Çarşamba, Şubat 11, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Derdim ondur çûn dokuzun,

0

Derdim ondur çûn dokuzun,
Diyemenem ağyara ben,
Sekizinde kaldı aklım,
Yedisinde avara ben,

Çün Altısı bende ise,
Beşinde çekmenem elem,
Dörtte hûdam lutfeylerse,
Üçte bullam çare ben,

Der NESİMİ çûn bu gönül,
İkilite kâlı değil,
Ol sebepten gece gündüz,
Yalvarıram bire ben…

Kamil mürşide varmayan;

0

Kamil mürşide varmayan;
Ehli-Beyti ulu bilmez.
Hakkın sırrına ermeyen;
Özü hardır gülü bilmez.

Şeytan şaşırtmış onları,
Zehir zukkumdur honları,
Yarın esfeldir canları
Nasip veren eli bilmez.

Yediullah yedi ayettir.
Ona erişenler zattır.
Güruhu-Naci ispattır.
Daha özge halin bilmez.

Şeriatı hak bilmeyen,
Tarikata kul olmayan,
Marifet ehli olmayan,
Hakikatın halin bilmez.

Bu SADIK’in edne hali,
Hünkar Hacı Bektaş Veli,
Biz bulmuşuz doğru yolu,
Aksi giden yolun bilmez.

Gönül sakın yüksek uçma havadan,

0

Gönül sakın yüksek uçma havadan,
Hakka in, tûraba yola bak yola,
Kur’anda okunan kelama inan,
Çık yetmişikiden hala bak hala.

Sarraf gevherini alana satar,
İlmihâlin bilen mürşide yeter,
Yarın mahşer günü peşinden tutar,
Sıtkıyla yapışan ele bak ele.

Kamiller mürşidin özünden seçer,
Hakkın emrin tutan neyhinden kaçar,
Arifler katreyi meyinden içer,
Rahmet deryasında göle bak göle.

Ferdi Ali vahit oldu Muhammed,
Bunları sevene kuruldu cennet,
Nuseyriyi öldürdü cana minnet,
Vahit sesin diyen dile bak dile,

Aşıklar ûstazdan aldı haberi,
Er olanlar seçer goncayı harı,
SADIK’ı kurt iken eyledi arı,
Kudret honundaki bala bak bala…

Feyzi nazar himmet eyle sultanım,

0

Feyzi nazar himmet eyle sultanım,
Bir zaman gezerim gurbet elleri,
Dertli bülbül gibi arttı figanım,
Siz hoşça kalın gönlümün güzeli.

Bu elden gidersen selvi revanım,
Gönlümüzden çıkmaz kaşı kemanım,
Bize himmet eyle Kutb’ul cihanım,
Aşayım gideyim yüce dağları.

Senden ayrılmayı istemem amma,
Ne çareki takdir eylemiş mevla,
Senden ayrılırsam ey kaşı leyla,
Koy gezelim mecnun gibi çölleri.

Bu felek beni gurbete saldı,
Derde firgat hasret gönlümü aldı
Günüm tamam oldu çileler doldu,
Akar gider bu didemin yaşları.

Nasıl ayrılayım senin katından,
Gönlüm usanmadı muhabbetinden,
Bu SEFÎL SITKI’ya inayetinden,
Estikçe artıyor bahar yelleri..

Seyran bahçesinde bir yanan elma,

0

Seyran bahçesinde bir yanan elma,
Onsekizbin alemin nuru dediler,
Muhammed Mustafa Haydar-ı Kerrar,
Hünkar Hacı Bektaş Veli dediler.

Fahr-ı Alem elifî taç vurula,
İki cihan boyanmıştır nuruna,
Oniki imam erdi aslı sırrına,
Arştan mühürüne Ali dediler.

Hoca saldı mektebine getirdi,
Elif-Be demeden mana yetirdi,
Akıttı pınarı susam bitirdi,
Hacısı hocası belî dediler.

