Pazar, Nisan 5, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 106

Biz bu aşkın belasına, nimet-i hakk demişiz

0

Biz bu aşkın belasına, nimet-i hakk demişiz
Biz yanarız nâr-ı aşka, cennet-i âlâ nedir?
Âşık olmak için cennette, ol buğday(ı) yemişiz?
Sorun hele bir softaya Mecnun’u Leyla nedir?

Cennetin derd-i belasın Hazreti Âdem bilir
Cavidan-ı kâmil anlar ya cahil nerden bilir
Murtaza’nın kim olduğun miraca giden bilir
Ben bugün doğdum bugün varım ya kalubela nedir?

Kaşlarında okumuşum sidretü’l müntehâ’yı
Gözlerinde yazılıdır yasini ve tâhâyı
Doğdu Âdem nida etti çağırdı ki ya ahi
Havva’yı ruyu zemindir bilmem bu bela nedir?

Gel ey zahit ver benim şu gıyasımın cevabın
Pençe-i ruhu âlâda kim giydi Ali libasın
Azm-i Küfe olmak her cana kolaydır bil hunin
Sorarım bir softaya Hüseyin kim Kerbela nedir?

Ben nice alim görmüşüm kalemine hakk diyor
Nice arifân seyrettim benden gayrı yok diyor
Sorun hele Nesimi’ye neden “en-el hakk” diyor
Neden yüzdüler derisin bu zalim bela nedir?

Ali boşa okumadı “la feta” suresini
Bir kağıt yaprağı sanma o sureti yasini
Ahmak sofu diz çöker de okuyup İhlas’ını
Secde etmez çölü dilara Mecnun'(u) Leyla nedir?

Ey Mahzuni Mustafa’nın sırr-ı sübhan olduğun
Bilemezsin bu dünyaya şekil şekil geldiğin
Vallahi ben gibi yüz bin olsa bil(e)mez (Âşıkların) bildiğin
Sorun bir gün en-el hakk nedir sübhayı alâ nedir?

Çekip bizi bu dergaha

0

Çekip bizi bu dergaha
Getirenin demine hu
İki gönül dirliğine
Yetirenin demine hu

Kudretten giymiş donunu
Hunkara donmus yönünü
Kalbinde kudret kinini
Sildirenin demine hu

Budur Hatayi demeyi
Zay olmaz mümin emeği
Geldi kırkların yemeği
Yedirenin demine hu

İLİM İRFAN DİYOR ULUMUZ

0

Gördük ‘marifet’i, ‘tarikat’ ile
Hünkârdan öğütler aldık da geldik
Erdik ‘şeriat’a, ‘hakikat’ ile
İlim deryasına daldık da geldik

Pir Hacı Bektaş’ım bir ulu katta
Yazmış ahvalleri, has ‘Makalat’ta
Vücuda can veren damardan tut da
Yüreğimize dek dolduk da geldik

Dört Kapı Kırk Makam; rehber eyledik
Münafığa ne şah ne de bey dedik
Ehlibeyt aşkıyla deyiş söyledik
Muhabbet sazını çaldık da geldik

Her dem ilim irfan diyor ulumuz
Gerçekler demine, çıkar yolumuz
Haraca harama gitmez elimiz
Merdan otağında kaldık da geldik

Yoluna itikat, vardır imanda
Ariften feyz aldık, biz her limanda
Savrulduk yabana, kimi zaman da
Susuz çiçek gibi solduk da geldik

Nadan kalesinde sur delik deşik
Ne kapısı kalmış ne de bir eşik
İnsan-ı kamile nur olan ışık
Özümüzü Hak’ta bulduk da geldik

Kör kuyuya attık kibri, övgüyü
Başlara taç ettik, türlü bilgiyi
Barış için tüm cihana sevgiyi
Güvercin gönünde saldık da geldik

Karanlık ateşin sinsi külüne
Sevgi suyu serptik, nefret çölüne
Işık saçan her bir kültür gölüne
İlmin mayasını çaldık da geldik

Hürdemi Kırk Makam, Dört Kapısında
Hoşgörüyü bulduk, her cephesinde
Aydınlık ellerle yoz tepesinde
Ayrık otlarını yolduk da geldik

Hürdemi Nevzat

AABF ‘Devletin Alevisi’ mi oldu!?

