Ana Sayfa Blog Sayfa 152

Ben ölürsem akşam üstü ölürüm

0

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

Ataol Behramoğlu

be hey sofu be hey bühtan

0

Be hey sofu be hey bühtan
Hak didarı görmemişsin
Kuduretten bir bal geldi
Sen o baldan yememişsin

Balı balınan yoğururlar
Müminleri doyururlar
Münkirleri ayırırlar
Sen o yolu sürmemişsin

Neydem neydem Alim neydem
Yaralıyam kime gidem

Sır okunur sır içinden
Bir hal gördüm hal içinden
Bülbül oynar gül içinden
Sen o gülşene ermemişsin

Dar çekenler didar görür
Ayak ayak dosta varır
Menaref sırrına erer
Sen o sırra ermemişsin

Neydem neydem Alim neydem
Yaralıyam kime gidem

Bu muhsuli dolu içti
Hal içinden hala düştü
Bu müşkülü kırklar seçti
Sen kırklara ermemişsin

Neydem neydem Ali neydem
Yareliyim kime gidem

İdris terziliği icat etmeden

0

İdris terziliği icat etmeden
Geçti endazeden boyumuz bizim
Anka yaratmayız kaf′a gitmeden
Bin bir çile çeker soyumuz bizim

Çıldırtır zahidi bizim sırrımız
Zahid kırk yıl yusa çıkmaz kirimiz
Dünyamızda bizi paklar pirimiz
Murdar ölmek değil huyumuz bizim

Bin bir sıramız var başı feslimiz
Cümle çarıklıyız yoktur meslimiz
Güruh-u naci′dir bizim neslimiz
Münkire karışmaz soyumuz bizim

Dünya bize zindan, münkire cennet
“Küllü men aleyna” buyurdu ispat
Kimsenin hakkına etmeyiz minnet
Bağlıdır rıza’ya payımız bizim

Feryadi alemde bire bağlıyız
Bir de ikrarımız pire bağlıyız
Nur-u Ahmet, nur-u yare bağlıyız
Bir derya, bulunmaz suyumuz bizim

Feryadi

Turhan Selçuk çizimleri

0

Pir den gelirem

0

Zülfü kaküllerin Amber Misali

0

Zülfü kaküllerin amber misali
Boyu erguvan dan güzelsin guzel
Gızarmış gonca gül gibi yüzlerin
Şahı Gülistandan güzelsin güzel
Şahı Gülistandan güzelsin güzel

Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş
Çekilmiş gaşların zülfikar olmuş
Gözlerin aleme hükümdar olmuş
Mihri Süleymandan güzelsin güzel
Mihri Süleymandan güzelsin güzel

Gurulmuş göğsünde bahçei vahdet
Hatmolmuş gadrinle tubayı hikmet
Cemalin seyreden istemez cennet
Sen huri gılmandan güzelsin güzel
Sen Huri Gılmandan güzelsin güzel

Gözlerin velfecri benzer imran’e
Seni seven aşık olur divane
Yanakların şule vermiş cihane
Yüz mahı tabandan güzelsin güzel
Yüz mahı tabandan güzelsin güzel

Çiğ düşmüş çayıra benzer yüzlerin
Aşkın öldürür de şirin sözlerin
Mısrın hazinesi değer gözlerin
Zühre-i Rahşandan güzelsin güzel
Zühre-i Rahşandan güzelsin güzel

Sıdkı der suretin hattın secdegah
Cümle güzellere oldum pişegah
Güzeller tacısın yüzün padişah
Yusuf-u Kenan’dan güzelsin güzel
Yusuf-u Kenan’dan güzelsin güzel

Hicran destanını kendinden oku

0

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun’dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla’sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikaye etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa, düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın, gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır’ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.

Neyzen Tevfik

Sen benim canımsın gözümün nuru

0

Sen benim canımsın gözümün nuru
Ben sana sarıldım Pirim Pir Sultan
Gönüller Sultanı düskünler Piri
Yandım da kavruldum Pirim Pir Sultan

Halkını savundun haklı dil ile
Bazen diken ile bazen gül ile
Banaz Yaylasından esen yel ile
Estim de savruldum Pirim Pir Sultan

Adını sesledim sehirden köye
Yüzünü benzettim günese aya
Ben senin türkünü çagırdım diye
Ezilip sürüldüm Pirim Pir Sultan

Mihnetiyim ayrılmadım yolumdan
Örnek aldım deyisinden dilinden
Ben senin askından senin elinden
Öldüm de dirildim Pirim Pir Sultan