Horasan erleri Uruma gelmiş,
Herkes akılınca yerini bulmuş,
Üstlerinden Er geçtiğini görmüş,
Kadıncık Anaya dolu dediler.

Kimisi inandı belî-best dedi.
Kimi inanmadı nişan istedi.
Şahım mübarek elini gösterdi.
Budur kısmet veren eli dediler.

Şahım derki Bektaşî’yem Bektaşî,
Tanırmısız kısmet veren bir kişi,
Sıktı un eyledi örs gibi taşı,
İsmi kalsın Bektaş Veli dediler.

Bir araya geldi halife, pirler,
Bektaş gibi er görmedik dediler,
Bir yeşil el kısmet verir dediler,
Görürsek tanırız eli dediler.

O zaman erler kısmetini böldü,
Yol erkan bir zaman batında kaldı,
Urum erlerine hediye geldi,
Budur hakkın doğru yolu dediler,

VELÎM hû der cümlelerden uludur,
Cümle erler o sultanın kuludur,
Şüphesiz Allah Muhammed Ali’dir.
İnanmayan iblis kulu dediler…

Arif bir sözde bin söyler,

0

Arif bir sözde bin söyler,
Alana bir nişan olur,
Duyana nasihat eyler,
Duymayan perisan olur.

Hoyrat nefsini güldürür,
Yanlış iğvaya yeldirir,
Cahil bir nefes öldürür,
Bir nefeste bin kan olur.

Emri haktan kavli nebi,
Tutarsın büyük sevabı,
Çıkınca haklı cevabı,
Elbet nefeste can olur.

Nadan olan kalır naçar,
Daim beyhudeye kaçar,
Arif gelir, kapı açar,
Gönüllerde ruşen olur.

Müşkülün mürşitten kandır,
Yönünü mevlaya döndür,
Delilsiz sohbet haramdır,
Sözde delil pünhan olur.

Hakka doğru yolu gözet,
Müsahibin dolu gözet,
Rehberde bir eli gözet,
Pir sana erişen olur.

Bu dünya bir hayı huydur,
Özün ihtimama uydur,
İftira bir kötü şeydir,
Kuldan kula bühtan olur.

Pir yoluna koyun başı,
Bilin bunda, görün işi,
Tabibin bulmayan kişi
Azar yara, keşen olur.

Hikmeti çoktur hüdanın,
Şah Aliyel Murtazanın,
Bu SADIK Abdal Geda’nın,
Sözüne gülüşen olur…

Gördünüzmü? hey gaziler,

0

Gördünüzmü? hey gaziler,
Aşık tövbe tutttuğunu.
Karadeniz kırcılanmış,
Oda yanıp tüttüğünü.

Ondan ahmak olmayan kim?
Verir malın veresiye,
Geleceğine güvenir.
Salır elde tuttuğunu.

Sarraflığın bilmeyenler!
Gevher bulsa boncuk sanar,
İletir pazara verir,
Bilmez neye sattığını.

Bahriliğin bilmeyenler !
Gelip umman boylamasın,
Derin olur aşk deryası,
Kimse görmez battığını.

Ey NESiMi herdem bizim,
Söylediğimiz bir hak sözü,
Gelsin görsün inanmayan,
Alsın gitsin yuttuğunu…

Allah bilir yüreğimde derdimi,

0

Allah bilir yüreğimde derdimi,
Derdimin dermanın bilen Allah’tır.
Ab-ı revan ettim,çeşmim selini,
Sefili ağlatıp güldüren Allah’tır.

Beni ağlatmayınca vermezsin sabah,
Sabahımı yazıp veren ey Allah,
Hocalar hocası Ali’yi dergah,
Aşıklara üstaz olan Allah’tır.

Kimini yaratıp kul edip satan,
Kiminin derdine dermanlar katan,
Her kulun kısmetin bir yere atan,
Ardı süre nasip salan Allah’tır.

