Pazartesi, Mart 30, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 121

Bad-ı saba selam söyle o yare

0

Bad-ı saba selam söyle o yare
Mübarek hatırı hoş mudur nedir
Nideyim yitirdim bulamam çare
Mestan ela gözler yaş mıdır nedir

O nazlı canana uğrasa yollar
Bize mesken oldu kahveler hanlar
Yarin meclisinde oturan canlar
Hesap etsin yıllar boş mudur nedir

Eğil güzel eğil saçın sürünsün
Aç beyaz göğsünü memen görünsün
Evvel benim idin şimdi kiminsin
Gündüzün hoş geçen düş müdür nedir

Emrah eder can bülbülüm kafeste
Benim arzuhalim bildirin dosta
Kendim gurbet elde gönlüm sılada
Gitmiyor kervanım kış mıdır nedir

Bugün yardan haber geldi

0

Bugün yardan haber geldi
Bir bi yandan bir bi yandan
Eğildim bir buse aldım
Bir bi yandan bir bi yandan

Güzel olanı severler
Yanağından gül dererler
Kulakta mengüş küpeler
Bir bi yandan bir bi yandan

Baş koydum yarin dizine
Uykular girmez gözüme
Ağ ellerin sür yüzüme
Bir bi yandan bir bi yandan

Şekerden şerbet ezerler
İnce tülbende süzerler
Dört yanım almış güzeller
Bir bi yandan bir bi yandan

Karacaoğlan gel yanıma
Seni sarayım canıma
Dola kolların boynuma
Bir bi yandan bir bi yandan

BİR ALEVİ BEDDUASI (Aşık Mihmani’den)

0

Beni yalan sözlerinle mat ettin
Kocamadan belin bükülsün zübük!
Ayaklarım yürümüyor küt ettin
Birer birer dişin dökülsün zübük!

Bir hayır amele uzanmaz elin
Kurt düşsün de koksun hilebaz dilin
İnşallah dünyaya yayılmaz dölün
Ocağına incir dikilsin zübük!

Teneşir bulama yerde yusunlar
Yılan çıyan lokma lokma yesinler
Ölüp ölüp diril hortlak desinler
Canın taksit taksit çekilsin zübük!

Kor ateşler yüreğini dağlasın
Zebaniler kollarını bağlasın
Ölürken başında anan ağlasın
Yüreğine kurşun sıkılsın zübük!

Ağu kattın insanların aşına
Bu yaptığın gidiyor mu hoşuna?
Bin bir bela gelsin gitsin başına
Evin de başına yıkılsın zübük!

Âşık Mihmani’yem doğrudur özüm
Yanlış anlamayın bir köre sözüm
İnşallah göremez cennetin yüzün
Soyun cehennemde yakılsın zübük!

Yaralıyım Değme Bana İbreti

0

Yaralıyım değme bana
İçimdedir sızım benim
Benden zarar gelmez sana
Seni yakmaz közüm benim

Boşa kurma bana tuzak
Özüm doğru, sözlerim hak
Beni yoramazsın mutlak
Hakka gider izim benim

Din demek mânânın dışı
Herkes anlamaz bu işi
İnsanlık herşeyin başı
İşte onda gözüm benim

Ozanım elimde sazım
Gerçeklere ayak tozum
Sanma beni kitapsızım
Canlı kitap özüm benim

Güzeldir yarimin yüzü
Baldan şirindir her sözü
Mihrabımdır iki gözü
Ona doğru yüzüm benim

Sen sanma beni divane
Aşıkım nazlı canana
Kul olmuşum o sultana
Hep onadır nazım benim

İbreti’yem bir fakirim
Bez degil atlas dokurum
Kuran’ı Türkçe okurum
Ki anlansın sözüm benim

EDİP HARABİ BABA

0

Bektaşi edebiyatının en güçlü kalemlerinden birisi olan Edip Harabi baba; Çok genç yasında, Merdiven Köyü Bektaşi tekkesinde M. A. Hilmi Dede Babaya ikrara verip tarikata girerek yeniden doğduğunu ilan etmiştir, 1917 tarihinde hayatının sonuna kadar bu ikrara sadik kalmıştır. Bakın ne diyor bir nefesinde;

Herkesin mâtlûbu bir gül olurdun
Bu gülşenden gonca dermiş olaydın
Ayn’el-yakiyn görüp Hakk’ı bulurdun
Bezm-i erenlere ermiş olaydın.