0

Ali Rıza Özdemir
ALMANYA’DA NE OLDU?

Stratejik aklı ve kurumsallaşmış yapısı olan hiçbir devlet, egemenliği altındaki etnik ve dini grupları kendi haline, başıboş bırakmaz. Dini, kültürel ve etnik farklılıkları devletin milli menfaatleri doğrultusunda kontrol altında tutup birlik içinde yaşama eğilimi taşır. Devletler açısından baktığımızda bu tutum, gayet anlaşılır ve makul bir davranış biçimidir. Özellikle göçle gelen dini, etnik ve kültürel grupların kontrol altında tutulması ve marjinalize olmaması için Avrupa’nın birçok ülkesinde devlet eliyle çalışmalar yapıldığı malumdur. Ülkemizden yapılan işçi göçleriyle Avrupa ülkelerine yerleşen Aleviler de bu çalışmaların kapsamına alınmıştır.

10 Aralık 2020 tarihinde Almanya’nın Nordrhein Wesfallen Eyalet Parlamentosu’nda alınan bir kararla, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) “Körperschaft des Öffentlichen Rechts” yani “Kamu Tüzel Kişilik Statüsü” verildi. 11 Aralık 2020’de Resmi Gazete’de yayımlanan karar, 12 Aralık 2020 tarihinden itibaren resmen yürürlüğe girmiş oldu. Kararı alan eyalet, Almanya’nın 16 eyaletinden (Länder) nüfus bakımından en büyüğü; Almanya nüfusunun %20’den fazlası bu eyalette yaşıyor.

“30 yıllık mücadele sonucunda” “Aleviliği kendine özgü bir inanç” olarak kabul ettirdiklerini söyleyen AABF Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu kararın ne anlama geldiğini şöyle özetledi:

“* Kiliselerin sahip olduğu tüm anayasal haklara ve yetkilere sahip olduk.

  • Bir inanç ve kamu kurumu olarak devletle eşit göz hizasında olacağız.
  • Devletin bir partneri statüsünde olacağız.
  • Özerkliğimiz ve bağımsızlığımız daha güçlü olacak.
  • Kendi iç hukukumuz olabilecek, kendi kamulaştırma yetkimizi kullanabileceğiz.
  • Vergi, harç gibi konuları ilgilendiren ayrıcalıklardan faydalanacağız.
  • Ekonomik destek fonlarından faydalanabileceğiz.
  • Siyaset kurumları içerisinde söz hakkımız gibi birçok hak ve yetkiye sahip olacağız.”[i]
    KARAR NE ANLAMA GELİYOR?

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Aslında kararın ne anlama geldiğini anlamak için dâhi olmaya gerek yok. Almanya, kendi Aleviliğini inşa ediyor. Özellikle AABF’nin “Devletin bir partneri statüsünde” olacağı yönündeki ifade bunun ilanı gibi. AABF, üye sayısı göre vergiden pay alacak, devlet tarafından finanse edilecek, devlet denetiminde yetiştirilen din adamları ve kimi AABF çalışanları devlet memuru statüsüne alınacak.

Bazı çevreler, geçmişten beri Türkiye’de devletle işbirliği içinde Alevilerin sorunlarını çözmek isteyen çevreleri “devletin Alevisi” olarak yaftalıyordu. Bunlardan biri de AABK (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu) Sekreteri Erdal Kılıçkaya.[ii] Yani bu mantıkla AABF, Alman devletinin Alevisi oluyor!? Türkiye’de devletle işbirliği içinde Alevilerin hakkını talep etmenin kötü, Almanya’da iyi olduğu anlamına geliyor!? Söylenenler ve uygulananlar trajikomik bir durumun açık ifadesi!
KARARI KİMLER KUTLADI?