Kimi al atlas giyer, hem sefayınan,
Kimi hırka şal giyer, hem cefayınan,
Mihraçta Muhammed Mustafa’yınan,
Doksanbin kelamı bilen Allah’tır.

Muhamed, Ali’siz kelamı bilmez,
Hakikat ilminin gülleri solmaz.
VELİM der bu dünya kimseye kalmaz,
Bu dünyada baki kalan Allah’tır…

Bu dünyayı geçiribem hayınan,

0

Bu dünyayı geçiribem hayınan,
Kimse kulak vermez dostum sadama.
Fukara yükünü yükler tayınan,
Kabadan olanlar gelmez obama.

Derdin bendim, sen bilirdin halimi,
Alan yoktur, kime satam lâlûmü,
Bu aşkın kemendi büktü belimi,
Takatim yok hücum edem kademe.

Şebi şeker birbirine karıldı,
Mahluk azdı her belalar verildi.
Namız-atlı kız oğlana görüldü.
Irîhası çirkin geldi dideme.

Dostum buda bir bellice yıl oldu.
Pul altını geçti, altın pul oldu.
Kızoğlan kalmadı hepsi dul oldu.
Onun için rağbet yoktur adama.

Aksayvan içinde yazı yazılsın,
Ana rahiminde atsın, sızısın.
Öldürenler gazi oldu, bazısın.
Anasırdan anlamıyan cıdama.

Sakın ol unutma lokmanın hakkın,
Meydanda arif var sözünü sakın,
Gülyüzlü pirimi görmektir, arzum,
Geldi çattı şey kalmadı vademe.

Beyandır hallerim Pîr sana beyan,
Kalbe mihman olup, demeden duyan,
Bir katre meniden nişanın koyan,
SADIK derki, sığınmışam hûdama..

Batı Bizi Kıskanıyor

0

Türkiye’miz çağ atladı
Gelirler kaça katladı
Kutuplar zaten çatladı
Batı bizi kıskanıyor

Diyemiyorlar açıktan
Coni çatlar kıskançlıktan
Toni ölüyor açlıktan
Putin bizi kıskanıyor

Her tarafta kriz isyan
Afrika bizden perişan
Truva’nın ham tahtadan
Atı bizi kıskanıyor

Bizde vatandaş yolunmaz
Yetimin hakkı çalınmaz
Bizden iyisi bulunmaz
Kötü bizi kıskanıyor

Hamdolsun iyi anılan
Asla olmadık yanılan
İçine para konulan
Kutu bizi kıskanıyor

Ortadoğu bitkin yorgun
Asya’da piyasa durgun
Kendileri şöyle dursun
İti bizi kıskanıyor

Ülkede kalmadı fakir
Muhalefet gazel okur
Temelimiz sağlam şükür
Çatı bizi kıskanıyor

Coşkun Arslan

Bugün seyyah oldum alem içinde,

0

Bugün seyyah oldum alem içinde,
Hublar perde çeker sultanı gördüm,
Götüren pir amma kendi nevcivan,
Selmanın çininde oğlanı gördüm,

Günde yüzbin kulun ismini yazar,
Kimisi pünhanda kimisi gezer,
Cebrail sorucu Ali’den nazar,
Derde şifa veren lokmanı gördüm.

Hasan ile Hüseyin’in atası,
Cümle evliyanın gerçek pütası,
Dört kapının kırk makamın ustası,
Hakikat babında yektanı gördüm.

Zeynel Abidin’dir erkanı alan,
Bakır’dır önünde kılavuz olan,
Cafer’i Sadık’ tır meydana gelen,
Musa’ya ders veren ûmranı gördüm.

Kazım’dır Musa’nın müşkülün seçen,
Îmamı Rıza’nın şerbetin içen,
Taki ve Naki’yi günahtan geçen,
Kırklar meydanında mihmanı gördüm.