Kendini bileydin Hakk’ı bilirdin
Eğri yoldan doğru yola gelirdin
Bir sofraya konsan belki yenirdin
Böyle çiğ kalmayıp pişmiş olaydın.

HARABİ seninle düştü davaya
Daha âla idi öbür dünyaya
Giriftâr olmazdın derd-ü belâya.
Ey Şâni postunu sermiş olaydın

BAYAN” KELİMESİ ÜZERİNE BİR ETİMOLOJİ VE ANLAM TEMİZLİĞİ

0

Son yıllarda “bayan” kelimesi etrafında dönen tartışmalar, dilimizdeki pek çok kavramın yanlış anlaşılması ve ideolojik düzlemde yorumlanmasının bir örneğidir.
Sıklıkla “bayan deme, kadın de” şeklindeki düzeltmelere şahit oluyoruz.
Oysa bu yaklaşım, hem dilsel kökeni göz ardı eden hem de kavramları tek boyutlu bir şekilde değerlendiren eksik bir bakış açısına işaret eder.
Öncelikle “bayan” kelimesinin etimolojisine bakalım.
“Bayan”, Eski Türkçede ve Moğolcada “soylu kadın, hanım, asil kadın” anlamında kullanılan bir kelimedir.
Türkçenin derinlikli geçmişinde, “bey” kelimesinin kadın karşılığı olarak yerleşmiş ve bir unvan gibi kullanılmıştır.
Nitekim “Bayan Han” ismi, Orta Asya tarihinde güçlü bir hükümdar kadını ifade eder.
Yani “bayan” kelimesi, zannedildiği gibi Cumhuriyet sonrası icat edilmiş uydurma bir kelime değil, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan bir ifadedir.
Bugün “bayan” kelimesinin nezaketle, resmiyetle ya da toplumsal kurallar içinde kullanılan bir dil tercihi olduğunu görmek gerekir.
Otobüste yer verirken, bir kamu anonsunda, resmi yazışmalarda veya sosyal ilişkilerde kullanılan “bayan” kelimesi, konuşmacının kibarlık ve mesafe tercihini gösterir.
Bu anlamda “kadın” kelimesiyle eşit değerde fakat farklı bağlamda kullanılan bir ifadedir.
“Kadın” kelimesi daha doğrudan ve günlük bir nitelik taşırken, “bayan” kelimesi daha resmi veya kibar bir hitap biçimidir.
Ne yazık ki son yıllarda dilimizdeki bu zarif ayrım, ideolojik okumaların hedefi haline gelmiştir.
“Bayan demek kadını küçümsemektir” diyen bazı görüşler, kelimenin tarihi kökenini göz ardı etmekle kalmaz, aynı zamanda kelimeye yüklenen anlamları toplumsal bağlamından kopararak değerlendirme hatasına düşer.
Halbuki dil yaşayan bir varlıktır; kelimelerin anlamı kullanım alanlarına göre çeşitlenir.
“Bayan” kelimesi de tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamlarıyla değerlendirilmelidir.
Bu tartışmada gözden kaçan bir diğer önemli nokta da şudur: “Kadın” kelimesi de zamanında “karı” kelimesinin ayıplanması sonucunda daha “edebi” kabul edilerek gündeme gelmiştir.
Bugün de “kadın” kelimesi bazı çevrelerde “sert” ya da “doğrudan” bulunup yerini “hanımefendi” ya da “bayan” gibi ifadelere bırakabiliyor.
Bu, dilin doğal evriminin bir parçasıdır ve buna tepki duymak değil, anlamaya çalışmak gerekir.
Nihayetinde “bayan” demek, ne küçültücüdür ne de aşağılayıcı.
Aksine, kökeninde asalet ve saygı taşıyan bir ifadedir.
Bu kelimeyi doğru bağlamda kullanan birini düzeltmek, dilin inceliğini anlamamak anlamına gelir.
Kibar olmakla küçümsemek arasındaki farkı kelimeler değil, niyet belirler.
Dildeki her tercih, bir bağlamın ürünüdür.
Ve bağlam göz ardı edildiğinde, anlam da çarpıtılmış olur.
Kelimelerle savaşmak yerine, onları yerli yerine oturtmak daha kalıcı bir dirilişin işaretidir.
Hikmet Kızıl

