Ana Sayfa Blog Sayfa 127

HIZLA GİDERSİN

0

Yirmi dört yıl olmuş baktım takvime
Ördek ile geldin kazla gidersin
Çoğu aldın azı verdin kim kime
Yetmedi mi? neden nazla gidersin?

Geçersiz oylarla kaptın mühürü
Şimdi devran senin yürü be yürü
Başımıza sardın amayı-körü
Divana kapkara yüzle gidersin

Millet kesesinden yaşa bedava
Nerede kutsaldı o kutlu dava?
Elbet bir gün döner bu puslu hava
Bırakır yükünü azla gidersin

Bu mazlum milletin tutarsa ahı
Gökyüzünde olsa indirir şahı
Yalan dolan ile yapma perdahı
Bir sabah ansızın dozla gidersin

Yıllardır söylenir aynı terane
Enflasyon da düşecekmiş bahane
Biz ölsek de sizin işler şahane
Bulduğun petrolle gazla gidersin

Yandaşların ağzın dilin balladın
Atı eğerlerdin eşek çulladın
Elde Kur’an meydanlarda salladın
Gerçek sandım yalan pozla gidersin

Siyasete alet ettin dinini
Kiri çıkmaz yıkasan da tenini
Kaypaklığın kaygan eder zemini
Fren tutmaz ise hızla gidersin

İşçi emekliye düşman kesildin
Geldin gittin yakasından asıldın
Diplomasız iken sanki sarsıldın
Sıkılmazsan güler yüzle gidersin

Yetmiş yaşındayım aklı başında
Helal var mı senin ekmek – aşında?
Seksen altı milyon can savaşında
Tuzun kuru elbet hazla gidersin

Sözüm sözdür benden evvel giderse
Kurban keseceğim o gün gelirse
YADİGAR’IM duam kabul olursa
Düğün bayram olur sazla gidersin

Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

0

Hak, Muhammed, Ali üçü bir nûrdur
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali
Birisini Hak bil üçü de birdir
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhip mürîde demese beli
Ona şefâat etmez Muhammed Ali
Dünyada, ahrette eğridir yolu
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhip müsâhiple nice bozula
Sakın, defterinde lanet yazıla
Balı sönmüş arı gibi sızıla
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhip müsâhiple malın ayıra
Şâh-ı Merdân durağına duyura
Yedi tamu nârı ona buyura
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhip müsâhibe bulsa mana
Onları sürerler karanlık hana
Yüzü kara, gitmez ulu divana
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhibe söylese kem sözünü
Cehennem kalbinden karadır yüzü
Dünyada, ahrette eğridir özü
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Müsâhiple bozulan Hakk’a kanlıdır
Atasiyle bozulan Peygambere kinlidir
Mihmânla bozulan yedi dinlidir
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Tâlipler, almayın akça faizi
Münkirin dünyada karadır yüzü
Müslim bacılar geymeyin kırmızı
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

Hak da bir kuluna eylerse nazar
Kalem neyler, divit neyler, hep yazar
Abdal Pir Sultan’ım güherler düzer
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali

KANDAN KINA YAKILMAZ

0

Vurma dedim vurulursun
Kandan kına yakan var mı
Kandan kına bre yezit
Yakınıp da onan var mı
Sen yarını ne sanırsın
Yarın vuran bre yezit
Bu dünyada barınır mı

Nasıl kıydın şu sabaha
Ürkmedi mi ellerin
Ellerin bre yezit
Ekmekten korkmadın mı
Nasıl kıydın şu insana
Kolların bre yezit
Kırılıp sarkmadı mı

Kanlı el kanlı ekmek
Sofra değil leşbaşı bu
Sofra değil bre yezit
Sardı dünyayı kokusu
Sevmek ağlamak gülmek
Hakkın değil bre yezit
Seniki kahpe korkusu

Akrep desem yılan küser
Yılan desem sırtlan kızar
Soyun sopun bre yezit
Soyun sopun nerde yazar
Bu susar o susar
Susmaların bre yezit
Elbetteki bir sonu var

Nasıl kıydın şu güzele
Yok mu senin sevenin
Sevenin bre yezit
Şu dünyada tek sevenin
Nasıl kıydın şu cana
Sevilenin bre yezit
Sevilenin yok mu senin
Yaratanım dünya dünya
Yaşatmaktan bıkılır mı
Kan dökerek bre yezit
El içine çıkılır mı
Nasıl kıydın şu yarına
Kandan kına bre yezit
Kandan kına yakılır mı …

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

YAŞASIN CUMHURİYET

0

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Başbakan İSMET İNÖNÜ’ye yazdığı mektup❗
“Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur hiç itiraz etme.
Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.
Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun.
Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.
Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.
Yoksul bir köylü devletiyiz.
Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az.
4 bin km. kadar demiryolu var.
1 metresi bile bizim değil.
Üstelik yetersiz.
Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.
Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.
Doğu’daki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de, insanlıkla da bağdaşmaz.
Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
Her yerde tefeciler halkı eziyor.
Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz.
Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136.
Pek az şehirde eczane var.
Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu, sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde.
Bit ciddi sorun.
Nüfusumuzun yarısı hasta.
Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor.
Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.
Telefon, motor, makine yok.
Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830.
Yanan bina sayısı 114.408.
Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.
Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek.
İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı.
İktisatçımız da çok az.
Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş.
Oysa CUMHURİYET’İN İNSAN MALZEMESİNİ HAZIRLAMALI, NAMUS CEPHESİNİ GÜÇLENDİRMELİYİZ.
Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediyor.
Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var.
Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da vermelisin.
Genel durumu tam bilsinler.
Bütçemiz, gelirimiz yetersiz.
İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var.
Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.
*Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.
Osmanlı bu gerçeği geç fark etti.
Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyet’e uygun bir Anayasa’ya gerek var.

Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.
Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.
Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik.
Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız.
Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.
Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.
Allah yardımcımız olsun!”

GAZİ MUSTAFA KEMAL

Cumhuriyeti kuran kahramanlar kuşağının hangi koşullarda ve hangi zorluklarla mücadele ettiğini ve geleceğe ilişkin hayallerini yukarıdaki cümleler büyük bir açıklıkla ortaya koyuyor.
Kahramanların öncü olmak ve yol açmak gibi onurlu bir görevi ve kaderi varsa arkadan gelen biz cumhuriyet kuşaklarının da bu değerlere ve mirasa sahip çıkmak, korumak ve geliştirmek gibi bir görevi ve vatan borcu vardır.
Lozan antlaşmasının yıldönümünde tüm yurttaşlarımızı dedikodulara kulak vermeden Cumhuriyete ve kurucu değerlere sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Cumhuriyetçi Birlik Platformu Düşünce Merkezi

Yeni Anayasa ve 400 Vekil Senaryosu: Uçurumun Kenarındaki Cumhuriyet

0

Yeni Anayasa ve 400 Vekil Senaryosu: Uçurumun Kenarındaki Cumhuriyet
Türkiye son yıllarda alışıldık siyasal zeminlerin ötesine geçmiş durumda. Siyasi partiler arası geçişkenlikler, anayasa tartışmaları ve toplumun sessizce yönlendirildiği “normalleştirilmiş kaos” ortamı, artık sadece politik bir mesele değil – rejimin mahiyetini belirleyecek bir kırılma eşiğidir.

⚠️ 400 Milletvekili Senaryosu: Ne Olur?
Anayasa’nın 175. maddesine göre, eğer bir siyasi blok (örneğin: AKP + MHP + transfer milletvekilleri + dolaylı DEM/Pkk desteği) 400 milletvekiline ulaşırsa, yeni anayasa için halk oylamasına gitmeye gerek kalmadan, doğrudan anayasa yapabilir.
Bu durumda olabilecekler:
• Anayasa’nın değiştirilemez 4. maddesi (laiklik, Cumhuriyetin nitelikleri) fiilen kaldırılabilir.
• Türk kimliği tanımı (66. madde) ortadan kaldırılabilir; yerine “ümmet, vatandaşlık” gibi amorf tanımlar konabilir.
• Yeni bir devletin kurucu figürleri olarak Erdoğan ve Bahçeli ilan edilebilir.
• Geçmişteki tüm anayasa ihlalleri, yolsuzluk iddiaları, darbe girişimleri “yeni anayasa çerçevesinde” temize çekilebilir.
• “Ümmet birliği” adı altında, teokratik-milliyetçi sentezli bir yapı kurulabilir: Modern bir “Erdoğanistan.”
Bu senaryo, Cumhuriyet’in sessizce tasfiyesi, ulus devletin tarihe gömülmesi anlamına gelir.

🧍‍♂️ Peki Muhalefet Ne Yapıyor?
🔴 1. CHP (Ana Muhalefet)
• Özgür Özel, görüşmeleri önce “saygı gereği” kabul etti; ardından “laiklik kırmızı çizgimiz” diyerek geri çekildi.
• Ancak bu pasif pozisyon, halkı bilinçlendirmekten uzak. Uyarı yok, seferberlik çağrısı yok, tabanı harekete geçiren bir kampanya yok.
• AKP’nin anayasal ilerleyişi adım adım sürerken, CHP hâlâ dilini ısıtmakla meşgul.
🟡 2. Diğer Muhalefet Partileri
• İYİ Parti, iç krizlerle meşgul, ideolojik tutarlılığını kaybetmiş durumda.
• DEVA, Gelecek, Saadet, denge siyaseti ile “tarafsız” görünüyor ama bu ortamda tarafsızlık da pozisyon almaktır.
• DEM (HDP), 66. maddenin değişmesini destekliyor; bu nedenle anayasal destek AKP’ye dolaylı olarak gelebilir.