Hasan-el Askeri çekti bayrağı,
Mehdi Ali, resul erenler beği,
Onikidir yerin gögün direği,
SADIK’a ders veren süphanı gördüm

Ak fareler kedileşti

0

Sevgili şiir severlerim gönül dostlarım paylaştığım bu Şiiri on beş yıl önce Silivri ceza evi önündeki çadırda Yazmış tım o günden bu güne on beş yıl geçmesine rağmen Bakıyorumda daha kötü durumdayız hiçbir şey değişmemiş bir daha paylaşayım dedim YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

BÖYLE GEÇTİ

Uzun kavak gölgesinde
Bir yıl daha böyle geçti
Yurdun yedi bölgesinde
Bir yıl daha böyle geçti

Zehir kusunca engerek
Yatağa düştü mübarek
Bir sayfayı çevirerek
Bir yıl daha böyle geçti

Ampul deki faz bozuldu
Kaş yaparken göz bozuldu
En sonun da tuz bozuldu
Bir yıl daha böyle geçti

Çöpten ekmek toplayarak
Üşüyerek zıplayarak
Öğrenciyi coplayarak
Bir yıl daha böyle geçti

Gemicikler demir aldı
Demirciden emir aldı
Yetmiş bin ton kömür aldı
Bir yıl daha böyle geçti

Hurafeler kadılaştı
Av tazısı cadılaştı
Ak fareler kedileşti
Bir yıl daha böyle geçti

Karakarga kâr eyledi
Bülbül ahu zar eyledi
Terki bir diyar eyledi
Bir yıl daha böyle geçti

Takvim yılı iki bin on
Ne ilktir bu nede en son
Kazma balyoz ergene kon
Bir yıl daha böyle geçti

Güller açtı pembe köşkte
Onaylandı gece üçte
Yurt severler bekleyişte
Bir yıl daha böyle geçti

Etlisiyle sütlüsüyle
Milti milyar mutlusuyla
Tay’bo paşa tatlısıyla
Bir yıl daha böyle geçti

Can boğazda kılıç kında
Diyeceksin ne var bunda
SİLİVRİNİN çadırında
Bir yıl daha böyle geçti

AMARİKAN hayınıy’la
Bay bacanak kayınıyla
Ali Cengiz oyunuyla
Bir yıl daha böyle geçti

Zam bekliyor can emeklim
Keyfin sürüyor göbeklim
YADİGARIM iki büklüm
Bir yıl daha böyle geçti

31 aralık 2011 yıl başı gecesinde Silivri yurt sever kampının önündeki çadırda yazdım bu şiiri ozan garip YADİGAR saygılarımla