Almanya’nın Nordrhein Wesfallen Eyalet Parlamentosu’nda alınan kararı birçok kişi kutladı. Bunların başında HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar geliyor. Sancar, gönderdiği mesajda, “Kendi yurdunda sistematik olarak işsiz, topraksız ve yoksul bırakılan Aleviler, iş ve aş için gittikleri Almanya’da değerlerine sahip çıkarak, büyük fedakârlıklarla oluşturdukları örgütler aracılığıyla bu tarihi kazanımı elde etmiştir. Bu kazanım, Türkiye’nin inkârcı politikalarından vazgeçmesi için önemli bir emsal ve imkân olarak değerlendirilmelidir” dedi.[iii]

Kutlama mesajlarından biri de Ali’sizleri himayesiyle bilinen Veliyettin H. Ulusoy’dan geldi. Daha önce Alevi erkannamelerini fütursuzca değiştiren, Alevilerden bir siyasi partiye açıkça oy isteyen ve işi Cumhuriyet’le hesaplaşmaya kadar vardıran Ulusoy[iv], AABF’nin kazandığı bu yeni statüden dolayı memnuniyetini dile getirdi.[v]

Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan da gelişmeleri destekleyen bir açıklama yaptı. Açıklamada bu başarı, İzzettin Doğan’ın çalışmalarının bir sonucu olarak yorumlandı.[vi]
DÜNYA TARİHİNDE BİL İLK Mİ?

Hüseyin Mat, kararı açıklarken “Dünya tarihinde bir ilk” manşetini kullanmayı tercih etti. Oysa bu manşet, tarihi de dünyayı da bilmemektir. Yahut AABF’ye bilerek olağanüstü bir rol yüklemektir.

Birincisi tarihte bu ilk değil. Şah İsmail, adı Kızılbaş olan bir devlet (Devlet-i Kızılbaş) kurmuş, ülkesini Kızılbaş beylerinin emrine pay etmişti. Yeniçeriler de Osmanlı’nın başkentinde devlet gibiydi. Sultanları değiştirecek güce sahipti. İkincisi modern tarihte de bu ilk değil. Daha önce Avusturya Alevi Toplumu (ALEVİ) yukarıda sayılan bütün kazanımları elde etmişti.

Aslında bu durum, Hüseyin Mat’ın Alevi toplumuna doğruyu söylemesinin ilk örneği değildi. Daha önce de bazı çarpıtmalar yapılmış ve bu hususlar haberlere konu olmuştu.[vii]

/>

“TÜRK-İSLAM SENTEZİ” ÜZERİNDE MEYDAN OKUMA

AABF Başkanı Hüseyin Mat, Nordrhein Wesfallen Eyalet Parlamentosu’nda alınan bu kararı, açıklamalarında Türk-İslam senteziyle rövanşa dönüştürdü. Onun, kendi sosyal medya hesabında yaptığı iki ayrı paylaşımda şu cümleler var: “… bu hak talebimizin gerçekleşmesi, yüzyıllardır bizi inkâr eden, asimile etmeye çalışan, ötekileştiren, Türk-İslam sentezine verilen en anlamlı cevaptır.”<a href=[viii] “Bu kazanımlar karşında şaşkına döne, Türk İslam Sentezciler Alevi gerçeğini kabullenmek ve yüzleşmek yerine, ard arda komplo teoriler üretiyorlar. (…) Türk-İslam Sentezine dayalı resmi ideolojiye karşı dün diz çökmedik, bugün de diz çökmeyeceğiz… Yalanlarınız, iftiralarınız ve komplo teorilerinizde boğulacaksınız.”[ix]
AABF NEREDE DURUYOR?

Hüseyin Mat’ın Türk ve İslam kelimelerine mesafeli durması elbette tesadüf değil ve bunun bir arka planı var.

Öncelikle Almanya’da AABF içindeki en azından bir kesimin etnik ayrılıkçılığa eklemlenmiş kimi oluşumlarla dayanışma içinde olması. Bu durum açık kaynaklara yansımış durumda.[x] Yine AABF içinde bazı kesimlerin Ali’siz Aleviliği savunduğu biliniyor.[xi] Nihayet AABF’nin bağlı olduğu AABK’nın, 8-9 Şubat 2020 tarihlerinde Viyana’da düzenlediği 1. Alevi Kurultayında, PKK’ya selam durulmuş, Ali’siz Aleviliğin yolları döşenmişti.[xii]

Ne yazık ki, AABF’nin de dâhil olduğu AABK her alanda Türkiye düşmanı bir cephede yer almaktadır. Erdal Kılıçkaya, AABK 2. Başkanı olduğu dönemde bir ekiple birlikte Ermenistan’daki sözde soykırım anıtını ziyaret etmiş, soykırım yalancıları arasında yerini almış, ziyaretçi defterine taziye mesajı yazmış ve saygı duruşunda bulunmuştu

<img decoding=[i] https://www.facebook.com/photo?fbid=2734918020090625&set=a.1487427051506401, (AABF Başkanı Hüseyin Mat facebook hesabı).

