem
Ne okursun bilmem dersini felek?

Gövel turnam gökyüzünde dönerken
Felek ağu katmış göle inerken
Dizbediz oturup derdim yanarken
Boşuna kahretme dostunu felek.

Sorayım feleğe Kemter’im netti?
Yoksa hub mu tuttu deli mi etti?
Balım Sultan tekkesine mi gitti?
Baykuşlar kondurdun taşıma felek.

Kemter dürlu alemlere ermişti
Üç sünneti yedi farzı kılmıştı
Ölmeden yedi yıl evvel ölmüştü
İşte gösteriyor dostunu felek.

Kemter dürlu kemhaları dokurdu
Doksan bin alemin ilmin okurdu
Balım Sultan bahçesinde şakırdı
Yoksa ok mu değdi kuşuma felek

Kemter beni koydu yuvada yurtta
İsmini söylerim dilimde virdde
Ol sene bin iki yüz otuz dört de
Yükletti göçünü kışını felek.

VELİM eder Kemter gitti kimim var?
Aldırdım Kemteri yeni gamım var
Usta idi yapılacak damım var
Hiç mi iş gelmedi başına felek?
Aşık Veli

Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Yüklenip barhanem gittiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Azrailde cana pençe urmadan
Ahiretin kabr evine girmeden
Sorucular bize sual sormadan
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Bir gün figan olur gözler yaşından
Ayırırlar yaranından eşinden
Gözlen bizi sırat mizan başından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Sensin onsekiz bin alemin nuru
Nurundan halk etti cümlenin varı
Divanda unutma biz günahkarı
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Hatice’nin Fatıma’nın nuruna
Canım kurban olsun onun yoluna
On’ki imamların yüzü suyuna
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Hasan Hüseyin’den umarız imdat
Şah İmam Zeynel’den olsun hidayet
Şah İmam Bakır’ın nuruna mirvet
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

İmam Cafer idi İmamlar nuru
Musa’yı Kazım’a geldim yalvarı
İmam Irıza’dır Horasan eri
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Muhammed Taki Naki Askeri İmam
Urum’a gelince ol sahip-zaman
Yezid’e Zülfikar çaldığı zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali

Kul Veli’m imdat umarım pirimden
Ali’nin sevdası gitmez serimden
Ayırma bizi de şah katarından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Aşık Veli

Söyleyim de dinlen mevali canlar
Evvel Allah bu cihana kim geldi
Muhammet Ali kandilde nur iken
Bu cihana sada geldi ün geldi

Cihan derya idi dünya dar idi
Cebrail Mikail anda var idi
Bir avuç toprakla dünya kuruldu
Azrail İsrafil anda sur idi

Kün deyince karar kıldı ademe
Yedi gün emeğim geçti o deme
Kadir Allah can verince ademe
Akıl fikir ile kül-i kan geldi

Sen talip ol çok iş vardır talipte
Ne ararsan gerçeklerde arifte
Adem nice böyle yattı kalıpta
Ol Hazret-i Adem dahi dün geldi

Sen talip olup da yakından gözle
Gezme yazı yaban gerçeği özle
Yüz yiğirmi dört bin nebiden önce
Muhammed’e vahy-i Cebrail geldi

Bu işlerin ezelini soranda
Yer gök bina kurdu İsm-i Azam’da
Bu cihanı var eyleyip düzende
Ali Muhammet’ten gayrı kim geldi

Doksan bin er Horasan’ın bendidir
Vallah billah aşıkların andıdır
Pirim Hünkar Hacı Bektaş kendidir
Cümlemize Hacı Bektaş pir geldi

Miraçta danıştık doksan bin kelam
Cebrail Ali’ye getirdi selam
Dört kitaba indi levh ile kalem
Aşıklar da bu cihana sır geldi

Velim bu sözlere inandık vallah
Hak beni ademde arayıp bulmak
On sekiz bin alem yaratan Allah
Cevlan edip bu cihana bir geldi
Aşık Veli

Saki olup kırklardaki Selman’ın
Mest olup meyinden içen az kaldı
Dalgası gelip de coşan deryanın
Geçidini bilip geçen az kaldı

Derya kenarında sürdüm yolunu
Seyreyledim nasirini halini
İdiris mürşide verdi elini
Sındı vurup hulle biçen az kaldı

İsm-i Azam ile Zülfikar oynar
Ol zaman görünür ay ile günler
Şarda soygun verdi çok bezirganlar
Zi-kıymet dükkanın açan az kaldı

Mansur’un darına hem doğru gelip
On’ki imamların vacibin bilip
Farzını işleyip sünnetin kılıp
Emrini tutup neyhden kaçan az kaldı

Velim eyder ikrarını bilenler
Kerbela çölünden geri kaçanlar
Yetmiş üç kimsedir cana kıyanlar
Şimdi serden baştan geçen az kaldı.
Aşık Veli

Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Muhammet Ali’yi göreyim diye
Dünyanın gamından çektim elimi
Bir kamil mürşide ereyim diye

Yol oğlu Kamil’e yoldaş olmaya
İkrar verdim bir ikrarda durmaya
Dört duvarın binasını kurmaya
Aradım üstadım bulayım diye

Sevdasız serimi sevdaya saldım
Bu aşkın elinden kül oldum yandım
Evliya ceminde pazara durdum
Seyrimi tercüman vereyim diye

Aşık oldum İmam Hasan’ı sevdim
Mazlum Hüseyin’in darına durdum
Zeynel Abidin’le zindana girdim
Kendimi kırk pare böleyim diye

Didara aşıkım kesmem şükrümü
Adına aşık oldum İmam Bakır’ın
Dün’ü gün’ü ismin virdin okurum
Cafer-i Sadık’a ereyim diye

Musa’yı Kâzım’a vardır niyazım
İmam-ı Rıza’ya bağlıdır özüm
Taki Naki Askeriyle pazarım
Mehdi önünde kılıç çalayım diye

KUL VELİM hakka temannah ederim
Cemal göster bu dünyayı niderim
On iki imamların ismin güderim
On iki imamlara ereyim diye.
Aşık Veli

Pek çok arzuladım varayım dedim
Varamadım gül yüzlü yar küstün mü?
Haki payına yüzler süreyim dedim
Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?

On beş yıl yaklaştı olmadı çare
Erenler terkim kılmadı zara
Fazlı gibi kendi kendim hançere
Vuramadım gül yüzlü yar küstün mü?

Sıra ister Beytullah’m yolları
Onun yolu zordur yokuş belleri
Al yanakta al kırmızı gülleri
Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?

Aşık oldum Ehl-i Beyt’in nuruna
Amasya’da yatan gerçek pirime
Elim bağlı belim bağlı darına
Duramadım gül yüzlü yar küstün mü?

Eşiğine süremedim yüzleri
Gözüme tütüyordur ayak izleri
Dili şeker ezer şirin sözleri
Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?

VELİM eydir işim ah-ı zar idi
Beni bu sevdaya salan yar idi
Danışmaya çok müşkülüm var idi
Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık Veli

Nasip olur Amasya’ya varırsan
Giden sail selam getir pirimden
Hublar şahı Hamdullahı görürsen
Giden sail selam getir pirimden.

Hayali gönlümden çekerim ahı
Acep görür müyüm gül yüzlü şahı
Bunca aşıkların sırrı penahı
Giden sail selam getir pirimden.

Mecnun gibi bir sevda var başımda
Cihan sele gitti çeşmim yaşından
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Giden sail selam getir pirimden.

Sene 1244 de beyan
Kırkların ceminde görmüşem ayan
Mürsel göbeğinde taze bir civan
Giden sail selam getir pirimden.

VELİM eydür dost köyüne varınız
Balım Sultan olsun size kılavuz
Benim pirim Amasya’da yalınız
Giden sail selam getir pirimden.
Aşık Veli

Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandımki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

Velim eydir ne hikmet iş
Uyumadım ki görem bir düş
Zülüfünü kement etmiş
Boğazıma taktı geçti
Aşık Veli

Kerbela çölünde gönlüm arzular
Varayım pirim şah Hüseyin’e
Her andıkça yarelerim sızılar
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e

Nasibim atılsa Bağdat şarına
Mayil idim Mansur gibi darına
Secde etsem imamların nuruna
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e

Senin abdalların per semah döner
Her zaman okunur kandiller yanar
Her sabah her sabah secdeye iner
Şemsi ile Kamer mah Hüseyin’e

Muhammed Ali’nin evladı yari
Şehitler içinde sevgili huri
Şehitler serdarı imamlar piri
Kan revan akar ah Hüseyin’e

Velim eydir yarelerim sızılar
Kerbelada şehit düşen gaziler
Yalın ayak başı açık kuzular
Dökülür meydan da şah Hüseyin’e
Aşık Veli

İşitmezler yalancının ününü
Dudu kumru bülbül zarı da olsa
Bağ’u bansız bahçenin gülü derilmez
Ayvası turuncu narı da olsa.

Nazenide garip gönül nazeni
Yanıyor yüreğim ezel ezeli
Bir hoyrata meyil veren güzeli
İstemem cihanda huri de olsa.

Ben neyleyim gülsüz bahçeyi barı
Güle ne sebeple katmışlar harı
Bülbül isen diken kahrı çek bari
Çek bir zaman benzin sarı da olsa.

Önünden gülmeyen sonra gülemez
Dert çekmeyen dert kahrını bilemez
Şimden sonra gönül mesut olamaz
Veli’nin yanında yar’i de olsa.
Aşık Veli

İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
Aşıklara sadıklara yar idi
Ta baştan ayağa münevver idi
İnci mercan gevher lal ağlamaz mı?

Açardı dükkanı gevher satardı
Dertli olanlara derman katardı
Dudu kumru kafeslerde öterdi
Kumru dan ayrılan dal ağlamaz mı?

Varayıdım türbesinin başına
Yüz süreydim toprağına taşına
Yaktın şu sinemi aşk ataşına
İsmini zikreden dil ağlamaz mı?

Sene 1263 oldu
Varam dedim varamadım suç oldu
Don değişti şu dünyadan göç oldu
Kervanı kesilen bel ağlamaz mı?

AŞIK VELİM eder derdim yüz oldu
Gecinden isterdik gayet tez oldu
Yaz bahar ayları döndü güz oldu
Bağa gazel düşse gül ağlamaz mı?
Aşık Veli

El vurup yâremi incitme tabip
Bende hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var

Yareler döşenmiş figana başlar
Görelim ki kadir mevlam ne işler
Şu adüler bize deli demişler
Daha bizden önce divaneler var

Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
VELİM derki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var
Aşık Veli

Derde tabip oldum tabibi buldum
Sordum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki kendi derdi binden çok.

Dertli olan düşünmesin boşuna
Neler gelir kul olanın başına
Tecrübe eyledim hakkın işine
Her derdi kendine reva gören hak.

Demek ki günahım çok ne idi suçum
Derdiniz çok ise tabibe açın
Ehlibeyt’e gam yoldaş olduğu için
Aşık isen dertli sinen oda yak.

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok.

VELİM eydir ahu zar ise
Hak yardım eylesin işin zor ise
Danışmaya bir müşkülün var ise
Kerbela’da Şah Hüseyin Hür’e bak.
Aşık Veli

Aşık Veli (doğum tarihi bilinmiyor ölüm 1853)
Aşık Veli Sivas’ın Şarkışla ilçesi İğdecik köylüdür. İlk önceleri sevip
kavuşamadığı Suna’ya şiirler yazan Veli, Kale köylü Aşık Kemter ile
tanışmasıyla tarikatı öğrenir ve deyişleri bu minvalde devam eder. Dönemin
Hacı Bektaş Veli dergahı postnişini Hamdullah efendiyle olan dostluğu, bu
deyişlerini zenginleştirir.
Hamdullah efendinin II. Abdülhamit tarafından Amasya’ya sürgün
edilmesinden sonra Aşık Veli, Hamdullah efendiyle anadoludaki dergahlar
arasında köprü olmuştur.
Son zamanda Hasandede tekkesinden çıkan elyazmalarında Aşık Veli’nin hiç
yayınlanmamış deyişleri ele geçmiştir.
1853 yılında İğdecik köyünde ölmüştür.
Eserleri:
Deyişleri bir çok kitap ve antolojide yer almıştır. Hakkında yazılan kitaplardan
bazıları; Ali İhsan Tuncalı 1969, Emlek Alavi Şairleri, İbrahim Aslanoğlu, Aşık
Veli…

11 aydır ben yarime hasiret
Göreyidim Şahı Merdan aşkına
Gide idi gönlümüzden keşiret
Sileyidim Şahı Merdan aşkına.

40 gün oldu göremedim düşümde
O yarin sevdası vardır başımda
Ceylan köprüsünden Ferhat taşından
Geçeyidim Şahı Merdan aşkına.

Gönülde karıştı hublar göçüne
Kalmasın efendim kulun suçuna
Saat dörtte Amasya’nın içine
Gireyidim Şahı Merdan aşkına.

Efendim doldurup verince demi
Orda hazır idi kırkların cemi
Yine senden ola yaremin emi
Çalayıdım Şahı Merdan aşkına.

VELİM eydir bu sevdanın adı ne?
Aşık maşukunun yanar oduna
Cümle muradıma hem maksuduma
Ereyidim Şahı Merdan aşkına.

Aşık Veli

4444 İsmin sahibi
Hecesini yazmış Kuran Allahtır
Yüzyirmibin elin doksanbin kelam
Fetahna suresini salan Allahtır

Şöyle bil ki kitap yüzbin nokta bir
Elif oku be altında nokta gör
Başında bismillahirahmanım var
İrakip iblisi süren Allahtır

Kuran-ı azimde iklası şerif
Hem elhamda bulduk ulema arif
Doksanbin okunan musay-ı şerif
Aşıklar dersini veren Allahtır

Velim eydir bir üstada hizmet et
Hizmet edem dersen sen emrini tut
Onsekiz bin alemi halketmiştir ahat
Sen görmezsen seni gören Allahtır

Aşık Veli

Adem Nebiyyullah dünyaya geldi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar
Ol yetmiş üç anda zuhura geldi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Küfr içinde kaldı yetmiş ikisi
Birine inanmıştır nurun hepisi
Yirmi dört bin peygamber Hak tapusu
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

İsa Musa Davut gittikten sonra
Altı yüz yıl devir ettikten sonra
Talip le Muttalip gittikten sonra
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Muhammet Ali kandilde nur idi
Onlardan ezeli Fatma var idi
İsim verilmezden gizli sır idi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Muhammet Ali zahir olunca
Ay gün secde etti onlar doğunca
Nice bin kilise battı o gece
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kâbenin içinde puta tapmışlar
Allah budur diye ikrar etmişler
İncilde görüp kavgaya düşmüşler
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Ali üç yaşında putları kırdı
Başta olan kafirler bunu duydu
Hepsi Muhammed’e şevkaya geldi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Bu dünya üç kıral elinde idi
İstanbul da Yemen elinde idi
Acem tahtı Perviz elinde idi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Peygamber üçüne üç name yazdı
Yemen namesini Selman’a sundu
Kayseri o demde çok tazim kıldı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Perviz’e varan elçi şehit oldu
Ali ile Hint kazasına gitti
Ali gitti (diye) kafirler sefer etti
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Ol on iki bin askeri götürdü
Her birini bir tarafa yetirdi
Üç bin de Muhammet asker getirdi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Asker alay alay etrafa durdu
Ol demde de Abbas meydana girdi
Başta olan pehlivanları kırdı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kafir beylerine kasavet düştü
Ali gelmiş diye tedbiri şaştı
Haber alın diye elçi ulaştı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Elçi gördü bildi Ali abbası
En küçüğüdür bâzların bâzı
Kafir kıral nakledince bu sözü
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kafir yeniden adamların saldı
Üç yüz otuz altı bin asker geldi
Her birini bir tarafa ayırdı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kafir çoğaldı da yürüyüş etti
Hamza pehlivanı hem şehit etti
Hak Cebrail’e Ali’yi emretti
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Cebrail nameyi habibe verdi
Muhammet yönünü kıbleye döndü
Hint içinde Ali’ye malum oldu
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Ali hemen ismi azam okudu
Yer gök titredi şimşekler şakıdı
Muhammet der bizden yana hakkoldu
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Ali celallendi gayrette coştu
Yer ile gök birbirine kavuştu
Orada askerlerin cümlesi şaştı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kafirler şaştı da perişan oldu
Müminler sevindi de ruşen oldu
Dünya kurulalı bir nişan oldu
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kelleler kesildi kanlar saçıldı
Erler kanda yüzdü kandan geçildi
Çok vakit sonra ortalık açıldı
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Kafirler avreti ileri sürdü
Ali de görünce boynun çevirdi
Muhammet der ki ya Ali elverdi
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Muhammet Ali’ye secdeye geldi
Gaziler yüzünü düldüle sürdü
Ol zaman Muhammet miraca gitti
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Ali islam dinin aşikar etti
Medayin tahtını Selman’a verdi
Yüz yirmi bin kelam Ali şehretti
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

VELİM eydir nice alamet oldu
Devri ahır zaman Mehdi’ye kaldı
Dosta rahmet düşmana lanet oldu
Görelim ki Şahı Merdan ne yapar

Aşık Veli

Akdeniz yalısı aydın yakası
Akdeniz yalısı aydın yakası
Aşar gider pirim Abdal Musa’ya
Cemalin görünce dağlar eridi
Taşlar gider pirim Abdal Musa’ya


Baba Kaygusuzdan almış cahdini
Bilir misin İbrahim Ethem vaktini?
Padişahlar tacı ile tahtını
Boşlar gider pirim Abdal Musa’ya


Sürüden ayrılmış böşek mozular
Her andıkça yarelerim sızılar
İrili ufaklı emlik kuzular
Koçlar gider pirim Abdal Musa’ya