BIÇAK KEMİĞE DAYANDI…….Av. Seçkin Dabak

0


Ülkemde ekmeğimi yiyip ardından şeriat ile yönetilmediği için Türk devleti kafirdir diyenlerden ,
Şehir merkezinde cihat bayrakları ile araç konvoyu düzenleyip dilediğince tur atanlardan,
Bunlara göz yumup Türk bayrağı ve Türklük kavramı ayrımcılık yapıyor diye yasaklayanlardan,
Şeriat isteyenlerin yürüyüşüne ses çıkarmayıp asgari ücreti, kadına şiddeti, emekli maaşını protesto edenleri tutuklayanlardan,
Beni görünce kimlik sorup üst araması
yapan , araçla gidiyorsam bağaj açtıran ancak evlerini silah deposu yapan cihatcı teröristleri bir türlü görmeyenlerden,
Çocuklarımızı çağdaş bilimden çıkarıp düşünmeden sorgulamadan biat eden kişilere dönüştüren eğitim sistemine zorla entegre etmeye çalışanlardan,
Vatandaşına yalan söyleyen, pusu kuran ,aldatan, gizli saklı işler çeviren ,malına,canına ,vatanına ,toprağına sahip çıkmayan aciz , merhamet yoksunu yöneticilerden,
Boyunlarına geçirilmiş tasma ile ülkeyi parçalamaya , bölmeye çalışanlara hizmet ve uşaklık edenlerden,
Kirli parasal oyunlardan çıkar sağlayarak hak yiyip ülkeyi soyanlardan,
Kimlere hangi özelliklerine dayanarak vatandaşlık ve TC pasaportu verdiğini gizleyip açıklamayanlardan,
Sınırlarımızdan serbestçe girip çıkanları
denetleyemeyenlerden veya görmezden gelenlerden,
Dünyanın en acımasız teröristlerini dışarıda işledikleri caniliklerinden değil de Türkiye’de örgüt üyeliğinden yargılayıp sonra da , adi suçlularla birlikte ülke içine salıveren ama sadece konuşup , itiraz edenlerin tutuklanıp cezaevinde tutulmalarını sağlayan ve savunan zihniyetten,
Hayatında 2 satır kitap okumamış, ilkokulu bile dışarıdan bitirmiş yobaz gerici insanların peşine takılmış çöp yığınlarından,
Atatürk düşmanlığının islamın şartı gibi gösterip ,Anıtkabir’e gittiği için TC Cumhurbaşkanına bile kafir deyip hakaret edenlerden,
Atatürk’e düşman olmanın Türk Ulusuna düşman olmaktan farkı olmadığını hala anlamayanlardan,
Ortak paydaları Atatürk , Cumhuriyet ve laiklik düşmanlığı olan iç ve dış hainlere yardım ve yataklık yapıp işbirliği içinde olanlardan,
Hayvanı, ağacı, ormanı, kadını hatta sevgi sözcüğünü bile sevmeyenlerden,
İnsanımızı yaşadığı değil , öldükten sonra yaşayacağı hayatı süslü örnekler vererek zehirleyen zihniyetlerden,
Bıktık….Usandık….
Tahammülümüz kalmadı.
Defolun gidin ülkemizden.
Düşün milletin yakasından.
Saygılarımla
Av. Seçkin Dabak

BİR DEVRİMCİNİN ANISINA, MUSTAFA NECATİ’YE SAYGIYLA

0

1 Ocak 1929 tarihinde, henüz otuz beş yaşında yaşama veda eden ve ölümüyle Gazi Mustafa Kemal’i ağlatan Maarif Vekili Mustafa Necati’nin adı, Cumhuriyet kurucusu devrimci kadronun kültürel ve toplumsal kimliğinin anlaşılabilmesi açısından çok önemlidir.
Mustafa Necati, Horasan’dan Darende’ye göç etmiş kandaş toplum gelenekli Darendeliler soyundan Halit Bey’in oğludur. Bir Cumhuriyet, yurt, özgürlük ve halk savaşçısıdır. Dört yüz atlıyla girdiği Anadolu topraklarında yozlaşmış Bizans medeniyetinin kanını emdiği yoksul halklara, diline ve dinine bakmaksızın işlediği toprağı kullanma hakkı vererek “Beytülmal” kılan, boyuyla birlikte kıl çadırda yatıp kalkan, seçimle başa geçmiş Gâzi Ertuğrul’dan; işgal altındaki yurt topraklarını kurtarabilmek için halkıyla birlikte dişle tırnakla savaşmış, onurlu bir Cumhuriyet kurmuş Gâzi Mustafa Kemal Paşa’ya uzanan “Gâziler” geleneğinin bir büyük adıdır.

Mustafa Necati, Yunan ordusu İzmir’e çıktıktan sonra adı ilk arananlardandı. Bir kurtuluş savaşı önderi, işgale karşı bir direniş örgütçüsüydü. Maşatlık’taki direnişten ötürü aranınca önce İstanbul’a kaçmış, sonra Balıkesir Müdafaa-Hukuk çalışmalarına katılmış, Batı Anadolu kongrelerinin toplanmasına öncülük etmişti. Balıkesir’deki hizmetlerinden bir diğeri ise, Milli Mücadele basını içerisinde önemli yeri olan ve halkı Kuvayı milliye konusunda aydınlatan İzmir’e Doğru gazetesini arkadaşları ile birlikte çıkarmak olmuştu. İzmir’e Doğru gazetesinde yazılarını yayınladığı sırada, Soma ve Bergama cephelerinde Darendeli Bulgurcu Mehmet Efe ile birlikte düşmana karşı çete muharebelerine de katılmıştı. Mustafa Kemal’in çok sevdiği, çok inandığı ateş yürekli bir gazi olarak, 1923’te İskân Bakanı, 1924’te Adalet Bakanı, 1925’te Milli Eğitim Bakanı görevlerini üstlendi.