🧭 Ne Yapılmalı? – Zaman Daralıyor
Muhalefet, “sessiz bekleyiş” yerine etkin bir stratejiye geçmeli. Öneriler:

  1. Genel seferberlik çağrısı yapılmalı. Anayasa değişikliği tehdidini anlatan afişler, kampanyalar, sosyal medya içerikleri hızla devreye girmeli.
  2. Transfer vekillerin kimliği açıkça teşhir edilmeli. Halk, kimlerin Cumhuriyet’i satılığa çıkardığını bilmeli.
  3. Tüm muhalefet ortak anayasa savunması metni yayınlamalı. Ortak ilkelerde birleşmek, kutuplaşmanın panzehiridir.
  4. Anayasa Mahkemesi, YSK ve uluslararası hukuk kurumlarına erken başvurular yapılmalı.

    🧨 Uyarı Yerine Geçer
    Toplumlar, rejim değişimlerini her zaman seçimle yaşamaz. Bazen bir sessizlik, bir ilgisizlik, bir “ne yapalım, elimizden bir şey gelmiyor” duygusu içinde kendi rejimlerinin mezarını hazırlar.
    Bugün Türkiye’de olan budur.
    Laikliğin teminatı olan 4. madde, Türklük tanımı olan 66. madde ve cumhuriyetin çimentosu olan anayasa; bir gecede yok olmayacak, ama bir sessizlik içinde eritilecektir.

    🕯️ Sonuç Yerine
    Birilerinin Cumhuriyet’i, laikliği ve ulus devleti sessizce tasfiye etme planı varsa…
    Diğerlerinin de artık “görüşme trafiği” değil, direniş stratejisi kurma zamanı gelmiştir.
    “Referanduma gitmeden anayasa değişebilir” gerçeği, yalnızca iktidarın elindeki bir koz değil – muhalefetin neden artık susmaması gerektiğinin de en net gerekçesidir.

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK HEVESLİLERİNE
SABİH KANADOĞLU’ NDAN UYARI ! <<
Kimse kendi kendine gelin-güvey olmasın…….
** YENİ ANAYASA **
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:
.

  1. Bu meclis dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
  2. Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
  3. 1. ve 2. Maddede belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
  4. Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
    a. Evvela halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği referanduma sunulur.
    b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.
    c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.
    .
    EĞER ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ , BU YORUMUN YAYILMASINA PAYLAŞARAK YARDIMCI OLUNUZ …

Milliyetçiyim ülkücüyüm diyenler neden gerçek Türk milletine ait olan alevileri katleder?

0

“Türkeş Gerçeği: Bir Ülkünün Maskesi”
(TÜRKKANLAR TÜRKÇÜ VE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE TOPLULUĞU)
“Türk’ü Katledenin Ülküsü Türk Olamaz!”
Hüseyin Feyzullah’tan, Sahte Ülkücülüğe; Bir İhanetin Anatomisi