Seyyit Ali Abdal Emir Seyidde
Üçü bir kardeştir Ehlibeyitte
Cümlemizi defter etmiş kayıtta
Başlar gider pirim Abdal Musa’ya


VELİM eydir dört dergahtır evveli
Seyit Ali Abdal Musa Bektaşi Veli
Hüseyin aşkına didemin seli
Çağlar gider pirim Abdal Musa’ya
Aşık Veli

Aklımı başımdan alan
Aklımı başımdan alan
Mustafa’dır Murtaza’dır
Beni bu dertlere salan
Mustafa’dır Murtaza’dır


Ay’ı ayağına indiren
Güneşi başta döndüren
Türlü müşkülü kandıran
Mustafa’dır Murtaza’dır


Elifi taç başlarında
Mim duası kaşlarında
Bunca alem peşlerinde
Mustafa’dır Murtaza’dır


Seb’ül mesan cem ile taş
Vere hizmet cümleye baş
Kızıl Deli Hacı Bektaş
Mustafa’dır Murtaza’dır


Fatma Ana’mızın yari
Muhammed’in gonca gülü
Hasan Hüseyin’in yolu
Mustafa’dır Murtaza’dır


İmam Zeynel’in dedesi
İmam Bakır’ın sadası
İmam Cafer’in nidası
Mustafa’dır Murtaza’dır


Kazım Musa Ali Rıza
Taki Naki imdat bize
Askeri’ye asker dize
Mustafa’dır Murtaza’dır


Veli’m eyder Mehdi şahtır
Yerde gökte padişahtır
Bundan öte alem yoktur
Mustafa’dır Murtaza’dır
Aşık Veli

Akşamdan sabaha sabrım yok iken
Akşamdan sabaha sabrım yok iken
Yine kaldık gelen ayın başına
Hiç kimse kimsenin halından bilmez
Herkes düşmüş telaşına işine


Yari olmayanın yarası m’olur
Arifler deminde sırası m’olur
Pare pare kılsam çaresi m’olur
Gönül düşmüş bir güzelin peşine


Ayak ayak dosta doğru varayım
Bir vech ile muradıma ereyim
Ela gözlü ben yarimi göreyim
Ay gibi doğunca yatam döşüne


Cemal-i vecdullah ay ile gündür
Rakiplerim derki sevdiğin kimdir
Saat bu saattir bugünkü gündür
Dost birgün oturur nizam başına


Sağ olanlar sevdiğini arzular
Dertli sinem derunumdan sızılar
Ahvalimiz size malum gaziler
Merhamet ediniz didem yaşına


Kaşlar mizam olmuş gözleri tartar
Yari olmayana dünya olur dar
Hak bilir ki şu dünyada yarim var
Böyle yazın mezarımın taşına


Aka aka çeşmim yaşı sel oldu
Sene bin iki yüz tamam ell’oldu
Velim eyder yaralarım bell’oldu
Gayrı cerrah el katmasın boşuna
Aşık Veli

Alıcı kuş cücesini uçursa
Alıcı kuş cücesini uçursa
Cüce yurtta kalır evvel baz gider
Bir yiğit ah etse göğsün geçirse
Vardır hasireti ömrü tez gider.


Sineme vurdular türlü düğümler
Yücesine çıkmış yar bizi ünler
Yar ile dem devran sürdüğüm günler
Edalı şifalı cilve naz gider.


VELİM eydir garip başa ne gele
Dostlarım ağlaya düşmanlar güle
Dünya ne güle kaldı ne de bülbüle
Al baharlı mor çiçekli yaz gider
Aşık Veli

Arapça Farsice sual sorarsın
Arapça Farsice sual sorarsın
Bildin de mi söylen bilmedin de mi
Bilmediğim pazarlığı edersin
Aldın da mı söylen almadın da mı


Pazarlık şarına ulu şar derler
Ölümden ileri ölüm var derler
Bir yönünden ölmesini yeğ derler
Öldün de mi söylen ölmedin de mi


Er olamaz pir önünde ölmeyen
Hatm edemez yed’ayeti bilmeyen
Evvel sultan m’olur talip olmayan
Oldun da mı söylen olmadın da mı


Gene arif bilir talip olanı
Aşıklar söylemez bunda yalanı
Nerde gördün cenazesin kılanı
Kıldın da mı söylen kılmadın da mı


Velim eyder cenazesin kılmayan
Derya nedir deniz nedir bilmeyen
Bahri gibi Ummanlara dalmayan
Daldın da mı söylen dalmadın da mı
Aşık Veli

Arzuhal sunayım gül yüzlü yare
Arzuhal sunayım gül yüzlü yare
Hocam arz eylesin halimi benim
Derdine düşer oldum divane
Ölürsem yar yusun ölümü benim


Dağların çektiği karın elinden
Bülbülün çektiği harın elinden
Başım alıp gider yarin elinden
Ahir terk ettirir ilimi benim


Velim eyder dost günlerim sayılır
Kaçan yare gitsem engel duyulur
Yarelerim maden gibi oyulur
Gene bu yar bilsin halimi benim
Aşık Veli

Aşkın ateşine yanmıyan aşık
Aşkın ateşine yanmıyan aşık
Onun sinesinde yaremi olur?
Dosta gidem diyom yollar dolaşık
Korkarım bellerde haremi olur.


Engel ara yerde olmuş haremi
Muhanetten niçin uman keremi
Lokman hekim sarabilmez yaremi
Dost eli değmezse çare mi olur?


Bir yar gerek ev halimden bilmeye
Ağlamışım takatim yok gülmeye
Aşık maşukunun halini sormaya
Böyle adet böyle türe mi olur?


Kahrını çekmeli bir sadık yarin
Hergiz yüzün görme beyhude körün
VELİM der yolunda ölün hubların
Böyle sultanların keremi olur.
Aşık Veli

Ayet nedir hadis nedir bilmeyen
Ayet nedir hadis nedir bilmeyen
Verdiceği ezan mıdır sela mı
Bir kamil mürşitten dersin almayan
Okusa da hatmedemez kelamı
Bir kamil mürşitten dersin almazsa
Okuduğu harfe amel olmazsa
Post sahibi postun aslın bilmezse
Tarih çalsa talip mısmıl ola mı
Tarik nedir tercüman ne, bil de var
Tarik dev olur da sonra seni yer
Himmet almadan ben muhammed’im der
Bilmez miraçta verilen selamı
Miraçta selamı verdi ol Habib
İrehber buyurdu farzdır musahip
Yaramı saramaz bilmeyen tabip
Bu derdin sahibi ağla güle mi
Kurdu bu yola Hak Muhammet Ali
Farz sünnet buyurdun oldu bir deli
Yine kendi özün yokla ey VELİ
Sen ki iyi eden bunca cihanı
Aşık Veli

Ayn-i cem içinde olan bir naşi
Ayn-i cem içinde olan bir naşi
Müşkül halletmesi güç olur imiş
Gözede sızar mı her çayın taşı
İrakip bağrı tuç olur imiş


Tilki ile üleş yemem haylarım
Arslan ile bile çıkar yaylarım
Bu manayı alanlara söylerim
Almayanın hali nic’olur imiş


Rehbersiz yükünü tutmuş ağırdan
Mürebbi bilmeyen sapar çığırdan
Bezirganım deyü yüke seğirden
Onun bahacığı pul olur imiş


Münkirin bağrı tuç şad olup gülmez
Bin mana söylesen birinden almaz
Bağbansız bahçenin meyvesi olmaz
Türlü meyve verse piç olur imiş


“Elif” ile “be”den mana almayan
Mürebbisin musahibin bilmeyen
Dört kapının selamını vermeyen
Lokması zehirden ac’olur imiş


Velim eyder başımıza iş geldi
Dostun gülü bağrımıza taş geldi
Evvel derdim bir ikene beş geldi
Gönülden muhiplik güç olur imiş
Aşık Veli

Beddua kaşların kirpiklerin oktur
Beddua kaşların kirpiklerin oktur
Hüsnünden mestundur yasin-i taha
Mevadır gözlerin menendin yoktur
Sen oldun cihanda sevabilata


Kudretten söylerim cemalin didar
Yüz ondört sureyi hüsnünde dilber
Dişlerin incidir lebin mücevher
Mübarek dillerin okur la feta


Er Rahman Rahimsin rahmet kanisin
Sıtk ile sevenim candan canısın
Şarabın tahura la mekanısın
Bakiyadır ismin hem kıyamette


Lütfeyle sevdiğim günahkarına
Bir dem Mansur oldum durdum darına
Yedi ayet bahşeyle hemen varına
Sen oldun Veli’nin gönlünde puta
Aşık Veli

Ben dostumun yollarını gözledim
Ben dostumun yollarını gözledim
Gözlerim ki gül yüzlü dost gelmedi
Çıkar çıkar yar yolunu gözlerim
Gözlerim ki gül yüzlü dost gelmedi


Sinem parelendi aşk ataşından
Değirmen yaptırdım çeşmim yaşından
Mecnun gibi pınarların başından
Söylerim ki gül yüzlü yar gelmedi


Mecnun Leyla dedi mevlaya yetti
Dostun haki payi gözüme tüttü
Can intizar sinem bülbüller öttü
İzlerim ki gül yüzlü yar gelmedi


VELİM eydir işin ah-u zarınan
Hayli zaman buluşadım yarınan
Hasretin yaktı aşkın narınan
Sızlarım ki gül yüzlü yar gelmedi
Aşık Veli

Ben hocamdan böyle duydum gaziler
Ben hocamdan böyle duydum gaziler
Yezide ilanet gavura bile
Birbirinden ayrılmıştır bazısı
Yezide ilanet gavura bile


Kafir şehit etti habib’in dişin
Kerbela’da kesti Hüseyn’in başın
Eğer insan isen burasın düşün
Yezide ilanet gavura bile
Kafir İbrahim’i hem nara attı
Yezit Ali evladına kastetti
Hak düşmanlarına teberra etti
Yezide ilanet gavura bile
Hasan Hüseyin’i kafirler sardı
Ali duydu hasmın donunu deldi
Nice yüz bin kere Zülfikar çaldı
Yezide ilanet gavura bile
Kafir korkusundan müslüman oldu
Zülfikar darbından imana geldi
Anlar Al’evlada hep düşman oldu
Yezide ilanet gavura bile
Velim eyder cemisine ilanet
Hak buyurdu kamusuna ilanet
Ülkesine tabasına ilanet
Yezide ilanet gavura bile
Aşık Veli

Beni mecnun etti aşkın ilahi
Beni mecnun etti aşkın ilahi
Fakir kulun bu sevdaya salan yar
Kul olupta gösterince irahi
Cebrail uğrunda delil olan yar
Bir ismindir La İlahe İllallah
El hata şanında okudum Billah
Çar noktanın kündü Ba’yi Bismillah
Dört kapıda kırk makamı bulan yar
Işıtıp gönlümü bahçe bağ eden
Şu yareme merhem çalıp sağ eden
Yeşil pençe ile nasip dağıtan
Darı çeç üstünde namaz kılan yar
Okudum ayeti ay mim iken
Onların darına durdum lamekan
Yer yok iken cümle alem su iken
Ta ezelden kandilde duran yar
Velim eydir canım kurban her zaman
Gönlümde kalmadı zerrece güman
Medet mürvet Ali evladı el aman
Cümlenin üstüne sultan olan yar
Aşık Veli

Bin canın içinde görsem tanırım
Bin canın içinde görsem tanırım
Seçerde vaz gelmem billah yar senden
Adulardan ben hayfımı alırım
Alır da vaz gelmem billah yar senden
Yar beni düşürdü tora al ile
Gönlümü eğliyor şirin dil ile
Demir çarık ile hırka şal ile
Gelir de vaz gelmem billah yar senden
Yar elinden zehirlenir ölürüm
Serim sağ oldukça vaz mı gelirim
Ya sen benim ya ben senin olurum
Göçer de vaz gelmem billah yar senden
Divane eyledin şu ben fakiri
Yar yoluna öleceğim ahiri
Sanem gibi yedi yıllık zehiri
İçer de vaz gelmem billah yar senden
Velim eyder ben bu arı terk ettim
Ar namus gömleğin eğnimden attım
Bir canım var yar yoluna terk ettim
Ölür de vaz gelmem billah yar senden
Aşık Veli

Bir çift kem söz deyü gelmiş yüzüme
Bir çift kem söz deyü gelmiş yüzüme
Vallah billah kem demedim güzel dost
Acı tatlı yarin şirin sözüne
Hak bilir ki ham demedim güzel dost
Dost dosta meydanda cidasın atar
O zaman belki de muhabbet artar
Arifler arifi vezinde tartar
Kemden sorup kem demedim güzel dost
Dalga vursa gemilerim dökülse
Hak muhabbet eder anda sevilse
Dostu görsem kasavetim dağılsa
Gayrısına gam demedim güzel dost
Velim eyder koç derneği derilse
Mert olan bell’olur divan kurulsa
Benim yaralarım yardan sarılsa
Gayrı ilaca em demedim güzeldost
Aşık Veli

Bir çift turna geldi dost ellerinden
Bir çift turna geldi dost ellerinden
Öter garip garip bizim illerde
Çevrilir dolanır göle konmaya
Korkarım yad avcı vardır göllerde
Sakın ey sevdiğim Urum kışıdır
Yağmur yağar ciğalarım üşütür
Konup göçmek evliyalar işidir
Kon da göç ki söylenesin dillerde
Eşinden mi ayrıldın nedir firgatin
Çık Yıldız dağına bir sema tutun
Orda Pir Sultan var ervah’ı zatın
O geçirir sizi coşkun sellerden
Gamlanma sevdiğim senindir hane
Sılaya mı gitmek arzettin yine
Ali kılavuzun olsun bu sene
Kimse değip dolaşmasın yollarda
Gidince sılaya varınca böyle
Kemlik gördün ise iyilik söyle
Derdim çoktur halim Pire arzeyle
VELİ gibi olmuş var mı kullarda
Aşık Veli

Bir garip başınan kaldım arada
Bir garip başınan kaldım arada
Ya cihana hayran eder yar seni
Küll-i varlığımı ben verdim yare
Ya bir ulu kervan eder yar seni
Her gördüğüm ela göze bus demem
Olur olmaz kallaş yare dost demem
Şu cihanda yalancı yar istemem
Gerçek ise kurban eder yar seni
Yalancı ne bilsin onun tadını
Hak ehl’olan çeker onun havfını
Hasbeten lillahi ansam adını
Ya Mısır’a sultan eder yar seni
Derviş olsam giysem şalı abayı
Abdal olsam gezsem ili obayı
Eğnime giysem de türlü hibayı
Ya soyar da üryan eder yar seni
Velim eyder gülşanım var gülzarım
Bülbül güle hasret gülyüzlü yarım
Bir canla baş ise meydana korum
Ya meydana berdar eder yar seni
Aşık Veli

Bizden yüzün nikaplamış bürümüş
Bizden yüzün nikaplamış bürümüş
Efendime ölü derler bazılar
Dar fenadan dar bekaya yürümüş
Alnıma yazıldı kara yazılar
Gerek Ali gerek oğlu nic’ola
Ona öldü diyen engeller öle
Efendisi göçen aşık nic’ola
Hiç başına gelmiş var mı gaziler
Adem’den ileri bu dert var idi
Aşıkın gözünü kan yaş bürüdü
Muhammet de bu dünyadan yürüdü
Dermansız ok değdi yaram sızılar
Dermansız ok değdi kar etti cana
Anınçün ağlarım hem yana yana
İmam Hüseyin’in göçtüğü sene
Meleşir koyunlar, koçlar, kuzular
Veli’m eyder yerin göğün arası
Açıldı sekiz uçmağın kapısı
Gözüme görünmez onun hepisi
Deli gönül efendisin arzular
Aşık Veli

Bu dünyada rehber talibe haktır
Bu dünyada rehber talibe haktır
Muhammet miraca gel olduğu için
Dört kapıdan ileriye yol yoktur
Hakkın dört kapıda el olduğu için
Dört duvarın üzerine yol kurdu
Lahmike Lahmi hem musahip oldu
Mürşitliği İmam Cafer’e verdi
Ezeli mürşit Al’olduğu için
Dört usta yarattı dördü de kendi
Kendi talip oldu yola bend oldu
Onun için halkı gümana saldı
Yarattığı cana kul olduğu için
Kul olmayan sultan olmasın dedi
İnanmayan iman bulmasın dedi
Sünneti üç buyurdu farzı da yedi
Yed elekten geçip hallolduğu çin
Yedi elekten geçip pişti halloldu
Dostun zülfü aşk sazına tel oldu
Arı yokken miracında bal oldu
Şaraben Tahura dol olduğu için
Şaraben Tahura bal süt dört ırmak
Yalnız Muhammet taama sunmak
Mümine farz oldu inanıp kanmak
Muhammet doludan lâl olduğu için
VELİM eydir bu yol doğru yoldur
Yola beli diyen cömert ganidir
Mürşit önündeki hakkın kuludur
Muhammet kırklara yâr olduğu için
Aşık Veli

Bugün gamda gördüm zülfü siyahı
Bugün gamda gördüm zülfü siyahı
Gülmedi sevdiğim bilmem ne haldir
Gelip hiç sormadı halim ahvalim
Sormadı sevdiğim bilmem ne haldir?
O sultandır her işlerin sebebi
Alnın ortasında gördüm habibi
Yaralara merhem olan tabibi
Sarmadı sevdiğim bilmem ne haldir?
Ben o yari sevdiğimden sorarım
Bugün dünya yarın ahret ararım
Kalmadı derdimden sabrı kararım
Kalmadı sevdiğim bilmem ne haldir?
Derd-i aşkı ile abdal oldum ben
Öldürüp de ara yerde etme kan
Gözlerimde gevher dizimde derman
Kalmadı sultanım bilmem ne haldir?
VELİM eydir aklım başımdan gitti
Sağlığımda beni salaca etti
Cenazeni kılam deyi ahdetti
Kılmadı sevdiğim bilmem ne haldir?
Aşık Veli