[ii] “Sözde Alevi kanaat önderleriyle rant hesapları güderek, kendilerince bir çözüme ulaşılabileceği zannediliyor. Alevilerin iradesinin teslim alınabileceği sanılıyor. Bu teslimiyet politikasi Devletin Alevisi olarak yaşamak için çırpınanlar üzerinden yapılmak isteniyor. “https://www.facebook.com/599780323425084/photos/a.834807826588998/3230967386973018/, AABK Sekreteri Erdal Kılıçkaya’nın sosyal medya hesabı.

[iii] https://www.facebook.com/photo?fbid=2735618973353863&set=a.1487427051506401, (AABF Başkanı Hüseyin Mat facebook hesabı).

[iv] https://www.veryansintv.com/ataturkun-yanindan-ocalanin-emrine-veliyettin-efendi-nereye-kosuyor

[v] https://www.facebook.com/photo?fbid=2737215336527560&set=a.1487427051506401 (AABF Başkanı Hüseyin Mat facebook hesabı).

[vi] https://www.tum-haberler.com/haber/prof-dr-izzettin-dogan-avrupada-yasayan-tum-alevi-canlara-hayirli-olsun-2802?fbclid=IwAR139zMR3TLIzUKmUlqsvLQkm-DQFm00sQOVdmLdw5vTu1ivKFDwl7MgW_s

[vii] http://www.yolhaberkurulusu.com/alevileri-nereye-kadar-kandiracaksin-huseyin-mat/

[viii] https://www.facebook.com/photo?fbid=2734918020090625&set=a.1487427051506401, (AABF Başkanı Hüseyin Mat facebook hesabı).

[ix] https://www.facebook.com/photo?fbid=2738990619683365&set=a.1487427051506401, (AABF Başkanı Hüseyin Mat facebook hesabı).

[x] Enes Bayraklı, Hasan Basri Yalçın, Murat Yeşiltaş (Ed.), Avrupa’da PKK Yapılanması, SETA Yayınları, İstanbul 2019, s.46 vd.

[xi] Enes Bayraklı, Hasan Basri Yalçın, Murat Yeşiltaş (Ed.), Avrupa’da PKK Yapılanması, SETA Yayınları, İstanbul 2019, s.46 vd.

[xii] https://www.veryansintv.com/avrupada-alevilik-nereye-gidiyor-peki-turkiye-ne-yapiyor

[xiii] https://www.facebook.com/profile.php?id=813883863&sk=photos_all

Alıntı https://www.veryansintv.com/yazar/ali-riza-ozdemir/kose-yazisi/aabf-devletin-alevisi-mi-oldu

Devletin Alevisi – Sistemin Alevisi?”

0

“Devletin Alevisi – Sistemin Alevisi?” 2’56” [16.08.2025] | @ismailenginhd

tarihsel hafızada “devlet Aleviliği” diye tanımlanan model, ruhaniyeti kamusal itaate indirgiyor. o modelde inanç, denetlenebilir bir protokol; ritüel, sadece takvimsel bir görünürlük. buna itiraz, elbette meşru.

ve lakin, sembolik itiraz olarak değer taşırken; söylemin içeriği ile bağlamı arasında ciddi bir gerilime işaret ediyor. zira, bir belediye kürsüsünden, devletin mikrofonundan, devletin binasında[n] yankılanıyor.

sormalıyız: Belediye nedir? bir halk evi mi? yerel yönetim mi sadece? hayır. Belediye, devletin yerel aynası, devlet aygıtının mahalli uzantısı.

ve o itiraz, devletin bir başka formuna sığınarak yapıldığında, direniş değil, dönüşümün bizatihi maskesi:

NAZIM’I ANLATMAK

0

Nice fırtınalardan ölümlerden sonra, Alanlara özgürlüğün adını, İşçi tulumuyla yazmak gibi bir şey, Nazım’ı anlatmak.
Denizin dibindeki alabalığın
Yüzgeçlerine takılmak gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.
Özgürlüğe kulaç atmak,

Kara parçalarının gözükmediği
Denizin ortasından,
Umutlarını avuçlarına alıp,
Şafak sökmeden önce karaya ulaşmak ve
1961 yazı ortalarındaki
Küba’nın resmini Çizmek gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.