Kayıp Kentin Yakışıklısı Namık Erdoğan

0

‘Bir türlü kanım ısınmamıştı, bu yeğen Erdoğan’a. Artık ırkçı kürtçü düşüncelerinden mi, fel fecir bakan gözlerinden mi yoksa geçmişteki Cumhuriyet düşmanlarına olan sevgisindenmi bilemiyorum. Bu yazı da bana bir kere daha haklı olduğumu hissettirdi.

Ülkücü katil Haluk Kırcı, cezaevinden çıktıktan sonra Abdullah Çatlı’nın kardeşi Zeki Çatlı’yla tıbbi malzeme işi yapan bir şirket kurdular. Herifler Türk milliyetçisi ama şirketin adı Promesse. Şirketin usülsüz ihaleler alarak haksız kazanç sağlaması ve orantısız zenginleşmesi üzerine, Yılmaz Erdoğan’ın Sağlık Bakanlığı’nda müfettiş olan amcası Namık Erdoğan yolsuzluğun üzerine gitti. Dürüst bir bürokrattı. Konunun peşini bırakması için çok ciddi tehditler almasına rağmen dosyayı kapatmadı ve büyük yolsuzluklar tespit etti. Mehmet Ağar’ın kendisiyle görüşme teklifini ise reddetti. (Yine Mehmet Ağar)

9 Mayıs 1994’te Ankara’da kaçırıldı. 12 Mayıs’ta Kırıkkale’de cesedi bulundu. Cesedinin, kardeşinin doktor olarak çalıştığı hastanenin morguna kaldırılması ise acı bir tesadüftü. Milliyetçi geçinen katiller devleti soymuş, yaşasaydı belki de “bölücülükle” suçlanacak Namık Erdoğan ise devletin zarara uğratılmaması için canını vermişti.

Kayıp Kentin Yakışıklısı şiirini Yılmaz Erdoğan, amcası Namık Erdoğan’a yazmıştır.

“Kayıp Kentin Yakışıklısı

Dokuzunda kayboldu Mayıs’ın,
Cesedi bulundu
Onikisinde…

Kaçırıldığında da
Kaybolduğunda da
Ve cesetken de
Yakışıklıydı…

Amcamdı…”

Ancak amcası için bu şiiri yazan yeğen Yılmaz, yıllar sonra bir AKP mitinginde Mehmet Ağar’la aynı sahnede yer aldı. Bu utanç Yılmaz’a ömür boyu yeter.

Konunun dışına çıkmak olacak ama Namık Erdoğan’ın Hakkari’de başından geçen nişanlılık hikayesinin ise tanıdık bir kraliçesi vardır ; Leman Sam. Babasının memuriyeti sebebiyle Hakkari’ye giden Sam, burada Namık Erdoğan’la nişanlanmış, eğitimlerini devam ettirmek için bu nişanlılık evliliğe dönüşememiştir.
Yıllar sonra Namık Erdoğan’ı anlatan Leman Sam, kitap yazsam çok gözyaşı dökülür diyerek Erdoğan’a özlemini dile getirir.

Namık Erdoğan cinayetinde görüldüğü üzere, Türk sağının vatan, millet nutuklarının hepsi koca bir yalan. Varsa yoksa ; yolsuzluk, rant ve talan.

Bilgelik dolu sözler

0

1. “Hiç hata yapmayan bir insan hiçbir yeni şey denememiştir. “

Albert Einstein

2. “Asla bir aptalla tartışma; izleyiciler farkı anlayabilir. “

— Mark Twain

3. “Bir aslanın uykusu koyunların fikirleri yüzünden asla kaçmaz.”

