Perşembe, Nisan 2, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 109

Derman Sendedir

0

Vakt-i seherde
Düştüğüm yerde
Açılır perde
Derman sendedir

Düşmüşüm kaldır
Ağlarım güldür
Minnetim oldur
Derman sendedir

Benim biçare
Yürek pür pare
Kaldım avare
Derman sendedir

Nefs-i zalimi
Sundum elimi
Gözle halimi
Derman sendedir

Derviş Himmet’e
Derdi firkate
Çare vuslata
Derman sendedir

Mecnunum leyla’mı gördüm

0

Mecnunum leyla’mı gördüm
Bir kerece bakdı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandım ki zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

VELİ’m eydür ne hikmet iş
Uyumadım görem bir düş
Zülfünü kement eylemiş
Yar boynuma taktı geçti

Fakir Baykurt bir Anı

0

Kahveden gelen güzel kokulara dayanamayan Fakir Baykurt annesine “Çay isterim, ille de çay!” diye tutturur. Annesi evladının bu isteğini geri çeviremez.

Oğlunun elinden tutup kahvehanenin yolunu tutar… Kahveci Topal Hüseyin’i yanına çağırıp “Bir bardak çay getir benim oğlana” der.

Çay geldikten sonra o anki heyecan ile çayın nasıl içileceğini bilemeyen Fakir Baykurt sıcak çaydan büyük bir yudum aldıktan sonra ağzı yanınca bardağı birden yere fırlatır.

Çay bardağı toprağa düştüğü için kırılmasa da Fakir Baykurt annesinin ona tokat atacağını düşünür. Fakat öyle olmaz. Annesi Topal Hüseyin’i çağırıp bir çay daha getirmesini ister.

Baykurt. ikinci çayı bu kez üfleyerek içer. Yıllarca annesine o gün niye kendisine tokat atmadığını sorsa da annesi bu soruyu hep cevapsız bırakır…

Fakir Baykurt’un annesi bu sorunun cevabını yıllar sonra oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okulunda verir. Annesi Elif Baykurt’un dersine girdiği o günü ise şu sözlerle anlatır Fakir Baykurt:

Sınıfta estim, gürledim!. Ders bitince dışarıda anneme sordum:

Anacığım beğendin mi öğretmenliğimi?”

Annem ise “Eh, işte fena değil” dedi. “Müfettişler geliyor; iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen de fena değil diyorsun, nasıl olur böyle?” diye sordum.

Fakir Baykurt’un annesi ise herkese ders olması gereken şu sözleri söyler: “Yıllarca sordun, durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle!

Ben sana çay döktüğün gün kızsaydım, içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın. İşte, sen de benim yaptığımı yap, sakin ol. Dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı sakın öldürme.

ÖĞRETMEN yalvarmaz,

ÖĞRETMEN boyun eğmez,

ÖĞRETMEN el açmaz,

ÖĞRETMEN ders verir.

Fakir Baykurt..

Gönüllere pazar kurduk

0

Gönüllere pazar kurduk
İnci, mercan satarız biz
Aşk uğruna dara durduk
Canı kora atarız biz

Ne Cebrail ne de atı
Dolanırız yedi katı
Görür suçu, kabahati
Nefsimize çatarız biz

Okuduk Levhi kalemi
işittik sırrı kelamı
Birleyip cümle alemi
Kem gözlere batarız biz

Bizde olmaz yalan, hile
Yoldur “Ele, bele, dile”
Ramazanı verip sele
Nefs orucu tutarız biz

Deruni bir korda yanar
Aşk içinde aşkı arar
Zahit bizi öldü sanar
Hakk ’a giden katarız biz…

Bu, Atatürk’ün bir emridir.

0

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’ta dır.
Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir.
Bakan, makamında çalışmaktadır.
Kapı çalınır.
Bakanın gür sesi: “Giriniz!”
Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler.
Konuklara yer gösterir ve zarfı açar.
Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu:
“Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı…”
Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur:
“Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum.
Uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) bu çocukların kaydını yaptırın…”

Bu, Atatürk’ün bir emridir.
Kesinlikle yerine getirilecektir.
Bakan Özmen, Orta öğretim Genel Müdürü’nü çağırtır ve şu direktifi verir:
“Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının Veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz.” der.