Cebrail Habibe vahi getirdi
Cebrail Habibe vahi getirdi
İçinde ayeti Nasruminallah
Dedi ey Cebrail yazan kim idi
Dedi perde ardından ya Resulullah
Dedi karındaşım hulus ile var
Sıtkıle bakarsan görürsün mutlak
Cebrail bir dahi nazil oldu ki
Gördü perde ardından ol Resulullah
Dedi ey Cebrail gördün bildin mi?
Dedi bilen sensin elhükmilillah
Elif kametinde Kur’an nakleder
Bir kılında okunur bin Kulhüvallah
(B) altında bir noktada Ali’dir
yerin göğün irşadı bayi Bismillah
VELİM eydir bu cihanın varlığı
Dedi ey Şah sensin ol gani Allah.
Aşık Veli

Cemalin sevdiğim sadetli dostum
Cemalin sevdiğim sadetli dostum
Özüm seninle bir değil midir?
Bu aşkın elinden yandım kül oldum
Beni mecnun eden yar değil midir?
Her andıkça aşkın beni coşturur
Aşkın dalgasını boydan aşırır
Tuzak kurmuş sevdiğini düşürür
Siyah ebruların ar değil midir?
AŞIK VELİM hayran oldum bakmadan
Kaşların hükmeder canım yakmadan
Böyle dostun cefasını çekmeden
Ölüm de bir yandan kar değil midir
Aşık Veli

Cemi kuşlar arzulamış yarını
Cemi kuşlar arzulamış yarını
Süleyman tahtına yar deyü ağlar
Seher vakti dinlen bülbül zarını
Gülden ayrı düşmüş har deyü ağlar
Telli turnam tellerini düzmeye
Kalem alıp çığaların yazmaya
Yeşil başlım göllerinde yüzmeye
Salında yad avcı tor deyü ağlar
Baykuş viranede aşıktır taşa
Selman kısmet verdi hem kurda kuşa
Kerkez körlüğünden indi üleşe
Yaşım da bin beş yüz var deyü ağlar
Mahbub-ı zamanın tutisi öter
Kumru dost dedikçe dertlerim artar
Gövel turnam Şah’a gider bir katar
Şahinin pençesi zor deyü ağlar
Bir kuş vardır ala idim duasın
Aslı nerededir bilmez yuvasın
Bir tüyünde Ayet birinde Yasin
Veli de sebakım ver deyü ağlar
Aşık Veli

Cenabi Bari’den ihsan olursa
Cenabi Bari’den ihsan olursa
Gönlümün gamını atmak muradım
Tedbirle takdir mutabık olursa
İmam-ı Hüseyn’e gitmek muradım
Bu ne imiş gonca hara dağlamak
Elifi taç urub kemer bağlamak
Bir niyetim Kerbela’ya uğramak
Şahın katarına ermek muradım
Yüz sürelim Muhammet Mustafa’ya
Bunca mümin müslim ersin safaya
Bundan böyle arzumanım küfe’ye
Üç beş eyyam hizmet etmek muradım
VELİM eydir arzum vardır vechinde
Zülfikar oynuyor Çin ü Mâçin’de
Cümlemizde bir kubbenin içinde
Ol şah-ı merdana gitmek muradım
Aşık Veli

Cevretme sevdiğim var git yoluna
Cevretme sevdiğim var git yoluna
Şu benim derdime çare bulmazsın
Sen nasıl tabipsin yoktur merhemin
Yarem yürektedir sara bilmezsin
Yoluna koymuşum eldeki varı
Her gelip geçtikce selam ver bari
Yıkıp harap ettin gönlüm sarayı
Çünki bir taşını koya bilmezsin.
Aşık VELİM yar yolların gözlerim
Ciğerimi aşk oduna közlerim
Ne durursun ağlasana gözlerim
Bir daha yarini göre bilmezsin.
Aşık Veli

Cihan ne su iken ne derya iken
Cihan ne su iken ne derya iken
Arşta yeşil kandil nur olmadı mı?
Zehra yıldızından yüzbin yıl evvel
Kudretten bir top nur inmedi mi?
Ol nur idi üç mürşitin atası
Allah, aşık Muhammet’tir putası
Allah bir Muhammet Ali ötesi
Ol zaman üç isim bir olmadı mı?
Üç isim mucizat topun atalı
Atıp atıp el veripte tutalı
Dedi bana kaç saattir yatalı
Dedi sana kırkbin yıl olmadı mı?
Kırk bin yıl olduğun o demde bildi
Cebrail Ali’ye bir elma sundu
Okudu tekbirin hem yedi dildi
Ol zaman arifler bir olmadı mı?
Arif sındı saldı cihanı biçti
O nurun şevki hep cihana düştü
Hak bir avuç toprak deryaya saçtı
Derya kuruyupta yer olmadı mı?
Kün dedi cihanın binasın kurdu
Nice bin yıl evvel bu yolu sürdü
Muhammet Veyisin nurunu gördü
Dosta aşık olup yar olmadı mı?
O dem şeriatı beyan eyledi
Tarikatta kondu göçtü yayladı
Marifette binbir kelam söyledi
Dosta aşık olup yar olmadı mı?
Şeriat dediğin şart-ı kavidir
Tarikat da oğlan uşak evidir
Marifet de gerçeklerin soyudur
Hakikat de bin bir sır olmadı mı?
Hakikatte bin bir sırra erenler
Lahmike lahmi kavmine girenler
Muhammet Ali’nin yerin soranlar
Üçler meydanında bir olmadı mı?
Geldi üçler beşler kırklar yediler
Bu yolu erkanı onlar koydular
Dünkü gelen aşık bu mu dediler
O zaman ervahlar bir olmadı mı?
VELİM eydir ervahlar ezelden birdir
Katremiz haktır kandilde nurdur

On iki imamlara biatım vardır
Hüseyin kerbelada Pir olmadı mı?
Aşık Veli

Çeke çeke bu dert beni öldürür
Çeke çeke bu dert beni öldürür
Gönül nazlısını bulana kadar
İnsan vaz mı gelir nazlı yarinden
Yanıp ateşlere ölene kadar
Gözüm yaşın name saldım gel imdi
Eğer tabip isen yarem bil imdi
Ferhat gibi şirin yari bul imdi
Ararım yarimi bulana kadar
Gözüm yaşın name saldım götürür
Derdime bir hazık tabip getir
Yarim küsmüş melül melül oturur
Ölme yar karşımda gülene kadar
Velim eydür kande benim vatanım
Tükendi takatim yoktur mecalim
Azrail gelmişte istiyor canım
Alma yar yanıma gelene kadar
Aşık Veli

Çıkayıdım altı ağacın bellere
Çıkayıdım altı ağacın bellere
Görünür pirimin elleri bugün
Dost götürdü bilmediğim yerlere
Beni destan etti dillere bugün
Şemsi kamer dağlarına çıkınca
Bana kıyıp beni böyle yakınca
Arada kan olur engel bakınca
Kılıçtan geçirsin başkaları bugün
Rakipler bakmasın o kem göz ile
Azdan kavga olur azdan az ile
Güzel sevmek dostluk olmaz söz ile
Divan ihsan etsin kullara bugün
Yare peşdah çekip orda kalsam ben
El bağlayıp divana dursam ben
Varıp dergahına yüzler sürsem ben
Beyaz bade sunar elleri bugün
VELİM eydir Amasya’ya varınca
Irmaklar kan ağlar didem dolunca
Sene bin iki yüz kırk yedi olunca
Efendim bileydi hallerim bugün.
Aşık Veli

Çıkıp çar köşeyi seyran eyleyen
Çıkıp çar köşeyi seyran eyleyen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Cümle dertlerime derman eyleyen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Güvercin donunda süzülüp inen
Darı çec üstünde namazın kılan
Doksan bin erlerin postunu alan
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Aslan olup yol üstünde oturan
Selman idi ona nergis getiren
Zahmeride yanıl elma bitiren
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Tepeyi at edip taşı söyleten
İşaret eyleyip günü dönderen
Sarının öküzün kurda yediren
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Kadıncık anaya gel dedi geldi
Helva soğumadan Kabeye vardı
Seksen bin evliyanın postunu aldı
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Nefsine uyup yolundan azan
Kudretten kaynar ol kara kazan
Ol demde devin bendini çözen
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
VELİM bu sözümde var mıdır yalan?
Münkirin gönlünü gümana salan
Doksan konaklık yolu kuşlukta alan
Hünkar Hacı Bektaş Veli kendidir
Aşık Veli

Çok cehdettim menzilime yetmedim
Çok cehdettim menzilime yetmedim
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Gidem dedim nazlı yare gitmedim
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Katıymış feleğin yayı kılıcı
Bir dost bulamadım derdim yanıcı
Ah ü zarla bu dert beni alıcı
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Sen de benim ah ü zarım duymadın
Çok çağırdım tamamına saymadın
Ya ben çağırmadım ya sen uymadın
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Kimse bilmez yürekteki derdimi
Acep pirim etmen m’ola yardımı
Güzel dostum kestin m’ola virdimi
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Ey Veli derdini tabibe söyle
Gene bir tabipsin sen merhem eyle
Aşık yaralı mı ben gibi böyle
Bilmem yaralarım neden onulmaz
Aşık Veli

Çoktan beri ben dostumu görmedim
Çoktan beri ben dostumu görmedim
Gönül ister görüşmenin vaktidir
Fırsat bulup gonca gülün dermedim
Kelp ırakip bilişmenin vaktidir
Ben de derdim taşımayım gussa gam
Yüze gülücü yar dahi gamdan kem
Bu günlerde leblerinden emmezsem
Yandı yürek alışmanın vaktidir
Aşkın ateşinden sinem oldu nar
Dünya merde gendir muhannete dar
Hoyrat ile atıştırdım beraber
Dostlar bize gülüşmenin vaktidir
Bir gün gel ederler ehil yanına
Biz de yete idik ulu düğüne
Gaziler birikmiş koç direğine
Herkes payın bölüşmenin vaktidir
Aslandan pay alır mert oğlu mert var
Bilir misin bu sinemde ne dert var
Veli’m der görürsen ehil-i hikmet var
Dost elinden dol’içmenin vaktidir
Aşık Veli

Dahi inanmazmısın (ey) kanlı yezit
Dahi inanmazmısın (ey) kanlı yezit
Devranı döndüren Ali değil mi?
Miracı hayale uğradı habip
Hatemi indiren Ali değil mi?
Necef deryasına kılıcın attı
Derya bulut olup havaya kalktı
Nisan rahmetini andan halketti
Deryayı coşturan Ali değil mi?
Zahirde mehdide sır etti başın
Ta ezelden beri aşkın cünbüşün
Doksan bin okunan ayetin başın
Okuyan okutan Ali değil mi?
VELİM eydir bilmez bunun ötesin
Ol hayrünnisanın kendi nefesin
Uzatıp ta ne ararsın ötesin
Bu mülkün sahibi Ali değil mi?
Aşık Veli

Değirmenler döner gözüm yaşından
Değirmenler döner gözüm yaşından
Gönül çarka döner gider dost deyü
Yar dedikçe yarelerim sızılar
Dertli sinem yanar gider dost deyü
Bir kişinin bir sultanı olmazsa
Garip kalır ha bir zaman gelmezse
Sevdakar olurum o yar gülmezse
Garip gönlüm sunar gider dost deyü
Rakip taan etmiş Ali zatına
Bilmem nice varır Hakk’ın katına
Yar dedikçe gönül aşkın atına
Hemen durmaz biner gider dost deyü
İrakip la’l ile mercanı bilmez
Alım-satım edip hercanı bilmez
Bu edna bir canda bir canı bilmez
Heman niyaz kılar gider dost deyü
Velim eyder ben dostu hak belleyi
Kelp irakip gelmiş dostu dilleyi
Ben ise uğruna koydum kelleyi
Baş meydanda döner gider dost deyü
Aşık Veli

Deniz gibi dalga ile döğüşür
Deniz gibi dalga ile döğüşür
Akarım inanın Ali dost deyü
Sevme deyü ferman etse padişah
Severim inanın Ali dost deyü
Sevme deyü haber etse beğleri
Dahi ben severim andan yeğleri
Kerem gibi ah edince dağları
Yakarım inanın Ali dost deyü
Aşık isen maşukuna sen de yan
Dost dost için telef olur gün a gün
Evvel himmet ile aslan pençesin
Takarım inanın Ali dost deyü
Aşık olan kelle verir yarına
Benim yarim çıka çıka salına
Keskin kılıç ile meydan yerine
Çıkarım inanın Ali dost deyü
Velim eyder koparırım tufanı
Yari dilleyenler gelsinler hani
Efendimin izni ile cihanı
Yıkarım inanın Ali dost deyü
Aşık Veli

Derde tabip oldum tabibi buldum
Derde tabip oldum tabibi buldum
Sordum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki kendi derdi binden çok.
Dertli olan düşünmesin boşuna
Neler gelir kul olanın başına
Tecrübe eyledim hakkın işine
Her derdi kendine reva gören hak.
Demek ki günahım çok ne idi suçum
Derdiniz çok ise tabibe açın
Ehlibeyt’e gam yoldaş olduğu için
Aşık isen dertli sinen oda yak.
Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok.
VELİM eydir ahu zar ise
Hak yardım eylesin işin zor ise
Danışmaya bir müşkülün var ise
Kerbela’da Şah Hüseyin Hür’e bak.
Aşık Veli

Derdine düşüp de abdal olduğum
Derdine düşüp de abdal olduğum
Bir kaşları kara meralim geldi
Hasretiyle sararıp ta solduğum
Hublar yakışığı ceranım geldi
Kaşlarında kul eylemiş kendini
Eme idim leblerinin kandini
Bin cevrile yıktın gönül bendimi
Hemi yıkıp hemi örenim geldi
Dostu gören aşık olmaz mı hasta
Gözler mevali de kirpikler meste
Kaşların hub eğmiş yaradan usta
Bir melek simalı cananım geldi
Gaziler serimi sevdaya saldı
Beni abdal edip arkamca güldü
Şu garip başımdan aklımı aldı
Hemi alıp hemi verenim geldi
Hurinin gılmanın melektir zatı
Yoktur bu cihanda onun kıymeti
Bir hüsn-i melek Ali züriyeti
Mısır’dan Yusuf-i Kenan’ım geldi
Velim eyder geldin gevher kanıma
Tığ-ı gamzen ile vurdun sineme
Dem be dem mah dilber girme kanıma
Gene kend’eliyle saranım geldi
Aşık Veli

Dertli olan düşünmesin boşuna
Dertli olan düşünmesin boşuna
Kul olanın neler gelir başına
Tecrübe eyledim Hak’kın işine
Her derdi kendine reva görmüş Hak
Deme ki günahım çok neydi suçum
Derdiniz çok ise dertliye açın
Ehl-i Beyt’e gam yoldaş olduğuyçün
Aşık isen dertli sinen od’a yak
Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlayıp gülmeye aşka erince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok
VELİM eydir işim ah-u zar ise
Hak sana yardımcı işim zor ise
Eğer bu kelamda hilaf var ise
Kerbela’da İmam Hüseyne bak.
Aşık Veli

Derya kenarında gemi oynatan
Derya kenarında gemi oynatan
Dalga vurup coşası var gönlümün
Ali Zülfikâr’ı çalaldan beri
Kaynayıpta coşası var gönlümün
Deryanın bekçisi ol Hazreti Hızır
On sekiz bin alem olmuş muntazır
Mürşidim padişah mürebbim vezir
Üç tuğ çeker paşası var gönlümün
Halimiz ayandır ol efendime
Durmasa himmet buyursa kendime
Kerbelâda yatan ol efendime
Çifte tatar koşası var gönlümün
Tecellamız şehitlerin cevrine
Urum eri Horasan’ın Pirine
Yerde gökte evliyanın dâr’ına
Bir saatte düşesi var gönlümün
VELİM haktır bilmeyene söz gelir
Dolanır dünyayı gönül tez gelir
Arşta kürşte olan mahlûk az gelir
Yed-iklim dört köşesi var gönlümün.
Aşık Veli

Dost dost diye hayaline yeldiğim
Dost dost diye hayaline yeldiğim
Dost ise ayırmış özünü benden
Çatık kaşı benlerini saydığım
Çevirmiş nicedir yüzünü benden
Hani dost uğruna can baş verenler
Hasbeten söylesin gözle görenler
Şimdi bizden yüz çevirdi yarenler
Evvel sekitmezdi gözünü benden
Gözüm yaşı döner m’ola sellere
Bu ayrılık har düşürür güllere
Evvel aşna idim her bir hallere
Şimdi sakınıyor sözünü benden
Sadık gerek dost yoluna soyuna
Gönül kail haktan gelen oyuna
Besbelli ki oynayamam yayına
Anınçün kaldırmış nazını benden
Her sabah naz ile gelip geçerken
Doldurup da al badeler içerken
Velim ey der ak göğsünü açarken
Şimdi nikaplamış yüzünü benden
Aşık Veli

Dost iline giden sail dur eylen
Dost iline giden sail dur eylen
Muhabbet namenin sırası geldi
Mevlayı seversen hemen bir eylen
Şimdilik gönlümde burası geldi
Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne
Tahammül kalmadı düne bu güne
Hayal hayal gözlerimin önüne
Sevdiğim kaşının karası geldi.
Bunca yetimlerin meddar kalınca
Boynuı eğri benzi sarı olunca
Çıkmaz bu dert benden ben ölmeyince
Yürekte dertlerin yaresi kaldı.
Mektubum o yare var böyle söyle
Bunca hasiretlik kalır mı böyle?
Eğlenme gurbette gel kerem eyle
Vallahi VELİ’nin göresi geldi.
Aşık Veli