– Bilinmiyor

4. “Sizi birbirine bağlayan zincirler genellikle kırılmayı reddedenlerdir. ”

Jean-Paul Sartre

5 “Birisinin gerçek karakterini öğrenmek istiyorsanız, onun için hiçbir şey yapamayanlara nasıl davrandığını izleyin. ”

Jones Wolfgang von Goethe

6 “Yüzleştiğimiz her şey değişebilir, ancak yüzleşmeden hiçbir şey değişemez. ”

— James Baldwin

7. “Sessizliğin seni koruyamaz. “

—Audre Lorde

8 “Bazı insanlar fakirdir, sahip oldukları tek şey paradır. ”

— Patrick Meagher

9 “Bilge bir adam konuştuğundan daha fazla dinler. ”

– Atasözleri

10. “Sadakatin asla köleliğe dönüşmesine izin verme. ”

– Bilinmiyor

11. “Çoğu insan 25 yaşında ölür ve 75 yaşında gömülür. “

— Benjamin Franklin

12. “En kötü hapishaneler aklımızda inşa ettiklerimizdir. ”

– Bilinmiyor

13. “En güçlü insanlar önümüzde güç gösterenler değil, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz savaşlarda savaşanlardır. ”

– Bilinmiyor

14. “Birini iyileştirmeden önce, onları hasta eden şeyden vazgeçmeye hazır olup olmadıklarını sor. “

– Hipokrat

15. ” Yalnızlık tehlikelidir. Bağımlılık yapıyor. Ne kadar sessiz olduğunu görünce artık insanlarla uğraşmak istemezsin. “

– Bilinmiyor

16. “Bir soru soran adam bir dakikalığına aptaldır, sormayan adam hayatının geri kalanında aptaldır. “

—Konfüçyüs

17. “Kitleleri körü körüne takip ederken dikkatli ol. Bazen kalabalık sessizdir. “

– Bilinmiyor

18. “Ne kadar çok bilirsen, bilmediğinin o kadar çok farkına varırsın. “

—Aristo

19. “Birinin aklını anlamak istiyorsan, sözlerini dinle. Kalbini anlamak istiyorsan hareketlerine bak. “

– Bilinmiyor

20. “Suya düşerek boğulmazsın. Orada kalırsan boğuluyor. “

Bilinmiyor.

21 Asla kaybetmem, kazanmam, öğrenmem.

– Bilinmiyor.

22. Boşluklar doldurulmaya meyillidir.

– Bilinmiyor.

23. “Her zaman yaptığınızı yaparsanız, her zaman elde ettiğinizi alırsınız. Yaptığın şey işe yaramazsa başka bir şey yap.”

John Grinder.

24. “Fazilet ortadadır”ya da daha doğrusu: “Erdem, biri aşırıya kaçmış ve diğeri varsayılan olarak iki kötü uç arasında bir orta terimden oluşan gönüllü bir düzendir”

Aristo.

Alındı..

İnsanlık içinde hakkı bulunca

0

İnsanlık içinde hakkı bulunca
Özde ikiliği yener giderim.
Arif sofrasından lokma alınca
Kendimi kendimde sınar giderim.

Yağmur dövülür mü sırça havanda
Tomurcuklanır gül aşkın tavında
Seher bülbülleri ulu divanda
Özgürlük, adını anar giderim.

Hakkı özde bulur insanın hası
Bal olur dilinde halkın sevdası
Silinir gönülden tarihin pası
Yüreğimi aşka banar giderim.

Yoluna eyledim gönlümü harman
Düştüm ocağına derdime derman
Bu aşk mahkumuna yok mu ki ferman
Bir ömür durmadan kanar giderim.

Gönül çırasını aldım elime
Takıldım giderim sülfün teline
Tutuldum bir garip sevda seline
Yüreğim girdapta döner giderim.

Siyah perçemini kadir yüzünden
Mahrum kalmasın yar gözüm gözünden
Aşk ateşi ile yandım özümden
Gönlüm kuş, dalına konar giderim.

Temmuzda buz tutar damın saçağı
Anadolu’m saklar vermez kaçağı
Boynumda biliyor cellat bıçağı
Her gelen kendini dener giderim.