Hiroşima’da önce saçları yanan
Kız çocuğunun sonra bedeni yanarken,
Şeker yemeyi düşlediği gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.

Sabahları aç susuz kalkıp,
Bitkinlikten dal gibi titreşen,
Çocukların gözlerine mutluluğu
Çizmek gibi bir şey, Nazım’ı anlatmak.

Emek katlolurken sokaklarda,
Bedenin dayanılmaz acılar
Sardığında,
Ölüm çığlıkları altında,
Haklılığını haykırmak gibi bir şey,
Nazım’ı anlatmak.

Nice fırtınalardan ölümlerden sonra,
Alanlara özgürlüğün adını,
İşçi tulumuyla yazmak gibi bir şey,
Nazım’ı anlatmak.

Sevdalını sararken dudaklarının,
Dudaklarında alevlendiği gibi,
Yüreğinde vatan hasretiyle yanmak,
Bursa mahpushanesinden,
Bir özgürlük güvercini uçurtmak
Gökyüzünün mavisine,

Ve martıların kanatlarından almak
Denizin kokusunu,
Kül rengi bulutların üstünden
Güneş toplamak gibi bir şey,
Nazım’ı anlatmak.

Zulüm boy verirken bedeninde
Gözlerindeki karanlığa Bir kibrit çakmak,
Ülkemi soyup soğana çeviren
Göbekleri yağ bağlamış
Tekelci sermayenin ipini çekmek,

Ve onların kapı köpekliğini
Yapanların yuvasına
Bir çomak sokmak,
Gibi bir şey, Nazım’ı anlatmak.

Kurtuluş savaşında destan yazmak,
Kağnı tekerleklerinin altında Toprak olmak,

Gelecek güneşli günler için
Sevdaları rüzgara salmak,
Uçsuz bucaksız bir ovada
Özgürlüğe koşarcasına,
Rüzgarla yarışan
Başı boş atlara dizgin Vurmak gibi-
Bir şey Nazım’ı anlatmak

Ne kadar dizgin vurmaya çalışsanız da
Asla semer vuramazsınız sırtına,
Ne Amerika’nın yeşil dolarlarıyla
Kandırabilirsiniz,
Ne de hücre duvarlarıyla korkutabilirsiniz,

O sevda ve şiir koşusunun
En uzun kilometresini koştu ülkemde.
hala en önde Koşuyor.
özgürlük, hürriyet, sevda Yarışında

Karadeniz gibiydi onun sevdası
Bir sahilden diğer sahilleri
Kucaklıyordu dalga dalga, Sevda sevda

Yanarken vatan hasretiyle Yüreği.
Şiir şiir, türkü türkü
Sarıyordu ta uzak yerlerden
Kucaklayarak ülkemi.
Hürriyet aşkıyla.
Kayın ormanlarının rüzgarlarıyla
Salıyordu sevdasını.

Kaleminden dökülürken dizeleri
Gözyaşları gibi beyaz kağıtlar Üstüne,
Bir yanda vatan,
bir yanda Mehmet’in hasretiyle,
Yanıp tutuşan bir yürek Gibi bir şey,
Nazım’ı anlatmak.

Memleketinden ve Mehmet’inden
Çok uzaklarda hürriyet ve Özgürlük adına
ölmek gibi Bir şey Nazım’ı anlatmak………………

Nazım hikmetin RAN ın 80 inci doğum günü
İzmir Foça 1982
Sair Abdullah Oral

Gönül sarayına sevgi harcını

0

Gönül sarayına sevgi harcını
Karmasını Hacıbektaş öğretti
İlmek ilmek medeniyet hurcunu
Örmesini Hacıbektaş öğretti

Hünkarın yolunda gidersek eğer
Üstümüze ilmin yağmuru yağar
Kadınlara önem onlara değer
Vermesini Hacıbektaş öğretti

Anlayanca hürriyetin farkını
Onun için derin kazdık arkını
Kin ile nefretin paslı çarkını
Kırmasını Hacıbektaş öğretti