  1. “Türk İslam Ülküsü” Diyerek Başladılar – Türklüğü Kirleterek Devam Ettiler
    Bir dönem çıktı bir grup.
    Adına “Ülkücü” dedi.
    Slogan attılar: “Liderimiz Türkeş, yolumuz Türk İslam Ülküsü”…
    Ama bu Ne tam Türkçülük, Ne de gerçek İslam.
    Bu bir Maskeydi.
    Türk adı altında Arapçı tarikatçılığı,
    İslam adı altında emperyalizme köleliği meşrulaştıran bir maskeydi.
  2. Kim Bu Hüseyin Feyzullah, Ali Arslan?
    Bugün “Alparslan Türkeş” diye bildiğimiz kişi, esasen Hüseyin Feyzullah adında,
    Ailesi aslen Lübnan’ın Marunî veya Gregoryen Hristiyan Ermenilerinden.
    1900’lerin başında Osmanlı içindeki karmaşa, tehcir ve savaş ortamında kimlik değiştirerek Kıbrıs’a geçiyorlar.
    Türkeş’in ailesi Kıbrıs’a göç ettikten sonra “Türkleşmiş” gibi gösterildi.
    Gerçek soyadları ya Ermeni ya da Arapça kökenliydi.
    Lübnan üzerinden Kıbrıs’a yerleştirilen, aslen Ermeni kökenli ailelerdir. Amerika bu aileleri ve Rum topluluğunu güzel, lüks bir yaşam vererek devletin kadrolarında görev almak üzere seçilmiş çocuklarını ileride kullanmak üzere yetiştirmiştir. (Geçmişte de olduğu gibi Yıl 1908 Osmanlı İmparatorluğu döneminde Orduya Ermeni, Rum, Yahudi kökenli askerlerin sızdığı gibi). Başbuğ Atatürk’ün geldiği dönemler de Siyonist yapılar, localar, gruplar kapatıldı. Türk’e, Atatürk’e, Kuvayi Milliyeye baş kaldıran isyan eden Rum, Ermeni kökenli kişiler ülkelerine gönderildi. Karşıt gösteren ajanlar tespit edilip ülkenin refahı huzuru için asıldı. Amerika ve İngiliz yahudilerinin tüm projeleri yerle bir edildi. 1923-1938 arası Cumhuriyet en çağdaş bağımsız ve dış localara kapalı bir yönetim biçimi olarak yaşatıldı. Ayrıca Amerika’nın emrinde olup Osmanlı İmparatorluğu devlet içerisinde görevli Ermeni, Rum, Yahudiler kimileri Osmanlı kasalarını boşalttı, kimileri ülkeyi terk etti, kalanlar ise ülkede Türk soyadı kanunu ile Türkçe soyadlarını alarak Karadeniz, Ege ve Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşamaya devam etti. Çünkü Türkler’den olduğunu belli etmeleri için Kanunla birlikte Türkçe soyadları almak zorunda kaldılar. Azınlık aileler, kendilerini Türk toplumuna entegre etmek veya kabul görmek için ise soyadına oğlu eki’ni tercih ettiler.
    Bazıları ise kendi özgün soyadlarını korumak isterken, baziları da resmi kayıtlarda
    “-Oğlu, Türk” eklerini kullandı.
    Neden mi çünkü
    Cumhuriyet dönemi milliyetçilik politikaları nedeniyle azınlıklar (Ermeni, Rum, Gürcü, Yahudi, Laz, Çerkez vs.) kendilerini Türk toplumuna daha yakın hissettirmek istedi.
    Toplumda ve devlet nezdinde aidiyetlerini ve “yerliliklerini” göstermek için soyadlarını Türkçeleştirdiler veya “Türk, Oğlu” eki eklediler.
    Bazıları da devlet baskısı veya asimilasyon politikaları nedeniyle soyadlarını değiştirmek zorunda kaldı.
    Rum, Gürcü, Yahudi ve Ermeni Ailelerde
    Bu toplulukların dilleri farklı olduğu için orijinal soyadları farklı kökenliydi.
    Ancak devletin ve toplumun dayattığı standartlar ve baskılar sonucu,
    “Türkçe ve kolay telaffuz edilen” soyadlarını aldılar.
    Özellikle “-oğlu” eki yaygınlaştı çünkü hem “yerli” hem de geleneksel Türk soyadlarından biriydi.
    Daha önceki dönemlerde özellikle Rum, Ermeni, Yahudi, Gürcü, Laz gibi azınlıklar kendi dillerinde veya Osmanlıca kökenli isimlerle anılıyordu. Rum, Gürcü, Yahudi ve Ermeni gibi azınlıklar Türkiye’de kalıp “-oğlu” ile biten soyadlarını alarak, hem resmi zorunluluğa uydu, hem de toplumsal kabul bizdenmiş gibi gözükerek, sözde asimilasyon süreçlerine ayak uydurdular.
    Soyadı kanununu aldıktan sonra kendilerine;
    Ermeni kökenli ama “-oğlu” ile soyadı alanlar:
    Mollaoğlu
    Arslanoğlu
    Demiroğlu
    Yalçınoğlu
    Karakoğlu
    Kazıkoğlu
    Rum ve Yunan asıllı ailelerden örnekler:
    İmamoğlu
    Panikaroğlu
    Theodoroğlu
    Markoğlu
    Nikoloğlu
    Gürcü kökenlilerde:
    Gürbüzoğlu
    Güloğlu
    Süleymanoğlu
    Çakaroğlu
    Yahudi kökenlilerde:
    İshakoğlu
    Davidsoğlu
    Davutoğlu
    Mikayoğlu
    Türk ve Er İle ekleri ile örnek soyadları
    Erdoğan
    Ertürk
    Bayraktürk
    Güntürk
    Demirtürk
    Yazıtürk
    Doğantürk
    Ve onlarca buna benzer bir çok soyadı.