Söz: Asık Mihneti

Tokat Yöresinde Damada kuşak kuşatma

0

Kuşak Kuşatma

Muhammede Selavat
Allah Hayırlı Mübarek eyleye 3 defa
Bu yol kimden kaldı
Muhammed Mustafa dan kaldı
Mürüvvet kimden kaldı
Mürüvvet Ali den kaldı
Kuşak kuşatmak kimden kaldı
Ol Hacı Bektaş Veliden kaldı
Kuşatalım uğura, uğurumuz hayıra Hünkar Oğlu ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine Muhammede salavat
Gelen geçti,
konan göçtü
Ya Bu donu kim biçti
İdris peygamber biçti
Abı Hayatı kim içti
Hızır Aleyisselam içti
Uçmak kapısını kim açtı
Cömertler açtı
Cömertler ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine
muhammede selavat
Kim karışır yaradanın işine
Mevlam uzun ömür versin
bu genç yaşına
Bugün devlet kuşu kondu başına
Başı devletli yiğitler ruhuna
hünkar devletine her vakit sahibine muhammede selavat
Her dem kaldırmazdı secdeden yüzünü
Hakka teslim etmiş idi özünü
Kim dokudu diye sorarsanız bezini
Şit peygamber dokudu bezini
Şit peygamber ruhuna
Hünkar devletine her vakit sahibine muhammede selavat

Azmile bir borç eyledim canların tüccarına

0

Azmile bir borç eyledim canların tüccarına
Faizi erdi ödedim faizi cananımış
Erem dedim eremedim Adem’in esrarına
Hali Hak’tan ayrı kişi dil bilen hayvanımış

Ben derdim ki sitem çekmek boş ömüre delildir
Meğer sitem çekmek er kişiye delili buhranmış
Bilmezdim ki şu dünyada her şey lütfü celildir
Her nereye nazar kıldım mevcudu sübhanımış



Ben güler dururdum neden çölün mecnunlarına

Dad-ı leyla için çöller tahtı süleymanimiş

Erem dedim eremedim ademin esrarına
Kendini okuyan kişi bir Ümmül Kur’an’ımış

Ey Mahzuni kan kalesin yık da tarümar eyle

Tahammül bir zülfükardır kullanan merdanımış
Eğer goncayı seversen durma ahuzar eyle

Goncayı gonca eyliyen bülbül-ü efganımış

O duvar o duvarınız

0

DUVAR

  • İzmir’den Akdeniz’e dökülen ve yakında
    Bombay’dan Hint denizine dökülecek olan
    emperyalizmin şarkı saran duvarı hakkında
    yazılmıştır. –

Karataştan çerçeveye gömülen,
güneşi parça parça bölen
demir parmaklık…
Dayadım
alnımı
demir parmaklığa;
parmaklık alnıma
gömüldü.
Kemikli geniş alnımı parça parça böldü..
Alnım:
parmaklığa dayalı
Yüzüm:
kana boyalı.
bu kan benim kanım.
eşyayı bu kanlı perdeden görüyor gözüm.

Kara taştan çerçeveye gömülen
güneşi parça parça bölen
demir par-mak-lık

Orda;
o duvarda ,
o duvarın dibinde
bizimkilerin bağlandı kolları.
O duvarı
bizim için yaptılar…
O duvar
darağaçlarının sabunlu ipi
gibi
parlıyor.

O duvar;
o duvarda keskinliği var
taze kanlı etleri parçalayan
yosunlu, ıslak
dişlerin…

O duvar;
gözleri afyon dumanlı keşişlerin
bellerindeki kara kuşak gibi sarılmış
kürenin gırtlağına!…

O duvarın ilk temel taşı,
emperyalizmin ilk adımından geliyor.
O duvarın dibinde
bizimkilerin
Eyfeller gibi kemikleri yükseliyor.

O duvarın bir ucu:
tahta sapanlı sarı Çin’de
öbür ucu:
çelikleri elektrikli New-York’un içinde.
Her bankada hisse senetleri var
onun.

O duvar
Lortlar kamarasında Lord Gürzon’un
noktaları imparator armalı bir nutku gibi geçiyor.
Eyfel’in tepesinden avlarını seçiyor,
dayanarak Hindenburg’un altın çivili
heykeline
topluyor Berlin sokaklarını eline.

O duvarın taşlarına sürterek dilini
kara gömlekli Musulini
bekliyor nöbet.
İtalya’nın çizmesi
yüzüyor kanda!!
O duvar
ikinci bir Balkan gibi yükseliyor Balkan’da!

O duvar.
O duvar, o duvar.
O duvarın dibinde
bizimkiler kurşunlanıyor!..

O duvar
kadar
uzun bir destanı var,
o duvarın dibindeki her karış yerin.
O duvarın dibinde ölenlerin
koparıyorlar erkekliklerini,
gençlik aşısı yapmak için
milyonerlerin
kibrit çöpünden frengili iskeletlerine!

Milyonerler
gömülüp orospuların etlerine
bir radyo-konser gibi dinliyorlar:
o duvarın dibinde verilen
kurşun sesiyle yere serilen
idam emirlerini…

O duvar,
o duvarın dibinde seferberlik var
1914’den daha büyük,
daha mel’un
bir seferberlik.