Denizin içinde yaktıkça közü
Uludere yanar insanın özü
Utanır kendinden kanar gökyüzü
İnsanlığa zulmü kınar giderim.

Ayağım bastıkça acır nasıra
Özgür vatandaşlık döndük esire
Bedeni kefensiz sardık hasıra
Acılar yüreğe iner giderim.

Uykular bölündü, amansız gece,
Dilimde sevdaya dokundu hece.
Vurguni ney leyim bu büyük güce
Aşkın narı özde yanar giderim.

Abdullah Oral

Hikaye deki karıncalar şimdi sokakta olan gençler, fil kim ola?

0

Hikaye bu ya …. Necla Süsal
Fil, kendisini ormanın en güçlü hayvanı ilan etmiş. Bütün düzeni değiştirmiş, yeniden kurmuş.
Aslan, kaplan, ayı, manda…
File karşı çıkan olmamış ormanda.
Fil, önce kendi yerini sağlamlaştırmış, “Herkes kendi arasında nasıl yaşarsa yaşasın, beni ilgilendirmez. Ama herkes benimle ilişkilerine dikkat etsin. Bütün kuralları ben koyacağım. Ormandakiler de ona uyma özgürlüğünü kullanacak” demiş.
Etkisini genişletmiş zamanla fil.
En güçlü o, tek yetkili o, gerisi sefil.
Artık sadece fille ilişkiler değil, bütün hayvanların kendi aralarındaki ilişkiler de filden ve çevresinden sorulur olmuş.
Öyle ki, ormandaki nüfus artışı bile filin işi olmuş. Tek tek doğum yapan hayvanlara kızmış, “Bakın bir seferde 4-5 yavru doğuranlar var. Ne bu tembelliğiniz. Benimle oyun oynamayı bırakın, gidin genlerinizle oynayın, daha çok yavru doğurun” diye çıkışmış.
Her şeyi sineye çekmiş ormandakiler.
“Yeter ki” demişler, “boşalmasın kiler”.
Filin “değişiyoruz, değişiyoruz” naralarıyla girmiş orman şekilden şekle.
İş o noktaya gelmiş ki, eşit sayılmış maymun eşekle. Zira fil, kimi kime uygun görürse ona göre şekillenirmiş ormanda yaşam.
Bir tek, “Ne güzel buyurdunuz”, “Biz de tam böyle yapacaktık”, “Bundan daha mükemmel olamazdı”, “Bu hızla bütün ormanları geçeriz” sözlerine izin veriliyormuş. Öteki bütün sözler “istikrar bozucu” bulunuyormuş.
Arada hakkını aramaya kalkan olursa hemen müdahale ediliyormuş. Üzerine, “geber gazı” sıkılıyormuş. Filin bir özelliği de kindar olmasıymış. Kendisine yapılan hiçbir şeyi unutmuyormuş. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, intikamını alıyormuş.
Hortumuna geleni vuruyor, ayağına geleni eziyormuş. Hiç kimseyi dinlemiyormuş. Bir gün söylediği ertesi güne uymuyor, doğru budur diyeni duymuyormuş. Bundan karıncalar da payını almış, yuvaları filin ayaklarının altında kalmış. Tam o sırada bir karınca, fil hortumunu topraktan çıkarınca, girmiş hortumun içine.
Karınca az gitmiş uz gitmiş, kendisine hortumun içinde iyi bir yer etmiş.
Fil başlamış kaşınmaya. Hortumunun içi karıncalanıyor, nedenini anlayamayınca beyni de karıncalanıyormuş.