Dosttan ayrı lokma yemeyin derdim
Dosttan ayrı lokma yemeyin derdim
Nasip elden ele gezdiren vardır
Serim verem sırrım demeyim derdim
Dostu sevdiğine sezdiren vardır.
Aşıklar her cana demez bir şeyi
Yükü yüke denkler devirmez tayı
Kimisi ah çeker ağlar su deyi
Onu deryalarda yüzdüren vardır.
Bu ilmi kübradır bilenler bilir
Bilmeyen beyhude bundan ne anlar
Benim gibi şaşkın aşık ne bilir
İnciyi mercana dizdiren vardır.
İnci mercan lal’ü gevher takınır
Kıymetini bilen alır sokunur
Hakikatte hak kelamı okunur
Bu ilmi hikmeti yazdıran vardır.
VELİM eydür yalvarırım yare ben
Yarin eşiğine yüzler sürem ben
Kırklar meydanında engür şaraben
Kudret desti ile ezdiren vardır.
Aşık Veli

Dört kapıdan kırk makamdan olmayan
Dört kapıdan kırk makamdan olmayan
Dede derviş sultan desek yalandır
Ettiği hizmetin aslın bilmeyen
Faydası yok yalan yere dolandır
İptida rehbere yetür elini
Mürşit bul da arz ede gör halini
İndirir kisvetin bağlar belini
Bilmezse yorulup yolda kalandır
İrehberden pirden bir el tutmazsa
Mürşide özünü teslim etmezse
Sırrını meydana koyup satmazsa
Bilin ki hak ona hasım olandır
İrehberin eleğinden geçmezse
Mürşit bulup müşkülünü seçmezse
Balı zehirden ayırıp içmezse
Mahşerde bir yüzü kara olandır
İrehber buyurmuş doğru yolu bu
Zulumattan kurtarmazsa talibi
Buyruk tutmaz değişirse kalıbı
Bu cihana dört ayaklı gelendir
Velim eyder bu sözlerim sakidir
Yalan değil hocam böyle okutur
Kulun azraile bir can borcudur
Mürşit önünde ol eda kılandır
Aşık Veli

Edna gönül yine kalktı yürüdü
Edna gönül yine kalktı yürüdü
İmdat sende kaldı bozatlı hızır
Çevre yanım boz dumanlar bürüdü
İmdat sende kaldı bozatlı Hızır
Süt oluk tekke’ye uğrasa yolum
Ol Kürebaba’ya malumdur halim
Bu ellerin kışı gayet çok zalım
İmdat sende kaldı boz atlı Hızır
Velim eydir ah-ı zar işim
Kuran-ı azime bağlıdır başım
Benim o sultanla çoktur savaşım
İmdat sende kaldı bozatlı Hızır
Aşık Veli

Eğer bir kâmilde kemal ararsan
Eğer bir kâmilde kemal ararsan
Özünü bilene âlâ dediler
Daim dese inanmayın her cana
İtibar eylemen dile dediler
Altın olmaz sikke vursalar tuca() Harçlık etsen seni götürmez hacca Hakkın buyruğunu söylemeyince Buyruk haktır amma kula dediler Bir kul kusurunu eğer görmezse Özünün uğrusun( ) ele vermezse Hakkın buyruğuyla amil olmazsa O sığmaz götürmen yola dediler() Ersen kamil ile konup göçersen Yola gelmez doğru yoldan kaçarsan Şerheyleyip hakkın sırrın açarsan Onun yüzündendir bela dediler. Hakkın gizli sırrın söylemez yada Dilinle yandırma başını oda Gülün bülbül için halk etti hüda Kargayı kondurma güle dediler Gülün aslın bilip hara katarsan Burda aldığını şurda satarsan Günde bin defa secdeye yatarsan Gene onun işi hile dediler Gerek artık eksik söyledim sözüm Mürşit meydanında saf oldu özüm Bir ulu deryaya açıldı gözüm Yahşi yaman ayrı ola dediler Ayırdılar yahşi ile yamanı Denk etmezler cevahirle samanı Dilden gideremezsen zan-ü gümanı Birgün bu yol ona yola dediler Velim eydür bu yola girmez ise Ar ile özüne sitem etmezse Buyruk Şahımerdandır tutmazsa Ahır yüzü farıs ola dediler. () tunca
(**) özün uğrusu:özün sözün birliği,özün doğrusu
(
) özü sözü bir olmayını tarikate almayın demek istiyor
Aşık Veli

El vurup yâremi incitme tabip
El vurup yâremi incitme tabip
Bende hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var
Yareler döşenmiş figana başlar
Görelim ki kadir mevlam ne işler
Şu adüler bize deli demişler
Daha bizden önce divaneler var
Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
VELİM derki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var
Aşık Veli

Ela gözlerine kurban olduğum
Ela gözlerine kurban olduğum
Arzuladım seni pir deyü geldim
Gece gündüz hayaline yeldiğim
Yarama bir merhem sar deyü geldim
Pek perişan oldum seni seveli
İkrar verdim ta elestten evveli
Kaşları mahihap gözler mevali
Şöyle bir efendim var deyü geldim
Senden ayrılalı dahi gülmedim
Ben gönlümü her deryaya salmadım
Şunda her güzelden vefa bulmadım
Yine imdat sende car deyü geldim
Eğme kaşlarını kasavetim var
Güruh-u Naci’den asil zatım var
Yusuf Kenan gibi muhabbetim var
Bir melek şimali yar deyü geldim
Veli’m eyder pirden tuttum elimi
İkrar verdim pek bağladım belimi
Ya öldür ya azat eyle kulunu
Ya benim muradım ver deyü geldim
Aşık Veli

Elestü deminden böyle verilmiş
Elestü deminden böyle verilmiş
İrakip elinden cefamız bizim
Hazret-i Mevla’dan gelen çileyi
Her ne kadar çeksek sefamız bizim
İhlas olan aşık çekmez mi çile
İtibar piçedir kalmamış kula
Nadanın yanında indik bir pula
Ancak sarraf bilir pahamız bizim
Aşıklar yahşiyi yaman seçer
Ustalar boyuma kemhalar biçer
Birimiz doldurur birimiz içer
Mest-i müdam olmuş dehamız bizim
Safi Kübra vechullahta hak dedi
Hakk’ı bilen kendi özün yok dedi
Ayna al da cemaline bak dedi
Yoktur ihlas kulda hatamız bizim
Velim eyder nizam tutan ademdir
Cebrail Mikail sırr-ı Hüda’dır
Muhammed kırklara yettiği demdir
Engür ezen eldir şahımız bizim
Aşık Veli

Elhamdülillah ki bildim hüdayı
Elhamdülillah ki bildim hüdayı
Rabbülalemiyne sırrı gedayı
Errahmanirrahiym bulduk hüdayı
Maliki Yevmiddiyn olduk aleme
İyya kenabüdü gözümün nuru
Ve İyya Kenastaiyne verdik ikrarı
Ehtinessıratel Mustakiym yari
Sıratelleziyne çaldık kaleme
Enamte aleyhim dedim ya Ali
Gayrulmadubu aleyhim dedim beli
Veleddallin dedik kaldırdık eli
Gözlerim dost yolun durduk selama
Fatiha suresi indi şanına
Ezelden kurbandır canım canına
Kimseler ermedi senin sırrına
İsmin derceyledim ayın ye lâma
Fatiha suresin vechin okudum
İsmini zikretmeyen kula kakıdım
Şükrolsun mataım kumaş dokudum
İhsan eyle kapındaki kuluna
Şükür olsun bir menbadan yarattın
Bin ervahtan ervahıma nur kattın
Meleklere hamurumu yoğurttun
Aşıklık defterin sundum elime
VELİM eydir haktan aldım dersimi
Muhabbet çekici yaktı örsümü
Okuduğum ayet bilmem dersimi
Hakkın bir kelamı geldi dilime.
Aşık Veli

Erenler de serden baştan geçtiler
Erenler de serden baştan geçtiler
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Kelleler kestiler kanlar saçtılar
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Okudu incili yoydu düşünü
Akıttı gözünden kanlı yaşını
Keşiş verdi yed’ oğlunun başını
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Velim eydir böyle olmaz halınan
Hak sevilmez yalanınan dilinen
Evladınan kelleyinen malınan
Seven böyle sever İmam Hüseyni
Aşık Veli

Esen seher yeli var söyle hemen
Esen seher yeli var söyle hemen
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Bu dert bana kıyamete kalacak
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Aşık yorulmuştur maşuk bulunmaz
İrakip yolları kesmiştir varılmaz
Güzelsin sevdiğim sensiz olunmaz
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Ben senin aşığın sen benim Leyli’m
Senden gayrılara düşer mi meylim
Yüz bin cevreylesen vaz gelmez gönlüm
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Velim eyder bu dert beni almaz mı?
Bu dert bana kıyamete kalmaz mı?
Bu cevri çekmeyen aşık olmaz mı?
Yarim bu hasretlik kala mı böyle
Aşık Veli

Evvel bahar yaz ayları gelince
Evvel bahar yaz ayları gelince
Kızıl ırmak kenarını sel alır
Biter mor menevşe boynun eğince
Kız oğlana nergiz alır gül alır
Haşarı de deli gönül haşarı
Ah ettikçe ela gözler yaşarı
Çok çıkarma zülüflerin dışarı
Esen poyraz zülüfünden tel alır
Eğme hançerlere benzer bileğin
Hak katında kabul olsun dileğin
Yavaş salın usul boylu meleğim
Eller fittir gidişinden hil’alır
Kumrular oynaşır çimenli gölde
Bülbülün arzusu bir gonca gülde
Aşık Velim gider isen bu elde
Korkarım ki nazlı yari el alır
Aşık Veli

Geşt eyledim şu cihanı gezmeğe
Geşt eyledim şu cihanı gezmeğe
Ben üstattan gayrı ulu bilemem
Marifet ilminden alıp satmağa
“Elif” okumadan “dal”ı bilemem
Bir el gerek pirden etek tutmağa
Halfe gerek hırka taç urunmağa
Mürşit gerek müşküller halletmeğe
Rehbersiz gidilen yolu bilemem
Bir kişi rehbere mürşide yetse
Nakes hak cemine göz gönül katsa
Kişi sevdiğinin lebinden tatsa
Aşka ondan özge dolu bilemem
Ol doludan içen mest olur müdam
Daima ezberim virdimde Hüda’m
Canıma cellatlık etse bir adam
Ol züldan sayılır hali bilemem
Bunu böyle tutmak gerek ey Veli
Cihana dolu geldi ol Kızıl Deli
Hocam Şah-ı Merdan sebakım Ali
Ben Bektaş’tan gayrı ulu bilemem
Aşık Veli

Gönül arz edelim balım oğlunu
Gönül arz edelim balım oğlunu
Gece gündüz intizarım ol yare
Şeker şerbet leb-i balım gücenmiş
Demiş ki zülfünden çekeyim dare
Gece gündüz şahım kılarım ahı
Amasya tahtında güzeller şahı
İmanı olana bu sözüm sahi
Hasretten sinem oldu çal pare
Şükür olsun gençlerden gence
Ötüşür bülbüller gülleri gonca
Dostun bastığı toprağa gelince
Gözüme göründü Belh ü buhara
On iki imamlar çektiler çile
Nice veliler de gitti bu yola
Yusuf gibi Mısır’a hem sultan ola
Akıbeti hizmet kılan bu kare
Mürvetim var ne haddim var dil olmak
Benim gibi geda sana kul olmak
Senin ihsanındır bize gel olmak
Himmet eyle hasiretler yüz süre
Amasya tahtında Çin ü Maçin’de
Bihamdillah derler duyduk kaçında
Sene 1244 içinde
Yüz sürdüm Hayder’e Gani Hünkâr’e
Velim eyder dostu ziyaret eyle
Hasiret olanlar kavuşa böyle
Hacı Bektaş Veli sen imdat eyle
Sen el katmayınca sağılmaz yara
Aşık Veli

Gönül yüksek uçma uğrarsın kışa
Gönül yüksek uçma uğrarsın kışa
Uçan kanatların yorulur bir gün
Oku Cavidan’ı cehd etme boşa
Elinde defterin dürülür bir gün
Arif olan canlar ilimden bilir
Vade yeter birgün nöbetin gelir
Sanma ettiklerin yanına kalır
Ettiğin günahlar sorulur bir gün
Ebu Cehil Şemr’e kazdı bir kuyu
Kişiye yoldaştır fiiliyle huyu
İstersen kem işle istersen iyi
İstediklerin verilir bir gün
Yedullah ayetin oku cihanda
Sanma ki bakisin bu fani handa
Herkes Hakk’ı ister ulu divanda
Bin ayak bir kaba girilir bir gün
Velim gerçeklere eyle niyazı
Mümin olan tutmaz kini buğuzu
Divan-ı dergahta tartarlar bizi
Hak mizan terazi kurulur bir gün
Aşık Veli

Görecek gözüm var imiş
Görecek gözüm var imiş
Çok şükür balım çok şükür
Sürecek yüzüm var imiş
Çok şükür balım çok şükür
Çilehane beleninde
Abı zem zem akar orda
İçti gönül kandı burda
Çok şükür balım çok şükür
Dede bağında dervişler
Seherde ötüşür kuşlar
Müminin kalbinde kışlar
Çok şükür balım çok şükür
Üçler kapısından geçtim
Ol aslan ağzından içtim
Bir ulu sultana düştüm
Çok şükür balım çok şükür
Aş evinde kara kazan
Kızıl Deli dersim yazan
Kürre başlarında gezen
Çok şükür balım çok şükür
Secdem var çatal kapıya
Özümü verdim tapuya
İmamlar orda hepiye
Çok şükür balım çok şükür
Kırklar meydanına girdim
Yüzümü pirlere sürdüm
Atasın evlatta gördüm
Çok şükür balım çok şükür
Meydanda oturan babalar
Sineme vurdu cidalar
İçerler beyaz badeler
Çok şükür balım çok şükür
Gök eşikte Şahı Merdan
On ikisi tamam orda
Kabe, Kerbela hep orda
Çok şükür balım çok şükür
VELİ yüz sür imamlara
Bu dergahta tamamlara
Muhammet Ali onlara
Çok şükür balım çok şükür
Aşık Veli

Gözüm aştım bir gafletten uyandım
Gözüm aştım bir gafletten uyandım
Sultan Seyit Ali sana sığındım
İmamları vird eyledim dayandım
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Ayağını kazanın altına yaktı
Hazreti Hünkar haline baktı
Ali ismine Kızıldelilik taktı
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Yağını yakmayınca pişmedi
Kaynadı amma kazandan taşmadı
Ondan içmeyen aşıklar coşmadı
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Dört ustadır dört duvarın yapısı
Meğer dördü bir elmanın yarısı
Ali veli cümlemizin varısı
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Nuh’unan beraber gemiyi çatan
Kayanın başından kendini atan
Akça Dağda urum elinde yatan
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Velim eydür bin kan ile gelmişem
Sen sultansın ben günahkar olmuşam
Evvel ahiri seni bilmişem
Sultan Seyit Ali sana sığındım
Aşık Veli

Haktan emir oldu geldim cihana
Haktan emir oldu geldim cihana
Gözüm açtım mayil oldum o burca
Kamil oldum hak kelamını okudum
Elif kaddim dal yazıldı o burca
Aynımıza yazılmıştır yazılar
Hakkı seven talip pirini arzular
Yeryüzünde hiç yol yoktur gaziler
Arş yüzünden bir yol gider o burca
Konan bezirgandır göçende hoca
Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
Ol ne burçtur cümle burçlardan yüce
Muhammed miraca gider o burca
Gökten uçan cebraildir peridir
Bir gül vardır muhammedin teridir
Bir kapısı şahı merdan Alidir
Elvan elvan nurlar yağar o burca
Velim eydir arayıpta yanmışım
Erenler deminde bir pay almışım
Eğer kabeysen yerin yapmışım
Her gönülden bir yol gider o burca
Aşık Veli

Hel hel ettim hamaradan mağradan
Hel hel ettim hamaradan mağradan
Dediler bir Suna gitti bu yola
Elim ile evlerini göçürdüm
Telli Suna gitti derler bu yola
Başına bağlamış hindi balası
Belasını rakibinden bulası
Akbaba tekkesi Elburs* kalesi
Dediler bir Suna gitti bu yola
Başına bağlamış hindi dediler
Aşıklar lebinden emdi dediler
Vardı Başkışlaya kondu dediler
Dediler bir Suna gitti bu yola
Gitmiyor yavrunun hayali sözü
Yarim sürmelemiş eladır gözü
Kalaycık geçidi Hocabey öz
Dediler bir Suna gitti bu yola
VELİM eydir yetemedim ilkinden
Göremedim püskülünden börkünden
Kündelenden Köklü yoldan Sorgundan
Telli Suna gitti derler bu yola.
Aşık Veli

Hiç mi inanmadın benim sözüme
Hiç mi inanmadın benim sözüme
Ahırında belli oldu hilen yar
Gelin geçen hoş görünün gözüme
Sencileyin bulunmaz mı çelen yar?
Beni attılar bir zindan içine
Sormadılar şu garibin suçu ne,
Bir vali emretse dar ağacına
Merhametin yok ki elden alan yar.
Aman dilber çok iş bilir ustasın
Melul mahzun gezer bilmem hastasın
Sinem puta ettin mekan istersin
Muhkem idi alamadım kal’an yar.
Varıp yadlar ile aşna olursun
İntizar ederim haktan bulursun
Ben gidersem sende yarsız kalırsın
Koyun olda ciğerinden melen yar.
Dilber senin anan nasıl anadır
Gerdanında benler tane tanedir
Sormadın sevdiğim yedi senedir
AŞIK VELİ kapınızda kölen yar.
Aşık Veli