Bakanın emri yerine getirilmiştir.
Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyle:
“Muhterem Atatürk, Yaver bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.
Ancak,
Arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.
Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım.
Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum…”

Atatürk bu mektup üzerine,
Devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek:

“Bak. Senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı?” diyerek olayı anlatmış.
İnönü, Bakan’ı adına özür dilemiş. Atatürk:
“Yok!’ demiş özür dileme, çok memnun oldum.
Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse .”

Bu anı Yüksek Mimar H.Rahmi ÖZMEN’in amcası,
M.E.B. Bakanı Abidin ÖZMEN ve ATATÜRK arasında geçer.
Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan Bakanın yeğeni H.Rahmi ÖZMEN 15.08.1985 tarihli bir mektupla gazeteci yazar, Vahap Okay’a iletir. O da 15.09.1985 tarihli KOLAY İLAN adlı gazetesinde yayımlar. Bu kaynaktan alınmadır.

(Cumhuriyet 09.01.2002)

VATAN HAİNİ dediler selasını yarıda kestiler

0

DİNSİZ dediler cenazesini yıkamadılar
Yıl 1979’du.
Karadeniz’in şirin beldesi Fatsa’da belediye başkanı seçimi vardı.
Ankara seçimi iki kez ertelemiş ama engelleyememişti.
Sonunda Fatsalılar sandığa gitti.
Sandıktan bağımsız aday Fikri Sönmez çıktı..
Üstelik ezici bir oyla; 3096.
CHP, Adalet Partisi, MHP ve MSP’nin oylarını toplasan Sönmez’e yetişemiyordu.
Artık Fatsa’nın yeni başkanı Fikri Sönmez’di.
Mesleği terzi olduğu için kendisine “Terzi Fikri” derlerdi.
Sosyalist bir insandı.

Terzi Fikri göreve gelir gelmez Fatsa’da halk örgütleri kurdu.
Halkın direkt yönetime katılmasını sağladı..
En önemli sorun çamurdu.
Halkla birlikte bir haftada Fatsa’nın tüm çamurlu yolları yenilendi.
Özellikle fındık üreticilerin sorunlarıyla ilgilendi.
Aracıların, komisyoncuların önünü kesti.
Kooperatifleşme çalışmaları yaptı.
Karaborsacıların üzerine gitti.
İlçede ekmek fiyatını fırıncılarla masaya oturan halk örgütleri ortak belirledi.
Ulaşımı ve suyu ucuzlattı.
Terzi Fikri kısa bir sürede Fatsa’da sosyalist bir düzen kurdu.
Yapılanlar karşısında ilçenin CHP, Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi temsilcileri de yönetime tam destek verdi.

Ancak Ankara Fatsa’da yapılanlardan rahatsız oldu.
Aylarca Fatsa aleyhine haberler yapıldı.
Başbakan Süleyman Demirel ve Hürriyet Gazetesi’nin başyazarı Oktay Ekşi Fatsa’yı hedef gösterdi.
“Burada halk mutlu, sorun yok” diyen Fatsa kaymakamı görevden alındı.
Gazeteler hemen hergün Fatsa’yı kötüledi.
Manşetler şöyleydi.
“Komünistler Fatsa’yı ele geçirdi..”
“Devlet Fatsa’da yok..”
“Dinsizler dini yasakladı..”
“Halk mahkemeleri kuruldu.”
Fatsa resmen askere hedef gösteriliyordu.

Tarih 12 Temmuz 1980’di.
Türk Silahlı Kuvvetleri Fatsa’ya nokta operasyonu yaptı.
İlçede asker ve sağ görüşlüler birlikte cadı avı başlattı.
Başta Belediye Başkanı Terzi Fikri olmak ùzere yüzlerce insan tutuklandı.
Ertesi gün Genelkurmay Başkanı Kenan Evren şu açıklamayı yaptı.
“Fatsa’da taş taş üstüne bırakmadık, netekim.”