    Azınlık kökenli birçok kişi ve aile, kendilerini Türk olarak göstermek, toplumda kabul görmek veya devletin asimilasyon politikalarına uyum sağlamak için soyadlarının sonuna Türkçe eklerini eklediler veya tamamen Türkçe soyadı aldılar.
    Toplumsal Kabul ve Ayrımcılık;
    Soyadı Türk olanlar, toplumda daha kolay kabul gördü.
    Eski azınlık soyadları veya dil kullanımı dışlanma ve ayrımcılığa yol açtı.
    Bu da azınlıkların kendi kimliklerini gizlemesine ya da asimile olmasına sebep oldu.
    Siyasal Güç ve Kontrol
    Soyadı değişikliği ile devlet vatandaşları daha kolay tanımladı ve kontrol etti.
    Milliyetçi Türkiye kimliği pekiştirildi.
    Azınlıkların siyasi temsil gücü zayıflatıldı.
    Birde soyadı ile Türkçe’ye tercüme edilerek başımıza bela olarak kalanlar oldu. Ve yıllardır Ulu Türk ulusu uyurken bu Ermeniler, Rumlar, Gürcüler, Yahudiler daima Türk’ü nasıl bitiririz diye bir ara da çalışmışlar. Türk ulusu o sıralar uyutuluyordu.
    Türkçe kimlikleri ile Asala terör örgütüne yıllarca binlercesi hizmet ettiler. Geçmişte 70,80,90 lı yıllar da ve günümüz de siyasi makamlarında olanlar da destek olup, hizmet edip kapı açtılar.
  3. (Türkçe Tercüme Soyadları)
    Karapetyan, (Ermeni) Karakoğlu, “Kara” + “oğlu” ile Türkçeleştirme
    Hacopulos (Rum) Hacapoğlu Yunanca’dan uyarlanmış Türkçe biçim
    Abramyan (Ermeni) İbrahimoğlu İslami-Türkçe uyarlama
    Mizrahi (Yahudi) Mızrahoğlu Türkçe soyadı uyarlaması
    Giorgiashvili (Gürcü) Gürcüoğlu Etnik kökeni gizleyip Türkçe’ye çeviri
    Baroudjian (Ermeni) Barudoğlu “Barud” (barut) + “oğlu”
    Demirjian (Ermeni) Demircioğlu “Demir” (metal) + “oğlu”
    Hüseyin Feyzullah Amerika emrinde yetişen orduya sızdırılan kuvvetli bir istihbarat ajanı
    Türkçü gibi konuştu,
    ama Türk’ün düşmanlarıyla kol kola yürüdü.
    CIA destekli Gladio yapılanmalarında görev aldı.
    Müslüman kisvesiyle geldi ama CIA İslamını pazarladı.
    Ve ne yaptı?
    Bektaşi Türk köylerine saldırdı,
    Alevi–Sünni ayrımı körükledi,
    Binlerce Türk gencinin birbirini vurmasına zemin hazırladı.
    “Ülkücü” Dediğiniz Yapı Türk’ün Katili Oldu
    Bugün “ülkücü hareket” diye övülen o kirli sistemin kurucuları arasında:
    Ermeni kökenliler,
    Rum asıllılar,
    CIA bağlantılı adamlar,
    Ve gerçek Türk düşmanları vardı.
    Bunların isimlerini o dönem arşivleri çok iyi bilir:
    Artin Agopyan (Abdullah Öcalan)
    ve bunlarla omuz omuza yürüyen sanki savaş kazanmış gibi Türk’ü bitirmeye gelen Başbuğ dediğiniz Türkeş ve Türkeş ekibi.
    Hedefimiz Türk ülküsü diyen Bir Türkçü, Alevi köylerini neden hedef alır?
    Gerçek bir Türk evladı, Anadolu Türkmeninin ocağını neden yakar?
    Çünkü onlar Türk değildi.
    1980 Öncesi Gençliğin Kanı Üzerinden Yükseldiler
    1960–1980 arasında:
    Üniversitelerde “sağ–sol” çatışması diye bilinen ama aslında derin devlet tarafından organize edilen bir gençlik kırımı yaşandı.
    Ülkücü gençler ellerine silah verilerek “komünist vur” diye sokağa salındı.
    Ama komünist dedikleri kimdi?
    Kamalizm yolunda okuyan sorgulayan Türkçü Kişilerdi.
    Komünist gruplar da aktif olarak saha da idi ama en çok da Türk soylu, Bektaşi, Alevi, fakir, köylü, sorgulayan TÜRK GENÇLERİ!
    Bu dönemde:
    Binlerce Türk genci ülkücüler tarafından öldürüldü.
    Sonra aynı ülkücüler Mamak’ta APO’yla aynı koğuşta çay içti.
    PKK’nın Temelleri de Bu Yapıların Çatışmasıyla Atıldı
    Evet, bunların her biri doğrudur.
    50, 60 kuşağına bağlı okuyan, gören, bilinçli bir insan böyle gerçeklere hakimdir.
    Kandırıldı, sustu, susturuldu.
    Evet PKK’yı sadece dış güçler kurmadı.
    İçerideki ülkücü ve İslamcı kılıklı yapılar bu bölünmenin yolunu açtı:
    Şırnak’tan Hakkâri’ye kadar orduya sızan kişiler yani jandarma destekli “Alevi–kürt düşmanlığı” yayıldı. Jandarma Erat yani Askerlik yapmaya gelen Er kısmına ise orduya sızan kişiler tarafından bu bölgeler de yaşayan herkese hain denildi. Evler basıldı, yakıldı İnsanlar dövüldü.
    Çünkü PKK’yı o bölge de oluşturma vakti geldi. Bilinçsiz olan kürtleri de PKK’da silahlandırmaya teşvik ettiler.
    CIA destekli tarikatlar bu bölgede örgütlendi.
    Ve sonunda:
