Cuma, Nisan 3, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 101

Elâ gözlüm ben bu elden gidersem,

0

Elâ gözlüm ben bu elden gidersem,
Zülfü perişanım kal melül melül.
Kerem et, aklından çıkarma beni,
Ağla gözyaşını, sil melül melül.

Elvan çiçekleri takma başına,
Kudret kalemini çekme kaşına,
Beni ağlatırsan doyma yaşına,
Ağla göz yaşını, sil melül melül

Yeter ey sevdiğim sen seni düzet
Karaları bağla, beyazı çöz at
O nazik ellerin bir daha uzat
Ayrılık şerbetin ver melül melül

Karac’oğlan der ki ölüp ölünce
Bende güzel sevdim kendi halimce
Varıp gurbet ele vasıl olunca
Dostlardan haberim al melül melül

Alçakta yüksekte yatan erenler

0

Alçakta yüksekte yatan erenler
Yetişin imdada aldı dert beni
Başımı alıp hangi yere gideyim
Gittiğim yerlerde buldu dert beni

Oturup benimle ibadet kıldı
Yalan söyledi de yüzüme güldü
Yalın kılıç olup üstüme geldi
Çaldı bölük bölük böldü dert beni

Üstümüzden gelen boran kış gibi
Yavru şahin pençesinde kuş gibi
Seher çağı bir korkulu düş gibi
Çağırta çağırta aldı dert beni

Abdal Pir Sultan’ım gönlüm hastadır
Kimseye diyemem gönlüm yastadır
Bilmem deli oldu bilmem ustadır
Şöyle bir sevdaya saldı dert beni

Be yarenler be kardaşlar

0

Be yarenler be kardaşlar
Gör neyledi zaman bizi
Gözüm yaşını akıttı
Sel eyledi zaman bizi

Can nice ayrılır tenden
Ten nice ayrılır candan
Ayak ayak nerdübandan
İn eyledi zaman bizi

Gelin gidelim zecril’e
Can kurban olsun asile
Bir halden bilmez cahile
Kul eyledi zaman bizi

Kimi baydır kimi fakir
Yaradan Mevla’ya şükür
Ne akıl kodu ne fikir
Del-eyledi zaman bizi

Pir Sultan’ım döne döne
Dolu içtim kana kana
Şu yerde kim yana yana
Dul eyledi zaman bizi

Pir Sultan Abdal

Aşnamdan ayrıldım yamandır halım

0

Aşnamdan ayrıldım yamandır halım
Adettir aşıkın hali böyl’olur
Pir aklımı aldı çevirdi başım
Mecnun dedikleri böyl’olur

Murayi olanlar bir sırra ermez
Gögsünde iman olan aşıka kıymaz
Üstüne yaslanan kokuna doymaz
Firdevs-i âlânın gülü böyl’olur

Şu aşkın ateşi sinemi yaktı
Ah ile feryadım göklere çıktı
Gözlerimden yaş yerine kan aktı
Yaz bahar çayının seli böyl’olur

Göründü gözüme bu aşkın babı
Bülbül dalda sadâ verir harabı
Beni mest eyledi aşkın şarabı
Dost elinden gelen dolu böyl’oldur

Pir Sultan Abdal’ım yoldan dönmezem
Dünya ahret Piri elden koymazam
Muhanetin sofrasına sunmazam
Saadetli Sultan kulu böyl’olur

Derde tabip oldum tabibi buldum

0

Derde tabip oldum tabibi buldum
Sordum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki kendi derdi binden çok.

Dertli olan düşünmesin boşuna
Neler gelir kul olanın başına
Tecrübe eyledim hakkın işine
Her derdi kendine reva gören hak.

Demek ki günahım çok ne idi suçum
Derdiniz çok ise tabibe açın
Ehlibeyt’e gam yoldaş olduğu için
Aşık isen dertli sinen oda yak.

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabibler tabibi dertli olunca
Besbelli ki bu alemde dertsiz yok.