Bu millete eşit diye hür diye
Bölenlere cahil diye kör diye
Cümlesini kucaklayıp yar diye
Sarmasını Hacıbektaş öğretti

Erken kalkan varır yolun sonuna
Bazen bin bir engel çıkar önüne
Benlikten arınıp dostun yanma
Varmasını Hacıbektaş öğretti

Aziz dostum kaçma, gel olalım cem
İkilik her zaman getirir elem
Aşkın yurasma ilahi bir em
Sürmesini Hacıbektaş öğretti

Gönülden bağlıyız o Ulu cana
Kadın ile erkek geldik yan yana
Erenlerin sofrasını meydana
Sermesini Hacıbektaş öğretti

Bir daha dönmemek için dünlere
Bilim kapısını açtık canlara
Böyle aydınlığa mutlu günlere
Ermesini Hacıbektaş öğretti

Kişi devam eyleyince okula
Kör düşünce hükmedemez akıla
Cumhuriyet kavuşunca şekle
Kurmasını Hacıbektaş öğretti

Neler yaptık Atatürk’ün gününde
İlkeleri çiçek açtı sonunda
Sadık dostun kapısının önünde
Durmasını Hacıbektaş öğretti

Türk milleti önder seçti Ata’yı
İmar ettik doğu ile batıyı
SİNEMİ’ ye hakikatten öteyi
Görmesini Hacıbektaş öğretti

LAİKLİĞİ İŞLEDİK

0

Hünkar Hacı Bektaş Veliden beri
Özümüze laikliği işledik
Kendimize rehber seçtik o piri
Sözümüze laikliği işledik

Bektaşilik ikiliğe son verdi
Aleviler canan için can verdi
İnsanlığa yol gösterip yön verdi
Hazımıza Laikliği işledik

Karşı çıkanlara şaşırdık kaldık
Gururla yaşadık şerefle öldük
Horasan’dan beri yürüdük geldik
İzimize laikliği işledik

Sevgi bahçesinde yeşerdik bittik
Ayrık otlarını yolduk yok ettik
Göniil yaylasında çok sürü güttük
Kuzumuza laikliği işledik

Kapımız açıktır kapalı değil
Elimiz kalemli sopalı değil
Mülkümüz engindir tepeli değil
Düzümüze laikliği işledik

Birlik fidanını diktik bu yurda
Hiç medet ummadık cahilde körde
Döşüne tel taktık koluna perde
Sazımıza laikliği işledik

Aşıklar taşımaz kini benliği
Hoşgörüde bulur zevki şenliği
Yırtılmaz sökülmez aşkın önlüğü
Bezimize laikliği işledik

Karanlığa ışık tutar dünümüz
İlim öğrenmekle geçti günümüz
Atatürk’ün ilkeleri konumuz
Tezimize laikliği işledik

Cehalete karşı tavır takınca
Ey SİNEMİ korkma yoktur sakınca
Cumhuriyet meşalesin yakınca
Közümüze laikliği işledik

HACI BEKTAŞ’I GÖRDÜM

0

Yorulmamı değer koşmamı değer
Yürüdükçe Hacı Bektaş’ı gördüm
Yüce dağ başına kar gibi yağar
Eridikçe Hacı Bektaş’ı gördüm

Ey erenler çoğa sayın azımı
Bilmem nedir bu davanın çözümü
Kendi benliğimi kendi özümü
Korudukça Hacı Bektaş’ı gördüm

Cevherinde incisinde taşında
Kudret lokmasında tatlı aşında
Bektaşi pirleri beni peşinde
Sürüdükçe Hacı Bektaş’ı gördüm

Hünkarın sohbeti hünkarın sesi
İrem bahçesinin lalesi süsü
Gönül yaylasını sevdanın sisi
Bürüdükçe Hacı Bektaş’ı gördüm

Yoktur arayanım gelip gidenim
Hanı ağlayanım feıyat edenim
Ölürsem kemiğim bütün bedenim
Çürüdükçe Hacı Bektaş’ı gördüm

SİNEMİ’ yim su bulunur destimde
Nice canlar oturdular postumda
Akan göz yaşlarım gülün üstünde
Kurudukça Hacı Bektaş’ı gördüm