    PKK palazlandı.
    Ve kimse bu ülkeye “Türklük” adına ne fayda sağladıysa ya öldürüldü ya susturuldu.
    Binbaşı Cem Ersever istihbaratçı bir subaydı. PKK’yı kuranları, Tüm şifreleri, tüm belgeleri ayrıca emperyal, Siyonist güçlere ve Ermenilere hizmet eden devlet, kamu yetkililerini, paşaları, vekilleri, istihbaratçıları, tetikçileri tespit etmiştir. Lakin açıklayacağını duyuracağı sıra 4 Kasım 1993 Yılında Ankara ilinin Elmadağ ilçesinde suikastle öldürüldü.
    “Ülkücülük” Zihinsel Köleliktir – Türkçülük Değil!
    Bugün sokakta:
    “Bozkurt” işareti yapan,
    “Başbuğ Türkeş!” diye bağıran,
    Arapça dualarla yürüyen kalabalıkların
    Kanımız aksada vallahi Zafer İslam’ın diyen zatlar bilmezler ki Türk’ün kanı akacak Zafer Arabın olacak ve bu kişiler %90’ı Türk tarihini bilmez.
    Ne Atatürk’ün kitaplarını okumuştur,
    Ne Orhun Kitabelerini duymuştur,
    Ne de kutlu MS. Türk Tarihini “Göktürk’ten, Uygur’dan, Oğuz’dan haberi vardır.
    M.Ö’ni bahsetmiyorum bile
    Ama sabah akşam:
    Reis Emret, Ölelim!,
    Başbuğ Türkeş,
    Rehber Kur’an Hedef Turan
    Gibi sözler ile vatana ihanet edercesine yaşadılar, haberleri yok ama yoluna da devam dahi ettiler.
    Türk için yaşadın mı ki, öleceksin?
    Türkçülük = Şereftir, Akıldır, Bağımsızlıktır, Bilinçtir, Onurdur, Zalim Düzene İsyandır!
    Senin ülkün Türk olacaksa:
    Türk töresini bileceksin.
    Türk’ün düşmanını ayırt edeceksin.
    Din maskesiyle gelenin yüzünü düşüreceksin.
    Ermeni, Rum kimliğiyle Türklüğü kullananları afişe edeceksin.
    Ve asla unutmayacaksın:
    Türkçülük, hiçbir zaman katil olmadı.
    Ama sahte ülkücüler katliamın ta kendisiydi!
    Çünkü sen Türk olduğunu unutsan da düşmanların asla Türk olduğunu unutmuyor.
    Siz Türkçü değil, cellatsınız!
    Siz ülkücü değil, hainsiniz!
    Siz yol değil, çukur oldunuz!
    Gerçek Türkçüler sizi tanıyor,
    ve sizin adınıza konuşmanıza artık izin vermeyecek. Çünkü Atatürk ilkelerine dayalı Cumhuriyet’in kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men,
    Evet şimdi bilinçsizlerin BAŞBUĞ dediği
    Hüseyin Feyzullah (Alparslan Türkeş)
    Babası: Ahmet Hamdi Bey
    Annesi: Fatma Zehra Hanım
    Resmî belgelerde hepsi Müslüman–Türk olarak görünür.
    Ancak işin aslı bu kadar basit değil.
    Peki “Ermeni veya Rum” İddiası Nereden Geliyor?
    Bu iddiaların temeli birkaç noktaya dayanıyor:
    Hüseyin Feyzullah isminin Ermeni–Rum kilise kayıtlarında geçmesi
    Aynı isimde farklı kimlikte kişiler var.
    Bu yüzden “bu kişi aslında dönmeydi” diyen çevreler oldu.
    CIA ve Gladio ile olan bağlantıları
    Türkeş, 1948’de Amerika’ya gönderildi.
    Fort Benning / Georgia’daki Amerikan Harp Akademisi’nde “psikolojik harp” eğitimi aldı.
    NATO üzerinden Türkiye’ye gelen ilk anti-komünist kadroda yer aldı.
    O dönemde CIA destekli “stay behind” (Gladio) yapılarının başına sadece güvenilir ajanlar getiriliyordu.
    Dolayısıyla “Türkçü gibi görünen ama istihbarat bağlantılı biri” olarak anılması buradan gelir.
    27 Mayıs Darbesi’nden sonra tutumu
    27 Mayıs 1960’ta Milli Birlik Komitesi içindeydi.
    Sonra sürgüne gönderildi, geri döndü ve MHP’nin başına geçirildi.
    Yani derin yapılar onu “darbe sonrası Amerika ile sürekli gizli bağlantıları sonrası denge unsuru” olarak kullandı.
    Lübnan Bağlantısı Ne?
    Burası karmaşık ama önemli:
    Lübnan’daki bazı aile kayıtları ve göçmen verileri,
    Kıbrıs’a göç eden bazı ailelerin kökeninde Maronit (Hristiyan Arap), Rum ya da Ermeni unsurlar olduğunu açıkça tarih ve etnik kimlik araştırma kayıtları gösteriyor.
  4. Ama Sonuç Olarak Ne?
    Alparslan Türkeş, resmî olarak TSK’da kurmay subay oldu, albay rütbesine kadar yükseldi.
    Ancak bu sırada ABD–NATO–CIA eğitiminden geçti.
    Türkiye’ye döndüğünde “Türk İslam Ülküsü” adıyla,
    hem anti-komünist, hem anti-sol, hem de Alevi karşıtı bir yapı kurdu.
    Ve bu yapı binlerce Türk gencinin kanı üzerinden iktidarların taşeronu oldu.
    SONUÇ:
    Hedeflenen Yapı “Türkçü” görüntüde ama emperyal taşeronlu yapılarla Türk devletine ve Türk soyuna büyük bir darbe.
    Türkkanlar Türkçü Ve Atatürkçü Düşünce Topluluğu.