Mustafa Necati, İstiklal Mahkemesi savcısı ve başkanlığı da yapmış, okul programlarının Cumhuriyet’in temel ilkelerine göre düzenlenmesini sağlamış, iktidardan özerk bir kültür ve eğitim programının, laik, karma ve bilimsel eğitimin, köy öğretmen okullarının temellerini atmıştı. Mustafa Necati’nin el attığı çok önemli alanlardan birisi de halkbilim çalışmalarıdır. Türkiye folklorunun, halkbiliminin ulu çınarı İlhan Başgöz yazmıştı: “Türkiye’de tümden folklor araştırmalarına adanan ilk kuruluş Halk Bilgisi Derneği’dir. Bu dernek 1927 yılında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin onursal başkanlığında kurulmuştur; ama bir devlet kuruluşu değil, özerk bir dernektir. Böyle olduğu halde devletten büyük destek görmüştür. Derneğin bütün resmi kağıtları Büyük Millet Meclisi’nin matbaasında, ücretsiz basılmış ve derneğin ilk yayanının tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’nca satın alınmış, bütün okullara ve dernek üyelerine parasız gönderilmişti.

Halk Bilgisi Derneği, memleket çapında bir üye yazma kampanyasına girişti ve üyelerini alan araştırmaları konusunda bilgilendirdi. Derneğin ilk yayını Van Gennep’ten bir çeviriyi de içine alan bir rehberdi. Halk Bilgisi Rehberi, 1920lere kadar folklorun ne olduğunu bilmeyen Türkiye için pek gerekli idi.” (İlhan Başgöz, Berfin Bahar, Sayı 276, Şubat 2021)
Devşirmeler, cariyeler, Arapça ve Farsça’nın egemen olduğu bir kültürle ülkeyi emperyalizme peşkeş çekmekten geri durmamış yoz Osmanlı sarayı takipçilerinin, Cumhuriyet’i “Batı taklitçisi” ve kendi kültüründen kopuk bulan şaşkınların boyları devrilsin!

Talim ve Terbiye Kurulu’nun kurulması, eğitime ilkokuldan üniversiteye kadar bütün kademelerde özgün, karma, kamusal ve laik eğitime işlerlik kazandırılması, Cumhuriyet ilkelerinin köylere kadar yaygınlaştırılması (ilk Köy Öğretmen Okulları’nın açılması), öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenlerin önemsenmesi, müzelerle ilgili düzenlemelerin, arkeolojik kazıların başlatılması, Anadolu’da Selçuklu, Oğuz Beylikleri ve Osmanlı dönemi kitabelerinin derlenmesi gibi çalışmalar Mustafa Necati’nin Milli Eğitim Bakanlığı dönemi uygulamalarından bir kısmını oluşturur. Mustafa Necati büyük emek verdiği, babam Dursun’un da köyünde okuryazar olduğu Millet Mektepleri’nin açıldığı gün olan 1 Ocak 1929 tarihinde Milli Eğitim Bakanı iken vefat etmiştir.

“Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Eğitim Politikalarına” karşı emperyalizmin cemaat ve tarikatlarıyla kucak kucağa oturup dönemi “darbeci”, “tepeden inmeci” diye eleştirmeye kalkan “liberal” zevzekler, bugün iktidara gelmelerinde aracı oldukları iktidar sahipleri ile o günkü devrimcileri bir karşılaştırsınlar bakalım… O zevzeklerin kendi tarihlerini öğrenebilmek için içine dalıp battıkları Batılı Şarkiyatçı tarihçi Ettienne Copeaux, genç Cumhuriyet’in tarih kitapları üzerinden yaptığı araştırmada şaşırıp kalır ve gerçeği notları arasına almaktan da geri durmaz. “Kemalist Tarih Tezi”ni “darbeci” bir tez olarak bulan ve Balkanlar’daki “Osmanlı varlığının olağandan uzun sürmesi” (s 326), “Osmanlılar neredeyse Avrupa’dan tamamıyla püskürtülmüşken” (s 45), “Aralık 1912’deki Londra Konferansı Türklerin Avrupa’dan neredeyse tamamen atılmalarını onayladı” (agy, s 38), gibi değerlendirmelerle, birçok yerde yanlı bir bakış açısına sahip olduğunu açıkça belli eden bir yaklaşım sergileyen Fransız tarihçi Etienne Copeaux’ya göre, 1931 yılında yazılmış tarih kitapları “sürpriz” bir şekilde “diğer gelişmelere karşı kapalı bir model oluşturmamakta” ve tamamı 500 sayfaya yaklaşan kitaplar içinde Türk tarihine ayrılmış bölüm yalnızca 78 sayfa olarak yer almaktadır. Copeaux, bu durumu tarih yazımcıların bir pasif direnişi olarak yorumlar! Oysaki, o tarih kitapları, dönemin tarih çalışmalarını yürüten Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyelerinin kendilerince yazılmış ve denetlenmiştir (Doç. Dr. Mustafa Oral, Türkiye’de Romantik Tarihçilik, s 287, 288).

“Hegemonik Kemalizm”in sonraki “hümanist” döneminde ise Klasik Antik Çağ’a, Türk tarihine göre on kat, İslam tarihine göreyse üç kat fazla yer ayrılacaktır! (E. Copeaux, Türk Tarih Tezinden Türk-İslâm Sentezine, s 117-119) Kemalizm’e yönelik kapsamlı bir eleştirinin yazarı olan Orhan Koçak’ın “kendiliğinden gelişmelere açık” bulduğu 70’li yıllarda kullanılmaya başlanacak tarih kitaplarına, Türk-İslam sentezci bir anlayış egemen olacaktır. 1976 tarihinde İbrahim Kafesoğlu’nun hazırladığı tarih kitabına bir önsöz yazan Talim Terbiye Kurulu Başkanı Rıza Kardaş, amaçlarının eğitimi “milli bir hüviyete büründürmek” olduğunu söyleyecektir (E. Copeaux, agy, s 117). Talim Terbiye Kurulu’nun Başkanı, önceki dönemlerin eğitimini “milli” bulmamış olmalıdır. 1994 yılından sonra da tarih kitaplarının terazisi İslam tarihinden yana eğilecektir (E. Copeaux, agy, s 119)…
Mustafa Necati, perfore apandisit sancısı ve ateşleri içinde kıvranırken bile görevim kalacak diye o dava insanlığı koşturmasından ayrı kalamamış, genç yaşta o hastalık nedeniyle adını ölümsüzler arasına yazdırmış, arkasından Atatürk’ü ağlatmış bir kahramandır

Onun oturduğu ev, 2006”da Türkiye Lokantacılar, Kebapçılar ve Pastacılar Federasyonuna Osmanlı-Türk mutfağını yaşatmak çalışmaları için devredilmişti. Bir kurtuluş savaşı kahramanının evinin Kuru Fasulye Evi yapılmasına karşı yükselen tepkiler üzerine bundan vazgeçildikten sonra da Atatürk’e firavun diyen Nuri Pakdil Edebiyat Müzesi tabelası asılmıştı. Bugün kendisini “Yerli ve Milli” diye satmaya çıkmış politikanın Kurtuluş Savaşı ve onun gâzilerine bakış açısı budur…
Mustafa Necati’nin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

02 Ocak 2026, Alper Akçam

0