Horasan ilinden Anadolu’ya
Horasan ilinden Anadolu’ya
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Seyreyle didemden akan selini
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Peşinden ordusu gayet fırkatlı
Taçları yeşildir dilleri tatlı
Böyle er görmedim gayet heybetli
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Haydarı Berek’e bekçidir koydu
Necef denizinden kılıcın aldı
Tahta kılıç ile çok kafir kırdı
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Ol Berek dağında Haydar seslenir
Varan deli akıllanır uslanır
Tahta kılıç kılıfında paslanır
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Aksede üstünde gördüğüm böyle
Gülyüzlü efendim gördüğün söyle
Pir Otman Baba’ya bir niyaz eyle
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
VELİM der ki şüphesiz Ali
Bir ismi Hasan’dır bir ismi Ali
Niyaz et Allah’ın sevgili kulu
Islahata geldi Pir Hasan Dedem
Aşık Veli

Huriler gılmanlar dergaha gelir
Huriler gılmanlar dergaha gelir
Aşkı kervan etmiş eline karşı
Dudular kumrular seherde öter
Bülbül aşık olmuş gülüne karşı
Zahirde dostumun eline baksam
Dere olup dostun gölüne aksam
Ben bir sail olsam seyyaha çıksam
Giderim dostumun eline karşı
Dost bezirgan olmuş ben olsam esir
Köle diye alsa bulmasa kusur
Gerdanın dar olsa ben olsam mansur
Asılsam zülfünün teline karşı
Nice aşık astı zülfünün teli
Beni hasta etti hüsnünün yeli
Ya şah yeli olsam ya seher yeli
Eserim dostumun eline karşı
VELİM eydir gözleydim o yar gelir mi
Kasavet gönlümün gamın alır mı
Kuru kovanda hiç hasiyet olur mu
Arı aşık olmuş balına karşı
Aşık Veli

Hüseyinin şehit düştüğü günler
Hüseyinin şehit düştüğü günler
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Ehl-i beytten akar bu ayda kanlar
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Alçak Murat su vermedi çağlasın
Kumlu çöller dile gelsin söylesin
Ehl-i beyti seven canlar ağlasın
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Göğe gölge oldu sancak yasıldı
Gelinin duvağı kana basıldı
(su yolunda) Celal Abbas’ın kolları kesildi
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Kasımla Fatıma muradın aldı
Al ile yeşili dürülü kaldı
Kiriş attılar imam Zeynel boğuldu
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Velim eydir imamların nuru var
Kerbelada imamların sırrı var
Oniki ay da ağlasak yeri var
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Aşık Veli

İlmi hakikatten sival sorarsan
İlmi hakikatten sival sorarsan
Onu da her cana diyebilin mi?
Varlığın var ise desti post eyle
Birini artıya koyabildin mi?
Kime layık görmüşlerdir duayı
Arif olan boylar umman ovayı
Bir sofrada yedi katar deveyi
Onu bir oturuşta yiyebilin mi?
Deve yerken arif seni görürse
Arayıp da çiğ yerlerin bulursa
Katarın birisi eksik gelirse
Altı katır ile doyabilin mi?
Mümin eli neylen sen sana bakın
Sen seni yukarı tutmaktan sakın
Doksan Bin koyunu çaldırma sakın
Onu da daraltmadan sayabilin mi?
90 bin koyunu sağdığım şarda
Onu bir küleğe koyduğum nurda
124 meyit yatar bir handa
40’ına bir tas su koyabilin mi?
Çok deryalar geçtim yare varırken
Susuz öldüm dört ırmağı görürken
İsrafil arışta sela verirken
Yedi kat yeraltında duyabildin mi?
VELİM eydir harfe ereyim dersen
Hakkın cemalini göreyim dersen
Sorgusuz cennete gireyim dersen
Candan sevdiğine kıyabildin mi?
Aşık Veli

İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
Aşıklara sadıklara yar idi
Ta baştan ayağa münevver idi
İnci mercan gevher lal ağlamaz mı?
Açardı dükkanı gevher satardı
Dertli olanlara derman katardı
Dudu kumru kafeslerde öterdi
Kumru dan ayrılan dal ağlamaz mı?
Varayıdım türbesinin başına
Yüz süreydim toprağına taşına
Yaktın şu sinemi aşk ataşına
İsmini zikreden dil ağlamaz mı?
Sene 1263 oldu
Varam dedim varamadım suç oldu
Don değişti şu dünyadan göç oldu
Kervanı kesilen bel ağlamaz mı?
AŞIK VELİM eder derdim yüz oldu
Gecinden isterdik gayet tez oldu
Yaz bahar ayları döndü güz oldu
Bağa gazel düşse gül ağlamaz mı?
Aşık Veli

İsmini zikreder her daim kullar
İsmini zikreder her daim kullar
Urum diyarında er Hacı Bektaş
Müminler müslümler gözedir yollar
Hasretin gözlerim gel Hacı Bektaş
Hasretin gözlerim akıtır kanı
Pirim mahzun edip ağlatma beni
Bu sınık yaremin emi merhemi
Bu sınık yaremi sar Hacı Bektaş
Bedir olup yeter olsa bir cana
Ziya verir üç yüz altmış cihana
Kolu bağlı sen yetirme divana
Divanda oturan sen Hacı Bektaş
Ol Ali olup ta zülfikar çalan
Sırrı Mustafasın eylemem güman
Horasan’dan Hindistan’a kul salan
Yemen’de Veysel-i yar Hacı Bektaş
Dimişki şehrinde zindana giren
Müminler şad oldu verince selam
İmam Zeynel ile danışan kelam
Bin bir ayetleri nur Hacı Bektaş
Gazilere dalga verip coşturan
Ahmet Zenci ile teberler çalan
Mısır’da mervan’dan kayıflar alan
Eba müslüm gelen sen Hacı Bektaş
Teber çalar Eba Müslüm serveri
Bin kafir kılanda verir haberi
Teber sadâ verir Lâ feta Ali
İmamlar hayıfın al Hacı Bektaş
VELİM eydir niyaz kılın o mâha
Halim arz eyleyim gül yüzlü şaha
Yüzü karasın yetirme dergaha
Noksan isyan bizde bol Hacı Bektaş
Aşık Veli

İşitmezler yalancının ününü
İşitmezler yalancının ününü
Dudu kumru bülbül zarı da olsa
Bağ’u bansız bahçenin gülü derilmez
Ayvası turuncu narı da olsa.
Nazenide garip gönül nazeni
Yanıyor yüreğim ezel ezeli
Bir hoyrata meyil veren güzeli
İstemem cihanda huri de olsa.
Ben neyleyim gülsüz bahçeyi barı
Güle ne sebeple katmışlar harı
Bülbül isen diken kahrı çek bari
Çek bir zaman benzin sarı da olsa.
Önünden gülmeyen sonra gülemez
Dert çekmeyen dert kahrını bilemez
Şimden sonra gönül mesut olamaz
Veli’nin yanında yar’i de olsa.
Aşık Veli

İşte geldim işte gittim
İşte geldim işte gittim
Yalan dünya sana n’ettim
En sonunda böyle bittim
Günüm geldi geçti gitti
Yalan dünyada eğlendim
Gülgüle üzre beğlendim
Geh al geh kara bağlandım
Günüm geldi geçti gitti
Dediler ne hayıf oldu
Meyitim meydanda kaldı
Çağırdılar imam geldi
Can Kur’an’a düştü gitti
Bakar dünya dalımızdan
Bilmediler halimizden
Ayırdılar ilimizden
Köşe bucak uçtu gitti
İndirdiler kabirime
Sığındım gani kerim’e
Nurbağ attılar serime
Gözüm yaşı düştü gitti
İmam talkına başladı
Ne güzel sevap işledi
Komşular bizi boşladı
Geri döndü kaçtı gitti
Sualciler sual sordu
Herkez ettiğini buldu
Hamle kıldı topuz çaldı
Tebdilimiz şaştı gitti
Kul Veli’m der oldu tamam
Emir haktan nesin diyem
Yardım eyle on’ki imam
Ten toprağa düştü gitti
Aşık Veli

Kamil ehl’i olanı sınamak olmaz
Kamil ehl’i olanı sınamak olmaz
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Cahil yar seveni kınamak olmaz
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Sadık dost gerekir halimden bile
Ağlarsam ağlaya gülersem güle
Ağladıkça çeşmim yaşını sile
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
İyi günde sadık dostlar çok olur
Başa bir hal gelse kötü yok olur
Var günde uğruna ölen pek olur
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Sadık dostum benim ile salına
Hasiretim dost bağının gülüne
O dünyada bu dünyada buluna
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Velim eyder Hacı Bektaş Veli’m var
İntikam Tanrısı Sultan Balım var
Şu dünyada ayrılık var ölüm var
Gönül tanıdın mı sadık dostunu
Aşık Veli

Kelep kelep olmuş dostun zülüfü
Kelep kelep olmuş dostun zülüfü
Mah yüzüne dökmüş gider eğlenmez
Bilmem Hocabey’li bilmem Köşekli
Bir kız göçün çekmiş gider eğlenmez
Yedeğine almış bir katar maya
Haline münasip bir kaşı taya
Sarı salta ile sıktırma saya
Hilal kaşın yıkmış gider eğlenmez
Adını sorarsan huridir huri
Tığ-ı müstakimden uygun her yeri
Yüreğim başına bıraktı narı
Cayır cayır yakar gider eğlenmez.
Bir çift güzel gördüm salınıp gider
Cemalin şulesi beni del’eder
Kaşlar hilallenmiş gözler el eder
Döner döner bakar gider eğlenmez.
VELİM eydir bu güzeller nereli
Ak gerdanda çifte benler sıralı
Uzak gitmez bu güzeller buralı
Kan bulanık akar gider eğlenmez.
Aşık Veli

Kerbela çölünde gönlüm arzular
Kerbela çölünde gönlüm arzular
Varayım pirim şah Hüseyin’e
Her andıkça yarelerim sızılar
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e
Nasibim atılsa Bağdat şarına
Mayil idim Mansur gibi darına
Secde etsem imamların nuruna
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e
Senin abdalların per semah döner
Her zaman okunur kandiller yanar
Her sabah her sabah secdeye iner
Şemsi ile Kamer mah Hüseyin’e
Muhammed Ali’nin evladı yari
Şehitler içinde sevgili huri
Şehitler serdarı imamlar piri
Kan revan akar ah Hüseyin’e
Velim eydir yarelerim sızılar
Kerbelada şehit düşen gaziler
Yalın ayak başı açık kuzular
Dökülür meydan da şah Hüseyin’e
Aşık Veli

Kınamayın ağlar melûl gezdiğim
Kınamayın ağlar melûl gezdiğim
Aşık maşukunu del’eyler imiş
Bir mahitabın ateşi közü
Yakar şu sinemi kül eyler imiş
Gelin bakın ateşime közüme
Can dayanmaz firkatine nazına
Gül yüzlü yar geldi baktı yüzüme
Basar bendeleri yol eyler imiş
Hublar göçü geldi geçti yol etti
Kimse bilmez elif kaddim dal etti
Aktı çeşmim yaşı çaylar sel etti
Çevirir önünü göl eyler imiş
Su değilim akam akam durulam
Ya biner mi aşk atına yorulan
Yusuf gibi Zeliha’ya sarılan
Satar kendi özün kul eyler imiş
VELİM eydir yare kullar olurum
Yar sarmazsa bu yâreden ölürüm
Çektiğim çileyi bir ben bilirim
Ademe neylerse fil eyler imiş.
Aşık Veli

Kimse bilmez yüreğimin derdini
Kimse bilmez yüreğimin derdini
Derdimin dermanın bilen Allah’tır
Kan revan eyledim çeşmim yaşını
Sefil ağlatıp güldüren Allah’tır
Ağlatmayınca vermedin sefa ah
Hacetimi yazıp veren güzel şah
Hâce hâcesi de Ali’dir billah
Aşıklara üstad olan Allah’tır
Kimin esir eder kul diye satar
Kiminin derdine dermanlar katar
Herkesin nasibin bir yana atar
Rızkın ardı sıra salan Allah’tır
Muhammet Ali de kelamı bulmaz
Bu derde giriftar olmayan bilmez
VELİM eydir dünya kimseye kalmaz
Bu dünyada baki kalan Allah’tır
Aşık Veli

Kirpikler mevali kaşlar yay gibi
Kirpikler mevali kaşlar yay gibi
Ben bugün pirimi gördüm vallahi
Onbeşinde bedirlenmiş ay gibi
Görünce salavat verdim vallahi
La feta illa Ali özünde
La Seyfe illa Zülfikar gözünde
Ayetin benleri çoktur yüzünde
Ayet ezberimdir virdim vallahi
Ayet benleri de yüzünde çoktur
Hüseyin üstünde okunacaktır
Efendime layık hediyem yoktur
Bir canım isterse verdim vallahi
Ku’an ‘ a yakışır bu şirin sözler
Mahitap hüsnünde baharlar yazlar
Bahçede açılan güller nergizler
Hakk’ın emri ile derdim vallahi
Veli’m eyder dosta kurban varımız
Bülbül öter gül içinde harımız
Güzel sevmek bizim kisb ü karımız
Şükür maksuduma erdim vallahi
Aşık Veli

Mecnunum Leyla’mı gördüm
Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti
Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandımki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti
Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti
Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti
Velim eydir ne hikmet iş
Uyumadım ki görem bir düş
Zülüfünü kement etmiş
Boğazıma taktı geçti
Aşık Veli

Medhedeyim sevdiğim zülfünü
Medhedeyim sevdiğim zülfünü
Bin yıl övsem bir teline az gelir
Yüz bin tayla, yüz bin köle, yüz bin kul
Varlığım olsa da versem az gelir.
Yüz bin fındık altınının haznesi
Yüz bin deve yükü cevahir hası
Yüz bin şehristanın iki ülkesi
Varlığım olsa da versem az gelir.
Yedi kıral memleketin halini
Yedi padişahlık birin malını
Bir şahın da ülkesiyle ilini
Varlığım olsa da versem az gelir.
Yüz bin devreylesem elli bin fakı
Ya Ali olmazsa ya cömert saki
Hesabın göremez bin dahi oku
Varlığım olsa da versem az gelir.
Velim eydür bahçenizde gülüm var
Mansur olan gelsin dostça zülfüm var
Elde varlığım yok tatlı dilim var
Yine dostun bir teline az gelir
Aşık Veli

Meşayih-i Kübra böyle emretmiş
Meşayih-i Kübra böyle emretmiş
Allahü ekber la ilahe illallah
Muhammet miraca onunla gitmiş
Allahü ekber la ilahe illallah
Muhammet semanın yedi katında
Al’ümmeti imamların zatında
İsm-i azam budur imamların zatında
Allahü ekber la ilahe illallah
Hemi gider kendi hemi devesi
Salacadan gelir Ali’nin sesi
Oniki imamların hutbe duası
Allahü ekber la ilahe illallah
Hasan Hüseyin kundakta yatardı
Melekler aldı da arşa götürdü
Cebrail Habibe vahiy getirdi
Allahü ekber la ilahe illallah
Kalem titreyip feryat edende
Fetahna süresi arşa gidende
Bir elmayı yedi pare edende
Allahü ekber la ilahe illallah
Hutbe-i duvazda imamlar dizildi
Hak emretti dört karışta süzüldü
Yer gök kurulmadan evvel yazıldı
Allahü ekber la ilahe illallah
Velim eydir La İlahe illallah
Sevmişem pirimi hasbeten lillah
İkrarım pirime amentü billah
Allahü ekber la ilahe illallah
Aşık Veli

Mısır ülkesine sultan olmadan
Mısır ülkesine sultan olmadan
Kenan illerinde kul olmak ola
Beylerin eğninde atlas olmadan
Abdallar sırtında çul olmak ola
Gel gönül fark eyle astarı bezi
Cana hayat verir kamilin sözü
Ne duyucu, deyici ol her sözü
Beyhude cevaptan lal olmak ola
Nigah, ikrar, güftar üçünü birden
Üçünü bir bilen himmet al pirden
Hutbe okunmazsa İmam Cafer’den
Arifler katında zül olmak ola
Her ne ister isen iste sen benden
Cümle mahluk hoşnut olurlar senden
Hakikatsiz kavim gardaş olmadan
Kamil akil uslu el olmak ola
Velim eyder kısmet isterim Hak’tan
İnayet umarım ol güzel şahtan
Beylerden paşadan hem padişahtan
Her bir hali ile kul olmak ola
Aşık Veli

Muhammet Mustafa miraç deminde
Muhammet Mustafa miraç deminde
Dedi esselamı aleykessela
Ali El Murtaza kırklar ceminde
Dedi esselamı aleykessela
Dünyada yok idi ne ün ne seda
Bir yeşil kubbe halk etti hüda
Kubbenin içinden geldi bir nida
Dedi esselamı aleykessela
O kubbenin köşedesi on iki
Fatıma’dan ziya bulmuştur hepi
İçinden açıldı nurdan bir kapı
Dedi esselamı aleykessela
Akıl ermez ol Ali’nin işine
Okuttu Kuran’ı mermer taşına
Bilal’da çıkınca selâ taşına
Dedi esselamı aleykessela
VELİM eydir şemsi kamer dulundu
Aynanın üstüne düştü bölündü
Tevalla Tecalla niyaz kılındı
Dedi esselamı aleykessela
Aşık Veli