VELİM eydir işln ahu zar ise
Hak yardım eylesin işin zor ise
Danışmaya bir müşkülün var ise
Kerbela’da Şah Hüseyin Hür’e bak.
Aşık Veli

Mecnunum Leyla’mı gördüm

0

Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordu ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandımki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

Velim eydir ne hikmet iş
Uyumadım ki görem bir düş
Zülüfünü kement etmiş
Boğazıma taktı geçti
Aşık Veli

Nasip olur Amasya’ya varırsan

0

Nasip olur Amasya’ya varırsan
Giden sail selam getir pirimden
Hublar şahı Hamdullahı görürsen
Giden sail selam getir pirimden.

Hayali gönlümden çekerim ahı
Acep görür müyüm gül yüzlü şahı
Bunca aşıkların sırrı penahı
Giden sail selam getir pirimden.

Mecnun gibi bir sevda var başımda
Cihan sele gitti çeşmim yaşından
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Giden sail selam getir pirimden.

Sene 1244 de beyan
Kırkların ceminde görmüşem ayan
Mürsel göbeğinde taze bir civan
Giden sail selam getir pirimden.

VELİM eydür dost köyüne varınız
Balım Sultan olsun size kılavuz
Benim pirim Amasya’da yalınız
Giden sail selam getir pirimden.
Aşık Veli

Beni görüp yönün öte döndürme

0

Beni görüp yönün öte döndürme
Yine gitmez meylim sendedir sende
Yıkıp hilâl kaşlarını yere indirme
Günah sende değil bendedir bende

Şeker vardır dudağında dilinde
Arzumanım kaldı gonca gülünde
Sen bir padişâhsın hükmün elinde
Senin ile dâvam sendedir sende

Sensiz çıkıp yaylaları yaylamam
Engeller içinde sırrın söylemem
Çok günah işledim inkâr eylemem
İk’ellerim kızıl kandadır kanda

Nice beyler ile gezdim yoruldum
Kan bulanık aktım duruldum
Sencileyin çok güzele sarıldım
Dahi sevgin candadır canda

Pîr Sultan Abdal’ım böyle deyiptir
Âşıklar güzeli sevegeliptir
Bir güzel sevmeyle kanlı m’oluptur
Kellem terkidedir yandadır yanda

Gafil kaldır şu gönlünden gümanı,

0

Gafil kaldır şu gönlünden gümanı,
Bu mülkün sahibi Ali değil mi?
Yaratmıştır on sekiz bin alemi,
Rızıkların veren Ali değil mi?

Gelin vazgeçelim biz bu gümandan,
Vallahi çıkarız dinden imandan.
Şefaat umarız on’ki imamdan,
Onların atası Ali değil mi?

Yaratıldı Mülcem ol oldu düşman,
Kast etdi Ali’ye oldu peşiman.
Kangı kitapta var ol Ömer Osman,
Kur’an’da okunan Ali değil mi?

Bin bir adı vardır, bir adı Hızır,
Her nerde çağırsan orada hazır.
Ali’m Padişahtır, Muhammet vezir,
Bu fermanı yazan Ali değil mi?

Öksüz Kul Himmet‘im, ben bir fukara,
Acep bulunur mu derdime çare?
Yüzü kara, nasıl varam huzura?
Divanda oturan Ali değil mi?

On birinin onu yalana çıktı

0

Çıkarcı düşmanlar tarih yazıyor,
Husumeti, kini yalana çıktı.
Asan, kesen kıvırarak geziyor,
Kılıcıyla kını yalana çıktı.

Tereciye tere yer mi tereci,
Bozacı şahidi, malum şıracı.
İnsanlar olunca dalaveracı,
Normal şeytan çini yalana çıktı.

Hile hurda sarar binlik makara,
Kırk fener yak, karanlıkta hak ara.
İşler dönüp dayanınca çıkara,
Dindarların dini yalana çıktı.

Çok dinledik biz bu şarkı faslını,
Geç öğrendik dönen işin uslünü.
Sorduk, soruşturduk işin aslını,
Anlaşıldı: konu yalana çıktı

Ustaoğlu der ki: “Merhamet edin,
Dut ağacı diye satıldı ladin.
Verilen sözlerin sağlam vaadin,
On birinin onu yalana çıktı.”

Âşık HARUN USTAOĞLU

Atatürk’ü diyanet neden ansın?