Karanlıklar
güneş altında nasıl kaçarsa bir deliğe,
koşuyor emperyalistler
bu seferberliğe:
Britanya dretotlarının cemiyet akvamı,
beyaz eldivenleri barut kokan diplomat.
çürümüş insan eti müstahsili
emperyalist Jeneral,
II inci Enternasyonal;
zehirli çiçeklerini toplamak için
“din”in
toprağını gübreleyen, kazan,
eserlerini banknotlara yazan
filozof
permanganatın âşıkı şair
ölüm şuaı satan kimyager,
hepsi seferber,
seferber
o duvarın bayrağı altında…

O duvar.
o duvar, o duvar..
O duvarın dibinde
bizimkiler kurşunlanıyorlar…

Cevap

O duvar
o duvarınız,
vız gelir bize vız!…
Bizim kuvvetimizdeki hız,
ne bir din adamının dumanlı vaadinden,
ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır.
O yalnız
tarihin o durdurulmaz akışındandır.

Bize karşı koyanlar,
karşı koymuş demektir.
Maddede hareketin,
yürüyen cemiyetin
ezeli kanunlarına.
Sükûn yok, hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
ve bu durmadan akar
akar
akar.

Biz bugünün kahramanı,
yarının
münadisiyiz.
Bu durmadan akan,
yıkıp yapan
akışın
çizgilenmiş sesiyiz.

Biz,
adımlarını tarihin akışına uyduran
temelleri çöken emperyalizme vuran,
yarını kuran
larız.

O duvar
o duvarınız
vız gelir bize vız!…

1925

Nâzım Hikmet Ran
 ( 1902 – 1963

Adem babamızdır Havva anamız

0

Adem babamızdır Havva anamız
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Topraktan kuruldu bizim binamız
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

Kendi cesedini kendisi yudu
Okudu Kuranı tabuta koydu
Devenin önünde çekti sır oldu
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

Altında Düldülü çıkan bülbülü
Elinde Zülfikar müminin gülü
Kadir kimler demiş Ali’ye ölü
Allah bir Muhammet Ali’den beri
Hünkar Hacı Bektaş Veli’den beri

1492 den beri Terörizmle Savaş

0

Önce bir gemiyle geldiler. Misafirlerimizdi, onları sahilde hediyelerle karşıladık. Silahsızdık. Çünkü hiç ihtiyacımız olmadı. Kardeştik, severdik, paylaşırdık. Silahı onlar tanıttı. Tutarken yanlışlıkla elimizi kestik, kanımız aktı. Evlerimize buyur ettik. Yedirdik, içirdik, yatırdık, hizmet ettik. Topraklarımızı, dağlarımızı, sularımızı, ovalarımızı gezdirdik. Sevindiler. Sevindik!

Renkleri ne kadar beyazdı. Sonra gittiler. Memnun ederek uğurladık dostlarımızı.

Bir gün, tam sabah gün doğarken, ak tenli dostlarımız çok, çok olarak geldiler. Beklemiyorduk; çok erken gelmişlerdi. Demek sevmişlerdi bizi, toprağımızı, göğümüzü… Sevindik. Çoktular, silahlıydılar; üstelik silahlar ellerini de kesmiyordu. Ayakları karaya bastı ve sonra hiç olmayacak olan oldu. Şaşırmıştık. Acaba ne yapmıştık da beyaz dostlarımız bizi öldürüyordu.

Evet, beyaz adam, bu sefer gülen yüzlerimizi ağlatmaya, varlığımızı yağmalamaya, gençlerimizi köle yapmaya, karılarımıza tecavüz etmeye gelmişti! Şaşırdık! Neden?

Biz özgür göğün, geniş toprağın, mağrur dağların insanları barış, sevgi, dostluk bilirdik. Savaşı beyaz adam öğretti. Hiç hak etmedik öldürülmeyi, savaşı, köleliği…

Erkeklerimizi öldürdüler, çocuklarımızı diri diri ateşte yaktılar. Toprağımızı yağmaladılar. Karılarımıza, kızlarımıza tecavüz ettiler. Köle diye yurtlarına götürüldük. Sattılar bizi.

Tanrı’ya inanmamızı söylüyordu, elinde incil, siyah cüppeli, beyaz tenli papaz. Reisimiz sordu: ‘Tanrı size bunları yapmanızı mı söylüyor? Cennet dediğiniz yere sizler mi gireceksiniz? Öyleyse ben sizin olmadığınız yeri, cehennemi seçiyorum. Eğer bizleri değil de, sizleri, zulmünüzü onaylıyorsa tanrınız, böyle bir tanrıya inanmaktansa, inanmamayı yeğlerim!’

Hiç bitmedi beyaz adamın gelişi. Onlar geldikçe biz bittik; biz bittikçe onlar geldi.

Beyaz adamın yaptıklarını anlatacak kelime bulamıyorum. Bizim böyle kelimelerimiz yok; senin yaptıklarını en iyi anlatacak yine sensin, senin kelimelerin. Kara yüreğin, beyaz tenin gibi olabilirse bir gün, anlatırsın yaptıklarını!

TOSAHWI