Bağışla Medet

0

Binbir ismi vardır bir ismi Cabbar
Binbir ismine bağışla ya medet
Hem azimsin hem kerimsin Ya Gaffar
El azim ismine bağışla Medet

Gussayı İlyasa gülüstan eden
Harun nebi özün hakka yar eden
Bunalan kullara yetip car eden
Ol Hızır nebiye bağışla Medet

Medet sizden medet on dört masumu paklar
Yerde evliyalar gökte melekler
Allah Allah deyin kabul olsun dilekler
On dört masumu paklara bağışla Medet

Hatice Fatıma bir top nur geldi
Mustafa Murtaza ona yâr geldi
Ehlibeyti Ali abaya zar geldi
Sakinenin Zeynebin zarına bağışla Medet

Cana kahretti Hasanın ağusu
Mümine farz oldu Hüseyinin yası
Medet medet cara gönder Celal Abbası
Kasım Ali Ekbere bağışla Medet

Yetiş Gözü Kızıl pirler sultanı
İmam Zeynel ile kabul ettik zindanı
İmam Bakır Cafer mürüvvet kânı
Kazım Musa Rızaya bağışla Medet

Taki Nakiye dedim el aman
Hasanül Askeriye ser canım kurban
Yetiş Batın piri Ya Abdal Musa Sultan
Mehdi sahip zamana bağışla Medet

Cihan var olmadan evvel varımsın
Dört kapı kırk makam erkan yolumsun
Pirim Hacı Bektaş Velimsin
Hünkarı evliyaya bağışla Medet

Muhammed Ümmetiyim bende bir geda
Çok günah işledim hatten ziyade
Kerbela’da yatan 72 şüheda
Şehidler şahına bağışla Medet

İncitmeki sende, İncinmeyesin

0

Sen herkesi aynı gözle görürsen
İncitmeki sende, İncinmeyesin
Güzel gözle güzellikler örürsen
İncitmeki sende, İncinmeyesin

Yenilme nefsine sağlam durasın
Kötülüğü yüreğinden vurasın
Erenler yolundan sevgi kurasın
İncitmeki sende, İncinmeyesin

Kırklar meydanında ikrarın verip
Yetmiş iki millet, özüne serip
Erler pazarında sırlara erip
İncitmeki sende, İncinmeyesin

Varıp sırra yetmek, Rızadan olur
Nefsi kurban etmek, Rızadan olur
Gönüllere gitmek, Rızadan olur
İncitmeki sende, İncinmeyesin

Aman Kul Öksüz’üm, Sen düşme gözden
Hiç gada gelirmi, hakiki sözden
Hünkâr Hacı Bektaş söyledi özden
İncitmeki sende, İncinmeyesin

Âşık Mustafa Öksüz

Alevilere düşmanlığın kökeni Muhammed ve onun dini’ne dayanmakta…

0

Turap Tercan

Esad rejiminin yıkılmasından bu yana Suriye’de yaşanan vahşete varan Alevi kıyımını izlerken, her gün şu soruyu soruyorum kendime; Bu kin neden? Bu düşmanlık, bu amansız nefret nereden geliyor?

Aleviler tarih boyunca barıştan, hoşgörüden yana olmuş, hiçbir zaman kan akıtmamış topluluklardır. Buna rağmen neredeyse tarihin her döneminde kıyımlardan, sürgünlerden ve sistematik dışlamalardan kurtulamadılar.

Peki, neden?

İroniye bakın ki, öldürürken dillerinde “Allah” var, “Muhammed” var. Öldürdükleri insanlar ise canı gönülden Ehl-i Beyt’i seven insanlar. Yani Hz. Muhammed’in ailesini, torunlarını, soyunu seven, onların yolunu süren insanlar.

Şimdi soralım; Bu nasıl bir çelişkidir ki, kendini Hz. Muhammed’in ümmeti sayanlar, onu ve ailesini candan sevenleri katlediyor?

Bu soruların gerçek cevabını bulabilmek için tarihin karanlık dehlizlerine, İslam’ın doğuş yıllarına kadar gitmek gerekiyor. Çünkü bu düşmanlık aslında sandığımız kadar “mezhebi” değil, çok daha köklü bir kinden, ideolojik ve sınıfsal bir hesaplaşmadan besleniyor.

Bu düşmanlık özünde Hz. Muhammed’e, onun davasına, onun devrimsel mesajına karşı bir düşmanlıktır.

Hz. Muhammed peygamberliğini Mekke’de ilan ettiğinde, Mekke’nin ileri gelenleri, yani ekonomik ve sosyal elit sınıf bu yeni dine karşı sert bir direnç gösterdi. Çünkü Muhammed’in getirdiği mesaj, onların imtiyazlarını ve düzenlerini tehdit ediyordu. O, köleyi efendiyle eşit gören, yoksulu önceleyen bir sistem öneriyordu. Bunun gerçekleşmesini istemeyen Mekke’nin egemenleri, Hz. Muhammed’i öldürmeye kalkıştılar. O da Medine’ye hicret etmek zorunda kaldı.