0

Burada öfkeyle yazıyorum!
Bu kadar ahmaklık karşısında öfkeyi bastırmak mümkün değil!
Her milli bayramda aynı sitem:
“Diyanet neden Atatürk’ü anmadı?”
“Neden Anıtkabir’e gitmedi?”
“Neden adını söylemedi?”
Elbette anmayacak!
Elbette gitmeyecek!
Elbette sevmeyecek!
Çünkü Diyanet, Atatürk’ün kökünden yıktığı zihniyetin kurumsallaşmış halidir.
Hilafetin, şeriatın, dogmaların bugünkü devamıdır.
Atatürk, devrimlerini hilafete, şeriata, dogmaya karşı yaptı.
Şimdi hangi akılla, hangi körlükle bu kurumlardan Atatürk sevgisi bekleniyor?
İslamcı Atatürk’ü sever mi?
Sevemez!
Şeriatçı Atatürk’ü sahiplenir mi?
Sahiplenemez!
Çünkü Atatürk, onların bütün dogmalarını reddeden, Türk milletini kulluktan kurtarıp özgür birey yapan bir devrimcidir.
Diyanet’ten Atatürk sevgisi beklemek, Atatürk’ü zorla İslamcıya sevdirmeye kalkmaktır.
Bu, Atatürk’ün devrimlerinin özünü inkâr etmek, halkı kandırmak, Atatürk’ü “İslamcılaştırarak” yok etmek demektir.
Diyanet’in Kuruluş Amacı Neydi?
Atatürk, Diyanet’i daha dindar bir toplum yaratmak için değil, dini denetim altına almak, hurafeleri kontrol etmek ve halkın dini kendi diliyle anlamasını sağlamak için kurdu.
Kur’an’ı Türkçeleştirdi, halkın bizzat okuyup anlamasını sağladı.
Din adamlarını Türkçe konuşturtarak, halkın kandırılmasını engelledi.
Halkın kendi gözleriyle görmesini ve sorgulamasını sağladı; zamanla dinin boyunduruğundan kopacak bir toplum hedefledi.
Atatürk’ün sözleri açıktır:
“Biz, her görüş açısından medenî insan olmalıyız…
Âhiren Kur’ân’ın tercüme edilmesini emrettim…
Halk, tekerrür etmekte olan bir şeyin mevcut olduğuna ve din ricâlinin derdinin ancak kendi karınlarını doyurup başka bir işleri olmadığını bilsinler.”
Hilafete ve Saltanata Son Verdi
Saltanatı kaldırdı, hilafeti tarihe gömdü.
Siyasal iktidarı ilahi otoriteye dayandırma anlayışına karşı en büyük devrim.
Şeriat Hukukuna Karşı Laik Hukuk Getirdi
Medeni Kanun ile şeriat hukukunu tasfiye etti.
Çok eşlilik yasaklandı, kadın ve erkek eşit yurttaş statüsü kazandı.
Aile düzeni modern hukukun temeline oturtuldu.
Dinî Dogmalara Karşı Akıl ve Bilim
“Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım Bilim ve akıldır.”
Dogmalara karşı yapılan devrimlerin özü budur.
Eğitim ve Kültürde Aydınlanma
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimi laikleştirdi, medreseleri kapattı.
Halkı bilimsel bilgiyle donattı, hurafelerden kurtardı.
Tarikatlara ve Hurafelere Karşı Toplumsal Aydınlanma
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz.
En hakiki tarikat, uygarlık tarikatıdır.”
Halkı tarikatların sahte otoritesinden kurtardı, özgür bireyler yarattı.
Atatürk’ün Mücadelesi
Hilafete karşı ulusal egemenlik
Şeriata karşı laik hukuk
Dogmalara karşı akıl ve bilim
Tarikatlara karşı özgür birey
Kulluk anlayışına karşı yurttaşlık
Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti sizden aklî hür, fikrî hür, vicdanî hür nesiller ister.”
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedi.
Atatürk’ü “İslamcıya sevdirme” çabası, en büyük tarihsel yanılgı ve ihanettir.
Bu düpedüz ahmaklıktır.
Bu ahmaklığa son verilmelidir.
Hasan Hoslar