Kalınca bir ağacın yanında durmuş, hortumu gövdesine vurdukça vurmuş. Bir türlü karıncalanmayı gideremiyormuş.
Üstelik hortumu da fena halde acımaya başlamış.
Bir hamle daha ağacın gövdesine vurunca, ağaç devrilip üzerine düşmüş. Fil ilk kez bu kadar âciz duruma düşmüş.
Bereket demiş kimse yok etrafta, arada bir yanından geçtiği koca kayanın nerede olduğunu düşünmüş, hah şu tarafta.
Bu kez kayalara vurmuş hortumunu, arada geçen olursa duruyormuş, anlatamıyormuş durumunu.
Hortumu kayaya vurdukça kaşıntıları artmış, kaşıntıları arttıkça daha çok vurmak istemiş.
Derken iflas etmiş bedeni, anlayamadan nedenini, uzanıp kalmış fil…
İşte böyle efendim…
Fili yenmiş bir karınca.
Ateş bacayı sarınca, fil güya ulaşılmaz bir noktaya varınca, etrafındaki herkesi kırınca, kendisinden güçlü hiçbir hayvan olmadığını sanınca…
Sonunda olan olmuş, küçük bir karınca koca bir filden daha güçlü olmuş.
Böyledir hayat…
En güçlü olduğumuz an, aynı zamanda en zayıf olduğumuz andır.
Hiçbir güç mutlak değildir doğada.
Herkesi dize getirdiğini sanan.
Çöker bir gün diz üstü.
Koca bir fili durduran da.
Bir karıncadır altı üstü…
Necla süsal’dan