Nas-ı hoyrat gelip hoyrat yarattı
Nas-ı hoyrat gelip hoyrat yarattı
Bed-huy ile Adem Hakka yaramaz
Ateş ile koysan pamuğu odu
Er olmayan birbirini saramaz
Od ile pamuğu saran erlerin
Hergiz nazarından çıkmaz Pirlerin
Başının boranı gitmez pirlerin
Ol Hakk’ın rahim doğru göremez
Eğer dört kapıda eli olmazsa
Hutbesin okuyan Ali olmazsa
Hakk’ın buyruğunun kulu olmazsa
Dahi kördür kendi kendin göremez
Arif olup her manadan duymazsa
Aşık olup aşk dalgasın silmezse
Şeriatı gömlek edip giymezse
Kadem basıp tarikata giremez
Şeriatın tarikatın binası
Gönüllerden siler mürşitler pası
Marifette işittiremez sesi
Hakikatta gizli sırra eremez
Dört kapıyı kırk makamı bilmezse
Üç sünneti yedi farzı kılmazsa
Binbir yerde gizli sırra ermezse
İrfan bahçesinin gülün deremez
Velim eyder irfan bağı korumuz
Ancak Mansur olan bulur darımız
Seyyit Nesimi’dir bizim pirimiz
Şeyhi şeytan olan bize yaramaz
Aşık Veli

Nasip olur Amasya’ya varırsan
Nasip olur Amasya’ya varırsan
Giden sail selam getir pirimden
Hublar şahı Hamdullahı görürsen
Giden sail selam getir pirimden.
Hayali gönlümden çekerim ahı
Acep görür müyüm gül yüzlü şahı
Bunca aşıkların sırrı penahı
Giden sail selam getir pirimden.
Mecnun gibi bir sevda var başımda
Cihan sele gitti çeşmim yaşından
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Giden sail selam getir pirimden.
Sene 1244 de beyan
Kırkların ceminde görmüşem ayan
Mürsel göbeğinde taze bir civan
Giden sail selam getir pirimden.
VELİM eydür dost köyüne varınız
Balım Sultan olsun size kılavuz
Benim pirim Amasya’da yalınız
Giden sail selam getir pirimden.
Aşık Veli

Nereden gelişin böyle
Nereden gelişin böyle
Dost ilinden gelen sail?
Gül yüzlümden haber söyle
Dost ilinden gelen sail
Vardın mı Ferhat taşına
Nazar kıl çeşmim yaşına
Sorhuç takınmış başına
Dost ilinden gelen sail.
Sultan Beyazıda vardın mı?
Cuma namazın kıldın mı?
Gül yüzlüme yüz sürdün mü?
Dost ilinden gelen sail.
Uğradın mı Amasya’ya?
Vukuf oldun mu her şeye?
Yüz sürdün mü kaşı yaya?
Dost ilinden gelen sail.
Yandı ciğer döndü köze
Sürme çekmiş ela göze
Bir hayırlı haber bize
Dost ilinden gelen sail.
VELİM eydür arttı zarım
Gece gündüz intizarım
Amasya’da kaldı pirim
Dost ilinden gelen sail.
Aşık Veli

O yer ile göğün binasın kuran
O yer ile göğün binasın kuran
Muhammed Ali’dir bir Hacı Bektaş
Şu iki cihana gıdasın veren
Sana inanmayan kör Hacı Bektaş
Sen Ali’sin Muhammed’in öz yarı
Gül kokulamadan dermişsin harı
Yoluna koymuşum can ile seri
Vermezsem dergahtan sür Hacı Bektaş
Kul olup da şehir şehir satılan
Gahi mancılıkla göğe atılan
Cevher topu olup nura katılan
Müminler şehrinde sır Hacı Bektaş
Bir vakitte oldun bir yanal elma
Bedehşan ilinden Urum’a gelme
Emret Azrail’e canımı alma
İrfana ermeden hur Hacı Bektaş
Kırklarda sürdüğün sohbet sır idi
Binbir kisvetlerden donun var idi
Elestede kandildeki nur idi
Şimdicek önümde ser Hacı Bektaş
Gene sen bilirsin Veli’nin hali
Sensin bu cihanın ahir evveli
Bir ismin Ali’dir bir ismin Veli
Kırklardaki ismin sır Hacı Bektaş
Aşık Veli

On iki imam mürüvvetin sevgisi
On iki imam mürüvvetin sevgisi
Bendedir İmam Hüseyin bendedir
Hemi sevdiğimdir hemi korkumdur
Sendedir İmam Hüseyin sendedir
Canda muhabbetim seni gören göz
Muhabbetin gitmez hem yaz hemi güz
Korkunu çekerim geceyle gündüz
Gündedir İmam Hüseyin gündedir
Hemi yarsın hemi yaralayansın
Yar ile davamı aralayansın
Hançer olup sinemi paralayansın
Candadır İmam Hüseyin candadır
Hâr almışta açılmıyor güllerim
Sana ma’lum değil midir hallerim
Selman kesti kan eyledi ellerim
Kandedir İmam Hüseyin kandedir
VELİ’nin kıldığı ah-u zar ise
Yine sen bilirsin işim zor ise
Ne kadar eksiklik kusur var ise
Bendedir İmam Hüseyin bendedir
Aşık Veli

Pek çok arzuladım varayım dedim
Pek çok arzuladım varayım dedim
Varamadım gül yüzlü yar küstün mü?
Haki payına yüzler süreyim dedim
Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?
On beş yıl yaklaştı olmadı çare
Erenler terkim kılmadı zara
Fazlı gibi kendi kendim hançere
Vuramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Sıra ister Beytullah’m yolları
Onun yolu zordur yokuş belleri
Al yanakta al kırmızı gülleri
Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık oldum Ehl-i Beyt’in nuruna
Amasya’da yatan gerçek pirime
Elim bağlı belim bağlı darına
Duramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Eşiğine süremedim yüzleri
Gözüme tütüyordur ayak izleri
Dili şeker ezer şirin sözleri
Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?
VELİM eydir işim ah-ı zar idi
Beni bu sevdaya salan yar idi
Danışmaya çok müşkülüm var idi
Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık Veli

Pek yaralamıştır beni de bir yar
Pek yaralamıştır beni de bir yar
Bu yarayı çeken ölmezse eğer
Benim yaralarım ya kimler sarar
Yar gelip emleyip sarmazsa eğer
Kan revan olmuş da didemden akar
Pençe urmuş bu sineme el atar
Yar bize darılmış kaşların yıkar
Sevdakar olduğum gülmezse eğer
Kime ne diyeyim küstürdüm yarı
Kalmadı namusum terkettim arı
Hançere düşüp de öleyim bari
Bu kez de bir selam gelmezse eğer
Hiç gitmiyor garip başın dumanı
Küfrüm ata derken attı imanı
Güldüreyim derken ağlattı beni
Kan akar didemden silmezse eğer
Velim eyder bu dert beni almaz mı?
Can-ı hasret kıyamete kalmaz mı?
Bu yarayı çeken aşık ölmez mi?
Yar derdime derman kılmazsa eğer
Aşık Veli

Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Muhammet Ali’yi göreyim diye
Dünyanın gamından çektim elimi
Bir kamil mürşide ereyim diye
Yol oğlu Kamil’e yoldaş olmaya
İkrar verdim bir ikrarda durmaya
Dört duvarın binasını kurmaya
Aradım üstadım bulayım diye
Sevdasız serimi sevdaya saldım
Bu aşkın elinden kül oldum yandım
Evliya ceminde pazara durdum
Seyrimi tercüman vereyim diye
Aşık oldum İmam Hasan’ı sevdim
Mazlum Hüseyin’in darına durdum
Zeynel Abidin’le zindana girdim
Kendimi kırk pare böleyim diye
Didara aşıkım kesmem şükrümü
Adına aşık oldum İmam Bakır’ın
Dün’ü gün’ü ismin virdin okurum
Cafer-i Sadık’a ereyim diye
Musa’yı Kâzım’a vardır niyazım
İmam-ı Rıza’ya bağlıdır özüm
Taki Naki Askeriyle pazarım
Mehdi önünde kılıç çalayım diye
KUL VELİM hakka temannah ederim
Cemal göster bu dünyayı niderim
On iki imamların ismin güderim
On iki imamlara ereyim diye.
Aşık Veli

Sâdetli Sultanın nazar kıldığı
Sâdetli Sultanın nazar kıldığı
İlleri var Hacı Bektaş Veli’nin
Horasan’dan sökün edip geldiği
Yolları var Hacı Bektaş Veli’nin
Şeyhleri var atlas giyer al giyer
Düldül atlar var altun çul giyer
Dervişleri hırka giyer şal giyer
Şalları var Hacı Bektaş Veli’nin
Binbir ayet yazılıdır postunda
Yedi kıral yedi padişah destinde
Altun hali örgüleri üstünde
Yolları var Hacı Bektaş Veli’nin
Dahi böyle sultan nerede olur
On sekiz bin alem hem mevcut bilir
Kırk konaklık yerden kurban gelir
Malları var Hacı Bektaş Veli’nin
VELİM eder cünbüş cûş verir
Yine ay’ı gün resminde taş verir
Hacı Bektaş dergahında baş verir
Kulları var Hacı Bektaş Veli’nin.
Aşık Veli

Saki olup kırklardaki Selman’ın
Saki olup kırklardaki Selman’ın
Mest olup meyinden içen az kaldı
Dalgası gelip de coşan deryanın
Geçidini bilip geçen az kaldı
Derya kenarında sürdüm yolunu
Seyreyledim nasirini halini
İdiris mürşide verdi elini
Sındı vurup hulle biçen az kaldı
İsm-i Azam ile Zülfikar oynar
Ol zaman görünür ay ile günler
Şarda soygun verdi çok bezirganlar
Zi-kıymet dükkanın açan az kaldı
Mansur’un darına hem doğru gelip
On’ki imamların vacibin bilip
Farzını işleyip sünnetin kılıp
Emrini tutup neyhden kaçan az kaldı
Velim eyder ikrarını bilenler
Kerbela çölünden geri kaçanlar
Yetmiş üç kimsedir cana kıyanlar
Şimdi serden baştan geçen az kaldı.
Aşık Veli

Senden ayrı lokma yemeyim derdin
Senden ayrı lokma yemeyim derdin
Nasip ilden ile gezdiren vardır
Serim verip sırrım vermeyim derdin
Dostu sevdiğine sezdiren vardır
Aşıklar her cana demez bu şeyi
Yükü yüke vurun devirmez tayı
Kimisi ah eder ağlar su deyi
Kimisin deryada yüzdüren vardır
Bu ilm-i hikmeti bilenler bilir
Bilmeyen beyhude bundan ne alır
Benim gibi şaşkın adem ne bilir
İnciyi mercanı düzdüren vardır
İnci mercan la’l ü güher takınır
Kıymetini bilen alır sokunur
Kuduretten aşk kitabı okunur
Kudreti destinde yazdıran vardır
Velim eyder yalvarırım yare ben
Pirim eşiğine yüzler sür hemen
Kırklar Meydanı’nda engür şaraben
Kudret-i destinden ezdiren vardır
Aşık Veli

Senin abdalların semaa döner
Senin abdalların semaa döner
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Cümle alem sana tavafa iner
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Arif olan senin evvelin bilir
Ol kelp bu manadan ne bilir
Mağribden meşrikden duyası gelir
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Dört kitapta ismin mevcut okunur
Otuz altı bin can sana bakınır
Hind’de yemende gülbengin çekilir
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Kudretten batın topu şakıdı
Entüm derler bir ayet var hak idi
Şahı merdan kula himmet okudu
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
VELİM eydir kim okudu kim uttu
Doksan bin kelamı ya kim hatmetti
Meyyitin yıkayıp devesin yetti
Hünkar Hacı Bektaş Veli Hû diye
Aşık Veli

Seyran bahçesinin bir yanı elma
Seyran bahçesinin bir yanı elma
On sekiz bin alem nuru dediler
Muhammet Mustafa Hayderi kerrar
Hünkar Hacı Bektaş Veli dediler
Fahri alem elifi taç uruna
İki cihan boyanmıştır nuruna
Hasan Hüseyin’in gizli sırrına
Arşın mühürünü Ali dediler
Hocası tuttu mektebe götürdü
Elif ba demeden mana getirdi
Pınarı akıttı susam bitirdi
Hacısı hocası beli dediler
Horasan erleri Ruma geliptür
Her kişi aklı ile yer buluptur
Üzerinden er geçtiğin biliptür
Kadıncık anaya dolu dediler
Şu geleni şahı merdan sanmadı
Kimi inandı kimi inanmadı
Taradı postları delil yanmadı
Besbelli ol bizden ulu dediler
Şahım derki bektaşiyim bektaşi
Kimdi size nasip dağıtan kişi
Sıktı un eyledi örs gibi taşı
İsmi Bektaş kaldı Veli dediler
Velilik fermanı o zaman geldi
Pirim mertebeyi orada kaldı
Evvel Ali idi şimdi veli oldu
Taptık ey sultanın veli dediler
Düşünüp geldiler halife pirler
Bektaş gibi er görmedik dediler
Bir yeşil el kısmet verir dediler
Görünce tanırız eli dediler
Kimi inandı da beli pes dedi
Kimi inanmadı nişan istedi
Hem de mübarek elini gösterdi
Buydu nasip veren eli dediler
Er isen darı çeç üstünde otur
Ulu isen nasın işerni bitir
Söz senet olmazmış senedin getir
Senetsiz çok olur veli dediler
Cümle erler nasiplerini buldu
Nice bin yıl bu yol batında kaldı

Urum erlerine hediye geldi
Buymuş hakkın doğru yolu dediler
VELİM eydir cümle erlerden olur
Cümle erler o sultana beli der
Şüphesi yok Hak Muhammet Ali der
İnanmayan iblis kavli dediler
Aşık Veli

Söyleyim de dinlen mevali canlar
Söyleyim de dinlen mevali canlar
Evvel Allah bu cihana kim geldi
Muhammet Ali kandilde nur iken
Bu cihana sada geldi ün geldi
Cihan derya idi dünya dar idi
Cebrail Mikail anda var idi
Bir avuç toprakla dünya kuruldu
Azrail İsrafil anda sur idi
Kün deyince karar kıldı ademe
Yedi gün emeğim geçti o deme
Kadir Allah can verince ademe
Akıl fikir ile kül-i kan geldi
Sen talip ol çok iş vardır talipte
Ne ararsan gerçeklerde arifte
Adem nice böyle yattı kalıpta
Ol Hazret-i Adem dahi dün geldi
Sen talip olup da yakından gözle
Gezme yazı yaban gerçeği özle
Yüz yiğirmi dört bin nebiden önce
Muhammed’e vahy-i Cebrail geldi
Bu işlerin ezelini soranda
Yer gök bina kurdu İsm-i Azam’da
Bu cihanı var eyleyip düzende
Ali Muhammet’ten gayrı kim geldi
Doksan bin er Horasan’ın bendidir
Vallah billah aşıkların andıdır
Pirim Hünkar Hacı Bektaş kendidir
Cümlemize Hacı Bektaş pir geldi
Miraçta danıştık doksan bin kelam
Cebrail Ali’ye getirdi selam
Dört kitaba indi levh ile kalem
Aşıklar da bu cihana sır geldi
Velim bu sözlere inandık vallah
Hak beni ademde arayıp bulmak
On sekiz bin alem yaratan Allah
Cevlan edip bu cihana bir geldi
Aşık Veli

Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Yüklenip barhanem gittiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Azrailde cana pençe urmadan
Ahiretin kabr evine girmeden
Sorucular bize sual sormadan
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Bir gün figan olur gözler yaşından
Ayırırlar yaranından eşinden
Gözlen bizi sırat mizan başından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Sensin onsekiz bin alemin nuru
Nurundan halk etti cümlenin varı
Divanda unutma biz günahkarı
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Hatice’nin Fatıma’nın nuruna
Canım kurban olsun onun yoluna
On’ki imamların yüzü suyuna
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Hasan Hüseyin’den umarız imdat
Şah İmam Zeynel’den olsun hidayet
Şah İmam Bakır’ın nuruna mirvet
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
İmam Cafer idi İmamlar nuru
Musa’yı Kazım’a geldim yalvarı
İmam Irıza’dır Horasan eri
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Muhammed Taki Naki Askeri İmam
Urum’a gelince ol sahip-zaman
Yezid’e Zülfikar çaldığı zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Kul Veli’m imdat umarım pirimden
Ali’nin sevdası gitmez serimden
Ayırma bizi de şah katarından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Aşık Veli

Şu kevni mekanın binasın kurdu
Şu kevni mekanın binasın kurdu
Elif dedi Ba noktası var oldu
İlmi cavidanı Ademe dedi
İlim kitap hak adem de sır oldu
Yüz yirmi ilimle doksan bin kelam
On yedi hurufta ne varki alem
Yirmi sekiz harfin kaymakamı Lâm
Bayi Bismillahta nokta bir oldu
Velegat Keremna Ademe indi
Arşu rahmanda ol yedi kapıydı
Örttü üçün dördünü açık koydu
Yedi kat arş yedi kat kürs çar oldu
Veçhullah hakkını bilmeyen kördür
Tahtına sultanı konduran erdir
Katresi ummana yetiren Pirdir
Sırrı sırrullahtır gevher nur oldu
KUL VELİM mucizat topun atanı
Özünde gör kendi atıp tutanı
Yetmiş bilir yedullaha yeteni
Cümleye kutup Hazreti Pir oldu.
Aşık Veli

Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Bende beğenmedim işini felek
Şakird olan şaşkın olur dembedem
Ne okursun bilmem dersini felek?
Gövel turnam gökyüzünde dönerken
Felek ağu katmış göle inerken
Dizbediz oturup derdim yanarken
Boşuna kahretme dostunu felek.
Sorayım feleğe Kemter’im netti?
Yoksa hub mu tuttu deli mi etti?
Balım Sultan tekkesine mi gitti?
Baykuşlar kondurdun taşıma felek.
Kemter dürlu alemlere ermişti
Üç sünneti yedi farzı kılmıştı
Ölmeden yedi yıl evvel ölmüştü
İşte gösteriyor dostunu felek.
Kemter dürlu kemhaları dokurdu
Doksan bin alemin ilmin okurdu
Balım Sultan bahçesinde şakırdı
Yoksa ok mu değdi kuşuma felek
Kemter beni koydu yuvada yurtta
İsmini söylerim dilimde virdde
Ol sene bin iki yüz otuz dört de
Yükletti göçünü kışını felek.
VELİM eder Kemter gitti kimim var?
Aldırdım Kemteri yeni gamım var
Usta idi yapılacak damım var
Hiç mi iş gelmedi başına felek?
Aşık Veli

Tığı gamzelerin değdi canıma
Tığı gamzelerin değdi canıma
Canım gibi cemalini görünce
Bağrıma kâr etti dostun selamı
Canım gibi cemalini görünce
Esmayi hüsnünde yazılı eser
Teşne-i dil ile oldu müesser
Dümen ehli ile gezdim serteser
Canım gibi cemalini görünce
Bu kevni mekanda oynayan sensin
Ben bir bahaneyim söyleyen sensin
Ey Ba, Ça dinleyen sensin
Canım gibi cemalini görünce
VELİM eydir haktan ne gelse dile
Ak gül boynun eğmiş kırmızı güle
Seher vakti bakmıyon mu bülbüle
Canım gibi cemalini görünce
Aşık Veli

Tuna seli Murat mili mübarek
Tuna seli Murat mili mübarek
Akar m’ola acep ya Ali deyü
Ay kaşlı gün yüzlü dostun yoluna
Bakar m’ola acep ya Ali deyü
Aşık oldum maşukumu gözleyip
Muhabbetin can evinde gizleyip
Sinesini aşk oduna közleyip
Yanar m’ola acep ya Ali deyü
Beni büryan etti hublar ateşi
Sevdadan fark edemedim bu başı
Mahtabanın yüzüne mahitap kaşı
Yıkar m’ola acep ya Ali deyü
Ferhat olan vaz mı gelir Şirin’den
Ben yari severim gayet derinden
Gül ü reyhan misk ü anber terinden
Kokar m’ola acep ya Ali deyü
Velim eyder gül yüzlü yar görüne
Gönül tozlu yola düşüp sürüne
Muhammed aşkına meydan yerine
Çıkar m’ola acep ya Ali deyü
Aşık Veli

Yazdı Naad Ali Nasru Minallah
Yazdı Naad Ali Nasru Minallah
Acep ile okunurdu illallah
Tacın tekbir etti halife mürşit
Ali’ye sadıklar giydi fahrullah
Aynelyakin görürmola gözlerim?
Aynel Like ile mabud illallah
Hacetin Aliden hacet dilersen
Külli men cömertsin bir Veliyullah
Edrikni yetişsin Hasan Hüseyin
Eşiğinde kılayıdım şeydullah
İmam Zeynel İmam Bakırı Cafer
Hak böyle buyurdu vallahi billah
Kazım Rıza Taki Naki Askeri
Mehdiye Muhammet buyurdu Allah
VELİM eydir kara bela kandadır
Def edici sensin Allah eyvallah.
Aşık Veli

Yerin göğün kurulmadan binası
Yerin göğün kurulmadan binası
Ervahın cihana gelmiştir senin
Kaşlarında mim duası yazılı
Kim bulur hüsnünde bahane senin
Muhabbet deryası tarikat şahı
Gani müminlerin peşti pinahi
Günahım çok sen affeyle İlahi
Günahları affetmek şanındır senin
Sen dururken ben kimlere gideyim
Ya elimi al ya eteğim kes benim
Hünkar Hacı Bektaş dost deyim
Destin demanına erişti senin
Kulhu vallah dedik ikrar eyledik
Ahad Ahmet Ali Haydar söyledik
Allahu samedi ezber eyledik
Lem yelid buyurdu şanına senin
Kulhu vallaha ahaddır hatmin tamamı
Cebrail Habibe verdi selamı
Amentü Cebrail ile çaldı kalemi
Hüsnün ziya verir aleme senin
Velim eydir demem kulhu vallahi
Yeniden hatmeyledik keremullahı
Bu ayet şanına indi billahi
El hata şanına inmiştir senin
Aşık Veli

Yine bir çift kelam geldi dilime
Yine bir çift kelam geldi dilime
Eğer arif isen dinle sözümü
Can kuşumu kondurayım koluna
Fehmede gör çevresini bazını
Can tohumun öz tarlana eke gör
Meskenet suyundan keşin kıya gör
Ol suyun bendini gece yapa gör
Eyce sıva kandırasın hazını
Sabır harmanında savur harmanı
Yabası küreği dertler dermanı
VELİM şevk ile savur harmanı
Eyce savur dışa verme tozunu
Aşık Veli

Yüzüm süre geldim dergaha
Yüzüm süre geldim dergaha
Erenler meydanı uludur diye
Eksiklik aradım özümde buldum
Kusura kalmayan Ali’dir diye
Hakisar olmuşum dostun yoluna
Sultan olan bakar kulun haline
Bir bazına düştüm derya salına
Avlarım hocamın gölüdür diye
Cevahir madeni imiş gölleri
Seherde açılır gonca gülleri
Kılavuzla aştım geldim belleri
Menzilim erenler yoludur diye
Şehzadem var diye emendim geldim
Arayı arayı ben dostu buldum
Güvel kuşum güvel avına saldım
Avlarım hocamın gölüdür diye
VELİM pire geldim er meydanına
Alış veriş eyler kâr meydanına
Her ne istersen var meydanına
Mataım erenler malıdır diye
Aşık Veli

Yüzüm süre geldim dergaha
Yüzüm süre geldim dergaha
Erenler meydanı uludur diye
Eksiklik aradım özümde buldum
Kusura kalmayan Ali’dir diye
Hakisar olmuşum dostun yoluna
Sultan olan bakar kulun haline
Bir bazına düştüm derya salına
Avlarım hocamın gölüdür diye
Cevahir madeni imiş gölleri
Seherde açılır gonca gülleri
Kılavuzla aştım geldim belleri
Menzilim erenler yoludur diye
Şehzadem var diye emendim geldim
Arayı arayı ben dostu buldum
Güvel kuşum güvel avına saldım
Avlarım hocamın gölüdür diye
VELİM pire geldim er meydanına
Alış veriş eyler kâr meydanına
Her ne istersen var meydanına
Mataım erenler malıdır diye
Aşık Veli

antoloji.com – kültür ve sanat
Yerin göğün kurulmadan binası
Yerin göğün kurulmadan binası
Ervahın cihana gelmiştir senin
Kaşlarında mim duası yazılı
Kim bulur hüsnünde bahane senin
Muhabbet deryası tarikat şahı
Gani müminlerin peşti pinahi
Günahım çok sen affeyle İlahi
Günahları affetmek şanındır senin
Sen dururken ben kimlere gideyim
Ya elimi al ya eteğim kes benim
Hünkar Hacı Bektaş dost deyim
Destin demanına erişti senin
Kulhu vallah dedik ikrar eyledik
Ahad Ahmet Ali Haydar söyledik
Allahu samedi ezber eyledik
Lem yelid buyurdu şanına senin
Kulhu vallaha ahaddır hatmin tamamı
Cebrail Habibe verdi selamı
Amentü Cebrail ile çaldı kalemi
Hüsnün ziya verir aleme senin
Velim eydir demem kulhu vallahi
Yeniden hatmeyledik keremullahı
Bu ayet şanına indi billahi
El hata şanına inmiştir senin
Aşık Veli

Tuna seli Murat mili mübarek
Tuna seli Murat mili mübarek
Akar m’ola acep ya Ali deyü
Ay kaşlı gün yüzlü dostun yoluna
Bakar m’ola acep ya Ali deyü

Aşık oldum maşukumu gözleyip
Muhabbetin can evinde gizleyip
Sinesini aşk oduna közleyip
Yanar m’ola acep ya Ali deyü

Beni büryan etti hublar ateşi
Sevdadan fark edemedim bu başı
Mahtabanın yüzüne mahitap kaşı
Yıkar m’ola acep ya Ali deyü

Ferhat olan vaz mı gelir Şirin’den
Ben yari severim gayet derinden
Gül ü reyhan misk ü anber terinden
Kokar m’ola acep ya Ali deyü

Velim eyder gül yüzlü yar görüne
Gönül tozlu yola düşüp sürüne
Muhammed aşkına meydan yerine
Çıkar m’ola acep ya Ali deyü

Aşık Veli

Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Şu yalan dünyada üstat bulamadım
Bende beğenmedim işini felek
Şakird olan şaşkın olur dembedem
Ne okursun bilmem dersini felek?
Gövel turnam gökyüzünde dönerken
Felek ağu katmış göle inerken
Dizbediz oturup derdim yanarken
Boşuna kahretme dostunu felek.
Sorayım feleğe Kemter’im netti?
Yoksa hub mu tuttu deli mi etti?
Balım Sultan tekkesine mi gitti?
Baykuşlar kondurdun taşıma felek.
Kemter dürlu alemlere ermişti
Üç sünneti yedi farzı kılmıştı
Ölmeden yedi yıl evvel ölmüştü
İşte gösteriyor dostunu felek.
Kemter dürlu kemhaları dokurdu
Doksan bin alemin ilmin okurdu
Balım Sultan bahçesinde şakırdı
Yoksa ok mu değdi kuşuma felek
Kemter beni koydu yuvada yurtta
İsmini söylerim dilimde virdde
Ol sene bin iki yüz otuz dört de
Yükletti göçünü kışını felek.
VELİM eder Kemter gitti kimim var?
Aldırdım Kemteri yeni gamım var
Usta idi yapılacak damım var
Hiç mi iş gelmedi başına felek?
Aşık Veli

Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Şu dünyada vefat ettiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Yüklenip barhanem gittiğim zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Azrailde cana pençe urmadan
Ahiretin kabr evine girmeden
Sorucular bize sual sormadan
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Bir gün figan olur gözler yaşından
Ayırırlar yaranından eşinden
Gözlen bizi sırat mizan başından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Sensin onsekiz bin alemin nuru
Nurundan halk etti cümlenin varı
Divanda unutma biz günahkarı
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Hatice’nin Fatıma’nın nuruna
Canım kurban olsun onun yoluna
On’ki imamların yüzü suyuna
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Hasan Hüseyin’den umarız imdat
Şah İmam Zeynel’den olsun hidayet
Şah İmam Bakır’ın nuruna mirvet
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
İmam Cafer idi İmamlar nuru
Musa’yı Kazım’a geldim yalvarı
İmam Irıza’dır Horasan eri
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Muhammed Taki Naki Askeri İmam
Urum’a gelince ol sahip-zaman
Yezid’e Zülfikar çaldığı zaman
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Kul Veli’m imdat umarım pirimden
Ali’nin sevdası gitmez serimden
Ayırma bizi de şah katarından
Yetiş ya Muhammed Mürvet ya Ali
Aşık Veli

Söyleyim de dinlen mevali canlar
Söyleyim de dinlen mevali canlar
Evvel Allah bu cihana kim geldi
Muhammet Ali kandilde nur iken
Bu cihana sada geldi ün geldi
Cihan derya idi dünya dar idi
Cebrail Mikail anda var idi
Bir avuç toprakla dünya kuruldu
Azrail İsrafil anda sur idi
Kün deyince karar kıldı ademe
Yedi gün emeğim geçti o deme
Kadir Allah can verince ademe
Akıl fikir ile kül-i kan geldi
Sen talip ol çok iş vardır talipte
Ne ararsan gerçeklerde arifte
Adem nice böyle yattı kalıpta
Ol Hazret-i Adem dahi dün geldi
Sen talip olup da yakından gözle
Gezme yazı yaban gerçeği özle
Yüz yiğirmi dört bin nebiden önce
Muhammed’e vahy-i Cebrail geldi
Bu işlerin ezelini soranda
Yer gök bina kurdu İsm-i Azam’da
Bu cihanı var eyleyip düzende
Ali Muhammet’ten gayrı kim geldi
Doksan bin er Horasan’ın bendidir
Vallah billah aşıkların andıdır
Pirim Hünkar Hacı Bektaş kendidir
Cümlemize Hacı Bektaş pir geldi
Miraçta danıştık doksan bin kelam
Cebrail Ali’ye getirdi selam
Dört kitaba indi levh ile kalem
Aşıklar da bu cihana sır geldi
Velim bu sözlere inandık vallah
Hak beni ademde arayıp bulmak
On sekiz bin alem yaratan Allah
Cevlan edip bu cihana bir geldi
Aşık Veli

Saki olup kırklardaki Selman’ın
Saki olup kırklardaki Selman’ın
Mest olup meyinden içen az kaldı
Dalgası gelip de coşan deryanın
Geçidini bilip geçen az kaldı
Derya kenarında sürdüm yolunu
Seyreyledim nasirini halini
İdiris mürşide verdi elini
Sındı vurup hulle biçen az kaldı
İsm-i Azam ile Zülfikar oynar
Ol zaman görünür ay ile günler
Şarda soygun verdi çok bezirganlar
Zi-kıymet dükkanın açan az kaldı
Mansur’un darına hem doğru gelip
On’ki imamların vacibin bilip
Farzını işleyip sünnetin kılıp
Emrini tutup neyhden kaçan az kaldı
Velim eyder ikrarını bilenler
Kerbela çölünden geri kaçanlar
Yetmiş üç kimsedir cana kıyanlar
Şimdi serden baştan geçen az kaldı.
Aşık Veli

Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Sabahtan yönümü dönderdim hakka
Muhammet Ali’yi göreyim diye
Dünyanın gamından çektim elimi
Bir kamil mürşide ereyim diye
Yol oğlu Kamil’e yoldaş olmaya
İkrar verdim bir ikrarda durmaya
Dört duvarın binasını kurmaya
Aradım üstadım bulayım diye
Sevdasız serimi sevdaya saldım
Bu aşkın elinden kül oldum yandım
Evliya ceminde pazara durdum
Seyrimi tercüman vereyim diye
Aşık oldum İmam Hasan’ı sevdim
Mazlum Hüseyin’in darına durdum
Zeynel Abidin’le zindana girdim
Kendimi kırk pare böleyim diye
Didara aşıkım kesmem şükrümü
Adına aşık oldum İmam Bakır’ın
Dün’ü gün’ü ismin virdin okurum
Cafer-i Sadık’a ereyim diye
Musa’yı Kâzım’a vardır niyazım
İmam-ı Rıza’ya bağlıdır özüm
Taki Naki Askeriyle pazarım
Mehdi önünde kılıç çalayım diye
KUL VELİM hakka temannah ederim
Cemal göster bu dünyayı niderim
On iki imamların ismin güderim
On iki imamlara ereyim diye.
Aşık Veli

Pek çok arzuladım varayım dedim
Pek çok arzuladım varayım dedim
Varamadım gül yüzlü yar küstün mü?
Haki payına yüzler süreyim dedim
Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?
On beş yıl yaklaştı olmadı çare
Erenler terkim kılmadı zara
Fazlı gibi kendi kendim hançere
Vuramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Sıra ister Beytullah’m yolları
Onun yolu zordur yokuş belleri
Al yanakta al kırmızı gülleri
Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık oldum Ehl-i Beyt’in nuruna
Amasya’da yatan gerçek pirime
Elim bağlı belim bağlı darına
Duramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Eşiğine süremedim yüzleri
Gözüme tütüyordur ayak izleri
Dili şeker ezer şirin sözleri
Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?
VELİM eydir işim ah-ı zar idi
Beni bu sevdaya salan yar idi
Danışmaya çok müşkülüm var idi
Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?
Aşık Veli

Nasip olur Amasya’ya varırsan
Nasip olur Amasya’ya varırsan
Giden sail selam getir pirimden
Hublar şahı Hamdullahı görürsen
Giden sail selam getir pirimden.
Hayali gönlümden çekerim ahı
Acep görür müyüm gül yüzlü şahı
Bunca aşıkların sırrı penahı
Giden sail selam getir pirimden.
Mecnun gibi bir sevda var başımda
Cihan sele gitti çeşmim yaşından
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Giden sail selam getir pirimden.
Sene 1244 de beyan
Kırkların ceminde görmüşem ayan
Mürsel göbeğinde taze bir civan
Giden sail selam getir pirimden.
VELİM eydür dost köyüne varınız
Balım Sultan olsun size kılavuz
Benim pirim Amasya’da yalınız
Giden sail selam getir pirimden.
Aşık Veli

Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti
Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandımki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti
Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti
Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti
Velim eydir ne hikmet iş
Uyumadım ki görem bir düş
Zülüfünü kement etmiş
Boğazıma taktı geçti
Aşık Veli

Kerbela çölünde gönlüm arzular
Kerbela çölünde gönlüm arzular
Varayım pirim şah Hüseyin’e
Her andıkça yarelerim sızılar
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e
Nasibim atılsa Bağdat şarına
Mayil idim Mansur gibi darına
Secde etsem imamların nuruna
Derdim yansam kıblem ya Hüseyin’e
Senin abdalların per semah döner
Her zaman okunur kandiller yanar
Her sabah her sabah secdeye iner
Şemsi ile Kamer mah Hüseyin’e
Muhammed Ali’nin evladı yari
Şehitler içinde sevgili huri
Şehitler serdarı imamlar piri
Kan revan akar ah Hüseyin’e
Velim eydir yarelerim sızılar
Kerbelada şehit düşen gaziler
Yalın ayak başı açık kuzular
Dökülür meydan da şah Hüseyin’e
Aşık Veli

İşitmezler yalancının ününü
İşitmezler yalancının ününü
Dudu kumru bülbül zarı da olsa
Bağ’u bansız bahçenin gülü derilmez
Ayvası turuncu narı da olsa.
Nazenide garip gönül nazeni
Yanıyor yüreğim ezel ezeli
Bir hoyrata meyil veren güzeli
İstemem cihanda huri de olsa.
Ben neyleyim gülsüz bahçeyi barı
Güle ne sebeple katmışlar harı
Bülbül isen diken kahrı çek bari
Çek bir zaman benzin sarı da olsa.
Önünden gülmeyen sonra gülemez
Dert çekmeyen dert kahrını bilemez
Şimden sonra gönül mesut olamaz
Veli’nin yanında yar’i de olsa.
Aşık Veli

İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
İsmi Hamdullah dı gürbüz er idi
Aşıklara sadıklara yar idi
Ta baştan ayağa münevver idi
İnci mercan gevher lal ağlamaz mı?
Açardı dükkanı gevher satardı
Dertli olanlara derman katardı
Dudu kumru kafeslerde öterdi
Kumru dan ayrılan dal ağlamaz mı?
Varayıdım türbesinin başına
Yüz süreydim toprağına taşına
Yaktın şu sinemi aşk ataşına
İsmini zikreden dil ağlamaz mı?
Sene 1263 oldu
Varam dedim varamadım suç oldu
Don değişti şu dünyadan göç oldu
Kervanı kesilen bel ağlamaz mı?
AŞIK VELİM eder derdim yüz oldu
Gecinden isterdik gayet tez oldu
Yaz bahar ayları döndü güz oldu
Bağa gazel düşse gül ağlamaz mı?
Aşık Veli

El vurup yâremi incitme tabip
El vurup yâremi incitme tabip
Bende hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var
Yareler döşenmiş figana başlar
Görelim ki kadir mevlam ne işler
Şu adüler bize deli demişler
Daha bizden önce divaneler var
Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
VELİM derki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var
Aşık Veli

Dertli olan düşünmesin boşuna
Derde tabip oldum tabibi buldum
Sordum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki kendi derdi binden çok.