Medine’de güçlenen Hz. Muhammed, Mekke’ye döndüğünde bu kez Mekkeli müşrikler, güce boyun eğip topluca İslam’ı kabul etmek zorunda kaldılar. Ama bu, gönülden bir teslimiyet değil, stratejik bir kabullenişti. Müslüman olmuş gibi gözükseler de bu eski müşrikler, İslam’ın özüne ve Ehl-i Beyt’e düşmanlıklarını hiç bırakmadılar. Ve bu kişiler, ileride İslam tarihinde Emeviler olarak karşımıza çıkacaklardı.

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra bu kin daha görünür hale geldi. Hz. Ali’nin halifeliğiyle birlikte başlayan süreçte, Ehl-i Beyt’e yönelik sistematik bir düşmanlık başladı. Bu düşmanlığın en trajik zirvesi ise Kerbela’da yaşandı. İmam Hüseyin ve ailesi Yezit’in ordusu tarafından susuz ve aç bir şekilde katledildiler.

Kerbela’da yaşanan sadece bir iktidar savaşı değil, İslam’ın özünü temsil eden Ehl-i Beyt ile onun iktidarını gasp edenlerin savaşıydı. Yezit’in ordusu, Hz. Muhammed’in öz torunlarını katletti. Başsız bedenleri atlarına çiğnettiler, hem de peygamber “ümmet” olduklarını söyleyerek!

Yezit’in ordusu İmam Hüseyin’in başı başta olmak üzere 72 başı mızraklarını başına geçirerek Şam’a Yezit’in huzuruna getirdiler.

Yezit, Şam’da kendisine getirilen İmam Hüseyin’in kesik başıyla oynarken, şöyle söyler; “Keşke Uhud ve Bedir Savaşı’nda ölen atalarım bu günleri görseydi.”

Peki, kimdi bu Yezidin ataları?

Uhud Savaşı’nda Müslümanlara karşı savaşan Mekke’nin müşrik lideri Ebu Süfyan’dı. Ebu Süfyan, Muaviye’nin, Muaviye ise Yezit’in babasıydı. Bu kin, babadan oğula geçen bir mirastı.

İşte bugünkü Alevi düşmanlığı da, Kerbela’daki bu tarihsel çizginin bir devamıdır. Bugün Alevi kanı dökenler, tarihte İmam Hüseyin’i şehit edenlerin mirasçılarıdır. Görünürde İslam adına hareket ettiklerini söyleseler de, özlerinde Hz. Muhammed’e besledikleri düşmanlık yatmaktadır.

Daha iyi anlaşılabilmesi için; bugün nasıl ki Tayyip Erdoğan Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyetin başına geçip, hem o’na, hemde onun kurmuş olduğu sisteme (Cumhuriyet’e) düşmanlık ediyorsa, Emeviler ve onun bugün ki yok izleyicileri de İslam dinini ele geçirmiş, hem “müslüman” görünüp hemde Muhammed düşmanlığı yapmaktadırlar.

Dünya’da bu yolu izleyen 2 milyara yakın Muhammed düşmanı bulunmaktadır.

Zazalar İsmail Engin

0

İsmail Engin Youtube kanalına üye olmayı unutmayın

eşekliğinden

0

Atatürk’ün en sevdiği hikayelerdenmiş. Arada kendi anlatır, arada başkasına anlattırır, hep gülermiş.
Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyormuş. Bir ara dinleyicilere sormuş:
“Bir eşeğin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer?”
Cevabı kendi veriyor: “Tabii suyu.”
Yine bitirmiyor soruyor: “Neden?”
Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.
“Eşekliğinden.”
Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.
Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar.
Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor:
“Söyle çocuk: Bir eşegin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su. Hangisini içer?”
Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri…Esas vaziyetine geçiyor:
“Rakıyı kumandanım!”
Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip;
“Aman beyler! Neden diye sormayın!”

Kürt Açılımı, terörsüz Türkiye

0

“Kürt Açılımı” hakkında duyduğum en realist yorum

AKLIM ERMEDİ

0

Mevsimlermi yoksa zamanmı kötü
Temmuzun kışına aklım ermedi
Temelsiz binada çelikten çatı
Ustanın işine aklım ermedi.

Dindar mezbahada sünnetsiz kasap
Ulusa ümmete uymadı nisap
Bozuk terazide karışık hesap
Üçüne beşine aklım ermedi

Gözümüze kaçtı gaflet çapağı
Ondan geçti adaletin sapağı
Hep önder ettiler iti köpeği
Düştüler peşine aklım ermedi

Irmaklar bu kiri yumuyor artık
Millet bu mavalı yemiyor artık
Bozkurtlarda turan demiyor artık
Kürşadın düşüne aklım ermedi.

Garibana çatan hükümranların
Yüreksiz kağıttan kahramanların
Bunca karnı büyük pehlivanların
Kispetsiz tuşuna aklım ermedi

GAYRETİ soran kim soruşturan kim
Türk deyince burun kırıştıran kim
Bu hain kazanı karıştıran kim
Çeşnici başına aklım ermedi .

Aşık Gayreti