Halkın oylarıyla seçilen Terzi Fikri ve yüzlerce Fatsalı anayasal düzeni silah zoruyla yıkmak iddiasıyla yargılandı.
Cezaevinde ağır işkence gördüler..
Tarih 4 Mayıs 1985’di.
Bundan 40 yıl önce.
Terzi Fikri’nin yorgun kalbi yenik düştü..
Cezaevinde vefat etti.
Cenazesi sorun oldu.
Önce “Dinsiz bu” dediler, cenazesini yıkamadılar.
Sonra “Vatan haini bu” dediler, selasını yarıda kestiler.
Namazı bile kılmak istemediler.
Sonunda apar topar namaz kılıp gömdüler.

Terzi Fikri’nin eşi Nurten Sönmez yıllarca içten içe ağladı.
Sessiz gözyaşlarının nedeni sadece eşini kaybetmesi değildi.
Cenaze töreninde yapılanlardı.
Yıllar sonra söylediği şu sözler hiç unutulmadı.
Bir röportajda şöyle demişti Nurten Sönmez:

“Yusuf’u 2.5 ay tuttular içeride. Naci ise 2.5 yıl kaldı. Fikri için hep ‘Bir gün dönecek’ diyordum. Ancak yıllar geçtikçe umutlarım tükeniyordu. Cezaevine ziyaretine gittiğimde bana, ‘Ben ne yaptım ise halkım için yaptım’ diyordu. En son ziyaretine, ölümünden bir ay önce gitmiştik. Çok zayıflamıştı. 5 Mayıs’ta da ölüm haberi geldi. Selâ okunurken birden yarıda kesildi. Sonra öğrendik ki yetkililer, ‘Bu Müslüman değildi. Komünistti. Cenazesi yıkanmaz, selâsı okunmaz, namazı kılınmaz’ diye toplantı yapıp karar almışlar. Bu benim içimi çok acıttı. Çünkü Fikri, namaz kılar, oruç tutardı. Fikri’nin babası yaşananlara çok üzülüyordu. Akşamları onu pencerede beklerdim. Tek katlı evimizin camları saldırıya karşı saçlarla kapatılmıştı. İki kez silahlı saldırı olmuştu evimize. Bir keresinde vurdular da Fikri’yi. Sadece solculuk da değildi onunki, halkıyla kaynaşan bir insandı. Herkesle çok iyi ilişkiler kurardı. Hâlâ birkaç kişi var yaşlılar otururuz sohbet ederiz herkes Fikri’den övgüyle bahseder. Meşhur fındık konuşmaları herkesin dilinde.”

Ve Kenan Evren’in sözleri:

“Orada Terzi Fikri diye biri çıkmış ‘Devlet benim’ diyor. Komite kurmuş. Fatsa’yı o komite yönetiyor. Ne yapılıp yapılmayacağını halk karar veriyor. Buna göz yumamazdık. Göz yumsak, izin versek daha nice Fatsalar çıkardı”..
RUHU ŞAD YILDIZLAR YOLDAŞI OLSUN
Nejat Gölbaşı 

Weniger anzeigen

Ey benim sultanım, ey benim şahım.

0

Ey benim sultanım, ey benim şahım.
Alnın kıblegâhtır, varlığın mabed.
Gündüz güneşimsin, geceler mahım
Canın Kâbe, gözün Hacer-ul Esved.

Sen benim sultanım, tac-ı serimsin
Cismimde takatim, gözde ferimsin.
Rah-ı Hakikatta güzel pirimsin
İkrârım sanadır, ezel u ebed.

Şah-ı Velayet’sin yetiş carıma
Nazar eyle benim ah u zarıma.
Derd-i derunuma, yaralarıma
Meded senden olur, ya Ali meded.

Velayet Aytan