Dertli olan düşünmesin boşuna
Neler gelir kul olanın başına
Tecrübe eyledim hakkın işine
Her derdi kendine reva gören hak.

Demek ki günahım çok ne idi suçum
Derdiniz çok ise tabibe açın
Ehlibeyt’e gam yoldaş olduğu için
Aşık isen dertli sinen oda yak.

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok.

VELİM eydir ahu zar ise
Hak yardım eylesin işin zor ise
Danışmaya bir müşkülün var ise
Kerbela’da Şah Hüseyin Hür’e bak.
Aşık Veli

Yaşamak Can Yücel

0

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin…
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin…
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,seni mutlu eden sesi duymak için “alo “de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa…
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

Can Yücel

Can Yücel… Şimdiye dek O’nun sandığımız şiirlerle aşklarımıza, üzüntülerimize bilmeden eşlik eden ancak başkalarının şiiri olduğunu öğrendiğimizde bile hafızalarımızdan silinmeyen şair! İlham kaynağı doğa, insanlar, olaylar, heyecanlar, duyumlar ve duygular olan, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde kullandığı yalın dili ve buluşlarıyla edebiyatseverlerin dikkatini çeken Can Yücel’i, ölümünün 22. yılında sevgi ve özlemle anıyoruz.

Peki ya siz onu sadece şair mi sanırsınız? Can Yücel, şair kimliğinin yanı sıra birçok kişinin hiç de bilmediği; yok olan yerel tohumların bir merkezde toplanıp korunması gerektiğini düşünen ve hatta bunu vasiyetinde dile getiren, yüzlerce çeşit atalık tohumu güvence altına alacak ve yok olmaya yüz tutan tohum-gen çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan biri.

Can Yücel kimdir?
wordpress icon pin ile ilgili görsel sonucu”Can Yücel, 21 Ağustos’ta doğdu.

“Köy Enstitüleri’nin kurucusu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğlu olan şair, Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu.

“Hayatının çeşitli dönemlerinde çevirmenlik spikerlik ve tursit rehberi olan Can Yücel, şair olarak yaşamını İstanbul’da ve Datça’da sürdürdü.

“Şair, ilk şiir kitabı “Yazma”yı 1950’de yayınladı.

“1965’ten sonra siyasi konulara yönelip, toplumsal eleştiri niteliğinde şiirler yazdı ve bu şiirleri “Bir Siyasinin Şiirleri” kitabında topladı.

“Toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde mizahı kullandı ve doğaçlama yazma tarzını benimsedi.

“Can Yücel’in şiirlerinde coşkulu anlatım, uyaklı söyleyiş, geleceğe umut ve güvenle bakış belirgin özellikleriydi.

wordpress icon pin ile ilgili görsel sonucu”Yalın bir dille yazdığı şiirlerinde en belirgin özellik, ironi oldu.

“Yerleşik düzeni eleştirmenin dışında şiirlerinin konuları; doğa, insanlar, heyecanlar, duygular ve olaylar oldu.

Can Yücel, çoğunda sevdiği insanları tarif ettiği şiirlerinde eşine, çocuklarına, torunlarına ve babasına olan sevgisini yansıttı. “Maaile” isimli bir eseri de bulunan Yücel’in, “Küçük Kızım Su’ya”, “Güzel’e”, “Yeni Hasan’a Yolluk”, “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” adlı şiirleri, ailesine yazdığı şiirler arasında yer aldı.

“Can Yücel, şiirlerinin yanı sıra Hamlet, Fırtına ve Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi oyunların çevirisini yaptı. Yücel, Shakespeare’in “Olmak ya da olmamak” anlamındaki “To be or not to be” cümlesini, “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” şeklinde Türkçeleştirmesiyle de dikkati çekti.

“Can Yücel, 12 Ağustos 1999’da Datça’da vefat etti.

Can Yücel’in şiirlerinden alıntılar

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
“Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici hep, hep acele işi!
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.”

Sevgi Duvarı
“Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

El Tutuşa Tutuşa
“Ne kadar çok elimiz varmış meğer
İlkin, senin elinle tutuşan benimki
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel işçilerininki
Sonra, ellerin elleri…
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi”

Küçük Kızım Su’ya
“Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!”

Yaprak Dökümü
“Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkıyalar
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?”

Martılar Ki
“Günlerdir körköstebek nefsimle öyle hırlı
Ve öylesine harlı ki
esrik nefesim
Bir kibrit tutsam parlayacak.
Bir sarnıç gemisi diyecekler alev almış
Boğazın iki yakasından

Oysa bir gaz tenekesiyle bir şişe mavi
Gelişi güzel mi güzel bir ocak
Suların ortasında sevgili öfkemle benim
Yanacak bahar erişinceye değin
Soğuktan morarmış kanatlarını
ısıtsın diye martılar
Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”

Sabah Sabah
“Bu gül bir şeyin anısı olacak ama neydi unuttum
Kim bilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum”

Şey Gibi
“Şey gibi herbişeyim yahu
Satır yazamıyorum

Sanki kendimle değil
Dünyayla ölüyorum

Bağırsam bağırsam bağırsam
Bağırdığımı duymuyorum

Tek bir musluk var açık
Onunla akıyorum…”

Gadîr-i Hum Biyatı Nasrettin ESKİOCAK

0

Nasrettin ESKİOCAK

HZ.Muhammed Hicretin 10.yılında bir çok Müslümanla birlikte haç farizesini yerine getirmek için Mekke’ye doğru yol alır.Haç vecibelerini yerine getirir ve Beytulrahman’ı son olarak ziyaret eder.Bu sonuncu ziyaret olduğu için,buna veda haccı veya ziyareti denilmektedir.Bundan sonra artık HZ.Muhammet diğer ülkelerden Müslümanlarla buluşamayacaktı.Bu son ziyaret esnasında meşhur ve beliğ bir hutbe irade eder. Hutbenin metni vasiyetlerden zaide insanların son zamanlardaki durumlarını hal ve davranışlarını bildir.Ve olabilir ki HZ.Muhammed bu zamanın insanlarını kast etmiş olabilir.
Hz.Muhammed bütün Müslümanlarla birlikte Mekke’den ayrılır.Hacıların bir birlerinden ayrılacakları bir kavşağa gelinir. Orası Mısır ve Şam yollarını ayıracak bir kavşak idi.Oradaki bulunan su kaynağına Gadir ve o yerin adı da (HUM) idi. İşte bu yere vardıklarında ve daha hiç birisi bir yere ayrılmadan önce Cebrail Aleyhisselam HZ.Muhammed’e bir emir ile Allah tarafından gönderilir.Ve emir şöyledir “ Ey resul rabbindan sana indirileni tebliğ et,eğer bunu yapmaz isen onun elçiliğini yapmamaış olursun. Allah seni insanların şerinden koruyacaktır. Doğrusu Allah kafirler topluluğuna rehberlik etmez” ( Maide suresi 67)
Hz.Muhammet bilindiği gibi veda haccında hayatının son aylarını yaşıyordu.Kendisine peygamberlik ünvanı geldikten sonra aradan 23 yıl geçmiş,emir olunan bütün buyruklar emirler yerine getirilmişti Kar’anı Kerim’de tamamlanmış gibiydi. İşte bu sıralarda bu sert ve tehdit edici emir gelmişti. BU emri tebliğ etmeyecek olur ise bütün risaletinden hiçbir şey tebliğ etmemiş gibi olacakt. Cenabi hak kendisini insanardan koruyacağına dair güvence veriyordu.Çünki cenabi Allah bazı Müslümanların bu tebliğden dolayı rahatsız olacaklarını biliyordu. Hz.Muhammed Gadirhum denilen yerde duraklayıp önden gidenleri geriye çevirir ve arkadan gelenleri bekler.Böylece toplanan hacıların sayısı yüz bini aşmıştı.O Kavurucu sıcakta o kadar insanı bir arada toplamak için elbette çok mühim bir dava olması gerekir. HZ.Muhammet için deve semerlerinden bir mimber yapılır ve Muhammed minbere çıkıp şöyle der “ Ey insanlar, olabilir ki Allah tarafından davet edilebilirim ve aranızdan ayrılırım, gönderilmiş olan risalet için tebliğ ettiğime dair şahadet eder misiniz”
Hep bir sesle evet ya resulullah dediler.Benim mümünlerin nefislerinden öncelik sahibi olduğuma dair kabul eder misiniz? Evet ya resulullah dediler benim mümünlerin nefislerinden öncelik sahibi olduğuma dair kabul eder misiniz? Evet ya resulullah dediler. Hz.Muhammed o anda Hz.Ali’nin elini tutup yukarıya doğru kaldırır ve şöyle der “Ey Allahım,ben kimin mevlası isem Ali onun mevlasıdır. Ey Allahım buna veli olana veli ol ve düşman olana düğşman ol. Ve bunu hakkıyle teyit et.” Diye buyurur.
İşte o anda bu ayeti kerime nazil olur.
“ Ben bu gün dininizi ikmal ettim. Nimetimi üzerinize tamamladım ve Müslümanlığı size bir din olarak kabul ettim” (Maide suresi 3)
Hazır bulunan Müslümanlar HZ.Ali’yi kutlamaya başlarlar.İleri gelen kabile reisleri başta olmak üzere 1. ve 2. halife kutlayanlar arasında olmuşlardır.Kutlama şöyle idi.
“ Müjdeler olsun sana ya Ali sen artık bizim ve mümünlerin Mevlası oldun”
Bu meşhur hadiseye (Gadir Hum) biatı daniliyor. Bunu kabul edenler bu günü büyük bir bayram saymaktalar. Çünkü bu gün dinin ikmali yüce Allah’ın nimetinin tamamlanması ve Müslümanlığın bir din olarak kabul edildiği bir gün olduğuna dair Ku’ran-ı Kerim’in tasdiki ile isbatlanmıştır. İşte bu ehemmiyetli hadiseye inanan Müslümanlar Hz.Ali’ye tabi olduklarından dolayı Alevilik ile adlandırılmışlardır. Aleviliğin kökenini ve başlangıcını anlamak isteyen varsa buna bakmak gereklidir. Bu hadisenin gerçeği hakkında taraflar arasında itilaflar vardır.Fakat ne yazık ki iki tarafın tarihçileri kafi bir derecede zikretmelerine rağmen Müslümanların bir kısmının buna inanmadıklarını görmekteyiz. Bu mühim hadisenin üzerinde taasupsuz ve makul bir şekilde duracak olursak gerçek olduğunu anlamış oluruz. Maide suresinin 67. Ayeti Hz. Muhammed’in hayatının son günlerinde zikri geçen emri tebliğ etmediği takdirde risaletinden hiçbir şey tebliğ etmemiş sayılacağı belirtilmektedir. Bütün İslam kaideleri tebliğ edilmiş olmasına rağmen acaba bu emir ne olabilir.Elbette mühim bir emir vardır. Cenabi Allah hemen emir veriyor hem de tehdit ediyor, hem de güvence veriyordu. Taraflar arasında ihtilafa yol açabilecek bir dava değil ise ondan sonra normal bir emir olup da herkesin kabul edebileceği bir emir ise neden Cenabi Allah Hz. Muhammed’i tehdit ediyor ve güvence veriyor “ Veinlem taf el feme bellağte riseleteh “ ( şayet tebliğ etmeyecek olursan emredildiğin risaletten hiçbir şey tebliğ etmemiş gibi olacaksın) yine de hazır bulunanların bir kısmının veya tümünün hesabına gelecek olur ise Cenabı Allah acaba niye güvence veriyordu.
“Vallahu yasimüke minennes” seni insandan koruyacaktır, diye buyurmuştur. Yüce Allah’n emri ile bu davet yüzünden Müslümanlar o günden bu güne kadar bölünmelerine sebep olmuştur. Demek oluyor ki her şeyi bilen yüce Allah bu davadan dolayı İslam dininde bir sarsılma bir bölünme olacağını biliyordu. Onun için ona o kadar ehemmiyet vermişti.
Ondan sonra Hz.Ali bu makama yani halifeliğe layık değil ise acaba kim olabilirdi ve bunu kendinden başka kim hak ediyor idi? Hz.Muhammed ilk doğduğundan beri hz.Ali’nin dedesi Abdulmuttalip’in evinde ve ondan sonra ve babası Ebutalip’in evinde aynı evde büyümüşlerdi. Hz.Muhammed’in bütün zor durumlarını onunla paylaşmış ve ona en büyük yardımı ve katkıyı sağlamış oluyordu. Hz.Muhammed’in hadisi şeriflerindde de bunu kanıtlamış olup “ben ilim şehriyim Ali onun kapısıdır” deyiminden ve Kuran-ı Kerim’in ayetlerine dayanarak onun bir gerçek olduğunu anlamış oluyoruz. Bundan rahatsız olanlardan biri de Numan oğlu Elharis Elfehri Hz.Muhammed’in huzuruna çıkarak şöyle der:”Ya resulullah bize şahadet kelimesini getirip namaz kılın, oruç tutun, hacca gidin, zekat verin dedin. Bütün bunları yaptık. Bunlar yetmiyormuş gibi hatta amcan oğlu Ali’yi elinden tutup yukarıya kaldırarak ben kimin mevlası isem Ali onun mevlasıdır. Ey Allahım bana veli olana veli ol, düşman olana düşman ol dedin. Bunlar senden mi Allah’tan mı?” Hz.Muhammed de “Vallahi bunlar Allah’tandır” diye cevap verir. Buna karşılık Elharis “Ey Allahım Muhammed yalancı ise ona azap yağdır, doğru ise bana azap yağdır” der. Hz.Muhammed bunu duyunca ellerini yukarıya kaldırarak avuçlarını açıp “amin” der. Numan oğlu Elharis Hz.Muhammed7in yanından ilk çıktığında Cenabı Allah ona gökten bir taş indirir. Kafasına isabet eden taş aşağısından çıkar ve adam vaktinde ölür. Bu hususta önceden inen Ayet-i Kerim’e ve tevili olan bu hadiseye delil olan ayet şöyledir:
“Allah katından inkarcılara gelecek ve hiç kimsenin savunamayacağı azabı istedi”(Mearic Suresi 1-2)

Elhamdülillah”ki bulduk Huda’yı,

0

“Elhamdülillah”ki bulduk Huda’yı,
“Rabbü l alemin”in olduk gedayı,
“Errahmanir Rahim” verdik nidayı,
“Malikiy yevmid din” olduk aleme.

“İyyake na budü” gözümün nuru,
“İyyake nestein” verdik ikrari”
İhdinas sıret el müstakim” yari,
“Sıretellezine” çaldık kalemi.

“En amte aleyhim” dedim ya Ali,
“Gayr il mağdub Aleyhim”e hem beli,
“Veladdallin” dedik kaldırdık eli,
Gözüm dost yolunda durduk selama.

“Fatiha suresi” indi şanına,
Ezelden kurbandır canım canına
Kimseler ermedi sırrı kânına
İsmini derc ettim “elif, ye, lam”a

Fatiha suresi vechin okudum
İsmin zikretmeyen kula darıldım
Şükrolsun metahım kumaş dokudum
İhsan eyle kapındaki kuluna

Şükür olsun bir menbadan yarattın
Bir ervahtan ervahıma nur kattın
Meleklere hamurumu yoğurttun
Aşıklık defterin sundun elime

VELİM eydür Hak’tan aldım dersimi
Muhabbet çekici yaptı örsümü,
Okuduğum ayet bilmem Farsi mi?
Hakk’ın bir kelamı geldi dilime.