Tarih tekrardan ibarettir derler, ama bu kadar çabuk olması tuhaf

0

1957 seçimlerinde ne oldu? Söylemezler, yazmazlar. Türkiye’yi askeri müdahaleye götüren o süreci hiç anlatmazlar.
Tarih unutmaz…
64yıl önceye gidelim…
İktidardaki Demokrat Parti genel seçimi 7 ay önceye çekti. Halk, 27 Ekim 1957’de sandık başına gitti.
Seçim saat 17.00’de bitecekti.
Fakat saat 14.30’da devletin tek radyosu; oy verme işlemleri sürerken DP’nin kazandığı illeri açıklamaya başladı!
Şaka değil gerçek bu…
CHP lideri İsmet İnönü, Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu telefonla aradı, “Sizden bu suçun işlenmesine engel olmanızı talep ediyorum” dedi.
Bakan Zorlu, “Beyefendi” Adnan Menderes’e gitti, İnönü’nün söylediklerini aktarıp radyo yayınının durdurulmasını istedi. “Beyefendi” sert çıktı; “Radyo sonuçları açıklanmaya devam etsin!”
CHP bu kez Yüksek Seçim Kurulu’na başvurdu.
Radyo yayını durduruldu.
Fakat DP zaten istediğini almıştı; kimi CHP’liler “DP kazandı” diye sandığa gitmedi.
Bu arada radyoevinden yabancı gazetecilere, “İsmet İnönü’nün yazılı açıklaması” diye bir kağıt verildi.
Sözde İnönü, “Seçimi kaybettik; en fazla 120 milletvekili çıkarabiliriz” demişti! BBC’den France Press’e kadar yabancı gazeteciler haberi doğrulatmak için İnönü’nün yanına gidince, şaşıran sadece yabancı gazeteciler değildi; İnönü ülkesi adına utandı.
Devlet, yalan söylemekle kalmıyor, yalan belge düzenliyordu!
Bitmedi…
Bir de 1957 seçimlerinin İsmet İnönü’nün isimlendirmesiyle “kütük marifeti” var!
Seçmen kütükleri hazırlanırken, CHP’li seçmenler “kütük”ten yok ediliverdi!
Yerlerine DP’li seçmenlerin adı hem de birkaç kütükte yer aldı. Yani bir DP’li birkaç sandıkta oy kullandı.
DP kurduğu seyyar ekiplerle bu seçmenlerini sandık sandık taşıdı.
Seçime “iyi organize” olmuşlardı; organize işler konusunda marifetliydiler!
CHP’li kimi seçmenler kütükte isimlerini göremeyince oy kullanamadan evlerine döndü.
Hayır daha bitmedi…
Oy usulsüzlükleri bazı şehirlerde olayların çıkmasına neden oldu. Örneğin Gaziantep’te…
27 Ekim gecesi seçimi CHP’nin 700 oy farkla kazandığı ilan edildi. Hatta DP’nin gazetesi “Zafer” bile bu sonucu yazdı. Fakat, ertesi gün köylerden “sayılmamış, unutulmuş oylar” getirildi ve bin kadar oyla seçimi bu kez DP’nin kazandığı açıklandı.
CHP’liler haklı olarak il seçim kuruluna itiraz etti. İtirazları kabul edildi.
Oylar, tutanaklar, gerekli belgeler adliye binasına götürüldü; pazartesi inceleme başlayacaktı.
O gece adliye binası yandı!
Bütün oylar yok oldu!
DP’nin galibiyeti resmiyet kazandı.
Şehirde gergin bir hava oluştu.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde Gaziantepliler belediyeye yürüyüp seçimleri protesto etti.
Vali kitlenin üzerine (o zaman TOMA yoktu) itfaiye araçlarıyla su sıktırınca olaylar çıktı.
Belediye tahrip edildi.
Polisin halkı dağıtmak için ateş açmasıyla, DP binasından da kitleye mermiler yağdırıldı. Olaylarda bir komiser muavini ile bir çocuk yaşamını yitirdi; çok sayıda kişi
yaralandı.
Zırhlı askeri birliklerin şehre girmesiyle olaylar yatıştı.
Ardından şehirde
“CHP’li cadı avı” başladı.
Gözaltına alınıp tutuklananlar arasında kimler vardı bilir misiniz:
Mehmet Barlas’ın babası Cemil Sait Barlas.
Zeynep Göğüş’ün babası/Hasan Celal Güzel’in dayısı Ali İhsan Göğüş.
CHP’liler halkı isyana teşvik iddiasıyla Yozgat Cezaevi’nde beş buçuk ay yattı.
Avukatları Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu idi.
Oy rezaleti yüzünden sadece Gaziantep’te olaylar çıkmadı.
Mersin’de seçim cinayeti
Mersin’de de oy hırsızlığı olaylara neden oldu.
DP’nin oy hilekarlığının ortaya çıkması halkın sokağa çıkmasına sebep oldu. Olayları askerler bastırdı.
Bu arada…
CHP’li Mahmut Boytunç, DP’liler tarafından öldürüldü. Resmi makamlar “katil” diye, Zeki Budur ve Murat Sevim adlı DP’lileri tutukladı.
Ama katilin aslında DP Mersin Milletvekili Hüseyin Fırat olduğu yolunda söylentiler çıktı. Cinayetle ilgili haberlere yayın yasağı getirildi!
Sadece Gaziantep ve Mersin’de olaylar çıkmadı. İstanbul, Ankara, Sivas, Giresun, Kütahya, Kayseri, Çanakkale, Samsun gibi birçok şehirde oyların çalındığı iddiası halkı sokağa döktü.
Olayları bastırmak için şehirlerin üzerinden uçaklar alçaktan uçuş yaptı. İsmet Paşa, “Savaşta bile askeri uçakların sivil halk üstüne dalış yapmadığını” söyledi.
Seçimin üzerinden 5 gün geçti. Fakat Türkiye sakinleşmedi.
Bu nedenle…
1 Kasım 1957’de TBMM açılışında Ankara’da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Başkentin caddelerinde tanklar vardı. Yollar asker kordonu altındaydı. Gençlik Parkı’na, Güven Parkı’na askerler yığıldı.
Aslında tüm bu gerginliğin nedeni Meclis tutanaklarına yansıdı:
1957 seçimlerinde DP bir önceki 1954 seçimlerine göre 9 puanlık büyük oy kaybetti. Bunu bekliyorlardı. Bu nedenle işi sıkı tutmuşlardı. Ne olursa olsun kazanmayı amaçlamışlardı.
Sonuçta…
DP, 1957 seçiminde CHP ile artık başa baştı; CHP’nin yüzde 41’ine karşılık yüzde 47’lik oyu vardı. DP’nin bu oyların ne kadarında kütük marifeti vardı, bilinmiyor.
Bilinen;
Türkiye’nin 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine böyle seçim şaibeleriyle de sürüklendiğidir.
Tv’lere çıkanlar, gazetelerde yazanlar bu konulara hiç değinmiyor.
Yalan üzerine iktidar inşa ediyorlar.
Dün de öyle,
Bugün de öyle…

Semih Demirel